MEVLÜT

MEVLÜT

Üye
15.02.2007
Çavuş
2.267
Hakkında

#03.06.2009 20:47 0 0 0
#31.05.2009 18:00 0 0 0
  • Ah ulen ah eskiden neydi bu işler beee... (İşte bu anda sayfa bulanıklaşıyo, o gittikçe derinleşen blur içerisinde geçmişe olan yolculuğun başlıyor...)

    Derste şöyle sırıdarak (kuru kafa gibi değil yanlız biraz ağır olunacak) kıza bakardın. Sonra öğretmen bunu görür sana, dersle ilgilenmiyorsun diye bi sopa çekerdi sende paşa paşa yerdin. Ama yinede delikanlılıktan taviz vermek yok. Sınıftasın yaa. Kız karşında ya. Kız için sopa yiyorsun yaa. Hey gözünü sevdiğimin ergenliği... Zaten kızlar kaç yaşında olursa olsun birini ilgisini %110 anlarlar. Ona baktığın için sopa yemen kızda biraz tempra etkisi yapabilir ama mutlaka hoşuna gidecektir. Neyse. Zaten kızın hoşuna gittiysen (şahsın ve o anda yaşadığın durum) teneffüste senle konuşur veya senin onunla iletişim kurma çabalarını boş çıkarmazdı. Tabiki tersi olma ihtimalide vardı. Zaten bu durumda fazla kasmayada gerenk yoktur. O hatun üst sınıftaki futbol takımının kaptanıyla fingirdeme arzuları içindedir. Vs, vs, vs...
    yok eğer kız senle konuşuyor hatta gülümsüyorsa bu iş o dakikada bitmiştir. (yani %85 kız seninle çıkacaktır)

    Tabi bu anlatıklarımız tarihin sarı sayfalarından. Heyt be ortaokul yılları. o zamanlar yoktu böyle 8 yıllık kesintisiz eğitim. tabi sonra lise başlar o hatunların yerini başkalrı alır işler kesatlaşır. Ta ki lise son (aslında 10. sınıfta olabiliyor tabiki hazırlık okumuşsan) sınıfa gelinceye kadar. İşte yine en popüler olmuşsundur. bütün alt sınıflar sana hastadır. Hele bi de bölüm olarak yabancı dil bölümüne gitmişsen dadından yinmez. (malum yabancı dil hatun bakımından zengin bir bölümdür) Genellikle yabancı dil sınıflarında erkeklerin kadınlara oranı 5'te 1'dir. 1/5 yani. Şöyle açıklayayın 30 kişi ise bir sınıf 5 i erkek gerisi kızdır. Bazen kızların sayısında artış olur. Erkeklerden saf değiştirenler olabiliyor... (kızlarla fazla kanki olmamak gerenk)

    Sonra üniversite okursun. (Tabiki İng öğrtmenliği) okuduğun bölüm yabancı dil olduğu için yine durum değişmez. Aslında değişir 1/5 lik oran 1/7 ye çıkar. Sonra sen tutar iki üniversiteye daha yatay geçiş yaparsın ne olur "7 x 3 = 21" olur... her üç ayda bi kız arkadaş değiştirdiğini düşün 5 yılda epeyce büyük bir vakit kaybı olur. Malumunuz 20 rakamına ulaşıyoruz... (of of of ula o paraları bireysel emekliliğe yetırsaydık şimdiye bi daire parası biriktiydi...)

    Sonra başlarsın mesleğine bu sefer sınıf atlamışsındır öyle herkese bakmazsın artık. (Bu kez sen tempra olmuşsundur) bu yüzden hayatına giren kız sayısında hızlı bi düşüş meydana gelir. Aslında bu iyidir. Ama aartık daha tehlikeli olmuşsundur. E malum cepte para, altta araba, herşeyden daha önemlisi bol bol vakit ve her türlü arkadaşını ağırlayabileceğin mekanın vardır...
    EEEEE "ISSIZ ADAM" boş yere çekilmedi ya arkadaşlar.

    Bu arada uğruna öğretmenden sopa yediğin o ortaokul yıllarının yegane rengi, tavlamak için binbir şekle girdiğin bi kız vardı yazının başında. Nerde kaldı kaldı o? Nerde olacak yazının başında tarihin sarı sayfalarında...

    Hoş aslında bu sonun başlangıcıda oydu ya neyseee...
#31.05.2009 17:46 0 0 0
#31.05.2009 17:39 0 0 0
#31.05.2009 17:37 0 0 0
#31.05.2009 17:36 0 0 0
#31.05.2009 17:34 0 0 0
#31.05.2009 17:32 0 0 0
#31.05.2009 17:30 0 0 0
  • Daha önce hep çay götürdüğü odaya bu kez çağrılmış olmaktan endişeli:
    - Buyurun müdür bey, dedi Nedim.
    - Seni evlendirelim mi Nedim?
    Nedim, kendisine sürekli takılan müdürün bu kez ciddi mi olduğunu anlamak için yüzüne baktı. Müdür, alaycı bir ifade ile Nedim'i süzerken, kaş göz işaretiyle koltuğu gösterdi.
    Koltukta oturan kadına dönen Nedim, hemen kaçırdı gözlerini...
    Bugüne kadar gördüğü en güzel kız oturuyordu orada... Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Cevap veremedi. Müdür ısrarlıydı:
    - Evet? Ne diyorsun?
    Dalga mı geçiyordu müdür? Ama cevap vermek gerekirdi:
    - Siz... Siz bilirsiniz müdür bey.
    - Peki, yarın ikametgâh kağıdını, nüfus cüzdanını ve 6 tane fotoğraf getir!
    Aaa, galiba ciddiydi!
    - Peki efendim.
    Çıktı.
    ***
    Ayakları yere değmiyordu. Bu inanılmaz rüyanın bozulmaması için hiç kimseye söylememeye karar verdi. Birlikte yaşadığı annesine bile...
    Tabii ki gece uyuyamadı. "Birkaç saniyelik sevgilisine" şiir bile yazdı.
    Sabah önce berbere gitti. Sonra muhtara ve fotoğrafçıya... Bayramlık elbisesini giymişti.
    Evrakları müdür beye teslime gittiğinde, bir daha görmek için "servetini" verebileceği müstakbel karısı yoktu orada. Üzüldü ama soramadı.
    ***
    Ertesi gün müdürün kendisini çağırdığı haberi çay ocağına geldiğinde heyecandan demliği devirdi. Sağ eli yandı. Bereket bayramlık elbisesine bir şey olmamıştı.
    Merdivenleri üçer beşer çıktı. Müdür:
    - İşte evlenme cüzdanın, dediğinde artık işin olduğuna tamamen inandı.
    Müdürün elini öpmeye yeltendi, başarılı olamadı. Yine soramadı, "O nerede?" diye...
    ***
    Annesi ortalığı yıkmıştı Nedim evlendiğini söylediğinde... Bildiği en güzel sözcüklerle henüz kendisinin de tam göremediği karısını anlatmaya çalıştı ama nafile... Annesinin güzelden anlamadığına karar verdi.
    Tek üzüntüsü, dünya güzeli karısını köyüne götüremeyecek olmasıydı. Hayır götüremezdi; böylesine bir güzeli öyle küçük köy yerinde herkesten kıskanırdı.
    ***
    Ertesi gün, "Ne olursa olsun müdür beye karımı soracağım" kararıyla çıktığında müdür odasında yoktu. Sekreterine sordu.
    - Maça gitti, dedi sekreter.
    Utana sıkıla, evlenme cüzdanından bütün güzelliğiyle beynine, hayaline ve kalbine kazıdığı eşini sordu sekretere:
    - Tanıyor musunuz?
    - Tanımaz mıyım, dedi sekreter.
    - Şimdi nerede o?
    - Nerede olacak, tabii ki maçta. Atatürk Spor Salonu'nda.
    Otobüsü bekleyemedi Nedim. Taksiye bindi.
    Salona girdiğinde tribünlerde bir iki başka "çirkin" kadın vardı. Çoğunluk erkekti. Müdürü gördü. İnsanları çiğneyerek yanına çıktı:
    - Kusura bakma müdür bey... Şeyi aramıştım da...
    Yine gülümsedi müdür bey:
    - Bak orada, on iki numara, servis atıyor.
    Salon başına yıkılmıştı Nedim'in. "Karısı" bir sürü erkeğin içinde, bacakları meydanda top oynuyordu. Gözleri karardı, dizleri titredi. Hırsızlık yaparken yakalanmış gibi, hak etmediği bir şeye uzanırken eline vurulmuş gibi derin bir mahcubiyet duydu.
    Bayılmıştı.
    ***
    Bir bankanın voleybol şubesi, bir yabancı oyuncuyu Türk vatandaşı yaparak oynatmak için bu kez bir garibanı fena vurmuştu..
    __________________
#31.05.2009 17:24 0 0 0
  • Meşhur bir ressam, günün birinde dünyanin en guzel şeyinin resmini
    yapmaya karar verdi.
    Bunun için de uzun bir yolculuga cikti.

    Agaclik bir yolda giderken yaşlı bir adama rastladı ve ona dünyanin en
    güzel şeyini sordu.

    İhtiyar:

    imandir dedi. Biraz ilerleyince kasabada bir dügün gördü.

    Kalabaligin arasindan geline dogru ilerleyerek ayni soruyu ona da
    sordu. Gelin gözlerinin icin gülerek:

    "Dünyanın en güzel seyi aşktır" dedi.

    Sonra cepheden dönen yorgun bir askerle karşılaştı. Aynı soruyu ona da
    sordu ve su cevabi aldi:

    "Dünyanın en güzel şeyi barıştır."

    Ressam kendi kendine iman, aşk ve barışın resmini nasil yapabilirim ki
    diye düsünürken evin yolunu tutmustu.

    Evin kapısından içeri girdiginde dünyanın en güzel manzarasinin
    karsisinda durdugunu düsündu.

    Çocuklarinin masum bakışlarında iman, karısının gözlerinde aşk, evinde
    ise barış hali vardı.

    Böylelikle dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya koyuldu. Resim
    bitince de adını
    şöyle koydu:

    Evim.


    __________________

    Asalet; Boyda değil, soyda
    İncelik; Belde değil, dilde
    Doğruluk; Sözde değil, özde
    Güzellik; Yüzde değil, yürekte olur...
#31.05.2009 17:17 0 0 0
  • Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri in devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

    Mete Hanla savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O un çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultayı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

    "- İstenilen bu at bana aittir. Kendime ait bir mal için milletimi savaşa sürükleyemem. Atım milletim için feda olsun!"

    At, Çinden gelen elçiye teslim edildi ve gönderildi.

    Ancak, Mete Han!ın bu hareketi düşmanın cüretini arttırmıştı: Yeni bir elçi göndererek Mete Hanın hizmetinde bulunan ve O un çok önem verdiği kadınlarından birini istediler.

    Durum Kurultayda görüşüldü ve kadının gönderilmemesi şeklinde bir karar oluştu. Son olarak Mete Han söz aldı ve şunları söyledi:

    "- Evet, bu kadın benim için çok değerlidir ama, milletim için feda etmekten çekinmeme doğru olmaz. Kendi menfaatim için savaşı göze almak milletin kaderiyle oynamaktır. Atım gibi onu da milletime feda ediyorum!"

    Artık Çinliler iyice şımarmışlardı. Mutlaka bir savaş sebebi bulmak ve daha fazla güçlenmeden Hun Türklerini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Elçilerini tekrar gönderdiler ve bu defa, iki ülke arasında bulunan bir toprak parçasını istediler.

    Mete Hankonuyu Kurultaya getirdi. Durum görüşüldü ama bu defa farklı bir karar çıktı: Daha önce Mete Hana mahçup olan Kurultay üyeleri, "verimsiz bir toprak parçasını düşmana vermekten ne çıkar" görüşünü benimsediler.

    Bunun üzerine Mete Han ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:

    "- Ey gün görmüş ihtiyarlar! Şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. Şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve vatanımızın bir parçasıdır. Söyler misiniz, . kimin malını kime veriyoruz? Artık savaş kaçınılmaz olmuştur. Herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!"

    Kurultay üyeleri Mete Hana bir defa daha mahçup olmuşlardı. Hemen hazırlıklara girişildi. Mete Han, kısa zamanda toplanan ve savaşa hazır hale gelen ordusuna şöyle seslendi:

    "- Vatanı için her an ölmeye . hazır olan kahramanlarım! Artık düşmana verilecek bir şeyimiz kalmadı. Şimdi onlara oklarımızla, kargılarımızla ve kılıçlarımızla cevap vereceğiz. İl Beyleri, Boy Beyleri, askerlerim! Hedefiniz Çin ülkesidir; haydi, yürüyün!.."

    Bu, Mete Hanın kurduğu dünyanın ilk düzenli ordusunun ilk büyük seferiydi. Bu sefer, adına ve kumandanına yakışır bir şekilde zaferle sonuçlandı. Çok geçmeden Mete Hanın daha önce Çine gönderdiği atı ve kadını da kurtarıldı.
#31.05.2009 17:10 0 0 0
  • Konu: Antikacı
    Birisi eski dostlarından birinin evine gitmişti. Ev sahibinin hanımı beyine sordu:
    - Bu bey kim ?
    - Nasıl yani?
    - Canım, hep anneme bakıyor da!
    - Ha o mu ? Antikacıdır
#27.05.2009 21:53 0 0 0
  • Konu: sonunda
    En sonunda ayağım kaydı. Kaymasın diye çok direndim
    Herkese, her şeye göğüs gerdim, dimdik durmaya çalıştım,
    Ama yeterli değilmiş, boşa çabalamışım, tutunmaya çalışmışım.
    Herkes maske takmış, ben bunu görememişim,
    Güven; ben bu kelimeyi bir yerlerden hatırlıyordum ama artık
    Tamamen unuttum, düştüm işte en sonunda
    Ve bu sefer dizimde ufak tefek yaralarla kurtaramadım kendimi
    Bu sefer dipsiz bir kuyudayım, görebildiğim simsiyah bir gece
    Ufukta ufacık ışık yok.
    Bu sefer gerçekten her şey bitti benim için.
    Oysa beni kaldıramayacağını, çekip çıkaramayacağını bilsem de
    Sıcacık bir çocuk eline öyle ihtiyacım var ki,
    Ama öyle bir el bile yok artık
    Hayat; eskiden hayata dair beslenen umutlarım da vardı benim;
    Deniz mavi gözlere dalıp gitmek, orada öylece yaşlanmak
    Ama eskiyen her şey gibi
    Bu umutlarım da eskidi, bitti.
    Artık hayatın yeni anlamı benim için soluk alıp vermek sadece
    Ve beklemek
    Son soluğun çekilip bırakıldığı o anı.
    Kim bilir belki başka bir yaşamda güzellikler vardır
    Gizlenmiş bir yerlere beni bekleyen
#24.05.2009 11:51 0 0 0
  • Adam karısını o kadar çok sevioki,her akşam yatarken onun için şöle dua edior;''Allah'ım...Onun başı ağrımasın ,benimki ağrısın...Onun bi yeri kırılmasın,benimki kırılsın...O üzülmesin ben üzüliym..''
    Son olarak da şöyle diordu;
    ''Allah'ım onu dul bırakma beni dul bırak
#24.05.2009 11:45 0 0 0
  • Sevinçlerini erteleme.

    *Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.

    *Çocukların, adalet sözcüğünü duyduğunda seni hatırlasınlar.

    *Kendini ve başkalarını bağışlamasını bil.

    *Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

    *Her gün altı bardak suyunu içmeyi unutma.

    *İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu sakın unutma. Birincisi; doğru insanı bulmak, ikincisi; doğru insan olmak.

    *Cesaretli ol. Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.

    *İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

    *"Teşekkür ederim" ve "Lütfen"i çok kullan.

    *Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.

    *Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.

    Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma!

    *Başkalarını suçlamak yerine sorumluluk al.

    *Sadece gözden çıkardığın kitapları ödünç ver.

    *Çocuklarla oyun oynarken kazanmalarına izin ver.

    *Eskiyebilirsin, bu doğaldır. Ama, sakın köhneleşme ve paslanma.

    *Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsun demektir.

    *İyi bir arkadaş senin kendine verebileceğin en değerli hediyedir.

    *Kaplumbağa başını çıkarıp önünü görmeden ilerleyemez. Kaplumbağayı küçümseme.

    *Ödünç aldığın otomobili, benzin deposu dolu olarak iade et.

    *Unut ve affet.................

    *Mutluluk arayan kadın, boynundaki elmas ından çok masadaki güllere bakar.

    *Bir işe başlarken, sermayenin azlığından ötürü üzülme.Yaratıcı düşüncenin en büyük desteği yetersiz sermayedir.
#24.05.2009 11:29 0 0 0
  • Yapılan bir araştırma sonucu, "Türkler en çok pazar günü öğleden sonra alışveriş yapıyor. Yunanlı ve İngiliz alışverişe yalnız çıkarken, Türkler eşli çıkmayı seviyor" sonucu çıktı.


    VISA Europe'un araştırmasına göre, Türkler en çok pazar günleri öğleden sonra alışveriş yapmayı seviyor. Visa Europe tarafından tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını belirlemek amacıyla Türkiye, Polonya, Yunanistan ve İngiltere'de yapılan araştırmada, Türk tüketicilerin yaklaşık yüzde 32'sinin alışverişlerinde kart kullanımını tercih ettiği belirlendi.

    Erkekler daha kartçı

    Araştırma, erkeklerin kadınlara oranla kredi kartlarını daha sık kullandıklarını ortaya koydu. Kadınların yüzde 29'u kredi kartı kullanırken, bu oran erkeklerde yüzde 33'a çıkıyor. Tüketicilerin yüzde 60'ı halen en güvenilir ödeme aracının nakit olduğunu düşünüyor. Verilerin nakit ödemenin İngiltere'de 'nesli tükenen' bir trend olduğuna işaret ettiği belirtilirken, araştırmaya katılanların yüzde 60'ı, Türklerin tam aksine, kart ile ödeme yapmayı tercih ediyor. Sadece yüzde 33'u alışverişlerinde nakit kullanıyor.

    Türkler eşleriyle, Yunanlı ve İngilizler ise yalnız başına alışveriş yapmayı seviyor. Türkler alışveriş konusunda eşlerinin fikirlerini oldukça önemsiyor. Araştırma sonuçları, Türk tüketicilerin günlerini planlamayı sevdiklerini ve günlük programlarına çok sadık olduklarını ortaya koydu. Türk erkekleri kadınlara göre daha planlı yaşıyor. Erkeklerin yüzde 69'u günlük planlarına sadık kalarak alışveriş yapmayı tercih ederken, kadınların ise yüzde 57'si bu şekilde davranıyor.

    Visa'nın araştırma sonuçları

    *Türkler eşleriyle birlikte alışveriş yapmayı seviyor.

    *Türk erkekleri kadınlara göre daha planlı yaşıyor.

    *Türkler alışveriş sırasında kuyrukta beklemeyi sevmiyor.

    *Yunanlılar ile İngilizler alışverişe yalnız çıkıyor.

    *Türk, İngiliz ve Yunanlı haftada bir kez alışverişe gidiyor.

    *Türk tüketici 3 ayda bir giysi alışverişi yapıyor.

    Kuyruk sevmiyoruz

    Türklerin kuyrukta beklemeyi sevmediği ifade edilen araştırmaya göre, Türk, İngiliz ve Yunan tüketiciler haftada bir kez, Polonyalı tüketiciler ise günlük olarak gıda alışverişi yapıyor. Giyim ile ilgili alışveriş verileri değerlendirildiğinde, Türk tüketiciler 3 ayda bir defadan da az, İngiliz, Polonyalı ve Yunan tüketiciler ise ayda bir kez giysi alışverişi yaptıklarını belirtti.
#24.05.2009 11:25 0 0 0
#19.05.2009 13:49 0 0 0