Yüksek Ökçeler Hikayesinin Tahlili - Yüksek Ökçeler Hikayesinin Özeti - Yüksek Ökçeler Hikayesinin Ana FikriÖmer Seyfettin bu hikayesinde Hatice Hanım karakteriyle Batı hayranlığını, şekil üzerinde uygulamaya çalışan bir kadın tiplemesinden faydalanarak dile getirir. Tanzimat Edebiyatı’ nda sıkça işlenen bu konu Ömer Seyfettin’ de bu hikaye ile devam eder.
Hikayenin sosyal içerikli diğer bir konusu da izdivaç olayındaki çarpıklığın dile getirilişidir. Devrin getirdiği sosyal yapılanma kadınların genç yaşta ilerlemiş yaştaki erkeklerle evlendirilmesine zemin hazırlıyordu. Hatice Hanım’ da on üç yaşında iken altmışaltı yaşında zengin bir ihtiyarla evlenmiştir. Hatice Hanım bu izdivacın sonunda erkeklerden nefret etmeye başladığı görülür. Eşinin ölümünden sonra da bir daha evlenmemesi bu tepkinin sonucudur.
Hatice Hanım’ ın batı hayranlığı yüksek ökçeli ayakkabı merakıyla dile getirilir. Bu merak Hatice Hanım’ ın rahatsızlanmasına da sebep olmuştur. Devrin bu çarpık merakı Ömer Seyfettin’ in kendi kaleminde şekilcilik boyutuyla kendi uslubuyla dile getirilir.
Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım’ da artık gözünün görmediğinden vicdanım rahat düşüncesi ile eski hayatına tekrar geri döner.
*İmandan sonra, iyi bir kadından daha büyük bir nimet yoktur.
Hz. Ömer (R.A.)
*İyi bir adamın evinde fena bir kadın varsa, o adam Cehennem azabını çekiyor demektir.
Hz. Ali (R.A.)
*Yuvasını seven bir kadın için, tahammül edilmeyecek güçlük, katlanılmayacak fedâkarlık yoktur.
Hz. Ali (R.A.)
*Bir kadının terbiyesi; evlâdının terbiyesinden, dirâyeti de evlâdının kifâyetinden anlaşılır.
Ahmet RÜFÂİ (K.S.)
*Bir evin temeli çürük ise, yine bir müddet dayanır. Fakat içindeki kadın fenâ ise hemen yıkılır.
Hz. Ali (R.A.)
*Kadın olmasaydı dünyada hayatın neşesi olmazdı.
MEVLÂNA Celaleddin-i RÛmî (K.S.)
*Kadının güzel bir şekilde kendisini kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihad etmesi gibidir.
Hz. Ali (R.A.)
*İki dert vardır ki, bunların ilacını bilemiyorum: Biri idrar tıkanıklığı, diğeri huysuz kadın.
İyas bin Muâviye (Rah.A.)
*Kadınların en hayırlısı, zevcine muhabbet gösterendir.
Hz. Ali (R.A.)
*Kadınlarda vücut güzelliğinden ziyâde, huy güzelliği aranır. Her iki yönden güzel olan bir kadın tam kadındır.
Ze Mahşeri (Rah.A.)
*Kadınlarınızın en hayırlısı: İffetli, genç, şehvetli ve kocasına itaat edendir.
Hz. Ali (R.A.)
*Kadının sevgisi süreksiz ve geçicidir. Onun sinesine yaslandığın vakit sevilir ve okşanırsın; yanından ayrıldıktan sonra, kendisine bir yabancı, belki de bir düşman gibi görünürsün.
Şeyh Nefzavî (K.S.)
*Kadın, vücudun sol tarafından yaratılmıştır. Soldan meydana gelenlerden ise kimse doğruluk görmemiştir.
"Yüzyılların birikimiyle oluşan aşk kültürünü kavrayabilmek derinliği
olmayanlardan aşk beklemek (!)
gereksiz bir iyimserlikti belki, ama ben, her aşkta umudumla yine
sevdim...
Aşktı inandım, güvendim,, hatamı yaptım? Belki evet, belki hayır...
Karşıma çıkan basit kişilerle diğerlerinin değerini anladım...
Bu bir tecrübeydi belki de...
Biliyordum, Yaşam, kimsenin anlayamayacağı dengesiyle her gün doğumunda
sunduğu umudu,
akşam çökünce durduk yerde alırdı gözlerimden...Çoğunlukla aynı
başlardı
masallar;
Zamanın birinde bir kızla bir erkek varmış. Erkek sevdalıymış, kız onu
bilmezmiş.
Aşkını bilirmiş de onu bilmezmiş.
Dilekler ise yüksek katlara bir türlü ulaşmazmış.
Kız ay parçasıymış, dolunaydan güzel.
Gözlerinin pırıltısını yıldızlar kıskanırmış, bakışlarını şirin.
Ellerinin
inceliğini
Leyla kıskanırmış, belinin inceliğini Aslı...
Kadifeden yumuşak sesliymiş, sözleri senfoni inceliğinde güzel.
Konuştukça
inciler üretirmiş dudaklarından da,
sıraya giren kuyumcuların hiçbirinin gücü yetmezmiş satın almaya
Saçlarını deniz kızları örermiş o uyuduğunda. Uykusunda terlediği zaman
papatya kokarmış teni de,
bütün gün etkisi gitmeyen
bu kokuların nedenini kimsecikler bilmezmiş...
Uyanınca yeryüzü anlam kazanırmış her gün doğumunda yeniden.
Gelincikler güneşle barışır da, taç yaprakları kırmızıya boyanırmış
kendiliğinden. Rengarenk kuşlar ötüşerek
selamlarmış bu güzelliği, denizler çırpınarak. Rüzgar onun için esermiş
saçlarını dağıtmaya.
Saçları dağılıp çiçek yüzüne dolanınca, kelebekler raksedermiş
çevresinde.
Gülmesi bir ömre bedelmiş. Güldükçe, diğer çiçekler onun kendilerinden
soylu
olduğunu anladıkları
için aralarında fısıldaşırlar, gizlice yaprak dökerlermiş.
Gün gelmiş üzmüşler onu, ama dudaklarından dökülen inciler hiç
azalmamış.
Ağladığında bütün yıldızlar sönermiş.
Ateş böcekleri böyle zamanlarda haber ulaştırırmış onu çok sevene
(!)...
Birlikte ağlarlarmış; gökyüzü
aştan sona yağmur dökermiş gönüllerdeki ateşe.
Aşık kimseyi ona benzetemediğinden, içine tek bir damla düşmemiş
serinletmeye...
Gün gelmiş, çiçek yüzlü sevgili hasta olmuş, aşık sağlığından utanmış.
Ama
bunu kimsecikler anlamazmış.
Bekleyelim dermiş çiçek yüzlü sevgili. Başka bir söz demeyince, ne
kadar
sevse de aşığın elinden bir şey gelmezmiş.
Çiçek yüzlü sevgilinin sesini duymadığı günü gün saymazmış.
Burada anlatılır ki, bu aşk başlayalı beri, ateş böcekleri geceleri
bilinirmiş yalnızca...
Kalbimi kelimelerle doldurdum, mektuplarım onun için parmaklarını
yakıyor...
Dudaklarını da yakacak..
Dudaklarını ve tüm varlığını... Kıskanıyorum kelimeleri birer kelebek
gibi
sana uçuyorlar.
Kelimeler senin kokunla sarhoş. Saçlarını okşayan rüzgarı kıskanıyorum.
Kıskanıyorum.....
Aşk bir yaşayıştır, var oluştur... Yeniden doğmak için bir uyanıştır.
Aşkın
bütün sırrı ise iki kelimede..
Prof. Nevzat Tarhan'a göre, evlililiğin gizemli şifreleri
Bu şifreler en çok aileye ve karı-koca ilişkilerine yansıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan'la geleneksel aile eğitimimizde yapılan hataları, kırılması gereken şifreleri, erkek ve kadının evlilik algılarını konuştuk.
Türkiye'deki geleneksel aile eğitimini tarif eder misiniz?
Geleneksel aile eğitiminde özellikle kız çocukları iyi bir anne ve iyi bir eş olmaya göre hazırlanır. Bu, evlilik bağlarını güçlendirici bir yaklaşımdır. Aileler bu şekilde davranarak kız çocuklarına bağımlılık eğitimi verirler. Böylece babaya bağımlılıktan, eşe bağımlı olmaya doğru bir gidiş ortaya çıkar.
Bağımlılık bir sorun değil midir?
Sorundur elbette. Zira kadın açısından bireyselleşme sıkıntısı yaşanır. Kadının devamlı 'veren', kurallara uyan taraf olması, evlilik bağları açısından kendine güvensiz, söz hakkı olmayan bir annenin varlığını ortaya koyar ki; bu durum çocukların eğitimine yansır.
KADIN ÇAMAŞIR MAKİNESİ Mİ?
Kadın ve erkeğin istekleri nelerdir bu geleneksel yapıda?
Geleneksel yapımızda kadın, onu sevecek ve ihtiyaçlarını giderecek birini ister. Erkek de çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan, evinin yiyecek içecek, tertip ve düzenini ayarlayan birini arzu eder. Hatta erkekler hanımlarına, 'çamaşır makinesi' diye takılırlar. Erkekler evliliği ne yazık ki daha çok fiziksel ihtiyaçlarını giderecek bir beraberlik gibi görür. Kadın psikolojik ihtiyaçlarının karşılanacağını düşünür. Burada esas olan erkeğin, kadının psikolojik ihtiyaçlarını, kadının da erkeğin fizyolojik ihtiyaçlarını anlamaya çalışmasıdır ama, durum pek de bu boyutta ilerlemez.
AŞAĞI TÜKÜRSEN SAKAL
Evlilikte kadın ve erkeğe biçilen roller, çoğunlukla eşlere 'dar' geliyor, neler kodlanmış eşlere?
Bizdeki erkek, evlendikten sonra eşini sadece 'çocuklarının annesi' olarak görür, kendi eşi gibi görmez. Fakat kadın da annesinden, evlendikten sonra sadece 'çocuklarının annesi' gibi davranma eğitimi aldığından; dişiliğini, erkeğiyle mutlu olacağı paylaşımları unutur.
Sadece anneliği ön plana çıkarır. Bu arada erkek de 'çocuğa fazla zaman ayırıyor, benimle ilgilenmiyor' tarzında düşünerek, bundan rahatsız olur. Kadınlar o zaman, 'çocukları kıskanıyor musun?' diye sorarlar. Halbuki yaşanan kıskanma değil, kadının duygusal paylaşımının yanlış yöne sevk edilmesidir.
İYİ ANNELİK YETMEZ
Aileler çocuklarını yetiştirirken iyi eş ve iyi ebeveyn olma kavramlarını onlara ayrı ayrı anlatmalıdır.
Boşanmaların ya da aldatmaların artmasında bu yanlış kodların büyük etkisi var diyebilir miyiz?
Evet. Yaşadığımız çağda kadınların eşlerini ellerinde tutabilmeleri için iyi anne olmaları yetmemektedir. Kadınlar, erkeğin psikolojik ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerektiğini de bilmelidir. Bunu yapabilen kadınların evlilikleri daha kaliteli yürür. Aslında evlilikleri cennete çevirmek ve her zaman sevgili kalabilmek, heyecan duyabilmek mümkündür. Yeter ki doğru anlayalım birbirimizi
Anneler kızlarını evlendirirken, 'aman kızım idareci ol, sabırla hareket et' eğitimi verirler. Bu tavsiye bir noktaya kadar doğrudur, ama artık erkeklerin eşlerine karşı eskisi kadar sadık ve adil davranmadıkları da bir gerçektir. Erkekler eşlerinden daha güzel, daha çekici bir kadın gördükleri zaman, kadına sırtını dönebilme eğilimini eskiye göre daha fazla taşımaktadır. Böyle olunca evlilik bağları bir müddet sonra sarsılabilir. Bu eğitimi alan kadın mağdur olur.
Neşeli ve mutlu olmak, çocuğun anne babasından alabileceği en büyük hediyelerden biridir. Şunu da belirtmek gerekir ki, anlık neşe ve sevinçle (Örneğin çocuğa yeni bir oyuncak ya da yiyecek türü bir şey almak) sürekli sevinç ve mutluluk arasında derin bir farklılık vardır. Doğrusu çocuklar gezmek ister ve büyükler gibi derin bir mutluluk duymaya ihtiyaçları vardır. Gerçek neşe, çocuğunuzun ruhunu etki altına alan ve onda dünyanın her şeyi güzeldir hissi uyandıran daha derin bir konudur. Uzmanlara göre neşeli çocuğun belirli özellikleri vardır. Bu cümleden; Onur, anlayış ve kendine hâkim olmayı sayabiliriz. Bu özelliklerin oluşturulup geliştirilmesi sanıldığından daha kolaydır. Burada, çocuğunuza yardımcı olup hayata pozitif bakabilmesini sağlayacak 11 metot sıralanmıştır
1- Eski Uğraşlardan Faydalanın
Başarılı çocuklar genellikle neşeli olanlardır; ama hayatın problemlerine karşı çocuğunuzu hazırlamak amacıyla harcadığınız çaba, onun zamanının tamamını çeşitli programlarla doldurmanıza sebep olur. Baskının azalması için bütün çocukların bir zamana ihtiyacı vardır. Oyun ya da ders esnasında onlara bir mola verin ve bırakın hayalleri onları yönlendirsin ve özgürce oyun oynasınlar. Mesela fırsat bulduklarında haşere avlasınlar; kardan adam yapsınlar veya ağ ören örümceği seyretsinler. Bunlar, çocuğun hayal duygusunun gelişmesine ve dünyayı kendi adımlarıyla keşfetmelerine sebep olur.
İyisi mi sizler de meşgale dolu programlarınızı azaltın ve biraz olsun onlara eşlik edin.
2- Başkalarına Yardım Etmeyi Çocuklarınıza Öğretin
Neşeli olabilmesi, büyük bir topluluğun değerli bir üyesi olduğunu ve başka bireylerin hayatına anlam katabileceğini hissetmesi için yardım etmeyi öğrenmeli. Uygun fırsatlar yaratarak bu duyguyu onda uyandırın. Artık ona lazım olmayan eski oyuncaklarını kaldırın ve ondan ihtiyacı olan ailelere vermesini isteyin ya da bir markette fakirlere verilmek üzere bir miktar gıda maddesi almasını isteyin.
Çocuklar başkalarına yardımın hazzını küçük yaşlarda alabilirler. Örneğin siz fazla kumaş kırıntılarından bir bebek yaparken, iki yaşındaki çocuğunuz size yardım edebilir ve bebeğin gözünün ve ağzının nerde yer almasını söyleyebilir.
3- Çocuğunuzla Birlikte Fiziki Faaliyetleriniz Olsun
Çocuğunuzla birlikte yürüyüşe çıkın; oyun oynayın veya bisiklete binin. Böyle yaparak çocuğunuzun bünyesini güçlendirmenin yanı sıra onu neşelendirir ve yüzünün gülmesini sağlarsınız. Çocukları faal tutmak, streslerini azaltır ve enerjilerini sağlıklı bir şekilde boşaltmalarını sağlar. Sağlıklı çocukların fiziksel güçleri daha fazladır. Çocuklar dış görünümlerine üzülmekten ziyade, yaptıkları işlerle iftihar ederler. Çocuğunuzu ilgi duyduğu işe teşvik ederseniz, onu neşelendirmek için yeni bir metot kullanmış olursunuz.
4- Çocuklarınızla Birlikte Gülün
Çocuklarınıza espri yapın; komik şiirler okuyun. Gülmek çocuğunuz ve kendiniz için faydalıdır. Bunun tam anlamıyla fizikî bir delili şudur ki; güldüğünüz zaman üzüntü ve ıstırap gider ve daha fazla oksijen alarak rahatlarsınız.
5- Çocukları Överken Yaratıcı Olun
Çocuğunuz hedefinde başarıya ulaştığı zaman veya bir beceri kazandığında, "iyi yapmışsın" cümlesiyle yetinmeyin. Etkili bulduğunuz detaylara işaret edin. Mesela şöyle deyin: "Kitabın özetinde kahramanın vasfı için öyle bir metot seçtin ve öyle güzel ki, onun hayatta olduğunu hissediyorum." Ya da şöyle deyin: "O ağaçların resmini yapmak için kullandığın metodu çok beğeniyorum." Böyle bir davranış, resmi bir şekilde sırtına vurarak 'Aferin' demekten daha anlamlıdır. Genel olarak teşvikte ifrata kaçmayın. Dördüncü sınıf öğretmenlerinden biri şöyle der: "Önceleri her Perşembe öğrencilere ödül verirdim fakat daha sonra görevlerini yerine getirmek için değil, ödül almak için çalıştıklarının farkına vardım." Çocuğunuzun gerçek hoşnutluğun bir işi yapıp tamamlamakta olduğunu idrak etmesine çaba gösterin.
6- Eğer çocuğunuz kötü huylu ve bahaneci ise, hasta değilse muhtemelen açtır. Yemek zamanı değilse ara öğünlerden faydalanın; ama ara öğünü gıdalı yiyeceklerden olmasına dikkat edin; sadece karın doyurma maksatlı olmasın. İyi yemek, bahanecilik gibi ani davranış değişikliklerini azaltır ve sağlıklı olma hissini uyandırmaya iyi gelir. Faydalı ara öğünler şunlardan ibarettir: Az yağlı yoğurt, taze veya kuru meyve, buğday ekmeği, tereyağı ve reçel.
7- Gülümse
Bir çocuğa hiçbir şey tatlı bir gülümsemeden daha fazla güven duygusu veremez. Bu gülümseme, "Seni seviyorum" un kısa ve faydalı özetidir. Gülerken kucağınıza alın onu. Unutmayın ki, bu gülümsemeler ve kucağa almalar sadece çocuğunuz için değil, sizin için de yararlıdır.
8- Çocuklarınızın Sözlerini Dikkatle Dinleyin
Çocuğunuz için hiçbir şey, tüm dikkatinizin onda olduğundan daha önemli değildir. O esnada zihninde olanları size söylüyor. Daha iyi dinleyici olmayı istemez misin? Tüm dikkatinizi çocuğa verin. Güncel işlerinizle meşgulken çocuğunuz konuşmaya başladığında, bütün işlerinizi bırakın ve dikkatinizi ona yöneltin. Hiçbir zaman sözünü kesmeyin; düşüncelerini bölmeyin; hatta daha önce aynılarını duymuş olsanız bile. Sözünü kesmeden tüm dikkatinizle çocuğun sözlerini dinleyebileceğiniz altın fırsatlar, araba kullanırken çocuğunuzun yanınızda olması ve gece yatar kendir.
9- Salt İdealizmi Bırakın
Hepimiz çocuklarımızın her işi en iyi şekilde yapmasını isteriz. Fakat onların yaptıklarını tamamlamaya ve düzenlemeye kalkıştığımızda, ister istemez onların güven duygularını zayıflatmış oluruz. Ünlü bir yazar şöyle der: "Bir anne çocuğunun temizlemeği unuttuğu bir yeri tekrar temizlerse, ona kendisinin o işi iyi yapamadığını söylemiş gibi oluru ve maalesef çocuklar çok çabuk inanırlar yeterliliklerinin olmadığına.
Bir kez daha çocuğunuzun tamamlayamadığı bir işi yapmaya kalkıştığınızda kendinize sorun:
1- Bu konu, sağlık gibi hayati bir konumudur?
2- Bu konu 10 yıla kadar öylece kalacak bir konu mu?
Cevabınız olumsuzsa, yani o iş önemli bir konu değilse, bırakın çocuk bildiği gibi yapsın. Beceri kazanması için çocuğa yardım etmek, anne babanın görevlerinin büyük bir bölümünü teşkil eder. Çocuğunuzla aranızdaki sevgi bağı, onun masayı toplarken çatalı yerine koyup koymadığından daha önemlidir.
10- Çocuğunuza Sorunlarını Halletmesini Öğretin
Ayakkabısının bağını bağlamaktan caddeyi güvenli şekilde geçmeye kadar çocuğunuzun kazandığı her beceri, bağımsızlığa ve kendine güvene atılan bir adımdır. Hatta onun bu konularla karşılaşabileceği ve üstesinden gelebileceğini bilmek, onun kendisiyle barışık olmasına yardımcı olur. Çocuk, oyun arkadaşından eziyet görme ve dağılan puzzlelerini dizme gibi bir sorunla karşılaştığında, ona şu şekilde yardımcı olabilirsiniz:
1- Sorununu teşhis edin.
2- Onun aklına gelen çözüm yolu olup olmadığını sorun.
3- Nelerin o meseleyi çözeceğini belirleyin.
4- Onun tek başına mı yoksa sizin yardımınızla mı ilerleyeceğine karar verin.
5- Yardımınıza ihtiyacı olduğunda, yardım edeceğinize inandırın.
11- Çocuklarınıza Kendilerini İspat Etme Fırsatı Verin
Her çocuğun kendine has yeteneği vardır. Yeteneğini göstermesine neden izin vermezsiniz? Kitap okumayı mı çok sever? Yemek yaparken size kitap okumasını isteyin. Alışverişe gittiğinizde bırakın o seçim yapsın. Çocuğunuzun sevdiği işlere ortak olmanız, o işleri yapmanın etkisi altında kaldığınızı gösterir.
Olumlu yaklaşın. "Kaç defa dişlerini fırçalaman gerektiğini söylemem gerekiyor?" demek yerine şu cümleyi kullanın "Lütfen dişlerini fırçala ve bitirdiğin zaman bana haber ver ki, yatmadan önce gelip seni öpeyim."
Tehdit etmek yerine açıklamayı tercih edin. Çocuğunuza neden belli bir davranışı yapması gerektiğini açıklayın. Böylece neyi neden yapması gerektiğini öğrenebilir.
Kızma duygunuza engel olun. Çocuğunuzun yanlış davranışlarına öfkelenmek yerine, bu problemlerin çocuğunuza yeni bir şey öğretmek için güzel bir fırsat olduğunu düşünün.
Motive edin. "Gitme zamanı. Hadi son bir kez daha kaydıraktan kay sonra eve gidip en sevdiğin yemeği pişirelim." gibi yaklaşımlarla çocuğunuzu motive etmeye çalışın.
Esnek olun. Eğer çocuğunuz "Gitmeden önce şu programı bitirebilir miyim çok az kaldı?" diye sorarsa, anlayışlı olun. Eğer zamanınız varsa, çocuğunuzun isteklerine zaman zaman göz yumun. Bu çocuğunuzun karşılıklı anlaşmayı öğrenmesi için güzel bir fırsattır.
Güç kavgasını bırakın. Hiç bir şey çocuğunuz ile güç kavgasına girmekten daha rahatsız edici ve daha gereksiz olamaz. Çoçuğunuza, "Bir sorunum var. Temiz bir kazak giymeni istiyorum ama sen ısrarla aynı eski kazağını giymek istiyorsun. Sence bu sorunu nasıl çözebiliriz" diyerek sizinle uzlaşmaya davet edin. Eğer bir çözüm önerisi ile gelirse, anlaşma ihtimali artar. Dolayısıyla bazen çözümü ona sormaktan çekinmeyin.
Akıllı olun. Aileler genelde, işe yaramadığını bile bile aynı yöntemleri ısrarla kullanmaya devam ederler.. Eğer uyguladığınız yöntem işe yaramıyor ise problemleri çözmek için daha etkilisini bulun.
Öneri: Yaklaşımınızı değiştirmeniz çocuğunuzu değiştirmekten daha kolaydır. Kendinize çocuğunuzun davranışlarını düzeltmek, eğlenceli bir şekilde disiplin sağlamak ve öğrenme sürecini daha verimli kılmak için ne yapabileceğinizi sorun.
UYARI: Cezalandırma ile ilgili bu 3 önemli kuralı hatırlayın:
Kızgın olduğunuz zaman asla ceza vermeyin
Asla cezalandırmayı intikam amacı ile kullanmayın.
Ceza vermek sadece kısa vadede etkili bir araçtır, uzun vadeli çözüm için akılcı olarak eğitmeye çalışın.
Baba eşi ve çocuğunun yanında elinden geldiğince çok vakit geçirmelidir. Kendi zevki için eşi ve çocuklarının geleceğini dolayısı ile kendi uzun erimli mutluluğunu yakmamalıdır.
Çocuğu ile daha çok vakit geçiren baba, çocuğuna yapması gereken sorumlulukları öğretmelidir. Bu da söylemekle değil, çocuğunun yanındaki davranışları ile gerçekleşir. Bu şekilde çocuk babasından gördüğü erdemli davranışları taklit edecektir.
Baba oğluna , kendi cinsiyetine uygun rolde oyunlar öğretmeli ve bu oyunları onunla oynamalıdır. Bunlar çocuğunun ilgisine ve babanın mesleği ya da hobilerine göre sportif oyunlar, müzik ya da sanatla uğraşı, bahçe işleri vb olabilir. Çocuğunuza ne kadar yakınsanız o da sizin meraklarınıza o denli olumlu yaklaşacak ve çok şey paylaşabileceksinizdir.
Çok eskiden Orta Asya Türkleri döneminde babanın çocuklarına karşı olan yükümlülükleri arasında ata binmeyi, ok atmayı, yüzmeyi öğretmek gelirmiş. O dönemlerde kendisi ve ailesini korumak, hayatını kazanmak, bedensel ve beyinsel gelişimini arttırmak için bu aktiviteler gerekli görülürmüş. Günümüzde ise, çocuğun yaşına göre bisiklete binmesini , basketbol, futbol,yüzme vb. sporları ;satranç, dama gibi yaşıtları ile vakit geçirebileceği oyunları öğretmek uygundur.
Ayrıca baba çocuğuna bakkal ya da marketlerden alışveriş yapmayı, para hesabı yapmayı, görgü kurallarını, varsa bahçe bakımı ya da bilgisayar kullanımını öğretmelidir.
Baba çocuklarına sadece güç ve otorite gibi kaba tavırları kullanmak yerine, şevkat ve sevgi ile yaklaşımı esirgememelidir. Sevgi göstermek sadece kadınlara ait bir yaklaşım değildir. Sevginiz göstermek, zaman zaman özür dilemek onur kırıcı bir davranış değil, tam aksine sizi onun gözünde yükselten bir unsurdur.
Erkek çocuğunu belli biryaştan sonra baba yıkamalı,onu evde olduğu vakitlerde tuvalet alışkanlığını kazanana dek, tuvalet alışkanlığına yardımcı olmalıdır. Mümkünse baba onu gelecekte birlikte yapabilecekleri aktiviteleri anlatan öykülerle uyutmalıdır. Zaman zaman kendi işini engellemeyecek şekilde işyerine götürmeye çalışmalıdır.
Baba çocuğuna kendi küçüklüğünün eğlenceli ve komik olaylarını çocuğuna hoş bir şekilde anlatmalı, baba kendi babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir şekilde tanıtmalıdır.
Çocuğunun belli bir konuda zorlandığı durumlarda ona, kendisinin de benzer durumlarda küçüklüğünde zorluklar yaşadığını ,ama çalışarak bunların üstesinden geldiğini,onun da kendisine benzediği için bu durumlardan kolayca sıyrılabileceğini belirtmelidir.
Hedef daima uzun vadeli olmalı , herkes çocuğunun kendisi, ailesi, ülkesi ve hatta tüm insanlık için faydalı bir kişi olmasını hedeflemelidir. Her nesil kendinden daha iyisini yetiştirmekle yükümlüdür.
Bunu yapabilenler görev ve sorumluluklarını yapmış demektir. Bunu gerçekleştiremeyenler başarısızdır. Bunu gerçekleştirmek için ilk adım çocukla daha çok ve güzel vakit geçirmekle, doğumundan itibaren bakımına ve eğitimine bizzat katılmakla olur.
Kadının evdeki rutin işleri, her şeyin makineleşmesi ve otomatikleşmesiyle daha çabuk bitmektedir. Çocuk büyüten annelerin işi bile kolaylaşmış, kadının evdeki yükü hafiflemiştir. Kadın bir müddet ev gezmelerinde dolaştıktan sonra, 'kabul günlerine' gitmekten de vazgeçer. Çoğu zaman dedikodu ve gösteriş toplantılarına dönüşen bu günler, kadına pek de fayda sağlamaz. Düşünen, üreten ve toplumun sorunlarıyla ilgilenen kadını bu durum mutlu etmez, aksine rahatsız eder. Kadın evde kendisini yalnız ve işe yaramaz hissetmeye başlar. Hele çocukları büyüdüğü ve evleriyle ilgili sorumlulukları azaldığı zaman ne yapacağını düşünür. Sosyal bağları zayıflamış olan kadınlar, kendilerini çalışmaya yöneltir; işyeri açma veya işe girme gibi yöntemler bulurlar. Bazı kadınlar ise dernekler ve kadın kuruluşları gibi kendilerini kolayca ifade edebilecekleri sosyal faaliyetlere yönelirler. Para kazanma gibi bir mecburiyetleri yoksa, sanat alanlarına kayarlar. Atölye çalışmaları, kadını dedikodu yapmaktan daha üretken alanlara sevkeder. Kadın isterse, toplumdaki sosyal rolünü güçlendirecek pek çok şey yapabilir.
Sevgisizliğin kötü sonuçları, insanlar arasındaki ilişkilerin her alanında görülmektedir. Topluma kadın sevgisi girmezse hayat çok anlamsız ve çekilmez olacaktır. Hayatın renkleri kadının sunduğu sevgiyle artar ve kendisini gösterir. Kadının sevgi duygusuna yoksulların, zayıfların, yaşlıların, hastaların, toplumdaki bütün kesimlerin ihtiyacı vardır. Evdeki rolü kadını mutlu etmiyorsa, sosyal faaliyetlere yönelmelidir. Şu anda dünyanın bir çok yerinde kadınların kurduğu binlerce dernek faaliyet göstermektedir. Meselâ Almanya'da, üç kişi bir araya gelip dernek kurmakta, oradaki kadınlar sosyal faaliyetlere olan ihtiyaçlarını böylece gidermektedir.
Bizim geleneksel yapımız; kadını, evdeki rolü bittiği zaman, komşusuyla dedikodu yapmaya yönlendirir. Toplumdaki bu olgu değişmeli, kadınlar örgütlenerek, bulunduğu mahalleye, oturduğu apartmana ve sahip olduğu aileye neler katabileceği konusunda kafa yormalıdır. Kadınlar, oturdukları apartmandaki karı koca kavgalarının çözümüne bile yardımcı olabilirler. Onların sosyal hayata katılmasında pek çok fayda vardır. Kadınlar, şefkat duygularını kullanabilecekleri faaliyetlerin her çeşidine yönelmelidirler. Kadının kendisini özgür ve güvende hissetmesinin tek yolu, herhangi bir işte ücretli çalışması değildir.