Beni zamana gömüp
Unut hadi her şeyi.
Bana dair tek bir hatıra kalmasın senden..
Sen beni yaşarken öldürmüşken,
Ben seni sensizlikte yaşatacak kadar sevdim
gözgörebildigince gözdür
görmeyince agma
seni görmeyen gözden rabbime sıgınırım
her bakıgım yerde göremesemde
seni
görmek istedigimde
dilerim seni
merak aştandır
endişelendigimde sana
yüregim sızlar ve kaygılaınrım
hissiyat sevgidendir
beklemek heyecan verivci olsana
kalbime yeni düşmekten korkarım seni sevemem
yaşamak lazım
olabildigince güzelligie yaşamak lazım seni
yaşamak,istek ve talep meselesidir
bu da benim dilekcem...
************
Alıştım sanma sakın yokluğuna
Saatler geçtikçe özlediğimsin
İnanma sevgilim unuttuğuma
Sen her gece benim düşlediğimsin
Ne yazarsa yazsın kader denilen
Bir kul var uzakta seni dilenen
Olmadı hiç senin kadar sevilen
Tanrıdan duayla istediğimsin
Hasretle sarılı dinmez hicranım
Derde derman diye beklediğimsin
Senin için nefes alır bu canım
Sen her gece benim düşlediğimsin
Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler;
dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! ..
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..
Yalnız uçamaz ki kuşlar, ver kanadını kanadıma yüz yıllık bir romana çıkıyoruz.
Sayfa sayfa yazacağız tüm manzarasını mevsimlerin.
Şarkılarımız olacak sevinç dolu, paylaşacağız martılarla.
Göz göz olacak kayıp giden seneler.
Son ışıkları da sönünce kentimizin biz yanacağız kıyısız sevdamıza.
Yalan olmuş öykülerini katran gözlü zakkumların atacağız uçurumlara.
Gece gündüz papatya tarlaları düşleyeceğiz.
Aldatmayacak bizi mevsimler.
Gelincik reçeline bandığımız kızarmış ekmek kokusunda düşeceğiz yollara.
Kuş sesleriyleDur daha bekle!!!
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?
deli bir taydır rüzgar
koparır karanlığın zincirlerini
koşar yalpalayarak
bulutlara doğru
öfke gibi
kurşun gibi
köpüren çavlanlar gibi
pes ıslıklar haykırır ufuklara
sel götüren
gürül gürül yağmur sesi
ve gümbür gümbür
gök delen ışık
koca bir yanılsamadır
silinir zaman
acı gibi iner yağmur
yüreğimin görkemli gecelerine
her bir damlasını öpmek isterim
ah! ..
beller büken
zaman denen tortu
neye göre ilaçsın sen
ve kimlere?
Aramıza koyduğun gayri kabilliğimize rağmen,
her nefeste sana uzandı yüreğim.
İmkânsızlığına inat doyasıya sarıldım sensizliğine.
Öksüz sevilerime can verdim sana inat.
Zamanı durdurdum gittiğin gün ve mor kelebeğime meleklerimle selam
gönderdim bıkmadan
Usanmadan
Vazgeçmeden
Bu ayrılığın katili oldun oysa sen.
Onca savaşımda beni yenik ilan ettin ve böylesi bir sevdayı
tek bir yüreğe mahkûm ettin prangalar eşliğinde.
Hâlbuki seninle denizaltındaki tek bir hücre, tek bir amip gibiydik biz
Senden umut dilenmedim karanlık gecelerime.
Gittiğin günden beri tek bir kere bile dön demedim.
Gidişin gelişin gibi kişizade değildi çünkü.
Oysa gidişinde seciyeli olmalıydı gelişin gibi...
Senden bana ait olmayan hayatını istemedim, istemeyeceğimde hiçbir zaman.
Sadece uzaklarda ama aslında yüreğimin gizlerinde yaşattığım
varlığına sarılıp gözbebeklerinde dinlenmek isterdim.
Üşümüş gecelerdeki yüreğimi, kaç mevsimdir hiç duyamadığım sesindeki
sıcaklıkta uyutmayı isterdim sonsuza kadar.
Bana geldiğin o ilk günkü yağmura sakladığım gözyaşlarımı,
yüreğine sardım yeniden.
Artık bana ait olmasan da ben sadece senin yüreğine aidim
Sadece senin sevdiğin bu yüreği senin yüreğine gömüyorum
Senden başka kimse sevmesin diye...
ismin dudagımda iki hece
kulagım alışmış senin sesine
geleceksen evvel gel
alışmışım senin sevgine
gözlerimde bir ışık
sabahı bekliyorum
kara gecelere
denız feneri oldum
yolunu şaşıran aşıklara
sabahı bekleyen mısraları dizdim kapına
dua oldu gelmeyen sevgiliye
sığınak...
Geceyi alır mısın giderken?
Yıldızları koy cebine...
Biliyorum
Üstüme hasretini örteceksin.
Ve artık beni uyku tutmayacak.
Öyleyse uykularımı da al...
Peki şu kadehi diyorum
kırp atsak.
senin mayanla tatlanan şarabı kaldırsak.
Biliyorsun ya
Sen varsan mubahtır bana sarhoş olmak.
Öyleyse günahlarımı da al...
Şehrimi de götür lütfen.
Sokaklarımın rengini yağmurumun ıslaklığını götürdüğün gibi...
Biliyorum
Özlemini hayatıma ekeceksin.
Ve artık beni koyup koyup giderken sen
Yollarıma büyüyecek çiçeklerin
Öyleyse tohumlarını da al...
ben slogan aşklara doydum artık
evet ben ölümüne severim,ölümüne yaşarım
ve sonunadek beklerim
herkes işini yapsın
senin payına gelmek düştüyse
geleceksin
herkes payına düşeni yapsın
Çekip gitmek istiyordum ardıma bakmaksızın şu ruhsuzluğuma inat
Sonbaharın hiç bitmediği yere tüm şu hüzünlerimi yanıma alarak
Ama olmadıAşkı ellerimde bitirdim son sözlerimle ve avare bakışlarla..
Önüme çıkıp durduran olmadı aşk burada diyecek
Ve sonun adı vedanın türküsü oldu tüm seslerim
Ellerimin büyük boşluğu içerisinde sen ey meftun hakikat artık sükunetinde
Ve uzayan bu sözlerin son noktasında söylenmemiş onca sözü
İşte tüm her şeyimi deruni haliyle bırakıyorum
Gölgelerine saklanan birer hayalet sanki insanlar...
Çelik alaşımlı plastik bedenleri yedek parça garantisiyle hiçbir namussuz geceyi
yarı yolda bırakmıyor. 'Boğuluruz' korkusundan denizi bile hayal edemeseler de,
dümen köşkünde hep onlar eğleşiyor. bir-iki bakışa ters takla atan yürek
cambazları, köşebaşlarında aç rezervuar köpekleri gibi dövüşüyor.
Gösteriler ucuzladıkça, biletler eşantiyon yerine, kalleşlik listeye ilk sıradan
girip kapalı gişe oynuyor.
İlkel sanrılar derinlemesine parselledi, mızrakların ucunda aşkın kelleleriyle
yürüyor onun bunun kafatası avcıları!
Metroseksüel Indiana Jones'lar sarmış dört yanımızı, bâkir duygular zührevi
hastalık muamelesi görüyor tutku koridorlarında.
Bağımsızlığı tanınmayan demirperde bir ülkenin pahalı başkenti insanlık...
Tam da İpek Yolu'nun ticaret beşiğini sallayan bu kent, kalabalık yalnızlıklarıyla
meşhurdur ve geçimini ihanetle sağlar kendilerine dokunmayan yılanı
koyunlarında besleyen halkı.
-ki aynı ihanet, metresidir aşkın tatminsiz ihtiras akşamları!
erken çöken yaşlılık... prematüre aşklar... antifriz katılmış kanlar...
astigmat göz dizimleri...suretsiz söz düşümleri...ketum kalp atışları...
raf ömrü dolmuş anılar... turşusu kurulmuş acılar... stepne dostluklar...
anestezik vücutlar... kendini kanıksayan kimlikler... sorumsuz yükümlülükler...
penaltı kokan insanlık soneleri...
... Nicedir yaşamak, sağdan-sola, yukarıdan aşağı sözlüye kaldırıyor
deneyimlerimi.
Son zamanlarda hayat korkutuyor, beslemiyor, solumuyor beni...
Zararın neresinden döneriz, kârımız kaç karın doyurur bilmiyorum; yine de
"kendinize gelin!", diye bağırmak istiyorum gözlerim ağlama moru,
dudaklarım kupkuru.. oysa adı yalnız halk öykülerinde geçen "kendiniz"
neresi, hiç kimse hatırlamıyor!
"Hey, yürek ressamı!
Senin hayata çizdiğin platonik resimler ancak entellektüel geometriden
sınıf geçer.
Sen biraz yazı saçmala istersen...
Boşver, insanlığı sen mi restore edeceksin?
Üzümünü sorma, yaşa gitsin!" dediler.
Yaşa gitsin dediler yaşadım gitmiyor..
Gölgelerine saklanan birer hayalet sanki insanlar...
Çelik alaşımlı plastik bedenleri yedek parça garantisiyle hiçbir namussuz geceyi
yarı yolda bırakmıyor. 'Boğuluruz' korkusundan denizi bile hayal edemeseler de,
dümen köşkünde hep onlar eğleşiyor. bir-iki bakışa ters takla atan yürek
cambazları, köşebaşlarında aç rezervuar köpekleri gibi dövüşüyor.
Gösteriler ucuzladıkça, biletler eşantiyon yerine, kalleşlik listeye ilk sıradan
girip kapalı gişe oynuyor.
İlkel sanrılar derinlemesine parselledi, mızrakların ucunda aşkın kelleleriyle
yürüyor onun bunun kafatası avcıları!
Metroseksüel Indiana Jones'lar sarmış dört yanımızı, bâkir duygular zührevi
hastalık muamelesi görüyor tutku koridorlarında.
Bağımsızlığı tanınmayan demirperde bir ülkenin pahalı başkenti insanlık...
Tam da İpek Yolu'nun ticaret beşiğini sallayan bu kent, kalabalık yalnızlıklarıyla
meşhurdur ve geçimini ihanetle sağlar kendilerine dokunmayan yılanı
koyunlarında besleyen halkı.
-ki aynı ihanet, metresidir aşkın tatminsiz ihtiras akşamları!
erken çöken yaşlılık... prematüre aşklar... antifriz katılmış kanlar...
astigmat göz dizimleri...suretsiz söz düşümleri...ketum kalp atışları...
raf ömrü dolmuş anılar... turşusu kurulmuş acılar... stepne dostluklar...
anestezik vücutlar... kendini kanıksayan kimlikler... sorumsuz yükümlülükler...
penaltı kokan insanlık soneleri...
... Nicedir yaşamak, sağdan-sola, yukarıdan aşağı sözlüye kaldırıyor
deneyimlerimi.
Son zamanlarda hayat korkutuyor, beslemiyor, solumuyor beni...
Zararın neresinden döneriz, kârımız kaç karın doyurur bilmiyorum; yine de
"kendinize gelin!", diye bağırmak istiyorum gözlerim ağlama moru,
dudaklarım kupkuru.. oysa adı yalnız halk öykülerinde geçen "kendiniz"
neresi, hiç kimse hatırlamıyor!
"Hey, yürek ressamı!
Senin hayata çizdiğin platonik resimler ancak entellektüel geometriden
sınıf geçer.
Sen biraz yazı saçmala istersen...
Boşver, insanlığı sen mi restore edeceksin?
Üzümünü sorma, yaşa gitsin!" dediler.
Yaşa gitsin dediler yaşadım gitmiyor..