BiR-DOST

BiR-DOST

Admin
13.01.2008
Genel Kurmay Başkanı
525.784
Hakkında

  • YASLI ADAM, karakolun üç-bes basamaklik merdivenini birkaç kez dinlenerek çiktiktan sonra, ilk gördügü memura yanasarak:

    — Kayip ilâni vermek istiyorum evlâdim, dedi. Ne yapmam gerekiyor?

    Polis memuru, her günkü raporlardan birini yaziyordu. Antika bir daktiloyu takirdatip dururken:

    — Hallederiz bey amca, dedi. Herhalde torun kayboldu degil mi?

    Yasli adam, dudaklari titrerken:

    — Annemi on yildan beri görmedim, dedi. Babami da belki en az yirmi yil...

    Polis, yazmayi birakip adama döndü. Bu is elbette ki normal degildi. Ihtiyarin, susuzluktan çatlamis bir topragi andiran ve bembeyaz sakallarla çevrelenen yüzü, en az seksen yasinda olduguna delildi. Bu yüzden de elbette ki bunamis, anne ve babasinin öldügünü unutmustu.

    Yasli adam, yanindaki pencereden bakarken, parkin orta yerindeki ihlamuru gösterip:

    — En vefali dostum bu agaç, dedi. Ayni yasta olmaliyiz herhalde. Ne zaman disari çiksam gölgesinde dinlendim, kokusunu doya doya çektim içime. Ama o da benim gibi kuruyor simdi.

    — Peki!.. diye lâfini kesti polis. Yakinlariniz yok mu? Dostunuz, akrabaniz?

    —Yakinlarim, simdi çok uzaklarda, dedi adam. Dayim, amcam, teyzem, halam kim varsa orda. Esim de öyle. Sadece iki çocugum hayatta. Onlar da bu ihtiyardan biktilar tabi.

    Polis memuru, böyle tuhaf bir olaya ilk defa rastliyordu. Herhalde en çikar yol, bir ilân verir gibi görünüyor olmakti. Zaten bu ihtiyarcik, karakoldan çikar çikmaz her seyi unuturdu. Masadan bir kâgit kalem alarak:

    — Peki dedecim, dedi. Sen ne istiyorsan öyle yapalim. "Annem ve babam kayboldu" yaziyoruz degil mi?

    Yasli adam, küçük bir çocuk gibi hiçkirirken:

    — Yok be evlâdim!.. dedi. Kaybolan benim. Annem ve babam bu ilâni görürlerse, belki beni alirlar yanlarina.

    alıntı
#21.07.2008 16:51 0 0 0
  • Bu bir imtihansa ben kaldım, köprüsü olmayan bir ırmağa girdim, her adımda bir adım daha battım. Kaybettiğim her günde sevdamı daha fazla kucakladım. Çare aramadım; çünkü benim sevdam ölümdü.

    Dönmeyi istemedim bu çıkışı olmayan sokaktan Yorgun gönlümde bazen bir türkü çığırdım, bazen bir kelebek gibi uçurdum, bazen de el oyası gibi teker teker işledim

    Bazen de özlem duydum karşılıklı söylediğimiz kelimeye öyle ki aynı anda ki kızgınlıklara bile aramadım soruya cevap ve asla şikayet etmeyi düşünmedim dedim ya benim sevdam ölümdü.

    Ömrümde yalanlar en güzeliydi, bahaneler çok tatlıydı, sınırlı hükümler bırakmıyordular ve ayaza açık kalbimi acıtmıyordu.

    Bir bekleyişti sınırsız ve nedenli yazılmış oynuyordum. Rolüm mahkum bitişi herhangi bir hakimin kalemi kırması değildi. Sonucu bir ben değil, tüm insanlıkta olduğu gibi ve hayeller: Arkası yarınlar değil bir önceki güne veda ettiğimde biten hayeller

    Kayan bir yıldız gibi, son defa ellerin buluşmasında ansızlığa yenilen bedenimde hissetiğim ağır yükte, nedenleri sıralamadım.

    Dedim ya benim sevdam ölümdü.

    alıntı
#21.07.2008 16:46 0 0 0
  • Bir damla sevdanın adıdır Gözyaşı.. Nefes almaya başladığında nerede sonlanacağını bilmediği bir yolculuğa çıkmıştır çoktan.. Sahibinin yüreğini yansıtan aynada hayatın bıraktığı izlerden süzülür usul usul.

    Eğer dayanabilmişse benliğini kavuran hasrete,buharlaşıp uçmamışsa bütün umutlarıyla beraber gökyüzüne,artık vuslat zamanıdır,sevda dertlisiyle yürekle kucaklaşır..
    Yürek,gurbetteki yolcusunu yıllardır bekleyen hancı gibidir..
    Gözyaşına sinesini dostça açar,bilir dermanının yalnızca onda olduğunu..
    Bütün kuytularına en kalın zincirlerle demir atmış sevdanın ağır yüklerini üzerinden atmak istiyordur artık..
    "Bu zincirlerin anahtarı sensin,kurtar beni"der gözyaşına..

    Gözyaşı,yolculuğunun anlamını keşfetmenin verdiği güçle her limanını bildiği bir okyanusu dolaşan denizci edasıyla zincirleri açmaya başlar..
    Hasreti serbest bırakır önce,bütün özlemler kaybolur..
    Ardından tutkuya koşar,aşkın belini büker..
    Sıra son zincirdedir..

    Sevdanın ilk zinciri olan Aşka endişeyle yaklaşır gözyaşı..
    O kadar derine yerleşmiştir ki aşk,zincirin kopması yüreğin ölümü demektir..
    Birden ürperir.."Ölüm mü,sevda mı?"diye sorar yüreğe..
    Yürek son kez cesurca seslenir gözyaşına..
    "Dünyanın adı yalan,sevdam gerçek olmuş ne çıkar?"

    alıntı
#21.07.2008 16:41 0 0 0
  • Resimler gözüküyor arkadaşlar...

    sizin bazen bağlantıdan ya da upload sitesinden kaynaklıyordur açılmaması
#19.07.2008 22:53 0 0 0
#19.07.2008 22:49 0 0 0
#19.07.2008 22:42 0 0 0
#16.07.2008 20:36 0 0 0
#16.07.2008 20:34 0 0 0
#16.07.2008 20:26 0 0 0
  • Ömrümün kaldırım taşların da ayak izlerin kaldı,
    yüreğimin sokak başın da sesin dönüp de göremediğim yüzün kaldı
    rüzgarların getirdiği nefesin değdi de yüzüme içime ta içime çekip teninin kokusunu tutamadım içimde

    Ey benim içimin ağlayan yüzü,
    ömrümün sebebi,
    yenilgim,yanılgım, saflığım

    Ey benim içimin gülen yüzü, dört mevsim bahar olanım,
    ustam,zaferim,olgunluğum

    Gittim seni bensiz beni sensiz bırakıp gittim söylenmesi zor söylenemeyen sözler bırakarak ardım da,yaşanmamış yarım yamalak bir sevda bırakarak,
    canımın yarısını bırakarak gittim ve bittim aşkım
    Oysa neler ummuş neler beklemiştim sen benim her şeyim olacaktın,
    yarım kalmış eksik o hiç tamamlayamadığım hayatım tamamlanacaktı seninle,çektiğim acıların hediyesi olacaktın sen,
    ömrümün geri kalanı olacaktın oysa şimdi ellerin her şeyi,
    hediyesi,ömrüsün başkaları gözlerinin ta içine bakıyor başkaları dokunuyor o kıyamadığım tenine ve ben halen içimde yarım kalan sevdamla tutunuyorum hayata

    alıntı
#16.07.2008 20:19 0 0 0
  • Kızlar, anneleriyle çatışmalar yaşarken, erkekler de babalarının neredeyse hiçbir düşüncesini kaale almaz. Ebeveynlerle çocukları arasında yaşanan bu gerginliğin nedenlerine gelin şöyle bir göz atalım.

    Aileye bir kız çocuk katıldığında, belki de bu işe en çok anne sevinir. Kızını giydirip süslemek, ona büyük keyif verecektir çünkü... Kız evladın her zaman annesine ve diğer aile bireylerine daha yakın olacağı inancı da annenin sevinci artırır.

    Gerçekten de kız çocuk okul çağına gelinceye kadar annesinin dizinin dibinden ayrılmaz. En büyük isteği, annesine benzemektir. Bazen annesinin topuklu ayakkabılarını, elbiselerini giyip, ayna karşısında kendini izler.

    Ama çocukluk çağı sona erdiği zaman, kızın gözünde annenin tılsımı bozulur. Bir zamanlar büyük hayranlık duyduğu, giyimine kuş..... bayıldığı annesini artık küçümsemeye başlamıştır.

    Anne genç olmasına gençtir ama kızının gözünde çoktan yaşlanmıştır! Annenin düşüncelerini saçma bulmaya başlar. Kılığını kıyafetini eleştirir. Annesiyle sokağa çıkmak bile istemez.

    Kız çocuğun babayla ilişkisi ise tam tersine yıllar geçtikçe düzene girer. Genç kızın hayalindeki beyaz atlı prens, babasına benzemektedir. Baba-kız arasındaki bağlar işte bu dönemlerde iyice güçlenir. Babanın da kızına karşı daha yumuşak davranması, ikili arasındaki ilişkiyi güçlendirir.

    Ancak baba-kız arasındaki bu yakınlaşmayı, genç kızın hayatına giren bir delikanlı bozabilir. Baba, hiçbir erkeği kızına layık görmez çünkü...

    Kız çocuk büyüdükçe neden annesiyle olan ilişkisi bozulmaya başlar peki? Bu sorunun birçok farklı yanıtı var...

    Kız evlat, yaşı ilerleyip kişiliği geliştikçe, annesinin modeli haline gelmekten ürker. Annenin onu kendi kalıplarına sokma çabaları, genç kızı annesinden uzaklaştırır.

    Kızın babaya yaklaşmasında da farklı nedenler rol oynar. Babanın kızına daha yumuşak ve anlayışlı davranması, evde baba-kız ittifakının doğmasının nedenidir.

    Evde ana-oğul ittifakı kurulur

    İster kırsal kesimde, ister kentte olsun, bir erkek için erkek evlat ona verilebilecek en değerli hediyedir. Oğul küçük bir bebekken annesinin de gözbebeğidir.

    Oyun çağına gelinceye kadar annesine düşkünlüğü devam eder. Fakat oyun çağında babayla daha çok vakit geçirmek ister. Babasının mucizeler yaratan güçlü biri olduğunu düşünür.

    Baba traş olurken, oğul onu izler, hatta gizli gizli traş makinesiyle oynamaya çalışır. Yaşı ilerlerken babasının hareketlerini taklit etmeyi sürdürür.

    Fakat çocukluk dönemi geride kalırken delikanlı babasının gerçekte dünyaları ona hediye edebilecek kişi olmadığını fark etmeye başlar. Babasının tutumu onu öfkelendirir. Öğütlerini dinlemek bile istemez. Giderek fikir ayrılıkları oluşur. Ve baba-oğul düşman kardeşlere dönüşür! Babanın da bu durumun oluşmasında payı vardır.

    Oğlu kendi başına güçlü bir kişilik oluşturmaya çalışırken, baba kendisine benzemek istemeyen oğluna tepki gösterebilir.

    Sonuçta, baba-oğul arasındaki gerginlik giderek artar.

    Bu kez anne, oğluyla kocası arasında kalır. Onlara arabuluculuk yapmak ister.

    Bu arada annenin gözünde oğlunun değeri iyice artmıştır. Evde ana-oğul arasında bir ittifak kurulur. Baba, oğlunun isteklerine karşı çıktıkça, anne harekete geçer.

    Sorun yoksa sevgisizlik mi?

    Genç kızın annesine baş kaldırması, onu küçük görmesi bir sevgisizlik belirtisi sayılmamalı. Aynı şekilde delikanlının babasına karşı çıkması, onunla arasındaki ilişkiyi kopma noktasına getirmesi de sevgisizlikten kaynaklanmaz. Sadece gençler, artık anne ve babalarından farklı bağımsız birer birey olduklarını anlamışlardır.

    Anne ve babalarına olan sevgileri değişmemiştir. Sadece nasıl anne ve baba, çocuklarının kendileri gibi olmalarını istiyorlarsa, çocuklar da ebeveynleri için aynı isteği duymaktadırlar.

    Bu tür çekişmeler, gençlerin kendi ayakları üzerinde durmaya hazır olduklarını gösterir.

    Evdeki sorunlara bakıp 'Bu çocuklar bizi inkar ediyorlar. Onlar için yaptığımız fedakarlıkları silip atıyorlar' diye düşünülmemeli. Aksine gençlerin kişilik sahibi olmalarına sevinilmeli.

    Elbette ebeveynlerle çocukları arasındaki kuşak farkı şu veya bu şekilde etkili olacaktır.

    Bunun sevgi eksikliğiyle bir ilgisi yoktur. Gençlere kızmak yerine onların kişiliklerini geliştirmelerine yardım etmek gerekir.

    alıntı
#16.07.2008 18:01 0 0 0
  • Son zamanlarda birçok araştırıcı, sağlıklı aile modelinin farklı özelliklerini incelemişlerdir. Bir aileyi sağlıklı olarak tanımlamayı ne olduğunu araştırırken, buldukları şey "tek bir düşünüş tarzı" ile bunun açıklanamayacağıdır. Aile üyeleriyle ilgili olarak aşağıda sayılan özelliklerin bulunması bu aileyi sağlıklı aile kavramına yakınlaştırmaktadır.

    Aynı şartlarda bulunan aile üyelerinin birbirine karşılıklı sevgi ve güven duyması.
    Aile üyelerinin birbirlerinin algı farklılıklarına saygı göstermesi ve anlamaya çalışması
    Aile üyelerinin birbirleriyle iletişim kurabilme yeteneği.
    Aile üyelerinin değiştirilemeyecek durumları kabullenir olması.
    Ebeveyn ve çocuklar arasındaki sınırları açık ve seçik olarak belirleyebilme.
    Ayrıca bunlara empati yapabilme (Kendini karşısındaki insanın yerine koyarak düşünebilme) de eklenmiştir.

    Ailede bir veya daha fazla kişinin ruhsal hastalığının olması, o ailenin sağlıksız olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak, özellikle ailede bulunan çocukların temel ruhsal gereksinimlerinin daha iyi bir şekilde karşılanması ve ileriki yıllarda topluma daha mutlu bireylerin kazandırılabilmesi açısından soysa-kültürel çevre içinde yerleşmiş durumda olan ebeveynlik kavramına ve ebeveynliğin niteliklerinin kapsamına, bunların akıl sağlıkları da girmektedir.

    Ruhsal bozukluklar, stres altında olan küçük çocukları olan ve birçok sayıda çocuğa bakım veren ebeveynlerde, özellikle de annelerde daha sık görülmektedir. Ruhsal hastalıkların tedavi edilmedikleri durumlarda uzun süreceği ve tekrar edebileceği gözönünde bulundurulursa; ebeveynlerinde ruhsal hastalık olan çocukların, ebeveynlerinin birden fazla epizot (nüksetmesi) geçirmesi durumunda çocuklarda birden fazla gelişim evresi bu hastalıktan etkilenecektir. Daha sağlıklı aileler ve daha sağlıklı nesillerin oluşabilmesi açısından gerekli durumlarda vakit kaybetmeden konunun uzmanlarından yardım almanın önemi giderek daha çok açığa çıkmaktadır. Ailede ruhsal hastalığı olan bireyin, hastalığı ile ilgili bilgi sahibi olmak, aile içi daha iyi iletişim kurabilmenin yollarını aramak, problemle ilgili çözümler üretebilmek açısından gelişen tıp bilimi çerçevesinde ve bilimsel çalışmaların ışığı altında bilgi sahibi olmanın ne kadar önemli olduğu bugün yadsınamaz bir gerçektir.


    alıntı
#16.07.2008 17:57 0 0 0
  • Birbirlerini severek evlenenler, sevgilerini ömür boyu sürdüreceklerine dair söz verir, yemin ederler.

    Fakat romantizm devri bittikten sonra yavaş yavaş taşlar yerinden oynar. Muhabbet gülleri solmaya, aşk masalı bitmeye yüz tutar. "Bize neler oluyor? Acaba evlilik sevgi büyüsünü bozuyor mu?" sızlanmaları başlar.

    Halbuki sevginin büyüsünü bozan evlilik değildir. Sevdiklerini elde edenler, evlendikten sonra birbirlerine yeterli ilgiyi göstermiyorlar. Daha önce sevdiği için uykusuz kalan gözler, onu görmüyor. Sahip olmak için plan yapanlar, sevdiğinin yanında olduğunun farkına bile varmıyor.

    Narin sevgi çiçeğinin ilgisizlikten sararıp solacağı unutuluyor. "Ben zaten onu seviyorum" düşüncesiyle ilgisiz davranmanın sevgi büyüsünü bozacağı dikkate alınmıyor. Erkek, işten gelir gelmez, "Off! Çok yoruldum." diyerek hemen TV'nin düğmesine dokunuyor. Oysa önce eşinin günün nasıl geçtiğini, ayaküstü de olsa sormalıdır. Bu davranış kadında "eşimin ilk ilgi alanı ben olduğuma göre demek ki, beni çok seviyor" duygusu uyandırır.

    Eşi tarafından ilgi görmeyip ihmal edilen kadın kendisini ev işine verir. Gözü sadece işini görür. Bazı erkek de kadının maddi ihtiyacını karşılamakla onunla ilgilendiğini sanır. Elbette her dakika aşk destanı yazılmaz. Ama sevgi dolu bir bakış, bazen hoş bir gülüş, bir çiçeği sunuş, ya da şefkatle yaklaşıp sıkıntısını paylaşmak, gün ortasında sadece "seni seviyorum" mesajını atmak...

    Veya tek kelimeyle "sesini duymak istedim" sözcüğü iletmek ilgiyi canlı tutan küçük davranışlardır. İlgi, evliliğin bakımını yapan, onu onaran ve eşleri birbirine bağlayan gönül bağıdır.

    Kadının da eşini kapıda karşılaması eşine "seni çok seviyor ve özlüyorum" mesajını verir. Şayet eşler, çalışıyor ve eve birlikte dönüyorlarsa erkek, "ben erkeğim" düşüncesiyle TV'nin karşısına geçip ayaklarını uzatmamalıdır. İş yapmasa bile mutfağa seğirten eşinin yanına uğraması kadının tüm yorgunluğunu giderir.

    Çünkü sevgi ışık gibidir. Sevgi ışığının sürekli yanması için ilgi düğmesini açmak gerek. İcabında eskiyen ampullerle ilgilenerek ışığın artması sağlanmalıdır. Yoksa ilgisizlik o sevgi ışığını zamanla sördürebilir.

    alıntı
#16.07.2008 17:55 0 0 0
  • 4 kişilik Malzeme:

    500 g yeşil kuşkonmaz,
    1 demet fesleğen,
    2 katı yumurta,
    40 g tereyağı,
    500 g erişte,
    100 g krem şanti,
    30 g gorgonzola peyniri,
    beyaz biber,
    hindistancevizi pudrası,
    1 tatlı kaşığı limon suyu.

    Yapılışı:

    1. Kuşkonmazları soyarak 3-4 cm uzunluğunda doğrayın. Fesleğeni soyarak ayıklayın, garnitür için bir kaç yaprak ayırın, gerisini kıyın. Yumurtaları soyarak küp halinde doğrayın ve kıyılmış fesleğenin yarısı ile karıştırın.
    2. Tereyağı eritin, kuşkonmazları tencerenin içine koyun, kapağı kapatın ve 8-10 dakika sote edin. Erişteleri bol tuzlu suda dişe gelir şeklinde haşlayın. Haşlama suyunu dökün.
    3. Kremayı kuşkonmazlara karıştırın, gorgonzola peynirini içine atıp devamlı karıştırarak eritin. Tuzunun, karabiberini ve limon suyunu ayarlayın. Hindistancevizi pudrası ve kıyılmış fesleğeni katın.
    4. Erişteleri kuşkonmazlara karıştırın, üzerine buz parçaları serpiştirin. Kalan fesleğen ile garnitür yapın.

    alıntı
#16.07.2008 17:49 0 0 0
  • Malzemeler:

    2 adet yufka
    1 paket spagetti
    2 su bardağı süt
    1 çay bardağı sıvı yağ
    2 adet yumurta
    1 su bardağı ezilmiş beyaz peynir
    2 çorba kaşığı margarin
    Tuz


    Yapılışı :

    Spagetti haşlanır, süzülür, yarım çay bardağı yağla karıştırılır. Eritilmiş margarinle tepsi yağlanır. İlk yufka sarkıtarak tepsiye yerleştirilir. Üzerine margarin sürülür. İkinci yufka üzerine serilir, margarinlenir.

    Makarnanın yarısı yufkaların üzerine dökülür, peynir serpilir. Kalan makarna da peynirin üzerine yerleştirilir. Kalan yağ, süt ve yumurtalar çırpılır. Spagetti makarnanın üzerine gezdirilir. Kenarlardan sarkan yufkalar üzerine toplanır. Kalan margarin yufkaya sürülür. 190 derece, sıcak fırında kızarana kadar pişirilir.


    alıntı
#16.07.2008 17:47 0 0 0
  • Malzemeler:

    2 su bardağı erişte
    3 adet sosis
    1 su bardağı ezilmiş beyaz peynir
    1 çorba kaşı tereyağı
    3 çorba kaşığı sıvı yağ
    Tuz, karabiber


    Yapılışı:

    Erişte haşlanır, suyu süzülür, tekrar tencereye konur, tuz eklenir, tereyağında birkaç kez çevrilir.

    Sosisler doğranır, üzerine tuz ve karabiber katılır, sıvıyağda rengi dönene dek kavrulur. Eriştelerin üzerine eklenir. Peynirde ilave edilir, karıştırılır.

    alıntı
#16.07.2008 17:45 0 0 0
  • Malzemeler:

    1 paket burgu makarna
    1 demet ıspanak
    2 su bardağı süt
    3 adet yumurta
    1 su bardağı rende beyaz peynir
    1 çay bardağı sıvı yağ
    1 su bardağı rende kaşar
    Tuz ve karabiber

    Yapılışı:

    Ispanak haşlanır, süzülür, robottan geçirilerek püre yapılır. Yumurta, süt, beyaz peynir, tuz ve karabiber iyice karıştırılır. Üzerine ıspanak püresi atılır, biraz daha karıştırılır.

    Karışıma en son haşlanmış süzülmüş makarna eklenir.

    Yağlanmış fırın tepsisine makarnalı karışım dökülür, düzeltilir. Üzerine rende kaşar serpilir. 180 derece sıcak fırında kaşarlar kızarana kadar pişirilir.


    alıntı
#16.07.2008 17:43 0 0 0
  • Gerekli Malzemeler:

    350 g. Burgu Makarna,
    100 g. rokfor peyniri,
    100 ml. süt kreması,
    bir tutam rendelenmiş eski kaşar,
    1 su bardağı lor peyniri,
    birkaç ceviz,
    bir miktar tereyağı,
    tuz,
    karabiber.

    Hazırlanışı:

    Rokfor peynirini küçük parçalar halinde bölün. Tereyağını süt kreması ile birlikte bir tavada eritin. Rokfor peyniri ve lor peynirini tavaya ekleyip eriyene kadar bir tahta kaşıkla karıştırarak pişirin.

    Tuz ve karabiberle tatlandırın. Burgu makarnayı aşağıda tarif edildiği şekilde pişirin ve tavaya ilave edip karışımı harmanlayın. Servis yapmadan önce üzerine eski kaşar ve ceviz serpin.

    alıntı
#16.07.2008 17:40 0 0 0
  • Malzeme:

    1 paket makarna
    300 gr. kaşar rendesi
    150 gr. tereyağı
    4 yumurta
    1,5 kg. süt
    2 adet yufka
    Tuz
    Karabiber

    Yapılışı:

    3 litre suyu içerisine yeterince tuz katarak kaynatın. Makarnaları kaynayan suya atıp 10-15 dakika kadar karıştırarak haşlayın. Makarnayı süzüp üzerinde 1,5 su bardağı soğuk su geçirin ve bir tarafta dinlenmeye bırakın. Bir tepsiyi yağlayın, 1 adet yufkayı tepsiye yayın. Bir kapta tereyağını eritip makarnaya dökün. Kaşar peyniri rendesini, 3 yumurtayı ve sütü de yeterince tuz, karabiber ilâvesiyle makarnalara katın. Güzelce karıştırıp yufkanın üzerine iyice yayın. Kalan yufkayı makarnaların üzerine kapatıp bir yumurtayı çırpın ve bunu yufkanın üzerine sürün. Orta derecede ısıtılmış fınna tepsiyi yerleştirin. Yarım saat kadar fınnda tutun, dilimleyerek servis yapın.

    Not: Fırın makarna yufkasız olarak da aynı şekilde yapılır. Fırında biraz daha pişirmek gerekir.

    alıntı
#16.07.2008 17:38 0 0 0