Axi_Sheytan1

Axi_Sheytan1

Üye
24.10.2009
Uzman Onbaşı
3.266
Hakkında

#04.12.2009 14:43 0 0 0
  • Midyad (gün geçmesi)
    Normal bir gebelik 38 ile 42. haftalar arasında bebeğin doğumuyla sonuçlanır. Gebelik haftasının 42. haftayı tamamlamasına rağmen doğum eyleminin başlamaması durumunda miyad geçmesinden bahsedilir.

    Miyadı geçen bir bebeği bekleyen tehlikeler nelerdir?

    Gerçek bir miyad geçmesi bebek için hem antenatal dönemde (bebek doğmadan) hem intrapartum dönemde (doğum eylemi esnasında) hem de postpartum dönemde (bebek doğduktan sonra) yani tüm perinatal dönemde çeşitli tehlikeleri olan bir durumdur. Bu tehlikelerin en büyük kaynağı süresi dolan uteroplasental ünitenin işlevlerini yavaş yavaş yitirmesiyle ilgilidir.

    Fetal distres gelişmesi

    Uteroplasental üniteden bebeğe giden yaşamsal maddeler (besin maddeleri ve oksijen) azaldığında ortaya çıkan uteroplasental yetmezlik (UPY) bebekte doğum öncesi dönemde ve doğum eylemi esnasında fetal distresin daha kolay gelişmesine neden olur. Ayrıca miyad geçmesi olgularının bazılarında gelişen oligohidramnios (amnios sıvısının azalması) kordon basısına yol açarak fetal distres gelişmesini kolaylaştıran bir etkendir.

    Mekonyum aspirasyonu

    Uteroplasental yetmezlik (UPY) gelişen miyad geçmesi durumlarında diğer bir problem bebeğin mekonyumunu doğumdan önce ya da doğum eylemi esnasında dış kılamasıdır. Bebeğin ilk dışkısı olan mekonyum normal şartlarda doğumdan sonraki ilk 24 saatte çıkartılır. Fetal distres ve buna bağlı olarak gelişen hipoksi (oksijen azlığı) bebeğin anüs sfinkterinin gevşemesine yol açar ve dış kılama doğumdan önce olur. Bu ilk dışkı bebek doğmadan önce ya da daha sıklıkla bebek doğduktan sonra ilk nefesini aldığında bebeğin akciğerine kaçabilir. Bu yapışkan madde bebeğin akciğerlerinin işlevlerini bozabilir. Bu duruma mekonyum aspirasyonu adı verilir.

#03.12.2009 23:56 0 0 0
#03.12.2009 23:21 0 0 0
#03.12.2009 23:14 0 0 0
  • çok güzelsin allah nazarlardan saklasın allah sahibine bağışlasın =))
#03.12.2009 23:13 0 0 0
  • noimage

    Yazar : Sabahattin Ali
    Türk Edebiyatı / Roman / Yapı Kredi Yayınları
    "İçimizdeki Şeytan", Sabahattin Ali'nin romancılığında hem bir düşüşü, hem de sıçramayı somutlayan, dahası günceli işleyişiyle dönemi içinde aşama sayabileceğimiz önemli bir yapıt. Romanın yapısındaki kusurların, boşlukların, işleyişteki rastlantısallığın, yazarın kişilerine bakış açısı ve onlara karşı aldığı tavırla gözden yitmesi az görülen bir örnektir çünkü. Denilebilir ki "İçimizdeki Şeytan" romanı, gücünü yetkinlikten değil, yetkin olmayıştan alır. Yapıtın en etkili ve okurdan tepki alan bölümleri, roman sanatı bakımından başarısız sayılabilecek bölümlerdir. Bu ise, romanın ikili yapısından, başka deyişle iki eksen çevresinde yürütülmesinden kaynaklanmaktadır.
#30.11.2009 17:48 0 0 0
  • Çocuğunuzun Konuşmasını desteklemek-çocugunuzun konuşma problemleri-çocuğun konuşması
    Çocuğunuzun konuşmasını desteklemek

    Dil, başkalarıyla iletişim kurmamız için gerekli bir araçtır. Bir kişinin sadece diğeriyle iletişim kurmasını değil aynı zamanda kendi kendine düşünmesini de sağlar. İfade ederken duygu ve düşüncelerini fark etmesini sağlar. Öğrenmenin ve yaratıcılığın en önemli aracı dildir.

    Bebeklerin erken dönemdeki ihtiyaçları yemek, uyku ve rahatlamaktır. Bunun için ilk haftalarda ağlamak, her sorunlarını anlatabildikleri tek araçtır. Ağlamak; annenin ılık süt veren memesini, ona sarılan güven ve anne kokan bir çift kolu, tenini sıcak tutan kuru bir bezi çocuğumuza getirir. Daha sonra bebeğimiz büyüdükçe uyku, yemek gibi temel ihtiyaçlarının yanında ilgi ve arkadaşlık gibi sosyal ihtiyaçlarda gereksinim duyar. Bu sosyal ihtiyaçlarlarla beraber bebeğimiz sesler çıkarmaya başlar. Çocukta iletişim kurma isteği arttıkça seslerin tonu artıp, gruplar halinde bir seferde söylenen sözler oluşmaya başlar. İkinci yaşa kadar yalnızca ağlayan bir bebekten, konuşan çocuk haline gelecektir.

    Bu doğal gelişim süreci bebekten bebeğe farklılık gösterir. Bazı bebekler beşikten itibaren daha fazla ses çıkarma eğilimindedirler. Genetik faktörlerin yanı sıra, yapılan araştırmalar bu tür bebeklerin anne veya bakıcılarının çoğunlukla bebekle konuşarak vakit geçirdiklerini tespit etmiştir. Yoğun sözel ilşki ağı içinde büyüyen bebeklerde konuşma erken görülür. Dil gelişimine destek vermek için yapılabilecek etkinlikler:

    - Deneyimleri artırmak: Bebekler önce kelimeleri hafızalarında depolarlar. Pek çok kelimeyi, kullanmaya başlamadan anlamaya başladıkları bir biriktirme dönemi yaşarlar. Dolasıyla çocuğunuzu mümkün olduğunca çeşitli ortamlara sokmak ve buralarda gördüğü yeni şeyleri ona anlatıp tanımlamak önemlidir. Örneğin: Süpermarket, oyun alanı, otobüs, kütüphane vb. yerlere gidebilirsiniz. Gördükleriniz hakkında basit bir dil kullanarak konuşmalısınız. Yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun basit konuları (Büyük ve küçük, ıslak ve kuru, yukarı ve aşağı, ayakta ve oturarak, mutlu üzüntülü, iyi ve kötü vb.) öğrenmesini sağlayın. Düzenli olarak beş duyusunu uyarın. Çocuğunuza tanımları bulunduğu ortamdaki renkler, desenler, sesler ve kokulardan söz ederek yapın. Böylece hem zihnini daha fazla uyarır, hem de aklında kalıcılığını arttırmış olursunuz.

    -Konuşun, konuşun, konuşun: Çocukların dili kullanması için anlamaları gerekir. Dili anlamak için de bir çocuğun, konuşmaları tekrar tekrar duyması gerekir. Kısacası çocuğunuzun konuşmasını sağlamak için sizin de bolca konuşmanız gerekmektedir. Örneğin: Yemek pişirirken, havuçları keserken, çorbayı pişirirken, sofrayı hazırlarken ya da sabahları giyinirken vücudunun parçalarını tek tek ona anlatabilirsiniz.

    -Her gün yüksek sesle okuyun: Resimli kitaplardan çocuğunuza okumak, durup her sayfadaki tanıdık resimleri göstererek hikayeyi desteklemek ve: "Kuş neredeymiş?" gibi anladığına yönelik sorular sormak çok önemlidir.

    -Şarkı söyleyin, ritm tutun: Çocuklar müziği sever ve basit şarkılara dikkat ederler. Onlara çocuk şarkıları söyleyin. Şarkıların tekrar edilmesi çocukların kelime haznesinini gelişimine yardım edecektir. Dolayısıyla aynı şarkıları tekrar tekrar söyleyebilisiniz. Şarkıyla beraber alkışla ya da ayağınızı yere vurarak ritm turmanız da onu dahil etmek için güzel bir yoldur.

    -Erişkin kelimeleriyle konuşmak: Bebeklerin ağzından basit ve tatlı sözcükler çıkar. Onların söyledikleri gibi konuşmak çok hoşumuza gider. (Örneğin: "düt, kuçu, pisi") Bebeksi kelimelerin yanı sıra her çocuğun kendine özgü kullandığı bir dil de vardır. Bazen çocuğun suya "bıt" gibi anlamsız kelimeler kullandığı bazı durumlarda aynı kelimeyi tüm ailenin çocuğa su için kullandığına şahit oluruz. Bu ortak bir dil oluşturuyor gibi görünse de çocuğun dili kullanma becerisini destekleyen bir tavır değildir. Ayrıca çocuklar, bizim kendi aramızda konuştuğumuzdan farklı kelimelerle onunla ilişki kurduğumuzu gördüğünde durum daha da kafa karıştırıcı bir hal alacaktır. Bunu için bütün kelimeleri olduğu gibi kullanmaya özen göstermeliyiz.

    -Sorular sorun: Örneğin: "Yemeğini şimdi mi istiyorsun?" ya da "Hangi kitabı okumak istersin? Bana göster." gibi. İstediği bir nesneyi hemen vermeyip neyi istiyorsun diye sorup onun söylemesi için zaman ve fırsat verin. Eğer cevap gelirse neyi istiyorsa onun adını sizde tekrarlayarak söyleyin. "Topu istiyorsun." gibi.

    -Onu Ödüllendirin: Çocuğunuz anladığınız bir kelime söylediğinde veya bir kitaptaki köpeğe parmağını uzatıp " hav hav" dediğinde onu tebrik edici sözler söylemelisiniz. Bu ödüller hiçbir zaman aşırı sevinç gösterileri şeklinde olmamalıdır. Ayrıca örneğin: Kitaba "pita" vb. kelimeler kullandığında "Hayır pita değil, kitap." ifadesi yerine: "Evet, kitap." diye onaylayın. Böylece cesaretini kırmadan ona kelimenin doğrusunu öğrenme fırsatı tanımış olursunuz.

    Dil gelişimi entelektüel yeteneğin bir ölçütü değildir. Dilin gelişiminde genetik etkenin önemi büyükse de, evde çocuğa verilen bolca sözel uyarı süreci hızlandırabilir. Eğer çocuğunuzun dil gelişiminin normalin gerisinde kaldığından şüpheleniyorsanız dil, gırtlak gelişiminin kontrolü için bir kulak burun boğaz uzmanına ve konuşma terapistine başvurabilirsiniz. Eken müdahale ile dil gecikmesi engellenebilir veya azaltılabilir.

    alıntıdır
#30.11.2009 13:12 0 0 0
  • Bebeginizde Tuvalet eğitimi-Tuvalet Eğtimine ne zaman başlanmalı-Tuvalet Eğtimi
    Birçok anne baba çocuğunun tuvalet eğitimine ne zaman başlamaları gerektiği konusunda kararsız kalırlar. "Çocuk tuvaletini ne zaman söyleyecek?" "bez bağlamaktan ne zaman kurtulacağız?" "tuvalet terbiyesine ne zaman başlamalıyız?" gibi sorularla oldukça sık karşılaşıyoruz.


    Oysa çocuğun tuvalet terbiyesine başlamak için belirli bir yaş yoktur. Çocukların büyük çoğunluğu 18-30 aylıkken tuvalet terbiyesine başlamak için gerekli becerileri kazanırken bazı çocuklar ise 4 yaşına kadar bu beceriyi kazanamazlar.Genellikle kız çocukları erkek çocuklarından daha önce mesane ve barsak kaslarını kontrol etmeyi öğrenirler. ( Kızlarda genellikle 25 yaş civarında erkeklerde ise 3 yaş civarında) Önemli olan çocuğunuz tuvalet terbiyesi için hazır olmadan bu terbiyeyi vermek için acele edip baskı kurmamaktır. Çocuğunuzun tuvalet terbiyesine hazır olduğunu gösteren bazı belirtiler vardır:
    noimage
    Çocuğunuz bazı basit isteklerinizi yerine getirebiliyor mu?
    Gün boyunca bezi en az iki saat kuru kalabiliyor mu?
    Kısa bir uykudan sonra bezi kuru kalabiliyor mu?
    Barsak faaliyetleri düzenli ve daha önceden tahmin edilebliyor mu? ( Bazı çocuklar günde 2-3 kez bazıları ise 2-3 günde bir kez kaka yaparlar. Burada önemli olan bu aralıkların düzenli olarak tekrarlanması ve daha önceden tahmin edilebilir düzeye gelmesidir.)
    Kendi başına tuvalete gidiyor mu? Tek başına pantolonunu indirip kaldırabiliyor mu?
    Bezi ıslandığında rahatsız oluyor mu?
    Lazımlık veya oturağına ilgi gösteriyor mu?
    İç çamaşırı giymek istiyor mu?
    Yukarıda sayılan maddelerin büyük çoğunluğuna evet yanıtını verebiliyorsanız çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır demektir. Aksi halde birçok güçlükle karşılaşabilirsiniz.

    ANA BABALARA ÖĞÜTLER:

    Plan Yapın:
    Çocuğunuza tuvalet eğitimine başlamadan önce iyi bir plan yapmalısınız. Eğitime
    ne zaman ve nasıl başlayacaksınız? Herhangi bir direnmeyle karşılaştığınızda
    veya olası kazalarda tutumunuz ne olmalı gibi şeyleri planlamalısınız. Bunun
    için çevrenizdeki tecrübeli kişilerden veya profesyonel kişilerden fikirlerini
    alabilir doktorunuza danışabilirsiniz. Fakat hiçbirzaman unutmayın: Çocuğunuzu
    en iyi siz tanıyorsunuz.

    Çocuğunuzu övgülerinizle ödüllendirin:
    Eğitiminizin başından sonuna dek çocuğunuzun sizden gelecek olumlu ve olumsuz
    tepkileri gözleyeceğini unutmayın. Onu hayal kırıklığına uğratmamalısınız. Eğitiminde
    ileriye gittiği her adımda ve her yeni denemede çok iyi yaptığını ve onunla
    gurur duyduğunuzu ona söyleyin. Ancak unutmayın ki övgüleriniz çok abartılı
    olursa çocuk tekrar altına kaçırmaya huysuz ve sinirli olmaya başlayabilir.

    Arada sırada kazalar olabileceğini kabul edin:
    Tuvalet eğitiminiz tamamlanana dek her çocuk gerek gündüz gerek gece kazara
    altına kaçırabilir. Bu gibi hallerde çocuğunuza sinirlenmeyin ve kızmayın. İdrarını
    tutması ve rektumunu kapatması için gereken kas gelişimi birden olmaz. Çocuğun
    bunu öğrenmesi zaman alacaktır. Herhangi bir kaza olduğunda altını sakinlikle
    temizleyin bir dahaki seferlerde tuvalete yapmaya devam edecektir.

    ADIM ADIM TUVALET EĞİTİMİ

    Gevşeyin. Tuvalet eğitiminde sakin ve rahat yaklaşım en iyi davranış biçimidir.
    Tuvalette ne yapacağını çocuğunuza gösterin. Çocuklar büyüklerini tuvalette görünce onları taklit etmeye başlarlar.
    Tuvaletle ilgili ailenizin kullandığı sözcükleri çocuğunuza öğretin ki tüm aile bireyleri çocuğun kullanacağı sözcüğü duyduğunda tuvaleti olduğunu anlayabilsin. Bu arada bu yaştaki çocukların herşeyi çekinmeden heryerde yüksek sesle herkese duyurabildiğini unutmayın.
    Çocuğunuza tuvaletini yapmadan önce oluşan yüzde kızarma çömelme ıkınma gibi belirtilerin tuvaletinin geldiğini işaret ettiğini öğretin.
    Çocuğunuza bir lazımlık- oturak satın alın. Oturarak tuvalet yapması daha kolaydır.
    Çocuğunuza tuvalet kullanımı hakkında kitaplar okuyun hikaye veya masallar anlatın.
    Çocuğunuza tuvalette kolay indirilip kaldırılabilen giysiler giydirin.
    Çocuğunuz tuvalete gitmek istediğinde ona yardımcı olun yanında kalın eline tuvalette otururken oyalanabileceği resimli kitaplar vs. verin ve oturağına tuvaletini yapmasa bile birkaç dakika oturmasını sağlayın.
    4-5 dakikadan sonra çocuğunuzun tuvaletten kalkmasına yardımcı olun. Eğer bu süre içerisinde tuvaletini yapabildiyse aşırıya kaçmamak kaydı ile onu övün ve ödüllendirin. Eğer tuvaletini yapamadıysa birdahaki sefere yapabileceğini söyleyin.
    Tuvaletini yaptıktan sonra çocuğunuzu dikkatle silin. Kız çocuklarında silinme işleminin enfeksiyon kapmayı engelleyebilmek amacıyla önden arkaya doğru yapılması gerektiğini unutmayın. Tuvaletten sonra ellerin dikkatlice yıkanması gerektiğini siz de örnek olarak çocuğunuza öğretin.
#30.11.2009 13:02 0 0 0
#30.11.2009 12:29 0 0 0
#30.11.2009 12:27 0 0 0
  • Burak Sağyasar Kimdir - Burak Sağyasar Resimleri - Burak Sağyasar Biyografisi - Burak Sağyasar Hakkında

    boy:192
    beden:32 jean
    ayak:43
    göz rengi:kahverengi
    saç rengi:kumral


    Burak Sağyaşar (29 ekim1987) Adana doğumlu yıllarca Ankarada
    yaşadıktan sonra Istanbula yerleşmiş ve burada 1 dizi (Yemin Fox Tv) ve 3
    Reklamda oynamıştır (Molped;Pepsi-MAx;Ülker Roko) şu anda Küçük Kadınlarda
    oynuyor


    3 dil Biliyorailesinin tek Çocugu!!

    Ayrıca Mustafa
    Sağyaşar'ın öz yeğeni.... Mustafa Sağyaşar (d. 25 Aralık 1932 Adana). Türk
    sanat müziği sanatçısı ve koro şefi

    Her tür perküsyon aletini çalabiliyor.!!!


    burak **** Piyer Loti Fransız Lisesinden mezum şu an Galatasaray Üni.
    sosyoloji bölümünde okuyor!!!

    utku yani burak sağyaşar yemin dizisinin yapımcısı olan nilgün
    sağyaşarın oğlu!!!


    noimage


    noimage
    Burak Sağyaşar Resimleri
#29.11.2009 23:41 0 0 0
  • Çocuğa her tür yaklaşımda olduğu gibi din eğitimi verirken de kapasitesine göre yaklaşmak gerekir.
    Çocuğun Allah tasavvurunun şekillenmeye başladığı 4 yaş ve bilgileri uygulama idrakinin geliştiği 7 yaş dönemleri ihmal edilmemeli.


    Çocuk eğitiminde anne babaların yaptığı temel yanlışlardan biri çocuğun anlayabileceği dil ile konuyu izah edemeyip farkında olmadan yetişkinlerin diliyle konuşmalarıdır. Çocukla çocuk gibi olmayı buyuran Efendimiz (s.a.v) bu tavsiyesiyle çocukla konuşurken kendini onun yerine koyup onu anlamaya çalışmaya da işaret eder. Çocukla çocuk gibi olabilmek için onun davranışlarını ve bulunduğu yaş döneminin özelliklerini iyi takip etmek gerekir. Bilgileri kavrayabileceği şekilde süzgeçten geçirip vermek ancak çocuğun gelişim özelliklerini bilmekle mümkün olur. Çocuğa her tür yaklaşımda olduğu gibi din eğitiminde de çocuğun hangi yaşta Allah tasavvuruna sahip olmaya başladığını göz önünde bulundurarak yaklaşmak gerekir.


    Çocuğunun dini konuları severek öğrenmesini isteyen aileler mutlaka çocuğun gelişim düzeyini bilen eğitimcilerin bulunduğu yerlere çocuklarını göndermeye gayret etmeli. Aile ne kadar bilinçli olsa da bazı bilgi ve davranışların çocuğun sevdiği bir öğretmen tarafından verilmesi daha iyi bir etki oluşturur. Aynı zamanda sınıf içinde arkadaşlarıyla pek çok davranış ve bilgi alış verişinde bulunan çocuğa hepsinden önemlisi öğretmenlerinin yaklaşımı çocukların anlama kapasitelerine göre şekillenir.


    4 yaştan itibaren dini konularda soru sormaya başlar


    Ağaç yaşken eğilir ifadesi daha çok eğitime yönelik söylenir. Eğitim henüz kişiye bir isim verildiği anda başlar. "Çocuklarınıza güzel isimler takınız" buyuran Efendimiz ismin çocuğun kişiliği üzerindeki etkisine değinir. Kişinin manevi bilinçlenmesinin temelinin atılacağı bazı dönemler vardır. Bu zamanlarda aileler "Nasıl olsa daha küçük dini bilgilerden büyüyünce bahsederiz" diye düşünerek zamanında verilmesi gereken manevi duyarlılığı erteler uygun zaman diye düşündükleri çağlarda ise çok geç kalınmış olduğundan çocuklarına söz dinletemezler.


    Eğitim sistemimizde çocuğun 4-6 ve 7 yaşlarında alması gereken dini eğitime yer ayıran her hangi bir ders içeriği mevcut değil. Din Kültürü dersi ise ancak 10 yaşına gelmiş ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin ders programında sınırlı bilgilerle yer alıyor. Çocuğun bilincinin uyanmaya başladığı 4-6 yaşlar ve bildiklerini uygulama bilinci gösterdiği 7 yaş dönemlerinde alması gereken eğitim ülkemizde sadece ailenin sorumluluğuna bırakılmış ebeveynin bilgi ve becerisiyle sınırlı tutulmuş durumda.


    Eski dönemlerde okul öncesi yaşlara tekabül eden eğitim kurumları bu boşluğu doldurabiliyor ve çocuklara yaşlarına uygun manevi derinlik kazandırabiliyordu. Sıbyan mektebi-mahalle mektebi ıslahhane darüleytam gibi okullar bir nevi okul öncesi eğitim kurumlarıydı ve İmam Gazali'nin işaret ettiği gibi çocuğun akıl nurunun parlamaya başladığı 4 yaş itibariyle çocuğa uygun eğitim ve beceriler kazandırılabiliyordu.


    Çocuğun 12 yaşına kadar din eğitimi karambole gidiyor

    Mahalle mektepleri Kur'an okumayı yazı yazmayı hesap yapmayı çeşitli becerileri öğreten ilköğretim kurumlarıydı. Darüleytam ve ıslahhaneler çoğunlukla savaşta ailesini kaybetmiş çocukların barındırıldığı ve eğitim aldığı yerlerdi. Cumhuriyet"in kuruluş itibarıyla ilköğretime ağırlık verildiğinden uzun bir dönem okul öncesi eğitim ailelere ve yerel yönetimlere bırakıldı.


    Günümüzde yerel yönetimlere bırakılan okul öncesi eğitim içerikleri genel hatlarıyla çocuğun el becerilerini geliştirmeyi hedef alan bir görünüme sahip. İlkokulda ise kapsamlı bir dini eğitime yönelik dersler yer almadığından İmam Hatiplerin kapatıldığı son 10 yıldan bu yana dini bilgileri okul yardımıyla alamayan bir nesil oluşmaya başladı. Kur'an kurslarına ise ancak 12-15 yaş sonrası gidebilen bir çocuk bu yaşlarda ergenlik dönemini yaşamakta olduğundan belirli davranışları kazanmakta hayli güçlük yaşar.


    Yarım doktor candan yarım hoca dinden eder


    Çocuğa uygun zamanda din eğitimi vermenin gerekliliği kadar bu bilgiyi verecek kişinin konuya yaklaşımı da önemli. Özellikle Anadolu'da 12 yaş sonrasında yaz tatillerinde bir ya da 2 ay çocuklar camiye gönderilir. Bu süre dini eğitimde çocuğun belirli bir temel edinmesi için yeterli olmaz. Hatta bazı hocaların yanlış davranışları nedeniyle çocuk dini eğitimden uzaklaşabilir. Bu sebeple çocuğun manevi eğitiminin yaz aylarıyla sınırlı tutulması doğru değildir. Çocuğun yıl içinde de dini bilgiler alacağı ortamları olmalı. Eğitimcilerin pedagojik formasyona ya da çocuk gelişimine dair bilgiye sahip olması çocuğun gelişim evrelerine göre bilgileri süzüp vermeye özen göstermesi gerekir. Aileler bu konuda eğitimcilerle fikir birliği içinde olmalı. Çocuğa dini bilgiler yasaklar ve cezalar üzerinden değil sevgi ve merhamet vurgusuyla verilmeli.


    Din eğitiminde aile yeterli mi?


    Pedagog Ali Çankırılı

    Bu sorunuzun hazır bir cevabı yoktur. Çocuğun ilk eğitim aldığı kurum aile olduğuna göre ideal olan manevi eğitimi de ilk olarak anne ve babasından almasıdır. Ancak çocuk kimi kendine daha yakın bulursa yani kimin tarafından daha çok seviliyor ve değer veriliyorsa ondan manevi eğitim ve telkin almaya daha yatkındır. Bununla beraber çocuğun yaş bilgi ve ahlak itibariyle kendisine saygı duyacağı bir ilim sahibi tarafından manevi eğitim alması işin ciddiyeti açısından daha uygundur. Nitekim Enderun'da şehzadelerin manevi eğitimi "lala" unvanı taşıyan devrin ileri gelen alimleri tarafından verilmekte idi. Tarihi ve manevi yönden ileri gelen "önder" kişiler ekseriyetle kendileri ilim sahibi oldukları halde çocuklarını ilmine ve ahlakına güvendikleri başka alimlere teslim etmişlerdir.
#29.11.2009 23:24 0 0 0
  • 1 — Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah'a aittir.

    2 — Kanunlar Kur'an ve Sünnet'e dayanmalıdır; bu iki kaynağa muhalif kanunlar yapılamaz.

    3 — Devlet; ülke dil ve soy gibi beşerî esaslar üzerine değil İslâm'ın getirdiği ilahi esaslar üzerine kâimdir.

    4 — Kitab ve Sünnet'in emir ve yasaklarını icra; ma'rufu emir ve münkeri nehiy temel esasdır.

    5 — İslâm kardeşliğini tesis etmek devletin en önemli görevidir.

    6 — Devlet sınıf ve din farkı gözetmeksizin zaruri ihtiyaçlarını temin edemeyenlere yardım elini uzatmakla mükellefdir.

    7 — Vatandaşlar fırsat eşitliğine sahiptir ve bütün hak ve hürriyetlerden eşit olarak istifade ederler.

    8 — İslâm'ın müsaade ettiği istisnai haller dışında sözkonusu haklara tecavüz edilemez ve cezalandırmada da şahsîlik prensibi esas alınır.

    9 — Meşruiyeti kabul edilen bütün mezhep müntesipleri mezhep hürriyetinden tam olarak istifade ederler.

    10 — Gayr-i müslimler din ve vicdan hürriyetine sahiptirler; ahval-i şahsiye konusunda isterlerse kendi hukuklarını tatbik edebilirler.

    11 — Gayr-i müslimlerle yapılan zimmet andlaşmasına devlet riayet etmekle mükellefdir; 7. maddedeki haklardan bunlar da istifade ederler.

    12 — Devlet reisinin müslüman erkek ve diğer aranan şartlara hâiz birisi olması gerekir.

    13 — Devleti yürütme gücünün başı devlet reisidir; ancak yetkilerinin bir kısmını ferdlere yahut kurullara devredebilir.

    14 — Devlet reisi devleti şura usulüne uygun olarak idare etmekle mükelleftir.

    15 — Devlet reisi anayasayı ilga edemez ve istibdad yoluna başvuramaz.

    16 — Devlet başkanını seçme hakkına sahip olanlar azletme hakkına da sahiptirler.

    17 — Devlet reisi medeni haklar açısından diğer vatandaşlar gibidir; kanun dışına çıkamaz.

    18 — Devlet ricali de dahil olmak üzere bütün vatandaşlar için tek kanun vardır; bunlan da sadece mahkemeler tatbik eder.

    19 — Yargı (kaza) bağımsızdır.

    20 — Devlet nizamına aykırı olan fuhuş ve anarşiyi teşvik eden ve dini tahkir eden yayınlara müsaade edilemez.

    21 — Ülkenin vilâyet ve eyâletleri devletin idarî üniteleridir; kabile dil ve soya dayalı ünitelere müsaade edilemez.

    22 — Anayasanın hiçbir hükmü Kur'an ve Sünnete aykırı olarak tefsir edilemez.
#29.11.2009 23:21 0 0 0
  • Türkler Müslüman olmadan önce "tengri" dedikleri bir güce inanıyorlardı.
    Bu kelime "gökyüzü" anlamına da geldiği için yaratıcıyı gökte farz ederek bazen göktanrı dedikleri de olmuştur. İslamı kabul ettikten sonra da Tanrı kelimesini kullanmaya devam ettiler.
    Bugün bile meselâ "Tanrı misafiri" denir de "Allah misafiri" denmez. Mehmed ¬kif bu ifadeyi "
    Demek almayacak Tanrı selâmını bile" mısraında kullanır. Türkçe olarak yazılmış eski dini kitaplara ve manzum eserlere baktığımızda Allah'tan bahsederken İlâh Rab Hüdâ Yezdan gibi Arapça ve Farsça isimlerin Türkçe Tengri (Tanrı) karşılığında kullanıldığını görürüz. Mesela bir ahlak ve nasihat kitabı olan Yusuf Has Hacib'in kaleme aldığı Kutadgu Bilig'de Allah kelimesi geçmekle beraber bazen "Tengri Teâlâ" olarak da geçer.
    Bununla birlikte "Tanrı" kelimesi "Allah" kavramını tam olarak karşılamaktan uzaktır.
    Çünkü tam yerini tutamaz. Günümüzde de özellikle diğer batıl dinlerde kutsallık izafe edilerek çeşitli görevler yüklenen putlara Tanrı denirken hiçbirisi için "Allah" lafzı kullanılmaz ve kullanılamaz.
    Dinler Tarihi araştırmacısı olan Hikmet Tanyu "İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı" isimli kitabında "Allah karşılığında Tanrı kelimesi kullanılabilir fakat her Tanrı Allah değildir" derken
    farklı bir yoruma yer verir.


    * * *

    Elmalılı Hamdi Yazır ise konuyu derinlemesine incelerken şu tespitlerde bulunur: "Tanrı ve Hüdâ isimleri
    "Allah" gibi özel bir isim değil aksine ilâh rab mâbud gibi umumi bir isimdir. Arapça'da "ilâh"ın çoğuluna "âlihe" "rab"ın çoğuluna "erbâb" Farsça "Hüda" çoğuluna da "Hüdâyân" denilir ve dilimizde
    "Tanrılar Mabudlar ilahlar rablar" denilir. Halbuki "Allahlar" denilmemiştir ve denemez.
    "Batıl mabudlara "Tanrı" cins isim olarak verilir. Müşrikler birçok Tanrılara taparlardı.
    "Falanların Tanrıları şöyle falanlarınki şöyledir denilir. Demek ki "Tanrı" bir cins isim olarak
    "Allah" özel isminin eşanlamlısı değildir. Bu açıdan Allah ismi Tanrı adı ile tercüme olunamaz.
    Bunun içindir ki Süleyman Efendi Mevlidine "Allah adıyla" başlamış "Tanrı adı" dememiştir."
    (Hak Dini Kur'an Dili 1:24) Tanrı olsa olsa "İlah" karşılığıdır.
    Bunun için Süleyman Çelebi Mevlid'inde "Birdir Allah andan artık Tanrı yok." diyerek "Tanrı"
    kelimesini ilah karşılığında kullanırken Hasan Basri Çantay "Lâ ilâhe illallah" cümlesini "Allah'dan
    başka Tanrı yoktur" şeklinde tercüme ederek aynı şekilde Tanrı kelimesini İlah karşılığında kullanmıştır.
    Asıl itibariyle Tanrı kelimesi üzerinde yoğunlaşan tartışma biraz da zorla Türkçe okutulduğu dönemde
    Ezan'daki Allah kelimesinin Tanrı olarak değiştirilmesinden kaynaklanıyor.


#29.11.2009 23:18 0 0 0
  • "Dünyadaki mü'min eşlerin cennette beraber olmaları mümkündür. Çünkü cennet nimetlerinden birisi de aile hayatıdır. Burada evli olan eşler oarada da bir birleriyle evleneceklerdir.

    Mü'min olan aile fertlerinin cennette birlikte bulunacaklarını haber veren ayetlerde cennete girmeyi hak eden eşlerin orada beraber olacakları özellikle vurgulanmaktadır.

    "Cinsiyetin insan hayatında önemli bir yer tuttuğu şüphesizdir. Dünya hayatında karşı cinsler hayatlarını birleştirerek ruhi tatmin bulmaktadırlar. Aynı tatminin cennet hayatında da devam etmesi tabiidir. Cennet tasvirleriyle ilgili çeşitli ayet ve hadislerde cennet hayatının dünyadaki insani duygular paralelinde kurulacağına işaret edilerek cennette herkesin mutlaka eşi olacağı ve aile mutluluğunun orada da süreceği ifade edilmektedir.

    "Cennet hayatı dünya hayatından tamamen farklıdır. Cennet hayatının 2 temel özelliği vardır: Arzulanan her şeye ulaşmak ve sonsuzluk. Kur'an-ı Kerim'de bu husus şöyle ifade edilmektedir: 'Gönüllerin özleyeceği gözlerin hoşlanacağı her şey orada vardır. Siz orada ebediyen kalacaksınız.' Birçok ayet ve hadis cennet hayatının oraya özgü bir hayat olduğunu dünya hayatının kıstaslarıyla bunu tam olarak kavramanın mümkün olmayacağını göstermektedir."
#29.11.2009 23:14 0 0 0
  • Konu: Dikatlimisin
    ilk baktığımda yüz bakıyodu,sonra ağacın yanında bi kadın gördüm bnde
#27.11.2009 21:41 0 0 0
  • ikinizde çok güzelsin allah sahibine bağışlasın
    noimage
    allah nazardan saklasın
#27.11.2009 21:37 0 0 0
#27.11.2009 20:09 0 0 0
#27.11.2009 17:37 0 0 0