DermanAbi

DermanAbi

Üye
18.11.2004
Çavuş
1.805
Hakkında

  • Şeytan'ın Kalbe Müdahalesi


    Şeytan Allah-u Teâlâ'nın yarattığı öyle bir yaratıkdır ki, şerri, kötülüğü vaad eder. Çirkin (münker) şeyleri emr eder. Nefsi bu gibi işleri yapmağa davet eder.

    imam Gazâli (İhyâyı ulûmid-din)
    Şeytan Allah-u Teâlâ'nın yarattığı öyle bir yaratıkdır ki, şerri, kötülüğü vaad eder. Çirkin (münker) şeyleri emr eder. Nefsi bu gibi işleri yapmağa davet eder.
    Peygamber (S.A.V.) bir mübarek sözünde "...Vesvese de şeytandan gelir ve şerri davet eder, hakkı tekzib eder ve hayırdan men'eder. Kalbinde bunu bulan, şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın" buyurdu ve sonra "Şeytan fâkirlik ile korkutur ve fuhşiyat (kötü işler ve ameller) ile emr eder" meâlindeki âyet-i celileyi okumuştur. İbn-i Mes'ud
    (Tirmizi ve Nesei)
    İnsan şehvet ve gazaba uyarsa, istekleri vasıtasıyla şeytanın istilâsma uğrar. Kalb şeytana yataklık yapar. Zira hevâ (istek) şeytanın barınağıdır. Allah (c.c.) nıuhafaza buyursun. Amin.
    Resul-i Ekrem (S.A.V.) "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat Allah-u Teâlâ bana yardım etti ve şeytanını müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder" buyurdu. İbn-i Mes'ud (Müslim)
    Nefsâni arzulara uyularak dünya sevgisi kalbe galebe çalarsa, şeytan vesvese için çare bulmuş olur.
    Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Şeytan, insan oğlunun çeşitli yollarında oturur. Önce İslâm yolu üzerinde durur ve (Ananın, babanın dinini terk edip müslüman mı olmak istersin?" der. [ kandıramaz ise] ...hicret yolu üzerine oturur... sonra cihad yolu üzerine oturur... İnsan bunu da dinlemez ve mücahedesini yapar. Kim bu şekilde hareket ederek ölürse, Allah-u Teâlâ'nın Cerınetini hak etmiş olur." buyururdu.
    Sübre b. Ebi Fâkih (Nesei)
    Şeytanın hilelerinden biri de şerri-hayır gibi. kötülüğü-iyilikmiş gibi göstermeye çalışmaktır.
    Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'in bir çak Yerinde Şeytan'ın düşmanlığından bizlere haber vermiştir.
    "Şüphesiz, şeytan, sizin için büyük bir düşmandır. Siz de onu düşman tanıyın..."
    Fatır Sûresi: A. 6
    "Ey Âdem oğulları, şeytana tapmayın. O size apaçık bir düşmandır diye size bildirmedim mi?"
    Yâsin Sûesi; A. 60
    "Allah'tan korkanlar kendilerine şeytan'dan bir vesvese iliştiği zaman, düşünürler de derhal basiretlerine sahip olurlar."
    (A'raf S. A. 201)
    "Eğer şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah'a sığın..."
    A'raf S. A. 200
    "Şeytanların kardeşlerine (insanlardan) gelince: Onları şeytan sapıklığa sürükler ve yakalarını bırakmazlar."
    (A'raf S. A. 202)
    İblis, İsa (a.s.) a gözükerek onu şehâdete davet etti. İsa (a.s.) cevaben "Bu söz hak sözdür. Fakat senin emrinle ben bunu süylemem." Onun böyle bir hayır tavsiyesi altında bir mel'âneti olduğunu bilirdi.
    Şeytan'dan asla kurtuluş yoktur. Ancak onu uzaklaştırmak ve zayıflatmak mümkündür.
    Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Yolculukta insan, devesini zayıflattığı gibi, mü'minde şeytanını zayıflatabilir." buyurdu. Ebû Hüreyre
    İbn Mes'ud "Mü'minin şeytanı zayıftır"
    Kays B. Haccac "Şeytanını bana
    - senin yanına geldiğim zaman besili hayvanlar gibi idim. Şimdi kuş kadar kalmadım. - dedi. Neden? sualime:
    - Zikrullah ile beni erittin - dedi."
    Bilmiş ol ki, kalb bir kal'a, şeytan da kal'aya girmek isteyen bir düşman gibidir.
    Kalbi şeytanın vesveselerinden korumak borç ve herkese "farz-ı ayn"dır. Şehvet ve gazap şeytanın giriş yollarıdır.
    Câhil sofu, şeytanın maskarasıdır. İşsize (boş gezene) şeytan iş bulur. İnsan şeytan gibidir, fakat insana benzer şeytan yoktur.
    Boş karın şeytanın zindanıdır. Çünkü ekmek derdi onun hîlesine, düzenine manidir.
    MEVLÂNA
#21.02.2006 10:04 0 0 0
  • Siyah gözler büyük ihtiras, ateş ve coşkunluklara alamettir. Ama siyah gözlü kimseler çok zaman kurnaz olurlar.

    Kahverengi gözler diğerlerini düşünen, uysal ve uyumlu ruhların aynasıdır. Ama kahverengi gözlüler bazen sadakatsiz olurlar ve işler
    istedikleri gibi gitmeyince sinirlenirler.

    Mavi gözlüler ekseri çevreleri tarafından çok sevilir. Zaten onlar da çevrelerinin sevgisine ve takdirine çok bel bağlarlar. Vazifelerine pek
    düşkün değildirler.

    Yeşil göz iyi bir karar verme ve kuvvetli kabiliyet göstergesidir. Yeşil gözlüler biraz kinci ve son derece kıskanç olurlar.

    Kurşuniye bakan mavi gözler şairane tabiatların, romantik huyların göstergesidir. Kurşunimsi mavi gözlüler pratik işlerde başarılı
    olamazlar. Daha hayalci, dalgın bir hayat sürerler.
#21.02.2006 09:57 0 0 0
  • Bade Gürleyen'in özel hastanelerde çalışan doktorlarla görüşerek hazırladığı ve Tempo dergisinde yayınlanan haberi sağlığın piyasalaştırmanın yıkıcı sonuçlarını gözler önüne seriyor. Hükümetin Sağlıkta Dönüşüm Projesi çerçevesinde SSK hastanelerinin yükünü azaltmak ve halkın özel hastane imkanlarından faydalanmasını sağlamak bahanesiyle yaptığı SSK'lıların özel hastanelerden hizmet satın almasını sağlayan düzenlemenin ulaştığı boyutlar insan hayatını tehdit eder boyutlara ulaşmış durumda.

    İşte tüyler ürperten itiraflar

    SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'na bağlı hastalar, özel hastanelerde devletin para ödememesi nedeniyle en kalitesiz malzemelerle ameliyat ediliyor.

    Özellikle kalp ameliyatlarında kalitesiz kataterler, iplikler, stentler, balonlar kullanılıyor; çünkü devlet yaklaşık 15 milyarlık bir kalp ameliyatına 5-6 milyar veriyor.

    Özel hastanelerin hemen hemen hepsi katater, idrar sondası gibi tek kullanımlık malzemeleri, devlet pek çok masrafı karşılamadığı için aynı kan grubundaki birkaç hastada tekrar tekrar kullanıyor. Böylece az ve ucuz malzemeyle çok sayıda hasta ameliyat edilerek 'sürümden' kazanılıyor.

    Bir paket programından özel hastane %10 civarında kâr elde ediyorsa, malzemeleri tekrar tekrar kullanarak ya da kalitesiz malzeme kullanarak kâr oranını % 35-40'lara çıkarabiliyor.

    Paket programdaki bir hastanın 'kaybedilmesi', hastane açısından daha kârlı olduğu için, hastanın yaşayıp yaşamaması da çok önemsenmiyor. Çünkü SSK'lı bir hasta erken ölürse, hastane; tıbbi malzeme, ilaç, yoğun bakım gibi masraflara girmeden paket fiyatını cebe indirmiş oluyor.

    Ameliyathanelerin durumu içler acısı. İstanbul'daki yaklaşık 26 kalp-damar cerrahisi merkezinin en az 20'sinin ruhsatı uluslararası standartlara uymadıkları için iptal edilmeli.

    Devletin sağlığa ayırdığı % 5'lik bütçenin % 80'i ilaca gidiyor. Ancak Türkiye'de ilaçla ilgili bir tasarrufa gitmek imkânsız. Çünkü bir anda karşınızda ciddi devleri bulursunuz. Ayrıca pek çok hekim yazdığı her reçeteden ilaç şirketi tarafından prim aldığı için, bu sistemi yıkmak zor.

    Hekim, devletin listesinde olan tıbbi malzemeleri kullanmak zorunda. Çünkü kaliteli malzemeyi devlet ödemek istemiyor. Yani doktorun hastayı kurtarmak için elinden geleni yapması, hasta cebinden ek para ödemediği sürece imkânsız.

    Bütün bu olanlardan devletin haberi var, ama her şeye göz yumuluyor. Denetim yapılmıyor; 'göstermelik' yapılan denetimlerde ise sadece cihazlara, odalara, tuvaletlere bakılıyor.

    Paradan Tasarruf, İnsandan İsraf
    Artık bütün vatandaşlar özel hastanelerden yararlanabiliyor! Özellikle de yıllardır SSK ve devlet hastanesi kuyruklarında sürünen vatandaşlar, artık en lüks özel hastanelerde ameliyat bile olabiliyorlar! Bu olanak, sosyal güvencesi olan vatandaşı mutlu ediyor. Ama hiçbiri, hastanelerde kendileri için en kalitesiz malzemelerin kullanıldığını bilmiyor

    Bunu bilen, özel hastanelerde bu uygulamalara tanık olan ve hatta kalitesiz malzemelerle ameliyat yapıp 'vicdan azabı' çekenler hekimler, korkuyor. Hem ameliyat ettikleri hastaların ölmesinden hem de bu gerçeği kamuoyuyla paylaşmaktan. Çünkü işlerini kaybedebilirler. Dahası, bir daha asla hiçbir yerde iş bulamazlar. Yani bir yanda 'Hipokrat yemini' öte yanda 'geçim derdi'. Bu nedenle isimlerini vermeden anlatıyorlar. Kamuoyu, yapılanları bilsin istiyorlar.

    İsimlerini vermeyen hekimlerin itirafları arasında en korkuncu ise, bir kere kullanıldıktan sonra kesinlikle çöpe atılması gereken tıbbi malzemelerin, 'tasarruf' olsun diye aynı kan grubuna sahip hastalarda tekrar tekrar kullanılıyor olması. Peki, SSK, Emekli Sandığı ya da Bağ-Kur hastaları neden en kaliteli yerde bile en 'kalitesiz' sağlık hizmetini alıyorlar?

    Cevap çok korkunç: "Çünkü devlet böyle istiyor." Devlet, ücret politikası ile bir anlamda vatandaşları kalitesiz hizmete mahkûm ediyor. Adının açıklanmasını istemeyen bir hekim şu bilgiyi veriyor: "15 bin YTL'lik bir kalp ameliyatına, devlet 5-6 bin YTL ödüyor. Maliyeti yaklaşık 15 bin YTL olan bir kalp ameliyatının 5-6 bin YTL'ye mal edebilmesi için 5 milyonluk iplik yerine 1 milyonluk iplik kullanılıyor. 2000 dolarlık ilaç kaplı stent yerine, damarda sağa sola kayarak kısa sürede kalp krizine yol açabilen 170 dolarlık stentle hasta ameliyat ediliyor. Ödeme gücü olan ise devletin verdiği paket fiyatın üzerine 5-10 bin YTL eklenip, en kaliteli malzemelerle ameliyat ediliyor."

    Ama SSK, Emekli Sandığı ya da Bağ-Kur'dan gelen hastaların çoğu bu bedeli ödeyemiyor. Görüştüğümüz hekimin, "Pek çok SSK'lı hasta bizden yol parası bile istiyor" şeklindeki açıklaması, bunun pek de mümkün olmadığını gösteriyor. Devletin, özel hastanelerle, "Ameliyatları bir şekilde ucuza mal et" dercesine çok düşük fiyatlara yaptığı paket anlaşmalar ise özellikle tek kullanımlık malzemelerin artık kullanılmaz hale gelene kadar tekrar tekrar kullanılmasına yol açıyor. Peki, bunu yapan özel hastanelerin oranı ne kadar yüksek? "Bunu hepsi yapıyor, ama biz yüzde 90'ı diyelim bari" diyor yine adının saklı kalmasını isteyen bir cerrah.

    Bazı yetkililerden aldığımız bilgilere göre, hastanelerimizdeki tek sorun 'gariban' hastalar için kullanılan malzemelerin kalitesizliği değil. Ameliyathanelerin durumu da içler acısı. Bir kalp-damar cerrahının ağzından çıkan şu sözler insanı şoke ediyor: "İstanbul'da kalp-damar cerrahisinin yapıldığı yaklaşık 26 merkez var. Ancak bu merkezler ABD'de ya da Avrupa'da olsalardı, en az 20'sinin ruhsatı iptal edilirdi. Çünkü hiçbiri ameliyathane şartlarına uygun çalışmıyor..."
    Kaynak: Sendikalar Kurumu
#21.02.2006 09:06 0 0 0
  • Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm. demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak? Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

    Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin...
    Saygılarımla...
#18.02.2006 14:47 0 0 0
  • Sevginin Çevrimi

    Bir sabah, çiftçinin biri manastırın kapısına hızla vurdu. Kapıcı Birader kapıyı açtığında çiftçi ona doğru muhteşem bir salkım üzüm uzattı.
    Sevgili Kapıcı Biraderim, bunlar bağımdan en iyi üzümler: Lütfen bunları benden bir armağan olarak kabul et.
    Ya, teşekkür ederim! Onları hemen Baş keşiş e götüreceğim, böylesine bir armağan onu çok heyecanlandıracaktır.
    Hayır, hayır. Ben onları sana getirdim.
    Bana mı? Ama ben doğadan böylesine güzel bir armağan almayı hak etmedim ki.
    Ben kapını her çaldığımda sen açtın. Hasat kuraklıktan mahvolduğunda bana her gün bir parça ekmek ve bir bardak şarap verdin. Bu bir salkım üzümü sana getirmek istedim, çünkü onlar güneşin sevgisinden, yağmurun güzelliğinden ve Tanrının mucizevî gücünden bir parça.
    Kapıcı Birader üzümleri görebileceği bir yere koydu ve tüm sabah onları hayranlıkla izleyerek geçirdi: Gerçekten çok güzeldiler. Bu nedenle, bu armağanı bilgece sözleri onun için daima bir nimet gibi olan Baş keşiş e vermeye karar verdi.
    Baş keşiş üzümlere pek sevindi, ama sonra diğer keşişlerden birinin hasta olduğunu hatırladı ve düşündü ki: Ona üzümleri vereceğim. Kim bilir, belki de bu üzümler onun yaşamına biraz da olsa sevinç getirir.
    Fakat üzümler kasta keşişin odasında da uzun süre kalamadı, o da düşündü ki: Aşçı Birader bana çok iyi baktı, yiyeceklerin en iyisini verdi. Eminim bu üzümler ona çok büyük mutluluk verecektir. Ve Aşçı Birader ona öğle yemeğini getirdiğinde keşiş ona üzümleri verdi.
    Bunlar senin için. Sen Doğa Ananın bize verdiği nimetleri yakından tanıyorsun ve Tanrının ürettiği bu üzümlerle ne yapılacağını bilirsin.
    Aşçı Birader üzümlerin güzelliğinden şaşkına döndü ve yardımcısına onların mükemmelliğine dikkat etmesini söyledi. Üzümler o kadar mükemmeldi ki belki de kimse Kutsal Ayin den sorumlu ve manastırdaki çoğu kişinin gerçekten bir aziz gibi gördüğü Ayin Görevlisi Birader kadar onların kıymetini bilemezdi.
    Ayin Görevlisi Birader üzümleri sırasıyla, Tanrının emeğinin, Yaradılışın küçük ayrıntısında bile bulunabileceğini anlamasına yardım etmek için, en genç keşiş adayına verdi. Keşiş adayı üzümleri aldığında yüreği Tanrının ihtişamıyla doldu, çünkü daha önce hiç bu kadar güzel bir üzüm salkımı görmemişti. Aynı zamanda manastıra geldiği ilk günü ve ona kapıyı açan kişiyi hatırladı; bu kapıyı açma yüksek gönüllülüğü, onun şimdi mucizelerin değerini bilen bu insan topluluğunun bulunduğu yerde olmasını sağlamıştı.
    Karanlık basmadan kısa bir süre önce üzüm salkımını Kapıcı Biradere götürdü.
    Ye ve keyfini çıkart. Zamanının çoğunu burada yalnız başına geçiriyorsun ve bu üzümler sana iyi gelecek.
    Kapıcı Birader o zaman anladı ki bu armağan gerçekten de ona gelmişti: Her bir üzüm tanesinin tadını çıkardı ve mutlu bir adam olarak uykuya daldı. Bu şekilde çevrim tamamlandı; sevginin enerjisiyle ilişkide olanların daima çevresini saran mutluluğun ve sevincin çevrimi&

    Bu hikaye PAULO COELHO ' nun Zahir isimli son kitabından.Aslında hem kitabı önermek hemde bu güzel hikayeyi paylaşmak istedim.Sanırım hepimizin yaşamında böyle 'sevginim çevrimi' ile alakalı şeyler vardır.Farkında olmasak da biçok şey sonunda gerçekten hak edene ve emek verene ulaşıyor. Umarım beğenerek okursunuz...
#18.02.2006 14:42 0 0 0
  • Emeklerin için Teşekkür Ederim Ancak Bu Konu Daha Önce Yayımlanmıştı...
#18.02.2006 14:40 0 0 0
  • Takdir'i İlahidir, Ancak İnsanlık İçin İbrettir Diye Düşünüyorum. Teşekkür Ederim Bizimle Böyle Güzelliği Paylaştığın İçin...
#18.02.2006 14:25 0 0 0
#18.02.2006 14:13 0 0 0
  • Hikaye Kısa ve Çok Anlamlı, Ancak Ordaki Olguya Duygusal Yaklaşırsak Tahminiz Güzellikten ve Tesadüften Yana Olur. Ancak Duygu ve Tesadüfleri Bir Kenara Bırakırsan yani Bilimsel Düşünürsek Elbette Kılçıktan Başka Birşey Değildir. Bu Duygu Yanılmasını Güzel insanlar İle Paylaştığın İçin Şahsına Çok Çok Teşekkür Ediyorum...
#18.02.2006 09:33 0 0 0
  • Bu Nadide Güzelliği Anlatan ve Aktaran Değerli Şahsiyetli Dostuma Teşekkürlerimi İletirim. Çok güzel ve Anlamlı. Sağolasın
#18.02.2006 09:31 0 0 0
  • Bir Çay Düşün; Dem'i KralMemocan'a Ait, Şekeri AyYüzlüm'e Ait, Suyuda Hiçbirşey2001'e Ait. Tadı İse Okuyan ve Dinleyenlerin Takdirine Kalmış. Şahsım Adına Bu Çay Çok Güzel Olmuş elinize Yüreğinize ve en önemlisi emeğinize Sağlık Güzel Arkadaşlarım...
#17.02.2006 08:18 0 0 0
#16.02.2006 12:43 0 0 0
#16.02.2006 12:43 0 0 0
  • Konu: Don Artik
    Gül! Hep Gül... Sanada Bu Yakışır Hep Gülmek... Şiir İnan Çok Güzel, Anlayışın Gibi Güzel. Çok Teşekkür Ederim (GÜL)
#16.02.2006 12:17 0 0 0
  • Emeğine Ve Yüreğindeki İnceliğe Çok Teşekkür Ederim. Güzel Bir Şiir (GÜL)
#16.02.2006 12:15 0 0 0
  • Konu: Rubailer 2
    RUBAİLER...



    İnsan son nefese hazır gerekmiş:
    Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
    Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
    Böylece dirilirsek işimiz iş.

    Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
    Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
    Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
    Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.

    Hayyam bilgelik çadırları dokudu;
    Sonra dert potasında yandı kül oldu.
    Bir pula satıldı kader çarşısında,
    Ölüm celladı geldi, boynunu vurdu.

    Dostum, gel yarına kanmayalım biz;
    Günümüzü gün edelim ikimiz.
    Yarın çekip gettik mi şu konaktan
    Yedi bin yıl önce gidenlerleyiz.

    Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;
    Derede akan su, ovada esen yel gibi.
    İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:
    Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.

    Tanrı, ışığıyla doldu can gözüme;
    Bu dünyadan o dünyadan bana ne!
    Gönlüm ter gibi çıkıp bedenimden
    Karıştı varlığın denizlerine.

    Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
    Her istediğini onda ara, onda bul.
    Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
    Koy canını ortaya, soyulursan soyul.

    Sarhoş oldum mu aklım azalır;
    Ayıldım mı sevincim dağılır.
    Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?
    En güzeli öyle yaşamaktır.

    Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?
    Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?
    Gece gündüz serilirsin de karşımıza:
    Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?

    Dert içinde sevinci bul da yaşa;
    Haksız düzende haklı ol da yaşa;
    Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
    Varından yoğundan kurtul da yaşa.

    Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
    Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
    Bırak öyleyse iki dünyayı birden:
    Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!

    Dün özledim de seni coştum birden bire;
    Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
    Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:
    Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!

    Bir testici gördüm, çamur içindeydi:
    Ayağı çarkında, elinde bir testi;
    Testinin başında bir yoksulun ayağı
    Kulpunda bir padişahın kellesi.

    Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
    Gizli gizli neler anlattı bana;
    Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
    Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.

    Bilmem, ne sayar durursun bir, iki;
    Ha bir olmuş, ha yüz bin fark etmez ki
    Çal sazını, sonun bir avuç toprak,
    Şarap ver, bir esip gitmedir bizimki.

    Kambur Felek, sen ne konaklar yıka geldin;
    Kin beslersin bize, zulüm eski adetin.
    Şu kara toprağın göğsünü bir yarsalar,
    Ne inciler yatar içinde bilir misin?

    Yoksul, dertli gönlüm arar sevgilisini;
    Aklı gelmez başına, yer kendi kendini.
    Bana sevgi şarabını sundukları gün
    Kana boyamışlar varlık kadehimi.

    Ha Belh'te ölmüşsün, ha Bağdat'ta hepsi bir;
    Kadeh doldu mu, acı da olsa içilir.
    Keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz;
    Sensiz daha çok ayların ondördü gelir.

    Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
    Elimin özlediği kadehi kavramak.
    Her zerrem nasibini almalı dünyadan
    Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.

    Behram'ın şarap içtiği orman köşkünde
    Bir tilki yavrulamış, bir ceylan keyfinde.
    Ömrünce yaban eşeği avlamış Behram:
    Mezar da Behram'ı avlamış günün birinde.

    Ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede:
    Hayırmış, şermiş bırakmışım ikisini de.
    İki dünyayı karpuz gibi önüme koysalar
    Ne birine metelik veririm, ne ötekine.

    Padişah ol, yokluk halkasına gir de;
    Yıkan, kirin pasın kalmasın gönülde.
    Meyhaneye ermeğe gelince biri
    Kendini bil de ne yaparsan yap de.

    Toprakla karışıp bulanmamış bir can
    Sana konuk geldi bir temiz dünyadan.
    Otur, bir kadeh şarap iç kendisiyle,
    Sana iyi geceler deyip kaçmadan.

    Ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
    Ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
    O canım Türk güzeli kömür gözleriyle,
    Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.

    Dünyaya geldiler, coşup taştılar;
    Güldüler, eğlendiler, anlaştılar;
    Bir kadehte sızıverdiler bir gün
    Ölüm uykusunda kucaklaştılar.

    Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
    Şarap ne zaman çoşturur içenleri?
    Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
    Bir de cuma, cumartesi günleri.

    Yaşamak elindeyken bugüne bugün,
    Ne diye bırakır, yarını düşünürsün?
    Geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar;
    Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün.

    Toprak olup gitmişlere sorarsan
    Ha gavur olmuşsun ha müslüman.
    Kimler bu dünyada eğlenmemişse
    Ötekinde yalnız onlar pişman

    Ey garip kuş! Bu yıldızlar darı sana;
    Elest günü canı sen verdin insana.
    Dünyayı gören büyülü bir kadeh varmış:
    O kadeh sende, başka yerde arama.

    Bu zamanda az dostun oldun, daha iyi.
    Herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.
    Can gözünü açınca görüyor ki insan
    En büyük düşmanıymış en çok güvendiği.

    Feleği döndürebilir misin muradınca?
    Ne çıkar gök yedi kat değil sekiz katsa?
    Er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni
    Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca.

    Bak, gül yeşiller, sevinçler içinde;
    Arar bulamazsın gelecek perşembe.
    İç şarabını, gül kokla, yeşil topla:
    Toprak oluvermeden gül de yeşil de.

    İnsan çeker çeker de sonra hür olur;
    İnci sedef zindanlarda yuğrulur.
    Paran pulun yoksa bugün, sağlık olsun:
    Bugün boş duran kadeh yarın doludur.

    Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
    Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
    Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
    Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?

    Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,
    Altınları gümüşleriyle övünmeğe.
    Tam işleri dilediği düzene girer:
    Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.

    Can verinceye dek bu çorak yerde
    Dertten başka ne geçer ki eline?
    Ne mutlu çabuk gidene dünyadan;
    Hele bu dünyaya hiç gelmeyene!

    Yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,
    Sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da.
    Ne kızıl dudakları, ne altın saçları
    Altmışın süprüntüler gibi kara toprağa.

    Dostum, olan olmuş, vahlanma boşuna;
    Dünyayı kara zindan etme başına.
    Yaşamana bak, elinden tek gelen bu:
    Olacakları danışan var mı sana?

    Sevgilim, ömrü derdim gibi bitmeyesi,
    Bu sabah bütün cömertliği üstündeydi.
    Bir göz atıverdi bana geçip giderken:
    İyilik et denize at mı demek istedi?

    Gül de şarab da bilene güzel gelir;
    Sarhoş olmayan için sarhoşluk nedir?
    Cebi boş gönlü dolu olmayan kişi
    Her şeyden geçmenin tadını ne bilir?

    Yapma diyorsun; yapmamak elimde mi?
    Sen al demişin; nasıl çekerim elimi?
    Hem yap hem yapma demek seninki bana
    İnsaf: Kadeh devrilir de dolu kalır mı?

    Bu dünya iki kapılı bir han,
    Girdi mi dertlere düşer insan.
    Tanınmadan yaşamak en iyisi:
    Elinde olsa da hiç doğmasan.

    Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
    Kim gitmiş de getirmiş haberini?
    Kimselerin bilmediği bir dünya
    Özlenmeye, korkulmaya değer mi?

    Ne mutlu adı sanı bilinmeyene;
    İpeklere, kürklere bürünmeyene;
    Anka gibi iki dünyadan da geçip
    Bu viranede baykuşa dönmeyene.

    Yok olmamış varlık var mı bir tek?
    Herşey bir gün, dağılıp gidecek.
    Öyleyse vara yoğa ne bakarsın?
    En iyisi yoku var, varı yok bilmek.

    Sevgili, bir başka güzelsin bugün;
    Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
    Güzeller bayram günleri süslenir:
    Seninse bayramları süsler yüzün.

    Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;
    Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.
    Sersemliği yüzünden bilgisizlerin
    Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.

    Kendimden geçtikçe gelirim kendime,
    Alçalırım çıktıkça yüksek yerlere.
    En garibi, içmeden sarhoşum da ben,
    Ayılırım her kadehi devirdikçe.

    Ben içerim, ama sarhoşluk etmem:
    Kadehten başka şeye el uzatmam.
    Şaraba taparmışım, evet, taparım:
    Ama senin gibi kendime tapmam.

    Şeyh fahişeye demiş ki: - Utanmaz kadın;
    Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
    Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
    Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?

    Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
    Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
    Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
    Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.

    Dinle dinsizliğin arası bir tek soluk;
    Düşle gerçeğin arası bir tek soluk.
    Aldığın her soluğun değerini bil
    Bütün yaşamak macerası bir tek soluk.

    Bir put demiş ki kendine tapana:
    Bilir misin niçin taparsın bana?
    Sen kendi güzelliğine vurgunsun:
    Ben ayna tutar gibiyim sana.

    Biz aşka tapanlarız, müslüman değil;
    Cılız karıncalarız, Süleyman değil;
    Biz eskiler giyen benzi soluklarız:
    Pazarda sırma satan bezirgan değil.

    Nerdesin? Sana baş kaldırmışım işte;
    Karanlık içindeyim, ışığın nerde?
    Cenneti ibadetle kazanacaksam
    Senin ne cömertliğin kalır bu işde?

    Gerçek erenlere güzel çirkin, hepsi bir;
    Sevenler için cennet, cehennem, hepsi bir;
    Kendini veren ha ipekli giymiş, ha çul;
    Yastığı ha pamuk olmuş ha diken, hepsi bir.

    Yıllar günler gibi geçti gider;
    Nerde o eski dertler, sevinçler?
    Belaya aldırmaz aklı olan:
    Be da her şey gibi geçer, der.

    Dünyayı allar pullar boyarlar gözünü;
    Aklı olan hor görür süsünü püsünü.
    Kimler geldi gitti, kimler gelip gidecek:
    Al gitmeden alacağını, doyur gönlünü.

    Şarap mimarıdır yıkık gönüllerin
    Süzülmüş, tertemiz canı üzümlerin.
    Neden şer demişler bu hayırlı suya?
    Siz bana bu şerden üç dört kase verin.

    Aşk bir beladır, ama Tanrıdan gelme;
    Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
    Bize herşeyi yaptıran kendi madem,
    Kulu sorguya çekmenin alemi ne?

    Dert de neymiş? O mu bizi ağlatacak?
    O mu sevinç bayrağımızı yırtacak?
    Gelin, atalım şunu gönül yurdundan:
    Yoksa içimizde fitne çıkartacak.

    Sensiz camide, namazda işim ne?
    Seninle buluşma yerim meyhane.
    Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı:
    İstersen kaldır at cehennemine.

    Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!
    Ne önümüz belli, ne sonumuz.
    Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
    Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?

    Bizi bizden alan şaraba gönül verdik;
    Coşup taştık; yerden kopup göklere erdik.
    Tenden bedenden soyunuverdik sonunda
    Topraktan gelmiştik, yine toprağa girdik.

    Tepemizde dönüp duran gökler
    Büyücünün fanusu gibidirler:
    Güneş bu fanus içinde lamba,
    Biz de gelip geçen görüntüler.

    Bir rint gördüm, binmiş dünya denen kır ata;
    Aldırmıyor dine, islama, şeriata;
    Ne hak dinliyor, ne hakikat, ne marifet:
    Gelmiş mi böylesi kahraman kainata?

    Kimi gizlenir, kimselere görünmezsin;
    Kimi renk renk dünyalarda görünür yüzün
    Kendi kendinle sevişmek bu seninki:
    Çünkü seyreden sen, seyredilen de sensin.

    Yüzümde pırıl pırıl sevinç gördüğün gün,
    Nice konakları yıkılmıştır gönlümün.
    Dalgıçsan dal gözlerimin denizine, bak:
    Dibinde mahzun bir deniz kızı görürsün.

    Seni kuru sofraların softası seni!
    Seni cehenneme kömür olası seni!
    Sen mi Hak' tan rahmet dileyeceksin bana?
    Hakka akıl öğretmek senin haddine mi?

    Önce kendine gel, sonra meyhaneye;
    Kalender ol da gir kalenderhaneye.
    Bu yol kendini yenmişlerin yoludur:
    Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye.

    Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi,
    İki yüzlü softaları dinlemek mi?
    Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse,
    Kimselerin göreceği yoktur cenneti.

    En büyük söz Kuran bile
    Arada bir okunur besmeleyle.
    Kadehteyse öyle bir ayet var ki
    Okur insan her zaman, her yerde.

    Neylesem bu benim iç kavgalarımla?
    Pişmanlığım, kendime düşmanlığımla?
    Sen bağışlasan da ben yerim kendimi:
    Neylesem bu yüzkaram, bu utancımla?

    Kalk sevinç dolduralım garip gönüle
    İçelim doğan güne karşı bülbülle
    Yırtalım biz de gömleği aşık gülle
    Verelim çiçekler gibi ömrü yele.

    Aklı olan paraya değer vermez,
    Ama parasız dünya da çekilmez;
    Eli boş menekşe boynunu büker,
    Gül altın kasede gülmezlik etmez.

    Bir damla şarap Tus saraylarına bedel,
    Keykubad'ın Keykavus'un tahtından güzel
    Sabaha karşı aşıkların iniltisi
    İki yüzlü softanın ezanından güzel.

    Bedenindeki et, kemik, sinir kaldıkça,
    Dünyadaki yerini bil, kendinden şaşma.
    Düşman Zaloğlu Rüstem olsa ger göğsünü,
    Dostun Karun olsa iyilik altında kalma.

    Yerin dibinden yıldızlara dek
    Ermediğimiz sır kalmadı pek,
    Her düğümüçözmüş insanoğlu;
    Ecel düğümünü var mı çözecek?

    Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin
    Tekkede, manastırda eremezsin.
    Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
    Cennetin, cehennemin üstündesin.

    Bu evren her gece ne gömlekler diker!
    Kimini gelen, kimini giden giyer.
    Her gün nice sevinçlerle dolar dünya,
    Nice dertler toprağa karışır gider.

    Şarap benlik kaygusu bırakmaz sende
    Çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde
    İblis bir kadeh şarap içmiş olaydı,
    Secdeye yatardı Adem'in önünde

    Biz hırkadan sonra küpe gelmişiz;
    Kıpkızıl şarapla abdest almışız.
    Medresede kaybettiğimiz ömrü
    Meyhanede aramaktır işimiz.

    Şarabı götürüp döksen bir dağa
    Dağ sarhoş olur başlar oynamağa.
    Ben ne diye tövbe edecekmişim
    İçimi tertemiz eden şaraba?

    Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
    Halden anlar bir dost gelip falı görünce:
    Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
    Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

    Bu gecenin son gece olması da var:
    Emret, gül rengi şarabı getirsinler.
    Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok:
    Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar.

    Medreseden hayır yok, dinle beni;
    Vakıf lokması karartır içini.
    Git, bir yıkık yerde yoksulca yaşa:
    Orası bir padişah eder seni.

    Şarap iç, yıkansın, aydınlansın için;
    Bu dünya, öbür dünya silinip gitsin!
    Gel ömrün yele gitmeden tadına bak
    Cana can katan suyun, ıslak ateşisin.

    Kendiliğinden var olmuş sanma beni;
    Bu kanlı yola ben sokmadım kendimi;
    Bir gerçek varlık beni var etmiş olan;
    Yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki.

    Dileğin Tanrı dileği değil ki senin;
    Muradına ermeyi nasıl beklersin?
    Doğru olan Tanrı' nın dilekleriyse
    Yanlış demek senin bütün dileklerin

    (Ömer Hayyam Anısına)
#16.02.2006 12:14 0 0 0
  • 11 Eylul olaylarynda ikiz kulelere carpan ucaklardan
    birinin ucus numarasi
    Q33 NY imis.


    Simdi bir word belgesi aciyorsunuz tertemiz, bu
    rakam ve harften olusan
    ucus numarasini kopyalıyorsunuz.

    Sonra Bu yazının boyutunu en büyük e getiriyorsunuz.

    yazi karakterini de "Wingdins" olarak
    ayarliyorsunuz.

    Çıkan Sonuç Hayrete Düşürücü değilmi...
#14.02.2006 15:37 0 0 0
  • geldim canini alacagim.. vakit tamam
    - yaw arkadasim oragi gozume sokacaksin yaw.. hakim olamayacagin aleti niye kullaniyorsun ki, tamam alacaksan al canimi o ayri da
    - ..!
    - eshedu enlaaa

    - ya canini ya parani
    - aboo azrailin bile dini imani para olmus.. ben neyleyim boyle hayati al canimi da parayla napcan sen bi cesit meleksin
    - butun karikaturistleri satin alacam.. beni yakIsIkli cizsinler..soyle karizmatik..

    - artik zamanin doldu.. oluyorsun
    - peki sayin azrail.. neden olum?
    - ama su dunyada 2 saat daha kalmak icin yapmadiginiz maymunluk kalmadi yaw
    orak geliyo kafana

    - canini almaya geldim.
    - allah misin laaaam
    - denebilir, su an icin yetkili kisiyim.
    - hasssssss

    - bitti arkadasim kapatiyoruz.. sahadetmi getiriyosun istavrozmu cikariyosun yapta aliyim ruhunu
    - vay bea... mahmut bak azrail geldi olm..super bi melek yani.. harika bisey yaw
    - hay ezik seni.. alacagim pazarlik yok
    - abi ipekmi bu.. valla cok yakismis hea.. mizrakta super.. ya.. supersin ya
    - eh gitti benden gunah.. ya allah
    - orakta sahane parliy argghh...

    - mahmut kocbas sen misin?
    - evet birader noldu ki?
    - azrailim ben canini almaya geldim.
    - nasi? abi nolur yapma nolur kurbanın oliim
    - yok alicam canini kurallar boyle.
    - haarkk puu. abi olduremezsin beni cunku simdi oldursen tukurdugum icin oldurmus olucan, gunah yazar allah carpar billahi.
    - eo?? ben bi sorayim bu konuyu.

    (bezmis azrail)
    - meraba ben sevgi kelebegiyim
    - beni kandiramassin seni taniyorum azrailsinsin sen canimi almaya geldin
    - aferin.. isim neydi..

    - artik bitti.. hadi obur tarafa gidiyoruz
    - abi sizin iste zor yani.. aslinda adaletsizlik var.. bak israfil butun hayati boyunca oturuyo.. o huri senin bu melek benim takiliyo.. neymis kiyamet kopacakmiste bi ufleyecekmis.. sen 7 gun 24 saat onlinesin abi.. valla uzuluyorum senin icin
    - ya bi susun ya.. bi susun
    - abi susarsan ezerler adami.. bak sen susmussun ustune en zor isi vermisler
    - sen bekle burda geliyorum ben

    - kartal maltepe senmisin?
    - benim kuzicigim
    - azrail ben, canini almaya geldim
    - can nedirki.. ruh nedirki.. senin o mizragin varya
    - sana girsin deme sikildim artik sizin igrenc esprilerinizden

    -gel lan buraya zibidi!
    -bana mi?
    -ne o lan oyle siyah miyah takiliyosun? ne lan bu orak? satanist misin sen yoksa?
    -ben simdi seni...
    -bak bak bak, bi de kendini allah saniyor. ya mahalleden git ya da azrailin olurum.
    -sen kasma kendini ben oldum bile (caart...)

    - aha seninde vaktin geldi
    - ciddimisin.. supermis hadi gidelim
    - oha senin icin hayat dolu diyolardi
    - fazla doldu sıkıldım ben hadi..
    - ama azraile bile uyum saglanmazki karde$im
    - napiyoruz simdi. boyle duruyorum sen aliyo musun.. hadi neyse prosedur yapalim da bitsin bu is

    -hani yillar once bagini bahceni hasadini toplayan bi genc wardi
    -ee n`oldu adam mi oldu
    -yok oldu o 3 yil once azrail oldu
    -eshedu..

    - azrail?
    - tepeleycem su esgalimi vereni bi bulsam.. simdi bu saatten sonra tebdil-i kiyafet mi gelecegiz ya can almaya.. hayret bisi!

    "merhaba, küçük bir tahsilat isimiz vardi!"
    "hosgeldin, bi kahve içseydin önce?"
    "sade olsun lütfen.."

    -hadi gidelim!
    +aaa...azyaiy amjaa....ben daha cocuum be?
    -oha..ohaaa...72 yasindasin hayvan!
    +oluymu hic 3 ya$indayim ben..3!
    -iyi o zaman evladim, hadi attaa gidiyoruz o zaman!
    +gulp....

    +errröööölllll
    -anne gene sen ?o yanındaki siyahlı ,kılıçlı adam kim?
    orak lan o!
    +evladım hani holipsin nerde.azrail amcan canını almaya geldi.sende at bi holips şifa niyetine.
    a:uğraştırma beni eröl anan başımın etini zaten .çocuumun canını acıtmadan al diye.
    -anne bak olipsimi yiyooaasrrghhh
    +ama çocuumun canı acıdı!
    a:ne aileymiş arkadaş
#06.02.2006 13:08 0 0 0
  • Ne kadar da soğudu hava
    Demek kar yağıyor bahara
    Şu uçup gidenler umutlar mı?
    Yoksa bacaklarımı ısıtan
    Bileklerimden akan kan mı?
    Ya sen sevgili...
    Acaba düşünüyor musun beni?
    Bak ne hale geldi sevgi
    Damarlarıma sığmadı
    Dışarı taştı aşk-ı ilahi
    Hani ağlayamıyorum demiştim ya
    Gözlerimdeki yaşlara kanma
    Yine ağlamıyorum aslında
    Sadece özlemine dayanamayan
    Göz yaşlarım koşuyor sana
    Sen de ağlama sakın
    Hem gördün mü hiç
    Ağladığını
    Güneşin
    Ağlarsan kızarır gözlerin
    Boşver bozulmasın güzelliğin
    Kanım kaynıyor sana demiştim de inanmamıştın...
    Bak ne kadar sıcak kanım işte sonunda kanıtladım
    Gördün mü?..
    Ne kadar da hızlı çarpıyor kalbim
    Dikkat et yüzüne sıçramasın
    Seni de yakar sonra alevlerim
    Bak gülümsüyorum yine
    Sırf sen yanımdasın diye
    Gözlerinden damlayan inci taneleri de ne?
    Yoksa ağlıyor musun?
    Sulu göz sen de
    Ağlayacak ne var ki
    Sanma bileklerimdeki jilet kesiği
    Onlar aşkımızın bedeli
    Onlar zalimlerin diş izleri
    Havada iyice soğudu Kış bu sene erkenci
    Üşüyorum ısıt beni
    Son kez olsun sarıl hadi
    Yoksa korkuyor musun??
    O kanlardan korkma
    Darılırım sonra
    O kan tertemiz içilesi
    Onlar ölümün bahanesi
    Artık ben sabredemeyeceğim
    Kızma tamam mı? şimdi sende sabır sırası
    Merak etme hem
    Kulaklarımda ikimizin şarkısı
    Biliyorum yapmazsın ama
    Ben yine de söylüyorum
    Seni sevdiğimi unutmayasın...
#06.02.2006 13:06 0 0 0