kurdela nakışı - nakış örnekleri - kurdelalı nakış - kurdela nakışı tarifi - kurdela ile nakış nasıl yapılır
Malzemeler:
Simli ip
2 cm'lik bordo kurdele, güller için
1 cm'lik açık ve koyu pembe kurdele, tomurcuk ve goncalar için
1 cm'lik yaldız kurdele, yapraklar için
Kullandığımız teknikler ise şöyle:
Dallar için sap işi, ağacın gövdesinde ise sap işini sık bir şekilde uyguladık.
Yapraklar için yaprak tekniği.
İrili - ufaklı güller için katlamalı gül yapım tekniği,
Tomurcuklar için tomurcuk tekniği.
Tomurcuk tekniğinde iğne kurdeleye bir kere de dolanırken 4 kere dolayıp batın. Biraz zor oluyor ama duruşu çok güzel.
Her hafta özel bir aile saati ayarlamalısınız kendinize. Beklenmedik durumlar olsa bile bunun gerçekleşmesine özen göstermelisiniz.
Bu aile saati, bir planlama, iletişim, değer öğrenimi ve birlikte hoşça vakit geçirme zamanı olmalıdır. Bu, sizin aile olarak bir arada bulunmanıza yardımcı olan güçlü bir etken olacaktır. Hiçbir mazeret sizi ailenizle birlikte geçireceğiniz bu aile saatinden alıkoymamalıdır. Bakın bir annenin aile saatleri ile ilgili anlattıklarına: "Annem ve babam, ben beş ya da altı yaşlarımdayken, aileleriyle düzenli zaman geçirmenin değerini anlatan biriyle konuştular. Sonra bu bizim evimizde de başladı. Babamın birçok hayat prensibini bizimle paylaştığını hatırlıyorum. Çok etkilenmiştim."
Peki biz bu aile saatlerini nasıl oluşturacağız? O kadar çok iş güç var ki, aileme nasıl zaman ayıracağım diye düşünebilirsiniz. Aile saatlerini oluştururken ilkinde resmi bir saat vermek zorunda değilsiniz. Eğer isterseniz özel bir aile yemeğinde bunları yapmaya başlayabilirsiniz. Hayal gücünüzü kullanın ve toplantıyı eğlenceli bir hale getirin. Bir süre sonra, aile fertleri birden fazla yolla beslendiklerini anlayacaklardır ve aile saatleri oluşturmak kolaylaşacaktır. Çocuklar, ailesel etkinlikleri çok sever. Her çocuk kendileriyle ilgilenen bir ailenin ferdi olmak ister. Ayrıca, bu birliktelik ve paylaşmalar daha sık tekrarlandıkça bir araya gelmek daha da kolaylaşır. Bu toplantıların özellikle de çocuklar üzerindeki olumlu etkisini hayal bile edemezsiniz.
Nitelikli birliktelik için toplanmak şart
Hayatın temel prensiplerini ve ahlâk kurallarını öğrenmek için harika bir fırsattır.
Aile saatleri sorunları pratik yollarla çözmeyi öğrenmek için güzel bir zamandır.
Aile saatleri, ailenin kendisi ile ilgili eğitim için de vazgeçilmez niteliktedir.
Aile saatleri, şiir-hikâye okumaları, masal anlatımları, pandomimler, 'hadi anlat bakalım'larla şenlenen eşsiz zaman dilimleridir.
Yine herkesin her şeyi özgürce söyleyebilmesi ve paylaşabilmesi için müthiş bir fırsattır.
Ne hayallerle evleniyor insan.İdeal bir baba,mükemmel bir kadın olacağını,üstün vasıfları sayesinde baş tacı edileceğini umarak,çoğunlukla da severek-anlaşarak yuvalar kuruluyor.Kısa sürede nikâh masasına oturanlar olduğu gibi,yıllarca arkadaşlık ederek birbirini tanıdıktan sonra da evleniliyor.Niyetler güzel,başlangıçlar güzel.Peki ya sonra ?...
Sonra mutluluk coşkusu nasıl oluyor da bir huzursuzluk kâbusuna dönüşüyor? Akıl almaz yıpratma senaryoları icat olunuyor,nasıl "aile" olarak adlandırılan ulvi kavram psikolojik bir savaş ortamında katlediliyor ?
Eşler birbirine öyle nahoş muamelede bulunabiliyor ki,yıllarca güzel geçinmiş iki insan günün birinde eşine "seni hiç tanıyamamışım" diyebiliyor. Evlilik sürecinde gerçekten de değişime uğruyoruz,yani mecburen değişmek zorunda bırakılıyoruz!...Neden ?
Bırakın başkalarını,Allah rızası diyerek,Peygamberimizin Sünneti diyerek,ibadet niyetiyle kurulan yuvalardan dahi kara dumanlar tütüyor.Umduğunu bulamayanlar,hayal kırıklığına uğrayanlar,sonradan aklı başına gelenler,gözü açılanlar,rahatı sindiremeyenler...
Çocuklar Ne Olacak ?
İster kavga-gürültü devam etsin,ister boşanmayla sonuçlansın,nihayetinde olan çocuklara oluyor.Bir denge kuralı vardır,çocuk düşünür:
Ben annemi seviyorum(+)
Ben babamı seviyorum(+)
Devamında,anne ile babanın arasındaki bağın da (+) pozitif yani olumlu olması gerekir.Sözü edilen ilişkinin yönü (-) ise,yani olumsuz ise bir tutarsızlık vardır.
Anne ile çocuk veya baba ile çocuk arasındaki sorunlar çözülebilir.Ancak,bazı anne-babalar bir çocuk kadar da olsa makul düşünemedikleri için sorunlar çığ gibi çoğalır,gider...Halbuki çocuklar ne kadar çok seviliyordur! Evde her şey yolunda giderken çocuklar baştacı,ayrılık söz konusu olunca birer ayak bağıdır.
Ayrılık durumunda çocuklar iki şekilde kullanılmaya mahkûmdurlar: Çocuğu hangi taraf aldı ise,en kısa zamanda karşı tarafa nefret duymasını temin etmek.İkincisi,yüreği cız etse de çocukları karşı tarafa terk edip,kendi yoksunluğunu hissettirerek kendi kıymetini bildirmeye çalışmak...Bu iki tavrın dengeli ve sağlıklı bir orta noktasını uygulayabilmek ne yazık ki pek mümkün olmuyor.
Hangisi Yetişkin ?
Anneler bazen çocuklarına ilişkin sorunları dile getirerek çözüm önerisi bekliyorlar.Okula ilgisizlik,söz dinlememe,başarısızlık,şımarıklık,içe kapanıklık,istenmeyen davranışlar ve benzeri...Sohbet biraz derinlere indiğinde ise,maalesef şu kanaat hâsıl oluyor: "Çocuklar gerçekten dayanıklılar.Hatta bazen öyle olgun bir tavır takınabiliyorlar ki,adeta bir psikolog gibi anne ya da babalarını dinleyip,anlayış gösterip,onları yönlendirip yuvanın dağılmasını önlemeye çabalıyorlar."
Aslında durum çok basittir.Beş yaşındaki bir çocuk ne annesinden ayrılmak ister ne de babasından.Kime sözünü dinletebilecekse ona boyun eğer."Anneciğim beni seviyorsan ne olur babamdan ayrılma!" diye yalvarır.
Ergen olmuş bir evlat,her ikisini de karşısına alıp "siz ayrılacaksanız ikinizin de yüzüne bakmam veya beni yok bilin" diye haykırabilir.Kendini bilen insanlar için evlatlarından bu tür sözler duymak ne utanç vericidir.
Ve şüphesiz ve mutlaka karşı taraf suçlu,kendisi masumdur.Farkına varmadan bir karar verirler: "Boşanmalıyım.Anam-babam bana sahip çıkar,çocuklarıma onun yokluğunu hissettirmem." Erkek ise kısa zamanda ideal eş ve evlilik hayalleri,kadın da bir iş bulup kendi ayakları üzerinde durma,yani bağımsızlığını kazanma fantezileri kurar durur.Süreç artık başlamıştır.Adeta bir bilim adamı gibi,ev içinde cerayan eden tüm süreçler,bu tür yargıların desteklenmesi için delil olarak hafızalara kazınır.
Ayrılık gerçekleşip murat hâsıl olduğunda(!) ise,ortaya çıkan tablonun insanı mutsuz etmenin çok ötesinde,ciddi rûhi bunalım ve hastalıklar için çok elverişli bir zemin olduğu ve ikinci evliliklere rağmen birinciye ait sorunların kişileri mutsuz etmeye yetip arttığı da tecrübe edilmiş olur.
İyi ki "kader" tesellisi var! Yoksa insanın başını taştan taşa vurası gelir.
Sırtınızı aşk tarafına dayadığınızda ayrılık hemen ayaklarınızın
ucundaysa, evet o zaman paranteziniz oldukca küçük, eğer ayaklarınızın
yetişemeyeceği kadar uzaksa hatta ucu açık bir parantezse de büyük
olarak anlatabiliriz aşkı...
Ama öyle aşklar vardır ki bazen, parantezi minicik olsa da içine,
ihaneti, tutkuyu, ihtirası, kavgayı, kıskançlığı, terk edilişi, geri
dönüşü, sevgiyi, masumiyeti, yani bir hayatta ne varsa ve bir aşkta ne
olması gerekiyorsa hepsini sığdırirsınız... Küçük bir parantezde
yaşadığınız aşkınızda, silinmeyecek izler, tekrarlanmayacak sahneler,
unutulmayacak anlar bırakarak geçersiniz birbirinizin hayatından...
Yıllarca kemikleşmiş, sevgiye dönüsmüş aşklarda, insanların bazen
birbirine ne kadar yabancı olduğunu farkedersiniz tuhaf bir şekilde...
Her şey kötü bir filmdeki kadar açık ve basit gelir o an...
Sanki aşkın tarafları daha önceden provasını yaptıkları bir oyunu
sahneye koyar gibi yaşarlar, yıllardır o kadar alışmışlardır ki
birbirlerine, tutku nereye gitmiş, aşk heyecanına ne olmuş anlaşılmaz bir türlü...
Sonra bilmediğiniz bir dilde, hiç provasını yapmadan katıldığınız
yeni aşk oyunu gözünüze bambaşka görünür, sıranız geldiğinde hangi rolü
yapacağınızı bilmezsiniz...
Ama o küçük paranteze dışarıda kalan ne varsa sığdırmaya çalışırsınız...
Sahip oldugum tek masalım bitti...Balkabagım başıma düştü.Ama saat daha on iki bile olmamıştı! Prensimle dans etmeye yeni başlamıştım. Ayaklarım tam da yeni uyum saglamıştı dansa...Baloya yeni alışmıştı bedenim...ruhum...
Ellerim daha yeni kavramıştı Prensimi korkusuzca... Titremesi yeni durmuştu bacaklarımın. Yeni yeni saglam basıyordum yere... Henüz başlamıştım mutlulugun,aşkın ne oldugunu anlamaya...Umurumda degildi hayat. Yoktu artık kalbimde acısı acıların. Aklımda yoktu kaybetmek...düşmek... Daha on iki olmamıştı saat... Düştü üstüme balkabagım.
Prensim bişey yapmadı. Hiçbir şey söylemedi. Tutmadı ellerimden...Arkasına bakmadan gitti. Halbuki masala göre böyle olmaması gerekiyordu. Saat on iki oldugunda benim ayakkabımı düşürüp ormana dogru koşmam gerekiyordu. Sonra Esasoglanımın beni bulmasıyla mutlu olmaydık bir ömür boyu. Ama öyle olmadı benim masalımda. Salon boşaldı. herkes gitti,masal bitti. Aslında böyle bitmemeliydi. Saat on iki bile olmamıştı daha... Biraz daha mutlu olmam gerekmiyor muydu, biraz daha sevilmem...
Bu masalda hile var!! Ama bu masalı degiştirecek ne gücüm, ne Prensim, ne de sihirli ayakkabım var... Bu masalda hile var!
Hayat sigara içmek gibidir her an sönebilir veya her an keyiflenebilir. Ne zaman söneceği hiç belli olmaz belki başında belkide sonunda bir yerde biticektir ama nerede olduğu önemli değildir...
Bazen her nefeste yaşarsın hayatı. her nefes cekişinde aslında ölüyorsundur birazcık daha ama yinede cekersin... İyiside vardır kötüsüde. bazen cektiğin nefes cok güzel gelir cok güzel bi tat alırsın bazende zehiri gelir kusmak istersin... Ama ne olursa olsun içersin sigarayı ne olursa olsun sonuna kadar götürmek istersin, bazende rüzgara kapılır kendi kendini yakarsın. Ama ne olduğu önemli değildir.
Yaşarsın hayatı önemli olan dolu dolu yaşamaktır. Önemli olan yaşadığından zevk almaktır.Bu hayat üzülerek gecirilcek kadar uzun değil. Olabildiğine gülmelisin. Gülücük saçmalısın etrafına her nefeste zehir değil tat bırakmalısın ağızda...Sevdiğin kadar sevilirsin.Üzdüğün kadar üzülür güldürdüğün kadar gülersin... Hayat belkide cok kısa bilemezsin belkide cok uzun...
Her anını doya doya yaşamalı.. Aslında yaşamak cok güzel. Bir anlamı var herşeyin. Yaşamanın nefes almanın bile belkide... Bir düşünsene ya sen olmasaydın? Ne kadar cok şey kaybedicekti etrafındakiler. Gülmeyi senden öğrendi belkide kaç kişi, senin konuşmanı taklid etti kücük cocuklar kimbilir kaç kişi senin gibi sevilmek istedi... Bir düşünsene olmasaydın sen bir cok şeyin anlamı kalmıycaktı.