Hava alev, alev yanıyor
Kapalı, kelimenin tam manasıyla KAPALI
İğne atsan yere düşmez
Hava da, hava alacak tek bir santim yer yok!
Kendi nefesimizden bile rahatsız oluyoruz, durduğumuz yerde sıcaktan eriyoruz.
Saunadan beter, Fin hamamından kat be kat sıcaaak
İmdaaat! Boğuluyooooruzzz!...
Tribünler sırılsıklam, döktüğümüz ter yüzünden tepeden tırnağa ıslağız
Yağmur yağsa kuru kalırız.
Kartal sahaya çıkıyor
Yer gök Siyah-Beyaz
Takımımız sahaya çıktığı anda gözümüz hiçbir şey görmüyor.
Artık hava şartları geçersiz
Dünya yansa umurumuzda değil!
Ateşi, biz daha da körüklüyoruz
Aşkımız ortamı iki misli ısıtıyor
Tribünleri dolduran binlerce taraftar, sevgimiz ve var olan gücümüzle Beşiktaş diye bağırırken, boğucu havada mücadele eden takımımızın turu geçeceğine inancımız tam.
Ama sahada en az bizim kadar inanan, coşan, her şeyini ortaya koyan bir adam daha var
Quaresma; yüreğini öylesine ortaya koymuş oynuyor ki, sanırsın doğuştan Beşiktaşlı
Neredeyse, benim gibi nüfus kütüğünün Beşiktaş olduğuna inanacağım
Hani, bizim 7-8 Hasan Paşa fırınının ekmeğinden yemiş, Kamburun Bahçesinde çay içmiş, Turgut'un meyhanesinde kafa çekmiş, Kazanda maç seyretmiş
Abbas ağada, Şairler Parkında, Akaretler yokuşunda, Barbaros bulvarında, Deniz Müzesinde, Dolmabahçe Sarayında, Tuz babada gezmiş
Beşiktaş Vapurunu, Beşiktaş Camiini, Beşiktaş Dolmuşunu, Beşiktaş Çarşısını, Beşiktaş Pazarını, Beşiktaş Balık Pazarını, Beşiktaş Kilisesini, Beşiktaş Lisesini, Beşiktaş İlkokulunu, Beşiktaş Evlendirme Dairesini, Beşiktaş Belediyesini, Beşiktaş Plazalarını, Beşiktaş Kadırga Caddesini, biliyor, seviyor, sahipleniyor.
Quaresma, kırk yıllık Beşiktaşlı gibiydi Sahada gösterdiği performansın ötesinde, izleyenlere bambaşka bir şey gösterdi
Elini göğsünden içeri soktu, kalbini açtı
Yüreğini gösterdi.
Ben BEŞİKTAŞ için geldim,
Savaşmaya geldim,
Kanımı akıtmaya geldim Dedi.
İnanmayanlar için işte formam
Alın yüreğim
Alın sevgim
Alın ayaklarım
İşte golüm
Golünü attı
Hem de Trivella'sıyla
Gol attırdı
Rakibi attırdı
Her şeyim Beşiktaş Dedi
Daha ne desin
BEN BÖYLE YÜREK GÖRMEDİM
BÖYLE SEVGİ
Beşiktaş Pascal Nouma'dan sonra aradığı yeni sevgilisine nihayet kavuşmuş gözüküyor.
Biz onu zaten çok seviyorduk, önemli olan onun bizi sevmesiydi.
İnönü'de ilk golünü atınca, formasını öptü ve Kapalıya öyle büyük bir aşkla koştu ki
Demek istediği şey, elbette
"Bende sizi çok seviyorum" du
Benim Başkan'dan bir ricam olacak; lütfen Quaresma'nın ayaklarına kurşun döktürsün.
Kem gözler var maazallah!
İki sezon önce Denizli'ye şampiyonluk için uçarken söylemiştim bunu sana..
Öyle hikayeler anlatmıştın ki o gün bana, gülmekten uçağı düşürecektik.
Bir kere dünyanın en çok seyehat eden adamı olarak tarihe geçmelisin.
Hani bu gezegendeki 184 ülkenin 120 tanesini gören kaç kişi vardır acaba?
İşin garip tarafı, 120 ülkede görebildiğin tek şey, o ülkeye ait havaalanı ve kamp yapılan otel olsa da.
Dün gece Quaresma'nın golden sonra sana koşması, işlerin çok doğru gittiğinin göstergesiydi bana göre..
Çünkü yıllar önce Pascal Nouma'nın da her golden sonra koştuğu da sendin.
Dün gece Quaresma ile sarılırken sen, Alan Walsh'u düşündüm ben.
Attığı bir golden sonra o da sana koşmuş ama dayak yemişti ya hani.
Gordon Milne dönemi... Haftalardır gol atamayan Beşiktaş bir gol için aylarca beklerken, Süreyya kendi kendine verdiği bir sözün ızdarıbını yaşıyordu.
Kaçan gollerde kendinden geçmenin nedeni, o günlerde dünyaya gelen oğluna ilk golü atacak futbolcunun ismini vermek istemesiydi.
O dönem 22 günlük Kıbrıs kampında bulunan Karakartal hazırlık maçlarını gol atamadan geçiyor Süreyya Abi gün geçtikçe şişiyordu.
İstanbul'dan gelen telefonlar ise bu büyük adamım ızdırabını katlıyordu.
"SÜREYYA OĞLAN YÜRÜMEYE BAŞLAYACAK HALA ADI YOK"
Bundan sonrasını ise kendi ağzından dinleyelim.
"Mesela benim iki çocuğum dünyaya geldi, ben hep yurtdışındaydım. Onlar da hep olaylı oldu zaten. Kıbrıs'a gitmiştik, Gordon Hoca vardı. Eşim de o zaman hamileydi. Biz gittik, bir gün sonra doğum yaptı. Bizim de 22 gün orada kalmamız lazım. Ekol olsun diye Metin, Ali, Feyyaz 'dan birini koy dediler bana. Ben de hanımı aradım, çocuğun adını koymayın da maçlar başlayacak, ilk gol atanın ismini koyarız dedim. Sonra geldik İstanbul'a, aradan 15 gün daha geçti. Gol yok. Tam 1,5 ay oldu. Eşim sabırsızlanıyor tabii artık. Araya Milli Takım girdi, 15-20 gün de öyle bekledik. Sonra bu kez de İnönü'de Trabzonspor'la berabere kaldık. Diğer hafta Bursa'ya gittik, orada da berabere kaldık. Sonra geldik burada Karabükspor'la oynayacağız artık. Karabük de yeni çıkmıştı lige. Artık 5-6 olur diyoruz. Metin, Ali, Feyyaz hepsi atar diyoruz. Birinci devre özlenen golü attık. Herkes havalarda ben ise sus pus.
Çünkü o golün sahibi Walsh idi. İkinci devre oldu ama gol olmuyor. Son dakikalara geldik artık, Walsh girdi yine sol taraftan, Metin'le Feyyaz'a çıkarsa bom boş gol olacak. Bomboşlar, kimse yok. Kaleci zaten ayaklarını uzatmış. Orada yine kendi vurmaz mı kalecinin altından yine gol oldu. Herkes sevinçten çıldırıyor. Walsh gol sevincini benimle yaşamak için koşa koşa geldi ve boynuma sarıldı. Ben ise onu yumrukluyordum sinirimden.
Garibim azıcık Türkçesi ile `Neden Süreyya neden` diyordu bana...
Maç bitti 2-0, Hanımı aradım `Babamın ismini mi koyacaktık ne koyacaksak koyalım artık şu çocuğun ismini` dedim."
Bir keresinde de sürekli kulübede oturan bu Efsane'ye kötü giden maçta bir Beşiktaş taraftarı şöyle sitem etmişti.
"Ulan bıyıklı !!! 25 senedir her hafta maçlara geliyorum her hafta yedeksin, bir kerede çık oyna be kardeşim"
Robson De Souza...
Namıdeğer Robinho.
Transfer gündeminin içine eden adam.
Robson.
İnci dişli zenci kardeşim.
Her an her saniye her adımını izledik.
Bahis haraketlerini, borsa dalgalanmalarını.
Hatta gelirsen "Deprem olur diye", fay hatlarını bile takip ettik.
Artçı şoklar yaratıp Kanarya'da devrede dediler.
Tüm bestelerin hazırken, bize Türkülerimizi söyletmediler.
Her sabah kartal olup geldin mi diye açarken gözlerimizi,
Korktular Robson
Şafaktan korktular
Görmekten, duymaktan
Dokunmaktan korktular.
Robson.
İnci dişli zenci kardeşim
Ve dün gece. Dün gece Robson...
Bahis hareketlerinden, borsa dalgalanmalarından vaz geçip
Şiirlerde bitirdim seni.
İnanmıyorsanız okuyun.
Nazım Hikmet'in 1980 de yazdığı,
Edip Akbayram'ın besteleyip şarkı yaptığı sözleri
KORKUYORLAR
Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
İnci dişli, zenci kardeşim,
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten,
Duymaktan,
Dokunmaktan korkuyorlar
Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten
Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet
Robson, adı ne
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar
Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli
Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar.
Nazım Hikmet
Robson, inci dişli zenci kardeşim...
Nazım Hikmet sanki sana yazmış bu şiiri.
Edip Akbayram da sana bestelemiş.
Ben de Beşiktaş taraftarına armağan ediyorum
Şarkılarla sevdik şiirlerle bitirdik seni.
Siyah Beyaz formasıyla sahaya çıkan 11'de Q7 yi ve Guti'yi görünce kafam rahat oluyor
O kadar mutluyum ki ;
Siyah Beyaz formasıyla sahaya çıkan 11'de Q7 yi ve Guti'yi görünce kafam rahat oluyor
Onların önünde Nobre bile oynasa içim sıkılmıyor, biliyorum ki ben bile çıksam o sahaya ben de atarım bir iki tane
Son yıllardaki karın ağrılarım Serdar Özkan ve Delgado artık yoklar ve bir daha olmayacaklar
Tribünler her zamanki gibi dolu olacak ama bu seneki fark kombineler tükenmiş. 1 aydır kardeşime kapalıdan kombine bulmaya çalışıyorum ama nafile, bir yanım üzülüyor ama bir yanım da bir o kadar mutlu, öyle ya taraftar maddi olarak da takımına sahip çıkmış
Avrupa'da rakip kim olursa olsun, hep bir soru işareti gittiğim stada artık çok huzurlu ve emin gidebiliyorum
İki stoperim sakatlanmış, ne gam! Normalde Barca'yı bile sallayacak sakatlıklar bizi etkilemiyor bile
Orta sahada bir harika çocuk var ki, o mu şanslı (Guti ve Q7 ile oynadığı için), biz mi şanslıyız genç kardeşimiz Necip'i yıllar boyunca doya doya seyredebileceğiz diye bilmiyorum
Tek korkum orta sahada olabilecek olası bir Ernst ya da Necip sakatlığı idi ama o da Aurello gibi akıllı bir transfer ile giderildi, artık o bölgede de rahatım
Bugün haberi geldi, forvete genç bir yetenek alınmış, yani Bobo yoksa aklımıza önce Nobre bugün ne yapar sorusu gelmeyecek
Bir kaptanım var ki, kâğıt üzerinde yaşı 40'a dayanmış ama onu tanımayan birisine sorsan kim bu genç çocuk diyebilir. Evet, dört dörtlük bir oyuncu değil belki ama diğer arkadaşlarına örnek olacak hırs ve azim onda fazlası ile var
İlk iki kalecim sakatmış, geçmiş olsun diyebiliyorsak genç Cenk'ten dolayıdır. Sevgili kardeşim, umarım eksik yönlerini de geliştirirsin ve uzun yıllar bizde kalırsın
O kadar mutluyum ki, bazıları artık bazıları canımı sıkamıyor bile !
Geçen hafta kendi evimizde İBB'ye yenilirken verilmeyen penaltımız ve kırmızı kart ile 2.sınıf hakemlerimiz umurumda bile değil, ne olsa hepsinin eyyamlarını telafi edecek gücümüz var.
Yıllardır Terim komplesi yüzünden Milli kadroya giremeyen oyuncularımız için, Terim gitti bu dert bitti diye düşünürken koltuğuna bir şekilde(!) çivi çakan silik Oğuz Çetin kadrolarında yine bizim oyuncularımızı göremeyince üzülmüyorum, çünkü nasıl Toraman o kadroya girdiyse harika çocuk Necip'de o formayı söke söke onların elinden alacak.
Sonuç olarak mutluyum, huzurluyum. Takımımı seyrederken futboldan zevk alıyorum ve biliyorum ki her geçen gün daha da zevk alacağım. Şampiyonluk yakupalar gelir gelmez bilmiyorum ama mutluyum işte be.
Dokunmayın bana, tadını çıkartayım bu takımın
1903Radyo haber müdürü Erdem Ulus ve radyomuzun çiçeği Itır Esen ile dün hemen telefon trafiği yaşadık. Herkes yazıyı birbirine pas etti, taşınma telaşının içinde Erdem Ulus yazısını yazmış bile benimde içimde kalmasın diye bende birşeyler karalayım istedim.
Şimdi bu sezon yeni moda bahardan önce kendini belli etti. Bu yıl prim yapmak isteyenler bolca BEŞİKTAŞ`a sallayacak gibi görünüyor. Kimin başı sıkışsa kurtarıcı olarak BEŞİKTAŞ`a sallamak olacak. Ama iyi ama kötü...
Aslında kızmamak lazım Adnan bey haklı ve doğru söylemiş. Senin elinde Guti, Quaresma olursa adam seni Süper Toto lige uygun bulmaz tabii...Olsa olsa bu takım La Liga takımı olur diye düşünmüş olabilir. Haklıdır. Bizde her zaman öyle düşünmüyormuyuz?
Rakibi değil Efendisi olarak görmesi normal yani...
Hayata bakış ve duruş meselesi...
Bizde de hata yok değil hani...Sen elindeki Gökhan`ı, Serdar`ı verirsen Adnan bey`e o da kendisini sana rakip bile görmez. Bende olacak o topçular (!!!) bende kendime rakip görmem seni.
Herkes herşeyi söyleyebilir, önemli olan ayna da kendini nasıl gördüğündür. Bu yıl herşey farklı cereyan ediyor. Bizim başarılarımızı bizden önce bekleyenler var. Her zaman olduğu gibi ilklerin kulubu olmaya devam ediyoruz. Sen ne kadar başarılı olursan karşı tarafta seni örnek alıp "BEŞİKTAŞ`a kıydı parayı kaptı kupayı..." diyecektir. Desinler beee...Desinler değişemeyiz biz...
Siz siz olun BEŞİKTAŞ`ı izleyin, iyi gelir...
Birde BEŞİKTAŞ`ı dinleyin o daha da iyi gelir...
Dikkatimi başka bir şey daha çekti. Hakkımızda yapılan her açıklama da hem taraftarımız hem yönetim kadromuz nefis cevaplar verebiliyor. Ve slogan cümleleri ardı ardına yapıştırıyor, trivela hadler bildiriyor. Yakışır...Yakışır...
"Adnan ben mezarlıkta ıslık çalıyor..." açıklaması çok mizahi ve netti...
Şimdi söylenecek son söze en iyi örnek, bu sezon çok eğlenceli olacak. Adnan bey ilk takılan oldu ama bilmenizi isterim son olmayacak...
İyi bir amigoluk dönemi geçirdim.
Hem benim öz arkadaşlarım çatal yürekti,
Hem tribünü bırakanlar dışarıdan da ejderha.
Hem bizim bir alt jenerasyon tribün fırlamasıydı.
Hem ben bu işi harbiden seviyordum.
İnsanlar beni seviyordu.
Ben onları.
Sonra bu insanlar birilerinden korkmaya başladı.
Korktular.
Beni sevdiler.
Sonra korktuklarını,
Sevdiklerine tercih ettiler.
Ve çöküş böyle başladı.
İnsanlar küsmeye
İnsanlar kusmaya
İnsanlar susmaya başladı.
Tribünden insanlar kaçmasın diye ödün vermeye başladık
Taviz?
Dedikodu tacirleri striptiz yapmaya başladı.
Bu arada Çarşı,
Almış başını gidiyordu.
Bireysel çabalar, 24 saat çırpınış,
Hepsi bu tribünün şanı içindi.
Dedikodu dedik de
En kötüsü ne biliyor musunuz?
İnsanların inanmak istediğine inanması
Hâlbuki gerçekler çırılçıplaktı.
İlk defa ben, bu internet sitesinden,
Kendi çocuğum, tarafından sorgulandım,
Alen Markaryan'a açık mektup diye.
Tam 25 sayfa soru soruldu.
Ve bende onları cevapladım.
İşte polemikler böyle başladı.
Oysa tribün liderliğinde esas
Aşırı gizlilikti.
Çiğnendi mi ,helva olurdunuz.
E - oluyoruz yavaş yavaş.
Bir gün hiç unutmam.
Taksiye bindim.
Şoför harbi kanamalı.
Ben zaten modumda değilim.
Adam bülbül maşallah!
Sonra "Alen" falan diye zırvalamaya başladı.
Gayri ihtiyari ne olmuş Alene dedim.
Tamda o sırada. Kazan birahanesinin önünden geçiyoruz
Şu birahane varya onun.
Bir jipe biniyor aklın durur dedi.
Sen tanıyormusun "Aleni" dedim.
Elimizde büyüdü kereta demezmi.
"Utandım".
Bu tribüne bu kadar çaba harcamamıza rağmen demekki çivisini iyi çakamamıştık.
İşte bu taksici bu dedikoduların eseriydi.
Bilmiyor ki adam
Alen 25 senedir kazana bir kere ayağını bastı.
Oda işemek için
Sonra cin ama bir o kadar
Hin
Yöneticiler türedi.
Burunlarını,hatta ayaklarını tribün içine soktular.
Her yöneticinin bir amigosu olmaya başladı.
Ve çöküş böyle başladı.
Hiyerarşi darmadağın oldu.
Bu sefer tribünün kalbi ruhen
Omurgası fiziken çöktü.
Düşünme yetisini kaybetti tribün.
Sonra gazeteler işi kaşımaya başladı.
Çarşı Demirörenci söylentileri
Mide bulandırmaya başladı.
Herkesin bilinçaltı felç olmuştu.
En olmadık yerde bir kıvılcıma yenik düşüyordu tribün.
Müdahale şansımız sıfırdı.
Ne yapıyorsunuz diye elimi kaldırsam
Bak Alen milleti susturuyor oldu.
Localardan dürbünle gözetliyorlardı.
Dürbünle!!!
Sermayeden bayağı yedik.
Ölümüz bile diğer tribünlerden etkiliydi.
Bu sefer tribüne uygulanan bölme ve yönetme işleminin seneryosu
"Başkan" tarafınada uygulanmaya başladı.
Tribündeki hiyerarşinin bozulmasından kaynaklanan herkesin başına buyruk olması hepimizin elini kolunu bağladı.
Biz bunlarında üstesinden gelirdik ama kongre ve uzantıları menfaatlerine tribünü harcamaya başladılar.
Zaten klübün profesyonel kısmı şampiyonluk kutlamalarında yapılan anonslarda taraftar tarafından alkışlanmadığı için bunun sebebini bizden bildiler.
Ne kompleks ama !!!
Ama dedik ya insanlar inanmak istediklerine inanıyor.
Bakmak istedikleri pencereyi açıyorlardı
Sonucu aylar öncesinden belli kongre bitti.
Cadı yalan hamurunu yoğurmaya başladı.
Neymiş
Alen mali kongrede yönetimi ibra etmiş!!!
Yani her Beşiktaşlının yapması gerekeni yaptık.
Ayrıca ibra etmeyince ne oluyorsa!!!
Neymiş Alen kongrede Demirörenin 7 sıra arkasında oturmuş.
Otursam oturdum derim de.
Asıl sormanız gereken nedir biliyormusunuz?
Alenin olması gereken yerde neden olmadığı.
Eğer hakikaten bizim taşıdığımız ruhu taşıyorsanız buna isyan ederdiniz.
Lakin biz bu olacakların "aynısının tıpkısını" 7-8 ay önce Sn.Demirörene bizzat ilettik.
Bir çok şeyin yanlış olduğu ve yürüdüğüne dair tüm bildiklerimizi.
Neymiş
Seçim sonucu 22:30'da belli olmasına rağmen Alen Markaryan 01:00'e kadar orada oturmuş.
Ya arkadaşlar seçim sonucu 1 ay öncesinden belli idi.
Oturduğumuz yer tarafsız bölge duruş nedenimiz stratejikti.
Benim bu iftiralara maruz kalıp açıklama yapmam bile yukarıda bahsettiğim çöküşün başlangıcıydı.
Ve beni hala tanıyamamış bazı arkadaşların kelamı üzerine madem destekleyecektin "Yeter Demirören" i niye organize ettin.
Suçlaması
İftirası
Ve safsatasına
Ben ve arkadaşlarımın bu tezahuratı başlattığına yada ağzını bu yönde oynattığına dair;
Bir tek Beşiktaşlı gösteremezsiniz.
Çocuklar her şeyi eksik bildiğiniz gibi,
Bir çok şeyi de bilmiyorsunuz.
Diyeceksiniz ki
O zaman sizde açıklama niye yapmıyorsunuz.
İyide Delikanlı
Daha bizim açıklama yapmamızı beklemeden elinde " bok" çuvalları ile dolaşanlar var.
"Hemen fırlatıveriyorlar"
Bir kere inanacaksın.
Ne olursa olsun doğru neyse onu yapıyorlar diyeceksin.
Tatmin olmuyorsan.
Her zaman diyorum buyur gel çayımı iç yemeğimi ye ama her şey.
Face to Face
Kusura bakmayın ama içimizde çok bilmişler var.
Ortalığı karıştırmak isteyen sahte linkle dolaşan onlarcası var.
Ben bir gün bir televizyonda Galatasaray seyircisinin her maç 1 dk yaptığı başkan protestosuna istinaden,
Biz yönetim istifa dersek
Yönetim ertesi gün gider dedim.
"Ama biz bağırırsak."
"Rant" şemsiyesinin altına girerek herkesi boklayan bir girdabın içine düştük.
Bu rant herkesin ağzında.
Nedir bu rant.
Adamın teki çıkıyor şu kadar para diyor.
Ooooh!
Bütün şövalyeler altına dolduruyor.
Yaz babam yaz.
Sanki ben bilmiyorum herkesin istediğini yapıp "yönetim istifa"demeyi.
Siz biliyorsunuz.
Ben bilmiyorum!!!
İnanınki bu sefer başka yerden mamalanıyorlar , Beşiktaşı satıyorlar diyeceklerdi.
Ben hepimizi düşünerek nötr kalmaya çalıştım.
Düşünsenize
Kayseri,
Bolton,
Sivas maçlarını
Satılmış Çarşı dediler be!
4 duvar taş
4 duvar karanlıkLar
4 duvar kör
Anlaşılmaz bir sağırlık.
Ve ben sorgudayım.
Oyunu kime verdin?
Ve odanın içine ışık veren o cılız lamba.
Işığın gölgesine takılıyor gözlerim.
Titremekte
Sanki bir gölge oyunu var.
Ve ben sorgudayım.
Neden ibra ettin?
Radyoda bir Candan Erçetin şarkısı çalmakta.
"Kırık Kalpler Durağı"
Alen abi ne iş desen yeterdi be iki gözüm.
Yeterdi!
Alen abi sen manyakmısın! desen
Vurmasaydın!
Kaburgamın ortasından.
Ne olurdu be iki gözün.
Yalnızca sorsaydın keşke.
"Sorgu" ne olaki
Korkarmı sandın bu yürek be iki gözüm
Korkmaz
Ürkmez
Çekinmez
Ama susar
Konuşmaz
Menfaatse Beşiktaş
Menfaat "Benim" Hemşerim
Ben susarım anılar susmaz.
Bilmem kaç yüz anı yalan söylemez.
Şimdi düşünüyorumda.
Ayda 3-4 kere maça sabahlarken
Yani can "Pazar"deyken
Ölüm her an burnumun dibindeyken
Ben kimden para almışım.
Ben kimin bacağını sıkmışım Tramvayda!
Ben! Ben!
Ne rantı iki gözüm.
Ne menfaati canım kardeşim.
Menfaatse Beşiktaş
Menfaat "Benim" hemşerim.
Toraman'ın saçlarından tutup, kahpecebir tutam çalan o
Bilica'ya
Her pozisyonun içinde tüm sevimsizliğiyle boy gösteren, Toraman'a sakatlanma pahasına tekme atan
Belözoğlu'na
Vermediği kartlarla Beşiktaşlı topçuları çıldırtma noktasına getirip, artık lütfen ve utanma duygusuyla penaltı çalan
Hüseyin Göçek'e
Bu Hüseyin Göçek'i bu maça veren, geçen hafta Trabzon maçında Egemen'in elle oynamasına ''göremiyorum'' diyen körler federasyonu başkanı
Oğuz Sarvan'a
Bu maç bittikten sonra, 15 dakika boyunca kameraları Fenerbahçe tribününün önünde gezdirip adeta sevinç gösterisi yapan
Lig Tv'ye
Bu maçı anlatırken adeta kendinden geçip Fener tribünü amigoluğuna soyunan
Melih Şendil'e
Hüseyin Göçek denen vatandaşın gözü önünde cereyan eden normal bir ikili mücadeleye, mevsimler sonra kırmızı kart verilmesine doğru bir karar diye eyyamcılık yapan
Ömer Üründül'e
Şampiyonluğa giden bir takım 2 hafta içerisinde nasıl yerle bir edilir ''tema''sını gözler önüne seren
Mahmut Özgener'e
2016 kupasında Şükrü Saraçoğlu olmayınca kıyametler koparan, ama ne hikmetse 2500 kişilik deplasman taraftarı kapısının bir tanecik olmasına bilerek seyirci kalıp insanlara eziyet çektiren
Fenerbahçe yönetimine
Penaltıyı atamayıp hakeme olan eleştiri oklarının körelmesine neden olan, hatta ''Ne konuşuyorsunuz, penaltıyı çaldık ya'' düşüncelerini yönlendirmesine sebep olan, iyi niyetinden asla kuşku etmediğimiz
Bobo'ya
8 tane defans adamıyla ne yapmak istediğini hem de her seferinde bile anlayamadığım
Mustafa Denizli'ye
''Komik'' olarak para kazanan, ama maçtan sonra sahanın ortasında ne işi olduğunu anlayamadığım sevimsiz ve itici
Cem Yılmaz'a
Bir Beşiktaş yöneticisine ''otur yerine'' diyebilme nezaketsizliğini ve cesaretini gösteren
Aziz Yıldırım'a
Zannetmeyin ki bu dünya böyle dönecektir. Ve siz fincancı katırları;
Rakip takımın hocası olarak sahadasınız! 30 bin kişi çılgınca sizi alkışlıyor ve sevgiyle tribünlere çağırıyor. Misafir olarak çıktığınız sahada belki puanları toplayacak, belki de şampiyonluk yarışında iki puanlık çelme takacaksınız! Ama Beşiktaş'ın evladıysanız bunun pek önemi yok. Çünkü adınız Şifo Mehmet ise, Ziya Doğan, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam, Feyyaz Uçar, Recep Çetin, Metin Tekin ve Ali Gültiken ise... Hizmetlerle doldurduğunuz örnek geçmişiniz sürekli vefa ile sizi İnönü'de karşılıyor. Ortaya "karşılıksız" hatır koyan bu taraftar "Şifo Mehmet, Şifo Mehmet" diye haykırırken bir şeyin altını çiziyor: Beşiktaş'ta adamlık da, layıkıyla hizmet de asla unutulmaz.
Mehmet Özdilek'i dün gece sarsan sadece bu duygu dolu güzel görüntü değildi. Bitmek bilmeyen enerjisiyle rakip defans oyuncularını yıpratan Djiehoua 5. dakikada sakatlandı. Zaafları bulunan siyah- beyazlı defansı belli ki hareketli Necati ve Djiehoua ikilisiyle yıpratmayı planlıyordu. Ama evdeki hesabı Çarşı'ya uymayacaktı!
Beşiktaş özelikle ilk yarı bir şeyi iyi yapamadı: Quaresma ve Bobo'yu yeteri kadar topla buluşturmayı.. Tabata, Necip ve Aurelio topu kesmekte ve rakibe
üstünlük kurmadaki başarılarını iyi top kullanmakta bir türlü gösteremedi.
İlk yarı 18'de vuruşu direkten dönen, Erkan ve Deniz'e sarı kart gösterten Quaresma aslında "Ben bu maçın yıldızı olmaya hazırım. Topu bana atın" diye açık adres göstermişti. Bu yüzden gözler özellikle de Q7-Guti işbirliğini aradı.
BEŞİKTAŞ'IN PANZEHİRİ BOBO
Bu işbirliğinin yerine başka bir ikili sahne aldı. Ernst 55'te ilk defa bekleneni yaptı. İnce bir ara pasıyla Bobo'ya golü attırdı. Şunu kabul edelim ki; 63'te Quaresma'nın asistini Bobo boş pozisyonda gole çevirse maç orada bitebilirdi. Futbolda atamayana atarlar kuralı olsa da Hakan o yanlış çıkışı yapmasa konuk ekibin golü bulması zordu. Martı yakalayıp saha dışına çıkartmak dahil elinden gelen her şeyi yapan Quaresma, iki asistiyle Ernst, iki golüyle gecenin yıldızı Bobo 1 puanın Antalya'ya hediye edilmesine izin vermedi. Dün gece bir şeyi gösterdi: Bobon varsa onunla oynayacaksın.