Halaskar

Halaskar

Üye
19.11.2005
Uzman Çavuş
5.566
Hakkında

#19.12.2007 11:52 0 0 0
  • öncelikle Allah razı olsun Sahabeler bu konu için. Kusura bakmazsan bir soru sormak istiyorum. Siz kapalımısınız yani olurda işiniz gereği açık olmak zorunda olan birimisin. sadece bir merak bu...
#08.09.2007 02:09 0 0 0
#13.07.2007 11:32 0 0 0
#12.07.2007 16:06 0 0 0
  • Orjinal Yazarı: ABDALWAHID

    Kadının İmamlığı Caiz mi?

    Kadınların namazda imamlık yapması , bir kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imamlığı olarak iki kısma ayrılır.

    Kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarından Ümmî Seleme ve Hz. Aişe' nin kadınlara imam olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, teravih namazında da diğer kadınlara imamlık yapmaları lslam fakihleri tarafından caiz görülmüştür .

    Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapması ise, ilk hadis kaynaklarından Ahmed b. Hanbel' in Müsned' inde, Ebu Davud'un Sünen' in de, İbn Huzeyme' nin Sahih' inde, Beyhaki ' nin Sünen-i Kebir' inde, Hakim' in Müstedrek' inde ve muahhar pek çok kaynakta yer alan bir habere göre Hz. Peygamber (s.a.v.) istisnai olarak Ümmî Varaka isimli hafız-ı Kur'an bir sahabiyye hanımın kendi ev halkına imamlık yapmasına izin vermiştir. Ümmî Varaka' nın ev halkı ise, ölümünden sonra azad olmaları kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibaretti. Bu rivayete dayanarak İmam Ahmed, Ebu Sevr, Müzeni, Taberi, Ibn Teymiyye gibi alimler, kadının zaruret halinde erkeklere de imamlık yapabileceğini söylemişlerdir.

    İmam-ı Azam Ebu Hanife, Şafii gibi müctehidler ile Cumhur-ı fukaha ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir. (1)

    Kaynak:

    1) Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları, Diyanet İşleri Başkanlığı, 23.06.2002

    cezakallahu hayran
#05.04.2006 11:00 0 0 0
#04.04.2006 20:10 0 0 0
  • Arayı Arayı bulsam İzini
    Arayı arayı bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Hak nasib eylese görsem yüzünü
    Ya Muhammed Canım arzular seni
    Bir mübarek sefer olsa da gitsem
    Kabe yollannda tozlara batsam
    Hub cemalin birkez düşümde görsem
    Ya Muhammed Canım arzular seni

    Zerrece kalmadı kalbimde hile
    Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
    Ebu Bekir, Ömer, Osman'da bile
    Ya Muhammedi Canım arzular seni

    Ali ve Hasan, Hüseyin anda
    Sevdası gönüllerde muhabbet canda
    Yarın mahşer günü Hak divanda
    Ya Muhammed Canım arzular seni

    Yunus senin methin eder dillerde
    Dillerde dillerde her gönüllerde
    Arayı arayı gurbet illerde
    Ya Muhammed Canım arzular seni


    Bu Aklu Fikrile
    Bu aklu fikriyle Mevla bulunmaz
    Bu ne yaredir ki saklı olunmaz
    Kamunun derdine derman bulunur
    Şu benim derdime derman bulunmaz

    Aşkın pazarında canlar satarlar
    Satarım canımı alan bulunmaz

    Aşık öldü deyu sale verirler
    Ölen gafilimiş aşıklar ölmez


    Can'ü Gönülden Seversen
    Can-ü gönülden seversen
    Yalvar kul Allah'a yalvar.
    Maksuda ermek istersen,
    Yalvar kul Allah'a yalvar

    Yalvara gör hep yalvara,
    Varmayasın yüzü kara,
    Ümmet isen Peygamber'e,
    Yalvar kul Allah'a yalvar.

    Geceler uykudan uyan,
    Gizli sırlar olsun ayan.
    Mahrum olmaz Allah diyen,
    Yalvar kul Allah'a yalvar.

    Tanı sen kendini tanı,
    Niçün yarattı Hak seni,
    Düşünüben hatimeni,
    Yalvar kul Allah'a yalvar.

    Yunus zikredip hak deyü
    Yürü maksudun dileyu,
    İnileyu, hem ağlayu,
    Yalvar kul Allah'a yalvar


    Doğmazdı Kalbe İman

    Doğmazdı kalbe iman, inmezdi arza Kur'an,
    Meçhul olurdu esmâ, Levlâke yâ Muhammed!

    Mâtem tutardı gökler, gülmezdi hiç melekler,
    Mahzûndur Arş-i alâ, levlâke yâ Muhammed!

    Feyzinle güldü âlem, gufrâna erdi âdem,
    Ağlardı belki hâla, Levlâke yâ Muhammed!...

    Sayende erdi insan Tevhîde, yoksa putlar,
    Mâbûd olurdu -hâşâ- Levlâke yâ Muhammed!..

    Şefkatli annesinden öksüz kalan yetîme,
    Benzerdi sanki eşyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

    Gün görmeden baharlar, sislerle örtülürdü,
    Zindan olurdu dünyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

    İnler dururdu sesler, her nağme hıçkırıkdı;
    Tutmuştu Arşı şevkâ, Levlâke yâ Muhammed!..

    Dünyâda tek hakîkat uğrunda can verenler,
    Bulmazdı derde kimyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

    Al kan, figan içinde te'yîd ederdi zulmû;
    Binlerle akınlı sehpâ, Levlâke yâ Muhammed!..

    noimage

    [media]http://yagmurboard.ya.funpic.de/wma/track.wma[/media]
#21.03.2006 20:32 0 0 0
  • Bütün sorunlarımız bitti mi kardeşim de eşcinsellik kaldı. İslam terbiyesi alamayan insan zaten bu şekilde bir tercih yapmaz değil mi?

    Başka konu sunsan inan zevkle okurdum ama bu konu ile ilgili hiçbirşey bilmek isteyeceğimi ve hiçkimsenin de bilgi sahibi olmak isteyeceğini zannetmiyorum. Hz. Muhammed (sav) hakarete uğrarken bu konu çok anlamsız ve yersiz.
#21.03.2006 10:19 0 0 0
  • Konu: 19 OLAYI...
    DAHi KiME DERLER ...

    Bunun bizim konumuzla ne alakası var


    kardeşim bu konu hakkında sana kaynakları ile beraber herşeyi anlatıyorum. Bu konun ne zaman nerede ve kimler tarafından çıktığı hakkında umarım birtakım düşüncelerden arınmış olursun

    Allah'a emanetsin..


    Orjinal Yazarı: Mehmed Durmuş, İktibas Dergisi, Eylül 1996.

    19 Mucizesi Ya da Süregelen Hurufilik
    Hulki Cevizoğlu Ceviz kabuğunu dolduracak programında Edip Yüksel'i konuk ederek ortalığı hareketlendirdi. Tabi bu arada fırsatı ganimet bilen ve şapla şekeri, sapla-samanı birbirinden ayırabilecek zeka düzeyine sahip olmayan, bulanık suda balık avlayıcıları, doğan fırsatı -sözüm ona- yerinde değerlendirerek, Kur'an müslümanlığını esas alan İslamî yapılanmalar ile Edip Yüksel arasında naif bir korelasyon kurarak, "O da sizin gibi konuşuyor" gibi sataşmalarla Kur'an'i düşünüşün önüne takoz olmayı arzu ediyorlardı. Şüphesiz kendilerince bu korelasyonun en önemli faktörü, E. Yüksel'in sünnet ve hadis eleştirileri idi. Onun eleştirileri ve üslubu bu fırsatçılara her zaman doğmayacak bir imkan bahsetmişti.

    Bilvesile, yıllardır, Allah'ın Kitabı Kur'an'ı aslına, amacına gerçeğine uygun olarak anlayalımın mücadelesini veren müslümanlara hücum etmekle bu insanlar adeta, Allah'ın kitabından yana olmadıklarını; hurafelerle örülü bir dindarlık anlayışını sürdürme azim ve kararlılığında olduklarını göstermiş oluyorlardı.

    Sanki Edip Yüksel yüzde yüz yalanlansa, bütün söyledikleri çürüğe çıksa idi bu insanlar, İslam dininin yegane sahibinin Allah olduğu, tek şari'in Allah olduğu gerçeğini değiştirecekler miydi acaba? Tevbe suresi 31. ayetinde buyurulduğu veçhile, din ulularını rablar edinen insanlar hangi zaferi kazanmış olacaklardı ki? Kur'an üzerine değil de, Râmûz el-Ahâdîs gibi hurafelerle dolu hadis kitapları üzerine çok saygın ilim adamları (!) ile oldukça sıcak, ihlaslı sohbetler yapan sözde İslamî TV'lerin temsil ettiği zihniyet için önemli olan elbette bu bulanık din anlayışının sürüp gitmesidir.

    Sözün özü, imanında samimi bir insanın dinini ciddiye alması gerekir. Lokman suresi 6-7. ayetlerinde buyurulduğu gibi, sağırmış, söyleneni anlamıyormuş gibi davranmamalı, birilerine muhalefet olsun diye iftira ve çamur atmamalı "inandım" diyen insanlar. Allah'tan korkan bir insan en azından, "bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin" (5/8) emr-i şerifini hatırlamalıdır.

    Burası, Edip Yüksel merkezli tartışmanın bir boyutudur. Gelelim E. Yüksel'in kendi söylemlerine...

    Edip Yüksel deyince hemen akla popüler adıyla 19 mucizesi gelmektedir. Sözüm ona, Kur'an'ı 19 rakamının sihirli, gizemli matematiksel kotlarıyla bir mucize olarak ispatlamayı amaçlayan bir harika... Edip Yüksel'in üstadı Mısırlı organik kimyacı Reşat Halife'dir. Ceviz Kabuğu programında "çöpe atılmasını" talep etmesine rağmen sayın Yüksel bir zamanlar R. Halife'nin peygamberliğine inanmıştı.

    19 Mucizesi denen birtakım matematiksel hesapları Edip Yüksel ilk defa 1974 yılında vaki olan bir mucize gibi lanse ediyorsa da, aslında bu hesap, çok uzun bir geçmişi olan hurufiliğin, cifirciliğin (ebced -hesabı) modern bir versiyonundan, biraz daha ince elenip sık dokunmuşundan başka birşey değildir. Bu nedenle burada hurufilikten kısaca bahsetmeyi uygun buluyorum.

    HURUFİLİK

    Hurufilik Esterâbâd'da (Horasan'ın bir kenti) Fazlullah adında bir şahıs tarafından 1398 (800) yılında kurulmuş; 15. ve 16. asırlarda Irak, Azerbaycan ve bütün Anadolu'ya yayılmış, hatta Fatih Sultan Mehmed'in sarayına kadar nüfuz etmiş olduğu bildirilen bir tür mezheptir.

    Fazlullah 1398 senesinde kendisini, Allah'ın ve kainatın künhü ve hakikati kendi zatında tecelli eden yeni bir peygamber olarak ilan etmiştir. Allah, insanın yüzünde tezahür eden bir kelamdır, Fazlullah'ın yeni dinine göre!

    Hurufiler der ki, insan yüzünde dört kirpik, 2 kaş ve 1 saç vardır. Bunların sayısı yedi eder. Bir de sonradan çıkan 2 sakal kılları, 2 bıyık bir de alt dudaktaki kıllar, bunlar da yedi eder. Bunları hâl ve mahall itibarı ile ele alırsak 28 rakamı çıkar ki bu da Arap alfabesinin sayısıdır: 28 rakamına Farsça P, Ç, J, G harflerini de ekleyen Fazlullah, Fars alfabesinin harf sayısı olan 32'yi bulmuştur.

    Fazlullah (o zamanki son peygamber), her peygambere kendi alfabesinin harfleri adedince kelam-ı melfûz tecelli ettiğini söyler. Buna göre İbrahim'e 22, Hz. Muhammed'e 28 ve kendine 32 harf tecelli etmiştir. Bu da, kendinden önce gelen peygamberlere malum olan her şeyin manasını çözecek bir anahtara sahip olduğu anlamına gelir. (2)

    Hurufiler örneğin, "Allah" lafzındaki beş harfi ayrı ayrı imla ederek 14 harfi bulmuşlar; Muhammed isminin harflerini de aynı yöntemle 14 rakamına ulaştırmışlar ve her ikisi de, haliyle 28 etmiştir. Yani, mucize bu ya, bütün hesaplar 28'e çıkıyor! Buna benzer daha ilginç örnekler için dipnottaki ve başka kaynaklara bakabilirsiniz.

    Harflerin sırrı ve delalet ettiği rumuzlar tasarımından bazı batınî yorumlar yapma anlamındaki Hurufîlik esasen başta Hind olmak üzere bütün tasavvuflarda ve tabi sözde islami tasavvufta da yaygın bir meslektir. (3)

    Kökü, bir mezhep olgusundan çok daha öncelere uzanan hurufilik için, "fırkalar içinde batıniliğin uzmanlaştığı, cehaletten oluşan bir sanattır" diyen İmam Gazalî, hiç bir sapık fırkanın bu kadar kötü olmadığını ifade ederek, hurufiliği ahmaklık, sapıklık ve akıl noksanlığı derecesinde değerlendirir (4) Hurufilerin taktıkları tılsımlı rakamlar da 4,5,7 ve 28dir.

    EBCED hesabı ise harflere muayyen rakamsal değerler yükleyerek muska, efsun ve büyü yapımında kullanılan bir sistem olup, onun da kökü Yahudi Kabbala'sına kadar uzanmaktadır. (5)

    Batınî-Hurufî mezhebi özellikle Cifircilik (cefriyye) mahiyetinde İslam memleketlerinde epeyce fesat rüzgarları estirmiştir. Harflere yüklenen sözde rakamlar değerlerle gaibden -Allah'a rağmen- bilgiler verme esasına dayanan c e f i r ilmi güya Hz. Ali'ye dayandırılır. Efsaneye göre, Hz. Musa'ya Allah'ın Tur dağında yazdırdığı levhalar Hz. Peygamber'e ulaşmış, Hz. Peygamber bunları oğlak derisine (cefr-cifr) yazdırmış, sonra da damadı Hz. Ali'ye vermiştir. Hz. Ali'nin Cefr kitabını Kufe'de minberde irad ettiği rivayet edilmektedir. Daha sonra bu kitab Cafer Sadık'a kadar gelmiştir(!)(6)

    Cefircilere göre kıyamete kadar vuku bulacak bütün hadisatı Peygamber torunları bileceklerdir.

    Cifir hesabını Said NURSİ'nin yazılarında bolca bulmak mümkündür. (7) Hatta Kur'an ayetlerini cifir hesabıyla hesaplayan S. Nursî, kendi risalelerinin ve Risale-i Nur hareketinin (şakirtlerin) mucize oluşunu isbat eder! (8) Dolayısıyla Risale-i nurlar, Kur'an tarafından mucize olarak ihbar edilen bir nevi vahiy kitapları hüviyetini kazanmış olmaktadırlar!

    Neo-cifircilik 19'culuğun, cifrin şimdiye kadarki en tutarlı (!), en kapsamlı ve en iddialısı olduğunu kabul etmek durumundayız. Tabi yaşasın bilgisayar...! Kim bilir, onun da bilgisayarı olsaydı Fazlullah daha ne harikalar üretirdi?! -^

    Bu sihirli kutu insanları adeta büyülemiştir. Hatta o kadarki, ünlü ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bey bile 19 mucizesinin çekim alanına girerek, 74. surenin 26-27. ayetlerinde adı geçen "sağar" ı bilgisayar olarak açıklamış; "üzerinde ondokuz vardır" ayetini (74/30) bilgisayar mucizesi olarak yorumlamıştır. (9) Şimdiye kadar elektrik, taş kömürü, petrol, radyo-TV, telefon, fax v.b. bütün teknolojik buluşları "zaten Kur'an bildiriyor" idi (!) Şimdi bilgisayar da bu listeye eklendi. Şüpheniz olmasın, yüz sene sonra keşfedilecek, şu anda hiç kimsenin aklından geçmeyen bir keşifi de Kur'an bildiriyordur, ama şu anda müslümanlar bunu bilmiyorlar, o başka...

    19, BİR MUCİZE OLABİLİR Mİ?

    Şunu akıldan çıkarmamalı ki, herhangi bir konuda bütün aktivitesini yoğunlaştıran bir insan, o alanda mutlaka herkesten farklı bir sonuç elde edecektir. Ama önemli olan, varılan sonucun Allah'ın dinine, Kitabı'na uygun olmasıdır, kabule şayan olmasıdır. Birileri de 19 değil de sadece 9 rakamı üzerinde dursa o da birtakım izafî tenasübler bulabilir.

    Bunlar belki güzel şeyler, sanatsal, matematiksel olgular olarak kabul edilebilir; ama hepsi o kadar!

    Hele de bu mucize (!) kimilerini peygamber ilan ediyor, kimi kan dökücü zorbaları kutsallaştırıyor; hiçbir peygamberin bilgi sahibi olmadığı, ilmi sadece Allah'a ait olan kıyametin vaktini kaydediyorsa, bunun bir tür falcılık olduğuna hükmedilir.

    Doğrusu tarih boyunca hiç bu kadar esrarlı, bunca metamatiksel hesapla, kütük söker gibi Kur'an'dan zorla sökülen, kotarılan bir mucize ne duyulmuş ne de görülmüştür. Hz. Peygamber'in 19 mucizesinden haberdar olmadığı malumdur. (Tabi Hz. Ebubekir, Ömer de öyle...) Burada akla şu nahoş soru geliyor: Acaba Allahu Teala kulu ve elçisi Muhammed'den bu mucizeyi niye esirgedi, yahut da, elinin altındaki vahiylerde gizli bir hazine gibi durmakta olan bu sırrı elçisine azıcık olsun niçin ifşa etmedi? (Haşa). Şüphesiz Allah böyle bir mucize gizlemiş değildir.

    Müşriklerin Peygamber (a.s.)den istedikleri değişik mucize istekleri reddedilmiştir. (17/90-95). Ve bu reddedişin ertesinde hiç değilse 19'a dair bir ipucu verilebilir, "gidin mucize istiyorsanız, Kur'an'da böyle matematiksel bir mucize var, onu keşfedin budalalar!" diyebilirdi.

    Edip Yüksel'in de üzerinde çok durduğu gibi Kur'an apaçık bir kitapdır. (Kitabun mübîn) (43/2) (O kadar açık ki, E. Yüksel, Peygamber'in tebyin etmesine bile gerek görmüyor. Ama kendisi beyan ediyor!) Bu apaçık kitabın 1400 senedir (peygamber dahil) anlaşılamayan, bilinememiş, farkedilmemiş bir mucize ile muttasıf olması, apaçıklık vasfına bir nakısadır diye düşünüyoruz. Hatta daha da ileri giderek, kap-kapalı muğlak, hele de bırakın matematik bilmeyi; okuma-yazması bile olmayan insanların ölünceye kadar künhüne vakıf olamayacakları bir kitap profili çıkıyor karşımıza.

    Edip Yüksel, 19 mucizesine rağmen neden bütün kafirlerin iman etmediklerini soruyor ve cevabını da 6. surenin 25-26. ayetlerinde bulduğunu söylüyor: Çünkü Allah kalplerinin üstüne örtüler, kulaklarına da ağırlık koymuştur! (11)

    Oysa ayetler dikkatlice okunursa, Kur'an'ı Hz. Muhammed'den dinleyip onun getirdiği ilahî tebligatı bir bütün olarak alıp kabul etmeyen Allah'ın hükümranlığına teslim olmayan kafirler eleştirilmektedir. Yani, Allah Ebucehil'i "niçin 19 mucizesine inanmıyorsun?" diye sorguya çekmiyordu. Gerek Ebucehil, gerekse ona tebliği ulaştıran Hz. Peygamber'in (a.s.) 19 mucizesi gibi bir problemleri yoktu. Kimse o zaman cifircilik oynamadığı için buna gerek de yoktu. Herkes ne istediğini çok iyi biliyordu!

    E. Yüksel'in, önüne sihirli 19 rakamını getirerek 1974'ü bulduğu sure Müddessir'in 30. ayetindeki "üzerinde 19 vardır" ifadesi Kur'an'ın imana çağrı yönteminin bir yansımasıdır. Nasıl ki kıblenin tahvili (2/144), Ashab-ı Kehf'in sayısı (18/22) inananla inanmayanı ayırmak için birer sınav (fitne) idiyseler (2/143) bu da öyle bir fitnedir.

    Aynı ayette geçtiği gibi imanı tam olanlar "inandık" derler, iman olmayanlar da, "Allah bu misalle ne demek istedi?" diye inançsızlığın yordamını kurcalarlar. Bunun yanında bu ayetin, kabilecilik geleneklerinin bütün yoğunluğuyla yaşandığı Mekke toplumunda, sayısal üstünlüklerine güvenen bazı Darün Nedve mensuplarına özel bir gönderme amacı gütmesi de ihtimal dahilindedir.

    KIYAMETİN VAKTİ

    Hiç şüphe yok ki 19 mucizesinin batıllığını tescil eden en iyi kanıt, kıyametin vaktini bildirmeye (!) yeltenmesidir. Bu cüretkar tavrın izahı mümkün değildir. Kur'an'ın hiçbir yerinde kıyametin vakti saati bildirilmemiş, en ufak bir ipucu dahi verilmemiştir. Ayetler kıyamet bilgisinin tamamen Allah'a ait olduğunu açıklarlar. (12)

    Üstelik kıyametin ansızın geleceği bildirilir Kur'an'da. (16/77; 6/31; 22/55 v.b.) Halbuki Reşad Halife ve şakirdi E. Yüksel 2280 yılını kıyamet yılı ilan etmekle "ansızın" olma özelliğini bertaraf etmiş olmaktadırlar.

    KUR'AN EKSİK Mİ?

    Bazı surelerin ve ayetlerin eksikliği-fazlalığı tartışması yeni bir mesele değildir. İbn Mes'ud'un mushafında Fatiha, Nâs ve Felak sureleri yer almamaktadır. (13) Ama bu tartışma 19 mucizesi gibi bir cifircilikle kati surette isbatlanacak bir nitelik taşımaz.

    Edip Yüksel Tevbe suresinin son iki ayetinin Kur'an'dan olmaması gerektiğine o kadar şartlandırmış ki kendini, en sonunda "3/41", "3/41" diye seslenen bir vahiy almış! Doğrusu böyle bir vahyi mesela İ. Erol Evrenosoğlu'na yakıştırabilirdik ama sayın Yüksel'e hiç yakıştıramadık. Zaten (gerçek peygamberlerin dışında) bir adama vahiy geliyorsa ne derse yeridir! Ama E. Yüksel'in "vahiy alması"na gerek yoktu, zaten 19'la bu işi halledebiliyordu...

    Keçinin yediği rivayet edilen recm ayetini ironik bir dille reddeden E. Yükselin Nas ve Felak sureleri ile ilgili rivayetlere yüzde yüz güvenmesi de tam bir çelişkidir.

    Kur'an'daki eksik sureler tartışması bağlamında ele alınacak ve yukardaki tartışmalar kadar vahim bir rivayet de "altı sahih hadis kitabının ikincisi durumundaki Müslim'de yer almaktadır. Ebu Musa el-Eş'arî, üç yüz kadar Basra'lı hafıza hitaben konuşurken der ki: "Biz bir sure okurduk; onu, uzunluğu ve şiddeti açısından Berae suresine benzetirdik. O bana ("bize" olması gerekirdi) unutturuldu. Yine müsebbihattan birine benzeyen bir sure daha okurduk o da unutturuldu..." (14)

    Yani bu rivayet düpedüz, elimizdeki Kur'an'ın Hz. Muhammed'e gelen vahyin tamamı olmayıp, bir kısım surelerin ve ayetlerin eksik olduğu anlamını tazammun eder. Biz, eldeki bu Kur'an'a inanıyoruz, bu rivayetleri güvenilir bulmuyoruz.

    Buradan çıkan sonuç da şu ki, "Vurun abalıya" mantığıyla birilerini günah keçisi gibi gören sözüm ona tefsir profesörlerinin ve bazı bayan çok bilmişlerin biraz da kutsadıkları geleneğin bu kirli rivayetlerine "vurmaları" ne güzel olurdu!... Klasik kitaplar yazınca bir hikmeti oluyor; E. Yüksel veya bir başkası yazınca küfür yağmuruna tutuluyor.

    EDİP YÜKSELİN DOĞRULARI MI?!

    Edip Yüksel'in de söylediği gibi dinin sahibinin Allah olduğu, O'ndan başka din koyucu (şarî) bulunmadığı hususu elbette önemli bir noktadır. Biz bunu doğrudan Tevhid akidesi ile ilgili görüyoruz. Bununla birlikte, Peygamber şarî değildir ama bir posta memuru gibi de değildir. Biz peygamberi böyle görmüyoruz.

    Peygamber'e Allah'ın elçisi, dinin mübelliği, o dinin pratize ediliş mahalli olarak inanıyoruz. Peygamber'in sünneti Kur'an'a uymaktı. Bize, Kur'an'a aykırı bir şekilde intikal ettirilen sünnet yorumlarını, bu yorumları taşıyan hadisleri de elimizin tersiyle iteriz. Hiç bir hadis, hiç bir sünnet Kur'an'la çalışamaz.

    Bu konuda Edip Yüksel kadar, onu eleştiren gelenekçiler de bir çıkmaz içindedirler. E. Yüksel'e karşı koydukları en sağlam (!) dayanakları "vahy-i gayri metlüvv" argümanıdır. Oysa vahyi gayr-i metlüvv tamamen asılsız bir varsayımdır. Bu iddia Kur'an'ın dışında kalır.

    Aslında vahyi gayr-i metlüvv tezinin de batınîlikle olan soy bağından bahsetmek mümkünse de bu yazının sınırlarını zorlayacağı için ertelemek durumundayız.

    Elbette E. Yüksel'in hadis eleştirisi, Peygamber'in ümmiliği, kadının statüsü gibi konularda isabetli olduğu yerler vardır. Ne var ki hadisleri tamamen, bir ilke gereği olarak reddetmesi bizce kabul edilebilir birşey değildir. Edip Yüksel Reşad Halife'nin sözlerinden (hadislerinden (!) ) hem de bolca yararlanıyorsa; bizim de -güvenilir olması koşuluyla- Peygamber Hz. Muhammed'in (a.s.) sözlerinden yararlanmamıza ne gibi engel olabilir? Biz özellikle hadislerin Kur'an'a arz edilmesini akılla, tarihi v.b. verilerle test edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

    Namazın kılınış biçimi, okunacak dualar konusunda da tepkisellikten öte, Allah Rasulü'nün kıldığı namazın esprisini yakalamak bizim için önemlidir. Namaz ritmik bir tören (ritüel) olmamalı, içinde Allah'ı çokça düşündüğümüz bir ibadet olmalıdır.

    Hülasa, hepimizin Allah'a vereceğimiz çok çetin bir hesabı var. Edip Yüksel de, Reşad Halife de bu çetin hesabı vereceklerdir. Fakat Kur'an'dan ziyade birtakım rivayetlerce çeçevesi çizilen bir dini benimsemiş görünen geleneksel müslümanlar da hesap verecekler! Peygamber'in, "Rabbim, doğrusu kavmim bu Kur'an'ı terkedilmiş tuttular" (25/30) dediği kavmin benzeri olmamak için Kur'an'a dönmek, halihazırdaki din anlayışlarını sorgulamak, Allah'dan başka rabler edinmemenin gayretini göstermek zorundadırlar. Kur'an'ın hidayetine, rehberiyyetine kafamızı ve kalbimizi açmak zorundayız.

    * Nitekim Edip Yüksel'in kendisi de 19'culuğun cifircilik olduğunu kabul etmektedir. Bkz. Kur'an En Büyük Mucize, Ahmed Deedat, İst. 1984, s. 45'deki dipnot.

    1- (MEB) İslam Ansiklopedisi, Hurufilik md.; Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, Ank. 1991, s. 327.
    2- İ.A. aynı yer; Köprülü, s. 329, 55 nolu dipnot.
    3- İmam Gazalî, Batınîliğin İçyüzü, Ank. 1993, s. 41.
    4- Aynı yer.
    5- İ.A., Ebced md.
    6- Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Cefr md.; İ.A. Cefr md.
    7- Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, tarih ve yer yok. s. 45 ve devamı.
    8- a.g.e. s. 49, 50, 51,54 v.d.
    9- Yasar Nuri Öztürk, Kur'an'daki İslam, s. 21.
    10- Biraz daha ciddi bir eleştiri için Hikmet Zeyveli Bey'in Kitap Dergisi Ağustos-1986'daki (Kur'an-ı Kerim ve 19 Efsanesi, İnkılap yay.) makalesine bakılabilir.
    11- Edip Yüksel, Evet 19 Mucizesi, Kitap Dergisi, Eylül-1986, s. 18.
    13- İ.A. İbn Mes'ud Mad.
    14- Müslim, Sahih, Kitabuz Zekat, Bab: 39, Hadis no: 119 (1050).
#19.03.2006 23:43 0 0 0
  • Selamun aleykum

    ilk önce bu konuyu başlatıp gerçekten duyarlılığını ifade eden Tofita kardeşime teşekkür ediyorum. Gerçekten ne kadar bu hayat denen yolda Allah için ahiret için birşeyler yapabiliyoruz. Nefsimizin bizi nelere yönelttiğini nerele doğru götürdüğünü ne kadar düşünüyoruz? Düşündüğümüz de ise bizi bizden alı koyan birçok şeye meyleden bir akıl bir beden görüyoruz çoğu zaman.

    Vakit geldi geçti derken bir bakmışsınız son nefeste iman ile ölmek için şehadet getiren aciz kulların sonu ile karşılaşırız.

    Allah son nefeste iman ile ölmeyi nasip etsin.

    Burda yazılan ve anlatılmak istenen doğruların hepsine inanmakla beraber sonuna kadar destekçisiyim. Verilen her görevi seve seve kabul ettiğimi bilin arkadaşlar. Yeter ki niyetimiz Allah Rızası olsun
#19.03.2006 21:30 0 0 0
  • Konu: 19 OLAYI...
    Gerçeği konuşmaktan ve bilhassa tek gerçek olan Kur'an dan konuşmaktan kimse bizi canımız pahasına da olsa bu yoldan döndüremez. Ama benim anlatmak istediğim Cenk Koray ile beraber başlayan Kur'anda 19 mucizesi diye bir akımın ortaya çıkartılması ve Kur'anın ne ifade ettiğinden ziyade içinde oluşan sayı öbeciklerinin neden bu şekilde sıralandığı. ki böyle birşey yok bugüne kadar sadece belli bir kesimin ortaya attığı bir şey olmaktan öteye de geçemeyen bu karmaşanın sonunu neden çözelim ki.

    Siz ve bizler Kur'anı önce anlamak ve hayata aksettirmekten öteye geçmeye neden uğraşırız. Herşeyi tamamen ve harfiyen hayata uyguladıkta 19 mucizesi mi kaldı.
#19.03.2006 21:17 0 0 0
  • Konu: 19 OLAYI...
    Güzel kardeşim bu konu hakkında farklı farklı yorumlar yapılmıştır. Bu ince ve hassas bir konudur. Kafa karıştırmaktan başka birşey olmayacaktır. Bence bu konuyu kapatalım. İslam alimlerinin hiçbiri bu konuyla ilgili hiçbir şekilde yorum getirmemişlerdir. Konunun özü tamamen Kur'an-ı Kerim'in özünü irdelemek ve bunu hayata aksettirmek yerine sayılar karmaşasına sokmaktır.

    Maksat Kur'an-ı Kerimin başlı başına bir mucize olması değilmi ve 1400 yıldır hüküm süren bir kudret neden 21. yüzyıla bu tür rakamsal ifadelerle ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Kur'an tamamen anlaşıldı mıı ki sayılara takıldık kaldık.
#16.03.2006 19:52 0 0 0
#16.03.2006 10:55 0 0 0
  • Mehmet abi iyi güzel de ben bilemezdim ki tıbbi açıdan sorulduğunu. konunun açıldığı yer İslam bölümü ve ben konuya İslami açıdan yaklaştım. Ve önemli bir husus daha yüzük takmanın ne ifade ettiğinden ziyade ne niyetle takıldığıdır.

    Bu konu Sağlık bölümünde açılsaydı konuya sağlık yönünden bakabilirdik ve cevabımızı da ona göre delilleriyle söylerdik. Ama sayende yüzük hakkında farklı bir bilgi öğrenmiş oldum
#15.03.2006 11:46 0 0 0
  • YÜZÜK TAKMAK

    Islâm'a göre; erkekler de kadınlar da yüzük takabılirler. Ancak, yüzüğün takılış maksadı ve yapıldığı madde ile ilgili bazı şartların gözetilmesi gerekir.

    Hanefî mezhebine göre, maddesi ne olursa olsun ihtiyaç duyulmaması halinde yüzük takılmaması daha iyidir.

    Altından yapılan yüzükleri erkekler takamazlar. Takarlarsa haram işlemiş olurlar. Kadınlar ise takabılirler (el-Mevsılî, el-Ihtiyar fi Ta'lili'l-Muhtar, Mısır IV, 224: Merginânî, el-Hidaye, IV, 82; Ibn Abidîn, Reddü'lMuhtar, Ist. 1233, V, 216). Hz. Peygamber bir hadisinde; Ipek ve altın ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helal edilmiştir" buyurmuştur. (Tirmizî, Libas, 1).

    Gümüşten yapılan yüzüğü hem erkekler hem de kadınlar takabılirler. Ancak, erkeklerin takacakları yüzüğün, kadınların taktıklarına benzememesi ve ağırlığının üç gramdan daha az olması gerekir (el-Cezîrî, Kitabü'l-Fıkh ale'l-Mezahilai'l-Erbaa, II, 16; Alâuddin Abidin, El-Hediyyetü'l-Alâiyye, 1978,
    318).

    Demir, bakır, kurşun ve tunç gibi madenlerden yapılan yüzükler hem erkeklere hem de kadınlara mekruhtur (el-Mevsılî, a.g.e., IV, 224). Akîk ve yeşim gibi kıymetli taşlardan yapılanlar ise kadın erkek herkes için caizdir. (Ibn Abidin, a.g.e.; V, 315).

    Yüzüğün kaşına Allah'ın, Peygamberin ya da kişinin kendi adını işletilmesi de mahzur yoktur. Fakat insan ve hayvan gibi bir canlının resminin konulması günahtır. Kaşında Allah'ın ismi veya Peygamber'in adının yazılı olduğu bir yüzükle helâya giren kişi, yüzüğünü gizlemelidir. Eğer yüzük sol elinde ise taharetleneceğinde parmağından çıkarmalıdır (Ibn Abidin, a.g.e., V, 317).

    Yüzük, her iki elin her hangi bir parmağına takılabilir. Ancak, küçük parmağa takılması sünnettir (Ibn Abidin, a.g.e., V, 316; Kamil Miras, Tecrid Tercemesi, XII, 108).
#15.03.2006 10:53 0 0 0
  • noimage

    KELİMELERİM TÜKENDİ
    Suskunluğum dargınlıktan değil
    Size kızıp küstüğümden değil
    Sessizliğim hasretinden değil
    Sadece kelimelerim tükendi

    Anlatmakla bitmez derdim
    Oysa zaman çabuk bitti
    Söylenilmez yok bir sırrım
    Sadece kelimelerim tükendi
    noimage

    Derman kalmadı derdime
    Halim yok feryat etmeye
    Küskünüm yine kadere
    Sustum kelimelerim tükendi

    Mısralarım ağlıyor bu gece
    Beslediğim aşktı yar sadece
    Muhtacım o gül yüzüne
    Gittin, kelimelerim tükendi

    Ayrılığın zindanında
    Hapsettin bir karanlığa
    Bir kor gibi yanıyorum
    Ateştim külüm tükendi

    noimage

    [media]http://yagmurboard.ya.funpic.de/wma/lastof.wma[/media]
#09.03.2006 02:15 0 0 0
  • Her kod bir görev niteliği taşır. Bu tür programlarda döngü denen bir kavram vardır. Hani bilirsin eğer şöyle olursa şöyle olur tarzında. birazda mantık kullanmak lazım. Visual basic te ise hazır kodlar vardır. Yani x komutuna bakınca bir kutucuk olur. bunlar sembollerle visual basic programında mevcuttur. Visual basic büyük bir programdır. Bunun cd sini bulup bilgisayarına indireceksi ve kurulumu yapacaksın.

    VISUAL BASIC TÜRKÇE

    ilk önce bunu indir en azından program hakkında bilgi edin.
#07.03.2006 14:22 0 0 0
  • Yenge ya kusura bakma ben senin şiir yazdığını ve bu kadar içten yazabildiğini bilmiyordum. I'm sorry, ayrıca bazı duyguları hala içinde yaşayabilmek bunu da en güzel şekilde kelimlerle süsleyerek yazıya dökebilmek bir yetiye sahip olmayı gerektirir. Ve yenge emin ol bu yeti sende fazlasıyla var. Tarzın çok hoş. Farklı kelimeler ve farklı duyguları bir araya getirip kendine has bir sentez ortaya çıkarmışsın. Belkide kendine göre amatörce yazılmış diyeceksin ama inan seçtiğin kelimelere dikkat ettim; düz, sade ve basit kelimelerden ziyade tek başına kullanıldığında çok fazla bir anlam ifade etmeyen ama cümle içinde kullanıldığında anlatılmak istenen duyguyu fazlasıyla iyi yansıtan kelimeler.

    Tebrik ederim yenge. Açık söyleyeyin bu kadarını beklemezdim. Güzel bir şaşırmışluk hazzı verdiğin için teşekkürler.
#07.03.2006 03:50 0 0 0