1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında


  • noimage

    Kadınlar bazen ilişkilerine zarar vereceğini bilmeden, hatta ilişkilerinin güçleneceğini düşünerek yanlış davranışlar sergileyebiliyor. Zarar görmüş pek çok evlilik, hep bu ilişki için iyi olacağı düşünülen davranışlardan etkileniyor. Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı!

    Yanlışlıkla yaptığınız ve ilişkinize zarar veren davranışlardan kaçınıp ilişkinizin kötüye giden seyrini tersine çevirmek için okuyacağınız temel ilişki hatalarını ve önerileri dikkate almalısınız.

    noimage

    Kendine bakmamak
    Birçok kadın, erkeklerin her koşulda rahat olan kadınları tercih ettiğine inanıyor. Oysa bu tamamen doğru değil. Evet, erkekler kendilerini duygusal açıdan fazla zorlamayan, rahat davranan ve kendilerini rahat bırakan kadınlardan hoşlanırlar, ama bu düşünce dış görünüş için geçerli değil.

    Evliliğin ilerleyen yıllarında eşinizin yanında kendinizi daha rahat hissetmeye başlamanız çok doğal ama üstünüze başınıza biraz dikkat etmelisiniz. Çünkü erkekler en ufak değişiklikleri bile hemen fark edebilirler. Aslına bakarsanız en salaş görünümlü, en rahat erkekler bile görselliğe çok önem verirler. İyisi mi o büyükanne külotlarınızı bir köşeye bırakın, duşunuzu alıp vücudunuza mis gibi kokan bir losyon sürün ve tıpkı ilişkinizin ilk zamanlarındaki gibi güzel görünebilmek için vakit harcayın.

    noimage

    Ona kral gibi davranmak

    O ne yaparsa yapsın siz içinize atmaya, kırgınlığınızı ya da kızgınlığınızı ona yansıtmamaya devam ettikçe aslında ilişkiniz yıpranır.

    Eşiniz sizi gerçekten incitecek ya da kızdıracak bir şey yaptığında, kızgınlığınızı ya da kırgınlığınızı o anda ona açıklamazsanız, bunu yapmaya devam edecektir. Erkekler kadınların sabır sınırlarını test ederler. Sınırı aştıklarında sizden aldıkları tepkiyi ölçer ve bundan sonraki adımlarını ona göre atarlar.

    Öte yandan fikrinizi ve ne hissettiğinizi ona anlatarak kendinize olan güveninizi göstermiş olursunuz. Bu da aslında erkekler tarafından bir şikayet olarak değil, özgüveni sergilemek olarak algılanır ve sizi çekici bulmasını sağlar.

    noimage

    Her zaman dürüst olmak
    Bazen beyaz yalan söylemek gerekebilir. Ne de olsa eşiniz her zaman gerçeklerle baş etmeyi başaramayabilir. Dürüstlük sağlıklı ilişkilerin temel taşlarından biri olsa da, bazen gerçekleri itiraf etmeniz ilişkinize güvensizlik duygusunu ve kızgınlığı bulaştıracaksa beyaz yalan sizin için iyi bir politika olabilir. Elbette büyük yalanlardan söz etmiyoruz. Bunlar ciddi sıkıntılara neden olabilir. Sadece ikinizin de huzurunu bozmayacak küçük yalancıklar...

    Diyelim ki aileniz aslında eşinizi hiç beğenmiyor. Eşiniz, ilişkinizin ilk zamanlarında ailenizin onun hakkında ne düşündüğünü sordu. Dürüst olmak zorunda değilsiniz. "Ailem, benim hayatımla ilgili pek yorum yapmaz" deyip çok fazla ayrıntıya girmeden konuyu kapatmalısınız. Zira detaya girmek sonradan eşinizin yalanınızı ortaya çıkarmasına fırsat yaratabilir. Suçluluk hissetmenize hiç gerek yok. İlişkinizin huzuru için yapıyorsunuz bunu.

    noimage

    İlişkiyi her şeyden üstün görmek

    Sürekli "biz" vurgusu yapmak, "Biz bir elmanın iki yarısıyız, birimiz olmadan diğerimiz de olmaz" gibi düşüncelere kapılmak, çoğu kadının düştüğü bir ilişki hatası. Evliliğiniz çok uzun süredir devam ediyor olsa da, ilişki içindeki statülerinizi kaybetmemeniz çok önemli. Kendiniz için dışarı çıkıp zaman harcamıyorsanız, ilişkiniz bayatlamaya ve heyecanını kaybetmeye başlayabilir. Unutmayın, en sağlıklı, en mutlu çiftler birbirlerinden ayrı olarak özgürce vakit geçiren çiftlerdir.

    Tek başınıza bir şeyler yapmak için zaman yaratın. Hafta sonları siz kendi arkadaşlarınızla, eşiniz de kendi arkadaşlarıyla zaman geçirebilmelisiniz. İlişkinizin her zaman canlılığını koruması kendinize ait bir yaşamınızın olmasıyla mümkün. Her ikiniz de kendinize ait hayatlarınızı sürdürürseniz birbirinize anlatacak hikayeleriniz de olur. Pek çok ilişkiyi bitiren şey, konuşacak bir şeyin kalmaması, bunu sakın unutmayın!
#10.03.2014 19:35 0 0 0
  • noimage

    Şimdiden yaz tatilini planlamaya başladınız mı? Peki ya uçak biletinizi aldınız mı? Muhtemelen "bileti ne kadar erken alırsam o kadar ucuza almış olurum" diye düşünüyorsunuz. Bunu bir kez daha düşünmenizi tavsiye ederiz.

    Huffington Post'ta yayımlanan bir habere göre en ucuz uçak bileti, uçuş gününden 54 gün önce satılıyor. Tam olarak 7,5 hafta öncesinde bilet satın alamazsanız, CheapAir, seyahat gününden 29 ve 104 gün önce bilet rezervasyonu yaptırmayı öneriyor.

    Ulusal tatil günlerinde ya da diğer popüler tarihlerde, popüler destinasyonlara seyahat etmeyi planlıyorsanız, iyi fiyat penceresi çok daha geniş. Avrupa'ya yapacağınız yolculuk için uygun fiyata bilet satın alma günü, seyahatten 151 gün öncesi.

    noimage

    Yapılan araştırmaya göre ortalama olarak uçak biletinin en pahalı olduğu gün, uçuştan hemen bir gün öncesi. Uçuştan iki gün öncesi ikinci en yüksek fiyatlı gün, üçüncü gün de üçüncü en yüksek fiyatlı gün diye gidiyor... Bu en yüksek fiyatlı günler, uçuştan 13 gün öncesine kadar sürüyor. Dolayısıyla biletinizi asla uçuş öncesi iki haftanın içinde satın almayın. CheapAir'in anketine göre yolcuların yüzde 36'sı bu hatayı yapıyor.
#10.03.2014 19:18 0 0 0

  • Domates Soslu Köfteli Makarna


    Malzemeler:


    •1 yumurta
    •tuz & karabiber
    •1 kuru soğan, yemeklik doğranmış
    •6 diş sarımsak, dövülmüş
    •yarım su bardağı galeta unu (ben irmik kullandım)
    •1 su bardağından 2 parmak az parmesan peyniri (ben eski kaşar kullandım)
    •yarım kg kıyma
    •1 tatlı kaşığı italyan baharatı (kekik, mercanköşk, kekik, fesleğen, biberiye ve adaçayı karışımı)
    •2 yemek kaşığı zeytinyağı
    •3 domates, küp küp doğranmış
    •1 paket çubuk makarna


    Hazırlanması:

    1.Geniş bir kasede yumurta, çeyrek su bardağı su, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı karabiberi karıştırın. Soğan ve sarımsağın yarısını ekleyin. Galeta ununu, peynir, kıyma ve yarım tatlı kaşığı italyan baharatını ekleyin. Yavaşça yoğurun. Dilediğiniz boyutta köfteler yuvarlayın.
    2.Tavada 1 yemek kaşığı yağı kızdırın. Köftelerin yarısını ekleyip 6 dakikada her yanını kızartın. Delikli süzgece alıp kalan köfteleri pişirin. Köfteleri çıkarınca aynı tavaya kalan soğan ve sarımsağı ekleyin. Yarım tatlı kaşığı italyan baharatını, tuz ve karabiberi serpin. Domatesleri ve bir bardaktan 2 parmak eksik suyu ekleyip 5 dakika çevirin. Köfteleri bu sosa ekleyin, kapağı kapatın, altını kısın ve 20 dakika pişirin.
    3.Bu arada bir geniş bir tencerede yarısına gelecek kadar suyu kaynatın. Su kaynayınca bir tatlı kaşığı tuz ekleyin. Çubuk makarnaları ekleyip 9 dakika pişirin. Pişince suyunu süzün. Köfteleri sostan alıp bir kaseye koyun. Kalan sosu makarnalara karıştırın. Üzerlerinde köfteyle servis yapın.
#10.03.2014 19:11 0 0 0
  • Kanadalı araştırmacıların elde ettiği verilere göre, uykuya ayrılan zamanın azalması, 24 saat ayakta insanlar haline gelmemiz beynimizde ciddi sorunlara yol açıyor.

    Sekiz saatlik ideal uyku düzeyinin bir saat azaltılması bile IQ puanlarımızın eksilmesine neden oluyor.

    Araştırmalar, uyku düzenindeki bir haftalık düzensizliğin zeka katsayısından 15 puan sildiğini gösteriyor.

    Bu hesaba göre ortalama 115 - 120 IQ su olan bir insanın, uyku düzeninin bozulduğu bir haftayı durgunluk sınırı diyebileceğimiz 100 IQ yla tamamlaması işten bile değil. Neyse ki bu, geçici bir etki.

    Dinlenerek, uygun koşullarda organizmaya kendini toparlama imkanı sağlanarak kaybı durdurma, kaybedilen puanları geri alma imkanı var. Uyku düzenindeki bozulma bir haftayı geçip sürekli hal alınca, etkileri de kalıcı oluyor.

    TEHLİKELİ GELİŞME

    Tehlikenin farkına varan bilim adamlarının kurduğu İngiliz Uyku Derneği, geçen hafta uykunun önemini vurgulayan bir kampanya başlatmaya karar verdi. Dernek, İngiliz Sosyal Sigortalar Kurumu'nu, uyku bozukluğu kliniklerine daha işlevsel çalışmaları için kaynak aktarmaya çağırdı.

    ''Uyku son zamanlarda en fazla ihmal ettiğimiz yaşamsal konulardan biri'' diyor Loughborough Üniversitesi Uyku Araştırma Merkezi profesörlerinden Jim Horne. ''24 saat yaşam, diyebileceğimiz yeni bir kültür yerleşiyor. İnsanlar gece boyunca çalışıyor, eğlence sektöründeki gelişmeler uykunun boşa harcanan zaman olarak değerlendirilmesine yol açıyor.

    Gençler, eskiye oranla evde daha az zaman geçiriyor. Erken biten akşam programı in değil artık. Uyku süresi, gözden çıkarılabilecek esnek zaman dilimi olarak kabul ediliyor.''

    GALLUP'un yaptığı araştırmalar her on İngiliz sürücüsünden birinin direksiyon başında uyuduğunu gösteriyor. Trafik kazalarından yüzde 25 ine yol açan yine direksiyon başında uyuyan sürücüler.


    Birçok felaketin ardında da uykusuzluk faktörünün olduğu biliniyor. 1986 da yaşanan Challenger Uzay Mekiği faciasına ana kumandadaki teknik personelin uykusuzluk sonucu yaptığı hataların yol açtığı söylenmekte. 1989 da büyük bir ekolojik felaket yaşanmasına neden olan Exon Vallez tankeri, üçüncü kaptanı dümen başında uyuyakaldığı için karaya oturmuştu.

    YEDİ SAAT YETMİYOR

    Yüzyıl başında ortalama dokuz saat olan günlük uyku süresi bugün yedi saate inmiş durumda. Birçok insan altı saatlik uykuyla idare ediyor. ''Kendini günlük yaşamın ritmine kaptıran ve uykuyu ihmal eden çağdaş kent insanlarının artık uyanma vakti geldi.

    Uykunun önemi vücutta kalıcı zararlar meydana gelmeden fark edilmeli'' diyor Edinburgh Üniversitesi Solunum Yolları Hastalıkları Kürsüsü Başkanı ve Uyku Vakfı kurucularından profesör Neil Douglas. ''Sadece stres değil uyku alışkanlığımızı değiştiren.

    Yaşam biçimimiz de son yüzyılda çok değişti. Ampul icat edildi geceler gündüze döndü, TV icat edildi gecelerin yaşam ritmi yükseldi, her yeni trend uykumuzdan biraz çalıyor.''

    Douglas, iş yoluna harcanan zamanın günümüzde uykunun en büyük düşmanı olduğunu belirtiyor: ''Kentlerin nüfusları arttıkça, işe gitmek, eve dönmek daha fazla zaman çalıyor hayatımızdan. Eşinizi işe, çocuğunuzu okula bırakmak zorundaysanız bu süre katlanarak artıyor. Hafta içinde birbirine eklenen uykusuz günler organizmayı olumsuz etkiliyor. Çocukların bile son on yılda uyku süresi 1.5 saat azaldı.''

    BEYİNE ETKİSİ
    Uyku, sırasında beynimiz gün içinde topladığı bilgiyi işlemden geçirir. Hayattan aldığımız günlük dersi hafızaya depolar, rüyalarla duygusal etkileri sindirir, zedelenen egomuzu tamir eder. Uyku saati azaldığında IQ seviyesindeki düşmeyle birlikte, anlamlandırma yeteneği, dil becerileri de tehlikeye girer.

    Kanadalı uzmanların yaptığı araştırmaya göre uyku süresinde bir saatlik azalma bile zekamızı olumsuz etkiliyor. Bir haftalık düzensiz uyku IQ dan 15 puan silebiliyor.

    İşyerinde şekerleme
    Tehlikenin farkına varıp harekete geçenler yok değil. Personelinden yaratıcı gücünü zorlamasını bekleyen, maksimum verim almaya çalışan reklam ajansları, halkla ilişkiler firmaları birkaç yıldır bürolarına yeni bir birim ekledi. ''Güç toplama odası'' diyorlar adına. Yorulan, istirahata ihtiyacı olan ajans çalışanları bu sessiz odada kısa bir uykuyla enerji depoluyor.

    Ancak saniyelerin değerini bilen, karınca gibi çalışan, ağır çalışma koşullarının yarattığı stresten kurtulmak için eğlenceye daha fazla önem veren çağdaş kent insanının gözünde uyku hala bir tür zaman israfı...

    St Thomas Uyku Kliniği yöneticisi Simone de Lacy, uykuyu iyi vakit geçirmenin düşmanı olarak görmekten vaz geçilmesini, eve erken dönmek için arkadaşlardan izin isterken utanılmaması gerektiğini söylüyor. ''Uyku en iyi dostumuzdur'' diyor. ''Dostumuza hakettiğimiz değeri vermeliyiz...''
#25.02.2014 20:28 0 0 0
  • Bu korkuyu yaşayanlar bedenlerinin en uç noktalarında hissettikleri panik duygusu nedeniyle çoğunlukla yardımsız uçağa binemiyor. Bazıları ise uçmayı tamamen defterlerinden sildiler bile. İnsan yaşamı boyunca bazı korkularından kaçmayı başarabilir fakat uçuş korkusu kaçarak korunulabilecekler listesinde değil ne yazık ki.

    Günde yüzlerce trafik kazası olurken çok seyrek görülen bir uçak kazasının her şeyin önüne çıkması ve kazaya dair en ince detayların günlerce basında yer bulması uçuş korkusunun toplumsal bir hezeyan haline gelmesine sebep olabiliyor. Uçaklar ve uçuş hakkında eksik ve yanlış bilgiler de uçuş korkusuna neden olan başlıca sebepler arasında sayılır.

    Korkuyla mücadele edebilmek için

    Hava boşlukları korkutabilir fakat normal olaylar olduğunu bilin:

    Hava boşluğunu yaşayanlar uçağın düştüğünü sanabilirler. Bu durumda uçağı inişli çıkışlı bir yolda giden arabaya benzetmek daha doğru olur.

    Uçaklar sağlam, kuvvetli ve güvenilir araçlardır:

    Uçaklar normalde karşılaşabileceklerinden çok daha zorlu şartlara dayanacak şekilde üretilir.

    Uçaklar ve uçmak sıradan işlerdir:

    Her gün binlerce uçak milyonlarca yolcuyu güvenle gideceklere yere ulaştırıyor. Uçağa binmeyi uzaya gitmekle aynı kefeye koymamak gerekir.

    Pozitif düşünün:

    Aklınızı ve düşüncelerinizi olumlu düşüncelere kanalize edin ve geçmişte kalmış hikâyelerden kendinizi uzak tutun.

    Kaslarınızın yönetimini ele alın:

    Baktınız istemsiz kasılmalarınız oluyor, kontrolü elinize alıp istediğiniz kası kasıp bırakın. Patronun kim olduğunu vücudunuz anlasın.

    Aşırı çalışan hayal gücünüzün sesini kısın:

    Uçuş sırasında duyduğunuz acayip sesin düşme işareti olduğunu hayal etmekten vazgeçin ve her sesi yorumlayacak kadar tecrübeniz olmadığını unutmayın.

    Rahatlama egzersizlerini uygulayın:

    Gerginlik hissettiğinizde derin bir nefes alıp yavaş yavaş bırakın, bu uygulanabilecek basit ama etkili bir yöntemdir.

    Panik duygunuzu tanıyın:

    Panik halini yaşıyor olsanız bile bunun size fiziksel bir zarar vermeyeceğini, kalp krizi geçirmenize sebep olmayacağını bilin.
#25.02.2014 20:05 0 0 0
  • Günümüzde ileri yaş dediğimiz 35 yaş üstünde gebelik sayıları artmıştır. İdeal gebelik yaşları 20-35 yaşları arasındadır. Kadınların çalışma ve sosyal hayat içinde daha fazla yer almaları, eğitim süreçlerini daha uzun tutmaları ve infertilite (kısırlık) tedavi yöntemlerinin ilerlemiş olması nedeniyle gebelik yaşı daha ileri yaşlara kalabilmektedir. Özellikle ilk gebeliğini 30′lu yaşlardan sonra geçiren pek çok kadın mevcuttur. Son 10-20 yılda bu durumun sıklığı artmıştır.

    Kadının yaşı ilerledikçe gebelik olasılığı da azalır. Çünkü yumurtalık fonksiyonları yavaşlar, yumurta sayı ve kaliteleri azalır. Dolayısıyla gebe kalma potansiyallerinde azalma olur. 35 yaştan sonra her adet döngüsünde yumurtlama olmayabilir.

    Yaş artışıyla beraber bazı problemlerin de görülme olasılığı artar. Öncelikle kromozomal hastalıklar ve özellikle Down Sendromu görülme riskinde yaşa bağlı istatiksel bir artış mevcuttur. Bu hastalıkta zeka geriliği ile birlikte bazı kalp ve organ anomalileri mevcuttur. Ancak gebelik sırasında yapılan bazı tarama testleri (ikili-üçlü test) ile risk hesaplanır ve riskli gebelerde prenatal testler ile (amniosentez-koryon villus biyopsisi ) kromozom analizi yapılarak fetusta bu hastalığın olup olmadığı tespit edilebilir.

    Yaş ilerledikçe insanlarda hipertansiyon veya şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır.
#18.02.2014 20:04 0 0 0
  • Zorunlu Sezaryen Mi, İstek Üzerine Sezaryen Mi? ; Ülkemiz de artık kadınların isteği üzerine sezaryen doğuma izin verilmese de, özel hastaneler de bu isteğinize cevap alabilirsiniz. Sağlığınız ve doğum sonrası ağrılarınız ve hareket güçlüğünüz nedeni ile de sezaryen doğum çok da önerilmemektedir. Ancak, aşırı bir doğum korkusu, bebeğinizin ters gelmesi, gebelik dönemi sona ermesi halinde bile normal doğum belirtilerini vücudunuzun göstermemesi; açılmanın gerçekleşmemesi, su gelmemesi, sancıların yokluğu ve bebeğinizin küçük olması da sizi ve doktorlarınızı sezaryen doğuma itebilir.

    Ancak unutmayın gerekli görülmemesi halinde sizin ve bebeğinizin sağlığı açısından normal doğum tercih etmeniz gerekmektedir !

    doğum sonrası

    Sezaryen uygulamasın da doğum karından gerçekleşir. Sezaryen uygulanacağını önceden bilmiyor da olabilirsiniz bu doğumda daha çok bebeğin konumu ile de ilgilidir, doğum anında aksi bir durum nedeni ile doktorlarınız sezaryen doğuma da karar verebilirler. Böyle bir durumda epidural doğum tercih edilebilir; epidural doğum da uyanık olacağınızdan bebeğinizin doğumuna şahit olabilir ilk saniyelerinde onunla olabilirsiniz. Tercihe ve duruma göre genel anestezi de uygulanabilir.

    Sezaryen Doğum Da Yapılanlar?
    Epidural anestezi ile uyuşturulursanız önünüze bir perde çekilecektir; genel anestezi de ise bu perdeye gerek yoktur. Göbek altına kasık bölgenize yatay kesi yapılarak amniyos sıvısı boşaltılır ve rahme ulaşılır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin karnınızdan çıkarılması yaklaşık 5-15 dakika arasında sürer. Kesiğin dikilmesi ise 30 -40 dakikayı bulabilir; eğer epidural anestezi uygulandı ise bu dikme zamanı boyunca bebeğinizi kucağınız da tutabilirsiniz.

    Normal doğum ya da sezaryen doğum ile doğumunuz gerçekleşmiş olsa da her iki doğum sonrası yürümeniz istenecektir, sezeryan doğum da özellikle bağısaklarınızın çalışması takip edilecek ve en az 1 gün hastane de tutulacaksınız. Dikişleriniz alınmadan ki bu süre yaklaşık 2 haftadır banyo yapmanıza müsaade edilmez ancak yara yerinizi iyice kapatarak duş alabilir ya da ıslak bir havlu ile vücudunuzu temizleyebilirsiniz.

    Yaklaşık altı hafta boyunca hareketlerinizi kısıtlamanız gerekir ki aşırı hareket etmenizi dikişiniz zaten buna müsaade etmeyecektir. Hareketlerinizi kısıtlayacağınız yaklaşık 2 ay sonunda kendinizi daha iyi hissedecek ve ağrılarınız tamamen yok olacaktır. Dikiş izleriniz ise ortalama altı ay içinde giderek azalacak ve ince bir çizgi halini alacaktır; Ancak siz bu sorunları ve ağrıları aklınıza bile getirmeyeceksiniz; çünkü siz bir annesiniz ve bebeğinizin size ihtiyacı var.
#18.02.2014 20:02 0 0 0
  • Dört Mevsim Bunlara Dikkat! Yapılan en büyük hatalardan birisi de ki bu en önemli olanı aslında beslenmenizi yaşam biçimi felsefesi haline getirmektir; yani bir yılın 3 ayı diyet 6 ayı formda kalmaya çalışarak 3 aylık diyet süresinde verilen kiloları tekrar almamaya çalışmak ki ne yazık ki bu pek de mümkün olmuyor, 6 ayın sonunda tekrar 3 aylık bir diyet ve yıllar hep bu tempo ile geçiyor, siz kilolarınız ile mutlu olamıyorsunuz, sürekli bir diyet halindesiniz ve diyetin getirdiği stres ve sıkıntı ile gelen mutsuzluk! Ve artık metabolizmanız o kadar çok yıpranacak ve bozulacak ki belli bir zaman sonra yapılan diyetlere vücudunuz tepki vermeyecektir. İşte bu nokta da aklınıza yaşam biçiminizi değiştirerek sağlıklı beslenmeyi artık yaşamınıza dahil etmenizin gerekliliği geliyor akla. 3-5 ay değil bir ömür sağlıklı beslenmek ve bir ömür formda kalmak.

    Dört Mevsim, Bir Ömür Beslenme Alışkanlığınızı Değiştirerek Formda Kalın; Mutlu Kalın.

    İşte Kazanacağınız Beslenme Alışkanlığınızın Ana Maddeleri:

    sağlıklı yaşam- Sabahları kuvvetli ve proteinli bir kahvaltı yapın. Sabah kahvaltısını asla terk etmeyin.

    - Öğünlerinizi üçten beşe çıkarın, ara öğünlerde de yemek atıştırmalıklar alarak kendinizi her an tok hissedin.

    - Öğünler arasında bol bol limonlu ve su için.

    - Her gün mutlaka en az 2 litre su için.

    - Akşam 19:00 dan sonra hiç bir şey yemeyin.

    - Her gün en az 30 dakika tempolu bir yürüyüş yapın.

    - Sıvı yağ, omega-3, omega-6 ve omega-9 yağlarından doğallıkları bozulmadan tüketin.

    - Mevsiminde bol balık tüketin.

    - Ceviz, fındık, fıstık, kuru kayısı tüketin ara öğünlerinizde.

    - Bol bol mevsim meyvelerinden tüketin.

    - Bir öğününüzde mutlaka sebze yemeği olmalı veya haşlanmış sebze yemelisiniz.

    - Yavaş yavaş ve çok çiğneyerek yutun yemekleri.

    - Hızlı yemek yemek hızlı kilo almanıza neden olacaktır.

    - Doyduğunuzda yemek masasından kalkın.

    - Tam buğdaylı ve kepekli ekmekler tüketin.

    - Kuru baklagilleri hafta da en az iki kez tüketin.

    Ömür boyu sağlıklı yaşamak için , hem kendinizin hem de ailenizin beslenme alışkanlıklarını değiştirmek sizin elinizde, sağlıklı bir birey ve bir nesil yetiştirmek için dört mevsim bu kuralları yaşam ve beslenme biçimi olarak hayatınıza alın. Sağlıklı ve mutlu olun.
#18.02.2014 19:52 0 0 0
  • Her şeyin para mal mülk kariyer olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Ne kadar paran varsa o kadar adamsın. İnsanlığın, insan olmanın ölçütü idealde ne paradır ne de kariyerdir.

    Parayı merkeze alan insanlar da mutsuz olmaya mahkumdur. Hele evlilik gibi kutsal bir müesseseyi mantık evliliği kisvesi altında evliliği bir şirket ortaklığı gibi görenler paranın suyunu çektiği zamanlar ne yapacaklardır.

    Mantık evliliği yapanlar acaba iyi günde kötü günde, sağlıkta hastalıkta nasıl bir arada bulunacaklar?

    Evlilik sonrası Allah göstermesin eşin yatalak kalması durumunda o eşle yaşamak da mantıksız geldiğinde evlilik ve çocuklar ne olacak?

    Evlniriken bugün mantıklı gelen yarın mantıksız gelebilir, bu durumda ne olacak evlilik bitecek mi?

    Parası ve kariyeri olmayan bu acımasız ve kapitalist dünyada evlenip bir yuva kuramayacak mı?

    Mantık evliliği yapmak demek sevmediğiniz bir insanla evlenmek demektir, sevmediğiniz bir insanla her gün aynı yastığa nasıl baş koyacaksınız?

    aşk evliliğiBugün ayrılıklaırn en çok, zengin ve mantıklarını kullanarak evlenenler arasında olması mantık evliğinin iyi bir yöntem olmadığının kanıtı değil midir?

    Bugün sanatçıların, iş adamlarının kaçının evliliği 2-3 yıldan fazla sürüyor?

    Bu insanların gerçekten aşk evliliği yaptığını mı düşünüyorsunuz siz?

    Aşk evliliği yaptıktan sonra maddi durum iyi olmasa bile birlikte borçlanmak eşyaları sonradan birlikte almak, borçları birlikte ödemek evlilikte "ben" duygusunu değil "biz" duygusunu geliştireceğinden eşlerin geleceğe el ele , zorlukları beraberce aşarak yürümelerini sağlar. Bu da mutluluk ve huzur getirir.

    Eskiden insnalar gerçekten sevdiği, aşık olduğu için evlenirdi. Bu yüzden eskiden ayrılıklar da yok denecek kadar azdı. Çağımızda insani değerlerin, maneviyatın yerini yavaş yavaş maalesef para almaktadır.

    Genç kız istemeye gittiğinde sorulan ilk sorunu "oğlumuz ne iş yapıyor? Evi, arabası var mı?" Gibi sorular oluyor. Gençlere bu anlayış "kazan da, ev araba sahibi ol da nasıl olursan ol" gibi çok tehlikeli bir mesaj veriyor. Bu mesajın sonu en iyi ihtimalle depresyondur, daha kötüsü hırsızlık, adam öldürme, ya da intihar

    İnsan onuru, evlilikte mantık aramaya aykırıdır. İnsanda ve doğada var olan her şey gibi aşk da insana yaratıcı tarafından iş olsun diye verilmemiştir. Bir amaç vardır. O amaç da insanlar aşık olsun evlensinler, mutlu olsunlar soylarını devam ettirsinler diyedir.

    Mantık evliliği kapitalist güçlerin, büyük sermayelerin ve para babalarının daha çok daha da çok kazanabilmeleri için insan doğasına aykırı olduğu halde insana dikte etmeye çalıştığı son derece tehlikeli bir düşüncedir.

    Bir birini sevmeyen eşlerin arasında büyüyen bir çocuk ne kadar sağlıklı olabilir. Bu çocuğun ruh hali ne kadar iyi olabilir? Psikolojik gelişimi ne kadar sağlıklı olabilir?

    Aydınlık Türkiyeyi bu mutsuz, sağlıksız, sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuklar mı yönetecek?

    Hadi yönetti diyelim bu geleceğin büyüğü bu çocuklardan ne beklenir?

    Aşkı yabana atmak yok saymak, küçümsemek yazılmış tüm şiirleri çöpe atmak şairleri ağlatmaktır. Sevgi ve aşk ile kalın.

    Yusuf Kenan DURMUŞOĞLU
#18.02.2014 19:35 0 0 0
  • Sağlıklı Bir Bebek İçin Sağlıklı Beslenin! Anne adayını ne yerse bebeği de onu yer, anne adayı ne içerse bebeği de onu içer! Kendi sağlığınızdan geçtiyseniz bile bebeğinizin sağlığı için gebelik başladığı andan itibaren anne sütünden bebeğiniz kesilene kadar ne yemeniz gerektiğini bilmelisiniz. Anne karnındaki bebek sizin yediğiniz besinlerden vitamin mineral protein . alarak kendi vücudunu, organlarını, iç organlarını ve beynini geliştirecek ve gelişimini tamamlayacaktır. Her bitkiye, her sebzeye ve her meyveye bu gelişim aşamasında bebeğinizin ihtiyacı vardır. Ve unutmayın o bebek sizin bir parçanız, parçadan da öte canınızdır. Onun sağlıklı olması hayatta her şeyden önemlidir. İşte bu nedenlerden dolayı ' Sağlıklı bir bebek için sağlıklı beslenin' diyoruz anne adaylarına ve elimizden geldiğince uzman doktorların tavsiyelerini sizler ile paylaşmaya çalışıyoruz.

    Sağlıklı Bir Bebek İçin Sağlıklı Beslenin: Protein;sağlıklı bir beslenme gebelikHamilelik döneminde tek bir hücre ile canlılığını ve yaşadığını gösteren bebeğiniz doğum anına kadar yaklaşık 3,5 kg kadar büyüme süreci çok sayıda hücreye dönüşmesi ve çok hızlı bir gelişim sürecinden geçmesi ile mümkündür. Bu nedenle bebeğinizin beslenmesine yol veren plesantanın gelişmesi için protein çok önemli bir faktördür. Bebeğinizin yaşamını içinde sürdürdüğü sıvı bebeğinizi çeşitli şok ve travmalardan korumaktadır ve bu sıvı protein içermektedir.

    Protein Kaynağı Yönünden Zengin Olan Besinler: yumurta, balık, et, süt, yoğurt, tavuk, peynir, kuru baklagiller, fındık, ceviz. Aynı zamanda bu besinler protein ile birlikte kalsiyum, demir ve B vitamini yönünden de zengin olan besinlerdir.

    Bebeğinizin İskelet Yapısının Tam ve Sağlıklı Gelişimi İçin: Kalsiyum:
    Büyümenin son döneminde iskelet dokusunun hızla gelişmesi ve mineralleşmesi esnasında daha fazla kalsiyuma ihtiyacı vardır. Gelişimini sürdüren fetusun diş köklerinin ve kemik köklerinin oluşması ve büyümesi için de kalsiyum son derece önemli ve gerekli bir mineraldir. Kadın hamileliği boyunca yeteri kadar kalsiyum almaz ise bebeğin gelişimde ihtiyaç duyacağı kalsiyum anne adayının kemiklerinde bulunan kalsiyum ile gelişimini tamamlayacaktır. Bu da demek oluyor ki; hamilelik dönemin de veya doğum sonrası annenin dişinin dökülmesi gebelik döneminde yeterince kalsiyum almamasına ve bebeğin kalsiyum ihtiyacını anneden karşılaması sonucunda gerçekleşecektir.

    Kalsiyum Kaynakları: süt ve süt ürünleri, tahıl ürünleri, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler, pekmez, susam, fındık, fıstık, limon, çilek
#18.02.2014 19:28 0 0 0
  • Bebeğinizin Karşılaşacağı Cilt Sorunları; Küçük cilt sorunları ile çocuklukta sık sık karşılaşır. Bunların çoğu kendi kendine hızla geçer, ama bazıları çok bulaşıcıdır, hemen tedavi edilmeleri gerekir. Döküntüler başka hastalık belirtileri ile birlikte görülüyorsa çocuğunuz bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olabilir. Biz kadınlar bu tür hastalık durumlarında çoğu zaman ne yapacağımızı bilmeyiz.

    Kaşıntı İle Baş Etmek İçin Neler Yapılabilir?
    Deri hastalıklarının çoğunda kaşıntı olur. Kaşıma sonucu oluşan çatlakların mikrop kapmaması için kaşıntının önlenmesi gerekir.

    - Çocuğunuza pamuklu kumaşlardan üretilen kıyafetler giydirin. Pamuklu kumaş diğer kumaşlara nazaran daha az bebeğinizin cildini tahriş eder.

    - Kaşınan bölgeyi kalamin losyonuna batırılmış pamuk veya bez ile silerek bebeğinizin cildini yumuşatıp rahatlatın.

    - Çocuğunuzun banyo suyuna bir avuç bikarbonat koyarak o su ile yıkamanız cildine iyi gelecektir.

    - Özellikle bebeklerde cildini kaşımasını engellemek için gün içinde ve gece tek parmaklı torba eldiven giydirin.


    Leke ve Çıbanlar Hakkında Bilmedikleriniz, Neler Yapabilirsiniz?

    Leke ve Çıban Nedir?
    Leke: herhangi bir nedenle deride oluşan küçük kırmızı şişliktir. Çıban ise deride bir bölgenin mikrop alarak acı veren bir şişlik oluşturmasıdır. Bu şişlik olgunlaşarak içi irin dolu bir baş verir. Vücudun her yerinde görülebilmekle birlikte yüzde ve kalçalar gibi nası yerlerden kaygı duymayın, ancak sık sık tekrarlayan çıbanlar bir hastalığın belirtisi olabilir.

    Peki Ne Yapmalı, Evde Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
    Çocuğunuzda arada sırada leke oluşuyor ya da sivilce çıkıyorsa aldırmayın; tedavi gerektirmeden bir kaç günde geçecektir. Ağız çevresindeki lekeler salya akıtmasına bağlıysa gidermek için krem sürebilirsiniz.

    Çocuğunuzda çıban çıkar ya da leke mikrop kapıp iltihaplanırsa, bölgedeki deriyi antiseptikli pamuk veya bez ile temizleyin.

    Çıbanın üzerini yara bandı ile örtün. Çıban giysilerin sürtüneceği ya da kalça gibi çok acı veren bir yerde ise üzerine bolca pamuk koyup öyle plasterleyebilirsiniz.

    Çıban bir kaç gün içinde baş vererek kendiliğinden patlayacaktır. Çıbanı sıkmak enfeksiyonun yayılmasına neden olacaktır. Patlayan çıbanı antiseptikli pamukla temizleyin ve yara yerini iyileşene kadar yara bandı ile örtülü tutun.

    Peki Bu Durumlarda Çocuk Doktorunuz Ne Yapardı?
    Doktor çıbanı yararak irinin akmasını sağlayabilir, böylece çıbanın verdiği ağrı ve şişlik azalır. Daha sonra çıbanın üzerine sürmeniz için krem verebilir. Çıbanlar çok sayı da ise antibiyotik tedavisi uygulamanızı isteyebilir.
#18.02.2014 19:16 0 0 0

  • Anne ve çocuklar arasında zaman zaman yemekler özellikle sebze yemekleri konusunda anlaşmazlık olabilir. Bir sebzeyi yemesi için çocuğa ısrar etmeyin. Yiyeceklerle ilgili çocuğun yanında iyi dedikodular yapın. İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya "Çocuk ıspanak sevmiyorsa çocukla direkt değil ama eşinizle ıspanak yemeğinin ne kadar lezzetli olduğunu, faydalarını konuşarak onu özendirin" diyor, ve çocuklara sebze yemeklerini sevdirmek ile ilgili bilgi veriyor.

    Ispanak şart değil!

    Çocuğa sevmediği sebzeyi yedirme konusunda ısrar etmeyin, çocukla inatlaşmayın. Değişik pişirme yöntemleri ile sevdirmeye çalışın. Örneğin ıspanak yemeğini sevmiyorsa çorbaya karıştırın, böreğini yapın.

    Günümüzde kabızlık artık yaygın olarak çocuklarda da görülmeye başlandı. Bu nedenle çocukların beslenmesinde lif ağırlıklı sebzelere yer vermeye dikkat edin. Kabak, ıspanak, yeşil fasulye pırasa çocuklar için çok faydalı lifli sebzelerdir.

    Sebze yiyen çocuk kilo almaz diye bir şey yok

    Önemli olan çoğu sebze meyve yedirmek değil, düzenli beslenme alışkanlığının kazandırılmasıdır. Çocuk ne kadar sebze meyve tüketirse tüketsin, eğer paketlenmiş hazır gıdaları çok fazla tüketiyor, dengsiz besleniyorsa kilo alması kaçınılmazdır.

    Bugün, çocukluk çağı obezitesi şu anda dünyadaki en büyük sağlık sorunlarından biri. Yeme alışkanlıklarının değişmesi, hareketlilik düzeyinin azalması, televizyon ve bilgisayarlar karşısında geçirilen sürelerin artması ile birlikte gün geçtikçe çocuklar şişmanlamaya başladı.

    Hazır gıdaların bu kadar yaygınlaşması, yağı ve şekeri yüksek yiyeceklerin, ucuz ve kolay ulaşılabilir olması nedeni ile çocukların yeme alışkanlıkları nerede ise tamamen değişti. Yüzyılın gizli tehlikesi yani obezite çocuklarımızı esir almaya başladı.

    Obezitenin ortaya çıkışı çocukluk çağında görmeye alışık olmadığımız hastalıkları çığ gibi büyütmeye başladı. Artık çocuklarda kan yağı yükseklikleri, karaciğer yağlanması, özellikle erişkinlik diyabeti dediğimiz tip 2 diyabet ve insülin direnci kilolu çocuklarda mutad hale geldi.

    Artık oluşmuş olan şişmanlıkla mücadeleden çok şişmanlık ortaya çıkmadan doğru yeme alışkanlıklarını kazandırabilmek için 7-8 yaşından itibaren çocuklara doğru beslenmenin öğretilmesi gerekiyor.

    Sağlıklı çocuk beslenmesi için düzenli öğünlerde beslenme bir alışkanlık haline getirilmeli, ara ve ana öğünlerde dengeli besin seçimi, şeker içeriği ve yağ içeriği yüksek yiyeceklerin azaltılması, özellikle taze sebze ve meyve yemenin özendirilmesi gerekir.

    Yemeklerin yanında çay, kola gibi içecekler yerine süt veya ayran tercih edilmelidir. Ayrıca çocukları fizik egzersize teşvik ederek hareket etmeleri sağlanmalıdır.
#17.02.2014 19:04 0 0 0
  • Anne babaların en çaresiz kaldıkları dönemlerden biri de çocuklarının öfkeleri ile başa çıkamadıkları zamanlardır. İstediği yapılmayan her çocuk, bağırma, ısırma, vurma ve kendini yere atma yöntemlerine başvurabilir. Çünkü hiçbir çocuk "hayır" cevabını sevmez. Hatta bu onun öfkesini daha da artırabilmektedir.

    Bu durumda "çivi çiviyi söker" deyip aynı ölçüde çocuğa tepki göstermek ise yapılan en büyük yanlıştır. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi Bölümü'nden Uz. Psk. Özge Merve Türk, çocuklarda öfke kontrolü hakkında bilgi veiryor.

    Dikkati çekmek için öfkesi kullanır

    Üzüntü, korku, şaşırma, sevinme gibi temel bir duygu olan öfke, spontan ve doğal olarak yüzde kızarma, kalbin çarpması ve küçük çocuklarda ağlama krizlerine varan tepkiler olarak ortaya çıkabilmektedir.

    Bebek, doğumundan sonraki dönemde ihtiyaçlarının ağlama ile giderildiğini ve çevreyi harekete geçirebildiğini yavaş yavaş öğrenir. İhtiyaçları giderilmediğinde hayal kırıklığı ile tanışır ve tek çaresinin ağlamak olduğunun farkına varmaktadır.

    Bir yaşından itibaren çocuklar büyüdükçe öfkelenme ve bunu gösterme davranışına başlamaktadır. Öfkeli davranışlar genellikle yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, çok yorulma, acıkma, kendini ifade edememe ve ebeveynlerin dikkatini çekmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir.

    Krizin başladığı nokta

    Çocuklarda davranışlar bu dönemde ben merkezli ve dürtüsel olmaktadır. Çocuklar davranışlarını engellemek istemezler ve bunun karşısında da onu yönlendirmeye çalışan ebeveynler ile zıtlaşmaktadırlar. İşte tam da bu noktada kriz başlamaktadır. Bu noktada çocuk bağırabilir, ısırabilir, vurabilir ve kendini yere atabilmektedir.

    2 yaş en kritik dönem

    İki yaş dönemi çoğunlukla "korkunç iki yaş (terrible two)" olarak adlandırılmaktadır. Çocuk bu yaşta yürümeye ve konuşmaya başlar, çevre üzerinde hâkimiyeti artar. Kendini dünyanın merkezindeymiş gibi hisseden çocuk, yapmak istediğinin engellenmesinden hoşlanmaz ve 'hayır'lar başlamaktadır. Karşılıklı gerginlik arttıkça çocukta tutturmalar, negatif tavırlar öfke krizlerine dönüşebilmektedir.

    Aynı ölçüde tepki vermeyin

    Çocuğun öfkeli tutumlarına karşılıklı tepki vermek onun gerginliğini daha da artırmaktadır. Sakin kalmalı ve kriz anı geçince çocukla konuşarak durumu değerlendirerek duyguların dışa vurulmasını sağlamak her iki tarafı da rahatlatacaktır. Herhangi bir vurma davranışında çocuğu sadece tutmak ve onunla göz kontağı kurarak bunu bir daha yapmaması söylemek doğru olacaktır.

    Çocuğunuza vurmak yerine göz kontağı sağlamayı deneyin

    Çocuğa vurmanın bir sınırsızlık göstergesi olduğu düşünüldüğünde anne-baba-çocuk çerçevesinde ebeveynin konumu vurgulanarak sınırların çizilmesi gerekmektedir. Çocuğu odaya kapatarak cezalandırmak gibi öfkeyi artırıcı ve anlamsız davranışlardan uzak durmak gerekir. Çünkü çocuğa öfkeli şekilde davranmak onun da aynı şekilde davranmasına model oluşturmaktadır.

    Krizi önlemek için doğru cümleler seçin

    İstediğini yaptırmak için öfkelenen çocuğun bu davranışlarına son vermek isteyen ebeveynler çocukların isteğini anında yerine getirme davranışını seçebiliyorlar. Hızlı bir çözümmüş gibi görünse de aslında bu durum çocuğun öfkelenmek ve istediğinin olması arasında ilişki kurmasını ve bu davranışını pekiştirmesini sağlamaktadır.

    Yapılması gereken davranışlarda net olmaktır. Örneğin yatma saati gelmiş ise 'Yatağa gitmek ister misin?' gibi açık uçlu bir soru yerine "Yatağa gitme saati' demek ve krizleri önlemekte daha faydalı olacaktır.

    Oyun terapisi ile öfkesine çözüm bulun

    Sorun çözülmez ise ilerleyen yaşlarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kaygı, depresyon gibi psikiyatrik tabloların da eşlik ettiği öfke kontrol sorunları yaşanabilmektedir. Bu tür durumlarda ailelerin danışmanlık hizmeti alması yararı olacaktır.

    Oyun terapisi teknikleri ile uygulanan psikoterapi süreci bu konuda faydalı yöntemler arasında yer almaktadır.
#17.02.2014 18:56 0 0 0
  • Hiç kimse o dostluğun kesileceğinden, daima birbirinin hizmetçisi olan, o iki arkadaşın birbirlerinden ayrılacaklarından şüphe etmezdi. Halk, onlardan birini kendi esas isminden daha ziyade arkadaşının ismiyle tanıtıyordu ve onun adını hatırlamak isterlerken, asıl ismine teveccüh etmezlerdi ve ".... Arkadaşı" derlerdi.

    Evet o, "İmam Sadık (A.S)'ın arkadaşı" diye tanınmıştı. O günde, her zaman beraber oldukları gibi birlikte kunduracılar çarşısına girdiler. Acaba hiç kimse onların, daha çarşıdan çıkmadan önce, dostluk bağlarının, tamamen kesileceğini zanneder miydi?

    O gün, her zaman olduğu gibi, İmamdın yol arkadaşıydı. Birlikte kunduracılar çarşısına girdiler, zenci kölesi de o gün onunlaydı ve arkasından geliyordu. Adam, çarşıda, bir ara arkasına baktı, köleyi görmedi. Birkaç adım sonra, tekrar geriye baktı, yine köleyi görmedi. Üçüncü defa yine arkasına baktı ve hala, etrafı seyretmekle meşgul olan ve sahibinden uzak kalan köleden, bir haber alamadı. Başını, dördüncü defa geriye çevirdiğinde, köleyi gördü. Ona öfkelenerek "Anası filan kimse, neredeydin?" dedi

    Bu cümle ağzından çıkınca, İmam Sadık (a.s) şaşkınlık ifadesiyle elini kaldırdı ve kuvvetlice alnına vurdu: "Sübhanallah, Annesine mi küfrediyorsun? Annesine yakışmayan bir işi nispet ediyorsun. Ben seni takvalı ve dindar bir adam zannederdim, fakat sende, takva ve dindarlık olmadığı belli oldu."buyurdu.

    - Yebne Resulullah'ın, bu köle aslen haramzadedir ve annesi de haramzade ehlindendir. Sen de bilirsin ki, onlar müslüman değildirler. Evet, bu kölenin annesi müslüman olsaydı, o zaman suçlamam haksız olurdu.

    - Annesi kafir olmuşsa olsun, her kavmin evlenmede, bir kanuna göre hareket ettikleri takdirde, yaptıkları işi zina, çocuklarını da gayri meşru saymazlar.

    İmam bu açıklamadan sonra "artık benden uzak ol" buyurdu.

    O hadiseden sonra hiç kimse artık, İmam Sadık (a.s)'la onun, bir arada bulunduklarını görmedi.
#15.02.2014 23:13 0 0 0
  • İki kör, Ümmü Cafer'in yolunun üzerine otururlar. Ümmü Cafer keremi, cömertliği ile bilinen bir kadındı. Amalardan biri ile evli ve çoluk-çocuk sahibi, digeri ise bekar.

    Çoluk - çocuk sahibi olan kör, şöyle dua eder:

    - "Ey Allah'ım! Bana çok geniş olan fazlı kereminden rızıklar ihsan et." Bekar olan ise, şöyle dua eder:

    - "Ey Allah'ım! Ümmü Cafer'in fazlından bana rızık ver."

    Ümmü Cafer, rızkı Allah'tan isteyene her gün iki dirhem gönderir. Kendi fazl u kereminden rızık isteyene ise, iki pide, bir de içine on dinar koymuş olduğu pişmiş tavuk verir. Bunu istemeyen kör, diğerine:

    - "Bu iki pide ve tavuğu al, bana iki dirhemi ver" der.

    Diğeri de buna razı olur. İki dirhemi verir. İki pide ve pişmiş tavuğu alır.

    Bu hal böylece bir ay devam eder. Bir ay geçtikten sonra Ümmü Cafer bekar köre adam gönderip:

    - "Bizim ihsanımız onu zenginleştirmedi mi?" diye haber ister. Kör şöyle cevap verir:

    - "Ona ne verdin? diye sorun. Gelip Ümmü Cafer'e sorarlar:

    - "Üç yüz dinar verdim" diye cevap verir. Kör:

    - "Hayır, Allah'a yemin ederim ki, bana o her gün iki pide ile bir tavuk gönderirdi. Ben onları arkadaşıma iki dirheme satardım" der. Ümmü Cafer:

    - "Adam doğru söylüyor. Çünkü öteki Allah'tan istedi. Allah da onu ummadığı yerden zengin etti. Bu ise rızkı bizim fazlımızdan istedi. Allahü Teala insanların fakir ve zengin olmasının Allah'tan olduğunu bilmeleri için bunu rızıktan mahrum etti. Allahü Teala'nın takdir buyurduğu her şey mutlaka olur."
#15.02.2014 23:05 0 0 0
  • 15 yıl kadar önceydi. Tommy'yi ilk o gün görmüstüm."inancin tarihi" dersimin öğrencilerinden biriydi. Uzun saçlı, değişik bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oldu. Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana, imalı imalı
    "Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyormusun, hocam?" dedi...
    "Hayir" dedim, yumusakça...
    "Yaa.." dedi...
    "Oysa senin bu derste Tanri'yı pazarladığını sanıyordum hocam...
    " Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
    "Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak, bir gün, eminim."
    Tommy omzunu silkip yürüdü. Mezuniyetten sonra izini kaymetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana... Ölümcül kansere yakalanmıştı... Odama girdiğinde zayıflamış, çökmüştü. Kemoterapi, o uzun saçlarını dökmüştü. Ama gözleri hala pırıl pırıldı
    "Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi...
    "Sana bir sey sorabilir miyim?" dedim...
    "Tabii" dedi..."Ne öğrenmek istiyorsun?..."
    "Sadece 24 yasinda olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir sey?..."
    "Daha kötüsü olabilirdi. 50 yaşında olmak, kafayı çekmek ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak sanmak gibi..." Sonra niye geldiğini anlattı...
    "Okulun son günü sana Tanrı'yi bulup bulamayacağımı sormuş, "Hayır" yanıtı alınca şaşırmıştım. Sonra "Ama o seni bulur" dedin... iste bunu çok düşündüm. Doktorlar ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söyleyince, Tanrı'yi aramayı ciddiye aldım birden. Habis ur diğer hayati organlarıma yayılmaya başlayınca sabahlara kadar dualar etmeye başladım. Hiçbir sey olmadı... Bir sabah uyandığımda, ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim, aniden. Ömrümün geri kalan vaktini, Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi seylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman gene seni düşündüm...
    "En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat sürmektir. Bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine "Seni seviyorum" diyemeden gitmektir demiştin. Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım. İşe en zorundan başladım. Babamdan...
    Oğlu yanına geldiğinde babası gazete okuyormuş... "Baba seninle konuşmam lazım" demiş, Tommy.. "Peki konuş oğlum.." "Yani çok önemli bir şey..."
    Babası gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı... "Neymis o bakalım?.." "Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim.." Tommy gülümsedi, arkasını anlatırken.. Babasının elinden yere düşmüş gazete..Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış.. Tommy'ye sarılmış ve ağlamış. Sabaha kadar konuşmuşlar.. Babası ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde... "Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam etti Tommy..."Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana söylemedikleri şeyleri anlattılar.. Bütün bunları yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece.. Ölümün gölgesi üzerime düşünce kalbime acıyordum, bana aslında çok daha yakın olması gereken insanlara.. Nefes aldı Tommy.. "Bir gün baktım.. Tanrı orada hemen yanıbaşımda duruyor. Ona yalvardığım zaman bana gelmemisti. Onun kendi programı vardı. Kendi bildiği gibi yapıyordu.. Gerçek olan şu ki, haklıydın.. Ben onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelmiş beni bulmuştu."
    "Tommy" dedim, "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm insanlığa.. Sen Tanrı'yi bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun. Onu sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o gelir seni bulur... Bunu anlatıyorsun farkında mısın?. " Devam ettim.. "Tommy bana bir iyilik yapar mısın?. Bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?..."
    Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün. Ölümle hayatı sona ermemişti tabii şekil değiştirmişti. Büyük bir adım atmıştı sadece... inanmaktan, görmeye geçmişti. Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
    "Söz verdiğim derse gelemeyeceğim. Çok halsiz ve bitkinim hocam" demisti.
    "Anlıyorum Tommy!.."
    "Benim yerime onlara sen anlatırmısın hocam?.. Sen anlatırmısın. Herkese, bütün dünyaya benim için anlatır mısın?.."
    "Anlatırım Tommy" dedim.. "Anlatırım, merak etme!.."
    İnsanlara "Seni Seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok... Şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz. Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin... Hem... şimdi başlamazsanız, belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir... Ben basladım bile..

    "Sizi öyle seviyorum ki!.."
#15.02.2014 22:52 0 0 0
#15.02.2014 22:33 0 0 0
  • YÜREKTEN SÖYLENEN SÖZLER

    Pek çok insan o iki sözcüğü işitmek ister. Arada sırada işittiklerinde ise, zamanlama çok iyidir.
    Connie ile, gönüllü olarak çalıştığım hastaneye yattığı gün tanıştım. Connie sedyeden yatağına yatırılırken, eşi Bill yanındaydı. Connie kansere karşı verdiği savaşın son evresinde olmasına karşın, hala çok neşeli ve canlıydı. Yatağına yerleştirdik. Kullanacağı tüm eşyaların üzerine ismini yazdıktan sonra, kendisine başka bir ihtiyacının olup almadığını sordum.

    "Evet" dedi, "lütfen televizyonu nasıl kullanacağımı gösterir misiniz? Pembe dizileri çok severim ve izlediğim dizileri kaçırmak istemiyorum." Connie romantik bir insandı ve pembe dizilere ve aşk konulu romanlara ve filmlere bayılıyordu. Aramızdaki dostluk ilerledikçe, bana 32 yıl boyunca kendisine sürekli "aptal kadın" diyen bir erkekle evli olmanın ne denli can sıkıcı olduğunu dile getirdi.
    "Bill'in beni sevdiğini biliyorum;"dedi, "ama, bana ne beni sevdiğini söyledi, ne de sevgi sözleri yazılı bir kart gönderdi."
    İçini çekti ve hastaneni bahçesindeki ağaçlara baktı. "Bana 'Seni Seviyorum' demesi için neler vermezdim, ama bu, doğasına aykırı."
    Bill ise her gün Connie'yi ziyarete geliyordu. Önceleri, Connie televizyondaki pembe dizileri izlerken, o da yatağının ayak ucunda oturuyordu. Daha sonraki günlerde, Connie daha uzun saatler uyumaya başlayınca, odanın dışındaki koridorda aşağı yukarı yürümeye başladı. Çok geçmeden, Connie artık hiç televizyon izleyemez oldu. Artık uyanık geçirdiği süreler, dakikalarla ölçülür olmuştu. Ben ise vaktimin çoğunu Bill ile geçiriyordum.

    Bana marangoz olduğunu ve balık tutmaktan zevk aldığını anlattı. Hiç çocukları olmamış, ama Connie bu amansız hastalığa yakalanana kadar, birlikte emekliliğin tadını çıkarmışlar ve çok seyahat etmişler. Bill, eşinin yavaş yavaş ölüme yaklaştığı gerçeği karşısında, duygularını bir türlü dile getiremiyordu.
    Bir gün kafeteryada birlikte kahve içtikten sonra, konuyu kadınlara ve biz kadınların yaşamlarında romantizme ne denli gereksinim duyduğumuza, eşimizden romantik kartlar ve aşk mektupları almaktan ne kadar hoşlandığımıza getirdim.
    "Connie'ye kendisini sevdiğini söyler misin hiç?" diye sorduğumda (vereceği yanıtı biliyordum), bana çıldırmışım gibi baktı.
    "Söylememe gerek var mı?" dedi, "Kendisini sevdiğimi biliyor!"
    "Elbette biliyor." Dedim ve uzanıp elini tuttum. Elleri sertti, bir marangozun ellerinin olması gerektiği gibi, Tutunacağı tek şey elindeki fincanmış gibi sıkı sıkıya yapışmıştı fincana. "Ama Bill, onu sevdiğini, bunca yılın senin için ne anlama geldiğini bilmek ister. Lütfen düşün bunları."
    Birlikte Connie"nin odasına doğru yürüdük. Bill odaya girdi ve ben başka bir hastayı ziyarete gittim. Daha sonra, Bill'in eşinin yatağının kenarında oturduğunu gördüm. Connie'nin elini tutuyordu. O gün 12 Şubat'tı.

    İlk gün sonra, öğle üzeri hastaneye gittim. Bill koridorun duvarına yaslanmış, gözlerini yere dikmişti. Connie'nin sabah 11:00'de öldüğünü başhemşireden öğrendim.
    Bill beni görünce yanıma geldi ve bana sarıldı. Bütün bedeni titriyordu ve gözleri yaş içindeydi. Sonra, sırtını duvara yasladı ve derin bir nefes aldı.
    "Sana bir şey söylemem gerek"dedi. "Ona söyledikten sonra kendimi çok iyi hissettim." Sustu ve burnunu temizledi. "Söylediklerini uzun uzun düşündüm ve bu sabah ona, kendisini ne kadar çok sevdiğimi, onunla evli olmaktan ne kadar mutlu olduğumu söyledim. Ne kadar güzel gülümsediğini görmeliydin.!"
    Connie'ye veda etmek için odasına girdim. Başucundaki komodinin üzerinde Bill'in yazmış olduğu bir Sevgililer Günü kartı duruyordu. Hani şu bildiğiniz. Üzerinde "Sevgili Karıma... Seni Seviyorum" yazanlardan.
#15.02.2014 15:14 0 0 0
  • BİZİ AYAKTA TUTAN HAYAT(MI)DIR!



    Hayat! Bekleyiş ve kavuşmalardan,

    Sevinçler ve üzüntülerden,

    Sınanmalardan,

    Gidilen limanlardan,

    Görülen günlerden,

    Ve Daha belki de gidilecek nice limanlar ve görülecek nice günlerden oluşmaktadır.

    Değiştirilmeyecek yazgımızla bizi sınayan yaratıcı buna dayanma gücünü de beraberinde vermiştir. Bazen çok bunalırız, yenilmişizdir ama hala ayaktayızdır ve bizi ayakta tutan şeyin ne olduğunu bizde bilememekteyiz, işte bizi ayakta tutan güç yaratıcının yardımıdır.

    Bu dayanma gücünün yanında, umut etme, sevgi, düşünce gücü, akıl, sabretme gibi hayatı güzelleştirebileceğimiz nimetlerde biz insanlara sunulmuştur.



    Yüreğimiz çile yüklü kervanların daimi ikametgâhı olmasına rağmen eğer birazcık yüzümüz tebessüm ediyorsa,

    Hayatın sırtımıza yüklediği bunca yüküne ve çilesine rağmen, ucundan bucağından tutunmaya çalışıyorsak,

    Hayatın Sol yanımıza sunulan ziyafetlere rağmen, Ufak şeylerden büyük mutluluklar duyuyorsak,

    Uçurumun kenarında köhnemiş bir ağaç dalını tutup bir umutla kurtuluş bekleyip kendimizi aşağı bırakmıyorsak,

    İçimizde çıkan nice yangınlara rağmen, kül olmayıp; dışarıya serin meltemler estiriyorsak,

    Bu hayatın güzel olmasından değil,

    Aksine bizim güzelliğimizdir.

    Güzel olan bizleriz!

    Yüreğimiz,

    Ruhumuz,

    Bakış açımız,

    Yüreğimizin kenarlarından taşan sevgi seli,

    Pozitif enerjimiz,

    Umudumuzu kaybetmememiz,

    Sabırlı olmamız,

    Aklımızı ve düşünce gücümüzle her şeyin üstesinde gelebileceğimizi bilmemizdir.

    Yoksa hayatın bize verdiği bir şey yok!

    Yıllardır şırıngayla şah damarlarımızdan gram gram kan çekerek hayatı besleyen bizleriz





    MEHMET ORHAN DURDU



    Değerli arkadaşım Operatör...Sizin gibi şiirle yoğrulmuş bir yüreğe bugünün kutlaması için şiirle başlamak istedim.Nice güzel seneler,huzur ,bereket,sağlık ve başarı dolu seneler sizle olsun.Tüm sevdikleriniz ve ailenizle daha nine nice mutlu seneler dilerim...

    @1Sidelya
#24.11.2012 07:02 0 0 0