Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, Turkcell cüzdan uygulamasına ilişkin, ''Kredi kartınızın numarasını vermeden sadece cep telefonu numaranız ile şifrenizi kullanarak işlem yapabileceğiniz, en az kredi kartı kadar güvenli bir sistem getirdik'' dedi.
Ciliv, Turkcell cüzdana ilişkin düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, mobil iletişimin, teknolojide bir devrim olduğunu, dünyada da hem bireysel hem de kurumsal hayatı değiştirdiğini belirterek, eğlence, alışveriş, eğitim, üretim, güvenlik, iletişim, sağlık, otomotiv ve daha birçok alanda değişim yaşandığını kaydetti.
Turkcell olarak, mobil finansta dünyada liderlik yaptıklarını ifade eden Ciliv, şunları söyledi: ''Haziran 2008'de mobil ödemeyle Türkiye'de ilk SMS bazlı ödeme sistemlerini devreye soktuk. 2,5 milyon müşterimiz mobil ödeme servisini kullandı. Nisan 2011'de cep-T cüzdanı, dünyanın ilk ticari NFC çözümüydü. Haziran 2011'de cep-T parayı gündeme getirdik ve bugün 500 bin tane müşterimiz cep-T parayı kullanıyor. Bugün, cüzdanın yerine artık mobil telefon geçecek. Önümüzdeki 10 yıl içinde cebimizdeki cüzdanlar kullanılmayacak. Bir erkek olarak da bunu dört gözle bekliyoruz. İçinde bir sürü kart olan cüzdan benim vücudumun dengesini bozuyor, arabaya yamuk oturuyorsun. Turkcell cüzdanla bütün ödemelerinizi mobil telefondan yapılabilecek. Turkcell cüzdan için sadece akıllı telefonlardan bahsetmiyorum, Turkcell cüzdan neredeyse bütün telefonlarda kullanılabilecek. Mobil bankacılığı da yapabiliyor olacak. Cebinizdeki mobil telefondan bankacılık işlemlerinizi yapabileceksiniz.''
''En az kredi kartı kadar güvenli bir sistem''
Ciliv, Turkcell cüzdanın, internet üstünden yapılan alışveriş ve ticarette kullanılabileceğini belirterek, ''İnternet alışverişlerinde, kredi kartınızın numarasını vermeden sadece cep telefonu numaranız ile şifrenizi kullanarak işlem yapabileceğiniz, en az kredi kartı kadar güvenli bir sistem getirdik. Toplu taşıma da bu konuda büyük bir kolaylık olabilecek. Önümüzdeki 3-5 sene içinde toplu taşıma bu alana geçecek. Biz de Türkiye'nin neredeyse bütün şehirlerde toplu taşımanın bu yönde ilerlemesini bekliyoruz'' diye konuştu.
Mobil bankacılık ile ilgili bankalarla birlikte çalıştıklarını ifade eden Ciliv, ''Turkcell cüzdan, Sadakat programıyla indirim fırsatlarını doğru yerde size bildirecek. Turkcell ile MasterCard'ın iş birliğimizi daha da ileri götüreceğiz. Biz bankaların en iyi iş ortağı olma yolundayız. Bankalar için Turkcell cüzdan platformunun teknolojisini sunduk. (Bankalar) Müşterilerine her yerden her zaman ulaşabilecekler'' şeklinde konuştu.
Turkcell'in dünyada bu konuda liderlik yaptığını anlatan Ciliv, ''Türkiye, bankacılık online da da liderlik pozisyonundaydı, mobilde de bu pozisyonu alıyoruz. Dünyada uluslararası 4 tane patente başvurduk'' dedi.
Finlandiya'nın Helsinki Üniversitesi uzmanları, yüksek tansiyon sorunu yaşayan annelerin doğurduğu erkeklerin, 20'li yaşlardan itibaren 'zihinsel kayıp' yaşadığını ortaya çıkardı.
Kaybın yaş ilerledikçe arttığını da belirleyen uzmanlardan Dr. Katri Räikkönen, en büyük zihinsel yetenek kaybının da matematik alanında yaşandığını belirterek, "İleri yaştaki zihinsel kaybın daha doğum öncesinden başladığını ortaya koyduk" dedi.
"Çılgın Türkler", "Diriliş" ve "Cumhuriyet" kitaplarıyla milyonlarca okuyucuya ulaşan Yazar Turgut Özakman'ın kaleminden anlatılan "Çanakkale 1915", 18 Ekim'de tüm Türkiye'de sinema seyircisiyle buluşacak.
Yönetmenliğini Yeşim Sezgin'in üstlendiği filmde başrolleri İlker Kızmaz, Şevket Çoruh, Barış Çakmak, Celil Nalçakan gibi yetenekli oyuncular paylaşıyor. Filmin görsel efektlerini ise "Fetih 1453" ve birçok Hollywood filminin de efektlerini yapan EPICS - Serkan Zelzele hazırladı.
Savaşın yapıldığı ve savaş sürecindeki kritik kararların alındığı gerçek mekanlarda çekilen filmin çekimleri 8 haftada tamamlandı. Girilmesi ve çekim yapılması yasak olan birçok arazide ve SİT alanlarında çekim yapılabilmesi için Genelkurmay Başkanlığı'ndan ilk defa bu filme özel izinler alındı. Birçok yere geçici film setleri kuruldu.
Filmin müziklerini ise "Cariyeler ve Geceler", "1453 Sultanlar Aşkına" , "Aşk-ı Hürrem", "Altınçağ", "1453 Fatih Aşkına" beşlemesiyle tanınan ülkemizin elektronik müzikte en başarılı temsilcilerinden Can Atilla besteledi.
FİLMİN ÖZETİ
Yıl 1912, Balkan Savaşı Osmanlı için çok büyük bir yenilgi olmuş, Rumeli baştan başa elden çıkmıştır. Vatan kaybetmenin tarifsiz acıları içindeki Rumeli göçmenleri evlerini terk etmiş, yenik, bozguna uğramış orduyla birlikte İstanbul'a, Anadolu'ya göçmektedirler.
Bu utanç verici yenilgi tüm Türkiye'yi sallar, silkeler, her şeyi yeniden düşünmeye zorlar. Özü yurtseverlik olan bir milli coşku başlar. Bu çoşku ile birlikte orduda birlik sağlanarak, eğitim çağdaşlaştırılır.
1'inci Dünya Savaşı ile birlikte verilen seferberlik emrinin ardından tüm Anadolu'dan gençler askere yazılmaya başlar. Bunların arasında filmin kahramanlarından Veli ve Mehmet Ali de vardır. Kahramanlarımız bir süre sonra Maydos'a (Eceabat) tayin edilecek, sonrasında Conk Bayırı'nda İngiliz kuvvetlerine karşı savaşarak, Tekirdağ'da yeni kurulan, başına da Mustafa Kemal'in getirildiği 19. Tümen'e çıkarlar.
Bu sırada Çanakkale Boğazı'nın savunmasını komuta eden Cevat Paşa ise hem tabyaları güçlendirmeye çalışmakta hem de mayın hatlarını en doğru şekilde nasıl arttıracağının hesaplarını yapmaktadır.
18 Mart 1915'te 600'den fazla topa sahip 18 zırhlı, Dünya Savaş Tarihi'nin en büyük mücadelelerinden birini başlatmak için Boğaz'a girerler.
İngilizler ve Fransızlar Çanakkale Boğazı'nı geçebilmek için hem denizden hem de karadan tarihin gördüğü en büyük donanmalar ve ordularla sayısız kez saldırırlar. Ancak karşılarında Bigalı Mehmet Çavuş'u, Nusrat Mayın Gemisi'ini, Seyit Onbaşı'yı, Hilmi Şanlıtop'u, Hüseyin Avni Bey'i, Veli'yi, Mehmet Ali'yi, Boyabatlı Mustafa'yı,Yüzbaşı Faik'i, Şefik Bey'i, Mustafa Kemal Paşa'yı bulurlar. Film, işte bu kahramanların hikâyesi.
Onlar hiçbir düşmanın, hi bir ordunun ve silahın yurt sevgisinden daha güçlü olamayacağını tüm Dünya'ya ispat etmişler ve Kurtuluş Savaşı'nın, Kuva-yı Milliye Ruhu'nun da özünü oluşturmuşlardır.
ÖZEL İZİNLE ÇEKİM YAPILAN MEKANLAR
* Mecidiye Tabyası: Seyit'in, asansörü hasar gören büyük tabya topunun mermisini sırtlayarak topa yerleştiren; Bouvet Gemisi'nin yara alıp sürüklenmesi ve Nusrat Mayın'ın attığı mayınlara çarpıp patlamasına sebep olarak, savaşı kazanmamızda büyük önem taşıyan olayın yaşandığı tabyadır.
* Mecidiye Tabyası bonetindeki (tabyaları oluşturan odalar) ziyarete kapalı özel bölümler
* Nusrat Mayın Gemisi
* Çimenlik Kalesi
* Çimenlik Kalesi Sığınağı
* Nara Kalesi'ndeki hastane sığınak ve bonetler
* Bigalı Köyü
* Bigalı: Şu anda Bigalı Atatürk Evi Müzesi olarak yer alan, savaş zamanında Atatürk'ün karargâh olarak kullandığı mekan
* Çanakkale Anıtı
KOSTÜM
* 2 binden fazla Türk, Anzak ve İngiliz kostümü dikildi.
* Tüm askeri kostümlere uygun ayakkabı ve çizmeler özel olarak aynı sayıda hazırlandı.
* Tüm askeri kostümlere ve döneme uygun rütbeler Genelkurmay ve danışmanlardan bilgi alınarak dikildi. Sivil dönem ve savaş dönemi rütbe ayrımları ve farklılıkları da filmde özenle yansıtıldı.
* Tüm askeri kostümlere uygun Kütüklük, kemer ve aksesuarlar özel olarak dikildi ve hazırlandı.
* 3 bin civarında köylü ve dönem sivil kostümü hazırlandı.
* Tüm sivil kostümlere uygun çarık ve dönem aksesuarları özel olarak hazırlandı.
ÇEKİM NOTLARI
1. Film çekimleri için mekanlarda bulunan tarihi dokular da kullanılarak 3 bin metrekare alana dekor inşa edildi.
2. 5 Mart 1915'te Gelibolu Yarımadası'nı 36 cm'lik toplarıyla bombardımana tutan İngiliz savaş zırhlısı (Birleşik Donanma'nın 12 gemisinden biri) olan Queen Elizabeth gemisinin iç odaları orijinaline uygun olacak şekilde inşa edildi. Queen Elizabeth ve diğer gemiler de orijinallerine sadık kalarak birebir modellendi.
3. Yaralı erlerin tedavisinde kullanılan Sahra Hastanesi ve çevresi orjinal olarak inşaa edildi.
4. Yine özel izinle girilebilen ve çekim yapılan orijinal tabyaların içine sığınaklar kazıldı ve gerçek sığınıklar oluşturuldu. Bu orijinal tabya alanlarına karargah odaları oluşturuldu.
5. Çimenlik Kalesi'nin içindeki orjinal binaya dönem hastanesi kuruldu.
6. Anzak siperi için ağaç döşeli 200 metre uzunluğunda siper ve Anzak karargahı oluşturuldu
7. Orjinaline sadık kalınarak yaklaşık 2 bin 750 metre uzunluğunda Türk siper alanları ve mevziiler oluşturuldu. Siper bölgeleri hazırlanırken günde 40 kişi 2 ay boyunca çalıştı.
8. Bigalı Askerlik Şubesi restore edilip, dönemin mimarisine ve görüntüsüne uygun hale getirildi.
9. Salihler Köyü'nde iki çeşme restore edildi.
10. 3 ayrı köy meydanı restore edildi ve fasatlar oluşturuldu.
11. Nusrat Mayın Gemisi'ndeki mayınların birebir kopyası yapıldı.
12. 10 orijinal mauzer tüfek kullanıldı
13. 500 Türk mauseri, 250 İngiliz tüfegi, 250 Anzak tüfeği yapıldı. Bu silahların orjinalleri de Genelkurmay desteğiyle temin edilerek kullanıldı.
14. 5 İngiliz Vickers makineli tüfek, 5 Türk mitralyoz makineli tüfek orijinalinden kalıp alınarak, kullanılır şekilde yapıldı. Bu silahların orijinalleri de Genelkurmay desteğiyle temin edilerek kullanıldı.
15. 10 kağnı, 15 at arabası hazırlandı.
16. Orijinal filikalar oluşturuldu ve kullanıldı.
17. 3 sahra topu ve döneme ait değişik modellerdeki toplar yapılarak kullanıldı.
18. 500 muhimmat sandığı ve 10 bin kum çuvalı yapıldı.
19. Atatürk ve subayların atları ve savaş meydanındaki atlar özel olarak çekimlere yetiştirildi ve hazırlandı.
20. Tüm askeri figurasyona ve oyunculara Genelkurmay Başkanlığı'ndan alınan danışman askerler ile askeri eğitim verildi.
21. Genelkurmay Başkanlığı'ndan 'dan alınan destek dahilinde, tüm döneme ait süngü, kılıç, dürbün, arazi malzemeleri, orijinal tüfekler, silahlar, mitralyözler, hastane malzemeleri, döneme ait birçok döküman ve belge kullanıldı.
Patlıcan
Beyaz peynir ya da mozarella peyniri
Domates
Zeyinyağı
Tuz pulbiber kekik
Hazırlanışı
Patlıcanları alacalı soyun. Saplarını patlıcanların daha güzel görünmesi için kesmeyin. Boylamasına ikiye böldüğünüz patlıcanları bir fırça yardımı ile zeytinyağıyla yağlayın.
Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında 15-20 dk. pişirin.
Fırından aldığınız patlıcanları hafif tuzlayın. Halka halka doğramış olduğunuz domatesleri patlıcanların üzerine yerleştirin. Bu aşamada domatesleri dilerseniz az miktarda zeytinyağı ile yağlayabilirsiniz. Daha lezzetli olacaktır.
Domateslerin üzerine peynir dilimleri yerleştirin ve baharatları da serpin. Tekrar fırına verip 10 dakika kadar daha pişirin.
Fırından aldıktan sonra üzerini nane veya fesleğen yaprakları ile süsleyip
5 enginar
2 tavuk budu
1 kase mantar
2 soğan
3 diş sarımsak
2 defne yaprağı
Tane karabiber
Sıvı yağ
Tuz
Beşamel sos için
1 su b. süt
1 çorba k. söke Un
Sıvı yağ
Tuz
Karabiber
Muskat
Üzeri İçin
Kaşar peyniri
Yemeğin tarifi
Büyük bir tencereye su koyun. Yıkanmış ve ayıklanmış enginarları koyun. Tavuk butlarını ve mantarları doğrayın. Soğanı ve sarımsağı doğrayın. Ayrı bir tencereye sıvıyağ dökün. Soğanı ve sarımsağı koyun ve karıştırın.
Defne yaprağını ve mantarı sırayla ekleyin. Son olarak tavuğu tane karabiberi ve tuzu ilave edip karıştırın. Enginarlar suyunu çekip pişince fırın kabına dizin. Tavuklu karışımı enginarların içine doldurun.
Beşamel sosu için
Sütü unu sıvıyağı ve baharatları koyup karıştırarak pişirin. Harç koyduğunuz enginarların üzerine sosu dökün. Kaşar peynirini rendeleyin ve üzerlerine tepeleme koyun. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında peyniri eriyip kızarana kadar pişirin.
Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. Güzeldik biz küçükken.
Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti ... bizim için, lükstü, zenginlikti. Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. Otobüs lükstü, zenginlikti. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik.
Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. Not yazardık birbirlerimize. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok. Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu.
Sonra mı? Büyüdük. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük. Büyürken ne de çok küçüldük.
Bal tüketimi, stresi önlüyor , Strese ne iyi gelir? , Bal ne işe yarar?
Romanya Arıcılık Enstitüsü Direktörü ve Apiterapi uzmanı Dr. Cristina Mateescu, balın ılık tüketilmesi halinde stresi önlediğini belirterek, "Balı sıcak tüketmek sakıncalı. Balı sıcak tükettiğiniz zaman vücuda stres yüklemiş oluyorsunuz. Çünkü balda aminoasit vardır" dedi.
Mateescu, yaptığı açıklamada, bal tüketiminin insan sağlığı açısından oldukça faydalı olduğunu belirterek, balın farklı yönetmelerle kullanılabileceğini ifade etti.
Balın vitamin bakımından fakir ancak B vitamini bakımından zengin olduğu anlatan Mateescu, balda az miktarda polen bulunduğunu, bu polenin de bal kadar sağlıklı olduğunu söyledi.
Balda polen yoksa ona bal denemeyeceğini dile getiren Mateescu, "Balda polen olmak zorundadır. Polen bahar mevsimlerinde fazladır. Ama ilkbahar ile sonbahardaki polen de farklıdır. Hatta balın içerisindeki polenden o balın hangi bölgeye ait olduğunu, analiz ederek öğrenebilirsiniz. Polen sayesinde balı sınıflandırabiliyoruz" dedi.
Dr. Mateescu, balda serbest kolesterol da bulunabileceğini belirterek, bazı balların metabolizmada önemli görev üstlendiğini ifade etti.
Balın sağlık açısından oldukça faydalı olduğunun altını çizen Mateescu, "Yüksek früktoz ve mısır şurubuyla elde edilen bala, bal denmez. Sağlık açısından gerçek bal tüketilmelidir. Bal, kalp, karaciğer başta olmak üzere birçok hastalığa iyi geliyor" şeklinde konuştu.
Balın stres üzerinde de etkili olduğunu vurgulayan Mateescu, "Bal, rahatlatıcı etki olarak sıcak değil ılık bir şekilde tüketilmelidir. Hatta bir bardak su içerisinde bal eritilip, üzerine limon koyup içilebilirse o zaman rahatlatıcı bir etkiye sahip oluyor. Bal tüketimi, uykusuzluğa karşı da iyi geliyor" dedi.
Özellikle balın çeşitli çaylarla birlikte tüketilmesini tavsiye eden Mateescu, şöyle devam etti: "Ama siyah çay olmayacak. Çünkü siyah çayın karşı etkisi var. Bu sebepten dolayı diğer çaylar içerisine bal koyarak, kullanırsak daha doğru bir iş yapmış oluruz. Siyah çayla birlikte olumsuz etkisi olabilir. Özellikle balla yapılan bir masaj var. Vücuttaki toksinlerin atılması bakımından çok önemli. Toksinlerin vücuttan atılması, stresin azalmasını sağlıyor."
Balın çok sıcak tüketildiği zaman strese neden olduğunu belirten Mateescu, "Balın çok sıcak tüketilmemesi gerekiyor. Stresten korunmak için ılık olarak bal tüketilebilir. Sıcak bal stres üzerinde ters etki yapıyor. Hatta balı sıcak tüketmek sakıncalı. Balı sıcak tükettiğiniz zaman vücuda stres yüklemiş oluyorsunuz. Çünkü balda aminoasit vardır. Sıcak su ve balla birlikte, bu vücutta strese neden olabiliyor" diye konuştu.
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Meftun Karataş, yaptığı iş gereği el ve bileklerini çok kullananların 'karpal tünel sendromu' tehlikesi altında bulunduğunu söyledi.
Karataş, bilgisayar kullanıcıları, marangoz, et ve tavuk paketleme işiyle uğraşanlar, müzisyen ve teknisyenlerin risk altında bulunduğuna dikkat çekti.
Hastalığın bahçe işleriyle uğraşanlarla birlikte, hobi olarak iğne ve oya ile ilgilenenlerde de sıkça görüldüğünü vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Karataş, sendromun, şeker hastalığı, romatizma, guatr gibi kronik hastalıkların seyri sırasında da ortaya çıktığını, gebeliğin son birkaç ayında da yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.
Hastalığın el ve bileklerde yüksek ağrı ve güçsüzlüğe neden olduğunu ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Meftun Karataş, böyle bir sorunla karşılaşanların doktora başvurması gerektiğini söyledi. Opr. Dr. Karataş, "Günümüzde sık karşılaşılan el hastalıklarından biri de 'karpal tünel sendromu'dur. Çünkü yaş ve iş ne olursa olsun ellerimiz sürekli çalışmaktadır. Ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan, uykudan uyandırma derecesine varan ağrılara neden olan sendrom, median sinirinin el bileğinden ele geçiş yaptığı bölgedeki mevcut tünel içerisinde sıkışması sonrasında oluşur. Elin parmaklarında hareket veren tendonların bir bölümü bu tünel içerisinde seyreder. Ellerimizde bu tip şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından, tedavi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak önemlidir. Tedavi olmak için ağrının aşırı artması, dayanılmaz hale gelmesi beklenmemelidir." dedi.
Hafif vakaların, çeşitli bileklik veya ateller yardımıyla tedavi edilebileceğini söyleyen Op. Dr. Karataş, "Tünel içine kortizon uygulamaları da yapılabilir. Kortizon uygulaması tünel içerisindeki ödemi azaltacaktır, takibinde el bilekliği kullanımı uygun olur. Bu tedaviye yanıt alınamayan veya geç evrede tanı konmuş olan vakalarda cerrahi tedavi uygundur. Bu işlem hastanın hastaneye yatış yapmasını gerektirmeyen lokal anestezi ile yapılabilecek bir işlemdir." ifadelerini kullandı.
Altı aydan küçük bebeklere antibiyotik verilmesinin, ileride çok şişman olmalarına yol açabileceği bildirildi.
CHİCAGO - New York Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Leonardo Trasande, ''obeziteye genellikle, çoğunlukla sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzının neden olduğunu düşündüklerini, ancak zamanla yapılan araştırmaların bunun daha karmaşık olduğu fikrini verdiğini'' belirtti.
Uluslararası Obezite dergisinde bugün yayımlanan araştırmaya katılan araştırmacılardan Trasande, bağırsaklardaki bakterilerin kalorinin emilim şeklinde önemli bir rol oynayabileceğini söyleyerek, özellikle çok küçük yaşta antibiyotik kullanmanın bağırsaklarda bulunan ve alınan besinlerin sindirilme şekli üzerinde etkisi olan, başka bir deyişle zayıf kalmayı sağlayan, bazı bakterileri öldürebileceğini kaydetti.
Araştırmacılar, 1991 ve 1992'de İngiltere Avon'da doğan 11 bin 532 çocuğun antibiyotik kullanımını incelediler.
Araştırmada, yaşamlarının ilk beş ayında antibiyotik verilen bebeklerin verilmeyen bebeklere oranla daha kilolu olduğu ortaya çıktı. Kilo farkı, 10 ay ila 20 ay arasındaki yaş döneminde azken, bu oranın daha sonra arttığı ve 3 yıl 2 aya ulaştıkları dönemde, yaşamlarının ilk dönemlerinde antibiyotikle tedavi edilen çocukların obezite riskinin yüzde 22 daha fazla olduğu belirtildi.
5. aydan sonra antibiyotik tedavisi gören bebeklerin kilolarıyla diğer bebeklerin kiloları arasında ise önemli bir fark olmadığı kaydedildi.
New York Üniversitesi'nden bir başka araştırmacı Jan Blustein, ''antibiyotiğin, daha kilolu inek yetiştirilmesi için işe yarar bir yöntem olduğunu hayvan yetiştiricilerin uzun bir zamandır bildiklerini'' söyleyerek, ''bu bulgularını teyit etmek için başka çalışmalar yapmaları gerekse bile titizlikle yaptıkları araştırmanın, antibiyotik kullanımının insanların özellikle de çocukların kilo alması üzerinde etkisi olduğu fikrini verdiğini'' bildirdi.