Sosyal medya kullanımının ergenlik çağındaki gençler üzerinde olumlu ve olumsuz sonuçları neler? Anne babalar çocuklarının sosyal medya kullanımını kısıtlamalı mı? Uzman Psikolog Yegan Sasık yanıtlıyor.
Gazetede bir yazısında Erdal Atabek diyor ki; yeni bir dünya kültürü doğuyor. Dijital dünya kültürü. Çocuklarımız artık bu dünyanın çocuklarıdır. Onları tanıyor muyuz? Yoksa eski bilgi şemalarımızın çerçevesinden bakıp onları bu çerçeveye oturtmaya mı çalışıyoruz?
Gerçekten yapmaya çalıştığımızın ne ve ne kadar işlevsel olduğunu çağın yetişkinleri, ebeveynlerinin sorgulaması gerekiyor öncelikle. Özellikle gençlerin küreselleşmiş davranış modelleri ile ilgili.
Çağın en genelleşmiş; küreselleşmiş iki davranış modeli 'kullanmak' ve 'atmak' olarak gösteriliyor.
Tüketim toplum düzeni, getirisi olan yeni davranış modelleri ve teknoloji çağı ürünleri ile entegre olunca gençlerin, ebeveynleri tarafından anlaşılamayan, onay görmeyen ve hatta ebeveynlerini endişelendiren bir diğer konu da teknoloji ürünlerinin kullanımı göze çarpıyor.
Teknoloji ürünleri kullanımı (akıllı telefonlar, bilgisayarlar, i- pad'ler, vb.) ile sosyal medya kullanımına dair tedirginlikler genellikle ebeveynler için farklılık göstermiyor.
Bu doğrultu da sıkça sorulan şu sorulara değinmeye çalışacağım:
Gençler ne amaçla sosyal medyayı kullanıyor?
Kuşkusuz ki teknoloji doğru kullanıldığında hayatı oldukça kolaylaştırır. Yani sosyal yaşantıda etkin olmak isteyen bir kişi hedeflerine ulaşmak için teknolojiyi veya sosyalliğini beslemek amacıyla sosyal medyayı kullanabilir; hiçbir sakıncası yoktur. Güncel olayların takibini sağlamak, akranları ile ortak dil edinebilmek, akademik yaşantısı için bilgiye hızla ulaşmak gibi nedenlerle sosyal medya ve teknoloji kullanımı oluşur.
Bunun haricinde elbette sosyal medya aracılığı ile kendini ifade edebilmek çoğu zaman kimlik oluşum evresi tamamlanmış olan gençler için çok daha kolaylık sağlar. Orada istedikleri kişi ile çekinmeden, utanmadan konuşabilir, düşüncelerini ifade edebilirler. Ayrıca günümüzde birçok genç; özellikle sosyal yaşantılarında diğerlerine göre biraz daha çekinik olanlar, sosyal medya ve web siteleri üzerinden popüler kültürü simgeleyen grup, şarkıcı, oyuncu gibi kişilerin 'fan'ları olur, bu kişileri takip eder ve bu sayede arkadaşlıklar edinir. Bu süreç akranları ile sosyal yaşantıda sıkıntı yaşayan gençlere yalnız olmadıkları ve anlaşıldıklarını hissettirir.
Sosyal medyayı ne kadar süre ve ne şekilde kullanmak "normal" kabul edilebilir?
Youth Insight'ın 2013 araştırması sonucu gençlerin haftada 50 saat sosyal medya için vakit harcadıkları yönünde. Araştırma, lise öğrencilerinin sosyal medyada en aktif oldukları zaman diliminin 16.00-24.00, üniversite öğrencilerinin ise 22.00-02.00 olduğunu gösteriyor. Ayrıca gençlerin sosyal medya aracılığıyla en çok takip ettikleri sektörlerin telekomünikasyon ve hazır giyim olduğu da belirtiliyor.
Öncelikle ergenlik dediğimiz gelişim döneminin de uzun bir süre olduğunu ve bu dönem içerisinde çocuğunuzun farklılaştığını göz önünde bulundurmanız önemli. Yani 13-14 yaşındaki bir ergen ile 19 yaşındaki bir ergene verilecek tepkiler aynı olmayacaktır. Ancak erken yaşlar itibariyle aile ilişkilerinin olumlu, sıcak, paylaşım odaklı olması bu yıllarda güçlüklerin daha kolay atlatılmasına ve yeni çağın sorunu olan teknoloji ve sosyal medya kullanımın kötüye kullanımının gündeme gelmemesine temel oluşturacaktır.
Hangi yaş dilimi olursa olsun ebeveynlerin dikkat etmesi gereken ilk unsur, gencin sosyal medya veya teknoloji ürün kullanımının, yaşam kalitesini bozmayacak ölçüde olup olmadığıdır. Yani bu kullanım süreleri okul başarısını etkilememeli, arkadaş ve aile bireyleri ile geçirilen zamanlardan çalmamalıdır. Eğer ki genç gittikçe içe kapanır, sosyal ilişkilerden uzaklaşır ve akademik başarısı düşüş gösterirse bir uzmandan yardım istenmelidir.
Bu gibi belirtiler gözlemlenmeyen gençler için genel ideal bir zaman değil de aile içerisinde, ailenin doğruları çerçevesinde kararlaştırılacak ideal kullanım süresinin oluşturulmasını daha gerçekçi buluyorum.
Sosyal medya kullanımının gençler üzerindeki olumlu etkileri neler?
Elbette sosyal medya aracılığı ile birçok yeni bilgi edinir, küresel gelişimlere tanık olma şansı yakalar gençler. Bilgi edinimin yanı sıra çevresinde popüler olan ağlarda 'hesap' sahibi olmak, beğenilen paylaşımlarda bulunmak, aynı ünlünün takibini yapmak gibi süreçler gençlerin gerçek-günlük yaşantılarında sohbet konularına sahip olmalarına, kişisel popülerliklerinin artışına ve kendilerini ifade etmelerine olanak sağlar.
Sosyal medya kullanımının gençler üzerindeki olumsuz etkileri neler?
Öncelikli olarak bu mecralarda hızla geçen zaman sosyal yaşantılarında gençlerin etkin oluşlarını kesintiye uğratır. Yanı sıra her şeyi kolayca yapabilir olmak gençleri tembelleştirir, sabırsızlaştırır ve üretmektense tüketme eğilimli olmaya teşvik eder. "O neye sahipse, ben de olmalıyım! Hemen olmalıyım! Mağazaya gitmeme bile gerek yok, internetten sipariş verebilirim! Ya alamazsam, o zaman ben bir hiçim!" gibi düşünceler gençlerin zihnini sıklıkla meşgul eder. Bu gibi olumsuz davranış modellerinin içselleştirilmesinin haricinde bir diğer oldukça önemli olası olumsuz etkisi, internet zorbalığına maruz kalmak veya erken yaşta genç için kimi bilgilere erken ulaşmaktır.
Anne babalar, ergenlik çağındaki çocuklarının sosyal medya kullanımına ne şekilde sınırlama getirmeliler?
İlk olarak gençlerin mahremi olduğu unutulmamalı ve saygı gösterilmelidir. Bunu hisseden genç gerekli durumlarda sizinle paylaşıma geçecektir zaten. Zaman geçirilen mecra veya takip edilen ünlü ile ilgili eleştirilerde, küçümseyici söylemlerde bulunmak sadece çocuğunuzu sizden uzaklaştırır, unutmayın. Çocuklarının çağın getirisi olan bu ürünler aracılığıyla zarar görmesini engellemenizin tek yolu gerçek hayata onları bağlayacak huzurlu ilişkiler sürdürüyor olmanızdır. Yoksa yasaklarla önü alınabilinecek bir durum genellikle mümkün olmaz.
Günlük yaşantınızda yoğun temponuz yüzünden cilt bakımına vakit ayıramıyorsanız üzülmeyin. Hayatınızda uygulacağınız basit ama etkili yöntemlerle de güzel bir cilde kavuşabilirsiniz.
İşte her gün uygulayarak bahar aylarına kusursuz bir görüntüyle girebileceğiniz beş basit yöntem...
Yüksek yastıkta uyuyun
Eğer herhangi bir boyun rahatsızlığınız yoksa yüksek ve sivilcelerle, siyah noktalarla uğraşmak istemiyorsanız uyurken boynunuzun altına yüksek bir yastık koymaya özen gösterin. Düz bir yastıkla sabit şekilde uyumak cilt asitlerinin ve sıvılarının gözeneklerde birikmesine neden olur. Gözeneklerde biriken sıvılarda belli bir zaman sonra cildinizde sivilcelenmelerle siyah noktaların oluşmasına neden olur.
At kuyruğuyla uyuyun
Gece boyunca yüzünüze yapışan saçların sivilcelenmenize yol açacağını biliyor muydunuz? Yüz bölgenize gelen saç telleri cildinizin nefes almasını engeller ve pürüzlere neden olur.
Uyurken saçınızı at kuyruğu şeklinde toplayarak hem sivilce oluşumunu engelleyebilir hem de doğal bir lifting de yapabilirsiniz.
Bol bol gülümseyin
" Gülümsemek kırışıklıklara" neden olur inancını kafanızdan tamamen silin. Gülümsemek elmacık kemiklerinizin yükselmesine, cildinizin gerilmesine en önemlisi de mutlu görünmenize yardımcı olur.
Gün içinde bol bol gülümseyerek etrafınıza sağlıklı bir görüntü çizebilirsiniz.
Güzellik uykusuna yatın
Düzensiz ve az uyku cildinizin olduğundan soluk ve sağlıksız görümesine neden olur. Düzenli bir uykuyla stresinizi azaltabilir böylece cildinizin kötü görünmesine de engel olabilirsiniz.
Cildinize masaj yapın
Yüzünüzü yıkadıktan sonra parmak uçlarınızla iki dakika boyunca masaj yapın. Kan dolaşımının yetersiz olması cildinizin soluk ve yorgun görünmesine neden olur. Masaj damarlarınızdaki kan dolaşımını arttırarak sağlıklı bir cilde kavuşmanıza yardımcı olur.
Güneş, rüzgar, soğuk gibi etkenler, sıcak suyla banyo yapılması, kol ve bacaklarda kuruluğa yol açar. Kuruyan cilt pul pul olur, kimi zamanda kaşınır. O yüzden nemlendirici şarttır.
Özellikle her gün banyo yapan insanların vücudunu nemlendirmeye ihtiyaçları olur. Prensip olarak, yüz için üretilen bütün nemlendiriciler vücutta kullanılabilir. Ancak yüz bakım ürünlerinin fiyatları yüksek ve miktarları az olduğu için, bunların tüm vücuda sürülmesi çok pahalıya mal olur. Bu nedenle vücut kremleri ayrıca alınır.
Yüz kremlerinin vücuda sürülmesinde cilt açısından bir sakınca yoktur ama vücut kremleri kesinlikle yüze sürülmemelidir. Bunların içinde alkol ve parfüm bulunduğu için yüzde alerji yapabilir.
Elleriniz çok kuruyor veya diz, dirsek ve topuklarınızda deriler kalınlaşıp sertleşiyorsa, gece salisilik asitli (aspirinli) bir merhem sürüp yatmayı deneyin. Ertesi sabah yumuşacık olduğunu göreceksiniz.
Günlük bakımda son dokunuş
Güneşten koruyucu
Cildi güzelleştirmek için ne yaparsak yapalım, güneş ışınlarının yıkıcı etkilerinden korunmadıkça hepsi boşa gider. Ultraviyole ışınlarının yol açtığı cilt deformasyonu ve dejenerasyonu cildin en büyük düşmanıdır. Güneş cildin doğal yapısını bozar. Cilt kalınlaşır, sertleşir ve çok derin kırışıklık çizgileri oluşur. Buna photo aging, yani ışığa bağlı yaşlanma adı verilir. Bu nedenle günlük cilt bakımının en önemli unsuru, SPF yani güneşten koruma faktörü olan ürünler kullanmaktır. Bunlar, en kaliteli cilt bakım ürünlerinden daha fazla işe yarar.
Bazı nemlendiricilerin içinde güneşten koruma faktörü bulunur. Bunları düzenli kullandığınız sürece güvende olursunuz veya SPF'leri ayrıca kullanabilirsiniz.
Cildinizi temizleyip, tonikle silip, nemlendiricinizi sürdükten sonra güneşten koruyucunuzu kullanın. Aslında beş dakikanızı bile almayacak bu hazırlıktan sonra, günlük cilt bakımının tamamlandığına emin olabilirsiniz.
Gazete ya da dergilerde yer alan her rejime başlamak: Yanlış
Günümüzde zayıflama üzerine çok fazla trend olsa da, zayıflama önerileri kişiye özel beslenme tablosu oluşturulmadan yanıt vermez. Doktorunuzun hazırladığı rejim programı bittikten sonra da hastayı yalnız bırakmayan, düzenli aralıklarla doktora görünmesini sağlayan bir program olmalıdır. Ayrıca verilen kiloların geri alınmasını engelleyecek kilo koruma yöntemlerini içermelidir. Vücutta incelmeyen sorunlu bölgeler için Kriyolipoliz, Fokuslu Ultrason, Soğuk Radyo Frekans ve Mezoterapi gibi yöntemlerden fayda sağlanabilir.
Ünlü simalara benzemek için botoks ya da dolgu yaptırmak: Yanlış!
Botoks ve dolgu işlemlerinin mutlaka konusunda uzman hekimlerin yer aldığı bir merkezde ve yüzün anatomisine uygun olarak yapılması gerekir; aksi takdirde sonuç hasta beklentilerinin dışında şaşırmış, donmuş ve ya mimiksiz ve doğal olmayan bir görünüm şeklinde ortaya çıkabilir. Bu durumu medyada, magazin sayfalarında sık sık görmekteyiz. Doğal, güzel ve estetik bir görünüm için kişi her zaman kendi yüz tipine ne yakışacaksa onu tercih etmelidir. Uygulama öncesi hastanın uygulama ile ilgili öncesi beklentilerinin netleştirilmesi gerekir.
Şu uygulamayı şu kişide gördüm ben de uygulattırmak istiyorum: Yanlış
Hasta ne istediğini bilerek kliniğe gelmeli ve bir uygulamaya gerçekten ihtiyacı olup olmadığının kararını bu konuda uzman olan doktorla birlikte vermelidir. Böylece doktorunuz yaş, cilt tipi, yüz şekli ve kilo gibi faktörlerin hepsini değerlendirerek en doğru önerilerde bulunacaktır.
Her şeyin büyük ve çok olanı gösterişli ve güzeldir: Yanlış
Bütüne uyumlu dokunuşlar kişileri güzelleştirmektedir ve sonuçlar açısından hastayı bilgilendirmek gerekir. Örneğin uygulama için seçilen uygulamanın tipi, miktarı ve uygulama bölgeleri netleştirilmeli abartılı ve doğal olmayan dozlarda uygulamalardan kaçınılmalıdır.Zira en iyi medikal estetik uygulama dışından bakıldığında sebebi anlaşılmayan bir güzelleşme sağlayandır.
Güneş koruyucu kullanmadan güneşlenmek: Yanlış
Güneş koruyucu kullanımı cildin yaşlanma ve lekelenmeleri konusunda en temel önlemlerin başında gelir. Kişinin cilt özelliğine uygun güneş koruyucu her 3 saatte bir tekrar cilde uygulanmalıdır. Bu suretle yazın güneş koruyucu kullanılmadığında cilt lekeleri oluşuyor, ayrıca cildin yaşlanma hızı artıyor.
Lazer ışınlarıyla leke silme yöntemi çok daha hızlı ve kolay sonuç verecektir. Kişide süre içerisinde oluşabilecek lekelenmeleri minimum düzeye indirilmek ve ihtiyaç oluştuğunda Q Swithed Lazer tedavilerinde daha az seansla sonuç alabilme şansı yakalanacaktır.
Operasyon sonrası oluşacak komplikasyonları öğrenmemek:Yanlış
Tüm bunlara ek olarak sonradan bir sürpriz yaşanmaması için hastanın uygulama sonrasında yaşanacak komplikasyon ve yan etkiler konusunda eksiksiz bilgilendirilmesi gerekir. Uygulamaların hemen sonunda oluşabilecek geçici, hafif kızarıklık vb. etkilerin oluşma ihtimali hastalara anlatılmalı ve olası durumlarda hastada bir rahatsızlık oluşmamalıdır.
Düşük fiyatın cazibesine kapılmak: Yanlış
İşlem yaptırırken maliyet önemlidir ama bu öncelikli kriter olmamalıdır. Eğer ucuz olsun diye "merdiven altı" tabir edilen yerlere giderseniz güzelleşeyim derken geri dönüşü olmayan hatalara yol açabilirsiniz. Güzelleşme ya da zayıflama uygulamalarının yapıldığı merkezlerde mutlaka konusunda uzman doktorlar bulunmalıdır.
Bu soru bazı adaylarda "Acaba özgeçmişimi incelemedi mi?" şüphesine yolaçsa da aslolan, adayın kendini karşı tarafa nasıl tanıttığı, nasıl ifade ettiğidir. Çok fazla detaya girmeden iş hayatınızla ilgili temel bilgileri vermeniz yeterli. Örneğin; "Ben Ayşe Yılmaz. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi mezunuyum. Son sınıfta x firmasında, y bölümünde ... süreyle staj yaptım. Mezun olduktan sonra x firmasında... görevinde çalıştım. Kariyerime şirketinizde ... olarak devam etmeyi istiyorum."
Sizi neden işe almalıyız?
Mülakatçı işe uygunluğunuzu kendi bakış açınızdan dinlemek ister.
Firmanın, ilanda verdiği kriterler ile kendi uygunluğunuzu kıyaslayarak anlatın. Tecrübeliyseniz daha önceki çalışmalarınızdan örnek verebilir, yeni mezunsanız daha çok kişisel niteliklerinizi öne çıkartabilirsiniz.
Bununla ilgili staj yaptıysanız ondan da bahsetmeniz yararlı olur. Örneğin; "Daha önce de X firmasında mühendis olarak çalışmıştım/ staj yapmıştım. Sizin de ilanda verdiğiniz kriterlere şu şu sebeplerden dolayı uygun olduğumu düşünüyorum. Ayrıca yaratıcı yönümü kullanarak yeni projeler üretmekten çok keyif alırım."
Şirketimizde neden çalışmak istiyorsunuz?
"Sizi neden işe almalıyız" sorusunun cevabına yakın olmalı, ama bu kez başvuru yaptığınız şirketi öne çıkarmalısınız. Şirketi araştırdığınızı, hatta takip ettiğinizi gösterin. Özellikle o şirkette çalışmak istediğinizi karşı taraf hissetmeli. Örneğin; "Şirketinizin yaptığı projeleri yakından takip ediyorum. Son yaptığınız ... projesi gerçekten çok yaratıcıydı. Mühendislik alanında yeni yaklaşımları kullandığınızı görüyorum ve ben de bu ekibin bir parçası olarak yeni projelerde yer almak istiyorum."
Hafta sonları veya mesai saatleri sonrası akşam çalışma düşüncesine nasıl bakıyorsunuz?
"İyi bakmıyorum" gibi bir cevapla muhtemelen elenirsiniz. İşveren yoğun dönemlerinde çalışanlarının ona destek olup olmayacağını bilmek ister.
Baskı ve stres altında çalışabilir misiniz?
İş hayatı her zaman güllük gülistanlık olmaz. Yoğun tempolu bir işe hazır olup olmadığınızın cevabını verin. Tabii ki hazırsınız. Hatta böyle bir ortamın kendinizi geliştirmeye yardımcı olduğunu bile söyleyebilirsiniz.
Seyahat etmede sorununuz var mı?
Bu biraz da çalışmak istediğiniz pozisyonla ilgili bir durum. Öncelikle saha satış alanında çalışacaklara sorulur. Buna kendiniz karar vermelisiniz.
Kariyer hedefiniz nedir?
Mülakatçı, kurumda gelecek düşünüp düşünmediğinizi ve planlarınızı bilmek ister. Bu soruya kısa ve uzun vadeli planlarınız olarak iki şekilde cevap verebilirsiniz. Örneğin; "Kısa vadede hedefim kendi bilgi ve birikimime, yeni çalışacağım şirketten edindiklerimi de ekleyerek işimde başarılı olmak. Uzun vadede yönetimini üstlendiğim ekibime bu birikimi aktarabilmek ve birlikte başarılar kazanmak."
İş yerinde sizi ne motive eder?
Tabii ki "Cuma akşamına yaklaşmak" değil. Ekip halinde çalışmak mı, istek ve azminiz mi, takdir görmek mi? Gerçekçi ama olumsuz algılanmayacak bir cevap olmalı.
Yaratıcılığınıza bir örnek verebilir misiniz?
Şirketler yaratıcı ve yenilikçi insanlar arar. İş deneyiminiz az veya hiç yoksa okul yıllarında yer aldığınız bir projeden örnek olabilir. Ya da bir sorunu çözmede kullandığınız değişik bir metodunuz olmuşsa böyle bir şey de olabilir.
Sizi en çok ne kızdırır?
Tuzak bir soru olabilir. Aslında öğrenilmek istenen şu da olabilir: Sık sık kızar, sinirlenir misiniz? Duygularınızı kontrol edebilir misiniz? Belki "kızma" yerine başka bir duyguyu koyup, örneğin "tembellik beni rahatsız eder" diyebilirsiniz.
Ne kadar süredir iş arıyorsunuz?
Dürüst olun. Ciddi bir süre söz konusu ise, bunun nedenini de sorabilirler. Yeni mezunsanız şirketlerin deneyim aramasından bahsedebilirsiniz. Tecrübeli ve kalifiye iseniz çalıştığınız sektördeki iş imkanlarını ve ekonomik durumu anlatabilirsiniz.
Bu pozisyon için nitelikleriniz fazla değil mi?
"Kurumdaki pozisyona daha iyi bir iş bulana kadar geçici gözüyle mi bakıyorsunuz, yoksa gerçekten burada mı çalışmayı istiyorsunuz?"un cevabı bu soruda gizli. Birincisi sizin için geçerliyse bu, şirket için hiç iyi değil. Şirketi istiyorsanız buna da gerekçe gösterin.
Sizin için ideal şirket, ideal çalışma ortamı nasıldır?
Eve yakınlık, binanın fiziksel özellikleri gibi cevaplar yerine, firmanın sektördeki yeri, çalışanına yaklaşımı gibi durumlar öne çıkarılabilir. Örneğin, "Sektörde belli bir yere sahip, yaratıcılığımı gösterebileceğim, fikirlerimi rahatça dile getirebileceğim bir iş ortamı."
İş dışında nelerle ilgilenirsiniz?
Sosyal yönünüzü ölçmeye yöneliktir. Alışveriş, müzik değil aktif olarak ilgilendiğiniz hobilerinizden bahsetmenin tam zamanı.
Almak zorunda olduğunuz en zor karar neydi?
Tabii ki iş hayatıyla ilgili olmalı. Örneğin bir İK uzmanıysanız ve şirketiniz işten çıkarma yapıyorsa bunu anlatabilirsiniz.
En büyük başarınızı anlatır mısınız?
Örneğin, "Çalıştığım x şirketinde ... uygulamasını hayata geçirerek maliyetleri düşürdüm. Şu metodu kullanarak işin süresini azalttım."
Şirketimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Neden bizimle çalışmak istiyorsunuz?" sorusu ile benzer. Mülakata gitmeden şirketi mutlaka araştırmanız gerekli. Kendi internet sitesinin yanı sıra basında nasıl çıkmış, hangi işleri yapmış, inceleyin. Sosyal ağlarda ne derecede aktif? Bunlardan örnekler verebilirsiniz. Bu sizin ilginizi gösterir.
Güçlü ve zayıf yönleriniz nelerdir?
Yaygınlığı yavaş yavaş azalsa da hala birçok işe alımcı tarafından tercih ediliyor. Güçlü yönlerde başvurduğunuz işe uygun olan özelliklerinizi anlatın. İlanda örneğin takım çalışmasına uygunluktan bahsediliyorsa bu yönünüzü vurgulayabilirsiniz. Zayıf yönlerde, aranan kriterlere ters düşebilecek bir ifadeden kaçınarak, zararsız bir şeyler söyleyebilirsiniz. Bazıları "aşırı detaycıyım", "fazla titizim" gibi kurnaz cevaplar veriyor ama karşı taraf bunu yutmayabilir. Gerçekçi olun ama bunu önceden çalışın.
Bir başarısızlığınızı anlatır mısınız?
Başarısızlığınızı kabul etmekten korkmayın. Belki aklınız çok meşguldü ve kritik bir adımı atladınız ya da üstünüzde çok iş yükü varken bazı şeyleri gözden kaçırdınız. Ya da agresif bir satış tekniği izlerken potansiyel bir müşteriyi kaybettiniz. Herkes hata yapar. Önemli olan, bunun farkında olmanız ve bundan ne öğrendiğiniz. Dürüst bir örnekle bunu gösterin.
Okulu hangi dereceyle bitirdiniz?
Eğitim hayatındaki başarısı, kişinin iş konusundaki temel bilgisiyle örtüşür. Dürüst davranıp doğru dereceyi özgeçmişte ve görüşmede belirtin.
Yüksek lisans yapmayı düşünüyor musunuz?
Hem kendi gelişiminize yatırım yapmayı düşünüp düşünmediğinizi hem de alanınızda uzmanlaşma planlarınızı öğrenmek istiyor olabilirler. Tabii yoğun tempolu bir iş söz konusu ise, bunun işe etkisi olup olmayacağı da önemli. Başvurduğunuz pozisyonun gerekliliklerine göre kendi eğitim ve tecrübenize göre gelişim planlarınızı anlatabilirsiniz.
Çeşitli eğitimlere ve sertifika programlarına katılıyor musunuz?
İşinizle alakalı aldığınız sertifikalar varsa bunları mutlaka özgeçmişinizde belirtmiş olun. Ayrıca devam ettiğiniz ve size faydası olacak bir kursa kayıtlıysanız bunu söylemenizde de yarar var. Bunun dışında aldığınız tango dersi bu soruya dahil değil.
Son işinizden neden ayrıldınız?
Yöneticiyle anlaşmazlık, haklarını alamama, ücret düşüklüğü ve gelişme/yükselme imkânı olmayışı işten ayrılma kararlarında en çok etkili olan sebepler. En fenası da yönetici yüzünden tatsız bir şekilde ayrılma ki sonraki görüşmelerde ayağınıza dolaşabilecek, hassas bir konu. Kötü ayrıldıysanız işiniz daha da zor. Yine de dürüstlük önemli. İşten ayrılma sebebinizi kişileselleştirmeden anlatmalısınız. Son iş yerinden ayrılışı anlatırken bunlara dikkat:
•Eski iş yeriyle ilgili özel bilgiler paylaşmamalı (finansal durum gibi)
•Fazla duygusal olmamalı
•Olumsuz ifadeler kullanmamalı
•Kişiselleştirmemeli
•Eski iş yerini kötüleyici sözlerden kaçınmalı
•Fazla detaya girmemeli
•Mantıklı, akılcı bir karar olduğunu hissettirmeli
•Bütün olumsuzluklara rağmen çözümcü davranmış olduğunu göstermeli
Son iş yerindeki işinizi anlatır mısınız?
Mülakat öncesinde, işin tanımına ve gerektirdiklerine bakın. O işe hakim olup olamayacağınız sorgulanacaktır. Bir önceki işinizde yaptıklarınız buna uymalı. Örneklerle söylediklerinizi destekleyin. Kendi yaptıklarınızı değil ekibinizle birlikte başardıklarınızı da anlatın.
Neden bu kadar çok iş değiştirdiniz?
Geçerli sebepleriniz varsa öncelikle bunları sıralayın. Maaş ödenmemesi, şirket kapanması, şirketin taşınması gibi. Ya da önünüze şans eseri kariyerinize istediğiniz yönde yön vermenizi sağlayacak bir teklif geldiğini söyleyebilirsiniz. Ama bunu eski şirketlerinizi kötüleyerek ve daha iyisini bulunca yeniyi tercih eder şekilde yapmayın.
Referansınız var mı?
Eğer hiçbir yerde, hiçbir iş tecrübeniz yoksa bu bölümü boş bırakın. Aile üyelerini referans bölümüne eklemek doğru olmaz. Eğitiminiz süresince size destek olan hocalar, staj yaptığınız ya da katıldığınız gönüllü çalışmalarda birlikte çalıştığınız kişiler profesyonel referans olarak kabul edilebilir. İş hayatında da yöneticileriniz ve birlikte çalıştığınız ekip arkadaşlarınız referans olabilir. Şirketlerin referans kontrolü yaptıklarını, verdiğiniz isimlerden hakkınızda bilgi istediklerini unutmayın.
Ekip çalışmasına uyumlu musunuz?
Başvurduğunuz pozisyonla ilgili iş ekip çalışması gerektirebilir. Ayrıca çok geniş bir ekip ile çalışmasanız da diğer departmanlar ile kuracağınız iletişim de bu özelliğinizle ilgilidir. Ekipçe yaptığınız bir projeyi örnek verebilirsiniz.
Yabancı diliniz nasıl?
Kesinlikle dürüst olun. Yabancı dili iş amaçlı kullanıp kullanmadığınızı da söyleyin.
İnsiyatif alır mısınız?
Aslında burada sorulmak istenen şu: Kendinize ne kadar güveniyorsunuz, ne kadar risk alabiliyorsunuz? Elbette aşırı emin görünüp yüksekten atmayın. Yaptığım işlere güveniyorum ve emin olduğum konularda insiyatif alabilirim diyebilirsiniz.
Nasıl bir yönetici ile çalışmak istersiniz?
Riskli sorulardan biri. Tabii ki daha önceki çalışmalarınızdan dolayı kızgınlıkla ve tecrübeyle çok şey söylemek isteyebilirsiniz ama bunları kendinize saklayın. Yöneticinizin sık sık size geri bildirimde bulunmasını mı istersiniz? Yoksa işi verip gerisine karışmamasını mı? Cevap, sizin çalışma şekliniz hakkında da bilgi verecektir.
Uzun vadede maaş beklentiniz nasıl?
Karşınızdaki kişinin size sunduğu miktara bakarak önünüzdeki dönem için hesaplamalar yapabilirsiniz. Öncelikle kendinizi tartın. Sizin için yeterli olup olmadığına karar verin. Daha sonra da şirkete sağlayacağınız katkılardan sonra karşılıklı konuşmanın en iyi yol olduğunu söyleyebilirsiniz.
Maaş konusunda beklentiniz nedir?
İşe alımcılara göre adayların birçoğu şirketi ve pozisyonun gerekliliklerini iyi araştırmıyor. Ücret konusunda ise doğru bilgiye ulaşmak zor hatta çoğu durumda imkansız. Ücret seviyeleri farklı göstergelere göre değişkenlik gösteriyor. Güvenilir yayınların her yıl yaptıkları ücret araştırmalarının sonuçları ve ücret araştırma şirketlerinin yıllık raporları bu konuda size yardımcı olabilir. Ücret talebinde bulunmadan önce şu kriterleri gözden geçirmekte yarar var:
•Deneyim ve eğitim: Bitirilen okul ve deneyimlerinin tutarlılığı (aynı konuda olması) kişinin alanında uzmanlaşma seviyesini belirler. Bu da maaş ortalamasına yansıyacaktır.
•Başvurulan pozisyonun unvanı: Eleman, uzman, uzman yardımcısı... Hepsinin maaş derecesi ayrı.
•Ekonomik durum: Başvuru yapılan sektörde o dönem finansal bir durgunluk yaşanıyorsa beklentiyi fazla yüksek tutmamalı.
•Başvurulan şirket: Gerçekten kurumsal bir şirket ise maaş pazarlığı yapmanız pek mümkün olmayabilir. Maaş politikaları her derece için bellidir.
•Yan faydalar: Kurum size eğitim, ikramiye, özel sağlık sigortası, bireysel emeklilik katkı payı gibi yan faydalar sunuyorsa bunları da dikkate almalı.
Kendinizi bilin: Mülakatınız var ve özgeçmişiniz ve ön yazınızla ilgili sorulacak sorulara hazırlıklı olmalısınız. Öncelikle kendinizi nasıl anlatacağınızı düşünün. Sizi diğer adaylardan ayıran özelliklere yoğunlaşın. İşi geliştirmek için neler yapabileceğinizi bilin. Ayrıca tipik mülakat sorularına da hazırlık olun. "Kariyer hedefiniz nedir? Son işinizden neden ayrıldınız?" gibi.
Özgeçmişinizi bilin: İşveren sizi tanımadığından elinde sadece sizin özgeçmişiniz var. Görüşmeye gitmeden muhakkak kendinize de bir kopyasını alın. Belli bir bölümünden parça parça soru sorulabileceğinden arada göz atmanız gerekebilir. Örneğin bir işte elde ettiğiniz başarı aklınızda kalmamış olabilir ve soru sorulduğunda şaşırabilirsiniz. Bu da işveren de güvenilmez bir izlenim bırakabilir. Bu tip durumları önlemek için özgeçmişinizi iyice bilin.
Şirketi bilin: Şirketin koltuklarında oturup etrafı seyretmeye gitmiyorsanız, önceden mutlaka firmayı araştırmanız gerekir. Artık internetin çok yaygın ve hemen hemen her şirkeyin bir web sayfası olduğunu düşünürsek, şirket hakkında bir şey bilmemenizin herhangi bir bahanesi olamaz. Bu yüzden gitmeden küçük bir araştırma yapmak görüşmenin gidişatı için iyi olacaktır.
Sormak istediklerinizi bilin: İlgisiz görünen adayların mülakatta başarılı olması neredeyse imkansız. Cevaplarını bilmek istediğiniz ve cevaplarını bilmeniz gereken şeyleri sorun. Gitmeden önce bunları listeleyin.
Mülakatçınızı bilin: Eğer mülakatçınızı önceden öğrenme şansınız varsa bunu kesinlikle öğrenin. Onun hakkında biraz araştırma yapmak görüşmek sırasında çok işinize yaracaktır. Onu tanımanız ve kariyeri hakkında bilgi sahibi olmanız onu etkilemenize yardım edecektir.
Yıllar önce sanırım İtalyan televizyonundaydı, bir belgesel izlemiştim. Kahve üzerine oluşturulmuş belgesel, bu içeceğin, o zamana kadar benim bilmediğim bir macerasını anlatıyordu. Hikayeye göre 16. yüzyılın ikinci yarısı ve 17. yüzyıl başlarında pek çok Venedik Cumhuriyeti kökenli İtalyan aile İstanbul'da, yani payitahtta yaşıyordu.
Bu aileler çoğunlukla Tahtakale bölgesini mesken tutmuşlardı ve orası malum, liman bölgesi olduğu için o bölgede ticaret yapıyorlardı. Çoğunlukla kumaşa dayalı olan bu ticaretin maddeleri pek çok yerden geliyor; bunların içinde Irak'ın Musul kentinin "muslin" adı verilen kumaşı önemli yer tutuyordu. Musul ve diğer pek çok bölgeden gelen kumaşlar buradan Avrupa'nın çeşitli yerlerine götürülüyordu. Bu ailelerden biri, bu kumaşla o denli özdeşleşmişti ki soyadı onunla anılacak ve gelecekte Mussolini olacaktı. Yani Musul'lu.
İstanbul'dan Venedik'e kahve yolu
Bu belgesele göre diğer bir ailenin öyküsü de oldukça ilginçti. O dönem İstanbul'un ilk kez kahve denilen içecekle tanıştığı yıllardı. Yine Venedik kökenli ve ağırlıkla kumaş ticareti yapan bir aile de, İstanbul'da kah izin verilen kah yasaklanan bu içeceği Venedik'e götürecek ve Avrupa kıtasında İstanbul'dan sonra ilk kahvehanenin 1600'lerin başında Venedik'te açılmasını sağlayacak, böylece İstanbul'dan giden deniz yolu yüzyıllar sonra günümüzde İtalya'nın bir kahve devi olarak ortaya çıkmasını sağlayacaktı.
Biz aslında İstanbul ile Venedik arasındaki bu ilişkiyi iki hanım ve aynı zamanda valide sultana borçluyuz. Bunlardan ilki Nurbanu Sultan. Kanuni Süleyman ve Hürrem Sultan'ın gelinleri ve onlardan sonra tahta çıkan Selim'in biricik eşi Nurbanu Sultan, Venedikli zengin ve soylu bir ailenin kızıyken, Akdeniz'de bir gemi yolculuğu sırasında malum esir alınıp saraya getiriliyor. Güzelliği dışında zekası ile de ilgi çeken bu İtalyan, hem hanım sultan hem de valide sultan oluyor. Adı kimine göre Rachel, diğer pek çok kaynağa göre ise Cecilia olan bu güzel hanım, aynı zamanda da Venedik ile ilişkilerin yeniden toparlanmasını sağlıyor.
İlk kahvehane Galata'da
Avrupa kıtasında kahvenin ilk içildiği yer İstanbul diye yazdık. 1554 yılında liman yakınlarında, yani o dönemdeki limanın şu andaki Galata Köprüsü olduğu düşünülürse hemen oracıkta iki Suriyeli tarafından ilk kahvehane açılıyor. Venediklisi, Cenovalısı bu içeceğin kokusuyla ilk kez İstanbul'da tanışıyor ve tanışmakla kalmayıp, bu içeceği servis etmek üzere kısa sürede çoğalan mekanlarda zaman geçirmeye başlıyor. Bu arada Hristiyanlar açısından sorun yok, ancak bu yeni lezzet şüpheci şark toplumları için soru işaretleriyle birlikte geliyor. En büyük sorun da tabii bu içeceğin dinle olan ilişkisi. Ama halk dinler mi hiç? Yaşamında hemen hiçbir renk bulunmayan, baskıdan da büyük ölçüde bunalmış Osmanlı kentlisi de dadanıyor kahvehanelere ve sabahtan akşama kadar kahve içiyor.
"Kahve İslam'a aykırı"
Bu durum kahvehanelerin çoğalmasını, dolayısıyla iktidar tarafından hiç de arzu edilmeyen, insanların belli mekanlarda bir araya gelmesi durumunu yaratmaya başlayınca Osmanlı sarayında bir endişe başlıyor. Ne yapıp etmeli insanların bir araya gelmesini engellemeli. Peki nasıl yapmalı? Sultan fermanıyla, ama insanların dinsel inançlarının son derece güçlü olduğu göze alındığında şeyhülislamın fetvasının sultandan daha etkili olacağı düşünülürse ondan fetva alınmalı ve böylece bu içecek İslamiyet bakımından sakıncalı diyerek yasaklanmalı. Kahvehaneler de böylece kapatılmalı.
Aynen öyle yapılıyor ve bir fetva yayınlanarak bu içeceğin dini açıdan mahsurlu olduğu ileri sürülerek kahvehaneler kapatılıyor. Böylece insanların bir araya gelerek sivil toplumu oluşturması bir güzel engelleniyor ve dikkat çekici olan da şu ki, bu yasak daha sonra da özellikle halkın yönetimden en hoşnutsuz olduğu dönemlerde çekinmeden uygulanıyor. Zira insanların bu mekanlarda bir araya gelerek iktidarı eleştirmesinden korkuluyor. Bu yasak ayrıca her defasında sultanın buyruğuyla değil, dinin gücüyle, yani şeyhülislam fetvasıyla yapılıyor. Yani sultanın iradesi bile din kadar güçlü olamıyor. İkisi bir araya geldiğinde ise
"Türkler siyah bir sıvı içiyor"
Osmanlı başkentinde bunlar yaşanırken Avrupa, istanbul'da Venedik'in "bailo" adı verilen elçileriyle durumu izliyor. Tabii burada ticaret için bulunmakta olan Venedikli çeşitli tüccar aileler ve kendileri de Venedikli olan Nurbanu ve Safiye sultanlar, bu bailolar ile yakın temasta bulunuyorlar. Bu bailoların, yani elçilerin içinde İstanbul'da özellikle iki dönem kalan Marcantonio Barbaro (1567-1573) ve Gianfrancesco Morosini, Nurbanu ve Safiye sultanlarla yakın ilişki kuruyor ve kahve adı verilen bu yeni içeceğin İtalya'dan başlayarak Avrupa'ya tanıtılmasına öncülük ediyorlar.
Geleneksel olarak, elçilerin görev süreleri sona erip Venedik'e dönmelerinden sonra yaptıkları gibi Morosini de 1585 yılında senatoya sözlü olarak sunduğu raporda özellikle İstanbul limanı çevresinde içilen kahve adında bir içeceğin ortalığa saldığı farklı ve güzel bir kokudan söz ediyor. Morosini ayrıca "Türkler bazı mekanlarda oturup siyah bir sıvıyı içer ve onun kendilerini uyanık tuttuğundan söz ederler" diyor.
Kahve Doğu'da yasaklanıyor, Batı'da değerleniyor
"Uyanık tutmak"... İşte memleket yönetimi nazarında büyük sorun bu oluyor. Kimbilir belki de saltanatı rahatsız eden şey yalnızca insanların kahvehanelerde bir araya gelmesi değil, kahvenin zihinleri uyanık tutması, dolayısıyla onları düşünmeye sevk etmesi oluyor.
Doğu'da Allah korusun, vatandaşı uyandırdığı için üzerinde büyük baskılar kurulan ve bu baskıların dinle de desteklenmesinin kurbanı olan kahve, Batı'da, yani Avrupa kıtasında büyük bir ikbal görüyor.
Şarapla uyuyanlar kahveyle uyanıyor
İlk olarak İtalya, daha sonra 1640'larda önce Marsilya, sonra Paris üzerinden Fransa, 1683 ikinci Viyana Kuşatması ardından Avusturya ve diğer ülkelere yayılıyor kahve. Bu ülkelerde, bizde o zamanlar oluşması engellenmiş aristokrat sınıfların içeceği haline geliyor. Kahvenin en önemli rolü de bu içeceğin Avrupa'ya tanıtılmasıyla hemen hemen zamansal olarak koşut olan felsefi aydınlanmaya katkısı oluyor. O zamanlara kadar şarap içerek uyuyan Avrupalı düşünürler, artık hem kendilerini ayık tutan hem de zihinlerini açan bir içecekle tanışıyorlar.
Nitekim bu dönemde, modern dünyanın düşünce temellerini oluşturan, Avrupa'nın önemli filozofları ortaya çıkıyor, siyasi ve sosyal tartışmalar daha büyük önem kazanıyor. Ayrıca bu dönemde Avrupa toplumu ilk kez kadın ve erkeğin bir içecek etrafında bir araya gelmesiyle daha çağdaş ve daha demokratik hale geliyor, böylece modern demokratik toplumun temelleri kahve ile atılıyor.
Tam bir modernleşme göstergesi olan kahve tüketimi, Türk toplumunda da aynı işe yarıyor yaramasına, ancak bu ne yazık ki çok geç bir dönemde, Avrupa'dan yüzlerce yıl sonra, modern Türkiye Cumhuriyeti ile oluyor. Bu dönemde insanlar kahveyi sohbetin bahanesi haline getiriyorlar, onu demokratik modern toplumun oluşturucusu kılıyorlar.
Ne dersiniz, son zamanlarda gençleri sokaklara döken demokrasi isteklerini, her ne kadar bir bölümü Amerikalı zincirlerin parçası da olsa sayısal olarak adeta patlayan kafelere mi borçluyuz acaba?
"NASA (National Aeronautics and Space Administiration) tarafından evin havasının temizlenmesi için süs bitkileri tavsiye ediliyor. Süs bitkileri gerçek hava temizleyicileridir. Evinize 10 metrekarede bir geniş yapraklı, çeşitli süs bitkileri koyun. Bitkiler evdeki oksijen seviyesini yükseltmekle kalmayıp aynı zamanda da havada biriken toksinlerin yüzde 87'sini temizleyebilir. Evdeki bitkiler çevreyi nemlendirdikleri için özellikle rutubetli bir eviniz varsa küflenmeye sebebiyet vermemesi açısından lüzumundan fazla sulamamaya dikkat edin.
Philodendron, yeşil örümcek bitkisi (green spider plant), dracena (dracaenas), palmiye, eğreltiotu, sarmaşık, barış çiçeği (peaces lilies), bal mumu ve papatyalar ev havasındaki kirlilikleri gidermede en etkililerindendir. Bu bitkiler fazla ışığa ihtiyaçları olmadığı için evin her odasına konabilir ve farklarını çok kısa sürede hissedebilirsiniz. Eğer kalabalık bir şehirde veya çok trafikli bir caddede yaşıyorsanız, çam ağacı veya bitkisi de faydalı olabilir. Çamın, egzoz, karbondioksit ve diğer sanayi kirliliklerine karşı inanılmaz bir emiciliği vardır.
Açelya amonyak emer. Kasımpatı ise boyalarda bulunan trikloretilen maddesini yok eder. Ağlayan incir (Ficus), evimizin her tarafında bulunan formol maddesini temizler. Philodendron tahta eşyaların imalatında kullanılan zehirli maddeleri temizler ve su buharı salarak odanın kuruluğunu engeller.
Kurdele çiçeği (Chlorophytum), karbonmonoksit ve formaldehit ile beslenir ve alerji yapan maddeleri de yok ederek havayı solunabilir hale getirir. Sarmaşık ise plastik, deterjan, mürekkep ve sigara dumanında bulunan benzen maddesini yok eder.
Kurdele çiçeği ve örümcek bitkisi, karbonmonoksiti yüzde 96 oranında yok eder. Karbonmonoksit renksiz, kokusuz ve zehirlidir. Otomobil, jeneratör, sıcak su üreten şofbenler, duvar kağıdı çıkarıcıları, sigara dumanı karbonmonoksit üretiminin ana sebepleridir.
Spatilyum ve kaynana dili de yine benzen ve türevlerini yok eder. Koridorlara ve az ısıtılan odalara konulmalıdır. Spatilyum, örümcek bitkisi ve ağlayan incir genel olarak formol denilen zehiri yüzde 50 ile yüzde 86 miktarında yok eder. Yatak odasına konması tavsiye edilir. Formol, orman yangınlarından, sigara dumanından, otomobil egzozlarından salgılanır. Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından kesinlikle kanser yaptığı bildirildi.
Spatilyum, peygamber kılıcı (Sansevieria), dracaena marginata, kaynana dili, muhtemelen kanser yaptığı düşünülen trikloretilen maddesini inhibe eder. Bu madde deriyi ve mukozayı tahriş eder ve sinir sistemi için çok zararlıdır. Çözücülerde, metal yağı çözücülerinde, kuru temizlemede, organik kimyasalların bozulması esnasında çıkar.
Philodendron, PCP (pentaklorofenol) maddesini inhibe eder. Bu madde kanserojen olup ahşaplarda koruyucu olarak kullanılan malzemelerde ve kağıt hamurunda bulunur.
Havayı temizleyen bitkileri yatak odanıza da koyabilirsiniz. Bitkiler gündüz oksijen gece karbondioksit salgılarlar ama gündüz salgıladıkları oksijenin yanında gece salgıladıkları karbondioksit önemsiz kalır."
Hamileliğin bazı dönemlerinde burun tıkanıklığı oldukça sıkıntı verici olabilir. Hamilelerin yaklaşık üçte birinde alerji veya bilinen nezle-grip gibi hastalıklar olmadığı halde, burun tıkanıklığı görülebilir. Bu duruma "hamilelik nezlesi", veya "hamilelik riniti" adı verilir. Hamilelik nezlesi genellikle hamileliğin son 6 haftasında veya 2. ayında ortaya çıkar ve başlangıcından iki hafta kadar sonra belirtiler tamamen ortadan kaybolur. Ancak bazı hamilelerde burun tıkanıklığı, tüm gebelik dönemi boyunca olabilir ve hatta doğum sonrası da bir süre devam edebilir. Memorial Etiler Tıp Merkezi KBB Bölümü'nden Op Dr. Atilla Şengör, hamilelerin önemli şikayetlerinden biri olan "Hamilelik nezlesi" hakkında önemli bilgiler verdi.
Hamilelik nezlesinde burun tıkanıklığı ile birlikte genellikle burun akıntısı da olur. Burun tıkanıklığı nedeniyle gece ağız solunumu yapıldığından boğazda kuruluk oluşur. Ayrıca beraberinde gece nefes alınamıyormuş hissi, öksürük ve uykusuzluğa yol açabilir. Mukoza şişmesi ve sonuçta sinüs boşluklarının havalanmasında azalmaya bağlı olarak baş ağrısı da gelişebilir.
Nezleyi annelik hormonu tetikliyor
Hamilelik döneminde artış gösteren ve bir annelik hormonu olan östrojen, burun içerisini döşeyen dokuların şişmesine neden olur ve burunda salgı artışını tetikler. Bunun dışında annelik döneminde vücuttaki kan dolaşımının hacminin artması da kan damarlarının genişlemesine ve burun mukozasının şişmesine neden olur. Bu olayda diğer annelik hormonlarının da rolü olabilir. Bunların sonucunda gelişen burun tıkanıklığı hamilelik nezlesinin temelini oluşturur.
Sinüzit ile karıştırmayın
Hamilelik nezlesi sinüzitle veya diğer hastalıklarla karıştırılmamalıdır. Sinüzit veya gripte burun tıkanıklığı dışında iltihabi burun akıntısı, halsizlik, ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi belirtiler birlikte görülür. Alerjik nezlenin belirtileri arasında ise gözler, burun ve boğazda kaşıntılar ve hapşırmalar bulunur. Hastanın daha önceden şikayetlerine neden olan toz veya polen gibi alerjenlere hassasiyeti hamilelikte artabilir.
Önlem almak önemli
Hamilelik nezlesi bayanları, özellikle yatar pozisyondayken rahatsız edebilir. Bu nedenle başın yükseltilmesi burundaki dolgunluğu (konjesyonu) azaltabilir. Bol sıvı alımı boğaz belirtilerinin rahatlamasını sağlar; boğaz-burun salgılarının yoğunlaşmasını-kurumasını önler. Sıcak banyo ve buhar solunması burun tıkanıklığını rahatlatabilir. Yürüyüş ve bazı hafif egzersizler iyi gelir. Tuzlu su spreylerinin tekrarlanan kullanımları, burun mukozasını büzüştürebilmeleri nedeniyle ve burnun mekanik olarak temizlenmesine yardımcı olduklarından, oldukça faydalıdırlar. Burun kanadını genişleten bantlar, buruna hava girişini arttırdıklarından yararlı olabilir. Ayrıca nemlendirme cihazları da kullanılabilirler; ancak bunların mikrop barındırabilen sıvı haznelerinin ve filtrelerinin temizliğine gereken özen gösterilmelidir. Sigara dumanı, tozlu ortamlar, hava kirliliği ve ani ısı değişimleri burun işleyişini olumsuz etkilediklerinden, tıkanıklığın artmasına neden olurlar. Bu tip ortamlardan uzak durulmalı ve engelleyici önlemler alınmalıdır.
Mutlaka bir uzmandan destek alın
Hamileliğin ilk üç aylık dönemi bebeğin oluşum evresi olduğundan bu dönemde burun yıkama solüsyonları dışında herhangi bir ilaç kullanılması tercih edilmez. Bu dönemden sonra, alınan önlemlere karşın burun tıkanıklığının devam ettiği ve sıkıntı veren durumlarda, burun açıcı veya ödem giderici spreyler doktor kontrolünde sınırlı olarak uygulanabilir. Zorunlu kalındığında bazı akıntı kesici ve antialerjik ilaçlar kadın doğum uzmanının da görüşü alınarak uygulanabilir. Bazı burun-sinüs yıkama solüsyonlarının tekrarlayan uygulamaları, hamilelik nezlesinin yönetiminde oldukça etkili ve güvenlidir.
Ancak her şeye rağmen burun tıkanıklığı devam ediyorsa ve geçmiyorsa, belirtilerin nedeninin başka hastalıklar olabileceği akla gelmelidir. Kemik eğriliği veya burun eğriliği olarak bilinen septum deviasyonu dışında, konka şişmesi ve sinüs hastalıkları da anatomik daralmalara neden olarak burun tıkanıklığı yapabilirler. Bu sorunların varlığına hamilelik nezlesi de eklendiğinde durum daha fazla rahatsız edici olabilir. Hamilelik sonrası dönemde bu sorunların tedavisine gidilmesi gerekebilir.
Anne adayının çalıştığı işin doğmamış bebeği nasıl etkilediği sorusu özellikle bunca gebe kadının çalışmakta olduğu günümüzde önemli bir sorudur. Ne yazık ki bunun kesin bir yanıtı yok. Hepimiz işinden doğruca doğum yapmaya giden ve çok sağlıklı bebekler doğuran kadınlar tanırız. Zorlu bir alanda ihtisas yapan gebe hekimler üzerinde yapılan bir çalışma, haftada 65 saat ayakta kalan bu kadınlardaki gebelik komplikasyonlarının erkek meslektaşlarının çok daha hafif çalışan eşlerininkinden farklı olmadığını gösterdi. Buna karşın, diğer çalışmalar gebeliğin ikinci yarısında sürekli gergin bir işte çalışmanın veya uzun süre ayakta kalmanın annede yüksek kan bancı riskini arttırabileceğini ve plasentaya zarar vererek düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğumuna neden olabileceğini öne sürüyorlar. Bazı çalışmalar, evde bakacak başka çocukları da olan gebe kadınlar için 28. haftadan sonra işe devam etmenin komplikasyon riskini artırdığını göstermekte.
İşte ayakta durması gereken kadınlar satıcılar, aşçılar, polisler, garsonlar, hekimler, hemşireler vb. 28. haftadan sonra çalışmalı mı? Açık ki, bu soruya kesin bir yanıt vermek için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Amerikan Tip Birliği, günde dört saatten fazla ayakta kalması gereken kadınların 24. haftadan sonra, ve her bir saatin yarım saatinde ayakta kalması gereken kadınların, 32. haftadan sonra işi bırakmalarını öneriyor. Ancak, birçok hekim bunun çok katı olduğunu düşünüyor ve kendini iyi hisseden kadınların daha uzun çalışmalarına izin veriyorlar. Bununla birlikte, doğuruncaya kadar işi sürdürmek iyi bir fikir olmayabilir, çünkü bebeğe gelebileceği varsayılan zararların ötesinde, annede sırt ağrısı, varisler ve basur gibi gebelik komplikasyonları da artacaktır.
Araştırmalar, gebeliği sırasında çok az kilo alan zayıf kadınların dışarıda çalışmaları durumunda küçük bebek doğurma olasılığının daha yüksek olduğunu, bu nedenle de böyle zayıf kadınların gerçekten yeterli kiloyu alamıyorlarsa (kilo almak bu sorunun çözümü olabilir), mümkünse geçici olarak işi bırakmalarının, ya da en azından çalışma saatlerini azaltmanın iyi bir fikir olacağını gösteriyor.
Bazı uzmanlar, kadınların ağır kaldırma, çekme, itme, tırmanma (merdiven, direk vs.) ya da eğilme gibi hareketler gerektiren işleri, iş yoğunsa 20. haftadan, daha az yoğunsa 28. haftadan sonra bırakmalarını öneriyorlar. Sık sık vardiya değişimi gerektiren (iştah ve uyku düzenini bozan ve yorgunluğu artıran) işleri; baş ağrısı, sırt ağrısı veya yorgunluk gibi gebelik komplikasyonlarını azdıran işleri; ya da düşme veya kaza riskini artıran işleri daha erken dönemde bırakmak da iyi bir fikir olabilir.
Diğer yandan, olasılıkla bebeğinize bir zarar gelmeden, aşırı gerilimli olmayan sakin bir iş sizin için aslında evde süpürgeyle başbaşa kalmaktan daha az stresli olabilir. İş sırasında veya iş dışında günde masa başı bir işten doğumhaneye gidebilirsiniz bir iki saat yürümek zararlı değil aksine yararlı olabilir (yürürken ağır bir yük taşımamanız koşuluyla).
İşinizi ne zamana kadar sürdürürseniz sürdürün, gebelik sırasında bedensel iş gerginliğini azaltmanın yolları vardır:
•Korseli çorap giyin.
•Uzun süre ayakta kalıyorsanız, sırtınıza yüklenen basıncı azaltmak için bir ayağınız alçak bir taburenin üzerinde, diziniz bükülmüş olarak durun.
•Sık sık mola verin. Oturuyorsanız ayağa kalkın ve gezinin; ayakta kalmışsanız oturun ve ayaklarınızı yukarı kaldırın. Özellikle sırtınız ve bacaklarınız için gerinme egzersizleri yapın.
•Çalışmadığınız zamanlarda bol bol dinlenin; koşu, tenis, dağcılık gibi zorlu etkinliklerinizi azaltın. İşiniz ne kadar ağırsa diğer etkinlikleri azaltma gereği de o kadar artar.
•Öğle tatilinde mümkünse sol yana yatarak dinlenin. Geceleri solunuza yatın.
•Mümkün olduğunda masanızda bacaklarınızı yukarıda tutun (bir tabure veya kutu üzerinde).
•Bedeninizin sesini dinleyin. Kendinizi yorgun hissediyorsanız hızınızı azaltın; bitkinseniz eve erken gidin.
•Sigara dumanı olan yerlerden uzak durun; duman bebeğiniz için kötü olmasının yanı sıra yorgunluğunuzu da artırabilir.
•Aşırı sıcak veya soğuktan kaçının.
•Zararlı duman ve kimyasal maddelerden uzak durun.
•Bir şey kaldırmanız gerektiğinde sırtınıza zarar vermemek için uygun şekilde kaldırın ve normalde kaldırdığınız ağırlığı en az yüzde 25 azaltın.
•En az iki saatte bir tuvaletinizi yapın.
•İşiniz ayakta durmanızı veya yürümenizi gerektiriyorsa, mümkünse çalışma saatlerinizi azaltın ve ayaklarınız yukarıya gelecek şekilde dinlenme veya uyku saatlerinizi artırın.
•Hiçbir işin bebeğiniz kadar önemli olmadığını unutmayın. Başka işlerin her gün her öğün yemek yemenizi aksatmasına izin vermeyin. (İşyerinizde de atıştırmak için bol miktarda besleyici gıdalar bulundurun veya her gün taze yiyecekler getirin.)
Çalışma koşullarının zorluğu, yetersiz maaş, iş arkadaşlarıyla veya yöneticiyle anlaşamama, işin insanı artık tatmin etmemesi gibi pek çok nedenle iş değiştirmek isteyebilirsiniz. Ancak günün maddi koşulları, girmek istediğiniz yeni işi aramak için mevcut işinizi bırakma lüksünü de yaşatmıyor maalesef.
Bu durumda çalışırken, çalıştığınız şirkete belli etmeden yeni bir iş arama zorunluluğu ortaya çıkıyor. Peki ama bunu nasıl yapabilirsiniz? İş bulmayı nasıl daha kolay hale getirebilirsiniz? İş ararken tanıdıkların referansından nasıl yararlanmalısınız? Peki ya sosyal ağlar, sosyal aktiviteler? İş arama sürecinize etki eder mi?
Tüm bu sorulara cevap bu yazımızda...
Çalıştığım şirkete belli etmeden nasıl iş ararım?
Bu, zor ve etik olarak sorgulanabilir bir soru. Artık günümüzde işten ayrılıp yeni iş aramak gibi rahat koşullar yok ne yazık ki. O nedenle işten ayrılmadan yeni iş aramak gerekiyor. Bunu, mümkün olduğunca yalan söylememeyi yaratacak ortamlar hazırlayarak yapmak gerekir. Yalan söylemeden, mazeret iznini kullanarak, önemli bir işiniz olduğunu söyleyerek iş görüşmelerinizi yapmalısınız.
Olumlu ve insan ilişkilerini iyi yöneten biri iseniz bu süreci de sağlıklı geçirebilirsiniz. Çok kurumsal şirketlerde kariyer planlama ya da insan kaynakları bölümleri, eğer çalışan iş yerinden, iş yeri de çalışandan memnun değilse, bu süreci iki tarafın bildiği geçiş zamanı olarak kurgulayabiliyorlar. Ancak ne yazık ki böyle şirketlerin sayısı çok fazla değil. O nedenle yalan söylememeyi sağlayacak zemini hazırlayarak yazışmalar ve buluşmalar tabii ki yapılmak zorunda.
Başvurularda ve görüşmelerde, bırakılması düşünülen iş yeri ile ilgili hiçbir bilginin verilmemesi, hiçbir olumsuz şey söylenmemesi gerekir. "Şu kötü, bu kötü" demek yerine, "Ben şu iyilikleri, şu olumlu gelişmeyi, şu aşamayı beklediğim için iş değiştiriyorum" şeklinde kurgulamak daha sağlıklı.
İş ararken sosyal çevremden nasıl yararlanabilirim?
Genellikle "şu kadar tanıdığım var, iş bulmam zor değil" gibi yaklaşılabiliyor. Bu aslında çok doğru değil. Çünkü en yakınlarımız da bize yakın sorunlarla ilgileniyorlar. İyi bir iş olsa herkes kendi girip çalışmaya bakar durumda. Çünkü çağımızda iş bulmak gerçekten zor.
Ne yapacağınızı biliyorsanız, hedefinizi, nasıl bir şirkette ne iş yapacağınızı net olarak belirlemişseniz, size yakın çevre ile irtibat kurmanın faydası olabilir. Ancak garantisi yoktur. Hedef daraldıkça faydasını görebilirsiniz. Yine de sizi sonuca götürecek olan şey, takipçiliğiniz, ne yapabileceğinizi iyi yansıtmanız olacaktır.
İnternetteki sosyal ağlar iş bulmama yardımcı olur mu?
Sosyal ağlar, iş bulmaya ve yeni bağlantılar kurmaya yarar sağlayabilir. İnsanların fiziksel olarak bir araya gelip görüşmesi giderek zorlaşıyor. Dolayısıyla böyle ortamlarda birtakım fırsatları paylaşmak, yakalamak mümkün.
Sosyal ağlara konulan bilgilerin neyi göstermek istiyorsak onu içermesi gerekir. Çünkü artık şirketlerin insan kaynakları bu tür ağları kullanmaya başladılar.
İş yerlerinde çalışanların akademik bilgileri, teknik özellikleri kadar kişisel özellikleri ve kişisel gelişimlerinin ne seviyede olduğu merak edilir. Dolayısıyla buralara konulan fotoğraflar, yazılar ilgi alanları pek çok şeyi yansıtır. Başka bir şey söylerken buralardaki bilgiler farklı ise bunlar soru işareti yaratır. Dolayısıyla tutarlı ve olduğu gibi görüleceği şekilde kullanılmasını öneriyorum herkese.
Kurumsal bir firmaya girmek için kişisel bağlantılarımı kullanmalı mıyım?Kişisel bağlantıları kullanmak her zaman umulan tepkiyi getirmeyebilir. Çünkü o tanıdığımız kişinin iş ortamında nasıl bir etkisi ve durumu olduğunu bilmiyor olabiliriz. Öyle bir kişi tarafından öneriliyor olmak ters de tepebilir.
Ancak sosyal hayatta iş aradığınıza, yetkinliklerinize dair sohbet ederken, bir şirkette o pozisyonda iş arayan biri varsa böyle bir tanışıklığın çok faydası olabilir. Bir iş yerinde bir proje kurgulanıyor ve bir kişi aranıyorken akla geliyor olmak, akla gelmeyi sağlayan bilgileri aktarıyor olmak, bunu sağlayacak kontaklara sahip olmak fayda sağlayabilir. Ama "Ben bunu tanıyorum, beni refere etsin" yaklaşımı çok da tepki alabilir. En azından o kurumda çalışan diğer insanlar açısından tepki doğurur.
İş başvurularında referans ne kadar önemli?
Gerçek becerileri, yetkinlikleri, tecrübeleri yansıtan ciddi bir referans işe girmek için başvurularda en önemli şeydir. Çoğu zaman sorulur; bir akrabamız, tanıdığımız olsa işe yarar mı diye. Üst düzeydeki yetkililer rica ve talep yerine getirmekten bıkmış durumda olurlar ve bazen bu tanıdık referansları ters tepebilir. Ama iyi bir referansın ille de üst düzeyden gitmesi ön koşul değildir. İşe alınmanıza yardımcı olur, süreci hızlandırır. Ancak iyi referansın altını doldurabilen kişi, her halükarda çok avantajlı olur ve dikkate alınır.
Kolay iş bulabilmek için hangi sosyal aktivitelere katılmalıyım?
Hedef olursa her şey çok kolaydır ve o nedenle hedefli iş bulmaya yönlenmek gerekir. Amaçlı bir yönlenişten sonra o amaca hizmet eden bütün sosyal aktivitelere ve çevre, zemin kontak geliştirici her şeye katılmak gerekir. Bu, olur olmaz her yere gitmek, kendini yıpratmak şeklinde olmamalı. "Benim şöyle bir amacım var" dendiği zaman, zaten hangi tür sosyal aktivitelerin önemli olduğu ortaya çıkacaktır.
Örneğin, kişi medya sektöründe iş bulmak istiyorsa, medya sektörü ile ilgili hangi alanda uzmanlaşacaksa, onun bütün aktivitelerine, konserlere, spor ve sosyal sorumluluk aktivitelerine katılmasında büyük fayda vardır.
Hangi kulüplere üye olmak iş ararken kolaylık sağlar?
İş konusunda hedef ve amaç belirlendikten sonra hangi kulübe, hangi sosyal sorumluluk projesine katılınırsa fayda getirir, bunun tespit edilmesi gerekir. Çünkü bu tür ortamlarda insan ilişkileri, olumlu tutum, özgüven, kendine liderlik yapma, birlikte çalıştığı ekibe liderlik yapma gibi iş hayatında çok gerekli olan başarı kriterleri, doğal olarak o süreçte gerçekleştirilmiş oluyor.
Bu hem kişisel yetkinlikleri artırıyor hem de o sosyal ortamlarda birçok iş insanı ya da yönetici tarafından gözlenme fırsatı veriyor. Aslında referanslar böyle ortamlarda, iş ortamından daha rahat ve sağlıklı yaratılabilir. Çünkü orada bir para, menfaat alışverişi yok. Orada sergilenen olumlu tutumlar, her halükarda iş bulmakta veya bir işte kalmakta çok yardımcı olur.
Patronla aramı bozmadan işten nasıl ayrılabilirim?Olumlu bir tutum sergileyerek, net, samimi, içten davranarak, bu değişikliğin neden olduğunu mümkün olduğunca olumlu taraflarıyla, ilerideki olumlu adımlara dikkat çekerek, olumlu durumları hatırlayarak tatlı tatlı ayrılmak gerekir. Bunun için insanın psikolojisini o şekilde hazırlaması önemlidir.
Koşullar çok hızlı değişebilir, ayrıldığınız iş yerinin yöneticisi ile başka bir yerde tekrar bir araya gelebilirsiniz. O nedenle ayrılışın da olumlu ve ileri dönük birtakım pencereleri açabilir şekilde olması gerekir.
Herkesin gün içinde daha verimli olduğu zamanlar vardır. En iyi zaman, günlük performans ve verimlilik düzeyinin en yüksek olduğu zaman dilimidir. Biz buna altın saatler diyoruz. Yapılan çalışmalar, herkesin gün içinde verimli olduğu saatlerin farklılaştığını ve altın saatlerinin farkında olan kişilerin zaman yönetimlerini daha iyi yaptıkları ve iş performanslarının daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Bu en iyi zaman durumları açışından kişiler üç gruba ayrılabilirler:
Sabah hazır olan kişiler
Bu kişiler genellikle sabahları çok enerjik olurlar. En verimli oldukları zaman sabah işe geldikleri saatlerdir. Çünkü sabah saatlerinde iş motivasyonları ve odaklanma becerileri daha yüksektir. Öğleye doğru performansları düşer ve giderek verimlilik azalır.
Eğer sabahları hazır olan gruba giriyorsanız; önemli ve acil işlerinizi (örneğin; önemli toplantılar, proje hazırlama, yazı yazma vb.) sabah saatlerinde yapmanız, daha az önemli ve acil olmayan işleri (örneğin; rapor hazırlama, mail'lerinizi kontrol etme, mail'leri cevaplama gibi) öğleden sonra saatlerine bırakmanız, zamanınızı etkin kullanabilmekte size yardımcı olacaktır.
Öğleden sonra hazır olan kişiler
Bu kişiler sabah saatlerinde önemli işlere konsantre olmakta zorluk çekerler. Motivasyonları ve odaklanma becerileri sabah saatlerinde günün diğer saatlerine göre daha düşüktür. Öğle saatlerine doğru ise performansları ve odaklanma becerileri giderek artar. Bu kişiler için günün en verimli zamanı öğleden sonra saatleridir.
Eğer öğleden sonra hazır olan gruba giriyorsanız, günlük rutin işlerinizi (telefon görüşmeleri, sosyal medya vb.) sabah saatlerinde yapmanız, önemli ve dikkat gerektiren işlerinizi öğleden sonra saatlerinde yapmanız, zamanınızı etkin kullanabilmekte size yardımcı olacaktır.
Her zaman hazır olan kişiler
Bu kişiler, genellikle sabahları da öğleden sonraları da çok enerjik olurlar. İş motivasyonları ve odaklanma becerileri sabah ve öğleden sonra saatlerinde de benzer ve yüksektir. Bu kişilerin, sabah işe geldikleri ilk saatlerde ve öğleden sonra saatlerinde performansları yüksek olur.
Eğer her zaman hazır olan gruba giriyorsanız, sizin için önemli ve acil olan, yoğun odaklanma becerileri gerektiren işlerinizi sabah ve öğleden sonra saatlerine ayırmanız, telefon görüşmeleri, mailler vb. gibi işleri öğle saatlerine bırakmanız, zamanınızı iyi yönetebilmeniz ile ilgili size yardımcı olacaktır.
Sizin en verimli olduğunuz zaman dilimi hangisi? Sabah mı, öğleden sonra mı, her zaman mı hazır olan gruba giriyorsunuz. Unutmayın, performansınızın ne zaman yüksek olduğunu bilmeniz, yaptığınız işlerden verim alabilmeniz ve zamanınızı iyi yönetebilmeniz için önemlidir.
Her pazartesi işe sürüklenerek mi gidiyorsunuz? İşinizi çok sevmenize rağmen işe gitmemek için sürekli bahaneler üretiyorsanız, sizi motive edecek bir kariyer koçu ile çalışabilirsiniz.
Kariyer koçu ile çalışmak sizin "iş "kavramını sorgulamanızı sağlayacak. "İşe yüklediğiniz anlam nedir, iş sizin için neyi ifade ediyor?" gibi soruların yanıtlarını bulacaksınız. İşe yüklediğiniz anlamla birlikte güçlü yönlerinizi keşfederek; zorlu sorunlarla başa çıkma metotlarını öğreneceksiniz.
Kariyer koçu ile çalışmaya başladığınızda önce işin anlamını, sizin işe yüklediğiniz kavramları öğrenir, sonra da kişiliğinizle ilgili keşif çalışmalarını yaparsınız. Geçmiş iş başarılarınızın geleceğe nasıl ışık tutacağını öğrenirsiniz. Gelecek için belirlediğiniz hedefi tekrar sorgularsınız. Gelecek hedefinizi netleştirir, hedefinizi belirli zaman aralıklarına böler ve hedefiniz için küçük adımlar atmaya başlarsınız.
Her attığınız küçük adım sizi hedefinize götürür. Bu süreç bazen size zor, zahmetli gelebilir. Bu aşamalarda kariyer koçu size sürekli hedefinizi anımsatarak, sizin başarılarınızı size yansıtır. "Daha önce yapmıştın, şimdi de yapabilirsin" diyerek önceki başarılarınızı size yansıtır.
Kariyer koçu ile çalışırken perspektifiniz değişeceği için iş arkadaşlarınızla olan etkileşiminiz de değişir. Daha önce "o beni anlamıyor "diye kişileştirdiğiniz cümleleri kullanmazsınız. Etkin iletişim dilini kullanarak, varmak istediğiniz hedeflere daha mutlu ve hızlı varabilirsiniz.
Kariyer koçu ile çalıştığınız süre, size hayatınız boyunca kullanacağınız verileri öğrenmenizde de yardımcı olur. İş, hedef ve kendinizle ilgili o kadar çok yöntem öğrenirsiniz ki, bunları bilerek ve seçerek iş hayatında yer almanız, sizin işe daha motive olmuş bir şekilde gelmenizi sağlar.
Bazen bir evliliği veya ilişkiyi bitirmek istesek de bunu gerçekleştirmek kolay olmaz. Belki duygularımızdan emin olamıyoruz, belki nihai kararı vermekte güçlük çekiyoruz ve genellikle de nasıl söyleyeceğimizi bilemiyoruz.
Oysa bu işi ne zaman, nerede ve nasıl yapacağımızı önceden planlayarak ayrılma sürecini daha az acılı atlatabiliriz. İlişkiyi bitirmek için adım adım takip edilecek yollar ...
Karar verin
İlişinizi bitirmeden önce bunu gerçekten isteyip istemediğinizden emin olun. Neden bitirmek istiyorsunuz? İlişkinizin sizin için artı'larını ve eksi'lerini tartın. Ona karşı olan duygularınız değişmiş olabilir, bunu netleştirin. Kendinize şu soruyu sorun: Onu gerçekten artık sevmiyor muyum? Bu sorunun cevabına göre bazı insanlar ilişkilerine sadece ara verme kararı alırken bazıları da sevgililerine ya da eşlerine geri dönmek isteyebiliyorlar. Ama unutmayın ilişkide bir şeyler o zamana dek kırılmışsa, eskiye dönmek öyle sandığımız kadar kolay olmuyor.
Yeri ve zamanı seçin
Ayrılık kararınızı açıklamak için seçeceğiniz yer çok önemli. Kalabalık bir alışveriş merkezi ya da bir kafede olmak belki sizin için sorun olmaz, ama bir de karşınızdaki açısından düşünün. Onun da kendini rahat hissedeceği bir yer seçmelisiniz.
Zamanlamayı da iyi yapmalısınız. Dar zamanlara sığdırılacak bir mesele değil bu. Bir öğle arası tatili ya da hemen aceleyle bir yere yetişmeniz gereken bir günde değil, hem sizin hem de sevgilinizin bu konuşmaya yeterli zaman ayıracağı bir günü seçmelisiniz.
Konuşun
Her şeyi kafanızda yaşıyor, diyalogları kendi içinizden tekrarlıyorsanız sizin için hayat çok zor demektir. Uzun sessizlikler yaşamak, asla işinizi kolaylaştırmaz. Aklınızdakileri söyleyin, karşınızdaki kişi de bulmacayı çözmek zorunda kalmasın.
Aklınızdan geçenleri, ona karşı olan hislerinizi, ilişkinizdeki terslikleri onu kırmadan ifade edin. Elbette onun konuşmasına da fırsat verin. Diyaloğun kavgaya dönüşmesine izin vermeyin.
Net olun
Lafı dolandırmak, emin değilmişsiniz gibi konuşmak, geri dönme ihtimaliniz olacağı izlenimi yaratacağından net olmak önemlidir. Ne de olsa bir şeye karar verdiniz ve artık uygulama aşamasındasınız. Sizin için bu ilişkinin bundan böyle süremeyeceğine ikna olduğunuza göre karşınızdakini de buna ikna etmelisiniz. "Sanırım"la başlayan cümleler kurmaktan kaçının.
Dürüst olun
Dürüstlük her zaman en iyi politikadır. İlişkinizi sonlandırma nedenlerinizi açıkça ifade edin. Hiçbir şeyi saklamayın. Ancak, dürüst olacağım derken kinci bir ifadeye de bürünmeyin.
Partnerinizin elbette pek çok sorusu olacaktır. Onları yanıtlarken kızgın bir tavır takınmayın. Onu suçlayıp kendinizi temize çıkarmak yerine, dürüstçe ayrılığın sebebinin kendiniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu sizi vicdan azabından da kurtaracaktır.
Ayrılığın nedenini açıklayın
Hiçbir ayrılık nedensiz olmaz. "Ayrılıyoruz, çünkü ben öyle istiyorum" mantıklı bir neden değildir. Böyle bir açıklamaya siz nasıl ikna olmazsanız karşınızdakinin de sadece bu açıklamayla yetinemeyeceğini anlamalısınız. Siz hiçbir neden açıklamadan, sürekli geçiştirirseniz, o da sorgulamaya ve bu süreci daha sancılı hale getirmeye devam edecektir.
"İlişkiyi bitirmek istiyorum, çünkü" cümlesini sizden ya da karşınızdaki kişiden kaynaklanan sorunları gerekçe göstererek sürdürürseniz, her şey netleşecek ve size karşı ısrarcı olmayacaktır. ,
Ayrılık sonrasına hazırlıklı olun
İlişkiyi bitirip bağlarınızı tamamen kopardığınızda aslında tam olarak her şey bitmiş sayılmıyor. Erkekler ikinci şans aramaktan kendilerini alıkoyamayabilirler. Yeniden görüşme isteğine kapalı olduğunuzu kesin bir ifadeyle belirtin.
Elbette yeni hayatınız sizin için de çok kolay olmayacak. Ne de olsa ağlamadan ayrılık olmaz! Üzüleceğiniz, belki eski alışkanlıklarınızı arayacağınız, onu özleyeceğiniz zamanlar olacak. Ama güçlü olun ve bunların geçici olduğunu aklınızda çıkarmayın.
Belki eski sevgiliniz onu bıraktığınız için size misilleme yapmak isteyecektir, ama siz bunları görmezden gelin. Arkadaşlarınızla daha çok zaman geçirip yeni hayatınıza adapte olmaya çalışın.
Ayrılık, herkes için geçmişe kolayca sünger çekip geleceğe bakmak anlamına gelmiyor. Huffingtonpost'ta yer alan bir araştırma sonucuna göre, ayrılanların yüzde 64'ü geçmiş ilişkilerine takılıp kalıyor, yüzde 86'sı eski sevgilileriyle temiz bir ayrılık yaşamış olmayı istiyor.
Bu gerçekten yola çıkarak ayrılığı acısız ya da daha az acılı atlatmanın yollarını bir araya getiriyoruz. Ne de olsa ağlamadan ayrılık olmaz ama daha az ağlayarak ayrılmak mümkün.
Şu dünyada milyonlarca insan yaşıyor karşınıza çıkabilecek. Tamam, milyonlarcası seçim yapmanız için sizin karşınızda dizilmeyecek elbette ama ayrıldığınız kişi, bu hayatta birlikte olabileceğiniz tek insan değil, bunu kabul etmeli. Ayrılık sonrası yeni bir ilişkiye yelken açmamak için hiçbir nedeniniz yok. Ne de olsa artık özgürsünüz. Ama bunun zamanlaması önemli. Ayrılıktan hemen sonra yeni biriyle birlikte olmak vicdan azabı yaşamanıza neden olabilir. Yine de kapılarınızı sımsıkı kapatmamak sizin yararınıza. Çivi çiviyi söker dedikleri kadar var.
Sinsice sosyal medya takibi yapmaktan vazgeçin. Artık hayatınızdan çıkardığınız birinin yeni bir fotoğrafını görmek ya da yeni bir yorumunu okumak sizi neden ilgilendirsin ki? Belki ayrıldığınız ilk gün ya da hadi bilemediniz ikinci gün bu takibi sürdürebilirsiniz ama bir hafta sonrasında da hala sinsi takibe devam ediyorsanız yanlış yoldasınız. Ayrılık kararını sosyal medyada da uygulayın.
O her zaman birlikte gittiğiniz mekanlardan, hani şarkıdaki gibi "burası göz göze geldiğimiz yer" dedirten mekanlardan uzak durmaya ne dersiniz? Pekala eski sevgilinizle gittiğiniz kahve dükkanından başka yerlerde de leziz kahve içebilirsiniz. Size acı verecek eski buluşma mekanlarından, birlikte özel anlam yüklediğiniz yerlerden uzak durun.
Sizi üzen insanlara karşı kapılarınızı kapatın. Çünkü ayrılık döneminde her insanın kendini iyi hissettirecek kişilere ihtiyacı olur. Size sürekli pişmanlık hissi aşılamaya çalışan, ayrılmanızın nedenlerini sorgulayan, sizi hatalı olduğunuza inandırmak için çabalayan kişilere en azından ayrılık acısı yaşadığınız dönemlerde randevu vermeyin.
Sürekli eski sevgilinizden bahsetmeyi bırakın artık. Gerek arkadaşlarınızla gerekse de ailenizle ayrılık mevzusunu konuşmayın. Ayrılık konusunun sizi üzdüğünü bilen arkadaşlarınız ya da aile bireyleri konuşmak istememenizi anlayışla karşılaşayacaklardır. Bu konuyu açmaya çalışanlara net bir şekilde "hayır" deyin.
"Beni şimdi en çok neler mutlu eder?" diye kendinize sorun. Size huzur veren, içinizdeki karamsarlığı dağıtan şeyleri yapmaya çalışın. Mutluluk veren yiyeceklerin gücünden yararlanın. Sizi neşelendiren dostlarınızla zaman geçirin. Şimdiye dek ihmal ettiğiniz sosyal faaliyetlere daha sıkı sarılın. Kendinizi güzel hissetmek için spa keyfi yapın. Kısacası mutluluğun size has formülünü bulmaya çalışın.
Seyahatinizin sıkıntıya dönüşmemesi için birlikte geçireceğiniz arkadaşı seçerken bazı konulara dikkat edin.
İkinizin de ayırdığı bütçe yaklaşık mı?İki tarafın da birbirine yakın bir bütçeyle tatile planı yapması da uyumlu bir tatil için en önemli hususlardan biri! Çünkü bütçeler arasında bir uçurum olması kalınacak yerlerden gidilecek restoranlara, yapılacak aktivitelerden gidilecek plajlara kadar birçok konuda sorun çıkmasına neden olacaktır. İki tarafın istekleri aynı olsa da, yapabilecekleri veya yapamayacakları farklı olacaktır. Bu nedenle tatile çıkmayı planladığınız arkadaşınızla ne kadar para ayırdığınız konusunu mutlaka önceden konuşun.
İlgi alanlarınız benzer mi?Tatil arkadaşınız ruh eşiniz olmak zorunda değil elbet. Fakat onunla birkaç ortak ilgi alanınız olması, evinizden uzakta geçirdiğiniz bu birkaç gün için oldukça önemli. Örneğin ikiniz de galeri gezmekten zevk alıyor veya farklı yiyecekleri denemeye ilgi duyuyorsanız tatil ikiniz için de daha keyifli olacaktır. Eğer ortak hiçbir noktanız yoksa, yapılacak planlarda sürekli bir arıza çıkacak, iki taraf da istediği şeyleri pek de yaşayamamış olacaktır. Dolayısıyla arkadaşınızda bu tip bir durum varsa yalnız bir tatil sizin için çok daha doğru olacaktır.
Arkadaşınız aşırı derecede titiz mi? Arkadaşınız girdiğiniz her restoranda kendine özel bir yemek siparişi mi veriyor? Bu tür takıntılara sahip arkadaşlarınız normal hayatınızda sizi çok rahatsız etmese de, tatilde oldukça zorluk yaratabilir. Yine aynı şekilde yapmak istediklerinizi yapamamanıza neden olur, sizin de tatilinizi takıntılı olduğu konulara yenik düşmüş bir halde sonlandırmanıza neden olur. İsyan edip, tatilinizi yarıda kesip dönmemek için beraber tatil yapacağınız arkadaşınıza bu açıdan bir bakın, kararınızı öyle verin.
Öncesinde tatille ilgili tüm detayları birbirinizle paylaşın
Tatil öncesinde en küçük detaydan en büyüğüne kadar herşeyi onunla konuşun. Tatilinizin amacının dinlenmek mi, yoksa hiç durmadan aktivite halinde olmak mı olduğunu önceden tartışmak iki tarafın da netleşmesini sağlayacaktır. Bu şekilde arkadaşınız sizin, siz de arkadaşınızın beklentilerinden haberdar olacak; seçimi ona göre yapabileceksiniz.
Öncesinde bir haftasonunu birlikte geçirin
Eğer arkadaşınızla çok uzun bir tatile çıkacaksanız, onunla öncesinde kısa bir haftasonu tatili planlayın. Böylece onun sizin için doğru tatil arkadaşı olup olmadığını test etmiş olabilirsiniz. Bu kısa tatilde onunla aynı odayı paylaşmanın nasıl olduğunu, kişisel alışkanlıklarınızın uyuşup uyuşmadığını anlayabilirsiniz. Bu kısa deneyim, uzun tatiliniz için birçok şeyi öngörmenize ve kararınızı sağlıklı vermenize yardımcı olacaktır.
Hayali arkadaş kimdir?
Hayali arkadaş fantezi ile gerçek arasındaki farkın çok net olmadığı 2-6 yaş, yani okul öncesi dönemde sıklıkla görülen, çocuklar tarafından masalsı bir biçimde yaratılan oyun arkadaşı veya arkadaşlarıdır. Hayali arkadaşlar kimi zaman bir başka çocuk kimi zaman masalsı bir varlık kimi zaman da bir hayvan olabilirler. Hayali arkadaş normal gelişimin bir parçasıdır.
Çocuklar kendilerine neden hayali arkadaş seçerler?
Yetişkinler için endişe verici bir durummuş gibi görünse de hayali arkadaş çocuk için 2-6 yaş arasında normal ve hatta sağlıklı bir sürece hizmet eder. Tek çocuklarda daha fazla gözlemlenen hayali arkadaş, birçok çocuk için gerçek hayata dair 'prova' görevi görür. Oyuncakları onlara yetmediğinde, çocuklar hayali arkadaşları sayesinde sosyal rollere dair pratik yapar; anne, baba veya öğretmenlerini taklit eder, gün içerisinde gözlemlediği davranımları sergiler ve bu zaman zarfında birçok beceri kazanırlar. Hayali arkadaşların hizmet ettiği bir diğer ihtiyaç alanı ise kimi zaman yaşanan olumsuzlukların etkisini azaltıcı ya da daha doğrusu bu etkilere karşı kısmen kollayıcı oluşudur.
Herhangi bir neden dolayısıyla (aile içi geçimsizlik, yaşamsal krizler, boşanma, ölüm, yeni kardeş, vb.) kimi zaman çocuklar yetişkinlere dile getirmedikleri/getiremedikleri stres, endişe, korku, panik, yalnızlık gibi duygulanımlar yaşarlar. İşte hayali dostları sayesinde, ona kızarak, onunla dertleşerek ya da sadece onunla zaman geçirerek bir şekilde kendilerini rahatlatmaya çalışırlar.
Aynı anda birden fazla hayali arkadaşı olur mu bir çocuğun?
Olabilir elbette. Şu an çocuk ve ergenlerle çalışan bir uzman olarak söyleyebilirim ki, oyun içeriklerimi ve kendilerinin nasıl var olup yok olduklarını hatırlamamakla beraber 2-4 yaş aralığında Gani ve Arçi adlarında iki arkadaşım varmış. Annem ve babam onlarla telefon (güya) konuşmamı kayda aldıkları için hatırlıyorum doğrusu. Sizlere de tavsiye ederim, hala dinliyor ve gülüyoruz.
Her çocuğun hayali arkadaşı olur mu?
2-6 yaş arasında her çocuğun hayali arkadaşı olabilir, ancak mutlaka olacak diye bir durum söz konusu değildir. Bu yaş aralığında hayali arkadaşı olması da olmaması da bir sorun olarak düşünülmemeli, endişe edilmemelidir.
Hayali arkadaşı olan çocukların tipik, belirleyici özellikleri olur mu?
Hayali arkadaşı olan çocukların olmayanlara kıyasla daha yaratıcı ve problemler ile başa çıkma becerilerinin daha erken yaşta gelişmekte olduğu görüşü hakimdir ancak kesin, net bir farklılık olduğu söylenemez.
Anne ve babalar hayali arkadaşlara nasıl yaklaşmalı, çocuklar hayali arkadaşlarından söz ettiğinde ona nasıl cevaplar vermelidirler?
Anne ve babalar çocuklarının hayali arkadaşları ile oynamalarına izin vermeli, varlıklarına dair olumsuz görüş bildirmemelidirler. Çocuk anne ve/veya babasına hayali arkadaşından söz ederse mutlaka dinlemeli, fakat çok fazla dahil olmamalı ve sürece dair kendi görüşlerini eklememelidirler. Eğer çocuk hayali arkadaş ve anne veya babası beraber oynasın diye bir ortam oluşturuyorsa anne ve babalar çocuğun sunduğu senaryo içerisinde oynayabilirler.
Önemli olan sınırları muhafaza etmeleridir. Yani çocuk anne-babasından hayali arkadaşı ile oynamalarını isterse anne-baba oynamalıdır, ancak liderlik çocuğa bırakılmalı ve oyunu çocuk yönlendirmelidir. Anne-baba çocuğun kendi yaptığı şeyler için hayali arkadaşını suçlamasına izin vermemelidir.
Anne ve babalar, çocuklarının hayali arkadaşları olmasından endişe etmeli mi?
Genel olarak hayali arkadaş yaşadığı dünya ile ilgili, çocuğun karşılaştığı konularla baş etmeye çalıştığını gösterir. Hayali arkadaş küçük çocuk gelişiminin normal ve doğal bir parçası olup, endişe etmeyi gerektiren bir durum değildir. Aksine, anne ve babalar bu oyunlar sayesinde çocuklarının iç dünyaları ve kendi tutum ve davranışlarının yansımalarını gözlemleme fırsatı yaratan bu süreçten yararlanmaya çalışmalıdırlar.
6 yaş sonuna kadar hayali arkadaşın varlığının yanı sıra çocuk gerçek dünyada sosyalleşmeye devam ediyor, gerçek akranları ile zaman geçiriyor ve oyun kurabiliyorsa da endişe edilecek bir durum söz konusu değildir.
Ancak 2-6 yaş arası hayali arkadaş çocuğun tek etkinliği oluyor, her yere onunla gidiyor ve gerçek arkadaşlıklar kurmasını engelliyor ve en geç 6 yaş sonunda hayali arkadaşın varlığı sonlanmıyor ise anne ve babaların bir ruh sağlığı uzmanından destek almaları uygun olacaktır.
"Çocuğun işi oyun oynamaktır" diyor Uzman Psikolog Yegan Sasık. Bu 'işi' yerine getirirken, 'işin' ona fayda sağlaması için anne baba nelere dikkat etmeli? Çocuk, oyun oyrnarken anne baba da oyuna dahil olmalı mı? Çocuğuna oyuncak seçmek isteyen ebeveynler nelere dikkat etmeli? Peki ya bilgisayar ve telefon oyunları? Çocukları bilgisayar ve telefonla ne kadar süre baş başa bırakmalı?
Çocuk ve oyuna dair merak ettiklerimizi Uzman Psikolog Yegan Sasık'a ilettik. İşte yanıtları...
Oyun çocuğa ne gibi yararlar sağlar?
Oyun yolu ile çocuk hayat becerilerini öğrenir. Oyun ve yaşa uygun, doğru oyuncaklar çocukların sosyal-duygusal-fiziksel ve zihinsel gelişimlerine katkıda bulunur.
Oyun aracılığıyla çocuk çevresinde gözlemlediği yetişkin davranışlarını taklit ederek yeni beceriler edinme fırsatı elde eder. Oyunun, okul becerilerine dair katkısı ise göz ardı edilemez. Keyifli zaman geçiren çocuk eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği etkinlikler neticesinde ince/kaba motor gelişimi, odaklanma, sorumluluk alma gibi birçok alanda ilerleme kaydeder.
Çocuk hangi yaşta hangi oyunları oynar?
Öncelikli olarak anne ve babalar çocuklarının yaşları ile ilintili oyun evreleri hakkında bilgi sahibi olabilirler. İlk aylar itibariyle çocuk etrafını gözlemeye başlar ve ilk aylara uygun oyuncaklarıyla tek başına oynar; itme, yuvarlama, atma vb.
9-10 aydan sonra ise çocuk yavaş yavaş etrafındaki daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin oyuncaklarla neler yaptığını ve oyunlarını izlemeye başlar.
2-3 yaş aralığında ise çocuk paralel oyun evresindedir. Bu evrede aynı ortamda, bir başkası (yetişkin veya çocuk) ile aynı oyunları oynar ancak beraber-karşılıklı oyun daha mevcut değildir.
4-5 yaşlarında çocuk bir başkası ile (yetişkin veya çocuk) beraber oyun oynar, oyuncak değiş tokuşu yapar, kurduğu oyunu diğerine anlatır.
5-6 yaşına gelen çocuk ise artık işbirliğine dayalı oyunlar oynama becerisine sahiptir. Tercihen akranları ile senaryoları olan oyunlar kurar, roller paylaştırır.
Anne-baba çocuğun oyununa ne kadar ve nasıl müdahale etmeli?
Anne ve babalar küçük yaşlardaki (0-23 ay) çocuklarıyla bol bol konuşabilir, oyuncakları ile itme, atma, yuvarlama etkinliklerini karşılıklı gerçekleştirebilir ya da çocuklarına model olabilirler. Daha ileriki yaşlarda ise elbette çocuklarının talepleri dahilinde onlarla oyun oynamalı, ancak oyun kurucusunun "çocuklar" olduğunu unutmamalıdırlar! En önemlisi ise çocukların, yetişkinlerin mevcudiyetinde ancak tek başlarına da oyun oynayabilmelerine destek olmaktır.
Oyunun çocuğa zarar verdiği bir aşamadan söz edebilir miyiz?
Oyun doğası gereği zararsızdır. Zarar veren 'oyun' değil, yanlış yetişkin tutumları olabilir kimi zaman. Uygun olmayan oyuncak seçimi veya zaruri ihtiyaç (yemek yeme, yıkanma, tuvalet, vb.), görev ve sorumlulukların yerine getirilmesini engelleyecek sürece etkinliğin sürmesi gibi. Her iki örnek durumda da anne-babanın doğru yönlendirmesi ve işlevsel tutumları ile süreç zararsız sonlanabilir.
Çocuğa nasıl oyuncak seçmeli?
Günümüzde çok fazla sayıda ve çeşitlilikte oyucaklar mevcut. Her çocuk en popüler oyuncağa sahip olmak isteyecektir elbette. Ancak kişisel tercih ve önerim, küçük yaşlar itibari ile mümkün olduğunca ahşap ve en az yapılandırılmış oyuncakların alınması yönünde. Eklemelere ve hayal gücüne fırsat tanıyan oyuncaklar çocuklar için çok daha yararlıdır.
Bilgisayar ve telefon oyunları çocukları nasıl etkiler?
Teknoloji ürünlerinin kullanımı küçük yaşlarda en az miktarda olmalıdır. Bu süre 5-6 yaş çocukları için en fazla 20 dakika olarak belirtiliyor.
Teknoloji ürünlerinin faydaları tartışılmaz, ancak çocuklar işlevsel kullanımda olmadıkları için bu ürünlerin karşısında geçirilen vakit çocukları yalnızlaştırıyor; sosyal, dil ve birçok gelişim alanına dair yeni beceri edinimlerinden mahrum kalmalarına sebep olabiliyor.
Çocukların hangi yaşlarda ne kadar süre bilgisayar oyunu oynamalarına müsade edilmelidir?
Bence mevzu müsade etmek değil, çocuklar için yararlı ve alternatif etkinlikler bulunmasıdır. Yaşa göre kullanım süresine gelindiğinde ise öncelikli olarak çocuklar ne kadar geç tanışırsa bu ürünlerle o kadar sağlıklıdır.
5-6 yaş için en fazla günde 20 dakika, 7-9 yaş için günde en fazla 30-40 dakika, 10-13 yaş için ise günde en fazla 1-1,5 saat uygun görülüyor. Okul döneminde artan saatler 'oyun' dan ziyade 'ödev' veya 'ders' desteği amaçlıdır.
Ateşle barut yan yana durur mu? Kadın ve erkek yan yana geldiğinde illa ki aşk mı olur yoksa arkadaşlık, sırdaşlık kurulabilir mi? Psikolog Sezin Gündoğdu, "Çok sıkı dost bir kadın ve bir erkek yaratmak mümkün mü?" sorusunu yanıtlıyor.
Kadınlar ve erkekler Apayrı iki dünyanın, özgün iki ruhu Peki bu ayrı dünyaların iç içe geçtiğini düşünürsek, ama sadece "arkadaşlık" çerçevesinden bunu yapmaya çalışırsak sonuç ne olurdu sizce? Çok sıkı dost bir kadın ve bir erkek yaratmak acaba mümkün mü?
Cevap biraz evet, biraz hayır Aslında çok az literatür kadınlar arası ilişkilere yer vermiştir. Kadın psikolojisi uzmanları kadınların daha çok erkeklerle kurdukları ilişkiler üzerine araştırmalar yapmıştır. Donovan ve Sanford, Kadınlar ve Benlik Saygısı (Women and Self-Esteem) isimli kitaplarında kadınlar arası ilişkilere ek olarak kadın ve erkeğin dost olup olamayacağına ve erkeklerin bu duruma bakışına değinmişlerdir.
Kadınlar arası ilişkilerin temelleri çocuklukta atılır. O dönemde genelde kızlar beğenilerini birbirlerine gösterirler. Ancak ergenlikteki birtakım fiziksel ve psikolojik değişimler "kadın" benliğinin ortaya çıkmasını sağlarken, genç kızların birbirlerine gösterdikleri beğeniyi, erkek beğenisine dönüştürür. Artık kadınlar arası sohbetlerin konusu "erkek arkadaşlar" olmaya başlamıştır.
Bir kadının yakın çevresini sadece kız arkadaşlar ve "seçilen bir erkek" olarak görmek elbette imkansızdır. Okul hayatı ve sonrasında iş çevresi, kadını birçok erkekle etkileşim kurmaya yöneltir. Kimi kadın birbirinden farklı erkeklerin oluşturduğu çevreden -"partner" olarak görmeksizin- erkek arkadaş seçme eğiliminde olabilir. Ancak "Kadınlar ve Benlik Saygısı"nda, bu eğilimde olan kadınların kadın-erkek arkadaşlığı kurma sürecinde birçok zorluğun ortaya çıkabileceğine dikkat çekilmiştir.
Neden kadın-erkek dostluğu kurmak zordur? Kadınlarla erkekler arasında arkadaşlık kurulmasını zorlaştıran en önemli sebeplerden biri kadınların ve erkeklerin "arkadaşlık" kavramına yüklediği anlamların farklılığıdır. Kadına göre arkadaşlık duygu paylaşımını ifade ederken, erkekler için ortak bir aktivite yapabilmektir. Örneğin, bir erkek beraber futbol ya da bilardo oynayabildiği birini arkadaşı olarak görürken, kadın bir konu hakkında saatlerce fikir yürütüp, tartışabildiği birini arkadaşı olarak görür. Bu farklı anlamlandırmalar altında da doyurucu bir arkadaşlık kurabilmek zordur.
Bunun dışında toplumsal cinsiyet rollerinin de arkadaşlığın şekillenmesi üzerinde önemli bir etkisi vardır. Kadınlar arkadaş olarak gördükleri kişilerle yakın temasta olmak, sarılmak ve duygularını aktarmak isterler. Oysa erkekler, kadın arkadaşlarına dokunurken kendilerini rahat hissetmediklerini dile getirmişlerdir.
Erkeklerin daha çok cinsel ilişki kurmak istedikleri kadınlara karşı fiziksel ve sözlü temasta bulunmaya eğilimli oldukları da kitabın araştırma sonuçları arasında yer alır. Bunun dışında "arkadaşlık" çerçevesi içerisinde erkeklerin kadınlarla yaptıkları sözlü iletişimlerde kadınların konuşma tarzlarını kendilerine yakın bulmadıkları ve bu sebeple de kadınlarla arkadaşlık kurmaya gönülsüz oldukları da söylenebilir.
Arkadaşlık aslında günlük hayatta sıkça kullandığımız bir kelime olmasına rağmen kadın ve erkekler için farklı dinamikleri içinde barındırır. Cinsiyet etkilerini göz önünde bulundurmaksızın, ideal arkadaşlığın eşit seviye ve ortak yaşantıya bağlı olduğu söylenebilir. Ancak kadın ve erkek bu tabloya dahil olduğunda durum farklı bir hal alır. Kadın ve erkeklerin kendilerine ait dünyalarının iç içe geçmesi zor gözükse de, bu iki dünyanın kesişim alanı ilişkilerin sağlıklı iletişimle desteklenmesi halinde kadın-erkek arkadaşlıklarına ev sahipliği yapabilir.