Bir obezite konferansında sunulan çalışmalar, uykuyu iyi almanın zayıflamaya yardımcı olduğunu, uykusuzluğun obeziteye yol açabileceğini ortaya koydu.
Kanada'nın Vancouver kentinde Kuzey Amerika Obezite Birliği tarafından düzenlenen yıllık toplantıda, iyi uyku uyumamanın kilo artışına, diyabet ve hipertansiyon gibi ciddi rahatsızlıklara neden olabileceği belirtildi.
2 bin araştırmacı, doktor ve sağlık uzmanının katıldığı ve 900 kadar bilimsel bildirinin sunulduğu toplantıda araştırmacılar, obezite ve diyabet tedavisinde, hastaların uzun ve kaliteli uyku uyumasının sağlık açısından önemli olduğunu açıkladı.
Yeme alışkanlıklaır değişiyor
Çalışmalara göre, uyku eksikliği ya da uyku ritminin bozulması vücutta kimyasal değişiklikler meydana geliyor, yemek yeme alışkanlıkları değişiyor ve bu da kilo alımına neden oluyor.
Kaliteli ve yeterli uyku uyuyamamak, gelişmiş ülkelerde daha yaygın bir durum. Bunun, obezitenin gittikçe artmasında bir rol oynayıp oynamadığının belirlenmesi için, sağlıklı genç yetişkinlerin metabolizmasındaki değişiklikler incelenecek.
Az uyku diyabet gibi
Araştırmada sağlıklı genç yetişkin denekler üç gruba ayrıldı ve bir hafta boyunca birinci gruptakiler gecede dört saat, ikinci gruptakiler sekiz saat, üçüncü gruptakiler ise 12 saat uyudu.
Dört saat uyuyanların metabolizması kalori açısından zengin şekerli gıdaları hızla emerek, diyabetli hastalarınkine benzer bir durum arz etti.
Günlük 7.7 saat
Bir başka çalışma ise, kalitesiz ve yetersiz uykunun, hipertansiyon, kalp problemleri ve diyabet gibi tehlikeli hastalıklara yol açabileceğini ortaya koydu.
Yaklaşık 800 kişi üzerinde yapılan bu çalışma, gecede 7-8 saat uyumanın, bu tip hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini düşürebileceği ve günlük ideal uyku süresinin 7.7 saat olarak belirlendiğini gün ışığına çıkardı.
Lüksemburg'un gelecek yıldan itibaren nakit yardımını keseceğini açıklamasıyla Belçika Grand Prix'si tehlikeye girdi.
Formula 1'de Belçika Grand Prix'sinin geleceği şüpheli. Spa-Francorchamps pistinde yapılan yarışlara nakit desteğini çekeceğini açıklayan Lüksemburg, yarışı tehlikeye soktu.
Belçika'daki yerel yönetim birimi Walloon hükümeti, yarış destekçilerine geçtiğimiz yıl 17.5 milyon dolar ödemişti, ancak gelecek yıl bu rakamı karşılayamayacağını açıkladı.
Lüksemburg hükümetinden bir yetkili ise, "Başbakan Jean-Claude Juncker'in yeni bütçesi, Lüksemburg'un yarışa finansal destekçi olarak girmesini öngörmüyor" dedi.
Şimdi Belçika hükümeti, Formula 1'in patronu Bernie Ecclestone'dan yarış destekçilerini değiştirmesine izin vermesini bekliyor. Hükümet, son karar için 8 kasımda bir toplantı yapacak.
Formula 1'in en eski pistlerinden biri olan Spa-Francorchamps, şimdiye kadar yedi dünya şampiyonluğu kazanan Michael Schumacher'in de favori pistlerinden biri.
Alman pilot, Formula'daki ilk yarış birinciliğine, Benetton adına yarışırken bu pistte ulaşmıştı.
ABD'li bilim adamlarının araştırmasına göre kutuplardaki buzulların erimesi bugün öngörülenden çok daha fazla su yükselmesine sebep olabilir.
ABD'li bilim adamları, kutuplardaki buzulların erimesinden endişe ettiklerini ve bunun okyanuslardaki su seviyesinin bugün öngörülenden daha çabuk yükselmesine neden olabileceğini açıkladı.
'Science' dergisinin haberine göre, Oregon Üniversitesi'nden buzulbilimci Peter Clark'ın da aralarında bulunduğu bilim adamları, Grönland ve Antarktika kıyılarındaki buzul tabakalarının son yıllarda inceldiğini gözlemledi.
Zincirleme reaksiyon
Clark, bu bölgelerdeki buzulların incelmesinin büyük buz kütlelerini etkileyebileceğini ve birçok buzulun zincirleme reaksiyonla erimesine yol açabileceğini söyledi.
Clark'a göre ayrıca, büyük buz tabakalarındaki incelme, okyanusların su seviyesinin bugün öngörülenden çok daha fazla ve çabuk yükselmesine neden olabilir.
Genişleyerek yükselme
Bilim adamları, gelecek 200 yılda küresel ısınma nedeniyle özellikle Grönland'daki buzulların erimesinin, okyanusların su seviyesinin yükselmesine yol açacağını düşünüyor.
Aynı senaryoya göre Antartika'daki buzulların genişlemesinin dengeleyici unsur olacağı düşünülüyor. Bu durumda okyanuslarda su seviyesinin gelecek 200 yılda yaklaşık 50 cm yükseleceği tahmin ediliyor.
Felaket senaryosu
Peter Clark'a göre buzulların, işaretlerin gösterdiği gibi hem Grönland'da hem Antarktika'daki erimesi, okyanusların su seviyesinin gelecek 200 yılda 1 metre yükseltebilir.
Bu durumda bin yıl içinde Grönland'daki buzulların tamamen eriyebileceğini söyleyen Clark, okyanusların su seviyesini 6 metre yükselebileceğini söylüyor.
FIA, Formula 1 araçlarına daha güçlü bir yol tutuş kazandıracak radikal kanat tasarımının üzerindeki örtüyü kaldırdı. 'Centreline Downwash Generating' adı verilen kanat sistemi, şu an kullanılan tek parça kanat sisitemini tamamen değiştiriyor ve yerine, her iki lastiğin arkasına yerleştirilen kutu benzeri iki ayrı kanat getiriyor.
Kanatlar, aracın arkasında bir rüzgar koridoru yaratıyor. Böylece arkadan gelen araçlar daha çok yol tutuşa ve daha az sürüklenmeye maruz kalıyor.
FIA bu kanatların, takımlarında desteğiyle 2007 sezonunda itibaren kullanılmaya başlayacağını umut ediyor.
FIA'nın yeni yaptığı bir araştırmaya göre, Formula 1 izleyicilerinin yüzde 94'ü yarışlarda daha çok mücadele ve geçiş görmek istiyor.
FIA Başkanı Max Mosley de, "Centreline Downwash Generating ile fanatiklerimize tam istedikleri şeyi vereceğiz" diyor.
Türkiye'nin iki yıl önce uzaya gönderdiği ilk mini gözlem uydusu BİLSAT'ın verileri ilgi bekliyor.
Tarım, çevre, ormancılık, haritacılık ve afet yönetimi gibi birçok alanda çok amaçlı bilgi toplamak üzere üretilen uydunun TÜBİTAK BİLTEN'deki yer istasyonuna indirilen görüntüleri, işlenerek kullanılmaya başlanamadı.
TÜBİTAK BİLTEN Müdür Vekili Uğur Leloğlu, uydunun iki günde bir Türkiye üzerinden geçerek veri elde ettiğini, bu verileri BİLTEN'deki uydu yer istasyonuna indirdiğini açıkladı.
Uydunun gönderdiği verilerin istenilen alanlarda kullanımı için görüntü işleme (kalibrasyon) ve arşivleme sistemlerine gereksinim duyulduğunu da açıklayan Leloğlu, uydudan elde edilen görüntüler arşivlenirken, kalibrasyon işlemlerinin yapılamadığını ancak bu konudaki çalışmaların sürdüğünü belirtti.
TÜBİTAK BİLTEN'in yeni bir uydu yapımı için çalışmalarının sürdüğünü de anımsatan Leloğlu, BİLSAT'a bakılarak yeni uydunun yapımında teknoloji geliştirdiklerini de açıkladı.
Takım Uydu Sistemi'ne dahil
Uydunun gönderdiği verilerin arşivlendiğini ve çalışmalar tamamlandığında geriye doğru gidilerek arşivdeki görüntülerin kullanılabileceğine de değinen Leloğlu, BİLSAT'ın, doğal afetlerin izlenmesinde kullanılması amacıyla bazı ülkelerin oluşturduğu Takım Uydu Sistemi'ne dahil edildiğini de söyledi.
Bu sistem nedeniyle bazı ülkelere veri aktarımı yapıldığını da değinen Leloğlu, BİLSAT'ın uzay ajanslarının kurduğu bir sistemin de parçası olacağını açıkladı.
BİLSAT projesi nedir?
BİLSAT uydu projesi 1990'lı yılların sonunda hazırlandı. Yapımına 2001'de başlanan uydu, 2003 yılı haziran ayında uçuşa hazır hale getirildi.
Türkiye'nin ilk yer gözlem uydusu BİLSAT, iki ana görüntüleme sisteminin yanı sıra çeşitli deneysel yüklerle birlikte 129 kilogram kütleli, üç eksende kontrol edilebilen bir mikro uydu özelliği taşıyor.
Uydunun görüntüleme sistemi 26 metre yer örnekleme mesafeli mavi, kırmızı, yeşil ve yakın kızıl ötesi bantlarda görüntüleme yapabilen dört adet kamera ile 12 metre yer örnekleme mesafeli siyah-beyaz görüntüleme yapan bir adet kameradan oluşuyor.
Uydu, İngiltere, Cezayir ve Nijerya uydularının da bulunduğu Afet İzleme Takımuydu Sistemi'nin de bir üyesi.
Uydu görüntülerinin kullanım alanları arasında şehircilik, tarım, çevre, ormancılık, haritacılık, jeoloji uygulamaları ve afet yönetimi gibi alanlar sıralanıyor.
TÜBİTAK Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (BİLTEN) tarafından başlatılan proje çerçevesinde İngiliz SSTL firması ile teknoloji transferi anlaşması kapsamında İngiliz ve Türk mühendislerince ortak üretilen uydu, 27 eylül 2003 tarihinde Rusya'daki Plesetsk askeri üssünden fırlatılmıştı.
İtalyan bilim adamları, hastaların kendi karaciğerlerini yetiştirebileceği bir teknik geliştirdi.
İngiltere'de yayımlanan 'Daily Express' gazetesinin haberine göre doktorlar karaciğer hücrelerini ayırarak laboratuvarda yetiştirdi ve çoğaltılması için yeniden hastanın karaciğerine aşıladı.
Embolizasyon ismi verilen teknikte cerrahlar, karaciğerin giden kan desteğinin bir kısmını kesti ve organı yeni hücreler yetiştirmesi için daha hızlı çalışmaya zorladı.
İnsanlar için daha süre var
Floransa Üniveristesi'nden Profesör Massimo Pinzani, "bir yanda yeni hücreler yetiştirmesi için karaciğerin yüzde 20'sini aldık, bir yandan da karaciğere kan desteğini kestik...
"Böylece bu hücreleri yeniden karaciğere aşıladığımızda büyük bir gelişim gösterdiler" açıklamasını yaptı.
Profesr Pinzani, tekniğin insanlar üzerinde denenmesinin ise birkaç ay daha alabileceğini söyledi. Yeni teknik özellikle siroz gibi hastalıkların tedavisinde büyük aşama sağlayacak.
ABD'de Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kanserliler, hastalıklarını yenseler bile sağlık durumları kötüleşiyor.
Ulusal Kanser Enstitüsü'nün araştırmasına göre, kanser hastaları hayatta kalmayı başarsalar bile hiç kanser olmayanlara oranla sağlıkları kötüleşiyor, günlerce işlerinden uzak kalıyor ve genel olarak yaşam kaliteleri düşüyor.
9.8 milyon kanser hastasının bulunduğu ABD'de hiç kansere yakalanmayanların yüzde 18'i sağlıklarının çok zayıf ya da kötü olduğunu söylerken, bu oran kanser olup da hayatta kalmayı başaranlarda yüzde 31'e çıkıyor.
Yüzde 13'ünün sağlığı mükemmel
Hiç kanser olmayanların yüzde 21.9'u mükemmel sağlığa sahip olduğunu bildirirken, kanser olup da hayatta kalanların sadece yüzde 13'ü sağlığının mükemmel olduğunu belirtiyor.
Araştırmada, kanser hastası olmayanların son bir yıl içinde yüzde 7.7'sinin 10 ya da daha fazla gün işlerinden uzak kaldıkları ve yatmak zorunda kaldıkları ortaya çıkarken, kanseri yenen hastalarda bu oranın yüzde 14'e çıktığı belirlendi.
Büyük tehlike altındalar
Araştırmada ayrıca, kanseri yenenlerin kanser hastası olmayanlara oranla daha fazla eklem ya da romatizma hastalıklarına maruz kaldıkları, sırt ve ense ağrıları çektikleri, kemik kırılması ya da eklem sakatlanmalarının yanı sıra yüksek tansiyon, akciğer ve nefes darlığı sorunları yaşadıkları tespit edildi.
Emziren annenin süt salgısı için gerekli besinleri kendi gereksinmesine ek olarak alması gerekiyor.
Yenidoğan bebeğin beslenmesi için annenin salgıladığı sütün enerjisi ve
besin öğeleri, annenin yedikleri ile vücudundaki depolardan sağlanıyor.
Emziren bir annenin beslenmesindeki amaç ise kendi fizyolojik gereksinmelerini karşılayarak, vücudundaki besin yedeğini dengede tutmak ve salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin öğelerini karşılamak.
Bu gereksinmeler ise kişisel özelliklere göre farklılık gösteriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Hastalalıkları Uzmanı Dr.Ela Tahmaz, bu farklılıklara değindi:
"Bu özellikler sık doğumlara bağlı olarak depoların azalması, enfeksiyon sıklığı, beslenme yetersizliğinin varlığı ve derecesi, fiziksel uğraşların ağırlığı gibi enerji harcamasını artıran etmenlerdir.
Annenin gebelikte ve emziklilikte yeterli ve dengeli beslenmesi bebeğin sağlıklı doğması ve anne sütü veriminin artmasına neden olmaktadır.
Annenin gebelikte koyu yeşil yapraklı sebzeler ile su ürünlerini tüketmesi bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunmakta ve ileriye yönelik sağlık sorunları
önlenmektedir.
Emziklilikte süt salgılanması, kadının normal gereksinimden daha fazla enerji, protein, vitamin ve mineralleri almasını gerektirir."
Enerji: Diyetin sağladığı enerjinin yüzde 80 oranında süt enerjisine dönüştüğü kabul ediliyor. Sağlıklı bir anne günde ortalama 700-800 ml süt salgıladığı için emziklilik döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kalori ek yapılması gerekiyor.
Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediklerinden, 250 kalorisi ise gebelikte kazanılan depolardan karşılanıyor.
Sıvı: Emziklilikte su metabolizmasında artış yaşanıyor. Alınan su süt
salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artıyor. Süt
miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını artırmak gerekiyor.
Günlük alınan toplam sıvı miktarının yaklaşık 3 litre olması öneriliyor. Bu miktar pratik ölçülerle 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet,
meyve suları şeklinde belirtiliyor. Çay, kahve gibi içecekler ise süt verimini
azaltıyor.
Dengeli ve yeterli beslenen kadınlarda, gebelikte biriken deri altı yağ
dokusu, emziklilikte süt yapımında kullanılıyor ve bu süre içinde zayıflama
diyeti yapılmaması öneriliyor.
Günlük beslenme için örnek:
Kahvaltı:
Bir su bardağı süt (kalsiyumla zenginleştirilmiş)
Bir yumurta
Bir kibrit kutusu kadar peynir
Dört-beş zeytin
Bir, iki ince dilim ekmek
Bir meyve veya domates-salatalık
Ara öğün:
Meyve, süt
Öğle:
Bir porsiyon etli sebze yemeği
Bir porsiyon pilav veya makarna
Bir kase yoğurt veya ayran
Bir ince dilim ekmek
Salata, meyve
Ara öğün:
Bir kibrit kutusu kadar peynir
Bir, iki ince dilim ekmek
Meyve veya domates
Akşam:
Çorba ( tarhana, mercimek, sebze veya yoğurtlu çorbalar)
İki, üç yumurta kadar et (balık, tavuk) veya kıymalı
Sebze yemeği
Bir porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
Salata
Bir kase yoğurt veya sütlü tatlı
Bir, iki ince dilim ekmek
Gece:
Meyve, süt veya sütlü tatlı
Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli
limonata ve komposto içilebilir.
FIA Başkanı Max Mosley, F1'in patronu Bernie Ecclestone ve takım yöneticileri önümüzdeki hafta biraraya gelerek sıralama turu formatı değişikliği başta olmak üzere Formula 1'deki birçok konuyu görüşecek.
Formula 1 takımlarının yöneticileri, Mosley, Ecclestone, sponsorlar ve organizatörler 24 ekim pazartesi günü Londra'da toplanarak gündemdeki kural değişiklikleri ile görüşmeler yapacak.
Toplantının en önemli konusu sıralama turları formatındaki değişiklik önerisi olacak. F1'in patronu Ecclestone'un desteklediği, bir saatlik tek bir seansı yerine cumartesi günü üç seanstan oluşan sıralama formatı masaya yatırılacak.
Buna göre 15'er dakikalık ilk iki seans sonunda 10 araç elenecek. İlk seansta elenenler yarışa 16 ile 20, ikincide elenenler 11 ile 15'inci sıradan başlayacak.
Kalan 10 araç 20 dakikalık son seansta pole position için mücadele edecek. İlk iki seansta elenenlerin yarıştan önce yakıt ikmali yapmasına izin verilecek, pole için mücadele edecek son 10 araç ise sıralama turlarından kalan yakıtla yarışa başlayacak.
Sık sık değişikliğe uğrayan sıralama turları formatıyla ilgili bu teklif, McLaren'in patronu Ron Dennis tarafından eleştiriliyor: "Eğer en hızlı araçlar önde, yavaşlar arkada başlarsa yarışın heyecan azalır. Bu kesin."
Dennis, halen uygulanan formatın 2008'e kadar devam etmesi, 2008'den sonra ise çok köklü değişiklikler yapılması gerektiğini savunuyor.
Lastikler de tartışma konusu
Toplantıda ele alınacak bir diğer konu bu sezon Bridgestone ve Ferrari'nin başını çok ağrıtan bir yarışta sadece bir takım lastik kullanılması kuralı.
Geride bıraktığımız sezonda güvenlik kaygısıyla ilk kez uygulanan bu kural, 3.0 litrelik V10 motorlardan 2.4 litrelik V8'lere geçilecek olması nedeniyle tartışılıyor.
Mercedes motorsporları bölümü şefi Norbert Haug ise yarış sırasında lastik değiştirmenin izin verilmesine karşı: "Böyle bir tartışma niye yapılıyor, hiç anlamıyorum. Eğer işini iyi yapanlar cezalandırılacaksa yanlış yoldayız demektir. Tek lastik kuralını neden değiştirelim ki?"
Diğer teklifler arasında yedek araçların yasaklanması ve ilk dört dışındaki takımların cuma antrenmanlarında üçüncü araçlarını kullanmalarına izin verilmesi yer alıyor.
FIA Konseyi, Londra toplantısından iki gün sonra Roma'da biraraya gelecek ve kural değişiklikleriyle ilgili kararlarını açıklayacak. Roma'da 2006 takvimi de belirlenecek.
Takvimdeki yarış sayısı konusunda da Ecclestone ile takımlar arasında görüş ayrılığı var. Ecclestone sayının 19'dan 20'ye yükseltilmesini talep ederken takımlar 18'in üzerine çıkmak istemiyor.
Londra ve Roma'nın ardından 28 ekim cuma günü FIA Genel Kurulu'nda başkanlık seçimi yapılacak. 1991 yılından beri FIA'nın başında bulunan Max Mosley seçime tek aday olarak giriyor.