EVLİLİK ÜZERİNE
1.Evli erkeklerin psikolojisi arkadaslarla lokantaya gitmeye benzer.
İstedigin yemegi siparis edersin sonra yanindakinin istedigi yemegi görüp
"Keske onu isteseydim" dersin.
2.Bir davette bir hanim arkadasina sorar:"Alyansini yanlis parmagina
takmiyormusun? "Diger hanim cevap verir:"Evet yanlis adamla evliyimde
ondan"
3.Bir adam evlenene kadar eksik sayilir evlenince tam bitmis olur.
4.Bir genc babasina sorar"Baba evlenmek kaca malolur?
Baba cevap verir"Bilmiyorum oglum,ben hala oduyorum."
5.Adam anlatiyormus:"Evlenene kadar mutlulugunun ne oldugunu bilmezdi,
sonra da gec oldu."
6.Yeni evlenmis bir adam mutlu ise nedenini hemen anlariz.
On yillik bir adam mutlu ise nedenini merak ederiz¦
7.Evliligin ilk yilinda adam konusur kadin dinler,
İkinci yilinda kadin konusur adam dinler,
ucuncu yilinda her ikiside konusur,komsular dinler.
8.Bir kavgadan sonra kadin kocasina bagirir:
"Seninle evlendigimde tam bir aptalmisim."adam cevap verir:"Evet cok
asiktim farkedemedim."
9.Bir adam gazeteye ilan vermis:"Es ariyorum"Ertesi gun yuzlerce mektup
almis.
Hepsi ayni seyi söyluyormus"Benimkini alabilirsin."
10.bir adam karisina arabasinin kapisini tutuyorsa emin olabilirsiniz: "Ya
arabasi yenidir,ya da karisi!
İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı.
(Buhârî, Cihâd 135)
-Siz ne haldeyseniz,başınıza o halde insanlar getirilir.(Hadis-i Şerif)
Beş günah vardır ki,keffâreti yoktur.Bunlar; Allâh'a şirk koşmak,bi-gayri hakkın adam öldürmak,müm'ine bühtan ve iftira etmek, muharebe günü kaçmak ve yalan yere yemin ile hakkı iptal etmek.(Hadis-i Şerif)
Mazlumun bedduâsından sakın.Çünkü,onun duâsıyla Allah arasında (kabûlünde mani) bir perde yoktur.(Hadis-i Şerif)
Değerli Dostlarım, Hepimiz Müslümanız Diyoruz, Ne Yazık ki; Bu Konuda Çok Zayıf Olduğumuzu Gösteriyor ki; GEYİK Bölümünde Cevapların Sayısı ve Katkısı İle Bu Bölüme Olan Cevap Sayısı İle Ziyaretçi Sayısı Tam Bir Çelişki.
Bundan Sonra Burda da Birlikte Olmak Dileğiyle.
Konuyu Açan ve Başlatanda Allah (c.c) Razı Olsun...
Bir adam sordu:
"Hangi islâm daha hayırlıdır?"
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cevap verdi:
"Yemek yedirirsin, tanıdığına da tanımadığına da selâm verirsin..."
İbn Amr radıyallahu. Buhârî.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"işin başı islâm, direği namaz, zirvesi cihaddır."
Muaz radıyallahu anh. Tirmizî.
50. Vedâ haccında Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile bulundum. Allahı andı, hamdetti, öğüt verdi, sonra şöyle dedi:
"Bu kutsal gün hangi gündür?"
"En büyük hac günüdür!" dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
"Sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, size, tıpkı bu gününüz gibi haramdır. Bu beldeniz gibi, bu ayınız gibi haramdır! Dikkat edin! Cinâyet işleyen kendi aleyhine cinâyet işlemiş olur.
Dikkat edin! Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman kardeşinin hiçbir şeyi, kendisi helâl etmedikçe, diğer müslümana helâl olmaz.
Dikkat edin! islâm öncesindeki tüm faizler kaldırılmıştır. Verdiğiniz ana paralarınız sizindir. Haksızlık yapmayın, haksızlığa da uğramayın!
Dikkat edin! islâmdan önce işlenen her türlü kan davası kaldırılmıştır...
Dikkat edin! Kadınlara iyi davranın! Onlar, sizin yanınızda birer emanettirler...
Dikkat edin! Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.
Sizin, kadınlarınızın üzerinde bulunan hakkınız, yataklarınızı çiğnetmemeleri ve evinize girmesinden hoşlanmadığınız kimselere izin vermemeleridir.
Onların sizin üzerinizdeki hakları, giyimlerinde ve yemeklerinde onlara son derece iyi davranmanızdır...
Dikkat edin! Burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin, umulur ki, kendilerine bildirilenler daha kavrayıcı olurlar."
Amr radıyallahu anh. Buhârî.
Kudüs sokaklarında umutsuzca park yeri aramaktadır Moşe. Tur atmakta
ama yer bulamamaktadır. Çok önemli bir iş buluşmasına geç kalmak
üzeredir.
Ama heyhat yer bulamamaktadır. Ümidini kesmiş bir şekilde gökyüzüne
bakar ve:
"Tanrım önümüzdeki beş dakika içinde bana bir park yeri bulursan
yemin ediyorum bundan sonra hep Kaşer(dini kurallara uygun gıda) yiyeceğim,
Shabat'a (kutsal cumartesiler) uyacağım ve Yom-Kippur (oruç) ve tüm
kutsal
günlere özel saygı duyacağım...."
O an bir mucize gibi hemen önünde bir araç hareket eder ve yeri
boşalır.
Moşe gökyüzüne bakar ve:
Zahmet etme tanrım, ben buldum"
Kazandıklarımızı Kendimizden, Kaybettiklerimize Kader diyoruz.
Aslında Kazanmakta, Kaybetmekte Kendimizdendir.
Düşüncedeki İncelik, Sevgideki Sadelik ve Duygudaki Yalın'lığı Çok Güzel Birleştiren Duygu Yoğunluğu, Hepsi Bir Arada, Çok Teşekkür Ederim Böyle Bir Güzellik...
Emek Ve Zahmetlerin İÇin Çok Teşekkür Ederim. Ayrıca İnanc ve İbadete Karşı Göstermiş Olduğun İncelik ve Paylaşımın İÇin Minnetarız Güzel Arkadaşım....
Şiirlerin ve Duyguların Çok Güzel. Bu Güzelliklere Teşekkür Edilmez, Duyguların ve Güzelliklerin Karşılığı Sabır Ve Dua'dır. Sabrım Diğer Güzel Şiirlerin İçin, Duam İse Varlığın Ve Dostluğun İçin.
Saygılarımla...
Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir
toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz.
Kur'an okumalarını ve gerçekleri
öğrenmelerini de engelleyemiyoruz.
Allah ve elçisi Muhammed ile sağlam ilişkiler
kurmalarını da engelleyemiyoruz.
Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında
üzerlerindeki gücümüz kırılıyor.
Dostları demiş ki:
Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım?
Şeytan demiş ki:
Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını
çalın, böylece Allah ve elçisi Muhammed ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur.
Şeytan devam etmiş:
Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah
ile hayati öneme sahip
bağlantıyı kuramasınlar.
Dostları şaşırmış:
Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini
sürekli meşgul et!
Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al.."
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca
çalışmaları için ikna et !
Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
çalışmalarını ve böylece
hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap!
Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Aileleri parçalandıkça, evleri, iş çıkışında
ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır!
Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç
seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi)
dinleyemesinler!
Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi
Muhammed ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları.
Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde
masaları
Gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber
bombarıdmanına tut!
Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini
engellemek için billboardları afişlerle donat!
İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk
maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle,
promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur!
Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle
doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve
hanımlarından hoşlanmasınlar!
Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek
kadar çok yorulmasını sağla!
Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi
veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını
engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları
çok meşgul et, eğlence parklarına,
fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere,
sinemalara vs götür ! Oralarda kavga çıkarıp
birbirlerini vurmaları sağla!
Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma!
İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti
dostluklarını ve dedikoduları teşvik et!
İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun.
Futbolcuların isimlerini çocuklarına
ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın
şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için
dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere
dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul
edeceklerine, telaş içinde oraya buraya
koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine
daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu
plan başarılı mı?
Paylaşıma Açık Bir Alıntıdır...
Arkadaşlar Bir Örnek Vereyim "NURETTİN" bu Gibi İsimlere Türetmeye Çalışın. İşin Zor Kısmı Kimselerin Aklına Gelmeyen Biri İsim Var ki; Osmanlı Sözlüğünde Olan Bir İsim Sadece. Engin Tecrübelerinize Güveniyorum Hadi Kolay Gelsin Değerli Arkadaşlarım....
Karadenizliler ile Ruslar cephede uzunca bir müddet savasmışlar. Günlerce siperin arkasindan
Ateş edip durmuşlar, ama hiç ölen olmamış. Sonunda Rusların aklına bir kurnazlık gelmiş:
- "Ünlü bir laz ismi bulalım hep birlikte bağıralım, onlar ayaga Kalkar seslenirler, biz de
öldürürüz." Olur mu Olur... Ne diyelim, Ne diyelim derken TEMEL akıllarına gelmiş:
- "Tamam Temel diyeceğiz... Bir, iki, üç: Temeeeeel!"
Karadeniz cephesinde Temeller ayağa kalkmış:
- "Ne vaaaaar!" Ruslar ayaga kalkan Temelleri öldürmüs. Ruslar:
- "Güzel oldu, bu sefer DURSUN diyelim," demişler... "Bir, iki, üç: Dursuuuuun?" Dursunlar
Ayakta...
- "Ne vaaaar?" Ruslar, ayaga kalkan Dursunları da öldürmüşler.
- "Güzel bu sefer İdris diyelim," demisler... Bir, iki, üç:
- "Idriiiiis!" Idrisler ayakta...
- "Ne vaaaaar?" Ayağa kalkan İdrisleri de öldürmüşler... Karadenizliler cephesinde:
- "Bu böyle olmaz hep azalıyoruz. Aynı oyunu biz de onlara oynayalım."
- "Tamam oynayalım. Ne diyelim?"
- "VLADEMİR diyelim."
- "Tamam. Bir, iki, üç:
- "Vlademiiiir!" çıt yok...
- "Vlademiiiir!" çıt yok...
Birazdan karşı cepheden:
- "Kim seslendiiii?" Karadenizliler hep birlikte ayakta:
- "Biiiz..."---
__________________
İstanbulda bir hastanede, 9 yaşında bir kız... İsmi: Esra...
Hastalığı: Kanser... Hastalığı vücuduna yayılmış...
O hasta halinde ve ölümün soluğunu her geçen an gittikçe daha da yakınında hissederek hayat yürüyüşünün son durağına yaklaşırken, hasta yatağında uyanık olabildiği zamanlar, devamlı olarak kitap okuyormuş.
Bir akşam, okuduğu kitaptan başını kaldırarak, annesine:
Babamı çağırabilir misin, anne? demiş.
Küçük kızının vücuduna yayılmış kanserle günden güne eriyişini görürken, ölüm habercisi bu hastalığın sevgili kızından ayrılık getireceğini bilerek, dünyadan o kesin ayrılığının acısına dayanabilmek bir yana, o ayrılık anının yakında muhakkak gelecek oluşunu düşünmenin büyük acısına dayanabilmenin bile kendisine çok zor geldiği annesi, kızının bu anî arzusu karşısında çekinerek sormuş:
Babanı çağırmamı niçin istiyorsun?
Hasta kız, önce bunu açıklamak istememiş; bir an düşünmüş ve:
Çağırmasan da olur.. Hem çağırsan, gelinceye kadar belki geç olur.. sözleri üzerine annesinin merakı daha da artmış:
Babanı çağırmamı önce isteyip sonra niye vazgeçtin? diye sorunca, kızı gayet sakin bir şekilde;
Anne, ben artık âhiret âlemine gidiyorum da.. o*nun için..cevabını vermiş. Bu sözleri üzerine annesinin gözünden, artık tutamadığı gözyaşları boşanırken, kızı gene o çok sakin haliyle:
Bak! Azrail (AS) beni almak için gelmiş; orada bekliyor.. diyerek odanın bir köşesini parmağıyla işaret etmiş. Annesi, kızından ayrılık vaktinin geldiğini anlayıp elleriyle yüzünü kapatarak hüngür-hüngür ağlarken, kızına gayr-i ihtiyarî sormadan da edememiş:
Azrail (AS) nasıl? Biraz tarif eder misin?
Çok güzel& demiş, küçük kız...
Daha sonra da, içinde bulunduğu o maneviyat âleminden dünya haline tekrar avdet etmiş gibi, annesinin o ardı-arkası kesilmeyen yüksek sesle ağlayışından rahatsız olmuş bir tavırla annesini, 9 yaşındaki çocukluğundan beklenemeyecek büyük bir kemal ve vekar haline girerek, tesellîye çalışmış:
Niye bu kadar çok ağlıyorsun ki, anne? İmanı olan ve imanıyla yaşayanlar için ölüm ve âhirete gitmek, korkulacak bir şey mi? Dünyada daha fazla yaşasaydım, dışarıdaki insanların ekseriyeti gibi, dinde lâkayt, ibadette ihmalkâr halde uzun bir dünya hayatım olsaydı, benim için daha iyi mi olacaktı? Öyle olmam seni daha çok mu sevindirecekti?
Kızının, yaşının çok üstünde bir olgunlukla kendisine verdiği bu hakikat dersi karşısında, annesinin sanki birdenbire gözyaşı pınarları kurumuş; yüksek sesle ağlaması aniden durmuş..
Kanser hastası, kanser hastalığı vücuduna yayılmış olan 9 yaşındaki kız, annesiyle bu son konuşmasından sonra, yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş; daha sonra da, başı yavaşça sol tarafına düşerek ruhunu teslim etmiş.
Annesinin biraz evvel pınarları kurumuş gibi durmuş olan gözyaşları yeniden, fakat bu defa sessizce çağlamış..O sırada sevgili kızının artık ruhsuz olan bedeninin yanında, yatağında okuduğu son kitap ile bir kalem, dikkatini çekmiş. 9 Yaşındaki kızının dünyadan âhirete giderken, kendisini fevkalade hayrete sevk eder derecede gösterdiği o çok yüksek ruh halinin sırrı, hasta yatağında son olarak altını da çizerek okuduğu o kitap sayfalarında kendini ilân ediyor gibiymiş. Kitap, Hastalar Risalesi ve altını çizerek okuduğu son bölümü de: SEKİZİNCİ DEVA imiş.
çok çileler çektim, eşi bulunmaz
hep içime attım, sesim duyulmaz
bana acıyana kalbim doğrulmaz
allahın yarattığı bir kulum işte
hep/ben yoksul, perişan olabilirim
acılar içinde kalabilirim
sürüne sürüne ölebilirim
allahın yarattığı bir kulum işte
ben ne divaneyim, ne de deliyim
ben ne bir berduşum ne serseriyim
yüce tanrımızın bir eseriyim
allahın yarattığı bir kulum işte