MiRaGe

MiRaGe

Üye
24.10.2005
Onbaşı
580
Hakkında

#25.06.2006 17:14 0 0 0
  • Mutluluk vadisinde, gül bahçesinde, sevgi şehrinde, insanlara huzur saçan, mutluluk yayan, insanların kalbinden hüznü alıp yerine sevdayı, sevgiyi, aşkı, Allah aşkını yerleştiren bir yerin hayalini kurun

    Çok etkilendim arkadaşım. Bu en büyük hayalim.Allah razı olsun
#25.06.2006 17:09 0 0 0
  • Kimsenin arkasından konuşmamalıyız...Örnek aldığımız sevgili Peygameberimize layık olmanın yollarını aramalıyız.En önemliside insan olmayı başarmalıyız.

    Bir yahudinin cenazesi geçerken sevgili Peygamberimiz ayağa kalkar.Yanındaki müminler Peygamberimizin bu davranışı üzerine, Ya Resullullah o bir yahudi derler.O güzel insan tüm insanlara ders olabilecek bir cevap verir:

    O BİR İNSAN...
#25.06.2006 17:05 0 0 0
  • Güneş hep geç kalırmış gibi gelir, sen bir havada mevsimlecaktır belki.
    Hep bir umutla beklenirken sevda habercisi, yüreğini teselli etmek de sana düşer.

    Nefis bir yazı. Özellikle alıntı yaptığımbölümde çok hüzünlendim.Hep umut etmiyormuyuz, yada hep gecikmiyor mu zamanlar?
#25.06.2006 16:54 0 0 0
  • Şoka girmiş durumdayım.Kanım dondu arkadaşlar. Bu nasıl bir aşk ben hiç bir şey anlamadım.Anlayan varsa bana açıklasın lütfen.Hala şaşkınım, pc başında dondum kaldım
#25.06.2006 16:26 0 0 0
  • Konu: ALiCaN-BaBa
    sen formayi zorla giydirmissin baksana senin nikinden yazip papa du bist gemeind diyor walla ben bunun GS li olduguna inanmiyom adam fanatik BJK'li

    Mardinli evet sana katılıyorum

    Bu arada maşaallahhh pek şeker.Allah bağışlasın, rabbim yolunu açık eylesin.
#22.06.2006 19:20 0 0 0
  • MARAŞ DONDURMASI:
    Üç Yüz Yıllık Lezzet

    noimage

    Bugün dünyada adı dondurma ile yanyana anılan iki şehir var: Biri İtalya'nın Roma şehri, diğeriyse Türkiye'nin Kahramanmaraş şehri. Roma Dondurması uzun yıllardır birçok dünya ülkesinde biliniyor, tüketiliyor ve çoğu ülkede taklit ediliyor.

    Son on yıldır Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde tüketilmeye ballanan Türkiye'nin ünlü Maraş Dondurması'nın taklit edilmesi ise mümkün değil. Çünkü bu dondurma, tamamen Anadolu topraklarına özgü üç yüz yıllık köklü bir lezzet kültürünün ürünü ve sadece Maraş'ta üretilebiliyor.

    Maraş'ı bir cennet bahçesi gibi kuşatan efsanevi Ahir Dağı'nın eşsiz flora ve faunası bu dondurmayı benzersiz kılan temel etmenlerdir; bu coğrafyaya özgü kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin eşsiz kıvam ve aromaya sahip sütleri ve olağanüstü bir cömertlikle topraktan fışkıran yabani orkide çiçeklerinin yumru köklerinden elde edilen mucizevi salep Maraş Dondurması'na taklit edilmesi imkansız olan bir lezzet, aroma ve kıvam sağlar
#22.06.2006 17:26 0 0 0
#22.06.2006 16:43 0 0 0
  • Ruhu olgunlaşmamış bir kul Allah'a hep "ver bana..." ile biten dualar eder, olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla..." diye bitirir dualarını...

    Gerçekten çok iyi düşünülerek okunması gereken bir yazı.Allah razı olsun arkadaşım.Defalarca okumak lazım ki yüreğimize yazılsın
#21.06.2006 12:31 0 0 0
  • Bencede korkunç bir olay ama bu sadece Hindistanda yaşanmıyor.Sadece Hindistanda açığa çıkmış bir durum.Aslına bakarsanız dünyanın genelinin sorunu bu ve bu korkunç manzaranın farklı şekillerini heryerde görmek mümkün ne yazıkki
#21.06.2006 12:21 0 0 0
#16.06.2006 17:12 0 0 0
  • Sınava girecek tüm arkadaşlara başarılar.Herşey gönlünüzdeki gibi olsun.Gerçi sınava girecekler uyumuştur ama yarın baktıklarında bu mesajı nasıl olsa görecekler.
    Arkadaşlar kötü bile geçtiyse sınavınız üzülmeyin.Bu dünyanın sonu demek değil.Hayat devam edecektir.Hayat zaten başlı başına bir sınav değil mi?
#16.06.2006 02:02 0 0 0
  • Şiddet eğitim düzeyine bakmıyor gördüğünüz gibi. Zaten Amerikada yapılan bir araştırmada üniversite mezunu kadınların üniversite mezunu erkeklerden dayak yeme oranının diğer eğitim düzeylerine göre daha fazla olduğunu ortaya çıkarmış.Yani eğitim de işe yaramıyor demekki.Son senelerde insanların maddeye olan bağımlılıkları, herşeyi maddesel düşünüp dünyevi hırslarla hareket etmeleri insanlarin yüreğinden merhameti söküp aldı bence. Merhameti olmayan bir insan insana acır mı?
#12.06.2006 21:27 0 0 0
  • @FreddyKrueger öncelikle ben mainde o kadar alıştım ki hep yurt dışından ya arkadaşlar kusuruma bakma artık. Tabiii ben sadece sinav önü kabaca bilgi aktardim. Ayrica ben sinava gireli cok uzun zaman oluyor.Tüm sistem değişti neredeyse. Yine de sınava girecek arkadaşlar için bu çorbada benimde tuzum olsun diye düşünmüştüm. Seninde verdigin bilgiler çok yerinde oldu.

    Şimdide sınava girecek arkadaşlar için bir alıntıyı paylaşmak istiyorum.

    "Bir kış gecesiydi. Uyanıktım. Bir böceğin kandile çıkmak için çabaladığım gördüm. Çırpınıp uğraşıyor, bir türlü başaramıyordu; ama böcek öylesine kararlıydı ki, hiç yılgınlık göstermedi. Tek tek saydım. Yedi yüz civarında çıkış denemesi yaptı. Sabah oluyordu, içeri girdim. Döndüğümde şaşkınlıktan gözlerini faltaşı gibi açık kaldı. Böcek tırmanmayı başarmış, kandilin kenarında keyifle tur atıyordu.
    Genç arkadaşım! Eğer bir böcek bile hedefine ulaşmak için yedi yüz sıçrayış yapıyorsa; sen hedefine varmak için milyonlarca sıçrayış yapsan azdır.
    Gelecek azim ve sebatla çalışan gençlerle şekillenecektir, eğer bu gelecekte senin de payın olsun istiyorsan, azimle ve sebatla çalışmana devam et.. Azmettikçe, sebat gösterdikçe başarının sana çok yakın olacağını göreceksin.

    ÖSS SINAVI HERŞEY DEĞİL ARKADASLAR. HAYAT DEVAM EDİYOR.BENCE RAHAT OLUN. BAŞARILAR
#06.06.2006 02:59 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL
    Yeni Valide Külliyesi

    noimage


    noimage


    Üsküdar`da, Hakimiyet-i Milliye Caddesi`nin Üsküdar Meydanı ile birleştiği yerdedir. 1708-1710 yılları arasında Emetullah Gülnuş Valide Sultan adına, Sultan III. Ahmed tarafından Mimar Bekir`e yaptırılmıştır. Külliye bir cami, hünkar mahfili, türbe, sebil, muvakkithane, sıbyan mektebi, dükkanlar, imaret ve çeşmeden oluşmaktadır. Cami, etrafını kuşatan bir dış avlunun içinde yer alır ve iç avlu, dış avluya göre daha yüksektir. İç avluda güzel bir şadırvan bulunmaktadır. Klasik üsluba göre yapılmıştır. Bir büyük kubbe ve onu destekleyen dört yarım kubbesi vardır. Caminin çifte şerefeli minareleri, klasik mimariyle yapılmış son minarelerdir. İçi çinilerle bezenmiştir. Caminin doğu köşesinde, sonraki dönemlerde yapılmış, günümüzde oldukça bakımsız durumda bulunan hünkar kasrı yer alır. Dış avlu duvarının güneydoğu köşesinde türbe, sebil, muvakkithane ve çeşmeler yanyana yer alır. Türbe Emetullah Gülnuş Valide Sultan`a aittir. Sıbyan Mektebi, imaret ve dükkanlar ise dış avlunun kuzey yönündedirler.


    Kariye (Chora) Kilisesi




    noimage

    noimage

    noimage




    Edirnekapı yakınlarındadır. Mozaik ve freskleriyle ünlü bu kilise Bizans İmparatoru Alexius Komnenos`un kayınvalidesi Maria Dukaina tarafindan yaptırılmış ve sonradan büyütülmüştür. Hz. İsa`ya ithaf edilmiştir. Mozaik ve fresklerinin çoğu 1305-1320 yıllarında yapılmıştır. II. Bayezit döneminde camiye çevrilmiş, Cumhuriyet döneminde 1929`da restore edilerek mozaikleri ortaya çıkarılmış ve Ayasofya`dan sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. Halen Mozaik Müzesi olarak ziyarete açıktır.



    Kılıç Ali Paşa Külliyesi


    noimage

    Adres : Necatibey Caddesi Tophane / Karaköy
    Tophane Meydanı`ndadır. Bir cami, medrese, türbe, sebil ve hamamdan oluşan küçük bir külliyedir. Uluç Ali Reis olarak da bilinen Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından 1581 yılında Mimar Sinan`a yaptırılmıştır. Mimar Sinan`ın yaşlılık dönemindeki son eserlerindendir. Halk arasında anlatılan hikayeye göre, cami yaptırmak için Sultan III. Murad`dan yer isteyen Kılıç Ali Paşa`ya Kaptan-ı Derya olması yüzünden camiyi denize yaptırması söylenmiştir. Bu yüzden denizi toprakla doldurtarak kıyısına camiyi yaptırmıştır.
    Cami geniş bir avlu tarafından çevrelenmektedir. Son cemaat yerinin üzeri, aşağı doğru meyilli bir sundurma ile kapatılmıştır. İç bahçenin üç kapısı da işlemelidir. Son cemaat yerinin pencere üstlerindeki çini panolarda ve kıble kapısının üzerinde ayetler yazılıdır.
    Bahçesinde sekiz mermer sütunlu ve kubbeli bir şadırvanı vardır. Ayasofya`nın planının geliştirilmiş bir örneği olan cami tam bir diktörtgen biçimindedir. Pencere üstleri çinilerle süslüdür. Dört mermer fil ayağına dayanan büyük kubbesi, kıble ve kapı tarafındaki iki küçük yarım kubbe desteklemektedir. Dört köşede de birer ufak kubbe yer almıştır. Caminin içerisinde çiçek motifleriyle süslü renkli çiniler bulunmaktadır. Büyük kubbenin 24 penceresi ile birlikte toplam l47 penceresi vardır. Kubbesinden sarkan XVI. yüzyıla ait bir gemici feneri 1948 yılında Deniz Müzesi`ne kaldırılmıştır.
    Sağda tek şerefeli bir minaresi yükselir. Kılıç Ali Paşâ ya ait olan türbe caminin bahçesinde ve kıble yönünde bulunmaktadır. Bahçe duvarının caddeye bakan kısmında ise sebil yer almaktadır. Hamam, caminin sağ tarafındadır ve bugün de kullanılmaktadır. Medrese ise hamamın deniz yönünde bulunmaktadır.
#04.06.2006 15:01 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL
    Nusretiye Camii

    noimage


    noimage

    noimage


    Adres : Meclis-i Mebusan Caddesi Tophane / Karaköy
    Beyoğlu`ya bağlı Tophane semtinde Meclis-i Mebusan Caddesi üzerindedir. Sultan II. Mahmut tarafından 1823-26 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimar Krikor Amira Balyanın eseridir. Barok üslubundaki cami kesme taş ve mermerlerden yapılmıştır. İki şerefeli, zariflikleri ve incelikleriyle dikkat çeken iki minaresi vardır. Sebil ve muvakkithanesi de olan caminin hünkar mahfili ve paşa dairesi görülmeye değer mimari özelliklere sahiptir. İç mekan kalem işleriyle süslenmiş, kubbedeki altın varaklı ahşap kabartma ile oldukça gösterişli bir yapıya kavuşmuştur. Mermerden yapılmış olan mihrap ve minber bir dantel gibi işlenmiştir. Cami içerisindeki hatlar ise Osmanlının en değerli hattatları tarafından yazılmıştır.


    Yeni Camii Külliyesi

    noimage

    noimage


    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage


    Eminönü İlçesi`nde, Eminönü Meydanı`nda, Mısır Çarşısı`nın yanındadır. Külliyenin merkezindeki cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak İstanbul siluetini tamamlar. Sultan III. Mehmed`in annesi ve Sultan III. Murad`ın eşi Safiye Sultan adına 1597`de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını 1598`den sonra Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir. 1603`e kadar süren inşaat, Sultan I. Ahmed`in tahta çıkışıyla yarım kalmıştır. 1661 yılında Sultan IV. Mehmed`in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından tekrar başlatılan inşaat Mustafa Ağa`nın mimarlığında 1663`de tamamlanmıştır. Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı ve türbeden oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşamamıştır. Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle kaplıdır. Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa Çelebi`nin hatları vardır. Sağda ve solda üçer şerefeli iki minare yer almıştır. Kare planlı camiye merdivenle üç kapıdan girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayağına ve dört kemere oturan merkezi kubbeyi, dört yarım kubbe desteklemektedir. Köşelerdeki dört kubbe ve köprüyle türbe önlerinde sütunlarla çevrili kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadır. Mihrabı ve minberi beyaz mermerdendir. Mihrabın solunda değerli taşlarla süslü bir mozaik tablo vardır. Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi, içinde gömülü beş padişah ve çok sayıda hanedan mensubuyla Osmanlı sülalesinin en büyük kabristanıdır. Türbede Hatice Turhan Sultan`ın yanı sıra Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud`un da mezarları vardır. Türbenin kubbesinin çapı 15 m.`den fazladır.
#04.06.2006 15:00 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL
    Şehzade Külliyesi

    noimage

    noimage

    noimage

    Eminönü ilçesinde, Şehzadebaşı semtindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, kendisinden sonra padişah olmasını istediği, fakat genç yaşta ölen Şehzade Mehmed adına 1543-1548 arasında yaptırılmıştır. Külliye, Mimar Sinan`ın eseridir. Aynı zamanda Mimar Sinan`ın yaptığı ilk selatin külliyesidir.

    Şehzade Külliyesi bir cami, medrese, tabhane, mektep, imaret ve türbelerden oluşmaktadır. Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Bir dış avluyla çevrilmiş bulunan caminin ayrıca bir de iç avlusu vardır. İç avlunun ortasında kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır. İç avlu duvarlarının camiyle bitiştiği yerde caminin minareleri yer almaktadır. Caminin büyük kubbesinin çapı 19 m. yüksekliği ise 37 m.`dir ve dört yarım kubbe ile desteklenir. Bu büyük kubbe dört fil ayağı üzerine oturur. Cami içindeki minber, mihrap ve müezzin mahfili güzellikleriyle dikkat çekicidir.

    Külliyede, haziresinde beş tane, dış avlu duvarlarında dörtgen biçiminde bir tane olmak üzere toplam altı türbe vardır. Bunlardan özellikle Şehzade Mehmed Türbesi İstanbul`un en güzel mezar yapılarındandır. Medrese, sıbyan mektebi, imaret ve tabhanesi, kuzey yönünde ve avluya duvar oluşturacak biçimde yerleştirilmişlerdir.


    Süleymaniye Külliyesi

    noimage

    noimage

    noimage

    Eminönü ilçesinde, kendi adıyla anılan semttedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinana yaptırılan caminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557de tamamlanmıştır.

    Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarıma sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezde bir cami, medreseler, tabhane, darüşşifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarşılar ve sıbyan mektebinden oluşmaktadır. İstanbul siluetinin en önemli öğelerinden olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekabirin yerleştiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez olma özelliği taşımaktadır.

    Caminin inşası sırasına, mimari tarihinin en büyük şantiye organizasyonlarından biri gerçekleştirilmiştir. Caminin yapı malzemeleri ülkenin dört bir yanından getirilmiştir. Antik kalıntılardan bazı sütunlar da bulundukları yerlerden sökülerek İstanbula getirilmiş ve cami içerisinde kullanılmıştır.

    Bir dış avlu tarafından kuşatılmış bulunan cami, kıble yönünde ve içinde türbeyle mezarların bulunduğu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir. Mermer kaplı iç avluya, üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir. Avluda fıskiyeli bir havuz yer alır. Diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi avlunun dört köşesine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, tam bir deha ürünüdür.

    Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarım kubbesi vardır. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallara göre oldukça berrak bir şekilde yayılmaktadır. Yine camii içerisinde mükemmel bir hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır. Bu isler hat yapımında kullanılan mürekkebe hammadde temin etmiştir.

    Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarına paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi`nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam, 1980`de restore edilmiştir.

    Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır.

    Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan`a ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuniye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan da gömülüdür.
#04.06.2006 14:59 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL
    Ayasofya Camii

    noimage

    noimage

    Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olan, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuştur; 1935`ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya`nın İmparator I. Konstantinos (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir. İmparator II. Theodosius, Ayasofya`yı ikinci defa yaptırmış ve 415`te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532`de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır. İmparator Iustinianus (527-565) ilk iki Ayasofya`dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos`lu İsidoros ve Tralles`i Anthemios`a günümüze ulaşan Ayasofya`yı yaptırmıştır. Anadolu`nun antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya`da kullanılmak üzere İstanbul`a getirilmiştir. Ayasofya`nın yapımına 23 Aralık 532`de başlanmış, 27 Aralık 537`de tamamlanmıştır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür. Ayasofya`nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler IX.-XII. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Ayasofya İstanbul`un fethiyle başlayan Osmanlı döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi`nin Kuran`dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut`un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecid`in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya`daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.



    Bayezid Camii

    noimage




    Beyazıt semtinde, Beyazıt Meydanı`na dağınık bir şekilde yayılmış haldedir. Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılmıştır. İnşasına 1500`de başlanmış ve 1505`de bitirilmiştir. Mimarının kim olduğu konusunda ihtilaf vardır. Mimar Hayrettin, Mimar Kemaleddin`in ve Yakupşah bin Sultanşah isimli mimarlardan biri tarafından yapıldığı sanılmaktadır ama kesin bilgiye ulaşılamamıştır.
    Külliye, bir cami, aşhane-imarethane, sübyan mektebi, tabhaneler, medrese, hamam ve kervansaraydan oluşur Kendisinden daha önce yapılmış bulunan Fatih Külliyesi`nden farklı olarak simetrik yapılar şeklinde değil, dağınık bir şekilde inşa edilmiştir.

    Külliyenin merkezi Bayezid Camii`dir. 16.78 m çapındaki ana kubbesi dört ayak üstüne oturtulmuştur. Camii yerine külliyeye dahil bulunan tabhaneye bitişik minareleri, bu caminin ayırt edici özelliklerindendir. Bu nedenle iki minare arasındaki mesafe 79 metredir. Cami içerisindeki taş ve ahşap işçiliği ile vitraylar dikkat çekici güzelliktedir. Avlu döşemesi ve şadırvanın sütunları Bizans`tan kalma malzemenin yeniden işlenmesiyle elde edilmiştir. Özellikle şadırvan sütunlarında Bizans izleri görülebilmektedir. Külliyenin imarethane ve kervansarayının bugüne ulaşan kısmı Beyazıt Devlet Kütüphanesi tarafından kullanılmaktadır ve caminin solunda yer alır. Medrese ise caminin sağında ve oldukça uzağında yapılmıştır. Günümüzde Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Külliyenin hamamı medreseden de uzakta, Ordu Caddesi üzerinde, Edebiyat Fakültesi`nin yanındadır. Caminin kıble tarafındaki boşluktaysa türbeler bulunmaktadır. Sultan II. Bayezid`in, kızı Selçuk Hatun`un ve Tanzimat Fermanı`nın mimarı Mustafa Reşid Paşa`nın türbeleri buradadır.



    Eyüp Sultan Külliyesi

    noimage

    noimage

    noimage

    Eyüpün merkezinde, Haliç kenarındadır. Külliye, camii, türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktaydı. Külliyenin ilk inşa edilen kısmı türbedir. Bu türbe, sahabe olan ve Hz. Muhammed`i Medine`ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari`ye aittir. Halk arasında "Eyüp Sultan" olarak adlandırılan bu zat, Emeviler`in 668-669`daki İstanbul kuşatmasına katılmış ve şehid olmuştur. Mezarının bulunduğu yer İstanbul`un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmed`in hocası Akşemseddin tarafından bir rüyada keşfedilmiştir. Fatih, bu mezarın üzerine türbe inşa ettirmiştir.

    1459 yılında, yine Fatih Sultan Mehmed tarafından, türbenin yanına cami, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış, böylece külliye oluşmuştur. Caminin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve 1723 yılında eskilerine göre daha uzun olarak inşa edilen iki minaresi vardır. Camii içi süslemeleri oldukça sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeler dikkat çekicidir.

    Külliyenin en önemli öğesi, diğer bütün külliyelerden farklı olarak, türbedir. Türbe sekizgen planlı ve tek kubbelidir. Türbe dışındaki ve iç duvarlarındaki çiniler, ahşap sandukanın üzerindeki simle işlenmiş yazılarla süslü örtü ve sandukanın önünde bulunan saf gümüşten korunağın her biri, birer sanat şaheseri sayılmaktadır.

    Külliyeye dahil olan hamam günümüze kadar ulaşabilen en eski Osmanlı hamamıdır. Medrese ve imaret ise günümüze ulaşmamıştır. Ayrıca, Eyüb Sultan`a verilen büyük değerden ötürü, bir çok kimse mezarının burada olmasını istemiş; bunun neticesinde de külliyenin etrafı yüzlerce yıl boyunca türbe ve mezarlarla kaplanmıştır. Etrafında bulunan bu türbeler ve mezarlarla Eyüpün simgesi haline gelmiştir.


    Fatih Külliyesi

    noimage

    noimage

    noimage



    Külliye ile aynı adı taşıyan semtte, Fevzi Paşa Caddesi`nin Haliç tarafı boyunca uzanır. Fatih Sultan Mehmed tarafından mimar Atik Sinan`a yaptırılan külliye 1463-1470 yılları arasında inşa edilmiştir. Külliye, o döneme kadar Türk-İslam mimarisince yapımı gerçekleştirilen en büyük bina kompleksidir. Bir cami etrafında çok planlı şekilde yerleştirilmiş medreseler, kütüphane, şifahane, tabhane, kervansaray çarşı, hamam ve daha sonra inşa edilen türbelerden oluşur.

    Külliye ilk inşa edilirken yapılan cami günümüze kadar ulaşamamıştır. Bugün külliyede bulunan Fatih Camii 18. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. 1767 yılında Sultan III. Mustafa tarafından ve eskisinden tamamen farklı bir biçimde yeniden inşa ettirilen ve günümüze kadar ulaşmış bulunan bu yeni Fatih Camii, Mimar Mehmed Tahir tarafından yapılmıştır.

    Fatih Camii klasik cami mimarisiyle inşa edilmiştir, ama bezemelerde barok tarzın etkileri görülür. Dört büyük mermer sütun üzerine oturmuş 26 m. çapındaki büyük kubbesini dört yarım kubbe destekler. Iki şerefeli iki tane minaresi vardır. Cami içindeki kalem işi süslemelerde de barok etkisi görülür. Külliyenin diğer önemli unsuru medreselerdir. Caminin iki tarafında da bulunan medreseler İstanbul Üniversitesinin de temeli olmuştur. Zaman içinde çeşitli tamirat geçirmiş medreselerin bir kısmı yol yapım çalışmaları sırasında tamamen yok edilmiştir. Günümüze bu medreselerden sekiz tanesi ulaşmıştır. Caminin kıble yönünde, camiye bitişik bir kütüphane binası 1724 yılında inşa edilmiştir. Bu kütüphanenin biri dışarıya, diğeri ise camiye açılan iki kapısı vardır ve kubbelidir. Fakat günümüzde bu kütüphaneye ait kitaplar, Süleymaniye Kütüphanesi`nde muhafaza edilmekte, bina ise tamir görmektedir.

    Külliyenin kıble yönünde Fatih Sultan Mehmed`e, eşi Gülbahar Hatun`a ve Sultan II. Mahmud`un annesi Nakşidil Sultan`a ait üç türbe bulunmaktadır. Bunların dışında külliyenin haziresinde çok sayıda büyük devlet adamına ait mezarlar vardır. Külliyeye ait kervansaray 1980`li yıllarda onarılmış ve eklenen yeni dükkanlarla birleştirilerek, işyerleri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Tabhane, çarşı ve hamam ise günümüze kadar ulaşmamıştır.
#04.06.2006 14:58 0 0 0
  • Konu: ISTANBUL
    DİNİ MEKANLAR

    Atik Ali Paşa Külliyesi

    noimage


    noimage


    Çemberlitaş`ta, Yeniçeriler Caddesi üstünde bulunan Atik Ali Paşa Külliyesi, İstanbul`daki en eski Osmanlı eserleri arasındadır. 1496 yılında Osmanlı Sadrazamı Hadım Atik Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şu an camii, medrese ve türbesi bulunan külliyenin imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulaşmamıştır.
    Sedefçiler Camii , Eski Ali Paşa Camii, Çemberlitaş Camii , Dikilitaş Camii, Vezirhanı Camii, Sandıkçılar Camii adlarıyla da anılan Atik Ali Paşa Camii, kesme küfeki taştan yapılmıştır ve ters T planlıdır. 24 m. yüksekliğindeki 12.50 m. çaplı büyük kubbenin eteğinde 16 pencere yer alır. Kubbe dört fil ayağına oturur. Bu kubbeyi küçük dört kubbe ile mihrap tarafından büyük bir yarım kubbe destekler. Mihrap ve minberi beyaz mermerdendir. Cemaat yeri 5 kubbelidir. Sağda tek şerefeli bir minaresi vardır. Haziresinde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe ve XVII. yüzyıla ait mermerden mezarlar bulunmaktadır. Medrese ise caminin karşısında yer almaktadır.


    Aya İrini (St. Irene)


    noimage

    noimage


    Topkapı Sarayı I. avlusunda yer alan Aya İrini, 6. yüzyılda İmparator Iustinianus zamanında inşa edilmiştir. Yapı atrium, narteks, üç nefli naos ve apsisten oluşmaktadır. Malzeme ve mimarisi ile tipik bir Bizans yapısıdır. Osmanlı döneminde kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilemiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini, Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü`ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.


    Dolmabahçe Camii



    noimage


    Dolmabahçe Sarayı`nın güneyinde, sahilde yer alır. Sultan Abdülmecid`in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırılmaya başlanmış ama vefatıyla Sultan Abdülmecid inşasını sürdürmüştür. Camii 1855 yılında tamamlanmıştır, mimarı Garabet Balyan`dır. Barok üslubuyla yapılmış süslü camilerdendir. Saraya bitişik olduğu için, ön kısmına hünkar ile devlet ricalinin ibadet edebileceği, selamlık töreni ve buluşmaların yapılacağı iki katlı bir hünkar mahfili inşa edilmiştir. Osmanlı mimarisinde pek rastlanmayan yuvarlak pencere düzeni ve tavuskuşu kuyruğunu andıran biçimiyle ilginç bir eserdir. Tek şerefeli iki minaresi vardır. İç cephesi barok ve ampir üslupların karışımından oluşan bir dekorasyona sahiptir. Kubbeden kıymetli bir avize sarkmaktadır. Mihrap ve mimber kırmızı somaki mermerdendir.
#04.06.2006 14:56 0 0 0