Çocuğun başarısını belirleyen en önemli faktörlerin basında sorumluluk duygusu gelir. Sorumluluk duygusuna sahip bir çocuk başarma sorumluluğunun da kendisine ait olduğunu bilir.Çocuğun bu duyguyu kazandığı yer ise ilk önce ailedir.
Aile tarafından küçük yaşlardan itibaren, çocuğun yaşına ve cinsiyetine uygun sorumluluklar verilirse,çocukta sorumluluk duygusu gelişir.Aile de bu duyguyu kazanmayan çocuğa ileri yıllarda bunu kazandırmak çok zor bir iştir.
Bunun için ailenin ,çocuğun bebeklikten itibaren gelişim özelliklerini çok iyi bilmesi ve bu doğrultuda çocuğa yapabileceği işlerle ilgili sorumluluk vermelidir. Ancak özellikle şehirli modern çekirdek ailelerde çocuklar sorumluluklarıyla çok geç yaşta karşılaşmaktalar.Çoğu zaman dört beş yaşına gelmiş olan çocuğa hala annesinin yemek yedirdiğini(bazen 7-8 yaşlarında çocuklara bile),ayakkabısını annesinin giydirdiğini görmemiz mümkündür.Çocuk okula gidiyorsa ödevler aile tarafından yapılır. Fast food tarzı , içinde çocuk oyun alanlarının da olduğu restoranlara bir bakın isterseniz. Buradaki çocuklar iki ila altı yaş arasındaki çocuklardır genellikle . Çocuk kaydıraktan kaymaktadır ve anne elinde hamburgerle ya da bir parça kızarmış patatesle çocuğun peşinden koşmaktadır. Çocuk kaçar oynamaya devam eder anne onu takip eder,çocuk koşar anne koşar ,çocuğun soluklandığı duraksadığı anı kollar ki ısırtabilsin bir parça.Çocuk azına bir parça patates attığında anne dünyanın en mutlu insanıdır ,çocuk oradan da salıncağa geçer anne onunla beraber konum değiştirir hele birde salıncakta bir lokma hamburgerden de ısırtabildiyse siz düşünün artık mutluluğun derecesini.Çocuğun bir şeyler yiyebilmesi için annenin kendisini nasıl telef ettiğini görebilirsiniz.
Evlerde de durum böyledir. Çocuğun yemek saati diye bir kavram yoktur.Sofra kurulur ve çocuk sofrada yemek yemez.daha sonra acıktığını söylediğinde anne hemen yemek hazırlar."Yesin de nasıl yerse yesin" çocuk bilgisayarın başında ya da televizyonun karşısında yemeye çalışır.Çoğu anne reklamlar eşliğinde çocuğa yemek yedirebildiğini keşfetmiştir.Hareketli müzik klipleri de yemek yedirmek için güzel bir yöntem olabilir.(Tabi bu yöntemlerin çocuğun midesine faydası olmasına karşın zihnine yaptığı olumsuz etkilerin farkında değildir,otizm gibi) Çocuk düşmesin , yorulmasın ,bir yeri incinmesin diye çocuğun üzerine alabileceği pek çok iş anne baba tarafından yapılır.Tüm kararlar anne baba tarafından alınır.Çocuğun ne kadar yenmek yiyeceğine bile anne baba karar verir.
Tüm yapılanlar elbette ki iyi niyetle çocuğun iyiliği için yapılmaktadır. Ama yöntem yanlış olunca niyet hiçbir işe yaramaz.Bu ortamda büyüyen çocuğun sorumluluk duygusunun gelişmesi bir yana aldığı gizlim mesajlarla kendine olan güveni de kaybolur ya da kendine güven duygusunu geliştiremez.
Örneğin ;Dört yaşında bir çocuk çorbasını çok rahat kendi içebilir.Ama dökme ihtimali vardır.Bununla beraber çocuklar genellikle annelerinin sabrını taşıracak kadar yavaş yerler.Çocuğun etrafı kirletmesini istemeyen ve bir an önce yemek faslını bitirmesini ve sofrayı toplamayı düşünen anne çocuğa yemeğini yedirdiğinde bilinçaltına verdiği mesaj:"Ben yemeğimi kendim yiyemem,annem yedirir.Yemeği yiyecek beceriye sahip değilim"dir.
Tabağındaki iki tane köfteyi yedikten sonra "ben doydum" diyen çocuğa; "hayır olmaz, tabağındaki diğer köfteyi de yiyeceksin" dediğinizde çocuğun bilinçaltına verilen mesaj: "Ben doyduğuma karar verecek güçte değilim,doyup doymadığıma annem karar verir" şeklinde olur.
Ama aileler çocuğun yiyeceği iki tane daha köfteden alacağı proteinin çocuğun özgüven geliştirmesinde daha önemli olduğunu düşünmedikleri için çocuğu biraz daha yemesi için zorlamaya devam ederler.
Böylece çocuk acıkmasının ve doymasın sorumluluğunu bile almadan büyümeye başlar.
Ayrıca biz ebeveynlerin yaptığı diğer bir hatada ; yapamaz endişesi taşıdığımızdan ya da bazen etrafın kirlenmesi ya da eşyaların kirlemesi gibi basit nedenlerden dolayı çocuklarımızın güven kazanmasına ve sorumluluk almalarına engel oluruz.Öyle ki "ekmeğin pişkinini alamaz "diyerek çocuğu bakkala göndermeyen anneler mevcuttur.Mutfağı kirletir diyerek on iki yaşındaki kızının kek yapmasına izin vermeyen anneler de mevcut.Ya parayı kaybederse diye çocuğunun eline bir fatura verip bankaya göndermeyen aileler, "evet onlarda var" .
Bu sorunu en derin olarak öğrencilerimde ve danışanlarımda gördüm üniversite için meslek seçerken yaşadıkları kararsızlık çok büyüktü, sırf bu nedenden hedef belirleyememek ve bir karara odaklanamamaktan dolayı çalışamıyor performans sergileyemiyorlardı. Vermeleri gereken karar kritikti ve çoğu ilk defa böyle bir karar vermek zorunda kalmışlardı.Sırf meslek seçiminde değil evleneceği insanda kıyafet seçerken , tatil planlarımızda hayatının her aşamasında isabetli tercikler yapabilmenin yolu doğru tercih yapmasını öğrenmesi ve bunun sonuçlarını fark ederek hareket etmesidir.İnsanlar tek bir tercih yapabilirler.İnsanlar tek bir eş ,tek bir iş seçerler toplantıda giymek üzere bir kıyafet seçeriz, ev almadan bir çok eve bakar ama bir tanesini alıp oturmamız gerekir.
Her evet için bir hayır olmalıdır. Kararlar acı verir çünkü olasılıkların sınırlılığını ifade ederler. Kara verdiğinizde bir daha ele geçmeyecek seçeneklerden vazgeçmiş olursunuz.
Karar verebilmek hele hızlı karar verebilmek önemli bir özelliktir ve bu özelliği kazanmış kişilerin hayatları daha kolaydır. Veliler ile yaptığım çalışmalarda üzerinde ısrarla durduğum bir konudur bu. Veliler hep çocuklarının akademik başarılarıyla ilgilenir.Sadece veliler anne ve babalar değil elbette.Toplumda başarı denilince öğrencinin akademik başarısı ilk akla gelendir.Ben velilere şunu söylerim: "Karar verme becerisine sahip,sorumluluk sahibi ,kendine güvenen çocuklar yetiştirin ve gerisini hiç düşünmeyin.Çocuğunuz bu özelliklere sahipse eğitimini tamamlasa da tamamlamasa da ,okuldan yüksek notlar alsa da almasa da hiç korkmayın.Çünkü; güvenli,kararlı ve sorumluluk sahibi bir insan her koşulda her şartta hayatını kurtarır ve eline aldığı işte başarılı olur.Üniversite başarıya giden yollardan sadece biridir.Türkiye'nin bir gerçeği vardır.Biz ne kadar çabalarsak çabalayalım bu gençlerin onda biri üniversiteye gidebilecek .Çünkü ülkemizin üniversite kapasitesi bu kadar."
Çocuğumuzun kendine güvenmesi için önce anne ve baba olarak bizim çocuğumuza güven duymamız ve duyduğumuz güveni çocuğumuza hissettirmemiz gerekir. Çocukluğunda güven verilmemiş bir insan yetişkin olduğunda bunun eksikliğini yaşar. Çocuğumuza güvenmeli ama burada bir dengeyi çok iyi kurmalıyız.Ben sana güveniyoruz evladım diyerek onu denetimsiz bırakmak doru değildir.Çocukların ve gençlerin denetime ,kontrol edilmeye ihtiyaçları vardır.Çocuğunuzla arkadaş gibi olun ,asla arkadaş olmayın güvenin güvenilin paylaşın ancak sunuda unutmayın sizlerin esasen anne babasınız ,bu ayrım noktasını kaybetmek gözden kaçırmamak gereklidir "gibi olmak"
İki yaşındaki çocuk onun elinden tutmanızı istemez.Kendi başına yürümek ister.Ama bir an dönüp baktığında annesini göremezse ağlamaya başlar.Annesini yanında ister ama elini tutmak istemez. Ergenlik dönemindeki gençte böyledir.Kurallara uymak istemez ama kuralların olmasından da hoşlanır aslında.İtiraz etmesine rağmen anne ve babanın ,ısrarla koydukları kuralın arkasında durması gence kendini güvende hissettirir.Akşam saat yedide evde olması gerekiyorsa,genç kişi bu kuralı delmek için birkaç hamle yapacaktır.Bir gün yedi bucukta bir gün sekizde eve gelecektir.Anne baba bu duruma aldırmaz ,sınırları esnetir "maden öyle bari eve girme sınırını sekiz yapalım" gibi bir tutum sergilerse genç sınırı biraz daha aşmaya çalışacaktır.Aslında bu durum gencin hoşuna gidiyor gibi görünse de belirsizlik ortamı ve anne babanın sözlerinin arkasında durmadığını görmek genci rahatsız eder. Çocuklarımız özgür olmak istese de bu özgürlük anne babanın çerçevesini önceden çizmiş olduğu sınırlar içinde olmalıdır. Çocuk paylaşmazsa var olmaz . Anne babasının hep ona bakmasını ister.Oyun oynarken seyredilmek ister,Bazen televizyon izlerken bile annesinin onunla beraber televizyona bakmasını ister.Gördüğü,keşfettiği şeyleri ailesiyle paylaşmak ister.Çocuğun paylaşımına ortak olmak,onun dünyasına inmenizi sağlar.Çocuk paylaşmazsa var olamaz. Ailede var olmayan çocuk kendisini var edecek bir ortam arar.Nefes alamıyorsanız nefes alacak bir yer ararsınız.
Sadakatsizliğin nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Evlilik dışı ilişkiler sorunlu evliliklerde yaşandığı gibi mutlu evliliklerde de görülebilir. İlişki yaşayan eş evlilikten yeterince tatmin olmadığını söylese de bazen kendisinin de tatmin edici bir eş olmadığı görülür.
Evlilik dışı ilişkinin başlıca nedenleri arasında özgüven eksikliği, evlilikteki sorunlar veya sadakatsizliğin hoşgörüldüğü bir ortam gelir.
Çoğul aldatmalar seks, aşk veya romantizm bağımlılığı göstergesi olabilir. Aşk ve romantizm bağımlıları yeni ilişkinin tutkusundan çok hoşlanırlar. Seks bağımlıları ise orgazmın yaşattığı doruk noktasına ve kaygı boşalımına tutkundurlar. Ancak böyle bir kaygı boşalımını utanç ve değersizlik duyguları izler. Buna karşın aldatmayı yaşam tarzı olarak benimsemiş olanlar cinsel ilişkiyi cinsiyet ve statü açısından gurur kaynağı olarak görürler ve evlilik dışı ilişkiye girmek için her fırsatı değerlendirip suçluluk duymazlar.
Duygusal bağlılık bir gecelik ilişkilerden uzun süreli aşk ilişkilerine kadar bir yelpazede çeşitlilik gösterir. Rastgele cinsel ilişkiler daha çok erkeklerde gözlenirken seks olmadan duygusal bağlılık daha çok kadınlarda görülür. İnternet ilişkileri de fiziksel temas olmadan yaşanan duygusal ilişkilerin bir örneği olup evlilikte sorun yaratabilmektedir.
Evliliğe en çok zarar veren ilişki tipi cinsel birleşmenin de olduğu yoğun duygusal bağlılıklardır. Bir gecelik veya çok sayıda olsa da gelip geçici cinsel ilişkiler evlilikler için aşılması en kolay olan birlikteliklerdir. 'Kazayla' veya 'nasıl olduğunu anlamadan' yaşanan cinsel birliktelikleri aldatılan eşler göreceli olarak daha rahat kabul edebiliyor. 'Geçici bir delilik' sonucu yaşanan evlilik dışı kısa romantik ilişkiler de bir öncekiler kadar çabuk olmasa da rahat aşılabiliyor. En güç aşılanı ise uzun süreli, duygusal yoğunluğu çok fazla olan romantik aşk ilişkileridir.
Evlilik dışı ilişkiye açık olma, evlilikteki sorunlarla (sorunlardan kaçınma, yakınlıktan kaçınma gibi) veya yaşamın dönemsel değişiklikleri (anne babalığa geçiş, çocuklar evden ayrıldıktan sonra yaşanan 'boş yuva' dönemi gibi) ile ilgili olabilir. Bazı eşler evlilik dışı ilişkiye (çoğu zaman farkında olmadan) mutsuz bir evlilikten kurtulmak için girebilirler.
Mutsuz evlilik evlilik dışı ilişkinin nedeni olabileceği gibi sonucu da olabilir. Çoğunlukla, ilişkiye giren eş evliliklerindeki sorunların aldatmanın nedeni olduğunu savunurken aldatılan eş sorunların aldatmanın sonucunda ortaya çıktığını savunur.
Aldatma sonrasında aldatılan eşte travmadan depresyona ve hatta anksiyete ataklarına kadar çeşitli rahatsızlıkların semptomları görülebilir. İntihar veya başkasını (özellikle eşinin birlikte olduğu kişi) öldürme düşüncelere de sık rastlanır.
Çift terapisinde öncelikle eşlerin güvenliğine dikkat edilir. Şiddet duygularının nasıl kontrol edileceği, eşlerin kendilerini nasıl koruyacağı önemlidir.
Bir eş için aldatıldığını öğrenmek bir travma olabilir. Aldatılan eşte bir depremzedenin veya bir savaş gazisinin yaşadığı Travma Sonrası Stres Bozukluğu semptomları görülebilir. Saplantılı bir şekilde tekrarlanan düşünceler, aşırı tetikte olma, aşırı uyarılma, flashback'ler ve rahatsız edici imgeler insanın en temel varsayımlarının sarsılmasına ve masumiyetin kaybolmasına verdiği sıkça rastlanan tepkilerdendir.
Çift terapisine evlilik dışı ilişki bittikten sonra başlanır. Evliliği bitirme konusunda kararsızlıklar söz konusu olduğunda bireysel terapi çerçevesinde çalışılır. İlişki bittikten sonra eşin ilişkiye girdiği kişiyle ilişkisinin kesildiğinden aldatılan eşin emin olması sağlanır. Özellikle iş yeri gibi görüşmenin zorunluluktan dolayı kesilemeyeceği ortamlarda eşlerin sınırların iyi konulmasına ve korunmasına özen göstermesi sağlanır.
Terapi sürecinde eşler yapıcı iletişim kalıplarını benimserler. Duyguların direkt dışavurumuna ve empatik dinlemeye yönelik iletişim becerileri kazanırlar. Birbirlerine değer verdiklerini gösteren davranışlar arttıkça iyi niyet artar. Bu da eşlerin birbirini daha çok takdir etmesine ve değişim için sorumluluk almalarına yol açar.
Evlilik dışı ilişki çoğunlukla her iki eş için de son derece rahatsız edici bir deneyim olmakla birlikte, çift terapisiyle aşılamayacak bir güçlük değildir. Her iki taraf da bu konuda çaba harcamak ve evliliklerini bu fırtınadan kurtarmak istediklerinde çift terapisi her türlü dışavurumun yapılacağı ve sorunların üstesinden gelineceği bir ortamı yaratmaktadır.
Pastırma çok eski bir Türk yiyeceğidir. Savaşçı olan eski Türklerin hayatı at üstünde geçtiğinden yola çıkarken savaşa giderken yanlarına sığır eti alırlardı. Deri bir kılıf içinde bazan da açıkta atın eyerine bağlanan bacakların arasına sıkıştırılan bu tuzlu et yol boyunca basıla basıla "bastırma" durumuna gelir binici de bu bastırmayı yiyerek karnını doyururdu. Eskiden "bastırma" diye anılan bu yiyecek zamanla "pastırma" diye anılmaya başlanmıştır. Etten kurutularak tuz kırmızı biber sarımsak ve çemenle bastırılarak yapılan bu yiyeceğin benzerlerine Avrupa'da da rastlamak mümkündür. Ancak Avrupalıların yaptıkları pastırma'ların baharatı başka türlü olduğu gibi bu kurutulmuş etlerin üstüne çemen de sürülmez. Pastırma deve sığır hattâ davar etinden yapılır.
Kullanılacak malzeme:
Sırt bölümünün sinirsiz ve mümkün olduğu kadar az yağlı ya da yağsız yerinden kesilen en az 1 kiloluk bir et parçası
toz durumuna getirilmiş çemen tohumu
yeteri kadar tuz
sarımsak ve kırmızı biber.
Yapımı:
Et parçası ya da parçaları önce bolca tuzlanır. Özel biçimde hazırlanmış tahta kalıplar içinde dövülerek bastırılır. Birkaç gün sonra bastırma kalıplardan alı. nır sudan geçirilerek tuzunun bîr kısmı giderilir. Sonra hususi olarak hazırlanmış yerde kurutulur. Beri yanda dövülerek un durumuna getirilmiş çemen tohumuyla sar-mısak kırmızı biber ve tuz bir bulamaç durumuna getirilir. Halk arasında çemen diye anılan bu bulamaç dövülerek bastırılmış olan et parçasına iyice sıvanır. Ete sürülen bu bulamaç ete hem hoş bir koku verir hem de uzun süre bozulmadan saklanmasını temin eder.
Pastırma daha çok sonbahara doğru yapılır. Tuzlanmış ve çemene bulanmış etler sonbahardaki son sıcaklarda (pastırma yazında) güneşe karşı ve rüzgârlı yerlerde tutulur ve böylece kurutularak olgunlaşır yani pişer.
GEREKEN MALZEMELER
pamuk kumaş (yüzü ve kolları için)
astar olarak kulllanacağımız bir bez parçası
giysi ve şapkası için kumaş
kurdele
saçları için yün ip
içi için pamuk
asmak için ip
kullanılacak araçlar
iğneiplikmakas çizmek için tebeşir..
saçlarını yapıştırmak için uhu
yüzünü çizmek için kalem
ruj
kürdan
şekildeki parçaları patronla oluşturup kesiyoruz..
DİKİM
PARÇALARI AYRI AYRI KENDİ ARALARINDA DİKİYORUZ..VÜCUT OLUŞTURACAK ŞEKİLDE PARÇALAR BİRLEŞTİRİLİYOR.
KOLTUK ALTINDAN DELİK AÇILARAK BURADAN KÜRDAN GEÇİRİLİYOR
KULAKLAR HARİÇ İÇLERİ PAMUKLA DOLDURULUYOR.KAFA VE VÜCUT KAPATILIP DİKİLİYOR.
(1.6″ × 7″ ÖLÇÜLERİNDE ETEK DİKİLİYOR
1/4 Ü BELDEN İÇE KIVRILIYORBEL BÖLGESİNE KURDELE TAKILIYOR.
kalemle yüzünü çiziprujla yanaklarını renklendiriyoruz
kolların durumu
kolların bütün deliklerini kapatarak biraz öne meyil verip vücuda birleştiriyoruz.
saç
yün ipler birleştirilip ortadan bağlanır
istediğiniz şekil ve uzunluk verilerek başa yapıştırılır.
şapka oluşturulup dikilir
Kolay bulunan malzemelerden üzerinde yazılar olan hoş bileklikler yapabilirsiniz.
Malzemeler şunlar;
1. Plastik şerit (Bu kolileri sardıkları plastik şeritlerden yoğurt kaplarındaki esnek tutacaklardan plastik-asetat dosyalardan vs yapacağınız şeritlerden herhangi biri olabilir)
2. Kalın beyaz iplik ve renkli ince iplik.
3. Makas selobant kağıt-kalem dikiş iğnesi iplik geçirici.
İlkin plastik şeritten bileğimize uygun bir ölçü alıp keselim. Bu ölçü bileğimizin çapından 15-2 cm kadar daha fazla olacak şekilde alınmalı. Şeriti kestikten sonra uçlarını makasla yuvarlatalım ki bileğimizi rahatsız etmesin. Şeriti düz bir zemine koyalım ve iki ucundan bu zemine bant ile yapıştıralım. Kalın beyaz pamuk iplikten şeritin boyunu 20 cm aşacak şekilde birbirine eşit 6-7 parça hazırlayalım. Bu parça sayısı seçtiğiniz ipin ve plastik şeridin kalınlığına göre artabilir. Ama en iyisi en az 6 parça ip kullanmak olacaktır. Bu şekilde yazı karakterleri için kendilerini gösterecek askari sayıya ulaşmış oluyoruz. Kestiğimiz iplik parçalarını yanyana fazla gerdirmeden birer birer düz zemine bant ile sabitlediğimiz şeridin üzerine tam ortalayacak şekilde koyalım. İplerin hepsini şeridin iki ucunda bantlayalım.
sabitleyelim. Renkli ipliğimizi dikiş iğnesine takalım. Burada kullanılan ipliğin ince olması sarma işlemini uzatmakta fakat sonucu güzelleştirmekte. Sizin için yaptığım örnekte bir an evvel bitirmek isteyecekler için hızlandırılmış ikinci bir yol kullandım. Bunun için ipliği olabildiğince uzun tutun mesela 2-3 metre (ben mantık adamıyım diyenler tur sayısına göre hesap kitap yapsınlar) bunu ikiye katlayın şimdi iğneye bir iplik takıcı ile ipliği geçirin sonuçta dört ince kattan oluşan bir ip elde ettiniz. Bu sarma işlemini hızlandıracak. Siz daha fazla kat yada daha kalın bir iplik ile bunu deneyebilirsiniz. Kalın ipleri bantla şerite sabitlediğimize göre şeriti yapıştırdığımız düz zeminden çıkarabiliriz. İğne ile şeridin bir ucundan 15-2 cm içeriden şeride iki delik açın ve bu delikten ipliği iğne ile geçirin. Böylece ipin başlangıcını sabitlemiş oldunuz. İpi bu deliklerin üzerini örtecek şekilde şeritin etrafından dolamaya başlayalım ve yazı karakterlerinin başlayacağı tahmini noktaya gelinceye değin bunu devam ettirelim. Ne yazmak istediğimize karar verelim. Bu yazıyı dilerseniz kalem kağıda aktarıp bunun kılavuzluğunda işimize devam edebiliriz. Yazının harf sayısı sarma işlemini nerede bitireceğinize karar vermeniz açısından önemli. @ işareti gibi karmaşık harfler seçtiyseniz 6 parça kalın iplik yerine 10-11 parça ince ve iplik tercih etmenizde fayda var. Harfli kısıma başlayınca harfin herbir çizgisi için kalın iplerin üzerinden değilde altlarından geçirelim (kilim dokumak-örmek gibi). Bazı noktalarda sadece bir yada iki kalın ipliğin altından diğerlerin üzerinden geçmek durumunda kalabileceksiniz. Harfler arası boşluklar için ise yine kalın ipliklerin üzerlerinden sarmanız yeterli. Bu şekilde yazıları oluşturduktan sonra yine bir miktar sarmaya devam edin
bittiği noktada başta yaptığınız gibi iki delik açın ve bu deliklerden ipinizi geçirerek sabitleyin. İplik boyunun yetişmeyeceği kesin. Zaten çok uzun iplikte dolanarak başınıza bela olur. İpliğin yetişmediği yerde iğneden kopartın ve iğneye takacağınız bir ek hazırlayıp kör düğümleyin. Bu düğümün; şeritin bileğinize gelecek alt kısmına denk gelmesini sağlayın. Gelmezse koparıp tekrar denk gelecek şekilde düğümleyin. Bu düğümlü noktayı bir sonraki sefer doladığınız iple üzerinden geçerek örtün.
Böylece ön yüzde bir pot kalmamış olacak. Kalın iplerin artan saçaklarını saç örgüsü yapın ve uçlarını kör düğümleyin. Bu kısımlardan bileğinize bağlayabilirsiniz.
1. Giydiğiniz kıyafeti tamamlayacak şık bir Trençkot. Renkli trençkotlar moda olsa da krem rengi Trençkot'un modası hiçbir zaman geçmeyecektir unutmayın.
2. .SİYAH BİR ELBİSE Dolabınızın olmazsa olmazlarından. Bir davette giyebileceğiniz en güzel kıyafet şık bir siyah elbisedir.
3. Beyaz gömlek. Güzel ütülenmiş bembeyaz bir gömlek sizi çok şık göstercektir. İster kotla isterseniz etek ya da takımlarınızla giyin.
4. Güneş gözlüğü. Hem sağlık hem de güzellik açısından önemli bir unsurdur. Klasik ve kaliteli bir gözüğü uzun yıllar kullanabilirsiniz.
5. Siyah blazer ceket/triko hırka: Serin havalarda kıyafetinizin önemli bir tamamlayacısı.
6. JEAN PANTALON: Vücut tipinize en uygun jean pantolonu bulduğunuzda para vermekten çekinmeyin. Dolabınızın temel parçalarından biri olacaktır.
7.Makyaj Malzemeleri: Makyaj stilinizi belirleyin ve makyaj çantanızdan temel parçalrınızı eksik etmeyin. Kaliteli ve cildinize zarar vermeyecek bir fondoten pudra sezon renklerine uygun bir allık ve güzel bir ruj.
8.Saat: Hiç takı ya da aksesuar kullanmasanız da saatiniz sizi şık göstermeye yetecektir. Unutmayın saat her zaman kolunuzda olacağı için altıngümüş ya da siyah gibi temel renklerdeki kayışlı saatleri tercih etmeye özen gösterin.
9. Takılarınız:Yüzük ya da kolye hiç farketmez takılarınız sizi ve stilinizi anlatsın.
10. Topuklu ayakkabı: Ben topuklu ayakkabıyla yürüyemem diyorsanız bir an önce yürüme alıştırmalarına başlayın deriz.
11. Çanta: Bir kıyafetin en önemli tamamlayıcısı ayakkabı ve çantadır. Kaliteli bir çanta en sönük bir kıyafeti bile şık gösterir.
12. Etek: vücut tipinize göre kalem pilili ya da valonlu. Önemli olan eteğin çok kısa ya da çok uzun olmaması ve her ortamda giyilebilecek olması. Unutmayın ki temel parçaları hazırlıyoruz.
13. Şal/fular: Mevsimine göre boynunuza bağlayacağınız şal ya da fular en sade kıyafetinizi bile renklendirecektir.
14.Parfüm: Gittiğiniz yerlerde kokunuzu bırakın. Parfüm alırken acele etmeyin ve cildinize en uygun parfümü seçin.
Çiller için,
Malzemeler
Keten tohumu
Keten tohumu kaynatılır suyu ile cilde masaj yapılır çillere ve lekelere maske olarak uygulanır
Malzemeler
Krem
Limon suyu
Herhangi bir kreme birkaç damla limon suyu ekleyip cilde sürün. Lekelerin oluşmasını engeller.
Lekeler için,
1 çay kaşığı üzüm sirkesi
1çay kaşığı limon suyu
1 çay kaşığı su
Malzemeler karıştırılır sabah akşam cilde kompres yapılır.
Malzemeler
2 çay kaşığı sirke
1 çay kaşığı limon suyu
1 çay kaşığı su
Malzemeler karıştırılır cilt her gece pamukla silinir. Sabah yıkanır.
Malzemeler
Salatalık
Buzdolabında kalmaktan dolayı sararmış olan bir salatalığı ikiye bölüp lekeler ovulur lekelerin ne kadar açıldığını göreceksiniz. Bunu her gün ya da haftada 3 gün yapabilirsiniz.
Kaçıncı vazgeçiş ve ardından gelen kaçıncı umut,sıcaklık...
Gece ve çok sessiz. Öylece oturuyorum deniz kıyısında yalnızım.Dilimin ucunda sevdiğim şarkı.Önce sevdim yalnızlığımı huzur duydum.Sonra şarkım bitti, üşüdüm.Sesim terketti, ağladım.Allahım ne çabuk bir geçişti.Sonra farkettim ki yalnızlığımı sevmemişim. aldatmışım sadece kendimi.O an vazgeçtim herşeyden. Daha bir üşüdüm titredim.Ne kadar ağladım öylece bilmiyorum... Sonra bir sıcaklık hissettim ayaklarımda, öyle sıcaktıki ısındım. DENİZ suyunu yolladı,bileklerimi kavradı. Isısı kalbime ulaştı,ısındım..ısındım...gözyaşlarımı sildim..Gülümsedim...
Yalnız değiliz aslında farkettim. Önce doğa sarmaladı, sonra omuzuma dokunan güçlü bir el....
Sen benim her gece efkarım,
Gözümdeki yaşım,
Sigara dumanım..
Sen benim damardaki kanım,
Alnımdaki yazım,
Şanlı Beşiktaşım..
Kalbimin en orta yerinde büyük bir yangın var,
Alevler içinde,
Beşiktaş sana yemin olsun,
Bitmeyecek sevdan mezarımda bile..
Beni benden alır siyah beyaz renklerin,
Sen benim kalp atışımsın,
Sen bana babamdan kalan miras değil,
Oğluma olan borcumsun..
Her maçına gittiğimde,
O formayı gördüğümde,
Hayallerim,umudumsun..
Cebimdeki son bilet param,
Belki de son sigaram,
Sen en büyük tutkumsun..
__________________