Hafızanızı güçLendirin
Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz.
Uzmanlar düzenli uygulandığında çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.
Ters el alıştırması: Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.
Çocuk oyunu alıştırması: İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.
Harf alıştırması: Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Örneğin, çift t ve m'lerin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada, kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını arttırır.
Polisiye alıştırması: ''Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım?'' gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplamayı da unutmayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.
Yürüyüş alıştırması: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken, kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.
Ressam alıştırması: Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiğiniz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.
Ajan alıştırması: Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece, sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime hazinenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma, acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.
Resim alıştırması: Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örneğin, mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.
Otobiyografi alıştırması: Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de. Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.
Hipnoz alıştırması: Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağınız bir cümle belirleyin. Örneğin, Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim cümlesini tekrarlayabilirsiniz. Bu alıştdz. Ayrıca kısa hafızanızırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız
Yeşil mercimek 1 1/4 su bardağı
Maydanoz 1/2 bağ
İnce bulgur 1/8 su bardağı
Dereotu 1/2 bağ
Ceviz içi 1,5 su bardağı
Reyhan 1/2 bağ
Sivribiber 2 adet
Nane 1/2 bağ
Domates 1 adet
Pul biber 1/2 çorba kaşığı
Domates salçası 2 çorba kaşığı
Tuz
YAPILIŞI:
Mercimeği yıkayıp süzdürün. Tencereye koyun, 2,5 su bardağı su içinde bir taşım kaynatıp köpüğünü alın. Ateşi kısıp mercimekleri yumuşayıncaya kadar haşlayın. İçine bulguru katıp, karıştırarak soğumaya bırakın. Ceviz içini robottan hafif irice çekin. Biberlerin saplarıyla tohumlarını temizleyin. Biberleri ve taze otları ince ince kıyın. Domatesleri küçük küpler halinde doğrayın. Soğuyan mercimeğin içine salçayı, tuzu, biberi, soğanları, domatesleri ve yeşillikleri katıp, iyice karıştırın. Ceviz içini serpip karıştırarak haşlanmış asma yaprağı eşliğinde servis yapın.
K.Lahana 480 gram
Yeşil soğan 120 gram
Yumurta 0.60 adet
Mısır 60 gram
Maydanoz 0.30 adet
Hıyar 90 gram
Havuç 120 gram
Bezelye 60 gram
B.Peynir 60 gram
Sirke 30 gram
Limon 60 gram
S.Yağ 60 gram
Tuz 18 gram
YAPILIŞI:
Kırmızı lahana ince piyaz doğranır.Yeşil soğan ince doğranır.Yumurta haşlanır kabukları temizlenir.Maydanoz yıkanıp doğranır.Havuç rende yapılır.Bezelye haşlanır.Soğutulur.Bütün malzemeler karıştırılır. Limon sıvı yağ ve tuz ile sos yapılır.Servis yapılırken üzerine beyaz peynir rende yapılır.Sosu dökülerek servis yapılır.
YAPILIŞI:
Önce patatesler ve havuçlar haşlanır ve soyulur. Sonra kuşbaşı şeklinde havuçlar doğranır.Beraber karıştırılır.Marul yaprakları tabakların altına dizilir.Üzerine havuç ve patates konulur. Yanlarına turşu konulur ve servis yapılır.
İngiltere tarihi, 5. yüzyılda Britanya Adasına Anglosaksonların ayak basmasıyla başlar. Anglosaksonlar kendi adını verdikleri adaya yerleşip, 6 ve 7. yüzyıllarda birbirine rakip küçük krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Roma ve İrlanda'nın etkisiyle Hıristiyanlığı kabul eden Anglosaksonlar, Avrupa'yı da etkileyen bir medeniyet meydana getirdiler. 795'te başlayan İskandinav istilası 11. yüzyılın başına kadar birkaç defa tekrarlandı. Daha sonra Danimarkalı Büyük Knud, adayı tamamen fethetti. Anglosakson Hanedanından Edward (1042-1066) birliği tekrar kurdu. Bunun ölümü üzerine tahta geçen Harold'u tanımayan NormandiyaDükü William, taht üzerinde hak iddia etti. Normandiya kralları ve özellikle ilk Anjou'lu hükümdarlar Fransa'da geniş ve zengin toprakları olduğundan, Fransa'daki Capet Sülalesine bağımlıydılar. Küçük İngiltere Krallığı bir süre Avrupa'da Somme Vadisinden Pirene Dağlarına kadar uzanan büyük bir mülkün bir uzantısı gibi yaşadı. Avrupa ile ilişkiler İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığını sonu gelmez savaşlara sürükledi. Bunların başlıcası 1337-1453 seneleri arasında süren Yüzyıl Savaşlarıdır.
Üçüncü Henry, Galler ülkesinde uç beyliklerinin gelişmesini destekledi ve 1170 yılında İrlanda'da "Pale" sömürgeleri kuruldu. Birinci Edward, Galler ülkesini fethetti. Etkisini İskoçya'ya kabul ettirmeyi denedi. Daha sonra 14 ve 15. yüzyıllarda İngiltere Krallığı birtakım sosyal, dini, siyasi karışıklıklara sahne oldu.
Monarşi otoritesini parlamento aracılığıyla millete kabul ettiren Yedinci Henry ve Sekizinci Henry (1458-1541) düzen ve birliği sağlamlaştırdılar.
Birinci Elizabeth'in uzun ve başarılı saltanatında İskoçya'da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere Tudorlarıyla, İskoçya Stuartları arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı. Daha sonra İskoçya Kralı Birinci James İngiltere kralı oldu. 1707 yılında iki krallığı birleştiren bir antlaşma imzalandı. Bu tarihten sonra Büyük Britanya tarihi başlar.
On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Britanya büyük bir sanayi devleti olarak ortaya çıktı. Bunun yanında çeşitli yerlerde kurdukları sömürge devletleri ülke ekonomisinin gelişmesinde çok faydalı oluyordu. On dokuzuncu yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan,Afrika'da bazı devletler, Karayib Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu vardı. Bu sömürgelerin bir kısmı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ayaklanmalarla yavaş yavaş bağımsızlığını ilan ettiler.
Yirminci yüzyılın başlarında çıkan Birinci Dünya Harbine giren İngiltere, harbin sonunda imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştı. 1929-1930 dünya ekonomik buhranı büyük ölçüde İngiltere'yi de etkisi altına aldı. 1922 yılında bir ayaklanmayla İrlanda, Birleşik Krallıktan ayrıldı ve 1949'da İrlanda Cumhûriyeti kuruldu. İrlanda Adasının kuzeydoğusunda kalan kısmı Birleşik Krallığa kaldı.
İkinci Dünya Savaşına katılan İngiltere galip bir devlet olarak savaştan çıktıysa da, süper devlet olma niteliğini kaybetmeye başladı.
İngiltere'de İkinci Dünya Harbinden sonra günümüze kadar pekçok hükümet değişikliği oldu. Muhafazakar ile işçi partileri arasında iktidar el değiştirmektedir. Britanya, Birleşmiş Milletlerin, NATO'nun ve AET'nin aktif bir üyesidir.
İlk çağlardan bugüne İngiltere'nin geçirdiği dönüm noktaları, İngiltere'yi bugüne taşıyan köşe taşları, idari, tarihi ve ticari özellikleriyle bir medeniyetin özeti
Romalılar Britanya topraklarının büyük bir kısmını fethederek 1. ve 5. asır arasında kendi yerleşim birimlerini kurmuştur; ancak; nüfuzları sadece batı ve kuzey bölgeleri ile sınırlı kalmıştır. Romalılar 410-442 yılları arasında bölgeyi terk ettikten sonra, bu topraklar Jute, Saxon ve Angle kavimlerinin istilasına uğramıştır. Bu kavimler Hadrian Duvarı'ndan güneyde kalan bölgelerde yedi farklı devlet oluşturmuştur. Britanya adalarında Romalılar gelmeden önce yaşayan Kelt kavimlerinin kültürünü ancak İskoçya ve Wales halkı koruyabilmiştir. 9. asrın başlangıcında kurulan Wessex Krallığı, özellikle Büyük Alfred saltanatı zamanında bölgenin en güçlü devleti olup, Viking istilalarına karşı direniş hareketinin lideri olmuştur. Edward the Confessor'ın saltanatının başlangıcında (1042-1066), İngiltere Avrupa'nın en gelişmiş devleti idi; bu durum, I. William ve haleflerinin (özellikle I.Henry ve II. Henry) devlete Normanlı askeri derebeylik sistemini uygulaması sonucu pekiştirilmiştir. 12. asra kadar İngiliz Kraliyet ailesi, evlilik yoluyla Fransa topraklarının büyük bir kısmına varis olmuştur. Bunun sonucu çıkan toprak tartışmaları ancak Yüz Yıl savaşlarının bitimi ile 1453 yılında sona ermiştir. İrlanda'nın fethi de 12. asırda tamamlanmıştır, bununla birlikte İrlanda ile İngiltere arasında hiç bir zaman siyasi görüş birliği olmamıştır. İngiltere'de 11. ve 15. asırlar arasında süren sınırlı monarşi dönemi, tarihe kralın iktidarını genişletmesi ve yönetim kadrosunu etkin hale getirmesi olarak geçmiştir. Takip edilen bu siyaset, asilzade tabakasına karşı olduğu için özellikle Kral Stephen, John, III. Henry, II. Edward ve II. Richard zamanında, sık sık kararların uygulanmasını engelleyen bir çok hukuki tutarsızlık vuku bulmuştur; işin doğrusu bu kralların son ikisi, baronların planlarına daha uygun gördükleri insanların tahta geçmesi için tahttan indirilmiştir. Altmış yıl merkezi yönetimin çok güçsüz kalması ve kralın prestijinin düşmesine (V.Henry'nin 1415'te Agincourt'ta kazandığı parlak zafere, ve sonradan Fransa topraklarının büyük bir kısmının işgaline rağmen) sebep olan II.Richard'ın tahttan azledilmesi ve yerine amcazadesi Lancaster dukası IV.Henry'nin geçmesi daha sonra Güller Savaşı olarak bilinen iki hanedanın kan davası ile sonuçlanmıştır. VI.Henry Bosworth muharebesinde York'lu III.Richard'ı yendiğinde, 1461-1485 arası taht toplam altı kere el değiştirmiştir. İngiltere'nin en etkili hükümdarı kabul edilen VII.Henry, hanedanına tekrar güç ve prestij kazandırmada başarılı olmuştur. Bundan evvel bu kadar zengin ve güçlü olmamış bir devletin başına 1509 yılında oğlu VIII.Henry geçmiştir. İskoçya'nın siyasi planda gelişmesi, İngiliz kralının ülkeyi birleştirme yolunda başarısız çabaları doğrultusunda olmuştur. Ne var ki, 1437-1625 yılları arasında tahta geçen İskoçya hükümdarları, İngiliz krallarının üstülüğünü tanımasına rağmen, nüfuzunu koruyabilen Stuart ailesi mensuplarının çabaları sayesinde tüm İngiliz saldırganlığına karşı özgürlüklerini korumuştur. 1603 yılında VI. James'in I.Elizabeth'ten sonra İngiliz tahtına oturması direnişin mükafatı olmuştur. Wales, bazı zamanlar İskoçya ile birleşerek, bazen de bağımsız bir prenslik olarak, siyasi entrikalar çeviren İngiltere'nin insafına bırakılmış idi. İngiltere'de Tudor devri (1485-1603) önemli gelişmeler dönemi olmuştur: merkezi yönetim yeniden tesis edilmiş, VIII.Henry zamanında Roma'dan bağımsızlık kazanılmış, deniz-aşırı fetihler başlamış, Wales İngiltere ile birleşmiş ve, Elizabethan ve Jacobean tiyatro oyunu geleneği gül devrini geçirmiştir. Parlamento nüfuzunun büyük ölçüde artması, gelişmelerden en önemlisi olarak kabul edilir. Fransızlara karşı savaşmak için III.Edward'ın para talep etmesi gibi, asilzadeleri sömüren yüksek vergilerin onaylatılması için kullanılan Parlamento, 1530'larda yeni rol üstlenmiştir. VIII.Henry, Roma ile ilişkilerin kesilmesine sebep olan Act of Supremacy'yi (Hükümetin Kiliseden üstün olduğunu ilan eden Kanun) ve diğer bazı kararları Parlamento'ya onaylatmıştır. Bunun sonucunda bu kuruma prestijin yanında daha sonra hep istismar edilen devlet işlerine karışma yetkisi verilmiştir. İskoçya kıralı VI.James, kuzeni I.Elizabeth'ten sonra tahta geçmesine karşın, iki devletin birleşme kararı 1707 yılına kadar resmi olarak kağıda geçirilmemiştir. Tarih, kralın yetkilerini kısıtlamada gücü giderek artan Parlamento'nun orta-çağ aristokrasisinden daha etkili olduğunu göstermiştir. İngiltere'de 1649 yılında I.Charles'ın idam edilmesine ve İngiliz Devrimi (1649-1660) sırasında birçok cumhuriyetin kurulup dağılmasına yol açan İç Savaş, bu gücün ne kadar etkili olduğunu yansıtmıştır. Ortalıkta dolaşan siyasi fikirlerin akıl almaz çeşitliliğine rağmen (ki bunlar, Oliver Cromwell'i kral yaparak yeni monarşiyi kurma fikrinden, güya İsa'nın İkinci Gelişi'ne hazırlanmak için Protestan Cumhuriyeti'nin kurulması düşüncesine kadar değişiyordu), 1660'ta Devrim ileriye dönük başka bir fikir üretemeyince, II.Charles yurtdışından eski yerine çağırılmıştır. Ama, II.Charles hiç umulmayan bir şekilde 20 yıl içerisinde Parlamento'dan bağımsızlığını kazanmayı başardı. Fakat, popüler olmayan (ve Katolik) kardeşi II.James'in azledilmesinden ve sınır dışı edilmesinden sonra, kralın yetkisi yine kısıtlanmıştır. Bu sefer Parlamento hiç hata yapmadı; kendi şartlarını kabul ettirerek 1689'da henüz prens olan Orange'lı III.William'ı tahta oturttu. Bu zamandan itibaren kralın yetkileri çok kısıtlı kalmıştır; varisi Kraliçe Anne, Parlamento'nun istediği bir kanuna rıza göstermemeye cesaret eden son hükümdardı. Büyük Britanya İmparatorluğu (ismi 1707'den sonra böyle olmuştur), 18.asırda daha ziyade Fransa'ya karşı kazandığı Yedi Yıl Savaşları gibi savaşlar sayesinde dünyanın başlıca sömürge ve sanayi gücü olmuştur. 1776'da Amerika'daki koloniler elden gitmiş, ancak Napolyon savaşlarının neticesinde kazanılan zafer İngilizlerin denizde üstülüğünü sağlamıştır.
O zamanlar, Büyük Britanya İmparatorluğu üretimin hemen her sahasında Sanayi Devrimi'nin tekniklerini ilk uygulayan ülke olarak hem harpte hem sanayide dünyanın başlıca gücü olmuştur. Bir yandan sömürgelerin artması ham madde akışı ve pazar sağlarken, diğer taraftan nüfusun artışı ucuz işgücü kaynağı sağlamıştır. Feodalizmin ortaya çıkışından bu yana, toplum yapısında en önemli değişiklik, şehirde yaşayan insan sayısının artması ve daha zengin olmalarıdır. 1801 yılında İngiltere İrlanda ile, Birleşmiş Krallık ismi altında resmi olarak birleşmiştir. Kraliçe Victoria'nın uzun saltanatı (1837-1901) dendiğinde, akla ilk olarak İngiliz Siyasetinin nüfuzu, fetihleri, Protestanlaşma ve deniz-aşırı yerleşimlerin yanı sıra ülke ekonomisinin gelişmesi ve nüfusun artması gelir. İmparatorluk zirvedeyken, İngiliz hakimiyeti dünyanın çeşitli yerlerine yayılıyordu. Sadece ticari açıdan ele alınan sömürgelerin sınırları belirlenirken devlet ve etnik sınırları göz önünde bulundurulmamıştır. Gücünü büyük ölçüde yitirmesine sebep olan Birinci Dünya Savaşı, Avrupa devletlerinin kurduğu eski sömürge imparatorlukların sonunu getirmiş, ekonomide günümüzde bile hissedilen gerilemenin habercisi olan bunalımlar için zemin hazırlamıştır. Hiç bir zaman İngiltere ile İrlanda arasındaki ilişkiler iyi olmamıştır, ve bu münasebetler 1916 yılında açık savaşa dönüşmüştür. Bunun sonucunda ülkenin kuzey-doğusunda ağırlıklı olarak Protestan olan altı eyalet 1921 yılında bağımsızlık kazanmıştır. Nazi Almanya'sının II.Dünya Savaşında yenilmesinden sonra İngiltere sömürgelerinden vazgeçti; ve -eski sömürgeleri üzerinde nüfuzunu korumakla beraber- İngiltere'nin siyaseti daha çok Avrupa arenası üzerinde odaklanmıştır. Hong Kong, Cebel-i Tarık Üssü ve Falkland Adaları gibi imparatorluktan kalma topraklar, bazı ülkelerle sürtüşmelere yol açtı. Nitekim, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya süper güç olarak çıkan Amerika, Britanya İmparatorluğu'nun fazla problem çıkarmadan dağılmasını istiyordu. Asrın başında güç kazanan ve, kökleri teşkilatlanmış işçi hareketine dayanan Emek Partisi, İngiltere'nin iç siyasetinde Muhafazakar Parti'nin başlıca muhalifi olan Liberal Parti'yi önce eleştirmiş daha sonra Liberallerin oy potansiyelini kendisine çekmiştir. Emek'çiler ilk hükümetlerini 1924 yılında Ramsay MacDonald başkanlığında kurdular. Savaş sırasında kurulan Emek-Muhafazakar ittifakından sonra -ki bu ittifakın başkanı 1940-1945 yıllarda Winston Churchill idi- Birleşik Krallıkta birbirine muhalif söz konusu iki partinin siyasi rekabeti bu güne kadar hala devam etmektedir. Emek Partisi'nin 1945-51 hükümetinin sağlık, eğitim, konut ve sosyal hizmetler alanlarında yaptığı radikal reformlar çok etkin olmuştur. 1970'lerde ekonomide durgunluk, yüksek enflasyon ve dış ticaret yetersizliği, savaş sonrası alınan kararların geçersiz veya eskimiş olduğunu gösterdiğinde parti içi fikir birliği bozulmuştur. Bunların dışında, üretimin devlet bütçesi için önemli olan geleneksel alanlarında büyük düşüşler kaydedildiği bir devirde, Margaret Thatcher 1979 yılında radikal Muhafazakar hükümetin başında başbakan olmuştur. 1980'ler; özelleştirme, "halk vergisi" gibi radikal değişikliklerin yaşandığı yıllardır. Thatcher hükümeti 1983 ve 1987 Parlamento seçimlerinde üstünlük sağlayarak iktidarını devam ettirdi. 1982 yılında yapılan Güney Atlas Okyanusu Savaşı'nda Arjantinlilere karşı kazanılan zaferin, Thatcher'in popülaritesini zirveye çıkardığı kabul edilmektedir. 1990 yılının Kasım'ında Thatcher'in siyasi kariyerinin sona ermesi, halkın oyları sonucu olmayıp, uyguladığı siyasetin artık çağdışı oluşu ve problemlere tek yönden bakması sebebiyle parti mensuplarının ona olan güvenini kaybetmesinden ötürüdür. Durumdan memnun olmayanlar, Başbakanın, Muhafazakar Parti iç tüzüğüne göre bile yanlış hareket ettiğini göstermeyi başarmıştır. Böylece, Thatcher'in uzun süren başkanlığından rahatsızlık duyanlar mevcutken, bu suçlamadan sonra "problem" tam olarak somutlaştı. Bu yüzden Thatcher -seçimlerde kazanmasına rağmen- görevinden istifa etti. Yerine eski Maliye Bakanı John Major geçti. Major'a miras kalan ve hemen halledilmesi gereken meseleler arasında Kuveyt'i işgali üzerine Amerika önderliğinde başlatılan BM harekatına katılma anlaşması vardı. 1991 yılı başlarında yapılan bu harekata yaklaşık 30,000 İngiliz hizmet personeli katılmıştır. İngiltere'nin dış politikası, sonradan Avrupa Birliği'ne (AB) dönüşen Avrupa Topluluğu'nunki ile neredeyse özdeştir. İngiltere Hükümeti, sosyal alandaki anlaşmalara muhafazakar politikasına ters düştüğü için katılmayı reddetti. En problemli mesele, nihai sonucu Avrupa'da tek para biriminin devreye sokulması olan para birliği meselesiydi. Avrupa Para-birimi Sistemi (EMS) -bu sisteme göre, farklı Avrupa ülkelerinin döviz kurlarının küçük dalgalanmalarla sabit tutulması öngörülüyordu- bu problemi geçiştirmek için oluşturulmuştur. Hükümet, bu sistemi birkaç ay uyguladıktan sonra, para piyasalarının dayanılmaz baskıları altında anlaşmayı bozmaya mecbur kalarak onurundan tavizler vermiştir. Ne var ki, 1992 Nisanı'nda yapılan seçimlerde birçokları için sürpriz olacak şekilde yine Muhafazakarlar kazanmıştır. 15 yıldır muhalefette bulunmaktan umutsuzluğa düşen Emek Partisi, yeni başkanları Tony Blair liderliğinde partinin temel ilkelerini ve imajını tekrar gözden geçirdi. Kendilerine "Yeni Emek" ismini vererek pazar ekonomisinin vazgeçilmez rolünü kabullenmek ve Muhafazakarların anahtar reformlarının tersine bir politika izlemeyi reddetmekle geleneksel desteğinin bir kısmını kaybetse de, önceden hiç beceremediği, siyasette orta yolu yakalamıştır. Diğer taraftan, 1997 yılında Muhafazakar Parti, bir birini izleyen skandallardan sonra iç karışıklıklarla etkisiz hale gelmiştir. 1997 yılında Emek'in zaferi beklenmedik bir sürpriz olmasa bile, kazandıkları koltuk sayısının neredeyse 100 olacağını kimse tahmin edememişti. Üç yıl içersinde Blair Hükümeti birçok mevzuda başarılı olmasına rağmen, bazı problemlere çözüm üretememiştir. Sanayinin geleneksel alanlarından araba üretiminde başarısızlıklar ve halkın rızasına muhalif olarak devreye sokulmaya çalışılan Euro karşısında sterlinin gücü konusunda ihracatçıların kaygıları göz ardı edilirse, genel olarak ülke ekonomisi iyi denebilir. Hükümetin, sağlık ve eğitim programını hayata geçirmede ve güvenilir bir uluslararası imaj oluşturmada çok başarılı olduğu söylenemez. Hükümetin bazı kararları devletin haklarını genişletmesi olarak algılandığından özgürlük hakları hareketlerinden tepki almıştır. İskoçya'nın kendi Parlamentosu'nun ve Wales meclisinin açılması, yeni Londra Valisi'nin seçilmesi, John Smith'ten miras kalan ve Blair hükümetinin merkeziyetçi tabiatına ters düşen yetkilerin dağılma sürecinin sonucudur. İskoçya Parlamentosu, özellikle üniversite harçları hususunda Birleşik Krallığın politikasına ters birtakım kanunlar çıkarmıştır. Londra valiliğinde halkçı bir aday Ken Livingstone'un başarılı olmaması için partinin tüm umutsuz çabaları, Livingstone 2000 Mayıs seçimlerini bağımsız olarak kazandığında boşa çıkmıştır. Bununla birlikte, Kuzey İrlanda meselesi tam bir çıkmaza girmiştir.
Ağustos 1994'te varılan ateşkes anlaşması ileriye dönük büyük bir adım olmasına rağmen, sürecin yavaş olması ile ümitsizliğe düşen IRA mensupları kanlı eylemlere girişmiştir. 1996 Mayıs'ında yapılan seçimler, bölgede partilerin dağılımını yansıtmıştır; hükümet taraftarları, başkanları David Trimble ile beraber bölgeden sorumlu olacak Ulster Unionistler (yani Birlik taraftarları) ve Demokrat Unionistler'den meydana geliyordu; ve Sosyal Demokratlar, Emek Partisi (ki, liderleri Seamus Mallon, Trimble'in vekili olacaktı) ve Sinn Fein, milliyetçi kesimi temsil etmekteydi. İç siyasette yetkinin büyük bir kısmı ve bölünmüş iki İrlanda arasındaki bağları pekiştirme vazifesi anlaşmada geçtiği gibi yeni yönetime tevdi edilecekti. Bölgenin en etkin dört partisinin temsilcilerini kapsayan ortak yönetim sistemi uygulamaya geçmeden önce bölgede bir karara varmak oldukça güçtü. Esas problemi IRA teşkil ediyordu ve hükümet taraftarları bu tehdit yok edilmedikçe yönetim işbirliğine katılmayacaklarını ifade ediyorlardı. 2000 yılı Şubat ayı ortalarında IRA, silahlarını devletin uygun bulduğu bir programa göre teslim etmek istemediğini açıladı. Bölgeden sorumlu yeni bakan Peter Mandelson ortak yönetim meclisini kapattı. Mayıs 2000'e kadar, kördüğümün çözülmesinde pek ilerleme olmamıştır. Nihayet, IRA silah stoklarının kontrolü için uluslararası bir heyet oluşturulmasını önerdi. Şu anda bu teklif incelenmektedir.
Birleşik Krallık
Tarihçe(1906-1999)
Büyük Britanya, 20. Yüzyıla dünyanın en büyük ticaret imparatorluğu ve en güçlü ekonomilerinden biri olarak girdi.
•1906 Reformcu Liberal hükümet işbaşında.
•1914 I. Dünya Savaşı başladı.
•1918 Ateşkes. Britanya'nın toplam kaybı 750.000 kişi.
•1921 Güney İrlanda imparatorluktan bağımsızlığını ilan etti.
•1926 Genel grev.
•1929 Dünya Ekonomik Bunalımı. Yaygın işsizlik.
•1931 Birleşik Krallık Altın Standardı uygulamasını terk etti ve Paund devalüasyona uğradı.
•1934 Almanya'da Hitler'in iktidara gelmesine tepki olarak silahlanma harcamaları arttırıldı.
•1936 Kral VIII. Henry, Bayan Simpson ile evlenebilmek için tahttan feragat etti.
•1937 Neville Chamberlain başbakan oldu.
•1938 Chamberlain, Südet meselesini görüşmek üzere Münih Konferansında Hitler'le konuştu ve onunla anlaşarak Almanya ile savaş tehlikesini ortadan kaldırdığını ilan etti.
•1939 Almanya Polonya'ya saldırdı. Birleşik Krallık kısa süre sonra Almanya'ya savaş ilan etti. II. Dünya Savaşı başladı.
•1940 Winston Churchill başbakan oldu. Britanya Hava Savaşı. Londra bombalandı ('The Blitz').
•1941 ABD, Müttefiklerin yanında savaşa katıldı.
•1942 Alman Afrika Ordusuna karşı El Alamein Zaferi kazanıldı.
•1944 6 Haziran'da (D Günü) Müttefikler Normandiya'ya çıkarak Avrupa'nın Alman işgalinden kurtarılmasına başladılar.
•1945 II. Dünya Savaşı sona erdi. Britanya bu savaşta 330.000 insan kaybetti. İşçi Partisi, sosyal refah platformu programıyla iktidara geldi.
•1946 Hükümet, İngiltere Merkez Bankası (Bank of England), demiryolları, kömür madenleri ve diğer bazı taşınmaz varlıkları millileştirdi. Eski kolonilerden çekilme başladı.
•1947 Hindistan bağımsızlığını kazandı.
•1948 Birleşik Krallık BM Güvenlik Konseyi kurucu üyesi. Ulusal Sağlık Servisi (National Health Service) kuruldu.
•1949 NATO kurucu üyeliği.
•1956 Süveyş Kanalı Krizi. İngilizler Kanal bölgesini işgal etti ama ABD tarafından geri çekilmeye zorlandılar.
•1957 ABD'nin ülke topraklarına nükleer füzeler yerleştirmesi kabul edildi.
•1960 EFTA kurucu üyeliği.
•1961 İngiltere'nin AB üyeliği için yaptığı başvuru, Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle tarafından reddedildi.
•1968 Kürtaj ve eşcinsellik yasallaştı.
•1969 İngiliz birlikleri Kuzey İrlanda'nın Ulster bölgesine girdi.
•1970 Edward Heath liderliğinde muhafazakar hükümet. Grevlerde 8.8 milyon iş günü kaybedildi.
•1973 İngiltere AB'ye girdi. Petrol Krizi. Enerji ve maden işçilerinin grevleri sonrasında sanayi sektöründe haftada üç gün çalışmaya geçildi.
•1974 Harold Wilson liderliğinde İşçi Partisi hükümeti, maden işçilerinin taleplerini kabul ederek greve son verdi. Yüksek enflasyon.
•1975 Margaret Thatcher, Muhafazakar Parti liderliğine seçildi. Referandumda AB üyeliği halkça onaylandı. İlk Kuzey Denizi petrol boru hattı çalışmaya başladı.
•1979 Muhafazakarların seçim zaferi.
•1980 ABD'ye ait seyir füzelerine (cruise füzeleri) karşı büyüyen protestolar. İşsizlik ve şehir isyanları başladı.
•1981 Muhafazakar hükümet özelleştirme programını başlattı.
•1982 İşsiz sayısı üç milyona ulaştı. Arjantin, Falkland Adalarını işgal etti. İngiliz görev gücü gönderildi ve adalar geri alındı.
•1983 Vergi indirimi politikaları. Muhafazakarlar seçimleri ikinci kez kazandı.
•1985 İngiliz-İrlanda Anlaşması ile Ulster sorununu çözme girişimi.
•1986 Finans sektöründe devlet kontrolünü azaltıcı düzensizleştirme (deregülasyon).
•1987 Muhafazakarların üçüncü seçim zaferi. Parlamentoda ilk siyah milletvekili.
•1990 Muhafazakar partide John Major liderliği Thatcher'dan devraldı. İngiltere, Körfez Savaşına katıldı.
•1992 Muhafazakarlar seçimleri yine kazandı.
•1994 John Smith'in ani ölümü sonrasında Tony Blair, İşçi Partisi lideri oldu.
•1995 İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ve İngiltere'ye bağlılığı savunan (Loyalist) milisler karşılıklı ateşkes ilan etti.
•1996 IRA ateşkesi sona erdirdi. Parlamentoda istikrarsız bir Muhafazakar çoğunluk.
•1996 Dunblane adlı bir İskoç kasabasının ilkokulunda gerçekleşen katliam sonrasında silah kontrolüne yönelik kanunlar sertleştirildi.
•1996 Hayvanlarda görülen "Deli Dana" hastalığının insanlarda görülen Creutzfeldt-Jacob Sendromunun sebebi olabileceği anlaşılınca, AB bütün İngiliz dana eti ürünlerinin ithalini yasakladı.
•1996 Kuzey İrlanda'da bir anayasal reform forumunun seçimi ve Belfast'ta tüm tarafların katıldığı görüşmelere rağmen IRA, Manchester şehir merkezini bombaladı. Yıllardan beri yaşanan en çatışmalı Protestan Yürüyüşü (Orange March) sezonu.
•1997 Mayıs seçimlerinde İşçi Partisi büyük bir üstünlük sağlayarak on sekiz yıllık Muhafazakar iktidara son verdi.
•1997 Ağustos; Galler Prensesi Lady Diana, Paris'te bir araba kazasında öldü. Ölümünün ardından büyük kalabalıklar yas tutarken, medyanın ünlü kişileri sürekli takip etmesi uzun süre tartışıldı.
•1997 Eylülde İskoçya'da yapılan bir referandumla 1999 yılında seçilecek bir İskoç parlamentosunun oluşturulması kabul edildi.
•1999 İskoç Parlamentosu seçildi. İlk parlamentoda İşçi Partisi ve liberaller ağırlıkta, İskoç Ulusal Hareketi umduğu başarıyı yakalayamadı.
Amerika'nın, 1492'de Columbus tarafından keşfinden evvel Asya'dan bazı tarih öncesi kabileler Bering Boğazını geçerek Amerika'ya ulaşmışlardı. MS 1000 yıllarında bölgenin Avrupalı ilk ziyaretçileri olan Vikingler kuzey Newfoundland'e yerleşmeye başladılar.
Daha sonraki dönemlerde de Avrupalılar bölgeye gelmeye devam ederken Kanada'nın yerli kabileleri de farklı dil, din, gelenek, ticari faaliyetler, sanat, zanaat, kanun ve idare şekilleriyle kendilerine özgü bir topluluk oluşturmuşlardı.
Birçok Avrupa ülkesi Amerika'da yerleşim birimleri oluşturma hevesinde olmasına rağmen bu konuda ilk girişim, 1534 yılında St Lawrence River civarındaki topraklarda hak iddia eden Fransız kaşif Jacques Cartier'e aittir.
Bir diğer Fransız kaşif, Samuel de Champlain, 1600'lerin başlarında Quebec City'yi kurdu. Günümüzde 3,000 Fransıza ev sahipliği yapan Kanada, 1663'te Fransa'nın bir eyaleti oldu. Tam, Fransa kürk ticaretinden iyi karlar elde etmeye başlamıştı ki 'dostça' bir rekabet oluşturmak üzere İngiltere devreye girdi ve 1670'te Hudson's Bay Company'yi kurdu. Bir müddet, bu iki Avrupa kültürü bölgedeki birlikteliklerini barış içerisinde sürdürdüler. Derken 1745'te İngiltere birlikleri, Nova Scotia'daki Fransız istihkamlarından birini ele geçirdi - yeni dünyanın kontrolü için mücadele başlamıştı. İngiltere'nin 1759'da Quebec City'de Fransa'yı yenmesiyle de Seven Years' War olarak bilinen savaşların dönüm noktasına gelinmiş olundu. 1763'te imzalanan Paris Antlaşmasıyla Fransa Kanada'yı İngiltere'ye bıraktı.
Amerikan devriminin sonuna gelindiğinde (1775-83), yaklaşık 50,000 Kraliyet yanlısı İngiliz'in ABD'den göçü sonucunda bölgedeki Fransız ve İngiliz nüfusu daha dengeli bir hale geldi. Kanada ve ABD arasındaki son savaş olan 1812 Savaşından sonra İngiltere, tıpkı koloniler gibi Kanada'yı da kaybetme korkusuyla, 1867'de Britanya Kuzey Amerika Yasası (BNA Act)'nı çıkardı.
Kanada'nın anayasası sayılabilecek bu düzenlemeye göre Dominion of Canada kurulmuş oldu. Kanada'nın en önemli tarihi başarılarından biri olan ve 1885'te tamamlanan Kanada Pasifik Demiryolu'yla ülkenin doğu ve batısını birbirine bağlanmış oldu. 1912'ye gelindiğinde Newfoundland dışındaki bütün eyaletler, merkezi hükümetin bir parçası olmuştu. Newfoundland ise 1949'da birliğe katılmıştır.
Kanada, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yavaş yavaş refah seviyesini yükseltti ve 1931'de İngiliz Devletler Topluluğunun gönüllü üyesi oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Kanada bir kez daha İngiltere saflarında Almanya'ya karşı savaşa girdi, ancak bu sefer ABD ile savunma anlaşması yaptı ve Pearl Harbor'a düzenlenen saldırıdan sonra Japonya'ya savaş açtı.
İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Avrupa'dan Kanada'ya büyük göçler oldu. Bunu 1960'larda Asyalı, Arap, Hint, İtalyan, İspanyol ve Karayipli göçmenler izledi. Savaş sonrası dönemde ekonomik büyüme ve refah yaşandı.
Ülke 1967'de Montreal'deki Dünya Fuarı, Expo ile 100. Kuruluş yıldönümünü kutladı. 1975'ten bu yana ülkenin yerli halklarıyla toprak hakları anlaşmaları imzalanmaktadır ve bu anlaşmalarla yerli halklara, ülkenin kuzey bölümündeki geniş toprakların bir kısmı üzerinde kontrol hakkı tanınmıştır.
Fransızca konuşan Quebec ile İngilizce konuşan Kanada arasında var olan tatsızlık, 1960 sosyal olaylarıyla iyice gün yüzüne çıktı. Quebec'te 1976'da yapılan eyalet seçimlerini ayrılıkçı Parti Quebecois (PQ) kazandı. Bu konudaki hassasiyet zaman zaman şiddetlenip zaman zaman azalmaktadır. 1980 referandumunda (egemenlik referandumu) ayrılıkçılar %60'lık bir oranla mağlup oldu. Ekim 1995 sonuçları da çok farklı değildi. Bu durumda başbakan, bir nevi sus payı olarak, Quebeclilerin farklı bir toplum olduğunu kabul ettiklerini belirtti.
Sevr Antlaşması veya Sèvres Antlaşması (İng: Treaty of Sevres), Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan barış antlaşmasıdır. Yunanistan dışında hiçbir devlet tarafından onaylanmamış ve yürürlüğe girmemiştir.
İtilaf Devletleri ile Türkiye arasındaki savaş hali 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile sona ermiştir.
Sevr Antlaşması adını, son müzakerelerin ve imza töreninin gerçekleştiği Paris'in Sèvres banliyösünden alır.
Birinci Dünya Savaşı galiplerinin savaş sonrası dünya düzenini belirlemek için topladıkları Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1919'da açıldı. 7 Mayıs 1919'da Alman ve Avusturya-Macaristan barış koşulları açıklandı. Almanya ile Versailles Antlaşması aynı yıl 28 Haziran'da, Avusturya ile Saint-Germain-en-Laye Antlaşması 10 Eylül'de imzalandı. Türk barışının da diğerleri ile birlikte 1919 Mayıs'ında açıklanması beklenirken, görüşmeler belirsiz bir geleceğe ertelendi. Bunun nedenleri bugüne dek yeterince aydınlatılamamıştır.
İtilaf Devletleri Yüksek Konseyinin 7 Mayıs'ta aldığı karar uyarınca 15 Mayıs'ta İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu olay tüm Türkiye'de güçlü bir ulusal tepkiye yol açtı. 6 Eylül'de toplanan Sivas Kongresi'nden sonra İstanbul'daki Osmanlı hükümeti, ülke üzerindeki idari ve askeri denetimini kaybetti. Sivas ve daha sonra Ankara'da, Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ulusal direniş hükümeti kuruldu. Anadolu hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirdi ve direniş hazırlıklarına girişti.
İtilâf Devletleri 18 Nisan 1920'de San Remo Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ne uygulanacak barış şartlarını hazırladılar. 22 Nisan'da Osmanlı Hükümetini Paris'te toplanacak barış konferansına davet ettiler. Padişah, eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa'nın başkanlığında bir heyeti Paris'e gönderdi. Ertesi günü Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi, 30 Nisan günü taraf devletlerin dışişleri bakanlıklarına gönderdiği bir yazıyla İstanbul'dan ayrı bir hükümetin kurulduğunu bildirdi.
Paris'te barış şartlarını öğrenen Ahmet Tevfik Paşa, İstanbul'a gönderdiği telgrafta barış şartlarının "devlet mefhumu ile kabil-i telif olmadığını" [devlet kavramı ile bağdaşmadığını] bildirerek görüşmelerden çekildi. Bunun üzerine 21 Haziran'da İtilaf Devletleri Osmanlı Devletinin direnişini kırmak için, İzmir'de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar verdi. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından işgal edildi.
Sevr Antlaşmasını imzalayan Osmanlı heyeti (soldan sağa, Rıza Tevfik, Damat Ferid Paşa, Hadi Paşa ve Reşid Halis).Ege felaketi üzerine 22 Haziran'da İstanbul'da toplanan Saltanat Şurası, Paris'e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet göndermeye karar verdi. Eski maarif nazırı (milli eğitim bakanı) Hadi Paşa, eski Şura-yı Devlet (Danıştay) reisi Rıza Tevfik Bey ve Bern Sefiri Reşat Halis Bey'den oluşan bu heyet, 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzaladı.
Padişah Vahidettin ısrarlı baskılara rağmen antlaşmayı onaylamadı. Osmanlı anayasası uyarınca antlaşmayı onaylama yetkisine sahip olan Meclis-i Mebusan 11 Nisan 1920'de feshedildiği için zaten antlaşmanın hukuki durumu belirsizdi. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi antlaşmayı sert bir bildiri ile kınadı.
Sevr Antlaşması İtilaf ülkelerinde de çoğunlukla olumsuz karşılandı. İtalya antlaşmadan hoşnutsuzluğunu açıkça bildirerek Türkiye'den yana tavır aldı. Fransa hükümeti antlaşmadan dolayı parlamentoda ve basında sert bir şekilde eleştirildi. ABD zaten bu sırada iç politik gelişmeler nedeniyle her türlü uluslararası girişimden çekilmişti. Antlaşmanın mimarı olan İngiliz hükümeti de, açıklanmayan nedenlerle, antlaşmayı onay için parlamentoya sunmadı.
Antlaşma Hükümleri
Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan-Antep-Urfa-Mardin-Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak;
Boğazlar (madde 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak; Boğazlarda deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletlerin donanmalarını yardıma çağırabilecek;
Kürdistan (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek;
İzmir (madde 65-83): Yaklaşık olarak bugünkü İzmir ili ile sınırlı alanda Osmanlı devleti egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Türkiye veya Yunanistan'a katılması için plebisit yapılacak;
Ermenistan (madde 88-93): Türkiye Ermenistan Cumhuriyetini tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verdi.)
Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Türkiye savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek;
Vatandaşlık ve Nüfus Konuları (madde 123-139)
Azınlık Hakları (madde 140-151): Türkiye din ve dil ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarına eşit haklar verecek, tehcir edilen gayrımüslimlerin malları iade edilecek, azınlıklar her seviyede okullar ve dini kurumlar kurmakta serbest olacak, Türkiye'nin bu konulardaki uygulamaları gerekirse Müttefik Devletler tarafından denetlenecek;
Askeri Konular (madde 152-207): Türkiye'nin askeri kuvveti, 15.000'i jandarma olmak üzere 50.000 personelle sınırlı olacak, Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesinde askeri tesis bulunduramayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek;
Savaş Tutsakları ve Mezarlar (madde 208-225)
Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak;
Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Türkiye'nin mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefiklerarası mali komisyonun denetimine alınacak;
Kapitülasyonlar (madde 260-268): Türkiye'nin 1914'te tek taraflı olarak feshettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak;
Ticaret ve Özel Hukuk (269-414): Türk hukuku ve idari düzeni hemen her alanda Müttefikler tarafından belirlenen kurallara uygun hale getirilecek; sivil deniz ve demiryolu trafiği Müttefik devletler arasında yapılan işbölümü çerçevesinde yönetilecek; iş ve işçi hakları düzenlenecek; eski eserler kanunu çıkarılacak vb.
Antlaşma bir yanda Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Belçika, Yunanistan, Hicaz Krallığı, Portekiz, Romanya, Ermenistan, Polonya, Sırp-Hırvat Cumhuriyeti ve Çekoslovakya ile, diğer yanda Türkiye arasında imzalandı. ABD ve Rusya imza atmadılar.
Antlaşmanın Özellikleri
Sevr Antlaşması, a. öteki savaş sonu antlaşmaları, özellikle Versailles Antlaşması ve Avusturya-Macaristan'ı parçalayan Saint-Germain Antlaşması, b. Wilson İlkeleri'nde dile getirilen milliyet ilkesi, c. Müttefik devletler arası rekabetler bağlamında daha iyi değerlendirilebilir.
Antlaşma ile, nüfus çoğunluğu Türk olan yerlerin hemen hepsi (daha önce Balkan Savaşı'nda kaybedilen Batı Trakya hariç) Türkiye'ye verilmiştir. Nüfus çoğunluğu Kürt olan bölgenin durumu belirsiz bırakılmıştır. Çoğunluğu Türk olan, ancak nüfus değişimi sonucu Rum nüfusun artması beklenen İzmir'in durumu da belirsizdir. Türk-Ermeni sınırının çizimi ertelenmiştir.
Padişahın şahsında sembolik bir egemenlik korunsa da, uygulamada Türkiye İtilaf devletlerinin ortaklaşa yöneteceği bir koloni durumuna indirilmiştir. Burada dikkati çeken, müttefik devletler arasında gözetilen dengelerdir. Bir dizi tedbirle, taraflardan herhangi birinin Türkiye üzerinde tek yanlı egemenlik kurmasının önüne geçilmiştir.
Türkiye'nin Bulgaristan'la teması koparılmıştır. Yunanistan'la Türkiye arasında Oniki Adalar'da bir İtalyan tamponu sokulmuştur. Suriye, Türkiye aleyhine güçlendirilmiştir. Ermenistan'ın Bolşevik Rusya'ya katılması halinde, Kürdistan koridoru, Rusya ile Ortadoğu arasında bir tampon olacaktır.
Kurtuluş Savaşı, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşı kazanan devletlerce işgali sonucunda Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için girişilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadelenin adıdır. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona ermiştir. İstiklal Harbi veya Milli Mücadele olarak da bilinir.
Kurtuluş Savaşı dört dönemde ele alınabilir:
• 1. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem (Kasım 1918-Mayıs 1919)
• 2. Örgütlenme dönemi (Mayıs 1919-Ocak 1921)
• 3. Savaş dönemi (Ocak 1921-Eylül 1922)
• 4. Savaş sonrası (Eylül 1922-Temmuz 1923)
Umumi Harp sonrası dönem
1. Dünya Savaşı'na Almanya ile birlikte giren Osmanlı Devleti, Çanakkale'deki başarılı savunmaya ve Kafkasya cephesindeki kısa süreli başarılara rağmen savaşın son döneminde İngiliz ordularına karşı bir dizi ağır yenilgiye uğramış ve Hicaz, Filistin, Suriye ve Irak'ı kaybetmişti. Suriye cephesinin çöküşü üzerine, imparatorluğu 1913'ten beri diktatörlük yöntemleriyle yöneten İttihat ve Terakki hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. Hükümet ileri gelenlerinden Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçtılar. Genel af ilan edilerek, sürgün ve hapisteki muhaliflerin İstanbul'a dönüşüne izin verildi. 30 Ekim1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı hükümeti yenilgiyi kabul etti.
Mütareke hükümleri, a) sınır müdafaası ve asayiş için gereken birlikler dışında Osmanlı ordusunun terhisini ve elde kalan silah ve cephanenin teslim edilmesini, b) boğazlar, demiryolları ve Toros tünelleri gibi stratejik noktaların müttefik devletlerce işgalini, c) altı doğu vilayetinde karışıklık çıkması halinde buraların müttefiklerce işgalini, d) Arap ülkelerinde kalan Osmanlı birliklerinin teslim olmasını, e) Kafkasya cephesinde 1914 sınırına geri dönülmesini, f) Türklerin elinde bulunan müttefik ve Ermeni esirlerinin serbest bırakılmasını öngörmekteydi.
İstabul basını mütarekeyi sevinçle karşıladı. Buna karşılık İttihat ve Terakki yönetiminin, gizli bir teşkilat olan Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla Anadolu ve Rumeli'de savaş sonrası bir direniş hareketi örgütlediği anlaşıldı. Direnişin amacı, doğu illerinin Ermenilere, Ege bölgesinde bazı yerlerin Yunanlılara ve Adana yöresinin Fransa kontrolündeki Suriye'ye verilmesini öngören girişimlere karşı mücadele etmekti. Yanısıra, savaş yıllarında çeşitli yöntemlerle önemli servete ve yerel iktidara kavuşan İttihat ve Terakki yanlısı zümrelerin konumlarının korunması, savaş sırasında sürülen gayrımüslim Osmanlı vatandaşlarının geri dönmesinin önlenmesi, bundan dolayı çıkabilecek karışıklıklar nedeniyle müttefik devletlerin olası müdahalesine karşı konulması amaçlanmaktaydı.
1919 başlarından itibaren Kuva-yı Milliye (milli kuvvetler) adıyla silahlanan bazı gruplar, Ege ve Karadeniz bölgesinde Rumlara, Güneydoğu'da ise Ermenilere karşı çatışmalara girdiler. Bu grupların çoğu 50 ila 200 kişilik düzensiz kuvvetlerden oluşmakta ve Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu bilinen kişilerce yönetilmekteydi.
1919 Şubat ayında Müttefik Yüksek Komutanlığı, Anadolu'da asayişi sağlamak amacıyla üst düzey bir Türk komutanının özel yetkilerle donatılarak Anadolu'ya gönderilmesini önerdi. 15 Mayıs 1919'da Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu komutanı ve Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla, padişah VI. Mehmet Vahidettin tarafından Anadolu'ya gönderildi.
Örgütlenme Dönemi
Daha çok bilgi için: 19 Mayıs 1919, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Balıkesir Kongresi, Alaşehir Kongresi, Sivas Kongresi, Amasya Protokolü, ve Misak-ı Milli
Paris'te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını, 1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi. 15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri, müttefik devletlerin kararıyla İzmir'i işgal etti. Ulusal bir felaket olarak görülen bu olay, Türkiye çapında müthiş bir ulusal tepkiye yol açtı. 23 Mayıs'ta Fatih ve Sultanahmet'te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük kitle gösterileri düzenlendi. Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı.
21 Haziran'da Mustafa Kemal, Anadolu'daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya'da buluşarak Amasya Tamimi'ni yayımladı. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun "azim ve iradesi" ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi.
23 Temmuz'da Kâzım Karabekir'in öncülüğünde Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden Mustafa Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken, Türkiye'nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmaktaydı.
4 Eylül 1919'da Türkiye'nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla Sivas'ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu.
Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa'nın Fransızlarca işgali üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı. Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 Mayısı'nda Fransızları ateşkese zorladı.
Aralık ayında yapılan genel seçimler sonucunda son Osmanlı Mebusan Meclisi oluştu. Meclise Anadolu'dan sadece Milli Mücadele yanlısı milletvekilleri seçildi. İki ayrı ilden milletvekili seçilen Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a gitmeyi reddetmesi üzerine, Sivas Kongresi başkan vekili olan Rauf Bey Meclis reisliğine seçildi. 28 Ocak 1920'de Mebusan Meclisi daha sonra Misak-ı Milli adıyla anılan "Ahd-ı Milli Beyannamesi"ni kabul etti. Beyanname, Mondros Mütarekesi sınırları içinde tam bağımsızlık sağlanıncaya kadar mücadeleye devam etmeyi öngörmekteydi.
16 Mart 1920'de müttefik işgal kuvvetleri İstanbul'daki Mebusan Meclisini basarak önde gelen Milli Mücadele yanlısı milletvekillerini tutukladılar. Bunun üzerine Meclis kendini feshetti. Baskından kurtulan milletvekilleri gizlice Ankara'ya geçtiler. 23 Nisan 1920'de Ankara'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Büyük Millet Meclisi toplandı. Bu tarihten itibaren İstanbul hükümetinin etkisi İstanbul kenti ve çevresiyle sınırlı kalırken, Ankara'da oluşturulan Meclis ve hükümet, fiilen Türkiye'nin yönetimini ele aldı.
Büyük Millet Meclisi'nin 1920 yılındaki etkinlikleri iki alanda yoğunlaştı. Bir yandan uluslararası destek ve yardım arayışına girilerek, Bolşevik Rusya'nın mali yardımı sağlandı. Öbür yandan Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki düzensiz direniş gruplarını tasfiye ederek düzenli bir ordunun kurulması için adımlar atıldı. Tekâlif-i Milliye Kanunu ile, ordunun finansmanı için ağır vergiler kondu. Vergi vermeye ve askere alınmaya karşı koyanları sindirmek için İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Tek celsede idam kararı alma yetkisine sahip olan İstiklal Mahkemeleri, Ergun Aybars'ın araştırmalarına göre 9000 dolayında idam kararı verdi.
Kuva-yı Milliye'yi dağıtma girişimi bazı bölgelerde başarılı olurken, bazı Kuvayı Milliye birliklerinin yoğun direnişiyle karşılaştı. Kasım 1920'de başlayan ve Ocak 1921'de yenilgiye uğratılan Çerkez Ethem İsyanı bu direnişlerin en önemlisidir.
Savaş Dönemi
Ermeni Savaşı
Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu cephesi Müttefik devletlerin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Cumhuriyeti kuruldu.
1920 Eylülünde Türk-Rus mutabakatının sağlanması üzerine 28 Ekim 1920'de Kâzım Karabekir komutasında harekete geçen Türk kuvvetleri, 10 gün süren bir harekât sonunda Ermenistan'ı kesin yenilgiye uğrattı. Bu harekâtta Türk tarafı 46 şehit verdi. 1 Aralık'ta imzalanan Gümrü Antlaşması ile Türk-Ermeni sınırı, 1878 öncesindeki Osmanlı-Rus sınır hattına çekildi. Bu sınır, bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırıdır. 2 Aralık'ta Kızıl Ordu Ermenistan'ı işgal ederek bağımsız Ermenistan'ın varlığına son verdi.
Yunan Savaşı(Batı Cephesi)
Buradaki Savaşlar,İzmir-Bursa-Balıkesir-Kütahya-Eskişehir hattında gerçekleşti.Müttefik devletler tarafından 18 Nisan 1920'de Paris'in Sèvres banliyösünde ilan edilen Sevr Antlaşması Türkiye'den önemli bazı toprakların alınmasını ve Türk devletinin müttefikler kontrolü altında bir tür yarı-bağımsız statüde yönetilmesini öngörmekteydi. Türk tarafının anlaşmayı imzalamaktan kaçınması üzerine müttefikler, Yunan ordusunu Anadolu içine sevkettiler. Temmuz ayında Bursa, Ağustos'ta Uşak Yunanlılar tarafından işgal edildi. Yıl sonunda Yunan ordusu Eskişehir ve Kütahya'yı tehdit etmeye başladı. Bu sırada çıkan Çerkez Ethem İsyanı Türk savunmasını zor durumda bırakarak, Yunanlıların mevzilerini ilerletmesine yardımcı oldu.
Batı Cephesi komutanı olarak görevlendirilen İsmet Bey, Ocak 1921'de Birinci İnönü Muharebesi ve Mart 1921'de İkinci İnönü Muharebesi'nde Yunan ilerlemesini durdurdu. İnönü zaferleri, milli ordu projesinin başarısını kanıtlayarak TBMM hükümetinin otoritesini pekiştirdi, Milli Mücadelenin nihai zaferine olan güveni sağladı. 27 Mart'ta Afyon'un kaybedilmesi bu zafer duygusunu ancak kısmen gölgeleyebildi.
1921 yazında müttefikler Sèvres Antlaşmasının bazı hükümlerini yumuşatarak yeni bir barış denemesine giriştiler. TBMM hükümetinin kesin tavrı karşısında Yunan ordusu bu kez Ankara'yı ele geçirmek üzere harekete geçti. Ancak 23 Ağustos-13 Eylül arasında süren Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan taarruzu püskürtüldü. Bu zafer nedeniyle Mustafa Kemal Paşa'ya müşir (mareşal) rütbesi ve Başkumandan payesi verildi.
1922 yılının ilk yarısı sonuçsuz barış müzakereleri ile geçti. Nihayet 26 Ağustos 1922'de Afyon'un doğusundaki mevzilerden taarruza geçen Türk ordusu, 30 Ağustos'taki Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde Yunanlıları kesin yenilgiye uğrattı. Tamamen dağılan Yunan ordusunun boşalttığı Ege bölgesi birkaç gün içinde Türk kuvvetlerinin eline geçti. Nihayet 9 Eylül'de Türk orduları İzmir'e girerek Yunan işgaline son verdi.
Genelkurmay kaynaklarına göre Türk ordusunun Büyük Taarruz'daki mevcudu 18 piyade ve 3 süvari tümeninde toplam 198.000 kişidir. Yunan ordusunun Anadolu'daki mevcudu ise, Sakarya muharebesi sırasında 122.000, Büyük Taarruzda ise 195.000'dir (İngiliz kaynaklarında, 1922 Ağustosunda Yunan ordularının toplam mevcudu 12 tümen ve 150.000 kişi olarak gösterilmektedir).
Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi'ne göre Türk tarafı Yunan Savaşında (büyük çoğunluğu Sakarya'da olmak üzere) 9131 şehit vermiştir.
Savaş Sonrası
Daha çok Bilgi için: Lozan Antlaşması, Moskova Antlaşması, Kars Antlaşması, Ankara Antlaşması, Gümrü Antlaşması.
İzmir'in kurtuluşundan birkaç gün sonra Türk ordusu İngiliz işgalinde bulunan Çanakkale Boğazı karşısında mevzilenerek İngilizlerin çekilmesi için bir ültimatom verdi. 15 Eylül'de başbakan Lloyd George başkanlığında toplanan İngiliz kabinesi ültimatomu reddederek, İngiltere ile Türkiye arasında savaş çıkmasına yol açacak bir politika benimsedi. Ancak İngiliz kamuoyunun sert tepkisi üzerine koalisyon ortağı olan Muhafazakâr Parti hükümetten çekildi. Lloyd George hükümeti 19 Ekim'de düştü. 11 Ekim'de İngiltere ile Ankara hükümeti arasında Mudanya'da ateşkes imzalandı. Ateşkes anlaşması en kısa zamanda İsviçre'nin Lozan (Lausanne) kentinde bir barış konferansı toplanmasını öngörüyordu.
1 Kasım'da TBMM, İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son vererek Türkiye'nin tek ve tartışmasız hakimi oldu. 17 Kasım'da son padişah Vahidettin İngiltere'ye iltica etti.
20 Kasım 1922'de toplanan Lozan Barış Konferansı'nda Türk delegeleri İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur idi. 4 Şubat 1923'te konferans anlaşma sağlanamadan dağıldı. Türkiye'de anlaşmanın bazı koşullarına direnen Meclisin feshedilerek yeni Meclis seçimlerinin yapılması üzerine 23 Nisan'da yeniden toplanan konferans, 24 Temmuz 1924'te Lozan Barış Antlaşması'nı kabul etti. Antlaşma ile Türkiye Hicaz, Mısır, Suriye, Filistin, Irak, Kıbrıs ve Oniki Ada üzerindeki tüm haklarından vazgeçti; Batı Trakya'da da bazı koşullarla Yunan egemenliğini kabul etti. İstanbul ve Çanakkale Boğazları silahsızlandırılarak uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakıldı. Osmanlı borçlarının bir kısmı silinirken, bakiyesinin uzun vadede ve uygun koşullarla ödenmesi kararlaştırıldı. Türkiye'deki gayrımüslim azınlıklara uluslararası hukukun koruması altında bazı haklar tanındı. Buna karşılık Türkiye'nin idari, hukuki, adli ve mali konulardaki bağımsızlığı onaylandı.
Antlaşmaya ekli bir protokolle, Türkiye'deki Rum azınlığı ile Yunanistan'daki İslam azınlığın (bazı istisnalarla) zorunlu mübadelesine karar verildi.
Ek Konular
Kurtuluş Savaşı sırasında Türk kuvvetleri ile İngiltere arasında hiçbir çarpışma olmamıştır. İngiltere, Batı Anadolu'yu işgal eden Yunan kuvvetlerine politik ve parasal destek vermiş fakat Yunan hükümetinin ısrarlı talebine rağmen Yunan ordusunda danışman ve subay bulundurmaktan kaçınmıştır. Yunanistan'a İngiliz askeri yardımı 1922 başlarında kesilmiştir.
Kurtuluş Savaşı sırasında düzensiz Türk kuvvetleri Adana, Maraş, Antep ve Urfa'yı işgal eden Fransız ordusuna karşı savaşmıştır. Aralık 1919-Mayıs 1920 arasında altı ay süren çatışmalar, 31 Mayıs 1920'de ateşkes ile sonuçlanmıştır. Bu tarihten sonra Fransa uluslararası planda genellikle Ankara Hükümetini desteklemiş, Ekim 1921'de Anadolu'dan çekilen Fransız kuvvetleri, Türk tarafına önemli boyutta silah ve mühimmat teslim etmiştir.
1919 Mayısında İzmir'in Yunanlılarca işgalini kendi çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak değerlendiren İtalya, Kurtuluş Savaşı süresince Türk tarafını desteklemiştir. 1919 yazında Kuşadası cephesinde Yunan ve İtalyan kuvvetleri çatışmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nı "emperyalizme" karşı bir devrim savaşı olarak değerlendiren görüş 1967 dolayında sol-Kemalist çevrelerde ortaya atılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Bu görüşün olgusal dayanağı tartışmalıdır.
Halk arasında gece işemesi olarak bilinen, tıbbi adıyla Enürezis Nokturna dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık görülen bir sorundur. Aşağıda bu konuyla ilgili kısa bir bilgi sunulmuştur. Bu konudaki sorularınızı da bu köşeye bekliyoruz.
Enürezis Nokturna (EN) 5 yaşından büyük çocuklarda geceleri tıbbi bir neden olmaksızın yinelenen idrar kaçırmalarıdır. Sağlıklı çocuklar da uyku öncesi aşırı sıvı aldıklarında gece idrar kaçırabilirler. EN'dan bahsedebilmek için idrar kaçırma sıklığının ard arda gelen 3 ayda haftada 2 kereden fazla olması veya idrar kaçırmanın sıkıntı verici ya da işlevselliği (örn. okulda) bozucu etkilerinin olması gereklidir.
İdrar kaçırma sadece gündüzleri de olabilir (Enürezis Diürna). Bir de hem gece hem gündüz olan tipi vardır.
Enüretik çocukların %80'i mesane kontrollerini hiç kazanmamışlardır, bir başka deyişle bebekliklerinden beri idrar kaçırmaktadırlar (Birincil EN). Kalan %20'si ise idrar kaçırma sorunlarının olmadığı bir dönem (en az 1 yıl) sonrasında idrar kaçırmaya başlarlar (İkincil EN).
EN ülkemizde çocuk ruh sağlığı birimlerine en sık başvuru nedenleri arasındadır. Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15'inde EN görülmektedir. Kendi kendine de düzelebilen EN'nın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir.
Oluş nedenlerinde birden çok etken üzerinde durulmaktadır. Bu etkenlerin başında ailesel yatkınlık gelmektedir. Enüretik çocukların birinci derece yakınlarında küçükken idrar kaçırma oranı %75'dir. Ayrıca, bu çocuklarda mesane kapasitesinin düşük olduğu ; gece idrarın azalmasını sağlayan hormonun bu çocuklarda normal düzeyine geç ulaştığı gibi araştırma sonuçları da vardır. Bir de psikososyal etkenlerin çok önemli olduğu durumlar söz konusudur. Özellikle ikincil EN'sı olan çocuklarda idrar kaçırmanın zorlu yaşam olayları (kardeş doğumu, okula başlama, taşınma, hastaneye yatma, anne babanın boşanması, anne ya da babanın bir nedenle uzaklaşması gibi) sonrasında başlayabildiği görülmektedir.
EN kendi kendine düzelen bir durum olmakla birlikte idrar kaçırmanın çocuğa ve aileye sıkıntı vermesi, çocuğun kendine güvenini azaltabilmesi, birlikte başka davranış ve duygulanım sorunlarının olabilmesi nedeniyle tedavi önerilmektedir. Tedaviye başlamadan önce çocuk hekimi tarafından çocuğun fiziksel muayenesi yapılmalı, idrar kaçırmaya yol açabilecek diğer nedenler (idrar yolu enfeksiyonu, ürolojik sorunlar, şeker hastalığı, epilepsi gibi) gözden geçirilmelidir. Eğer idrar kaçırma fiziksel bir nedenle açıklanamıyorsa tedaviye uyku öncesi alınan sıvının kısıtlanması, uyku sırasında çocuğun uyandırılıp tuvalete götürülmesi, idrar kaçırmadığı günler için ödüllendirme ile başlanır. Sadece bu önerilerle yakınmaları çok azalan, hatta geçen çocuklar vardır. Bunlara yanıt alınamazsa ilaç tedavisi denenir. Birincil EN tedavisi çocuk hekimlerince de yapılabilir. Ancak olgular tedaviye dirençliyse, birlikte davranış ve duygulanım sorunları varsa, zorlu yaşam olaylarından sonra başlayan ikincil EN söz konusu ise bir çocuk ruh sağlığı birimine başvurmak gereklidir.
Aileye öneriler:
Eğer çocuğunuz idrar kaçırıyorsa telaşa kapılmayın. İdrar kaçırmaya neden olabilecek bir tıbbi sorunu varsa bu sorunun tedavisi ile idrar kaçırmanın geçeceğini, eğer tıbbi bir sorun yoksa Enürezis Nokturna'nın kendi kendine düzelebilen bir durum olduğunu unutmayın. İdrar kaçırdığında çocuğunuza kızmayın, onu utandırmayın, başka çocukları örnek göstermeyin, cezalandırmayın. Çocuğunuza bu sorunun çok da önemli olmadığını ama onu etkilediğini düşündüğünüz için bir doktora götürmek istediğinizi, tetkik ve tedavi süresince ona destek olacağınızı anlatın ve öncelikle bir çocuk hekiminden randevu alın.
Lateks Nedir?
Lateks, Hevea brasiliensis isimli kauçuk ağacının sütlü özsuyudur. Bugün için lastik içerikli bir çok üründe bulunmaktadır.
Lateks Alerjisi Nedir?
Alerjik yapılı kişilerde oluşan bir reaksiyondur. Kişilerin deri veya mukozaları (özellikle göz, burun, akciğerler, ağız, anüs ve vajen) bu madde ile karşılaştığında vücutta histamin gibi bazı kimyasallar açığa çıkar ve çeşitli reaksiyonlara neden olur. Eğer bir kişinin latekse karşı alerjisi varsa diğer lastik ürünlerine de alerjisi olur. Çünkü bu ürünlerin çoğu lateks içerir.
Lateks Alerjisinde Hangi Tür Reaksiyonlar Görülür?
Lateks alerjisi bulguları diğer alerji bulguları gibidir. Hafif vakalarda deriye temas halinde kırmızılık, şişlik ve kaşıntı olur. Daha ağır vakalarda deride çatlamalar oluşur. Ayrıca temas halinde temas yerinde ve/veya tüm vücutta kurdeşen oluşabilir.
Lateksin mukozaya kontağı ile daha ciddi reaksiyonlar oluşabilir. Bu daha çok havayollarına temas ile oluşur. Lateksin hava yolları ile teması genellikle cerrahi eldivenlerdeki pudraya yapışmış lateks parçacıklarının solunması ile olur. Hafif bulgular olarak gözlerde kızarık, kaşıntı ve sulanma, hapşırma, burun akması olur. Daha ağır bulgular olarak, göğüste sıkışma ve nefes almada zorlukla kendini gösteren astım oluşur. Lakteksten yapılmış balonların şişirilmesi ya da patlaması da yüzde ciddi şişmelere neden olabilir. Lateksten yapılan kondomlar (prezervatif) da duyarlı erkek ve kadınlarda kaşınma ve şişlik gibi benzer bulgulara neden olabilir.
Çok daha ciddi olan ve hayatı tehdit eden reaksiyon "anafilaksi" olarak adlandırılır. Bu durumda lateks ile karşılaşan kişide kan basıncı düşmesi, nefes darlığı gelişir. Bu tür reaksiyonlar kadın doğum muayeneleri, doğum, ameliyat, veya diş operasyonları esnasında olabilir.
Latekse Karşı Alerjiksem Nasıl Anlarım?
Lateks alerjisi sıklıkla şu iki tip kişide oluşur:
Ailesinde alerji hikayesi olan kişiler,
Lateks ile sık teması olan kişiler.
Lateks ile sık karşılaşan kişiler şunlardır: Sipina bifida veya idrar yolları anormalliği olan çocuklar, çok fazla cerrahi operasyon geçiren erişkinler, Lastik endüstrisinde çalışan kişiler, sağlık çalışanları. Bunun dışında egzeması olanlar, muz, kestane, avokado yediğinde ağızında kaşıntı olanlar, daha önce sebebi bilinmeyen anafilaksi geçiren kişilerde de lateks alerjisi riski vardır. Eğer sizde bu risk faktörleri varsa ve/veya lateks ürünleri kullandığınızda alerjik reaksiyonlarınız oluyorsa latekse karşı alerjiksiniz demektir.
Risk Faktörlerini Taşıyorsam ve/veya Lateks Alerjisi Bulgularım Varsa Ne Yapmalıyım?
Eğer herhangi bir risk faktörü taşıyorsanız veya lateks alerjisi bulgularınız varsa hekiminize baş vurmalısınız. Lateks deri testi ve/veya RAST testi ile lateks alerjisi varlığı doğrulanmalıdır. Alerji tanısı koymada yalnızca deri testi oldukça yeterlidir.
Alerjik Kişilerin Tedavisi:
Hafif alerjik bulgular diğer tüm alerjiler gibi tedavi edilirler. Antihistaminikler, kortizonlar ve/veya bronş genişleticiler lateks alerjisi için en çok kullanılan ilaçlardır. Şu anda lateks alerjisini tamamen iyileştirecek ya da korunma sağlayacak ne bir aşı tedavisi ne de ilaç tedavisi yoktur. Lateks alerjisi olan kişilerin bu maddeye karşı alerjilerinin olduğunu bilmesi çok önemlidir. Eğer bu kişilerde anafilaktik reaksiyon gibi ağır reaksiyon bulguları varsa hemen acil servise baş vurmalıdırlar. Lateks alerjisi oluan kişilere şunlar önerilebilir:
Lateks içeren ürünlerden sakınınız,
Alerjiniz olduğunu belirten bir künye ya da bilezik takınız,
Tüm hekimlerinize diş hekiminize lateks alerjiniz olduğunu belirtiniz,
Yukarıdaki belirtileri şiddetli olarak geçirmiş kişilerin yanında her zaman EpiPen taşıması gereklidir. Epipen kendi kendinize uyluk üst kısmından uygulayabileceğiniz bir enjeksiyondur. Epinerfin içerir. Epinefrin anafilaktik şokta kullanılan en önemli ilaçtır.
Size yapılacak tıbbi bir girişimde kullanılmak üzere yanınızda lateks içermeyen bir eldiven bulundurunuz.
LATEKS İÇEREN ÜRÜNLER
Tıbbi Ürünler
Eldivenler
Kan almada kullanılan bantlar
Oksijen maskeleri
Trakea tüpleri
Solunum torbaları
Anestezi tüplerinin parçaları
Cerrahi maske
Şırınga pistonu
İdrar yolları kateterleri
Baryumlu lavmanlar
Lavman malzemeleri
Kolostomi torbaları
Branül ve damar içi tüpler
Enjeksiyon malzemeleri
EKG pedleri
Aort içi balonlar ve kontrol sistemleri
Dişçilikte kullanılan lastik malzemeler
Diğer Ürünler:
Elbiseler (Yağmurluk, iç çamaşırı, naylon çoraplar, tabanlık, ayakkabılar)
Korseler
Balonlar
Lastik oyuncaklar
Emzik
Şişe kapağı
Silgi
Lastik bantlar
Evde kullanılan temizlik eldivenleri
Kauçuk damgalar
Köpüklü lastik ürünler (makyaj süngeri, halı altlığı)
Spor malzemeleri (top, tenis raketlerinin el tutacağı)
Otomobil lastikleri, İç lastik
Aşındırıcı ve boya çıkarıcılar
Yapıştırıcılar
Lastik duvar malzemeleri
Doğum kontrol araçları (Kondom, diafram, süngerler)
Bu listedeki ürünler değişebilir. Lütfen kendinizi korumak için etiketleri okuyunuz
Lateks Alerjisi
Lateks Nedir?
Lateks, Hevea brasiliensis isimli kauçuk ağacının sütlü özsuyudur. Bugün için lastik içerikli bir çok üründe bulunmaktadır.
Lateks Alerjisi Nedir?
Alerjik yapılı kişilerde oluşan bir reaksiyondur. Kişilerin deri veya mukozaları (özellikle göz, burun, akciğerler, ağız, anüs ve vajen) bu madde ile karşılaştığında vücutta histamin gibi bazı kimyasallar açığa çıkar ve çeşitli reaksiyonlara neden olur. Eğer bir kişinin latekse karşı alerjisi varsa diğer lastik ürünlerine de alerjisi olur. Çünkü bu ürünlerin çoğu lateks içerir.
Lateks Alerjisinde Hangi Tür Reaksiyonlar Görülür?
Lateks alerjisi bulguları diğer alerji bulguları gibidir. Hafif vakalarda deriye temas halinde kırmızılık, şişlik ve kaşıntı olur. Daha ağır vakalarda deride çatlamalar oluşur. Ayrıca temas halinde temas yerinde ve/veya tüm vücutta kurdeşen oluşabilir.
Lateksin mukozaya kontağı ile daha ciddi reaksiyonlar oluşabilir. Bu daha çok havayollarına temas ile oluşur. Lateksin hava yolları ile teması genellikle cerrahi eldivenlerdeki pudraya yapışmış lateks parçacıklarının solunması ile olur. Hafif bulgular olarak gözlerde kızarık, kaşıntı ve sulanma, hapşırma, burun akması olur. Daha ağır bulgular olarak, göğüste sıkışma ve nefes almada zorlukla kendini gösteren astım oluşur. Lakteksten yapılmış balonların şişirilmesi ya da patlaması da yüzde ciddi şişmelere neden olabilir. Lateksten yapılan kondomlar (prezervatif) da duyarlı erkek ve kadınlarda kaşınma ve şişlik gibi benzer bulgulara neden olabilir.
Çok daha ciddi olan ve hayatı tehdit eden reaksiyon "anafilaksi" olarak adlandırılır. Bu durumda lateks ile karşılaşan kişide kan basıncı düşmesi, nefes darlığı gelişir. Bu tür reaksiyonlar kadın doğum muayeneleri, doğum, ameliyat, veya diş operasyonları esnasında olabilir.
Latekse Karşı Alerjiksem Nasıl Anlarım?
Lateks alerjisi sıklıkla şu iki tip kişide oluşur:
Ailesinde alerji hikayesi olan kişiler,
Lateks ile sık teması olan kişiler.
Lateks ile sık karşılaşan kişiler şunlardır: Sipina bifida veya idrar yolları anormalliği olan çocuklar, çok fazla cerrahi operasyon geçiren erişkinler, Lastik endüstrisinde çalışan kişiler, sağlık çalışanları. Bunun dışında egzeması olanlar, muz, kestane, avokado yediğinde ağızında kaşıntı olanlar, daha önce sebebi bilinmeyen anafilaksi geçiren kişilerde de lateks alerjisi riski vardır. Eğer sizde bu risk faktörleri varsa ve/veya lateks ürünleri kullandığınızda alerjik reaksiyonlarınız oluyorsa latekse karşı alerjiksiniz demektir.
Risk Faktörlerini Taşıyorsam ve/veya Lateks Alerjisi Bulgularım Varsa Ne Yapmalıyım?
Eğer herhangi bir risk faktörü taşıyorsanız veya lateks alerjisi bulgularınız varsa hekiminize baş vurmalısınız. Lateks deri testi ve/veya RAST testi ile lateks alerjisi varlığı doğrulanmalıdır. Alerji tanısı koymada yalnızca deri testi oldukça yeterlidir.
Alerjik Kişilerin Tedavisi:
Hafif alerjik bulgular diğer tüm alerjiler gibi tedavi edilirler. Antihistaminikler, kortizonlar ve/veya bronş genişleticiler lateks alerjisi için en çok kullanılan ilaçlardır. Şu anda lateks alerjisini tamamen iyileştirecek ya da korunma sağlayacak ne bir aşı tedavisi ne de ilaç tedavisi yoktur. Lateks alerjisi olan kişilerin bu maddeye karşı alerjilerinin olduğunu bilmesi çok önemlidir. Eğer bu kişilerde anafilaktik reaksiyon gibi ağır reaksiyon bulguları varsa hemen acil servise baş vurmalıdırlar. Lateks alerjisi oluan kişilere şunlar önerilebilir:
Lateks içeren ürünlerden sakınınız,
Alerjiniz olduğunu belirten bir künye ya da bilezik takınız,
Tüm hekimlerinize diş hekiminize lateks alerjiniz olduğunu belirtiniz,
Yukarıdaki belirtileri şiddetli olarak geçirmiş kişilerin yanında her zaman EpiPen taşıması gereklidir. Epipen kendi kendinize uyluk üst kısmından uygulayabileceğiniz bir enjeksiyondur. Epinerfin içerir. Epinefrin anafilaktik şokta kullanılan en önemli ilaçtır.
Size yapılacak tıbbi bir girişimde kullanılmak üzere yanınızda lateks içermeyen bir eldiven bulundurunuz.
LATEKS İÇEREN ÜRÜNLER
Tıbbi Ürünler
Eldivenler
Kan almada kullanılan bantlar
Oksijen maskeleri
Trakea tüpleri
Solunum torbaları
Anestezi tüplerinin parçaları
Cerrahi maske
Şırınga pistonu
İdrar yolları kateterleri
Baryumlu lavmanlar
Lavman malzemeleri
Kolostomi torbaları
Branül ve damar içi tüpler
Enjeksiyon malzemeleri
EKG pedleri
Aort içi balonlar ve kontrol sistemleri
Dişçilikte kullanılan lastik malzemeler
Diğer Ürünler:
Elbiseler (Yağmurluk, iç çamaşırı, naylon çoraplar, tabanlık, ayakkabılar)
Korseler
Balonlar
Lastik oyuncaklar
Emzik
Şişe kapağı
Silgi
Lastik bantlar
Evde kullanılan temizlik eldivenleri
Kauçuk damgalar
Köpüklü lastik ürünler (makyaj süngeri, halı altlığı)
Spor malzemeleri (top, tenis raketlerinin el tutacağı)
Otomobil lastikleri, İç lastik
Aşındırıcı ve boya çıkarıcılar
Yapıştırıcılar
Lastik duvar malzemeleri
Doğum kontrol araçları (Kondom, diafram, süngerler)
Bu listedeki ürünler değişebilir. Lütfen kendinizi korumak için etiketleri okuyunuz
Fatih Sultan Mehmed devrinden kalan anlaşmazlık ve İran Seferi, Mısırlıların ve Safevilerin ittifak yapmalarına neden oldu. Yavuz Sultan Selim, bu ittifakın yapılacağını öğrenince Mısır seferine karar verdi. Yavuz Sultan Selim, 5 Haziran 1516'da Mısır seferine çıktı. 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştı. Mısır Sultanlığı'na bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim oldular.
Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516'da Mercidabık'da oldu. Mısır Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Mısır hükümdarı Gansu Gavri ölü olarak bulundu. Kazanılan Mercidabık zaferi sonunda Suriye'nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.
Yavuz Sultan Selim, babası Sultan İkinci Bayezid ve kardeşleri ile taht mücadeleleri vererek tahta çıktığında, Osmanlı Devleti sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük sebebi Doğu'daki Şii-Safevi Devletiydi. Bu devletin ortadan kalkmasıyla huzur sağlanacak ve Türkistan yolu Osmanlılara açılacaktı.
Yavuz Sultan Selim'in en büyük amacı doğudaki bütün Türk İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti. Yavuz Sultan Selim, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan'dan Tebriz'e doğru yürüyüşüne devam etti.
Çaldıran'da 23 Ağustos 1514'te yapılan savaşta Osmanlı kuvvetleri büyük bir zafer kazanırken, Safeviler bozguna uğradılar. Şah, kaçarak hayatını zor kurtardı.
Yavuz yoluna devam ederek Tebriz'e girdi. Şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul'a gönderildi. Bu zafer sonucunda Şah İsmail eski prestijini kaybetti. Bu sayede Doğu Anadolu'da Osmanlılar için bir tehlike kalmamış oldu.
15 Eylül 1514'te de Tebriz'den Karabağ'a hareket eden Yavuz'un amacı, kışı orada geçirip, baharda İran'ı tümüyle almaktı. Ancak şartlar müsait olmadığı için Amasya'ya gidildi. Çaldıran Zaferi'nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti. Kemah kalesi alındı. 12 Haziran 1515'de kazanılan Turnadağ zaferi ile Dulkadiroğlu beyliğine son verildi. Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Osmanlı hakimiyetine girdi. Böylece Anadolu'da Türk birliği sağlanmış oldu.
Akciğeri kanseri sıklığı, son yıllarda giderek artmaktadır. Daha önceleri sıklıkla 60 yaşın üzerindeki erkeklerde görülmesine rağmen, günümüzde kadınlar arasında da sıklığı artmıştır. Erkeklerde görülme yaşı da 60 yaşın altına inmeye başlamıştır.
Yapılan çalışmalar, akciğer kanseri ile aşağıda bahsedilecek çeşitli olayların ilgili olduğunu göstermiştir;
Sigara: Sigara içimi ile akciğer kanseri arasında direkt bir ilişki mevcuttur. Kişinin sigara içmesi yanısıra, başkalarının içtikleri sigaranın dumanına maruz kalması da bu açıdan önemlidir.
Çeşitli kanser yapıcı maddeler: Berilyum, radon ve asbest gibi maddeler akciğer kanseri riskini arttırırlar.
Geçirilmiş tüberküloz (verem) nedbe dokusu üzerinde akciğer kanserleri gelişebilir.
Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.
Belirtileri
Öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs ağrısı, akciğer iltihabı, göğüs kafesi içine sıvı birikmesi, ses kısıklığı, tümörün damar basısı nedeniyle göğüs üst bölümünde boyunda ve başta ortaya çıkan ödem (şişlik)
İştahsızlık, zayıflama
Kemiğe yayılım sonrası kemik ağrıları, kanda kalsiyum artışı ve buna bağlı belirtiler
Karaciğere yayılım sonrası, karaciğer büyüklüğü, ağrı ve ateş,
Beyne yayılım sonrası, bazı nörolojik belirtiler ve nöbetler,
Bazı hormonların tümör tarafından anormal salgılanması nedeniyle çeşitli hormonal bozukluklar
Bronkoskopi (hava yollarına özel aletle bakılması)
Biopsi (incelenmek üzere parça alınması)
Diğer organ metastazlarına (organ yayılması) yönelik ileri tetkikler sonrası akciğer kanseri tanısı konur.
Tedavi
Tümörün büyüklüğüne, yayılımına ve patolojik tipine bağlı olarak tedavide:
Cerrahi
Kemoterapi (ilaç tedavisi)
Radyoterapi (ışın tedavisi) önemli yerler tutmaktadır.
Akciğerlerde başlayan kanserler 2 tipe ayrılırlar. Mikroskop altında hücrelerin görüntüsüne göre küçük olmayan hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Her tip akciğer kanseri farklı şekilde büyür, gelişir ve tedavi edilir.
Küçük Hücreli Akciğer Kanseri
Tüm akciğer kanserlerinin %20 kadarı küçük hücreli akciğer kanseridir. Diğer akciğer kanseri tipleri içinde en hızlı artış gösteren tip budur. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.
Hastalığın Evreleri
Sınırlı Hastalık
Kanser sadece bir akciğerde ve/veya yakınındaki lenf bezlerindedir (lenf bezleri küçük, fasulye benzeri oluşumlardır ve tüm vücutta bulunmaktadır. Vücutta mikroplarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar).
Yaygın Hastalık
Kanser başladığı akciğerden göğüs boşluğundaki veya vücudun diğer bölgelerindeki başka dokulara yayılmıştır.
Nüks Evresi
Nüks hastalık demek tedavi edildikten sonra kanserin yeniden ortaya çıkması (nüks etmesi) demektir. Akciğerlerde veya vücudun başka bir yerinde ortaya çıkabilir.
Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri
Küçük hücreli akciğer kanserlerinden daha yaygındır ve genel olarak daha yavaş gelişir ve yayılırlar. Bu kanserin 3 ana tipi vardır:Bu tipler arasında tedavi ve yaşam süresi açısından fark yoktur. ABD'de tanı koyulan tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %80'i küçük hücreli dışı akciğer kanseridir. Bu kanser türü şunları içermektedir:
Skuamöz Hücreli Karsinom
Genellikle yerleşimi akciğerin iç (santral) kısımlarıdır.
Sıklıkla bronş tıkanıklığına yol açar.
Yavaş büyüme eğilimindedir.
Adenokarsinom
ABD'de tanı koyulan tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %40'ından sorumludur.
Genellikle yerleşimi akciğerin dış (periferik) kısımlarındadır.
Sıklıkla lenf nodlarına ve uzak organlara yayılır.
Sigara içmeyen kişilerde en yaygın olan, küçük hücreli dışı akciğer kanseridir.
Büyük Hücreli Akciğer Kanseri
ABD'de tanı koyulan tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %15'inden sorumludur.
Genellikle büyük bir lezyon olarak görünür.
Yerleşimi akciğerin dışı (periferik) kısımlarındadır.
Lenf nodlarına ve uzak organlara yayılma eğilimindedir.
Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir. Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler "dış" arpacığa neden olurlar.
Gözkapağının içinde ise, "meibom bezleri" denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da "iç" arpacığa neden olur.
Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.
Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.
Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir
Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.
İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.
Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
Birçok vakada neden bilinememektedir.
Arpacık tedavi edilmediğinde bazen kendi kendine iyileşebildiği gibi bazen de çevre dokulara yayılıp daha ciddi sorunlara yol açabilir. Şalazyon denilen sert şişlikler kalabilir. Tedaviyle iyileşme daha hızlıdır. Şişlik kalma ihtimali de daha azdır. Arpacık tedavisi; damlalar, merhemler ve pansumanla yapılır.