En Çok Satan Kitaplar - Bu Hafta - Yılın En Çok Satan Kitapları
1. Aşk - Doğan Kitapçılık +
2. Çivisi Çıkmış Dünya - Uygarlıklarımız Tükendiğinde - Yapı Kredi Yayınları +
3. Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - I - T. İş Bankası Kültür Yayınları
4. Alacakaranlık - Epsilon Yayınları +
5. Olasılıksız - April Yayıncılık +
6. Şafak Vakti - Epsilon Yayınları +
7. Açlık Oyunları - Pegasus Yayınları
10. Katre-i Matem - Kapı Yayınları
12. Tutulma - Epsilon Yayınları +
14. Yeniay - Epsilon Yayınları +
17. Taş Bina ve Diğerleri - Everest Yayınları
18. Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar
19. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk (Özel Basım) - Kapı Yayınları
21. Liderin Takım Çantası - Remzi Kitabevi -
24. Truva' nın İntikamı: Fatih Sultan Mehmed ve İstanbul' un Fethi' nin Bilinme.. - Yeditepe Yayınları
25. Puslu Kıtalar Atlası - İletişim Yayınları
27. Umut (Cep Boy) - Everest Yayınları
28. Evrenden Torpilim Var İstemek Olmanın Yarısıdır - Dharma Yayınları -
29. İhanet Noktası - Altın Kitaplar Yayınevi +
30. Mülksüzler - Metis Yayınları
31. Koloni - Doğan Kitap +
32. Lezzet Durakları 2009 - Doğan Kitap +
33. Bizim Gizli Bahçemizden - Doğan Kitap
34. Hırs ve Ceza - Everest Yayınları -
35. Kader Kapısı - Altın Yayınları
36. Kibele'nin Sırrı : Bir İstanbul Masalı - Koridor Yayınları
37. Yalnızlık Kederi : Bir Müzisyenin Notları - Doğan Kitap
38. Gizlidir Bütün Aşklar - Doğan Kitap -
39. Kelimeler Şehri - Yapı Kredi -
40. Babil Şifresi - Pegasus -
Yanında + Olanlar Yükselişte Olanlar - Olanlar Düşüşte Olan Kitaplar..
Sadece birkaç öpücük nasıl bu kadar fırtınalı bir arzu yaratabilir? Güzel Grace Paget kaçırılmış, gizlice uzaktaki bir çiftliğe götürülmüş ve hiç tanımadığı bir adamın her arzusunu karşılaması söylenmiştir, eğer bu isteği yerine getirmezse hayatını kaybedecektir. Grace onu kaçıranların sandıklarının aksine bir fahişe değildir ve hayatını kurtarmak için her türlü riski göze alacaktır fakat birden kendini bu tanımadığı yakışıklı adam tarafından baştan çıkarılmış bir halde bulur. Adamın gözlerindeki bir şey Gracee onun göründüğü kadar acımasız olmadığını fısıldar. Sheenein, bu kadının çiftliğe neden ve nasıl getirildiğine dair hiçbir fikri yoktur. Bir mahkûm gibi kilit altında tutulan ve herkes tarafından deli olarak tanınan bu adam hayatını geri kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdır fakat Gracein büyüleyici güzelliği bütün amaçlarını unutmasına sebep olur. Ve onun yanından bir an bile ayrı kalmak istememesine rağmen Gracein zorla çiftlikte tutulmasına da dayanamaz. Birlikte onları tuhaf bir şekilde bir araya getiren bu güce karşı gelmeleri gerekmektedir. Ancak o zaman birbirlerine ait olacaklardır. Sonsuza kadar
Kitap Kapak
Yazar: Anna Campbell
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Çevirmen: Ayşe Tunca
Sayfa sayısı: 240
ISBN: 9789944821810
Basım tarihi: Ağustos 2009
Laplace'in Şeytanı - Laplace'in Şeytanı Nedir - Laplace'in Şeytanı Hakkında
Bir parayı havaya attığınız zaman yazı mı yoksa tura mı geleceğini bilebilir miyiz? Evet; ama bu "bilmek"ten çok şanslı bir tahmindir sadece, kesinlikle daha fazlası değildir. Peki ya böyle bir şeyi hesaplayabilecek bir gücünüz olsaydı; attığınız paranın ne geleceğini, sayısal lotoda çıkacak numaraları ya da evden dışarı çıktığınızda başınıza gelecek talihsizlikleri veya karşılaşacağınız tanıdıkları önceden bilmeniz gibi bir şansınızın olduğunu düşünün...
-Sizce bu geleceği görmek mi?
Pratikte hayır; ama teoride bu mümkün. 1801'de Fransız fizikçi Marquis Pierre Simon de Laplace "Olasılık Hakkında Denemeler" isimli kitabında, daha sonra Laplace'in şeytanı diye anılacak olan, bu teoriyi açıklamıştır. Bu teoriyi açıklamadan önce olasılık, determinizm, De Moivre, Laplace ve Heisenberg'den bahsetmemiz gerekecek, sonra da Maxwell'den.
1700'lerin başında Londra'da yaşamış bir istatistikçi olan Abraham De Moivre (1700lerde istatistik diye bir bilim dalı olmadığını göz önüne alırsak, De Moivre'nin istatistik biliminin kurucusu olduğunu söyleyebiliriz) şans diye bir şeyin olmadığını, bunun sadece bir yanılsama olduğunu, şans eseri olarak tanımladığımız şeylerin aslında bildiğimiz fizik kuralları sayesinde meydana geldiğini savunmuştur. Örneğin havaya attığımız paranın yazı mı yoksa tura mı geleceğini; hava akımı, elin açısı, elin yüksekliği, paraya uygulanan kuvvet, paranın alaşımı ve yerin şekli (paranın yere düştüğü kabul edilirse) gibi fiziksel faktörleri hesaplarsak kolayca(!) bulabiliriz. Bunu hesaplamak oldukça güçtür, hatta mümkün değildir; ama bu şansa bağlı olduğunu göstermez. Aradaki bu ince farkı görmemiz lazım, hesaplayamamamız hesaplanamayacağı anlamına gelmez.
Bu düşünce sistemine Determinizm deniyor, "hiçbir şey belirsiz değildir; her şey kendinden önceki sebebin bir sonucudur, biz bu sebebi bilsek de, bilmesek de..."
De Moivre bu imkânsız gibi görünen teoriyi ölümüyle bir nevi doğrulamıştı. Hayatının son dönemlerinde her gece fazladan 15 dakika uyuduğunu fark etmişti. Eğer uykusu her gece 15 dakika uzuyorsa, 24 saat uyuduğu gün ölecekti, De Moivre bu günü 27 Kasım 1754 olarak hesapladı ve o gün öldü. Tabii ki bu teorisini tam olarak kanıtlamaz; ama doğru ölçümlerin yapıldığı zaman her şeyi tahmin etmenin mümkün olduğunu gösterir.
De Moivre'in "Şansın Doktrinleri" isimli 52 sayfalık eseri (olasılık teorisi konulu ilk çalışma olduğu için matematiksel olarak önemi büyüktür) Laplace'in çalışmalarına temel oluşturmuştur. Laplace'in önemi, olasılık teorisini matematikte kullanan ilk kişi olmasıdır. Ayrıca çan eğrisi diye adlandırdığımız sistemi de işlevsel olarak kullanan ilk kişidir.
Laplace astronomi ve olasılık hakkında birçok çalışma yapmış ve önemli sonuçlara varmıştır ama benim bahsetmek istediğim kısım "şeytan" teorisi.
Laplace, olaslık teorisini şu şekilde açıklıyordu; bir durumun olasılığını hesaplamak için kurulan denklemler, sonuçtan emin olmayı sağlamıyordu, sadece hata payı en az olan sonucu bulmaya yarıyordu; yani hata payını ortadan kaldırmaya değil, en aza indirmeye çalışıyordu, çünkü hatasız bir denklem kurmak mümkün değildi. Kusursuz bir denklem kurmak için gerekli olan bilgiler asla elde edilemezdi.
İşte şimdi Laplace'in Şeytanı'ndan bahsedebiliriz. Laplace, teorisini şöyle tanımlıyor:
"Evrenin şimdiki halini geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir."
Daha sonra bu teori Laplace'in şeytanı olarak anılmaya başlamıştır, aynı tanrı gibi her şeyi bilen bu canlı, şeytana benzetilmiştir. Eğer bu şeytan bir an için kusursuz bilgiye ulaşabilirse, o andaki her atomun konumunu ve üzerlerine etkiyen kuvveti bilirse, saf enerji olan, düşüncenin hızı, ışık hızından daha hızlı olduğu için şeytan o bir an içinde tüm olasılıkları hesaplayabilir ve en az hata payı içereni seçerse doğru seçim sayesinde geleceği kendi istediği yönde etkileyebilirdi ve gelecekte olacak şeyler birbirine bağlı olduğu için de (her olay kendinden önceki bir olayın sonucu, sonraki bir olayın sebebidir) geleceği de geçmiş gibi basit bir şekilde gözünde canlandırabilecekti.
Bu teoriye karşı çıkan bilim adamlarının en büyük itirazı, felsefi ve dini açıdan bakıldığı zaman teorinin, "özgür irade" kavramını yok saymasıydı. Bizim, yaratılanların en mükemmeli olarak kurmalı bir oyuncaktan en büyük farkımız özgür irademizdi. Peki gerçekten Laplace'in kastettiği şey bu muydu? Yoksa kusursuz bilgiye ulaşmanın nerdeyse imkânsız olduğu bu kuantum dünyasında, özgür irade ile çelişmeden bir adım ötesine geçerek onu aşan bir sonsuz irade kavramını mı ortaya koymak istemişti? Çoğu kişi bu zor soruya cevap aramak yerine daha kolay olan şu sonucu seçti: "tanrı evreni yarattı ve biz aktörlere bu sınırlı senaryonun dışına çıkmadan oyunda kalma iznini verdi." Ama Laplace'in sormak istediği asıl soru şuydu: "Eğer böyle bir araç olsaydı; bu aracın, benim özgür irademin sonucu olarak nitelendirdiğim gelecekteki hareketlerimi tahmin etmesini ne durdururdu?"
Heisenberg 1926'da yayınladığı makalesinde "Belirsizlik İlkesi"ni ortaya koymuştur ve bir bakıma Laplace'ın teorisini çürütmüştür.
Heisenberg'in ulaştığı sonuç şuydu:
Doğada hiçbir partikülün kesin olarak konumu ya da hızı bilinemezdi. Çünkü bilim adamı bir partikülün yerini bulmak için üzerine ışık tutuyordu ve partikül ile ışık dalgası kesiştiği zaman parçacığın konumunu belirleyebiliyordu. Ama bu sırada istenmedik bir sonuç da ortaya çıkıyordu, ışık ve partikül kesişinceye kadar partikülün hızı bilinemeyeceği için partikülün hızı belirsiz bir şekilde değiştirilmiş oluyordu. Bu da partikülün hem hızının hem konumunun aynı anda bilinemeyeceğini gösteriyordu, fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik vardı. Böylece modern kuantum fiziği doğdu Schrödinger de aynı olayı şu felsefi soruyla açıklamaya çalışmıştır:
"Bir kediyi, radyoaktif bir atom, bir şişe içinde siyanür gazı ve enerji aldığı anda çalışmaya başlayan bir çekiçle aynı kutuya koyarsan ne olur? Eğer radyoaktif madde hareketlenirse çekiç çalışacak, şişeyi kıracak ve kedi ölecektir. Ama eğer radyoaktif madde hareketlenmezse kedi yaşayacaktır. Ama bilim adamı kutuyu açana kadar atom ne hareketli ne de hareketsizdir, iki olasılığın da birleşimidir. O zaman kutu kapalıyken kediye ne olur?"
Schrödinger'in Kedisi olarak bilinen bu teoriyi şöyle yorumlayabiliriz; biz kutuyu açana kadar kedi hem ölü hem de canlıdır, ancak kutu açıldığında iki durumdan birinde ya da diğerindedir, olmak zorundadır. Bu da partikülün, biz konumunu tespit edene kadar nasıl belirsiz, ya da aynı anda iki yerde, olabileceğini açıklıyor.
Bu durumda şeytan teorisi geçersiz kılınmış oluyordu, çünkü herhangi bir anda evrendeki parçacıkların yeri belirsizdir ve konumlarını tespit etmek olanaksızdır.
Maxwell de Heisenberg gibi mutlak kanunlara inanmıyordu. Maxwell Termodinamiğin ikinci kanununun gerçek dışı olduğunu kanıtlamıştır. İsterseniz ikinci kanunun önemi üzerinde biraz duralım. Birinci kanun hepimizin bildiği "madde yoktan var, vardan da yok olamaz"dır. İkinci kanun ise biraz daha kapsamlı ve işlevseldir. "Enerji çok yoğun olan yerden az yoğun olan yere kendiliğinden akmak eğilimindedir". Bu ikinci kanun, şimşekten, kayaların dağdan aşağı yuvarlanmasına, boşalan pillerin tekrar dolmamasından, lastiğin havasının inmesine, gemilerin batmasından ocaktan inen kızgın yağın soğumasına kadar pek çok şeyi açıklıyordu. Özellikle de zamanın tek yönlü akışını açıklıyordu, bu yüzden "zaman oku" olarak da anılmaktadır. Ne gördüğümüzü, deneyimlerimizin ne olduğunu ve olacaklar hakkında ne düşündüğümüzü özetler ikinci kanun.
Maxwell gaz tüpleriyle yaptığı deneyle ikinci kanunun mutlak olmadığını, olası olduğunu kanıtladı. İkinci kanun ancak büyük olasılıkla sağlanabiliyordu. Bu da fizik yasalarının tamamının kesin olmadığını gösterdi ve insanlara "şans" diye bir şeyin varlığının kanıtlandığını tekrar düşündürdü.
Hâlbuki Laplace'in tam olarak anlatmaya çalıştığı şey gerçekten bir Şeytan'ın varolması ya da varolma ihtimali değildi, bu sadece durumu basitçe anlatmak için kullandığı bir benzetmeydi. Aslında o andaki tüm bilgiye sahip olan ve bilgileri aynı anda işleme sokarak fizik kurallarıyla sistemin devamını sağlayan şeytan, başlı başına evrenin ta kendisi değil midir? Her şey birbiri ardına düzen içinde işliyor, her şey kendinden önceki sonuca ve kendinden sonraki sebebe dayanmıyor mu? Buna ister "Tanrı" diyelim ister "evren", ister biz farkında iken dönsün bu çark isterse biz gözümüzü yummuşken, sonuçta her şey şans sayesinde değil, belirli olasılıklar dâhilinde gerçekleşmektedir.
Gördüğümüz gibi bu düşünceler birbirini çürütürken kendi içinde de tüm sorulara tam ve doğru yanıtlar vermeyi başaramıyor, mutlaka bir yerlerde bir şeyler eksik, cevapsız ya da belirsiz olarak kalmaya devam ediyor. Alev Alatlı kısaca şöyle özetliyor durumu:
"İnsanlar, insan toplulukları gözlemlendikleri süreçlerde belirli nitelikler sergileyebilirler ancak bu nitelikleri kalıcı değildir. Zaman ve mekânın mutlaklığı Newtonsal bir illüzyondan ibaretti, bunu Einstein ve görecelik yıktı. Kuantum Teorisi, ölçümleme sonuçlarının kesinliğine ilişkin rüyalardan uyandırdı. Laplace'çıların geleceğin öngörülebilineceğine dair fantazilerini de kaos bilimi ortadan kaldırdı. Bu nedenledir ki, İkinci Aydınlanma Çağı'nın anlayışı "Dünyaya dair olup da, yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir olgu yoktur." doğrultusunda; ve buna insanların kendi ve başkaları hakkında verdikleri hükümler dâhil."
Kalıtım faktörleri hücrede bulunan 46 (23 çift) kromozom sayısı ara sında dağılmış durumdadır. Hayvan, bitki, canlı organizma ve insanlardaki kalıtım faktörlerinin yapısı birbirinin benzeridir. Kalıtım faktörü olan kromozom, protein zincirinden oluşmuş ve birbirine sarılmış iki iplikçikten meydana gelmiştir. İnsan organizmasındaki her çift kalıtım iplikçiğinde on milyar tek parça bulunduğunu düşünmek bile şaşırtıcıdır.
Kromozomlar, Canlılarda Kromozom
Her hücrede toplam olarak 46 tek (23 çift) kromozom vardır. Kromozomlar çifter çifter sıralandıkları için 23 çift kromozom olduğunu düşünmek daha olumlu olur. İn san cinsliğini belirleyen bu kromozomlardan yalnızca bir tanesidir. Bu nedenle bunlara «cinslik kromozomları» adı verile bilmektedir. İnsan vücudundaki her hücrede 46 tek kromo zom, yani 23 çift kromozom olmasına karşın, döllenme yetene ği olan yumurta ve sperma hücresindeki kromozom sayısı, bu miktarın yarısıdır. Kromozom sayısının yarıya inmesinin ne deni, yumurta ve sperma hücrelerinin olgunlaştıktan sonra bö lünmesidir. Döllenmeyle oluşan embriyondaki kromozom sa yısı, ana-baba hücrelerindeki kromozom sayısının katkısıyla yine 23 çifte ulaşır. Bir hücrenin her bölünüşünden sonra kro mozom sayısı iki katına çıkar, böylece, oluşan iki yeni hücrenin kromozom sayısı, her birinde yine 23 çifttir.
Cinslik kromozomları
Kadında XX, erkekte XY-cinslik kromozomları bulunur. Bu kromozomların birer tanesinin bir leşiminden bebeğin cinsliği oluşur. Geri kalan 22 çift koromozom erkek ve kadında değişmez. Yumurtanın olgunlaşma bö lünmesinden sonra hücrede daima bir X-cinslik kromozomu, sperma hücresinde ise, bölünmeden sonra ya X ya da Y cinslik kromozomu vardır. Dişi bir hücrenin, X-cinslik kromozomu taşıyan bir erkek hücreyle birleşiminden kız özelliğini veren XX-cinslik kromozomu taşıyan hücre oluşur, yani doğacak be bek kızdır. Eğer dişi hücre, Y-cinslik kromozomu taşıyan bir erkek hücresiyle birleşirse, oluşan hücrede XY-cinslik kromo zomu ortaya çıkar, bu takdirde de doğacak bebek erkektir. Bu tablo, cinsliğin tamamen babanın kromozomlarına bağlı oldu ğunu göstermektedir.
Doğacak çocuğun cinsliğini gebelikten önce saptamak mümkün olamaz. Cinsliğin saptanabilmesi için ana rahminde ki embriyonun bulunduğu kese içindeki sıvıdan bir miktar alı nır ve özel yöntemlerle sıvı içindeki hücreler büyütülerek bö lünmeleri sağlanır. Bölünme sırasında görülebilen kromozom lar sayılır. İki X ya da bir XY kromozomları belirlenir. Eğer iki X kromozomu varsa bebek kız, bir XY kromozomu varsa bebek erkek olacak demektir.
Sonsuza Kadar - Judith McNaught - Sonsuza Kadar Kitap Özet
Kitap Özet
Judith McNaught'un en güzel aşk romanlarından biri olan
Sonsuza Kadar, özgür ruhlu, Amerikalı bir genç kızla huysuz bir İngiliz Lordunun hikâyesi
Anne babasını kaybeden Victoria, uzak bir akrabasının yanına sığınmak üzere uzun bir okyanus yolculuğu yaparak İngiltere'ye gelir ve kötü şöhretli Lord Jason Fielding'le tanışır. Lordun küstahlığı karşısında şaşkına dönse de bir panterin acımasızlığına ve zarafetine sahip genç adam ona çok çekici gelir. Karşı koyamadığı bu çekim sonucunda, kendini Jason ile evli bulduğunda Victoria için mücadele ve üzüntü dolu günler başlamıştır. Genç kız pek çok sınavdan geçecek bu arada koşulsuz sevmeyi, özveriyi ve sonunda ulaştığı sonsuza dek sürecek aşkın değerini bilmeyi öğrenecek, taş yürekli Lord Fielding'e de aynı şeyleri öğretecektir.
Sarısalkım Çiçeği - Sarısalkım Çiçeği Hakkında - Sarısalkım Bitkisi
Adını Salkım biçimindeki parlak sarı çiçeklerinden alan sarısalkımlar (laburnum) küçük ağaç yada çalı yapısındaki gösterişli bitkilerdir. Mor salkımlar gibi baklagiller familyasında yer alan sarısalkımlar da süs bitkisi olarak yetiştirilirler. Bunların sıklıkla park, bahçe ve yol kenarlarına dikilen en yaygın türlerinden birine altın renkli çiçeklerinden ötürü altın yağmuru adı verilmiştir. Sarısalkım'ların gövde ve dalları yeşilimsi gridir ve düzgün bir kabukla örtülüdür.
Gümüş renkli ipeksi tüylerle kaplı kış tomurcukları baharda açılarak yapraklara dönüşür. Üç yaprakçıktan oluşan bu bileşik yaprakların üst yüzü parlak altı ipeksi tüylüdür. İçinde yar aldığı familyanın öbür üyeleri gibi Sarısalkım'ların da kelebek biçiminde çiçekleri vardır. Sarısalkım çiçekleri bal özü almaya gelen arılar aracılığıyla tozlaşır. Bir çiçeğe giren arının üzerine dökülen çiçek tozları bu böcek aracığıyla başka bir sarısalkım çiçeğine taşınırken başka çiçekten gelen arıda bu çiçeğin tepeciklerine çiçek tozu getirir. Böylece çapraz tozlaşma sonucu döllenen çiçek meyveye döner.
İçinde altı kadar tohum barındıran badıç biçimindeki yassı meyveler olgunlaştığında patlayarak tohumlarını çevreye saçar. Sarısalkım'lar Avrupa' nın güney, Asya' nın batı kesimlerinin yerli bitkisidir. Çiçekler 40-50 cm. uzunluğundaki salkımlar halindedir. Çiçekler geçtikten sonra fasulyeye benzer tohum kapçıkları görünür.
Güneşli ve fazla rüzgar almayan herhangi bir yerde yetişebilir. Sarısalkım ağacının odunu, yaprakları, çiçekleri ve özellikle tohumları son derece zehirlidir.
Göz alıcı renklere bürünmüş alımlı çiçekleriyle sevilen süs bitkilerinden olan Siklamen'lerin doğada 16 türü vardır. Çuha çiçekleriyle aynı familyada yer alan bu türlerin hepside çok yıllıktır. Siklamen'ler doğada kendiliğinden yetişen bir bölümü de evlerimizi süsleyen pembe, beyaz yada kırmızı çiçekli bitkilerdir. Orta ve Güney Avrupa ile yakın doğunun yerli bitkilerinden olan Siklamen'lerin bir bölümü yurdumuzda da çalı diplerinde, ormanlarda ve kaya gölgeliklerinde kendiliğinden yetişir.
Doğada Siklamen'lerin çoğu ilkbaharın hemen başlarında yada sonbaharda çiçeklenir. Yaprakları, toprak altındaki yumrulardan çıkarak toprağın hemen yüzeyinde öbekler oluşturur. Damarlarının çevresi genellikle beyaz lekeli olan bu yürek biçimli ve derimsi yaprakların arasından taçyaprakları geriye kıvrılmış uzun saplı çiçekler uzanır. Çiçekler döllendikten ve meyve oluşumu başladıktan sonra sapları kıvrılıp bükülerek yere doğru eğilir ve toprağa ulaşır. Böylece toprakla karışan tohumlar çimlenerek yeni bitkiler oluşturur. En çok gölgelik yerleri seven Siklamen'ler tohumdan yada yumrulardan üretilir.
Park ve bahçelerde yada saksı bitkisi olarak evlerde yetiştirilir. Siklamen yumruları doğada bazı hayvanlar, özelliklede yaban domuzları için iyi bir yiyecek kaynağıdır. Nitekim, yumruları domuzlar tarafından topraktan kazılarak çıkarıldığı için bu bitkilere halk arasında 'domur turpu', 'domuz ekmeği' yada 'domuz elması' gibi adlarda verilmiştir.
Akut Vajinit Hastalığı - Akut Vajinit Hastalığı Nedir - Vajinit Hastalığı
Vajinit Nedir, Akut Vajinit Hastalığı
Vajenin trikomonas ya da Candida albicans mik-ro-organizmaları tarafından iltihaplandırılmasıdjr. Erkekte id rar yolları iltihabına neden olan mikro-organizmalar erkekten kadına ya da kadından erkeğe cinsel birleşimle bulaşır. Çocuk larda genellikle bakteri ve koküslerin etkisinde görülen karma bir iltihaplanma ortaya çıkar. Yaşlılıkta görülen vajinitin nede ni çeşiti organizmalardır. Diğer vajinitlerin de etkeni gebelikten korunma için alman ilaçlar ve kullanılan araç-gereçlerdir.
Vajinit Belirtileri: Trikomonas'ın etken olduğu vajinitte sarı bir akıntı vardır. Candida albicans mikro-organizmasının etken olduğu akıntı peynirimsi ve beyazdır. Genellikle bu tür vajinit gebelik sırasında görülmektedir. Her iki akıntıda da kaşıntı vardır.
Vajniit Tedavisi: İlaç tedavisidir. Ancak, hem kadının hem de erkeğin birlikte tedavi görmeleri ve tedavi sırasında cinsel birleşimden kaçınılması gerekmektedir.
Korunma: Her iki vajinitte de temizliğe son derece büyük önem verilmelidir.
Olağan Mucizeler - Aşkın Güngör - Olağan Mucizeler Kitap Özet
Kitap Özet
Kader seçtiğimiz bir şey midir, yoksa bütün bir ömür boyu yaşayacaklarımız ilahi katlardaki bir kitapta mı yazılıdır?
Hayatın gözlere görünenlerle sınırlı olmadığını bilen, küçük ve yalnız bir çocuk...
Hayalet karısına yazdığı mektupları güvercinlerin bacağına bağlayarak cennete gönderen ihtiyar bir adam...
Bir eli gerçek dünyada, diğer eli düşler âleminde olan, hem genç hem ihtiyar, hem ölü hem yaşayan bir kadın...
Kimine göre gencecik bir kız, kimine göre yakışıklı bir genç adam görünümündeki Azrail...
Ve tüm bu sıradışı kişilerin soluklandığı, bildik giz perdelerinden arınmış efsunlu bir kent: İstanbul.
"Aşkın Güngör'ün Olağan Mucizeler'i yaşamın gizleri adına şifrelerle dolu. Bu şifreler karşınıza roman boyunca çıkıyor. Kimi zaman bölüm başlarına yerleştirilen harflerin gizemler barındırdığını fark ediyorsunuz, kimi zaman da metnin evrensel bir sır taşıdığını. Kurgunun sarmal yapısı ilgi çekici. Gerçek dünyanın kurgusal olanla iç içe geçmesi, düşlerin gerçeklere, gerçeklerin düşlere dönüşmesi metaforu, başarıyla işlenmiş. Taşıdığı tüm gerçeküstücü ögelere karşın, metnin söylemeye çalıştığı şey kabul edilebilir: Hayat olağan bir mucizedir. Açık yüreklilikle söylemeliyim ki, Aşkın Güngör'ün kalemi de mucizeler yaratıyor. Peki olağan mucizeler mi bunlar? Orasını bilemem!"
Mavisel Yener, Yazar
Kitap Kapak
Yazar: Aşkın Güngör
Yayınevi: Astrea Yayınları
Sayfa sayısı: 200
ISBN: 9786055882372
Basım tarihi: Ağustos 2009
Dolaylı Hayvan: Süfli Ve Şerefli, Hayvani Ve Erotik, Şeytani Ve Deli - Ergun Kocabıyık - Kitap Özet
Kitap Özet
Bu kitap, insan denilen dolaylı hayvanın izini sürüyor. Kovaladığı ama bir türlü yakalamayı başaramadığı bu gizemli hayvanın ardında bıraktığı izleri okumaya çalışarak onu anlamaya çabalıyor.
İlk ataları hominidlerden başlayıp, totem hayvanlarına, yarı hayvan yarı tanrılardan nefs hayvanlarına, canavarlardan günahkarlara, delilere ve dışlanmışlara ve canları pahasına hayvan dünyasının tehlikeli derinliklerine sokulma cesareti gösteren uçbeyi araştırmacılarına kadar bu melez hayvanın değişik veçhelerini ortaya koymaya ve nihayetinde bütün bunlardan dolaylı hayvanın kimliğini belirlemeye çalışıyor. Kitap sonuçta bu hayvanın bir portresi, ama daha önemlisi, onu çizen ressamın da bir otoportresidir.
Kitap Kapak
Yazar: Ergun Kocabıyık
Yayınevi: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
Sayfa sayısı: 397
ISBN: 9786054238064
Basım tarihi: Ağustos 2009
Ayı Pençesi - Ayı Pençesi Çiçeği - Ayı Pençesi Bitkisi - Ayı Pençesi Hakkında
Ayıpençesigiller familyasının tipik örneğidir. Kenarları düzensiz biçimde sivri dişli, büyük yaprakları başak biçiminde çiçekleri beyazımsı pembe ya da pembekırmızı olan çok yıllık otsu bir bitkidir. Kurutulmuş yapraklarından infüzyon ve lapası yolu ile kullanılır .
Latincesi:Acanthus dioscoridis
Faydaları
Sindirim Sistemi:ishale karşı kullanılır.
Cilt:Antiseptik ve yara iyileştirici olarak kullanılır.
Solunum Sistemi:Balgam söktürücü etkisi vardır.
Ölçüler Kitabı - Andrew Robinson - Ölçüler Kitabı Kitap Özet
Kitap Özet
Ölçüler uygarlığın doğuşundan bu yana toplumu, devleti ve ilerlemeyi tanımlamıştır. Toprağın, tarım ürünlerinin, sarayların, ticari malların, bireyleri vergilendirmenin, kayıt tutmanın ve bayramları kutlamanın sınırlarını belirlemek için, uzunluk, alan, hacim, açı, ağırlık, değer, dil ve zaman nicelenmeli ve sistemleştirilmelidir. Ölçüler modern dünyada yazar kasalar, uydular ve beyin tarayıcıları gibi araçlarla kendilerini göstermişlerdir. Bu hoşumuza gitsin ya da gitmesin, ölçüler yaşamımızın neredeyse her alanını düzenler - sınavlar, faiz oranları, ilaç reçeteleri, kamuoyu araştırmaları vb. yoluyla.
Ölçüler Kitabı, tüm bu konuları çeşitli resim ve illüstrasyonlarla ortaya koyuyor. Bu kitap ölçü birimlerinin ve ölçme araçlarının arkasında yatan düşünceleri açıklıyor ve bunların fiziksel evrenle (elektronlar, Dünya ve yıldızlar) insan vücudu ve zihnine nasıl uygulandığını gösteriyor.
Ölçüler Kitabı, hem tarihe hem de bilime dayanarak, sıcaklık, depremler ve radyoaktiviteden müzik, kan ve toplumsal davranışlara kadar ölçülebilir her şeyi ve ayrıca metrik sistemin Fransız Devrimi'ndeki kökenlerini ortaya koyuyor. Bu kitap okuyucuya, Hubble uzay teleskopunun bilinen âlemin ucundan çektiği gökada fotoğraflarından zihnin derinliklerini ortaya çıkaran zeka testlerine kadar bir dizi konu sunuyor.
Gündelik yaşamda bilimin rolüyle ilgilenen herkes, kendimizi, gezegenimizi ve evreni nasıl ölçtüğümüzle ilgili sorulara kolayca kavranabilir, zekice ve eğlenceli yanıtlar bulacak.
Kitap Kapak
Yazar: Andrew Robinson
Yayınevi: NTV
Sayfa sayısı: 225
ISBN: 9786055813086
Basım tarihi: Mart 2009