Üstüm başım hazan..
En sevdiğin rengi örttüm üzerime..
Siyaha boyadım tüm yolları..
Bir ağıt yankılanıyor yeşil boyalı evimizden..
Mahşeri bir kalabalık..
Sanki bir arife sabahı..
Yok yok...Bir bayram sabahı..
Hani bir arife sabahında ölmeliydi ya bu adam..
Bayram sevinçlerine yetişmeliydi gözlerim..
İşte tam burada giymeliyim üzerime siyahı..
Bir kent sevecek
Çığlıkları karşı yakayı ağlatan bir kenti, titreyen kalbiyle sevecek
Bir kent geçecek
Notası kırık bir şarkının içe dokunuşu kadar ıslak bir kenti, gece yürüyüşüyle geçecek...
Bir kenti ölecek
Yorgun bir kentin son nefesini, usulca dillendirecek...
Ve bir kentte ölecek
Yakına hep uzak kalsa da gidişler, gökyüzüne bakıp boğulmayı dileyecek kimsesizler...
Ve kentlere aşina bir yüz, kentlerin kimsesizliğinde ölecek
Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü,
kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir. Hep, ama hep hatırlarız.
" ... soguk oldu bak yavas yavas hissettin mi /
damarlarina bak o morarmis zamanlar gibi /
hersey oldugu yerde kalmaz /
dunya aslinda hic farkinda olmaz /
... son düsler , bu , son sevişler... /
yaralarini sar kanatma artik kendini /
masallarimiz var yalanmis
ölümler gibi /
karanliklar ... "
...
Gelirsen pırıl pırıl bakışlarınla gelmelisin
ve mutluluğu asmalısın sol omzuna.
Bakışlarına kan dökmemelisin,
kinden, nefretten, her tür tuzaktan arınarak çıkmalısın yola.
Hayatı taşıyacak kadar yürekli olmalı küçük parmakların,
avuçlarının içiyse her dem ıslak olmalı.
Neye yormalı insan aklını? Kaç öfke kaç sukut kaç ihanet dillenebilirki bir lisanda? Ve bir hayal nasıl direnebilir bin gerçeğe? Akıl kıvranıyor düşlerin pençesinde... Delirmek geçiyor içimden yine... Bu kadar gevezeyken yersiz umutlar ve bu kadar barizken zifir rengi gerçekler sussam delirmiş olurmuyum? Sorular... Ah sorular... Kimin aklına çengel olabilirsiniz ki? Ve kimdir sizin muhatabınız?
Katran karası duvarlara çeviriyorum gözlerimi...
Sıcak ince siyah bir kan şeridi ısıtıyor bileklerimi...
Sıcak, kirli ve simsiyah...
Küstü, öldürdü kendini çocuk...
Mavi çürüdü...
Zamanı yiyip bitiriyor artık karanlık...
Karanlığın karnında yitirdim maviyi....
Yine soquk icime isLiyor, yavas yavas..
Soquk deiL asLnda beni etkiLeyen,
icimdeki sıkıntı beni yavas yavas sona qetiren..
Üsüyorum..
Boqazımda bir yumru; yutkunamıyorum..
Nefesim kesiLiyor..
O an, hayatLa öLüm arasındaki o cizqiye bakıyorum..
Sonra her seyden vazgeciyorum..
Yasamak da neymis diyorum bazen,
öLüm sonsuz bir mutLuLuk qibi qeLiyor..
Sonra sevdikLerimi ve sevenLerimi düsünüyorum,
vazgeciyorum..
Hayattan mı vazgeciyorum yoksa yasamayı mı seciyorum,
biLmiyorum...
Sonra "o" qeLiyor akLıma,
yine vazgeciyorum..
Keske onun yanında oLsam,
parmakLarımı sıcak tenine dokundursam diyorum..
Bazen sıcak qüLüsü qeLiyor akLıma,
nefesim kesiLiyor..
..
Bir kere, tek bir kere daha qörsem yeter diyorum...
Sesimi duyuramıyorum..
Sanki bosLuqa haykırıyorum;
sesim kuLakLarımda yankıLanıyor..
Bazen cevap veriyor bana:
"Dönmeyecek, artık bekLeme.!" diye..
Ben yine de ümit ediyorum:
"GeLecek.!" diyorum..
Sonra onun sesini duyuyorum:
"Vazgec!" diyor..
Yine de vazgecemiyorum,
bir türLü kabuLLenemiyorum yokLuqunu...
Sanki eLimi uzatsam,
dokunacakmısım qibi qeLiyor..
Sanki cok yakınmıs qibi, bir o kadar da uzak...
ELimi uzatıyorum ümitLe;
tutamıyorum..
Yüzünün aksini qörüyorum,
Tam eLimi uzatacakken kayboLuyor..
Nefesim kesiLiyor..
Sonra anLayamadıqım bir tebessüm beLiyor yüzümde;
Ve akLımın ucundaki ses:
"HaLa bir umudum var" diyor..
Yine kenetLiyor, eLimi, koLumu...
Karsı koyamıyorum....
nerede uçurumların
bir kayayım ben düşsem sarılacak dünya
ya bir düşüysem ötekinin
olsun
üşüyorum az kaldı
hazırla kendini dünya
bir oyundayım
hilesizliği seçiyorum bile bile
bile bile kayıyorum uçurumlarından...
bak simdi aramizda sessiz kaliyor
söylenecek bütün sözler...?!
bu geceye bir şarkı bir söz lazım
kalbime bir ışık bir yol lazım
gitmeye ...yürek lazım ...
gidemem ki ...
İşte gidiyorum...
Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü!
İşte gidiyorum,
Toprak alsın benim de bu hazin öykümü...
İşte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi,
Çukura kim indirecek?
İşte gidiyorum,
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek?
Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan kabardığında
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil!
Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına
Sonsuz bir mahşerin ortasında
Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum!
"Yine de, o, zaman kedisi / pençesi ensemde, üzünç kemiğimden / çekerken beni kendi göğüne, / bir kahkaha bölüyor dokusunu / düşler maketinin, / uyanıyorum küstah sözcüklerle: / Ey, iki adımlık yerküre / senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! "
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..