Axi_Sheytan1

Axi_Sheytan1

Üye
24.10.2009
Uzman Onbaşı
3.266
Hakkında

  • asker mektubu - komik asker mektupları

    Askerin Arkadaşı:

    sevgili hakkuş

    mektubunu aldım.gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarım o denli
    üzücüydü...demek asker gittiğinden beri çavuşun size özellikle de sana
    yapmadığı kalmamış."suçum olsa yanmam" diyorsun.sana inanıyorum
    dostum.olur olmaz seni dövdüğüne göre yazdığın gibi o herif asker ocağına
    yakışmayan sadistin teki...sen sivilken ağzına kötü söz almazdın.adamın
    beşiğinden mezarına kadar nesi varsa içinden sövdüğüne göre gerçekten çok
    sinirlenmişsin.ama haklısın.ben de olsam ondan nefret ederdim.oysa
    hepiniz aynı vatanın evladısınız.neden ayırım yapıp en ağır işleri sana
    yaptırıyor ki???..senin gibi aklı başında sorumluluklarının bilincinde
    olan insana böyle davranmak için çok adi birisi olmalı.zaten "adinin
    teki" demişsin.neyse hakkuş vatan borcu bu...herşeyeinsanlıktan uzak olan
    çavuşuna bile katlanıp vazifeni yerine getirmelisin.sen yine elinden
    geldiğince iyi asker olmaya çalış.beni de mektupsuz burakma.mektupları
    dışardan yollamakla iyi ediyordun.çavuş iti okursa bir de mektuplar için
    dayak yersin sonra.

    özlemle gözlerinden öperim.
    __________________________________________________ _______________

    Asker:

    ulan recai i*i

    ben sana ne zaman mektup yazdım da o allahın belası mektubu
    gönderdin??mektuplarımızın okunduğunu bildiğin için bu adiliği yaptın di mi
    köpek??senin yüzünden gül gibi çavuşumun bana yapmadığı kalmadı.tonla
    dayak...bir hafta da hapis cezası yedimçavuş beni bölüğün önüne çıkarıp
    "KARŞINIZDA ORDUMUZUN EN ŞEREFSİZ ASKERİ DURUYOR." dedi.ne dediysem senin
    nasıl adi bir yaratık mektubunun da o eşşek şakalarından biri olduğuna
    inandıramadım.bir daha mektup falan yazma...zaten ilk izne gelişimde
    ellerini un ufak edeceğim.birkaç yıl eline kalem alamayacaksın.en kısa
    zamanda başına bir kaza gelmesini sürüm sürüm sürünmeni dilerim
    __________________________________________

    Askerin Arkadaşı:

    merhaba hakkuş

    yanında olamadığım sorunlarını ve acılarını paylaşamadığım için
    kahroluyorum. mektuplarını okudukça içim kan ağlıyor. manyak çavuş iyice azdı
    ha...vay sadist vay...bir de adam bilip çavuş yapmışlar.böylelerinin
    eline hiç yetki vermemeli...sonra ne oldum delisi oluyorlar."sivil olsam
    yapacağımı bilirdim" diyorsun.ama haklıısın hakkuş.sinirlerine hakim
    ol..askerlikte üste saygısızlık olmaz.adama askerliği bitirtmezler
    vallahi...uyma o hayvana dostum.zor ama sayılı günler gelir geçer.buralar
    bildiğin gibi eksikliğini hep hissediyoruz.en güzel günler seninle
    olsun...
    kardeşin Recai...
    __________________________________________________ __________

    Asker:

    recai denen hayvan

    lan sana hayvan demek iltifat hayvanlara hakaret olur oğlum sen
    çıldırdın mı? çavuş fıttırdı...adamın bir ağzıma yapmadığı kaldı. "yazmadım
    konutanım." diyorum yemin billah ediyorum dinlediği yok. ah ulan
    eşşoğlueşşek yaktın beni...askerliğim şimdiden bir ay uzadı.her gece
    tuttuğum 8-5 nöbetleri günde yalnız başıma tam teçhizat 20km koşu iki çuval
    ıspanak ayıklamak imanımı gevretiyor.yeter artık recai!...şakanın
    çıkacak suyu muyu kalmadı.cımcılık oldu.bu gidişle biraz zor ya izne
    gelirsem kendine kaçacak delik ara. tüm kemiklerini kıracağım.

    allah belanı versin...
    __________________________________________________ _____


    Askerin Arkadaşı:


    hakkuş'cuğum
    yooo yazdıklarına inanamıyorum.bu kadarı da olmaz ama... artık o
    şerefsiz çavuşun sana yaptıklatını insan yapmaz.nedir bu eşşoğlueşşeğin sana
    çektirdiği? yani afedersin ama insan sokaktaki uyuz ite bbiledaha iyi
    daha merhametli davranır.bak hakkuş sakın benden gerçekleri saklama
    yoksa görevden mi kaytarıyorsun? eninde sonunda ikiniz de bu vatanın
    evladısınız.böyle yapması için ya kafadan sakat ya daa soysuz olmalı..ne
    diyeyim hakkuş? sabredeceksin.allah sevdiği kuluna çektirirmiş. seni de
    seviyor olmalı ki çavuş gibi bir namussuzu başına bela diye salmış

    candostun recai
    ______________________________________________

    Asker:

    recai soysuzu stop!

    sayende askerliğim bitmeyecek stop!.. firar ettim stop!.. seni
    parçalamaya geliyorum stop!..

#04.12.2009 23:55 0 0 0
  • Kullanılacak Malzemeler

    Uyanınca
    Sabah
    Ara
    Öğle
    İkindi
    Akşam

    Hazırlanma Şekli

    Uyanınca: Anne sütü

    Sabah: Kahvaltı; 1 çay bardağı şekersiz süt (120 ml) 1/2 kibrit kutusu peynir1 yumurta (gün aşırı) 1 tatlı kaşığı reçel veya pekmez 1/2 ince dilim ekmek veya 2-3 adet bisküvi

    Ara: 1 çay bardağı meyve püresi

    Öğle: 5-6 silme yemek kaşığı kıymalı sebze püreleri (kıymalı dolma içleri terbiyeli veya sebzeli köfteler sebzeler tavuk veya balık kuru baklagil püreleri) 5-6 yemek kaşığı patates püresi makarna pilav vb. hamur işleri 1 çay bardağı içecek (süt veya su)

    İkindi: 8-10 yemek kaşığı yoğurt ekmek evde yapılmış bir ince dilim kek veya 2-3 bisküvi 6 yemek kaşığı meyve püresi

    Akşam: 8-10 yemek kaşığı muhallebi veya öğlenin aynısı anne sütü

    Bu yaşa kadar anne sütünün tamamlayıcısı olan ek besinlerin bu dönemde çocuğunuz için "Asıl besin" özelliği taşıdığını unutmayınız. Bu dönemde yetişkinler için pişirilen ev yemeklerinin çoğunluğu püreler halinde az baharatlı az tuzlu olarak bebeğe verilebilir.

    Bebeğin günde bir kez etli gıda alması yeterlidir. Çocuğunuzu 1 yaşında aile ile birlikte mama iskemlesini sofraya yaklaştırarak yemek yemeğe alıştırınız. Kendi kendine yemesine fırsat tanıyınız. Bunun için sebze meyve köfte patates vb. yiyecekleri küçük parçalar halinde hazırlayarak önüne koyunuz.

    Bebeğinizi beslemeye başlamadan önce ikinizde oturun sakin ve bebeği cesaretlendirecek biçimde onunla konuşun. Davranışlarınız ve konuşmalarınızla onu sıkmayın. Beslenmeye başlamadan önce ağzını açmasını bekleyin. Bebeğiniz kendi elleriyle/parmaklarıyla mamasını tutmak isteyebilir ona bunu yapması için izin verin.

    Yeme hızını bırakın bebeğiniz kendisi ayarlasın. Her gün her şeyi yemek istemeyebilir. Sevmediği besinleri bir süre vermeyin. Daha sonra tekrar aynı besini bebek açken deneyin. Çocuğunuz için her zaman zevkli ve özenli bir yemek ortamı hazırlayınız.

    Her zaman yiyeceklerin soluk borusuna kaçma tehlikesi vardır. Böyle bir durum ile karşılaştığınızda hemen çocuğunuzu baş aşağı çevirin ve sırtına her iki kürek kemiği arasına kuvvetlice vurun. Böylece öksürük ile kaçan madde çıkar. Eğer bu başarılı olmazsa yüzünü yere çevirip boğazını uyararak kusturun. Hiç bir zaman elinizi bebeğin boğazına sokmayın. Bu dönemde bebeklerin dişleri her gün temiz bir tülbentle silinmelidir
#04.12.2009 22:55 0 0 0
#04.12.2009 18:24 0 0 0
  • Türk Subayı Kimdir

    Güneydoğu"nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim ilçe dışındaki lojmanına yakın bir karakolda yaşanan bir geceyi şöyle anlatır:

    'Karakol kaldığımız lojmanın balkonunun görüş alanındaydı. Yaklaşık bir aydır hemen her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı doğrultusunda haberler geliyordu. Üstelik yapılması planlanan baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu. Alınan duyumlar üzerine yakın birliklerden timler getirildi karakolun etrafına mayınlar döşendi ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı.

    En son gelen istihbaratta ise baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22:10 beş yüz terörist.

    Karakol o gün basılmadı. Beklenenden bir gün sonra bildirilen saatte cehennem başladı. Dehşet anını balkonumuzdan izlerken çaresizliğin yakıcı acısını kemiklerimde duyumsadım. balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada daire haline gelmiş teröristlerin dairenin ortasına gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum.
    Karakolun havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi telsizle sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı..

    Karakolun etrafını çepeçevre sarmış teröristlerin karakolu amansızca kurşun yağmuruna tutan silahları gecenin karanlığını yarıp geçiyordu. Karakolun havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk. Karakol tam anlamıyla çember içine alınmıştı.

    Lojmandan ayrılıp doğruca jandarma binasına gittik. Karakolun merkezi timlerden sürekli olarak telsizle durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler bu çağrılara yanıt veriyor havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tanımlıyorlardı.

    Bir süre sonra telsiz konuşmaları timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Bu timden bir türlü yanıt alınamıyordu. Defalarca çağrı yapılmış ancak tim ile bir türlü bağlantıya geçilememişti. Konuşmaları izleyen askerlerin umutları azalmış ancak çağrılara devam etmekten vazgeçmemişlerdi.

    Bir saat kadar sonra telsizden bitkin bir ses duyuldu:

    "Yaralılarım var yaralıları- mı alın!"

    Hepimiz şaşkınlık ve acı içinde irkildik. Hemen yanıt verildi.
    "Tamam Suat 3 sakin olun az sonra birlik yola çıkıyor!"

    İlk yaralı haberi saatlerdir aranmakta olan bu timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes kendince yorumlar yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri ise bu timden çatışma esnasında şehit verildiğinden neredeyse emindi.

    Merkezden yapılan çağrı yinelendi:
    "Suat 3 bağlantıyı kesme. Sakin olun!"

    Yanıtta bir değişiklik olmadı:
    "Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!"

    Ve tam bir buçuk saat boyunca beşer dakika arayla "Suat 3" kodlu tim ile haberleşme aynen bu sözlerle sürdü:
    "Yaralılarımı alın!"

    Yanıt hiç değişmiyordu.
    "Sakin olun geliyoruz!"

    Hepimiz oraya yardım için gidilemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor; aksine destek alan teröristler baskının şiddetini git gide artırıyorlardı. Hiç kimsenin değil karakolun dışına çıkmak mevzi değiştirebilecek fırsatı bile olmadığı apaçıktı.

    Bir süre sonra Suat 3"ün telsizinden sert ve tok bir ses hışımla şu sözcükleri söylüyordu:
    "Hemen gelip yaralılarımı almazsanız karakola dönüp bölüğü tarayacağım!"

    Hepimiz şok olmuştuk. Tabur komutanı hızla devreye girdi. Hemen hemen aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı ama işe yaramadı. Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey söylemiyordu.
    Tabur komutanı çaresizlik içinde telsizi elinden bıraktıktan sonra geçen bir saat içerisinde tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara ise cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit düştüğünü düşünmeye başlamıştık. İçim burkuluyor başım dönüyor tanık olduğum bu dehşet anlarından nefret ediyordum.

    Telsizin başına son bir ümit tim komutanının okulundan devre arkadaşı geçti eline mikrofonu alıp yanıt beklemeden telsizin kodlarını da kullanmadan konuşmaya başladı:
    "Devrem ben Hüseyin... Geçmiş olsun devrem... Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?"

    Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz duvara asılı telsiz cihazının hoparlörüne gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve beklenen ses duyuldu:
    "Devrem bölük komutanı nerede?"

    Hepimiz derin bir "Oh!" çektik.

    Telsizden "İzinde devrem" yanıtı verildi.

    "Suat 3" artık tükendiğini belli eden bir sesle konuşmayı sürdürdü:
    "Ne olur yaralılarımı alın. Ben de yaralıyım."

    O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti. Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı onun bu sözü üzerine mikrofonu fırlattı ve odadan çıktı.

    Ben kapının hemen eşiğinde ayakta duruyor duyduklarım ve gördüklerimle tarihin kara bir sayfasına tanıklık ettiğimi düşünüyordum. Ses tekrar kesildi ve sabah oluncaya dek bir daha hiç gelmedi. Yüzlerce kez yapılan çağrılara yanıt vermedi. Artık onun şehit olduğuna ben de inanmıştım.

    Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş telsizden yapılan "Suat 3 konuşan Suat yanıt ver!" çağrısı kulaklarımızda bitkin bir halde bir köşede yığılmışken birden telsizin mandalına basıldığını fark ettik. Telsizden hala silah sesleri geliyordu.

    Yaklaşık on onbeş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım birşey oldu. Telsizden gelen ses İstiklal Marşı"mızı söylüyordu üstelik hatasız melodisi ile birlikte söylüyordu.
    Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma olanağı kalmamıştı.

    Çatışma altında yaralı bir tim komutanının söylediği kutsal marşımızı dinlerken gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel en anlamlı İstiklal Marşı"ydı.
    Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte; sesi çatallaştı sözcükler uzamaya başladı ama marşı söylemekten vazgeçmedi. Bozuk bir ses tonuyla kendini zorlayarak söylemeye devam etti.

    Marşı bitirdiğinde ben de bitmiştim. Hemen orayı terk ettim. Onun sesini bir daha hiç duymadım. Toplam yirmiiki şehidin verildiği o baskın gecesinde vücuduna saplanmış yedi merminin acısıyla söylediği İstiklal Marşı"nı ruhuma işleten tim komutanının ölmediğine ise hâlâ inanamıyorum.''

    HAKAN EVRENSEL.
#04.12.2009 18:20 0 0 0
  • iyi bir nişancılık elinizdeki silaha ( piyade tüfeği için ) hakimiyetle başlar şimdi silaha hakimiyet nasıl olur onu öğreniyoruz :


    Atış esnasında tüfeğe hakimiyet faktörleri adı verilen faktörün uygulanması ile sağlanır. Bu faktörler şunlardır:

    aSOL KOL VE SOL ELDEN YARARLANMA.

    b-DIPÇIĞI OMUZ ÇUKURUNA YERLEŞTIRME.

    c-KABZA KAVRAMA.

    d-SAĞ KOL VE SAĞ DIRSEĞI KULLANMA.

    e-KAYNAK YAPMA.

    f-RAHAT BIR DURUŞ.

    g-NEFES KESME.( nefes bitene kadar değil dikkat edin )

    h-TETIK KONTROLU VE TETIK DÜŞÜRME( tetiği ezerek düşürme )

    Burada ; bu faktörlerin nasıl uygulanacağını öğreneceksiniz.Daha sonra nişan vaziyetletleri eğitiminde bu faktörlerin her nişan vaziyetinde uygulanması ve pekiştirilmesi yapılacaktır.Tüfeğe hakimiyet esasları bütün nişan vaziyetlerinde ve atış esnasında tam olark uygulanmalıdır.Atış esnasında bu faktörler uygulanmadığı zaman atışta başarılı olmak ve attığını vurmak mümkün değildir.Atış esnasında ürkekliğin giderilmesi için eğitim ve manevra fişekleri kullanılır. Bu maksatla eğitilen personele gösterilmeden eğitim ve manevra fişekleri karışık olarak ve bir sıra takip etmeden şarjöre yerleştirilir. Şarjör tüfeğe takılır. Nişancının tüfeğe hakimiyet esaslarınıuygulaması teker teker kontrol edilir. Bu konuda muhtemel kazaların önlenmesi için eğiticilerin özel dikkat göstermesi gerekir. Uygulamada tüfeğe hakimiyet faktörlerinin hangisinde hata yapıyorsa nişancı o konunun düzeltilmesi için eğitime tabi tutulur. Bütün tüfeğe hakimiyet esasları doğru olarak uygulandıktan sonra her çeşit nişan vaziyetinde aynen uygulatılır.
    Tüfeğe hakimiyet esaslarının doğru ve tam olarak uygulanması atış esnasında da sağlanır. Bu esaslar aşağıda gözden geçirilmiştir.

    a.SOL KOL VE SOL ELDEN YARARLANNMA:
    (1)Avcı sol elini başparmak ayrı diğer dört parmak bitişik (V) şeklinde açar ve el kundağını V!nin tabanına terleştirip hafifçe tutar.
    (2)Baş parmağın etli kısmı tüfeğim altında kalmalı ve baş parmak tüfeğin yan tarafına dayanmalıdır.
    (3)Sol bilek düzdür(kol kemiğin uzantısında).
    (4)Kemik desteği sağlamak ve kol adalelerinin zorlanmasının önlemek için sol kol mümkün olduğu kadar tüfeğin altında olmalıdır.
    (5)Dirseğin tüfek hizasından 5-6 cm.den daha fazla yana açılmamasına dikkat ederek dirsek dirsek kemiğinin hemen gerisinden yere dayanır.
    (6)Sol kol tüfeğin altında değilse vücut nişan hattının doğusuna kaydırılarak kolayca tüfeğin altına getirilir. Sol kolu tüfeğin altına getirebilmek için adaleleri kasmak hatalı olur.
    (7)G3 P. Tf ile çalışırken acemi erler başlangıçta sol el ile şarjörün ilerisinden tutmakta zorlanırlarsa da temel beden eğitimi içerisinde güç geliştirici hareketleri yaparak adalelerini kuvvetlendirdikçe bu zorluk kalmaz.

    b.DİPÇİĞİ OMUZ ÇUKURUNA YERLEŞTİRME:
    Dipçik tabanını omuz çukuruna doğru olarak yerleştirmek her atımdan sonar nişan hattının bozulmamasını sağlar ve tüfeğin geri tepmemsini azaltır. Dipçik tabanını doğru olarak omuz çukuruna yerleştirmek için vücut hafifçe sola yatırılır.sağ baş parmakla dipçik tabanından ileri doğru bastırılırken sağ omuz geriye sağ dirsek yukarıya doğru kaydırılarak tüfek sol elin ve tüfek kayışının yardımıyla omuz çukuruna bastırılır. Kayıştan da yararlanılarak fazla bir kuvvet harcamadan tüfek omuz ile kayış arasına sıkıca oturmuş olur.

    c.KABZA KAVRAMA:
    Tabanca kabzalı tüfeklerde; kabza orta parmak ve yüzük parmağı ile önden sıkıca kavrandıktan sonar el geriye doğru gerilir ve baş parmağın etli kısmı kabzanın sol tarafına gelecek ve kabza iki parmak ile gerilen deri arasında sıkıştırılacak şekilde kavranır ve tüfek omuza bastırılır. Kabza kavrandığında avuç içinde ve elin üst kısmı ile kabzanın üst arasında hiç boşluk kalmamalıdır. İşaret parmağı tüfeğe paralel olur(Tetiğe dokunulmaz). Serçe parmakla kabza hafifçe tutulur. Nişan hattı nişan noktasının yukarısında ise;serçe parmak sıkılarak aşağısında ise; gevşetilerek nişan hattı nişan noktası ile çakıştırılır. Nişan hattı nişan noktasının çok aşağısında veya yukarısında ise; düzeltme vücudu ileri geri kaydırılarak yapılır.
    d.SAĞ KOL VE SAĞ DİRSEĞİ KULLANMA:
    Kabza kavrandığında kabzadaki elin durumu bozulmadan sağ dirsek vücutla birlikte aşağı indirilerek yere dayanır.
    Sağ dirsek vücudun rahatça yere yapışmasını engellemeyecek ve omuz kaslarını zorlamayacak şekilde mümkün olduğu kadar açığa ve vücudun az ilerisine konur.
    e.KAYNAK YAPMA:
    Yanak ile dipçik arasındaki temasa kaynak denir. Kabza kavrandıktan sonar baş dik tutularak elmacık kemiğinin slt tarafı taüfek dipçiğine dayanır. Kaynak meselesi kişilerin yapısına gore farklı olbilir. Ancak genelde gözün geze mesafesi 7-8 cm. Dir.
    DİKKAT:Kaynak yapıldığında göz nişan hattı hizasında olmalı ve her defasında aynı yere kaynak yapılmalıdır.

    f.RAHAT BİR DURUŞ:
    Avcı eri bir nişan vaziyrtinde bulunduğu durumdan rahatsız olmamalı mümkün olduğu kadar rahat ve sakin bulunmaya alışmalıdır.
    (I)Nişan alırken büütün adeleler gevşetilmiş olmalı nişan almak için adaleler zorlanmamalı nişan hatları vücut hareketleri ile düzeltilmelidir.
    (II)Lüzumsuz yorgunluk ve adele gerginliği titremeye sebep olur. Bu titreme tüfeğe intikal eder ve doğra nişanın muhafazasını zorlaştırır.
    (III)Şayet avcı rahat bir duruş temin edemiyorsa niaşn vaziyetinde hata vardır ve düzeltilmesi gerekir.
    g.NEFES KESME:
    Nefes kesme avcını once derin bir nefes almasını ve kendisini zorlamadan normal zamanlardaki gibi nefes verdşkten sonratetik düşürünceye kadar tutmasıdır. Nişan almadan once 3-4 defa nefes alıp vererek kan oksijene doyurulmalıdır.
    (I)Avcı nian aldıktan sonar gözünü nişsan hattından ayırmadan nefesini keser. Nefes alırken arpaçığın hedefi aşağıdan yukarıya doğru (6-12 istikametinde) ikiye bölmesi nefes verdikçe aşağıya inerek ilk nişan noktasında durması gerekir. Arpacık hedesi dik olarak bölmüyorsa tüfek yan tutluyor demektir.Bu durumda önce tüfeğin düzeltilmesi gerekir.
    (II)Nefes kestikten sonar 4-5 nci saniyelerde tetik boşluğu alınır baskı arttırılarak gez ve arpacık kontrolü ile 5-9 ncu saniyeler arasında tetik düşürülür.
    (III)Nefes kestikten sonra hala tetik düşürülmemişse vücut kasılıp isabet ihtimali azalacağından yeniden vefes alıp nefes kesmelidir.
    h.TETİK KONTROLÜ VE TETİK DÜŞÜRME:
    (I)1.5 Kg. Ve daha hafif tetikler işaret parmağının uçtan birinci boğumunun (tırnağın bulunduğu boğum) etli kısmı ile daha ağır tetikler işaret parmağın birinci boğumu ile düşürülür.
    (II)Tetiği çekecek olan parmağın (işaret parmağının) diğer kısımları tüfek kundağına temas etmemeli arada dörde katlanmış kağıt girecek kadar boşluk bulunmalıdır. Aksi taktirde tetik çekiyorum zannederek tüfeğe bastırılır ve titreme başlar.
    (III)Tetik düşürmek için:
    (aa)Nişan alınır.
    (ab)Nefes kesilir.
    (ac)Tetik istinada getirilir (boşluğu alınır).
    (ad)Tetik düşürülür.
    (IV)Tetik düşürülürken avcı nişan hattını kontrol eder nişan hattı bozulduğunda tetik düşürülmez yeniden nefes alınarak aynı işlemler tekrarlanır.
    (V)Tetik tam geriye doğru arttan bir basınçla yavaş yavaş bastırılarak düşürülür.


    DİKKAT:Tetiğe sağ veya sol yandan baskı yapmak veya ani tetik düşürmek nişanı bozar atımların hedefe isabet etmesini engeller.

    I.TÜFEK KAYIŞININ KULLANILMASI.
    Havaya karşı nişan vaziyeti hariç diğer nişan vaziyetlerinde askı kayışından yararlanılır.
    Askı kayışı ya tüfeğe takılı haliyle veya alt gerdaneden çıkarılıp ilmik yapılarak kullanılır.
    (I)her iki ucu tüfeğe takılı iken askı kayışının kullanılması: Sol kol tüfekle kayış arasından heçirildikten sonar sol el dışa alınıp kayışın üzerinden tüfeği kavrar. Kayış sol kolun ya omuza veya dirseğe yakın kısmından geçirilmeli ve sol elin dış kısmına düz olarak dolanmalıdır.
    (II)Kayışın ilmik yapılarak kullanılması: kayış alt gerdaneden çıkarıldıktan sonar ilmik yapılarak ilmiğin birleşme yeri kolun dış kısmında kalacak şekilde sol kol omuza yakın kısmına kadar ilmikten geçirilir. Sol kol dışa dogru açıldıktan sonar tüfek sol elle kayışın üzerinden kavranır.
    (yanlış yere yazdıysam özürdilerim)
#04.12.2009 18:13 0 0 0
#04.12.2009 18:05 0 0 0
#04.12.2009 18:01 0 0 0
  • Temel Özellikleri
    Ota büyüklükte canlı dayanıklı hoş görünüşlü ve hareketli bir köpektir. İnsanlara uyumlu ve duyguludur. İyi bir arkadaş olmakla birlikte son derece inatçıdır ve kolayca canı sıkılır.

    Neler Yapar?
    Hafif olduğu için hızlı koşabilir ve bu özelliği nedeniyle kızak yarışlarında kullanılır. özellikle Kanada'da ve ABD'nin kuzeyinde popüler bir cinstir.

    Kökeni
    Sibirya'nın yerlisi olan Sibirya Kurdu 1909'da Alaska'ya getirildi. Buradan tüm dünyaya yayılmıştır.


    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#04.12.2009 17:41 0 0 0
  • noimage

    Şanssız balık çok nadir karşılaşılacak bir durumla burun buruna geldi ve bu malesef balığın sonu oldu.

    noimage

    Güney Dakota gölünde mutlu mesut yüzen balık aniden sıçrayınca balıkçıl kuş ile burun buruna geldi rastlantının böylesi dedirtecek türden yaşanan olay böyle fotoğraflandı.

    noimage


    Balıkçıl kuşun avladı en kolay öğlen yemeği olsa gerek.
#04.12.2009 17:36 0 0 0
  • 20 dakikadan sonra kan basıncı el ve ayak sıcaklığı normale yakın bir düzeye düşer.

    8 saat sonra kandaki karbonmonoksit normal seviyeye düşer.

    1 gün sonra kalp krizi azalmaya başlar.

    3 ay sonra kan dolaşımı düzelmeye başlar.

    9 ay içinde öksürüksinüslerde tıkanıklıkbitkinlik ve nefes darlığı azalır.

    1 yıl sonra kalp-damar hastalıkları riski sigara içen birine göre %50'ye düşer.

    5 yıl sonra felç riskisigara içmeyen birine eşit olur.

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riski sigara içen birinin yarısı kadar olur.

    15 yıl sonra kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski sigara içmeyen birininkine eşit duruma gelir.


    Bu durumda sigara içen biri sigarayı bugün bırakmış olsasigaraya başlamadan önceki sağlığına ancak 15 yıl sonra kavuşabilir.Sigara içenlerin kaybedecek hiç vakti yokdeğilmi ?

    20 dakikadan sonra kan basıncı el ve ayak sıcaklığı normale yakın bir düzeye düşer.

    8 saat sonra kandaki karbonmonoksit normal seviyeye düşer.

    1 gün sonra kalp krizi azalmaya başlar.

    3 ay sonra kan dolaşımı düzelmeye başlar.

    9 ay içinde öksürüksinüslerde tıkanıklıkbitkinlik ve nefes darlığı azalır.

    1 yıl sonra kalp-damar hastalıkları riski sigara içen birine göre %50'ye düşer.

    5 yıl sonra felç riskisigara içmeyen birine eşit olur.

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riski sigara içen birinin yarısı kadar olur.

    15 yıl sonra kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski sigara içmeyen birininkine eşit duruma gelir.


    Bu durumda sigara içen biri sigarayı bugün bırakmış olsasigaraya başlamadan önceki sağlığına ancak 15 yıl sonra kavuşabilir.Sigara içenlerin kaybedecek hiç vakti yokdeğilmi ?

    20 dakikadan sonra kan basıncı el ve ayak sıcaklığı normale yakın bir düzeye düşer.

    8 saat sonra kandaki karbonmonoksit normal seviyeye düşer.

    1 gün sonra kalp krizi azalmaya başlar.

    3 ay sonra kan dolaşımı düzelmeye başlar.

    9 ay içinde öksürüksinüslerde tıkanıklıkbitkinlik ve nefes darlığı azalır.

    1 yıl sonra kalp-damar hastalıkları riski sigara içen birine göre %50'ye düşer.

    5 yıl sonra felç riskisigara içmeyen birine eşit olur.

    10 yıl sonra akciğer kanserinden ölme riski sigara içen birinin yarısı kadar olur.

    15 yıl sonra kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski sigara içmeyen birininkine eşit duruma gelir.


    Bu durumda sigara içen biri sigarayı bugün bırakmış olsasigaraya başlamadan önceki sağlığına ancak 15 yıl sonra kavuşabilir.Sigara içenlerin kaybedecek hiç vakti yokdeğilmi ?
#04.12.2009 17:09 0 0 0
  • Kulağınızın içindeki bezler kulak kiri denilen yağlı balmumu gibi bir madde üretiyor. bu kir kulağınızı toza mikroplara ve diğer yabancı maddelere karşı korumaya yardım ediyor ancak çok fazla kulak kiri işitme kaybını tetikleyebiliyor.

    HealthDay News'te yer alana haberde Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi kulakta biriken kirin neden olduğu belirtileri şöyle açıklıyor:

    Kulakta ağrı

    Zaman zaman kötüleşen işitme kaybı

    Kulakta çınlama

    Kulakta basınç ve doluluk hissi

    Kulakta tıkanıklık hissi

    Bu belirtilerin görülmesi halinde doktora gidilmesi belirtiliyor.

    Tedavi önemli
    Kulak kirinden kaynaklanan tıkanıklığın tedavi edilmesinin genelde kolay olduğu ve tıkanıklık ortadan kaldırılınca tam duymanın genellikle eski haline döndüğü kaydediliyor



#04.12.2009 17:06 0 0 0
  • Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılması çok büyük önem taşıyor.
    Aslında çocuklar büyümeleri ve sağlıklı gelişimleri için özel besinlere değil besin ögelerine ihtiyaç duyuyor. Bu besin ögeleri yetişkinlerin de gereksinim duyduğu besin öğeleri ile aynı çocuklar için yalnızca miktarları farklılık gösteriyor. Çeşitli besinlerin tüketimi enerji sağlamanın yanında çocukların ihtiyaç duyduğu protein karbonhidrat yağ vitamin ve mineralleri de almalarını sağlıyor. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Yücecan'a göre dengesiz beslenmenin önlenmesinde beslenme eğitimi ile sağlıklı beslenme bilincinin kazandırılması büyük önem taşıyor.
    Çocukların sağlıklı besinler ile gelişiminin sağlanması için doğru beslenme alışkanlıkları yaratacak öğelerin "Dört Besin Grubu" temel alınarak alınacağına dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Yücecan; süt ve türevleri et-yumurta-kurubaklagil sebze ve meyveler ekmek ve tahıllardan oluşan "Dört Besin Grubu"na dikkat çekiyor.
    Hangi besinden ne kadar koyulmalı

    Özellikle okullarda ara öğün olarak tüketilmesi için hazırlanan beslenme çantalarına konulacak besinleri seçerken dikkatli olunmasını öneren Prof. Dr. Yücecan çocukların her öğün sağlıklı beslenmesi için beslenme çantalarında da 4 besin grubundan bulunması gerektiğine dikkat çekiyor. Sağlıklı bir beslenme çantası hazırlamanın en kolay yolunun ise içine 4 ana besin grubundan birer çeşit besin yerleştirmek olduğunu söyleyen Yücecan süt ve süt ürünleri yanında içecek olarak meyve suyu bulundurulmasını tavsiye ediyor. Yücecan miktarlar konusunda ise şunlar üzerinde duruyor:
    "Süt ve süt ürünleri beslenme çantasında mutlaka yer almalıdır. Süt yerine yoğurt ayran da tüketilebilir.. Çocuğunuzun sağlıklı olarak gelişmesi için 3-4 adet ceviz konulabilir. Ayrıca sebze ve meyvelerin mutlaka beslenme çantasında yer alması gerekir. Sandviçin içine domates veya tatlı biber dilimleri eklenebilir. Mevsimine göre küçük bir adet yıkanmış havuç konulabilir. İyi yıkanmış meyvenin beslenme çantasına doğramadan koyulması besin değerini koruyor. Aşırı saflaştırılmış tahıl ürünleri ile saf şeker tüketiminin artması ve diş bakımının yeterli yapılmaması diş çürüklerine neden olabiliyor. Şekerlemeler şekerli içecekler çikolata gofret tatlı bisküviler diğer tatlı yiyeceklerin enerji değeri yüksek. Ayrıca hızla kana karıştıkları için iştahı azaltarak çocuklar için gerekli olan diğer besinleri yeterli miktarda almalarını engelliyor. Bu nedenle böyle besinlerin özellikle yemek saatine yakın tüketilmesi sakıncalı. Bu tür besinlerin tüketim miktarı ve tüketim zamanına dikkat edilmesini öneriyorum. Ayrıca beslenme çantalarında içecek olarak su kutu meyve suları kutu ayran veya kutu sütlerin yer alması daha sağlıklı seçimler."
    1. Süt yoğurt ve peynir tüketimi özellikle kemik ve kas gelişiminde etkili!
    Vücudumuz için gerekli olan kalsiyum ve riboflavinin en iyi kaynağı olan süt yoğurt ve peynir grubu çocukların özellikle kemik ve diş sağlığı için büyük önem taşıyor. Protein fosfor ile B2 B12 ve A vitaminince zengin olan bu grup ürünler büyüme ve gelişme dokuların onarımı kemik ile dişlerin gelişimi ile sağlığı sinir ve kasların düzenli çalışması hastalıklara karşı direnç oluşumunda etkin rol alıyor. Çocuklar için günde 3-4 porsiyon tüketilmesi önerilen süt yoğurt ve peynir grubu besinlerine beslenme çantasında mutlaka yer verilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yücecan bu tür besinlerin tüketiminin çocuklara bir alışkanlık olarak aşılanmasını öneriyor.
    2. Çocuk için günde iki porsiyon et yumurta ya da kuru baklagil tüketimi öneriliyor
    Et yumurta ve kuru baklagiller gibi gıdaların bulunduğu besin grubundaki öğelerde diğer besinlere kıyasla daha fazla protein bulunuyor. Yücecan demir çinko fosfor magnezyum ile B vitaminleri ve niasinden zengin olan bu besin grubu tüketiminin büyüme ve gelişme hücre yenilenmesi doku onarımı kan yapımı sinir sindirim sistemi ve deri sağlığı ile hastalıklara karşı direnç için önemli olduğunu vurguluyor. Özellikle hayvansal kaynaklı gıdaların demir açısından zengin olduğuna dikkat çeken Yücecan bu grup ürünlerinin günlük tüketim miktarının çocuklar için 2 porsiyon olduğunun altını çiziyor. Örneğin; sabah kahvaltısında yenilecek bir yumurta yarım porsiyon anlamına geliyor.
    3. Meyve ve sebzeler ile sularının tüketimi özellikle güçlü antioksidan sağlamasıyla dikkat çekiyor
    Her türlü sebze ve meyve bileşimlerinin önemli kısmının su olduğunu ifade eden Yücecan bu nedenle sebze ve meyvelerin günlük enerji ve protein gereksinmesine katkıda bulunmasının yanı sıra mineraller ve vitaminler bakımından son derece zengin olduğunu vurguluyor. Folat A vitamini ön öğesi olan beta-karoten E C B2 vitaminleri kalsiyum demir magnezyum posa ve güçlü antioksidan etkinlik gösteren bileşenleri içeren meyve ve sebzelerin suyunun da tüketilmesi gerekli vitamin ve minerallerin alımını kolaylaştırıyor. Meyve ve sebze grubundaki besinler ve bunların sularını tüketmenin büyüme ve gelişme hücre yenilenmesi doku onarımı deri ve göz sağlığı diş ve diş eti sağlığı kan yapımı ve hastalıklara karşı direncin oluşumunda etkili olduğuna işaret eden Yücecan günde 5 meyve ya da sebze ya da bunların sularının içilmesini öneriyor.
    4. Karbonhidrat yönünden zengin tahıllı besinler çocuğunuzun ihtiyacı olan enerjinin en büyük destekçisi
    Buğday pirinç mısır ve bunlardan yapılan un ekmek makarna bulgur ve benzeri besinlerin çocukların beslenmesinde önemli bir yere sahip olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sevinç Yücecan bu grup besinlerin önemli kısmının karbonhidrat olduğunu ifade ediyor. Tahılların vücudun temel enerji kaynağı olduğunu belirten Yücecan çocukların özellikle yoğun aktivitelerinde ihtiyaç duydukları enerjiyi sağlıyor. Bu grup; sinir sindirim sistemi ile deri sağlığı ve hastalıklara karşı direnç oluşumunda da önemli rol oynuyor.

#04.12.2009 17:04 0 0 0
  • Çocuklarda ciddi psikolojik travma oluşturabileceği belirtildi.

    Sünnetin 3-6 yaş arasında yapılmasının sakıncalı olduğu belirtildi.
    Çocuk Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Yeliz Kart "Çocukların cinsel kimliklerinin geliştiği 3-6 yaşlar arası sünnetin yapılmaması gerekmektedir. Bu yaşlar dışında istenilen yaşta yapılabilir" dedi.
    'Hipospadias' diğer adıyla 'peygamber sünneti' olarak bilinen durumun söz konusu olması halinde sünnetin kesinlikle yaptırılmaması gerektiğine dikkat çeken Dr. Kart "Penis derisi uç kısımda penis başını saracak kadar devam eder. Penis başı çevresindeki bu fazla gibi duran deri parçası sünnet derisi olarak da anılır. Sünnet bu deri parçasının alınması ile penis başının ortaya çıkması durumudur. Çocuklarda sünnet derisi geriye doğru sıyrılamadığından temizliği zor olur. Sünnet işlemi ile sünnet derisinin alınması kapalı alanları ortadan kaldırarak temizliği kolaylaştırır. Sünnetin en iyi bilinen iki faydası penis başı enfeksiyonlarını (balanitis) engellemesi ve idrar yolu enfeksiyonu (iltihabı) sıklığını azaltmasıdır. Bunun dışında sünnetin penis kanseri riskini azalttığı cinsel yolla bulaşan hastalıkları azalttığı eşlerde serviks (rahim ağzı) kanseri olasılığını düşürdüğü yönünde de yayınlar yapılmış ancak kesin olarak kanıtlanmamıştır. Sünnetin yapılma yaşından çok yapılmaması gereken yaş vardır. Çocukların cinsel kimliklerinin geliştiği 3-6 yaşlar arası sünnetin yapılmaması gerekmektedir. Bu yaşlar dışında istenilen yaşta yapılabilir" diye konuştu.
    Sünnetin sonuçta bir cerrahi girişim olduğu çocuğun heyecanı ve korkusu da göz önünde bulundurularak genel anestezi altında yapılmasının en uygun çözüm olarak ifade eden Dr. Kart "Sünnet sonuçta bir cerrahi girişim olduğu için çocuğun heyecanı ve korkusu da göz önünde bulundurularak genel anestezi altında yapılması en uygun çözümdür.
    Özellikle bir kaç aylıktan başlayıp onlu yaşlara gelene dek yalnızca bölgenin uyuşturulmasına dayanan lokal anestezi ile sünnet yapılması çocuk için çok yıpratıcı olur. Onlu yaşlardan sonra da lokal anestezi ile sünnet için sünnet olacak çocuk ile konuşulup korku ve heyecan düzeyi anlaşılarak karar verilmelidir. Çevresi tarafından korkutularak işlemi gözünde büyüten bir çok büyük çocuk lokal anestezi yerine genel anesteziyi yeğlemektedir. Sünnetin acı veya heyecan vererek erkek eğitiminin bir parça olduğu kanısından vazgeçilerek çocuğun en rahat biçimde bu aşamayı geçmesi sağlanmalıdır. Genel anestezi ile yapılan sünnetlerde lokal anestezi de verilerek hem genel anestezinin daha hafif olması hem de sünnet sonrası ağrının azaltılması sağlanmaktadır. Genel anestezi ile de sünnet hastaneye yatış gerektirmeden günübirlik cerrahi şeklinde uygulanmaktadır. Sünnet yöntemi olarak cerrahi yöntem yani kanama kontrolünün yapıldığı dikişli yöntem en uygundur. Bu yöntemde kanama kontrolü yapıldığı ve dikişlerle yara dudakları bir araya getirildiğinde sünnet sonrasında pansumanlara ihtiyaç olmaz. Yara iyileşmesi hızlı ve rahat olur. Lazer olarak bilinen koterle kesme işleminde sonrasında pansumanlar gerekir ve yara çok şiştiği için iyileşmesi zor olmaktadır" şeklinde konuştu.
    Sünnet yapılması düşünülen çocuğun işlem öncesinde mutlaka bir çocuk cerrahisi tarafından muayene edilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Kart "Hipospadias yani peygamber sünneti olarak bilinen durum söz konusu ise sünnet kesinlikle yaptırılmamalıdır. Sonuç olarak uygun olmayan şartlarda yapılan sünnet çocuklar için ciddi psikolojik travma oluşturabilecek durumdur. Çocukların en sağlıklı şekilde sünnet olması hastane ortamında steril şartlarda ve çocuğun her türlü konforunun sağlandığı uzman ellerde mümkündür" açıklamasını yaptı
#04.12.2009 17:02 0 0 0
  • Çocukların oyun oynarken aynı zamanda koştuğunu atlayıp sıçradığını da belirten uzmanlar oyunların metabolizmayı geliştirdiği görüşünde.


    Oyun içinde yapılan koşma atlama sıçrama gibi sportif aktivitelerin çocuğun gelişim sürecine olumlu etki sağlayarak metabolizmasını güçlendirdiği açıklandı. Çukurova Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yaşare Aktaş Arnas gelişim çağındaki çocuklarda oyunun hem metabolizmayı güçlendirdiğini hem çocuğun sağlıklı gelişimini tetiklediğini hem de çocukları hayata hazırladığını söyledi.

    En doğal gelişen ortam
    Çocuklar için en doğal gelişim ve en aktif öğrenme ortamının oyun olduğunu belirten Aktaş şunları söyledi: "Koşma atlama sıçrama gibi sportif aktiviteler dolaşım solunum sindirim ve boşaltım sistemlerine olumlu etki sağlayarak metabolizmayı güçlendirir. Oyunda tekrarlanan hareketler kas gelişimini de hızlandırır. Çocuklar oyun oynayarak hem sağlıklı kalır hem de fiziksel gelişimlerini tamamlar."
#04.12.2009 17:00 0 0 0
  • Aile ve Eğitim Programları Çocukları Nasıl Saldırgan Yapıyor?
    Geçen hafta başladığım eğitim hakkında "Doğru Bildiğimiz Yanlışlar" yazı dizisine bu hafta da devam edeceğim.
    Geçen hafta çocuğun zekasını övmenin çocuğa ödül vermenin ve çocukları motive etmek için rekabet ortamı yaratmanın uzun vadede zararlarından bahsettim.
    Bugün de çocukları saldırgan (agresif) olmaya iten sebeplerden bahsedeceğim.



    DOĞRU BİLDİĞİMİZ DOĞRULAR
    Ailesi tarafından dövülen çocukların daha saldırgan olduğunu biliyoruz. Çünkü çocuk saldırganlığı sorun çözme yöntemi olarak öğreniyor. Hayatında da bunu uyguluyor.
    Ailesi ya da öğretmeni tarafından önemsenmeyen çocukların daha saldırgan olduğunu da biliyoruz. Bu tür çocuklar güç kullanarak diğer insanların dikkatini çekmek istiyor. Dikkat çekerse kendisini daha önemli hissediyor.
    Şiddet dolu film izleyen çocuklar da daha saldırgan oluyor.
    Bugün bunlardan bahsetmeyeceğim çünkü bunlar "doğru bildiğimiz doğrular." Saldırganlık hakkında bir de "doğru bildiğimiz yanlışlar" var. Bugün bu yanlışlardan bahsedeceğim.
    KIZLAR DA ERKEKLER KADAR ŞİDDETE EĞİLİMLİ
    Hep erkek çocukların daha saldırgan olduğu düşünülür ve gözlemlenir.
    Saldırganlıktan kastımız fiziksel güç kullanmak ise bu doğru.
    Ama saldırganlık sadece fiziksel güç kullanmak ile sınırlı değil. Çocuk psikologlarına göre bir de "gizli saldırganlık" var.
    Diğer çocuklara emrivaki davranma kontrol ve manipüle etme gibi.
    Gizli saldırganlık gösteren çocuklar bazı çocukları oyuna dahil etmiyor onları göz ardı ediyor küsüyor arkadaşlıklarını bitiriyor ya da yalan söylüyor.
    Oyun ortamlarında yapılan gözlemlerde ve araştırmalarda; kızların gizli saldırganlık açısından erkekler kadar ve hatta onlardan daha saldırgan olduğu ortaya çıkıyor.
    EĞİTİM PROGRAMLARI SALDIRGANLIĞA İTİYOR
    Sanılanın aksine birçok eğitim içerikli program çocukları şiddete eğilimli hale getiriyor.
    Bir araştırmada şiddet unsuru içeren programları izleyen çocuklar ile eğitim içerikli programları izleyen çocuklar karşılaştırılıyor.
    Ortaya hiç beklenmedik bir şey çıkıyor.
    Gizli saldırganlık açısından bakıldığında eğitim içerikli program izleyen çocuklar daha saldırgan.
    Sebep ne?
    Bildiğimiz gibi hikayelerin yapısı benzer. Karakterler arasında bir çatışma çıkartılıyor işleniyor ve sonunda da çözülüyor.
    Eğitim içerikli programlara bakıldığında programın büyük bir kısmında iyi ile kötü karakterler arasındaki çatışma işleniyor ve geliştiriliyor.
    Çatışmanın çözümüne ayrılan zaman programın sonunda çok kısa bir bölüm. Belki de %5'lik bölüm.
    Yani çocuk çoğunlukla çatışmayı izliyor.
    Yetişkinlerin aksine çocuklar son ile başlangıç arasındaki ilişkiyi hemen kuramıyor. Filme bir bütün olarak değil filmdeki her davranışı bütüne bakmadan ayrı ayrı değerlendiriyor. Böyle olunca da bütün çatışma öğelerini ve gizli şiddet unsurlarını öğreniyor.
    Küçük bir çocuğun başka bir çocuğa "aptal karga" dediğini duydum. Babası da bana dönüp "Çizgi filmlerden öğrendi" dedi. O çizgi filmde aptal karga diyen karakter filmin sonunda kaybetmiştir ya da azarlanmıştır (belki de azarlanmadı). Ama çocuk bunu göz ardı ediyor. O karakterin davranışlarını bütünden ayrı değerlendirip öğreniyor.
    AİLELER DE GİZLİ ŞİDDETİ ÖZENDİRİYOR
    Yukarıdaki mantık ailelerde de geçerli. Hatta daha kötü.
    Çocuğun yanında tartışmaya başlayan aile çocuklar kavgaya şahit olmasın diye onları ortamdan uzaklaştırıyor.
    Bu durumda çocuk çok güçlü bir kavgaya/çatışmaya maruz kalıyor ama çatışmanın nasıl çözümlendiğini görme şansı olmuyor.
    (Kapı ardından sonunu ne kadar yakaladıysa.)
    Böylece de çatışmaları çözmeyi öğrenemiyor. Anne ve babanın görevi çatışmaların nasıl çözüldüğünü çocuklarına öğretmek. Deneylerde çatışmanın sonunu gören çocuklarda şiddet eğilimin azaldığı gözlemleniyor.
    Çocuk ailenin onunla ilişkisinden daha çok anne ve babanın birbiriyle ilişkisini örnek alıyor.
    Sonuç olarak şiddete eğilimi azaltmak için çocukların bizzat çatışmayı çözme yöntemini öğrenmesi gerekiyor.


#04.12.2009 16:58 0 0 0
  • noimage
    Avatarıma yanıp sönen asi_karanlık yazarmısınız renkleri ve boyutu önemli değil resme uysun yeter =)
#04.12.2009 15:31 0 0 0
#04.12.2009 15:02 0 0 0
#04.12.2009 14:48 0 0 0