Bir gün Güzellik ve Çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar. Ve dediler, '' Hadi, denize girelim'' Ve giysilerini çıkartıp sularda yüzdüler.
Ve bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp Güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti.
Ve Güzellik de denizden çıktı; ve kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu; çaresiz Çirkinliğin giysilerine büründü. Ve yoluna devam etti Güzellik.
O gün bügündür erkekler ve kadınlar onları birbirine karıstırır.
Ancak içlerinden Güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu.
Ve yine Çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardir ki, giysi onu gözlerinden gizleyemez.
Acımayı, sevmeyi ve sevilmeyi içimizin derinliklerinde hissedebilmemiz için bir yürek verildi...çoğu zaman sevdik ama sevilmediğimizi düşündük...
Bazen sevgiden kaçtık.
Çünkü taşıyamadık...
Sevmeleri bir çok kez erteledik ne kadar değerli olduğunu öğrenmiş saysak da kendimizi,
Eksik öğrendiğimizi öğrenemedik...
Öğrendiğimizde ise ya kimsemiz kalmamıştı, yada bir dahaki sefere deyip yine yarınlara erteledik...oysa sevgi ertelenecek bir şey değildi.
Dostlarımızla gereği kadar ilgilenemedik.
Çünkü yapmamız gereken işlerimiz vardı. Arandığımız zaman hep meşguldük,
Dostlara ayıracak zamanımız yoktu.
Vefasızlık Diz boyu oldu
Ama
Ama farkına varamadık...
İlişkilerimizin muhasebesini yapmaya, işlerimizin muhasebesini yapmaktan zaman bulamadık.
Ağlarken Yüzümüz Kızardı ağlamaktan utandık,
Nemli gözlerimizi herkesten kaçırdık...
Oysa bir çocuktan utanmayı beceremedik,
İyi bir örnek edasıyla küfrettik ayıpsa ayıp deyip.
Yırtık kazaklı, çıplak ayaklı, hüzün bakışlı sokak çocukları, değerimizde çakıl taşı gibi sertti. dokunsak, saçını okşasak elimiz acıyacak gibiydi...
Oysa Kelebek kadar narin olduklarını göremedik...yada görmek istemedik.
Anlayamadık bir türlü ve anlamak istemedik köprü altı meskenleri diye dışlamak daha bir kolay geldi sanki...sıcak odadan içeriye giren gün ışımıyla uyandıklarını düşünmek,
soğuk gecenin kollarından uyanmaktan daha vicdan rahatlatıcı geldi.
Ama çoğu zaman bir şey yapmadık,
Yetişecek yerlerimiz vardı; çünkü acelemiz vardı, dakikliğimiz önemliydi iş toplantılarında.
Şimdi sadece yapmayın diyebiliyorum, yapmayalım diyebiliyorum...
Ertelemelerden biraz soyutlanalım diyebiliyorum. biraz dinlenelim ve hızlı geçen zamanımıza aşklarımızdan, işlerimizden başka güzel şeylerde sığdıralım diyebiliyorum.
hiç şüphesiz hayatınızda karşılaşacağınız en garip kadındır! nereye koyacağınızı mütemadiyen şaşırırsınız. bazen en kuytunuzdaki tek dosttur. bazen en uzak diyarın buğulu gözlü yareni. bazen kıskanç garip bir mecnun. ama hep sıcak bir sine...
***
insanı hayat boyunca gerçekten seven tek şey. göğsüne yatıp sadece öyle durmanın bile psikoterapi etkisi yaptığı kadın. en incinmemesi gereken insan. en geçerli yaşam sebebi.
***
ulu sahsiyet sulu gozlu insan
her gecen gun ben bunun yokluguna nasil aliscam yaa seklinde dusuncelere daldigim
her gece allahım nolur ölmesin diye dua ettiğim kadin
***
hayatimdaki en masum insan,seviyorum.
***
bana "sen benden daha cesursun, ben ilk otobüsle memleketime döndüm, sen hayatın daha içinde olacaksın" diyen kişi. ama ben artık cesaret ne kadar gerekli bilmiyorum. cesaret yalnızlık demek, kırgınlık, kırılmışlık demek, yorgunluk demek, yol almak ama bazen de "değer miydi?" demek. ama hayatta bir de huzur gerek. huzuru da ondan uzakta bulmak öyle zor ki....
***
bir tek onun şiirini yazmak istediğin kadın!
dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan varlık
sizi dünyada en fazla sevebilecek insan
yanakları bi milyon pamuk helva gücünde olan...
***
yıllardır yaptıkları yetmiyormuş gibi, otomatik ödeme yapmak, faizsiz kredi vermek gibi hiçbir bankanın yapmayacağı bankacılık hizmetlerini yapan dünyalar tatlısı...
***
hayatımız boyunca hatalarımızla,hastalıklarımızla,şuyumuzla ,buyumuzla en çok üzdüğümüz kişi,en çok kokusu ve kucağı özlenir,kimse onun gibi saçımızı okşayamaz,kimse onun gibi karşılıksız sevemez...
***
dönüp dolaşıp varılan nokta.
***
sizin yüzünüzden gözlerinin dolduğunu gördüğünüzde, odadan çıkmasını bekleyip, kapıyı bi güzel kilitledikten sonra günün geri kalan bölümünde şiş gözlerle dolaşmanıza sebep, bir eşini asla bulamayacağınız kutsal.
***
elini tuttuğunuzda tüm samimiyetiyle elinizi tutan, sevgisini elinden kalbinize yollamayı başarabilen, kalp acınızın dinmesini sağlayabilen tek canlıdır yeri geldiğinde.gözyaşlarınızın gerçekliğine inanıp, o gerçeklik karşısında yüreği cız edip göz yaşlarını tutamayan en büyük sevgi kaynağınızdır.kanından canından yaratılmışsınızdır, kandır, candır.her sıkıntıya sizin için göğüs germeyi göze alabilecek, en zor zamanlarınızda yanıbaşınızda bitecek, en mutlu olduğunuz zamanlarda ise içtenlikle gülümseyecek tek varlıktır.kıymeti bilinmesi gereken, bilinmese bile sizi sonsuz sevebilen tek melektir anne.her nerede her ne şekilde yaşıyor olursanız olun bir yerlerde sevgi dolu bir yeriniz olduğunu her daim hissettiren varlıktır anne.
***
korkunca gamzelerine saklandığım, cok uzaklardayken bile kokusunu özlediğim, düşüncesiyle kalbimi eriten, gözlerimde ki gölgelrden içimi okuyan...hayatta beni sadece ben olduğum için seven tek insan,minik kadin.
***
hakkında şöyle bir hikaye vardır ki yürek burkar, anneyi üzdüğümüz her dakka sonradan yangın yerine döner insanın içinde.anne çocuğunu telefonla gece geç saatte arar, çocuk gençtir. asidir. annesine çemkirmeyi iş sanır, büyüme sanır, bağımsızlık sanır. genç- anne ne bu saatte arıyorsun!anne- yavrum gene mi rahatsız ettim seni?genç- evet, gene rahatsız ettin beni!anne- 20 yıl önce sen de beni tam bu saat bu dakikada rahatsız etmiştin yavrum. doğum günün kutlu olsun. iyi geceler.
(aglarsa anam aglar gerisi yalan aglar)
***
kapıdan girersin ve yorgunsundur.
- ya bugün anam aaladı çok yoruldum
- yalan sööleme aalamadım ben. der
bu kişi. komik bişi bunlar.
***
sesinizden atesinizi olcebilen insan..
sabahlara kadar koynunda ağladığım ve beni karşılıksız seven tek insan...
seni seviyorum deyince utanan ve sasiran insan modeli. yazmasi kolay da soylemesi...
***
sarilinca hersey duzelcekmis gibi gelir,ozleyince dunyanin en yalniz insani gibi hissettirir,birarada cok durunca basinizin etini yer,hasta olunca en iyi o bakar,ayaginiza bassa kendi cani acimis gibi uzulur,basiniza bisey gelecegini mutlak hisseder,genelde telefon kullanmasini bilmez,ogretmeniz yillar alir,arada babanizi cekistirir,pazarlik etmede bir numaradır,ustunuze olacagini iddia ettiginiz seye olmaz derse o genelde harbi olmaz,soyledikleri cikar.boyle cok sevilesi muhtesem saldirip isirilasi bi varliktir.
***
bişey söylemeye gerek yok sanırım : hayatımızın anlamı
(daha ötesi var mı diye düşünüp, ağladığım yüce, insan üstü varlık)
***
yaş ve mesafe gibi kavramlardan bağımsız, size verdiği koşulsuz sevgi ile her zaman sığınılabilecek bir limandır anne. başınızı okşayıp tüm korkularınızı yok edebilen bir büyücüdür. hayatta asla yalnız kalmayacağınızın garantisidir, ta ki o sizi bırakıp gidene kadar. bu nedenle gerçek yalnızlığı da eninde sonunda size yaşatacak olandır anne.
***
bitanelerin, bi tanesidir
***
sonsuza kadar yaşanması istenen tek varlık.
Seni seviyorum annem...seviyorum birtanem....
"sizin hiç gözyaşınız alnınıza aktı mı" diyen şair, bilir alınyazısının aslında nasıl bereketli bir suyla yıkandığını. Bilir...ve çığlıktan geçilmez sükûtları.
Deliliği bir muska gibi bağrımda asılı taşıyorum. Deliyim; delilsiz deliliğimle iftihar ediyorum. Aklı reddediyorum ki aklımla sevemem seni, aklımla onaylayamam sevgimi ey hayat. Sen aklıma yasaksın diye aklı yasaklıyorum kendime. Deliliği bir muska gibi bağrımda taşıyorum sevebilmek için seni. Deliyim, bırakın uslandırmayın beni...
Gözlerin palet artığı. Tuvalimdeki bütün renklere inat bir renkle gözlerin palette kalan, resmedilemeyen yani... Her defasında değişen, aynı gözle yalnızca bir kez görülen. Ve ellerin... Ellerin yorgun birer çocuktur/ çıkmaz gecelerin en kanamalı sabahlarına/ en geç sabahlarına kavuşan/ ve kavuştukça birbirine küsen/ yorgun birer çocuk... İmlâ, imgelerimin ortasına düştüğünde/ alaylı, tümcelerime ironi eklediğinde/ ve sen her gece darağacına küsüp, parmaklarının arasında çarmıh devirende/ küskün çocuk kalır ellerin birbirine....
Islak caddelerde, yağmur kokusu... Yalnızlık kapımı yıllar önce çaldı, boş bulundum içeri aldım. Misafirimdi... Artık ev sahibim! Nereye taşınırsam taşınayım, yalnızlığın kiracısıyım. Şimdi bu hayatın neresi benim.!!!
Odamda rüzgar var bugün... İçimde küs yapmış bir çocuk. Çocuğun içinde sokak!...
400 gr siyah yün ip
100 gr. simli değişik renk ip
5 numara örgü şişi
14 numara tığ
Yapılışı:
Pançomuza 140 tane ilmek yaparak başlıyoruz ve burayı siyah yün ipimizle yapıyoruz.Örgümüzü 2 düz 2 ters olarak 80 cm. olacak kadar örüyoruz.80 cm olduktan sonra kesiyoruz.Ve ikiye katlayıp uçlarından kol yeri kalacak kadar yer ayırıp dikiyoruz.
Örülüşü bittiğine göre artık kollarındaki desenlere geçebiliriz.Eğer saçaklı kulanmaktan hoşlanıyorsanız saçak yapabilirsiniz.Saçakları birbirine düğümleyerek değişik modeller yapabilirsiniz.Veya boncuk kullanıyorsanaz saçak yapacağınız ipe boncuk takalilirsiniz.Aynı şekilde pulda kullanabilirsiniz.
Kollar için öreceğimiz model şöyle:
Birinci sıra:Örgümüz hemen hemen 20 sıradan oluşacak.Ördüğümüz pançonun kollar için ayırdığımız kısmına 10 zincir yaparak başlıyoruz. Zinciri yapıp ileriye batıyoruz tekrar 10 zincir yapıp tekrar batarak sırayı böyle tamamlıyoruz.
İkinci sırada yaptığımız zincirlerin tepelerine batarak bu sırayıda tamamlıyoruz.
Üçüncü sıra:Bu sırada ise zincirlerin tepelerine üçer trabzan yapıp üçünü aynı anda çıkararak bir sıra daha tamamlıyoruz.Böyle böyle iki sıra zincir bir sıra trabzan istediğimiz uzunluğa gelene kadar örüyoruz.Daha sonra son sırada yaptığımız zincirlerin tepelerine bu defa 5 tane trabzan yapıp hepsini birden çıkararak pançomuzun kollarını bitiriyoruz.
İsteğinize göre aynı modeli pançonun alt kısmınada uygulayabilirsiniz.Veya alt kısmını sade kullanabilirsiniz.