Her Allahın günü, sabah kalkıyoruz, bütün gazeteler ve internet sitelerinde aynı haber
Ersan Gülüm, Fenerbahçe'ye gidiyor
Hiç sekmiyor
Hiç aksamıyor
Yazmaktan, yayınlamaktan
Bıkmıyorlar, usanmıyorlar
O gün yazmayanlar, birkaç saat sonra,
Karşıt haber yapıyorlar
Adanaspor Başkanı Bayram Akgül'e soruyorlar
Kime satacaksınız?
Başkan "Beşiktaş'a sözümüz var" diyor
Ama yetmiyor, tatmin olmuyorlar
Fenerbahçe yanlısı gazeteler ertesi gün Aziz Yıldırım'ın ağzından;
"Beşiktaş ne verdiyse iki fazlasını veriyorum" diye yazıyorlar
Boş dururlar mı? Hemen Beşiktaş tarafına dönüyorlar
Serdal Reyiz " Sokağa atacak paramız yok" diye cevap veriyor ki, telaffuz edilen rakamlar doğruysa, kesinlikle haklıdır.
Akabinde, Fenerbahçe resmi sitesinde, Ersan Gülüm'le ilgili haberleri yalanlıyor. Sözü geçen futbolcuyla ilgilenmiyoruz, diye açıklama yapıyor.
Buraya kadar okuduklarınız, sistemli olarak iki günde bir tekrarlanıyor.
Isıtıp, soğutup önümüze koyuyorlar.
Ben hayatımda, bu kadar deli saçması bir şey, ne gördüm, ne işittim.
Mehmet Topuz transferinde bile, bu kadar abuk bir durum olmamıştı.
Ersan Gülüm, Bank Asya'dan transfer olduktan sonra, Türkiye Spor Toto Süper Liginde, sezonu tam kapasite oynayarak tamamlamamış bir futbolcu ve şu anda sakat.
Ersan, Beşiktaş'ta yüreğini ortaya koyarak oynadı. Ve yine böyle yürekten oynadığı bir maçta, sakatlandığı için bizim gönlümüzde taht kurmuş durumda.
Fakat hiçbir zaman unutulmaması gereken başka bir durum daha var.
Ağır sakatlıklardan çıkan oyuncuların takıma döndüklerinde aynı kapasiteyle oynayıp oynayamayacağını gerçeği
Bu konu şimdilik hepimiz için meçhul
Onun sahalara eskisinden de iyi dönmesi için duacıyız.
Ama yine de ben üstüne bu kadar spekülasyon yapılmasına hiçbir anlam veremiyorum.
Bizler, her gün, Ersan Gülüm'ün, Fenerbahçe'ye transfer haberini okumaktan, sonra birilerinin bu haberleri yalanlamasından çok sıkıldık.
Eminim Ersan'da çok sıkılmış ve yıpranmıştır.
Onun gönlü KARTAL'da, biliyoruz.
Fakat, medyanın ısrarla bu oyunu sürdürmesini çok anlamlı buluyorum.
Nihat Kahveci'nin küçük bir cinnet geçirip, önce Quaresma' ya, ardından takla atıp, bir spor yazarına toslaması Beşiktaşlılık duruşunu yine harekete geçirdi.
Çünkü bu duruşun bazı vuruşları var.
Son olarak geçen aylarda infazı gerçekleşen İbrahim Üzülmez de "Bu duruşun son vuruşu" olarak aramızdan ayrılmıştı.
Ne demişti Başkan:
"Beşiktaş dünya kulübü olmak istiyorsa disiplinden taviz veremez. İbrahim benim oğlumdur. Deli İbrahim bir deliliğinin kurbanı oldu. Sözleşmesini fes etmek zorunda kaldık. Yarın yurtdışında, Beşiktaş'ta takım kaptanı oyuncuları yumrukladı derse Beşiktaş'tan çok Türk futbolu kaybeder. Bugün de kazanan hiç kimse olmadı, kaybeden hepimiziz. Beşiktaş ileri gidecekse bu kararları almak, uygulamak zorundayız".
Çünkü Avrupa'ya karşı sorumluluklarımız var artık, "Barbar Türkler" imajını değiştirmek için bir kamyon para harcadık, sonunda Barbar Türkiye'nin Jonjon takımı olmayı başardık.
Mesela, takım içinde o kadar çok dünya yıldızı var ki, yarın bir gün tekrar Avrupa'ya döndüklerinde bu olayları anlatırlarsa, Avrupalı amcaların gözünde imajımız yara alabilirdi?
Hem ben baktım, ne Portekiz'de nede İspanya'da, durumu kamufle edebilecek bir Ata sözü de yok.
Quaresma ile Guti'yi kenara çekip "Bak birader, Kol kırılır yen içinde kalır" diyemezdik.
Gönderdik kurtulduk. Vallahi madara olurduk.
Mesela The Times "Beşiktaşlılık duruşuna derin darbe" diye bir manşet atabilirdi.
Eurosport, yıllardır ülkemizde de yayın yaptığından manşeti biraz Türkleştirir ve şöyle derdi.
"Crazy İbo Şutingen"
Neyse İbo olayını hallettik bir şekilde ama sıra şimdi Nihat Kahveci'de.
Yine bir yumruk davası ve yine tüm takımın önünde, üstelik bu kez durum apaçık, yani afişe.
Nihat'ın Spor yazarı Turgay Demir'e "Sen Allah mı sın laaan" diye bağırması gündemde.
Avrupa basını buna ne diyecek bilinmez ama Ortadoğu ve Arap medyası, olayı büyütebilir.
El Cezire, Nihat'ın domuz bağı ile infazını isteyebilir.
Biz en iyisi, bu durştan taviz vermeyelim. Nihat'ı da bir yolunu bulup gönderelim.
Hem yılda 4,5 milyon dan da yırtmış oluruz.
Üzerine 1 milyon lira da koyduk mu, "Gitsin Nihat, Gelsin Forlan".
Beşiktaş taraftarı transfer gündemine kilitlenip Forlan için A.Madrid' den gelecek bir gol haberini beklerken, gol haberleri, R.Madrid' den geliyor.
Önce Mesut Özil, ardından sırası ile Nuri ve Hamit...
Türk futbolu, Avrupa arenasında geri vitese taksa da, Türk futbolcular, Futbolun Formula'sın da direksiyona geçiyor.
İspanyol medyası 3 Türk'ü kadroya katan Morinho' nun ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalışırken "Akıllı ol" tarzında mesajlar veriyor.
Morinho 3 Türk ile Barça' ya kafa tutamazsa, R.Madrid için ilk gündeme gelecek isim Yılmaz Vural olmalı? Sadece takla atsa, bu takımı ikinci yapar! Morinho' da fazlasını yapamadı zaten.
İşin şakası bir tarafa, Morinho 'ya son zamanlarda gerçekten bir haller oldu, İspanyol medyası mevzuyu çakamadı ama ben çakozladım olayı!
Bu Morinho, Yıldırım Başkan ile bir araya gelip fotoğraf çektirdiği günden beri bir tuhaflaştı.
Sayın Başkan bu adama ne yaptı bilmem ama, bu karambolde Ferrari ile Nobre' yi de R.Madrid' e bir iteleyebilirse demeyin keyfimize.
Bu arada Beşiktaş'tan gönderilmesinin ardından İzmit'te vergi şampiyonluğunu kimseye kaptırmayan İbrahim Üzülmez' de Morinho' yu cepten arayarak "Beni de al hoca" demiş! KDV ve tüm vergileri İbo'nun ödemesi halinde maymuna dönen İspanyol medyası da bu transferin gerçekleşmesinin an meselesi olduğunu düşünüyor muş?
İspanyolların, Morinho' ya "Akıllı ol hoca, Yılmaz Vural burada" mesajını iletmesinin ardından, Portekizli hoca ilk kez konuşmuş. Dünya'da yaşamadık hiçbir başarı, almadık hiçbir kupa bırakmadım. Ama hedefler bitmez; "En büyük hayalim "F.Bahçe ile Türkiye Kupasını kazanmak" demiş ve gidere giderle karşılık vermiş.
**
Beşiktaş yönetiminin, şiddetli geçimsizlik nedeni ile Schuster'den boşanıp, ardından Tayfur Havutçu ile sözlenmesi, yakın dostları tarafından sevinçle karşılanmış. İkili geçtiğimiz günlerde gözlerden uzak bir şekilde imzayı atmış!
Bir Nikah töreni ile çok benzerlikler gösterir futbolumuzda ki, Yönetim-Teknik Direktörler ilişkileri. Çoğu zaman her şey görkemli bir törenle başlar hüsranla biter.
Beşiktaş yönetimi, yeni yol arkadaşına, daha öncekiler gibi şaşalı bir tören hazırlamadı. Bir basın bülteni ile ansızın öğrendik Mutluluklar diledik.
Ama bu birliktelik, Aşk evliliği değil, sanki biraz da mantık evliliği gibi geldi bana.
Umarım düşündüğüm gibi değildir, eğer öyleyse, bir sezon daha mevta!
Cicim ayları bittiğinde en ufak bir sarsıntıda yuva çatırdar, Ardından, akraba baskısı başlar.
Mahallede homurtular, Tribünde oflamalar. Her tarafı bir huzursuzluk kaplar.
Birde Medyada "Kaynana dırdırı" bir başladı mı, ardı arkası kesilmez dedikodunun!
Oğlum sana Hoca mı yok? Elini sallasan ellisi! Biri gider gelir birisi
Aldanırsın, Arkasında duramazsın.
Zaten bana bu nikah, pek resmi değil, biraz "İmam işi" gibi geldi.
Neyse, baktınız olmadı, 3 defa boşol dersiniz, koltuk boşalır
Madem "Durdur bu nikahı" demek için, vakit çok geç olmuşsa,
Dönülmez akşamın ufkundayız artık Cüneyt "Çakır keyif" Hoca,
En efkârlısından bir penaltı da bizim için çalsana! Çalsana Çalsana