Nerissa-Su

Nerissa-Su

Üye
21.09.2009
Genel Kurmay Başkanı
666.418
Hakkında

  • Göz bebekleri iltihabı Nedir, Nasıl Tedavi Edilir? Belirtileri Nelerdir?

    Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür.
    İritis olarak bilinen gözbebeği iltihabı gözbebeğinin iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan bir hastalık olarak bilinmektedir. Gözbebeği iltihabı bazı kişiler tarafından önemsenmemektedir; fakat körlük oluşumuna sebep olacak şekilde tehlike yaratan durumların oluşumuna neden olabilmektedir.
    Gözbebeği İltihabının Belirtileri nelerdir?
    Gözbebeği iltihabı olan kişiler öncelikle ışığa bakamazlar. Gözlerde sulanma ve kızarıklık oluşumu bilinen en belirgin belirtiler arasında yer almaktadır. Gözlerin alt ve üst kısımlarında şiddetli ağrı oluşumları meydana gelmektedir. Gözün renkli kısmının etrafındaki renkte koyulaşma meydana gelme durumu da varsa ve diğer belirtileri de görüyorsanız mutlaka bir göz doktoruna görünmeniz gerekmektedir.
    Gözbebeği iltihabı bazı hastalıklara sahip olan bireylerde genel olarak oluşabilme ihtimali olan bir hastalık olarak bilinmektedir. Frengi, şeker hastalığı, göz yaralanmaları ve gözün mikrop kapması, diş çürükleri, romatizma, burun iltihabı görülen bireylerde gözbebeği iltihaplanmasının görülme sıklığı fazladır.
    Gözbebeği iltihabı tedavi edilmeden önce bu hastalığa sebep olan etken belirlenmelidir. İltihap oluşumuna neden olan belirtiler ortaya konulduktan sonra göz damlalarından yararlanılarak tedavi aşamasına geçilmektedir. Gözbebeği iltihaplanmasında tedaviye cevap alabilmek amacı ile kişinin gözünü dinlendirmesi gerekmektedir. Gözde sürekli hasar oluşumuna neden olacak durumların önüne geçmek için belirtilerini fark eder etmez göz doktoruna müracaat etmek gerekmektedir.

#25.03.2014 10:29 0 0 0
  • Zayıf kalmanın sırları ile Zayıflama, Öğün Listesi


    Zayıflamak için yapmadığınız şey kalmadı fakat hala istediğiniz hızda kilo veremiyorsanız bazı şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir.



    1- Protein alın: Kahvaltı dahil her öğünde protein almak metabolizmayı hızlandırır ve daha çok kalori yakmanızı sağlar.

    2- Unlu besinlerden uzak durun: Beyaz ekmek, pasta ve börek gibi karbonhidrat ağırlıklı besinleri bir süre mönünüzden tamamen çıkarın.

    3- İşlenmemiş besinler yiyin: Yediğiniz her şeyin yüzde 90'ı katkısız ve doğal olmalı.

    4- Nişastayı azaltın: Nişastayı günde bir porsiyona indirin ve bu porsiyonu akşam yemekten kaçının. Nişasta kaynağı olarak patates, fasulye veya yulafı tercih edin.

    5- Meyveyi abartmayın: Günde 2 porsiyondan fazla meyve yemeyin. Bunlarda da yalnızca az şekerli ve bol lifli olanları tercih edin. Muzdan ve meyve suyundan uzak durun. Elma, armut ideal.

    6- Süt ürünlerine dikkat: Süt ürünlerinden özellikle de inek sütünden uzak durun. Zaman zaman birkaç dilim peynir veya yoğurt yiyebilirsiniz.

    7- Alkole yaklaşmayın: Bazı araştırmalar aksini söylese de alkolün meyve-sebzeden alamayacağınız hiçbir bir faydası yok.

    8- Bitkisel yağlar kullanmayın: Ayçicek ve mısır yağından uzak durun. Bunlar fazla rafine edildiği için ısıtıldıklarında vücutta birikir ve damar tıkanıklığı yapar.

    9- Yağ tipine dikkat edin: Ne kadar yediğiniz, ne tip yağ yediğinizden daha az önemli. Margarin ya da kızartma yağından uzak durun. En iyisi Omega-3 ve balık yağı.


    10- Su için: Hem sağlıklı bir yaşam hem de zayıflamak için her gün mutlaka 8 bardak su için.
#25.03.2014 10:23 0 0 0
  • MAKARNANIN YARARLARI

    Magnezyum kasların gevşemesi ve bağışıklık sistemi için gerekli oluyor. Tam buğdaydan yapılmış makarna, ekmek magnezyum alımını vücudu dengede tutuyor.

    HAFTADA 2 KEZ BALIK

    Balık zengin bir Omega- 3 kaynağıdır. Haftada iki defa balık tüketmek, kızartma yerine ızgarasını yapmak daha sağlıklı.

    Sütten vazgeçmeyin

    Çinko büyüme, gelişme, doku onarımında ve bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir mineral. Çinko süt ve et ürünleri, hayvansal gıdalar ve bitkisel gıdalarda bulunuyor.

    Meyve suyunu BARDAKTA BEKLETMEYiN

    Avitamini yumurtanın sarısı, ciğer, yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Turunçgiller, mandalina, portakal, greyfurt gibi, yeşil yapraklı sebzeler C vitamini içeriyor. C vitamini tüketirken meyve suyunu sıkıp, bir saat sürahide bekletirseniz faydası kalmıyor. Aynı şekilde sebze yemeği yaparken sebzeleri birçok parçaya bölüp, ağzı açık pişirmek, saatlerce yıkamak vitamin kaybına neden oluyor.

    KALP iÇiN E VİTAMiNi

    Evitamini kurubaklagil, yağ, fındık, fıstık gibi besinlerde bulunuyor. E vitamini kalbi koruyor, antioksidan etkisiyle gıdaların bıraktığı serbest radikaller dediğimiz zararlı bileşenlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Selenyum deniz ürünlerinde ve hayvansal gıdalardan alınabilir.

#25.03.2014 10:21 0 0 0
  • Kara üzüm, güzellik iksiri, gerçek beyin besini ve zayıflamak için yapılan rejimlerin ana ürünüdür.

    - Kara üzüm tıpkı aspirin gibi kanı sulandırdığından koroner kalp hastalıklarına karşı insanları koruyucudur.

    - Kara üzümün kabuğunda bulunan ve fitoaleksin grubu bileşiklerden olan resveratrol vücutta kanser oluşumunu engeller.

    - Bazı karaciğer rahatsızlıkları ve kansızlık tedavisinde de etkilidir

    - Kara üzüm, içerdiği meyve asitleri ve lifli yapısından dolayı mideye zarar vermeksizin böbrek ve bağırsak sisteminin düzenli çalışmasını sağlar ve kanın temizlenmesi için yardımcı olur.

    - Kara üzüm, vücuttaki yağların erimesi için yardımcı olur.

    - Kara üzüm, vücudu virüslere karşı daha dirençli hale getirir.

    - Kara üzümün kabuk ve çekirdekleri bağırsak metabolizmasını hızlandırır.

    - Kara üzüm, cildin taze ve temiz bir görünüm almasında etkilidir.

    - Öğleden sonra yenilen bir salkım kara üzüm veya içeceğiniz bir bardak taze sıkılmışüzüm suyu vücudu ve beyin hücrelerini zindeleştirir.

    - Bir kilo üzüm, bin 150 gram süt, 390 gram et, 300 gram ekmek ve bin 200 gram patatese eşdeğerdir

    - Kara üzüm Amino asitler, B vitaminleri (B1, B2), mineraller, potasyum, magnezyum ve demir içerdiğinden bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

    - Kara üzüm içeriğindeki doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanması için etkili olur.

    - Kara üzümün içeriğindeki magnezyum insanın iş verimliliğini arttırır.

    - İçeriğindeki asitler ( tartarik, sitrik , malik, süksinik, fumarik , pyruvik , oxaglutarik, gliserik, glikolik, dimetil-süksinik, shikiminik ve guinik asit ) mideye zarar vermeden böbreklerin ve karaciğerin çalışmasını hızlandırır.

    - Kara üzüm İçerdiği bioflavonoidler nedeniyle C vitamini aktivitesini çoğaltır.

    - Kara üzüm Alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumuna engel olur.

    - Kara üzüm besinlerin parçalanması neticesinde oluşan serbest radikallerin kılcal damarların duvarlarına saldırmasına karşı güçlü bir antioksidant görev üstlenerek düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlar içinde birikmesini engeller.

    - Kara üzüm hücrelerde değişim sonucunda tümör oluşmasına izin verebilecek hücre için moleküller üzerine serbest radikallerin saldırılarını bloke eder ve neticede kanser oluşumunu engeller.

#25.03.2014 10:19 0 0 0
  • İşte kalp krizi riskini azaltmanın yolları...
    Her kadın kalp hastalığı tehdidiyle yüzleşiyor. Fakat, belirtilerini bilerek, kalp dostu bir beslenme uygulayarak ve egzersiz yaparak, kendinizi bu hastalıktan koruyabilirsiniz.

    Mayo Clinic'te yer alan habere göre, kalp hastalığı sıklıkla erkeklerin bir hastalığı gibi görünse de, her yıl erkeklerden daha fazla sayıda kadın kalp hastalığından hayatını kaybediyor. Kadınların erkeklere oranla kalp hastalığına 6 kat daha yatkın oldukları belirtiliyor. Kalp hastalığı daha çok 65 yaş ve üstündeki kadınları öldürüyor.

    Kadınların bu hastalıkla savaşmalarındaki avantajı ise, kadınlarda kalp hastalığı belirtilerinin, erkeklerden daha farklı olması. Bu nedenler, kadınlar kalp hastalığının benzersiz belirtilerini anlamak için uğraşabilir ve kalp hastalığı riskini azaltabilirler.

    Kadınlarda kalp krizi belirtileri nelerdir?

    Erkeklerde kalp krizinin en yaygın belirtisi göğüste, bir çeşit ağrı, baskı ya da rahatsızlık hissidir. Fakat, bu kadınlarda en ciddi ya da göze çarpan belirti değildir. Kadınlarda, omuz, boyun, yukarı sırt bölümü ile karında rahatsızlık oluşuyor. Bunun yanında nefes darlığı, bulantı ya da kusma, terleme, baş dönmesi ile olağandışı yorgunluk görülüyor.

    Bu işaretler ve belirtiler, göğüs ağrısından daha sinsidir. Eğer bu belirtiler sizde de görülüyorsa ya da kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız, hemen acil servisi arayın. Tek başınıza gitmeye çalışmayın.

    Kadınlar için risk faktörleri nedir?

    Kadınları ve erkekleri etkileyen koroner damar hastalığı için geleneksel risk faktörleri yüksek kolesterol ve kan basıncı ile obezite olmasına rağmen, diğer faktörler kadınlarda kalp hastalığı gelişiminde biraz daha büyük rol oynuyor. Örneğin,

    - Metabolik sendrom (karın çevresinin erkeklerde 94 veya 102 cm'den fazla, kadınlarda ise 80 veya 88 cm'den fazla olması, trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğü, kan şekeri yüksekliği ile kan basıncı yüksekliğinin bir arada görülmesine metabolik sendrom denir) kadınlarda erkeklerden daha büyük etki yapıyor.

    - Ruhsal stres ve depresyon kadınların kalbini erkeklerden daha fazla etkiliyor.

    - Menopozdan sonra düşük seviyedeki östrojen, ince kan damarlarında kardiyovasküler hastalık gelişimi için önemli bir risk faktörü oluşturuyor.

    - Sigara içmek, kadınlarda kalp hastalığı için daha büyük bir risk faktörüdür.

    Sadece daha yaşlı kadınlar mı kalp hastalığı için endişelenmeli?

    Hayır. Kalp hastalığı genelde 65 yaş ve üstü kadınlar için ölüme yol açarken, 25 ile 44 yaş arasındaki kadınlarda ölümlerin üçüncü nedeni ve 45-64 yaş arasındaki kadınlar için ise ikinci ölüm nedenidir. 65 yaşın altında olan, fakat ailesinde kalp hastalığı olanlar kalp hastalığı risk faktörlerine daha fazla dikkat etmeliler. Her yaştaki kadınlar kalp hastalığına yakalanabilir.

    Depresyon kadınlarda kalp hastalığı için tek risk faktörü mü?

    Depresyon kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülüyor ve bu da kalp hastalığı riskini depresyona girmeyen kadınlarla karşılaştırdığınızda 2 ya da 3 kat artırıyor. Depresyon, sağlıklı bir yaşam tarzı oluşturmanızı, önerilen tedaviyi takip etmenizi zorlaştırabilir. Bu nedenle, günlük işlere ilgisizlik, umutsuzluk ya da kilonuzdaki açıklanamayan değişiklikler gibi depresyon belirtileri varsa doktora gitmelisiniz.

    Kadınlar kalp hastalığı riskini azaltmak için ne yapabilirler?

    Yaşam tarzınızdaki birkaç değişiklikle kalp hastalığı riskinizi azaltabilirsiniz. İşte onlardan bazıları:

    - Haftanın birçok gününde yarım saat ya da 1 saat egzersiz yapın,

    - Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın,

    - Sigarayı bırakın, içmiyorsanız başlamayın,
#25.03.2014 10:17 0 0 0
  • Gebelere radyasyonun (X- ışınının) zararı var mıdır?



    Evet. Gebelik yaşı ne kadar erkense zarar o kadar fazladır. Özellikle gebeliğin ilk iki haftasında maruz kalınan radyasyon, alınan doza da bağlı olarak, düşüklere neden olur. İki ile sekiz hafta arasındaki dönemde bebeğin organları geliştiği için bu dönemde radyasyona maruz kalınırsa iskelet anomalileri oluşabilir. Gebelik sırasında herhangi bir dönemde maruz kalınan radyasyon büyüme-gelişme geriliği, zeka geriliği ya da çocukluk çağında kanser gelişimine yol açabilir. Tabii ki bunların hepsi maruz kalınan doza bağımlıdır.



    Gebelik sırasında film çektirilebilir mi?

    Gebeliğin ilk üç ayında kesinlikle film çektirilmemeli, gebeler radyoloji merkezlerine gittiklerinde hamile olduklarını radyoloji hekimine bildirmelidirler.



    Hamileliğe rağmen yanlışlıkla film çektirildiyse ne yapılmalıdır?

    Film çekimi sırasında gebenin almış olduğu tahmini radyasyon dozu ilgili birim tarafından hesap edilerek risk faktörleri de göz önüne alınır ve gebeliğin devam ettirilip ettirilmeyeceğine aileyle birlikte kadın doğum doktoru karar verirler.



    Gebe bir kadına film çekilmesi kesin olarak gerekliyse ne yapılmalıdır?

    Filmi çekecek olan radyoloji uzmanına hamile olunduğu söylenmelidir. Hiç bir zaman bebek direk olarak ışınlanmaz. Örneğin, bir akciğer filmi çekilecekse koruyucu örtülerle (kurşun önlük gibi) karın bölgesi kapatıldıktan sonra çekim yapılabilir. Prensip olarak, filmden elde edilecek fayda, bebeğin göreceği zarar ihtimalinden mutlaka çok fazla olmalıdır.



    Dr. Alev Kadıoğlu


#25.03.2014 10:15 0 0 0
  • Üzüm, Potasyum, kalsiyum, demir bakımından zengindir. Ayrcıca A, B1, B2, ve C vitamini de içerir. İçeriğindeki yüksek orandaki şeker nedeniyle kalori değeri fazladır.

    Üzüm Yararları Nelerdir ?

    Antioksidan etkisi olan, kötü kolesterolü azaltan ve damar sertliğine karşı yararlı olan reservatrol taze beyaz üzümün kabuklarında yüksek oranda bulunur.

    Kronik yorgunluğa karşı haftada birkaç kez tüketilecek bir bardak taze beyaz üzüm suyu bu konuda rahatlatıcıdır.

    Siyah üzüm çekirdeği ve kabuğu bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Üzüm çekirdeği ve üzüm suyu kansere yönelik koruma sağlar.

    Kanın temizlemesi ve vücuttaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayıcı özelliktedir.

    Taze beyaz üzüm, bilinen meyveler arasında en güçlü antioksidan özelliğe sahiptir.

    Üzüm çekirdeği histamin salgısını azaltıcı özelliğiyle alerjiyi önleyici etkiye sahiptir.

    Yapılan bazı araştırmalarda üzüm çekirdeğinin antimikrobiyal etki gösterdiği tespit edilmiştir.

    Yorgunluk ve konsantrasyon zayıflıkları gibi durumlara karşı üzüm suyu içilebilir.

    Üzüm çekirdeğindeki Oligomeric Proanthocyanidin kalp-damar sağlığı için faydalıdır.

    Beyin hücrelerini zinde tutması bir diğer üzüm faydası olarak belirtilebilir.

    Üzüm ve üzüm suyu tüketiminin kolon kanserine yakalanma olasılığını yüzde 50 oranında azalttığı belirtilmektedir.

    Taze beyaz üzüm kürü kalp ritim bozukluğuna yönelik önleyici etki taşır.

    Üzüm çekirdeği yaşlanma ve hastalık nedeniyle zayıflayan kan damarı duvarlarını güçlendirir.

    Üzüm çekirdeğinin bağ dokusunu güçlendirici, cildi daha sıkı ve elastiki yapıcı etkisi vardır.

    Üzüm çekirdeğinin varis tedavisine yardımcı olabileceği yapılan araştırmalarda görülmüştür.

    Halsizlik ve kansızlık gibi sorunlarda yardımcı olması üzümün yararları arasındadır.

    Yemeklerden sonra yenilen taze beyaz üzüm sindirimi kolaylaştırır.

    Üzümün çekirdeği ve kabuğundan elde edilen üzüm ekstresi de besin takviyesi olarak kullanılmaktadır.

    Üzüm kozmetik ürünlerinde de yer almaktadır. Üzüm özü içeren yüz ve vücut kremleri cilt sağlığı için kullanılmaktadır.

    Kan şekerinin hızla yükselmesine neden olduğundan dolayı şeker hastalığı olanların fazla miktarda tüketmemesi gerekir.

    Düşük yaptırma etkisi olan ellagik asit içerdiğinden dolayı hamileliğin ilk dört ayını tamamlamamış olan kadınların taze üzümü fazla oranda yememesi gerekir.

    Üzümün Besin Değerleri (100 gr)

    Vitamin A: 80 İ.Ü.

    Tiamin 0,06 mg .

    Vitamin C: 4 mg .

    Kalsiyum: 17 gr .

    Fosfor : 21 mg .

    Yağ: 1,4 gr .

    Karbonhidratlar : 14,9 gr .

    Protein: 1,4 gr .

    Kalori: 70

    Üzüm kansere karşı nasıl koruyor?

    Yapılan çalışmalarda, üzümde "polifenol" olduğu tespit edilmiş. Çetin, bilim adamlarının 1990'lardan beri bu polifenoller üzerinde çalıştığını söylüyor. Çünkü polifenoller doğal antioksidan özelliği taşıyor. Antioksidanlar ise serbest radikallerin zararlı etkilerini ortadan kaldırıyor. Günümüzde adını sık sık duyduğumuz "serbest radikalleri" ise şöyle anlatıyor: "Hem insan vücudunun normal metabolik faaliyetleri sırasında hem de kimyasal ajanlar, radyasyon, alkol, sigara ve ağır metaller gibi pek çok dış kaynaklı etkenlerle oluşabilen moleküllerdir. Serbest radikaller DNA zincirinde kırılmalara yol açarak kanser oluşumu, hücresel yaşlanma ve hücre ölümüne kadar giden olumsuz süreçleri başlatıp ilerletebiliyorlar. Normalde vücutta serbest radikalerin oluşum hızı ile serbest radikallerle savaşan antioksidan savunma sistemleri denge halindedir. Eğer bu denge serbest radikal yönüne bozulursa kanser dahil pek çok hastalık gözlenebilir." İşte bu sebeple antioksidan özellikli besinleri çokça tüketmek gerek. Üzümün ise antioksidan özelliğinin E vitamininden 50, C vitamininden 30 kat fazla olduğu kanıtlanmış. Çetin, "Üzümün hem çekirdeği hem de kabuğu kanser önleyici bir madde olan resveratrol içeriyor. Resveratrol, serbest radikallere karşı koyan sistemleri harekete geçirerek vücudu koruyor. Ayrıca kara üzüm çekirdekleri ve kabukları, kanser hücrelerinin çoğalmasını kamçılayan metabolik olayları engelliyor. Günümüzde elde edilen bilimsel bilgilerin ışığında özellikle kara üzümün artık sadece sezonluk değil, her öğünde soframızda yer alması öneriliyor." diyor.

    Fransızlar sağlıklarını şaraba değil, üzüme borçlu

    Fransızlar dünyanın en yağlı ve kolesterollü yemeklerini tüketen milletlerden biri olmasına rağmen Japonlardan sonra kalp-damar hastalıkları en az görülen millet. Üstelik Fransızlarda sigara kullanımı çok yaygın. Bilim dünyasında buna "Fransız Paradoksu/Çelişkisi" deniyor. Yıllar süren araştırmalar sonucunda bilim adamları Fransızların sağlığını çok fazla kırmızı şarap tüketmelerine borçlu olabilecekleri kanısına varmış. Hatta Türkiye'de birçok gazetede bu sonuçlardan yola çıkarak günde bir bardak şarap içmenin faydalı olduğunu yazdı. Fakat söz konusu araştırmalara devam edilince bu kanının yanlış olduğu sonucuna varılmış. Çünkü Fransızlar sağlıklarını şaraba değil üzüme borçlu. Kitabında bu çalışmalara da yer veren Çetin, Dr. Joe Vinson'un Fransızların hastalanmamalarına sebep olarak üzümü gösterdiğini söylüyor. Kırmızı şarabın içinde alkol olduğu için fayda yerine zarar verdiğine dikkat çeken Çetin, üzüm yenilmesini veya üzüm suyu içilmesini öneriyor.
#25.03.2014 10:11 0 0 0
  • Prolaktin hormonu "süt hormonu"dur. Esas görevi memelerde süt oluşumunu sağlamaktır.Normal şartlarda kadın gebe kaldığında vücuttaki gebelik ile oluşan hormonlar bu hormonu uyararak süt yapımının gerçekleşmesini, doğuma kadar göğüslerin kendini hazırlamasını doğumla da birlikte süt üretimini yapımını gerçekleştirirler.
    Prolaktin hormonu belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir ve normal şartlarda da gebelik olmasa bile vücudumuzda mevcuttur.

    Bu hormon beynimizin hipofiz denilen kısmındaki bazı hücrelerce üretilir ve kana verilir.
    İnsan vücudunda pek çok hormon gibi, bir yapım-salınım-yıkım dengesi vardır. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka hormon prolaktinin salınımın dengeler. Öyle ki, dopaminin azlığında prolaktin salgısı artar.

    Prolaktin (süt hormonu) düzeyeni yükselten durumlar;

    -Gebelikte yükselir,
    -Bir çok prolaktin yüksekliğinin nedeni bilinemez,
    -Hipofiz denilen beyin dokusunun tümörlerinde,
    -Tiroid hormon bozukluklarının bazılarında,
    -Bazı boyun yaralanmalarında (oradaki bazı salgı bezlerine etki ederek),
    -Bazen östrojenin yüksek doz kullanımlarında,
    -Dopamin denilen hormonun salgısının azalması durumunda bunlar; tümörler
    bazı ilaçlar
    hipofiz bezinin harabiyeti gibi durumlardır,
    -Bazı psikiyatri ilaçlarının kullanımında,
    -Aşırı göğüs uyarımında,

    Prolaktin yüksekliğinin belirtileri nelerdir?

    -Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama)
    -Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore).
    önemli not:her memeden sıvı gelmesi prolaktine bağlı değildir,meme kanallarında iltahap,memede tümör,veya başka nedenler olabilir yapılacak tek şey hemen doktorunuza baş vurmanızdır.
    -Gebe kalamama
    -Prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler:
    .Hipofiz hipotalamus tümörlerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozuklukları
    .Tümörlerde baş ağrısı, görme bozuklukları
    .Tiroid bezi çalışma bozukluğunda halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı.

    Prolaktin yüksekliğinin tanısı yapılan bir kan testi ile kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.
    Test yapılırken dikkat edilmesi gereken koşullar;
    - sabah saat 10:00-11:00 arasında bakılmalı,
    -testten önce birkaç gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı,
    -test öncesi birkaç gün meme uyarımından kaçınılmalı,
    (dar sütyen giyilmemeli,göğüsler yıkamak için dahi ovulmamalıdır),
    -uyku düzeni testi etkileyebilmektedir,
    -açlık veya tok olmak testi etkilememektedir,
    -kullanılan ilaçlar kesilmelidir,özellikle psikiyatri ilaçlarının kesilmesi çok önemlidir.
    -kan örneği alınmadan önce stresten uzak olmakta çok önemlidir,hasta 10 dakika kadar sakin bir yerde dinlendirilip kan örneği almakta fayda vardır.

    Testin sonucuna göre doktorunuz ;
    -testi tekrar isteyebilir(bazı hafif yüksek sonuçlarda test öncesi önerilen kuralları tekrar gözden geçirip test tekrarlanabilir)
    -bir süre bekleyebilir
    -direk ilaç tedavisine başlayabilir,
    -bir kafa röntgeni isteyebilir,
    -beyin tomografisi isteyebilir ve bunu bir beyin cerrahına gösterebilir veya başka diğer hormonal testler isteyebilir.

    Prolaktin yüksekliği kısırlık yapar mı?
    Kısırlık sebeplerinden birisi de prolaktin hormonu yüksekliğidir. Hani eskiler emziren kadınlar için gebe kalmaz ,süt korur derler ya ,kabaca vücut bu hormon yüksekliğinde gebe kalmayı engeller diyebiliriz.
    Ancak bundan her prolaktin yüksekliği olanın çocuğu olmaz anlamı çıkartılamaz. Tedavisiz dahi gebelik oluşabilmektedir. Ayrıca prolaktin hormonu yüksekliği, ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir.

    Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?
    Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve tedavi edilmelidir.
    Tedavide;
    - gerekirse radyoterapi verilebilir,bu çok özel durumlarda kullanılır
    -gene gerekirse mikro cerrahi yapılabilir,bu gene çok özel durumlarda kullanılır
    -tıbbi tedavide ilaç en geçerli ve sağlıklı yöntemdir,tedavide prolaktin hormonu üretimini ve kana salımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır,bir çok hastada basit ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar.
    İlaç tedavisi bazı hastalarda baş dönmesi,bulantı ve halsizlik,tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir,bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar.

    -Her ay düzenli meme kontrolünüz yapınız,bilmiyorsanız hekiminizden bunu size öğretmesini isteyiniz,her altı ayda bir rutin jinekolojik muayeneneniz sırasındada meme kontrolünüzü hekiminizden mutlaka isteyiniz !!!

#25.03.2014 10:10 0 0 0
  • Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları iyi geliyor.

    Avrupa’da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina’nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri…

    Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.

    HİNDİBA

    Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, karaciğeri en olumlu etkileyebilen bitkilerden biridir. Günde yenilen 5-6 çiçek sapı, kronik karaciğer iltihaplarında iyileşme sağlayabilir...İbn-i Sina bu bitkinin yapraklarının yıkanmadan ve soğuk su ile yapılan ekstrelerinin kullanılmasının gerektiğini savunan özel bir kitapçık hazırlamıştır.

    "Hindiba Risalesi" denilen bu kitapçıktan yazmalar İstanbul kütüphanelerinde bulunur. Bostan Hindibası, Frenk Salatası, ve Göynek adlarıyla da bilinir İbn-i Sinanın "Hindiba Risalesi" Süheyl Ünver tarafından 1930 yılında "Hindiba Mucizesi' adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir.

    Ülkemizde yabani olarak bulunmayan bu bitki İstanbul ve Bursa'da özel olarak yetiştirilmektedir. Bu muhteşem bitkiler şu hastalıklara iyi gelmektedir: Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, karaciğeri en olumlu etkileyebilen bitkilerden biridir. Günde yenilen 5-6 çiçek sapının, kronik karaciğer iltihaplarında iyileşme sağlayabilir . Bu saplar şeker hastalığına da iyi gelebilir.

    HiNDiBAYI NASIL HAZIRLAYACAKSINIZ

    Çayı hazırlamak: Yarım tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kara hindiba kökü bir su bardağı dolusu suya akşamdan eklenir sabah kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülür. Bu çay kahvaltıdan yarım saat önce ve yarım saat sonra bölünerek içilir. l Bitki salatası: Bitkinin köklerinden ve yapraklarından hazırlanır, çiçek sapları çiçekleriyle birlikte yıkanan kara hindiba sapları çiçeklerden ayrılarak günde 5-10 tane yenebilir.

    KANI TEMiZLEDiĞi GiBi ROMATiZMAYA DA YARDIM EDER

    Deri kaşıntılarını, egzamaları ve temriyeleri iyileştirebilir. Mide sıvılarını düzene sokar ve midede birikmiş maddeleri temizler. Taze çiçek sapları karaciğer ve safrakesesinin çalışmalarını düzenler. Hindiba, içerdiği mineral tuzların yanı sıra, metabolizma hastalıklarına karşı çok önemli maddeleri de içerir. Kan temizleyici etkisi sayesinde, romatizma ve gut hastalıklarında da yardımcı olabilir.

    SUYU KOZMETiKTE KULLANILIYOR

    Sarılık ve dalak hastalığında da hindiba başarıyla kullanılabilir. Hindiba kökü, çiğ yenildiğinde veya kurutulup çay biçiminde kullanıldığında, kan temizleyici, sindirim kolaylaştırıcı, ter ve idrar söktürücü ve canlandırıcı etkilere sahiptir. Bu kökler kanı inceltir ve kanın koyu olması halinde başarıyla kullanılabilir. Eski bitki kitapları, hindiba yapraklarının ve köklerinin kaynatılarak, suyunun kozmetik olarak kullanıldığını yazıyorlar.
#25.03.2014 10:08 0 0 0


  • GEBELİKTE ÖNERİLEN GÜNLÜK BESİN MİKTARLARI

    SABAH KAHVALTISI :

    1 su bardağı süt (200 cl)

    Beyaz peynir (1-2 kibrit kutusu kadar) 30-60 gr

    1 yumurta

    1 dilim ekmek

    Şeker 15-30 gr.

    ÖĞLE YEMEĞİ :

    1 porsiyon et

    (Izgara-haşlama) 200 gr.

    1 porsiyon sebze (200 gr.)

    ½ su bardağı yoğurt 100 gr.

    1 porsiyon meyva 200-250 gr.

    AKŞAM ÜZERİ KAHVALTISI :

    1 Su bardağı süt 200 cc.

    AKŞAM YEMEĞİ :

    1 porsiyon et veya balık (200 gr.)

    1 porsiyon sebze 200 gr.

    1 dilim ekmek 50 gr.

    1 su bardağı meyva suyu.
#25.03.2014 10:05 0 0 0

  • Sağlıklı olmanın temel gereklerinden biri yeterli ve dengeli beslenmektir.
    Bebek anne karnında gelişirken annenin kaynaklarını kullanır.
    Gebelikte doğru beslenme hem bebeğin iyi gelişmesi hem de annenin sağlığı açısından hayati önem taşır.

    Gebe günlük beslenmesinde :

    Bebeğin kemik, göz ve dişlerinin gelişimi için süt ve süt ürünleri

    Bebeğin kas, kan ve beyin gelişimi için et ve süt ürünleri ile kurubaklagil ve yumurta

    Vitamin ihtiyacı için meyve ve sebze tüketmelidir.

    Gebelikte iyi beslenmek için günlük yiyeceklere ek olarak

    Sütlü gıdalar

    2 su bardağı süt veya

    1 kase yoğurt veya

    2 kibrit kutusu boyutunda peynir ya da çökelek
    Süt Dışı Proteinli Gıdalar (1porsiyon)

    Et veya

    Balık veya

    Kurubaklagil (mercimek,fasulye vs.)

    Veya

    1-2 yumurta
    Taze meyve ve sebze

    BESLENMEDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

    Sık sık, az az yemeli
    Sindirimi güç gıdalardan kaçınmalı
    Bol su içilmeli
    Posalı gıdalar alınmalı
    Hazır gıda ve içeceklerden kaçınmalı
    Fazla tuzlu, baharatlı, şekerli, yağlı, hamurlu yiyecekler yenmemeli
    Günlük ekmek miktarı 3 orta dilimi geçmemeli
    D vitamini ihtiyacı için güneş ışığından yararlanmalı
    Uzun süre aç kalmamalı
    Sağlık personelinin vereceği kan ve vitamin hapları düzenli kullanılmalı
    Gebelik boyunca 9-12 kilodan fazla kilo almamalı

    GEBELİKTE BESLENME REHBERİ

    Gebelikte beslenme diğer dönemlerdeki beslenmeden çok daha önemlidir. Bebeğin tek besin kaynağı vardır : Siz.

    Gebelikte beslenme hem bebeğin büyüyüp ve olgunlaşması hen de annenin gereksinimlerinin karşılanması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Uygun kilodayken gebe kalan sağlıklı bir kadında doğru beslenmeyle, gebeliğin sonunda yaklaşık 9 ile 12 kilo civarında bir ağırlık artışı görülür.

    Gebeliğin değişik safhalarındaki değişik ihtiyaçlar dolayısıyla bu artış ilk üç ay içinde ayda 1 kg, ikinci ve üçüncü üçaylarda ise ayda 1 ile 1,5 kilo düzeyinde tutulmalıdır. Aşırı bir ağırlık artışı ise hem annede hem de bebekte istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir.

    Gebelik ne beslenme alışkanlıklarının nede damak zevkinin değiştirilmesini gerektirmez. DENGELİ ve ÇEŞİTLİ beslenmek önemlidir. Yapacağınız tek şey doğal, taze ve bol çeşitli besinler almaktır.

    Gebe olduğunuzu anladığınızda bunlardan hangilerini düzenli olarak yediğinizi ve yiyecekleriniz arasında bebeğe zarar verecek bir şey olup olmadığını araştırın.

    Bu rehber gebeliğiniz sırasında düzenli beslenmenize ışık tutabilmek amacıyla hazırlanmıştır.

    KALSİYUM

    Bebeğinizin gebeliğin 8. Haftasında oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için kalsiyum önemlidir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Kalsiyum açısından zengin besinler arasında peynir, süt, yoğurt, ve yeşil yapraklı sebzeler sayılabilir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğunu unutmayın. Bu nedenle yağı alınmış süt ve yoğurdu yeğlemelisiniz.

    Günlük fazla kalsiyum gereksinimini şunlarla giderebilirsiniz : 85 gr yağsız peynir , 7 dilim beyaz ekmek, 2 bardak süt, 170 gr sardalye.

    Beyaz Ekmek
    Yağı Alınmış Süt
    Yarım Yağlı Peynir
    Lor Peyniri
    Taze Badem
    Sardalye

    PROTEİN

    Gebelikte protein gereksinimi arttığı için protein içeren çeşitli besinleri almalısınız. Balık, et, kuru baklagiller ve sütten yapılan besinler protein açısından zengindir. Ancak hayvansal besinler yağ açısından zengin olduğu için aşırı alınmamalı, etin yağsız tarafı yeğlenmelidir.

    - Tavuk Eti - Yağsız Kırmızı Et

    - Balık - Yumurta

    - Yoğurt - Mercimek

    - Yer Fıstığı - Kaşar peyniri

    - Fıstık Ezmesi

    C VİTAMİNİ

    C Vitamini plasenta için yararlıdır, vücudunuzun hastalık etkenlerine karşı direncini arttırır ve demirin bağırsaklarda emilimini kolaylaştırır. C vitamini taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitaminin çoğu kaybolur. Besinleri tazeyken tüketmeli, sebzeleri ya çiğ yada az haşlayarak yemelisiniz.

    - Lahana - Bürüksel Lahanası

    - Greyfurt - Portakal

    - Domates - Patates

    - Karnıbahar - Çilek

    - Kırmızı ve Yeşil biber

    LİFLİ GIDALAR

    Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın önlenmesinde çok yararlıdır. Sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin emilimini bozduğundan fazla yenmemelidir.

    - Kepekli Ekmek - Kuruyemiş

    - Ahududu - Kepekli Makarna

    - Bezelye - Kuru kayısı

    - Esmer pirinç - Pırasa

    - Kuru Üzüm

    FOLİK ASİT

    Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle ilk haftalarda folik asit gereklidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normamden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.

    Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır. Pişirme ile içlerindeki folik asit azalacağı için çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz.

    - Ispanak - Yer Fıstığı

    - Fındık - Karnıbahar

    - Kepekli Ekmek

    DEMİR

    Gebelikte, hem bebeğin doğumdan sonra kullanacağı demirin depolanması hem de gebelik nedeniyle artan kanınıza yeterli oksijenin taşınabilmesi için normalden fazla miktarda demire ihtiyaç vardır. Hayvansal yiyeceklerdeki demir, sebze ve kuru meyvelerde olandan daha kolay emilir. Et yemiyorsanız, demirin emilimin arttırmak için aldığınız besinlerin C vitamini açısından zengin olması gerekir. Diyet demir eksikliğini gidermek için tek başına yeterli olaz. Dolayısıyla artan demir ihtiyacını karşılamak için demir içeren ilaçların alınması gerekir. Demir, bebeğin ve annenin ana ihtiyaçlarından biridir. Demir eksikliği sonucunda yorgunluk hissi ve konsantrasyon güçlüğünün yanı sıra cilt ve mukozada solukluk, saç dökülmesi gibi bazı fiziksel belirtiler de ortaya çıkar.

    Yağsız Kırmızı Et

    Ton Balığı
    Karaciğer

    Gebeliğiniz sırasında aldığınız besinler plesanta aracılğı ile bebeğinize de geçmektedir. O yüzden bebeğinize zararlı olabilecek besin maddelerinden korumanız gerekir.

    YAĞLAR

    Denğeli bir diyette toplam enerji ihtiyacının %30’u yağlar tarafından karşılanmaktadır.

    Tüketilecek yağların seçiminde bitkisel kökenli olanlar (zeytin ve mısırözü yağları) hayvansal olanlara (tereyağı, iç yağı) tercih edilmelidir.

    İŞLENMİŞ YİYECEKLER

    Konserve gibi işlenmiş yiyeceklerden gebeliğiniz süresince uzak durmalısınız. Bu tür yiyeceklerde genellikle fazladan şeker ya da tuz katılmıştır; fazlaca yağ içerebilirler, içlerinde gereksiz koruyucu, tatlandırıcı, renklendiriciler bulunabilir. Ürünlerin etiketlerini dikkatlice okuyup yapay maddeleri içermeyenleri ya da en az içerenleri seçmelisiniz.

    DONDURULMUŞ YİYECEKLER

    İşyeri yemekhanelerinden verilen sıcak yemeklerden, önceden pişirilmiş süpermarket yiyeceklerinden, yeni pişirilmiş ve sıcak olmayan tavuk etinden sakınmanız gerekir. Bunlarda bebeğinize geçip tehlike yaratabilmek bakteriler bulunabilir.

    BEBEĞİNİZİ KORUYUN

    SÜT VE PEYNİR

    Tam mayalanmamış peynir ve pastörize edilmemiş süt de zararlı olabilir. Mutlaka pastörize edilmiş süt içmelisiniz.

    SIVILAR

    Gebelikte böbrekleri çalıştırmak ve kabızlığı önlemek için bolca sıvı içilmesi çok yararlıdır. En iyi içecek sudur. Bu nedenle gebelikte istediğiniz kadar bol su içebilirsiniz.

    ÇAY, KAHVE, KAKAO

    Bunların hepsinde bulunan kafeinin sindirim sistemine bazı zararları etkileri vardır. Kafein içeren içmemeniz doğru olur. Hatta dayanabilseniz, bu tür içeceklerden gebeliğiniz boyunca uzak durun. Bunların yerine bol bol maden suyu içebilirsiniz.

    BİTKİ ÇAYLARI

    Gebelik sırasında bitki çayları içmek istiyorsanız bunların etkilerini iyiçe araştırmakta yarar vardır. Paketlenmiş olarak satılan hazır bitki çaylarının bir bölümünde bebeği etkileyebilecek katkı maddeleri olabilir, ancak çoğunun bebeğe zararı yoktur. Hatta ahududu yaprağından hazırlanan çayın doğumu kolaylaştırdığına eskiden beri inanılır.

    ŞEKER

    Kek, bisküvi, reçel ve meşrubat gibi şekerli yiyecek içecekte gerekli temel besin maddeleri azdır, kilo almanıza neden olabilirler. Enerjinizi ekmek gibi karbonhidratlardan almanız, şekeri azaltmanız yararlıdır.

    TUZ

    Çoğu insan gereğinden fazla tuz yer. Gebelikte ise aldığınız tuzun miktarını düşürmeniz önemlidir. Fazla tuz bacaklarda şişmelere ve sonuç olarak tansiyonunuzun yükselmesine yol açar.

    AŞERME

    Gebelikte turşu, muz, karpuz, soğan gibi bazı yiyeceklere karşı aşırı istek doğabilir. Çok arzuladığınız bu yiyecekleri sindirim düzeninizde bozukluğa neden olmuyorsa ve şişmanlamanıza yol açmayacaksa uygun miktarda yemenizde bir sakınca yoktur.

    SAĞLIĞINIZI KORUYUN

    GEBELİKTE EN YARARLI BESİNLER

    Süt, yoğurt, peynir : Kalsiyum , protein

    Yeşil yapraklı sebzeler : C vitamini, lif, folik asit

    Yağsız kırmızı et : Protein , demir

    Tavuk eti : Protein , demir

    Sardalye : Kalsiyum, demir , protein

    Balık : Protein

    Kepekli ekmek : Protein , lif, folik asit

    GEBELİKTE EN ZARARLI BESİNLER

    Genel olarak tatlı ve şekerlemeler

    Şekerli marmelatlar

    Likörler

    Gazlı ve şekerli içecekler (Kola,gazoz vb.)

    Aperatifler

    Kızartmalar

    Çok fazla kahve ve/veya çay

    İki kişilik yemek

    HASTALIKLARDAN KORUNUN

    Gebelik süresince beslenmeye bağlı olan bazı rahatsızlıklar görülebilir.

    Bunlar genellikle rahatsız edici semptomlar olmakla birlikte hamileliğin iyi neticelenmesini engelleyecek derecede değildirler. Yine de bunları kendi doktorunuzla görüşmeniz gerekir.

    BULANTI

    Gebeliğin ilk aylarında sıklıkla rastlanan bu rahatsızlık gastrik aktiviyeti etkileyen hormonal değişimlere bağlıdır. Bu değişiklikler kimi zaman kusmaya ve bazı gıdalardan tiksintiye yol açabilir. Böyle bir tiksinti oluşursa bu gıdalar için zorlanmayıp başka gıdalara geçilmesi gerekir.

    Küçük ve sık öğünlerden oluşan hafif diyet, gastrik aktiviteyi azaltarak hazım müddetini kısaltır. Bu nedenle gün içinde dağıtılmış 5, hatta 6 küçük öğünle beslenilmesi tavsiye edilir.

    Sadece ender durumlarda ve kendi doktorunuzun isteği doğrultusunda ilaca başvurmanız gerekebilir.

    MİDE YANMASI :

    Bu rahatsızlık da hamilelikte sık görülür ve özellikle de büyüyen rahmin midede sıkışmaya yol açması nedeniyle tüm hamilelik müddetince devam edebilir. Bu durum için de küçük ve sık öğünler halinde beslenilmesi tavsiye edilir.

    KABIZLIK :

    Gebelikte hormonal faktörlere bağlı olarak barsak motilitesi (hareketliliği) azalmaktadır. Bu nedenle gebe kadınlara kepekli ekmek, hububat, meyva, çiğ ve pişmiş sebzeler gibi lif açısından zengin gıdaları bol miktarda almaları tavsiye edilir. Kabızlığa yönelik ilaçların kullanıımı ise tavsiye edilmez.

    KİLONUZU KONTROL EDİN

    En az haftada bir defa olmak üzere düzenli tartılın. Tartılma işini sabahları aç karnına ve giyinmeden yapın.
    Ayda ortalama 1 kiloluk bir artışla gebeliğin sonunda vücut ağırlığınızın 9 ile 12 kilodan fazla artmamış olması gerektiğini hatırda tutun. Ancak, ilk üç aylık dönemde gebeliğin normal gelişimi için herhangi bir kilo artışı gerekmediğini de unutmayın.
    Özellikle de el ve ayaklarda şişme görülüyorsa, aşırı hızlı kilo artışlarını (10 günde 1 kilo gibi) derhal doktorunuza bildirin. Aynı şekilde, kilonuzda belirgin bir düşüş olursa doktorunuzu durumdan hemen haberdar edin.
#25.03.2014 10:04 0 0 0
  • RAHİM AĞZI KANSERİNDEN KORUNABİLİRSİNİZ

    BUNUN İÇİN DÜZENLİ PAP SMEAR TESTİ YAPTIRMALISINIZ


    PAP SMEAR TESTİ NEDİR ?
    Rahim ağzındaki (serviks) kanser başlangıcı olabilecek herhangi bir hücresel değişikliği belirleyen basit bir testtir. Bu test bazen hafif bir enfeksiyon belirtisinin yakalanabilmesini de sağlar.
    Bir erken tanı yöntemidir.


    NASIL YAPILIR ?
    Jinekolojik muayene sırasında, doktorunuz tarafından steril özel bir çubukla rahim ağzındaki hücrelerden sürüntü şeklinde bir örnek cam üzerine alınır. Alınan bu örnek labaratuvar'a (patoloji ye) gönderilerek incelettirilir.


    CANINIZ ACIR MI ?
    Örnek alınırken siz hiçbir şey hissetmezsiniz.


    PAP SMEAR SONUCU NASIL DEĞERLENDİRİLİR ?
    ANORMAL SMEAR NE ANLAM TAŞIR ?
    Bazen hiçbir anlam taşımaz. Basit bir tedavi ile geçebilecek hafif bir enfeksiyon ya da örneğin alındığı bölgede bazı hücresel değişiklikler bu testle anlaşılabilir. Her hücresel değişiklik kanser demek değildir. Ancak kişinin hekim tarafından daha sıkı izlenmesi gerekebilir. Bazen bu hücresel değişiklikler kanser anlamı taşır. Rahim ağzı kanseri anlamına gelen değişiklikler bulunduğunda hemen tedavi şansı doğar.Gecikildiğinde kadının ölümü ile sonuçlanabilecek rahim ağzı kanseri,bu testle anlaşıldığında hemen tedavi edilirse, hastalıktan eser kalmaz. Bu testle en erken dönemde tanı konulmuş olur.


    KİMLER YAPTIRMALI ?
    Her kadın bu testi,adet görmeye başladığı andan itibaren menopozda da devam ederek hayatı boyunca önerilen sıklıklarla yaptırmalıdır.Pap smear erken tanı koymaya yönelik bir test olduğundan yaptırmak için kadının şikayeti olması gerekmez.Rahim ağzında yarası olan,cinsel ilişki sırasında ağrı ve batma duyan,damla şeklinde kanaması olan ya da sürekli akıntısı olan kadınlar hiç vakit kaybetmeden pap smear testini yaptırmalıdır.


    HANGİ DÖNEMDE YAPTIRMALI ?
    Pap smear için en uygun zaman iki adet kanamasının ortasındaki günlerdir.Testten önceki 48 saat cinsel ilişki olmaması,hazneye ilaç konulmaması daha iyi sonuç alınmasını sağlayacaktır.


    NE SIKLIKTA YAPTIRMALI ?
    Eğer bir probleminiz yoksa altı ayda bir yaptırmak gereklidir. Eğer genital herpes veya human papilloma virüs (HPV) tanısı konulmuşsa veya üreme organlarınızın bulunduğu yerde siğil varsa ya da geçmişte yaptırdığınız pap smearden olağan dışı sonuç geldi ise her üç ayda bir veya doktorunuzun önerdiği sıklıkta tekrarlanması yararlı olacaktır.
    NEREYE BAŞVURMALI ?
    Smear testi Kadın Doğum uzmanı doktorlarca yapılmalıdır.
#25.03.2014 10:01 0 0 0
  • Yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biri olan şeftali kiraz ve kayısı gibi gülgiller ailesindendir.

    Dünyaya Çin'den yayıldığı düşünülen şeftali uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolü olarak Çin sanatında çömlek ve porselen dekorasyonlarında kullanılmıştır.

    En iyi sıcak iklimlerde yetişen şeftali Avrupa 'ya İran'dan İspanyollar tarafından getirtilmiştir.

    Ülkemizde en fazla Bursa ve Akdeniz bölgesinde yetiştirilmektedir. Dünya şeftali üretiminin % 50′ sini Akdeniz ülkeleri karşılamaktadır. Ancak ülkemiz uygun iklim koşullarına sahip olmasına rağmen üretim açısından söz sahibi ülkeler arasına girememiştir.

    Ete yapışık olanı et şeftalisi, çekirdeği kolay ayrılanı yarma şeftali olarak bilinir. Nektarin olan tüysüz bir çeşidi de bulunmaktadır.

    Şeftalinin en uygun tüketim zamanı Ağostos ayıdır. Turfandası tad olarak iyi değildir ve yararı da azdır.

    Şeftali seçerken yumuşak, küçük veya orta boylu olanı ve de tek renk olanı tercih edilmelidir.

    Şeftalinin altındaki kremsi altın renk meyvenin tazeliğini gösterir.

    Şeftali Yararları

    Ağız kokusunu alır.

    Böbrek taşlarını eritir.

    Bağırsak kurtlarını öldürür ve olgunu yumuşaklık yapar.

    Kanı zehirlerden temizler.

    Gut hastalığına karşı etkili bir ilaçtır.

    Çiçekleri kabızlığı giderir ve barsak solucanlarını düşürür.

    Bol miktarda idrar söktürür.

    Meyvesi hazmı kolaylaştırır.İdrar yollarını temizler.

    Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir.

    Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır.

    Şeftali çiçeğini kuru yada tazesini 1 litre kaynayan suya 10 gr atın. 10 dakika bekletin.çay gibi içilirse bağırsaklara yumuşaklık verir öksürüğü hafifletir.

    Şeftali alırken özellikle hoş kokulu olmasına dikkat edin. Eğer olgun şeftali alacaksanız hemen tüketin. Olgunlaşmamış şeftalileri evde oda sıcaklığında bir kese kağıdı içinde 2-3 bekletirseniz olgunlaşmalarını sağlarsınız. Şeftalinin olgunlaştığını dokunduğunuzda yumuşamasından ve hoş kokusundan anlayabilirsiniz.

    100 gram Şeftalinin Besin Değeri

    A vitamini – 880 IU
    B vitamini – 02 mg
    Riboflavin – 0.05 mg
    Niasin – 0,9 mg
    Vitamin C – 8 mg
    Kalsiyum – 8 mg
    Demir – 0.6 mg
    Fosfor – 22 mg
    Potasyum – 310 mg
    Yağ – 0,1 gram
    Karbonhidratlar – 12 gram
    Protein – 0,5 gram
    Lif – 0,6 gram
    Şekerler – 9 gram
    Kalori – 46
#25.03.2014 09:58 0 0 0


  • Yeni anne olan kadınlar, doğum sonrası yapacakları hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formlarına dönebiliyor.
    Ancak karın kaslarının eski halini alması için daha uzun bir süreye ihtiyaç duyuluyor. Sezaryenle doğum yapanların ise karın hareketlerine iki ay sonra başlamaları gerekiyor.
    Doğum sonrası için doktorların önerdiği birkaç hareket :
    1- İlk günlerde her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.
    2- Yine ilk günlerde dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeriye çekin ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
    3- İlk haftanın sonunda sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrar tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
    4- İkinci haftanın sonunda sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10'a kadar sayıp rahatlayın. Tekrar yapın.
    5- Üçüncü haftanın sonunda sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10'a kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz.
#25.03.2014 09:54 0 0 0

  • Çocukların kulaktan ve ağızdan ölçülen ateşleri 36-36,8 C ise bu normal vücut ısısıdır. Koltukaltından 37 C,ağızdan 37,5 C ve makattan (rektal olarak) 38 C ve üzerinde ölçümler alınıyorsa, bu yüksek ateş olarak tanımlanabilir. Ateşi yükselen çocuklar için ateşi kontrol altına almaya yönelik müdahalelerin yapılması gerekmektedir.
    Ateşe neden olabilen bakteri,virüs, gibi mikroorganizmalar vücuda girer.Bu mikroorganizmalar pirojen adı verilen çeşitli maddeler salgılarlar.
    Cevap olarak vücutta endojen adı verilen maddeler salgılanır.Vücut ısısını dengede tutan termoregülatör bölge harekete geçer. Ve bunun sonucunda da ateş çıkar.
    Ateşin yükselmesiyle havale geçirme arasında her zaman ilinti yoktur. Ateş sadece hastalık yapıcı bir mikroorganizmanın vücuda girmesiyle yükselmez. Rutin yapılan aşılar sonucu, 5 aylık-2,5 yaş arasındaki bebeklerin diş çıkarmaları dönemlerinde, vücutta oluşan bir doku hasarı sonucunda da ateş yükselebilir.Bazen çok yüksek ateşte havale görülmezken, bazı çocuklarda düşük ateşte bile havaleye rastlanabilir. Havale nöbetleri genellikle 6 ay ile 5 yaş arasında görülür. Eskiden havale geçiren çocuklarda mutlaka bir beyin hasarı kalacağı düşünülürken, artık bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. Önemli olan havalenin kendisinden çok havaleye neden olan hastalıktır. Tipik havale nöbetinde bebeklerde şuur kaybı, kol ve bacaklarda kasılmalar oluşur.
    Kontrol altına alınamayan uzun süreli yüksek ateşlerde ve havale belirtilerinin görülmeye başlandığı anda hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurup çocukların doktor kontrolüne alınması gerekir.
    Hipotermi ve Hipertermi
    Hipertermi çevresel faktörler nedeniyle, içinde bulunulan ortam ısısının artmasıyla vücut ısısının yükselmesidir. Hipertermi yüksek ateşle karşılaştırılmamalıdır. Hipertermi nedeniyle kişiler terler ve soğuk bir şeyler içmek isterler. Ateşi yükselen kişiler üşüdüğünü, hipertermik kişi ise vücudunun ısısndığını hisseder.
    Hipotermi ise vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesidir ve hayatı tehdit eden bir olaydır. Özellike küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bazı hastalarda vücut ısı dengesinin hassas olması nedeniyle hipotermi, yani ateşin normalin altına düşmesi,ciddi durumlara neden olur. Ateş düşmesinin belirtisi titreme, derinin soğuk ve soluk olması,bitkinlik,konuşma güçlüğüdür. Dağcılık sporu ile uğraşanların çok sık karşı karşıya kaldıkları ve halk arasında donma olarak bilinen ateş düşmelerine sebep genel olarak aşırı soğuğa maruz kalmak olabildiği bazı ilaçların (nonsteroid-antienflamatuarlar gibi) yan etkisi olarak da görülebilmektedir.
    Hipotermi olan kişilerde tüm giysilerin çıkarılıp,kişinin normal sıcaklıktaki bir odaya alınması bir battaniye yardımı ile yavaş yavaş ısıtılması, çok sıcak olmayan içeceklerin verilmesi gerekir. Sık aralıklarla örneğin yarım saatte bir ateş ölçümü yapılarak doktora ulaşana kadar ısıtıcı önlemlerle devam edilmelidir. Özellikle kullanılan bir ilaçtan dolayı hipotermi yaşandığı şüphesi varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.
    Ateş Nasıl Ölçülür?
    Ateş çeşitli şekillerde ölçülebilir.
    Koltuk altı
    Rektal (makattan ölçüm)
    Timpana (kulaktan ölçüm)
    Oral (ağız içinden ölçüm)
    Ölçümünde hangi yöntemin uygulanacağı çocuğun yaşına göre belirlenebilir. Bebeklerde rektal ölçümler, daha büyük çocuklarda ise koltuk altından ateş ölçülmesi daha doğru olmaktadır. Genellikle koltuk altına oranla rektal yoldan alınan ölçümler 0,5-1 C daha yüksek bulunur. Koltuk altı ölçümü yapılırken terleme varsa önce kurulanmalı sonra cıvalı kısım koltuk altına gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Tercihen kucakta tutularak 3 dakika termometre kapalı koltuk altında tutulmalıdır. Civalı termometreler en güvenilir ölçümlerin yapıldığı termometreler olmakla beraber kırılmaları durumunda oluşabilecek yaralanmalara, civalı yerlerinin dökülmesi nedeniyle zehirlenmeler oluşmasına karşı dikkatli olunmalıdır.
    Ağız içinden ölçüm yapılırken ölçümden 5-10 dakika önce soğuk ve sıcak yiyecek ve içeceklerin alınmamasına dikkat edilmeli, termometre ağız içerisinde 2-3 dakika bekletildikten sonra okuma yapılmalıdır.
    Hızlı ölçüm yöntemlerinden biri de timpanik termometrelerle kulaktan yapılan ölçümlerdir. Trmometre kulak içine dikkatlice yerleştirilip ölçüm yapılabilir.
#25.03.2014 09:52 0 0 0
  • Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlen Kaya Çardak, çocuğunuzdaki halsizlik, boğaz ağrısı, bademcik büyümesi ve ateşin nedeni kimi zaman yetişkinler tarafından sık sık öpülmesinden kaynaklanıyor olabileceğini söyledi. Çardak, "Çocukları günlerce yatağa düşürebilen bu rahatsızlık bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak pek çok ciddi hastalığa da davetiye çıkarabilir." dedi.

    Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Özlen Kaya Çardak, çocuklardaki öpücük hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen enfeksiyon EBV (Epstein-Barr virus) adlı virüse bağlı olarak gelişmektedir diyen Çardak, "İnsandan insana tükürük yolu ile bulaşma olduğu için öpücük hastalığı olarak bilinmektedir. Tıbbi adı 'İnfeksiyöz mononükleoz' dur. Öpücük hastalığının kuluçka dönemi yaklaşık 40 gündür ama küçük çocuklarda bu süre 15-20 güne kadar kısalabilmektedir. Bu virüs bulaşan kişilerde hastalık tablosunun oluşması o kişinin bağışıklık sistemi ile ilgilidir. Bazı kişilerde virüs bulaşmış olsa bile bağışıklık sistemi iyi çalışıyorsa hastalığın klinik bulguları gözlenmemektedir. Hastalık küçük çocuklarda (2 yaş altında) hiç belirti vermeden de geçirilebilmektedir." diye konuştu.

    Uz. Dr. Özlen Kaya Çardak şöyle dedi: "Öpücük hastalığı bulaşan kişilerin ağız ve boğaz salgılarında çoğalan virüs diğer insanlara öpüşme yoluyla geçmektedir. Kan ve kan ürünleri yoluyla da bulaşmalar olabilir. Nadiren hasta kişilerin tükürüğü ile bulaşmış bardak, çatal, kaşık gibi şeylerden de bulaşmalar olabilir. Virüs bulaşan kişilerin ilk 2 hafta şikayetleri olmaz. Bu virüs tükürük bezleri ve ağız içi lenf dokusunda çoğalır. Daha sonra kana karışan virüs ile birlikte şikayetler başlar. İlk belirtiler sıradan bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibidir. Halsizlik, boğaz ağrısı, ateş ve boyun lenf bezlerinde büyümeler gözlenir. Bademcikler büyür, boğaz kızarır. Hastaların %30'unda bademcik üzerinde yaygın beyaz renkte iltihap gözle görülebilir. %50 hastada dalak büyümesi, %20 hastada karaciğer büyümesi muayene ile saptanabilir. Yüz ve dudaklarda ödem görülebilir."

    Bazen antibiyotik tedavisinin işe yaramayacağını söyleyen Çardak, "Bazı hastalarda tüm vücutta döküntü de gelişir. Ateş çok yüksek olur ve sıradan bir boğaz enfeksiyonuna göre uzun sürer. 7-8 gün yüksek ateş devam (39-39,5) edebilir. Hastalık etkeni bir virüs olduğu için antibiyotik tedavisi burada etkisizdir ve kişi antibiyotik kullansa bile ateşin düşmemesi ve boğaz bulguları öpücük hastalığını akla getirir. Bu hastalığın klinik bulguları "Beta" mikrobuna bağlı boğaz enfeksiyonu ile karışabilir. Bu nedenle ayırt etmek için boğaz kültürü alınmalı beta enfeksiyonu bulunamazsa öpücük hastalığı incelemeleri yapılmalıdır. Nadir de olsa böbrek ve kalp yetmezliği, sarılık, artrit (eklem iltihabı), kansızlık, hepatit, menenjit ve dalak yırtılması gibi çok ciddi klinik tablolar oluşabilmektedir. Hastalık ile ilişkili halsizlik durumu aylarca sürebilir." dedi.

    Hastalık durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı diyen Uz. Dr. Özlen Kaya Çardak, "Hastalığın tanısı tipik klinik bulgular ile konulur. Laboratuvar testlerinde lökosit artışı gözlenir. Bu lökositlerin bir kısmı öpücük hastalığına özgü özel lenfositlerdir (atipik lenfositler). Kesin tanı için kan tahlillerinde bu virüse karşı oluşan antikorlar ölçülebilir. Bu antikor testleri hastalığın daha önceden geçirilmiş olduğunu veya o anda geçirilmekte olduğunu kesin olarak saptayabilir. Ateşli dönemde ateş düşürücü ilaçlar kullanılır. Yatak istirahati şarttır. Özellikle dalak büyümesi olan hastalarda dalağın yırtılma riski olması nedeniyle yatak istirahati çok önemlidir. Dalak hassasiyet kazandığı için spor faaliyetleri esnasında kolayca yırtılabilir. Anti viral ilaçların öpücük hastalığında etkinliği kesin olarak saptanamamıştır. Öpücük hastalığı bulaşıcı bir hastalık olduğu için bu tanı konan çocuklar okuldan en az 15 gün uzak tutulmalıdır. Şüpheli vakalar bardak, çatal bıçak gibi yemek malzemelerini başkaları ile paylaşmamalıdır. Takibinde dalak büyümesi olanlar dalak normale küçülene kadar spor faaliyetlerinden uzak kalmalıdır." ifadelerini kullandı.
#25.03.2014 09:48 0 0 0
  • Konu: Nerissa-Su
    Kiliside namaz kılmak kadar anlamsızcaydı seni sevmek ,sonuçta ibadet ediyordum ama yanlış yerdi,
    seviyordum ama yanlış kişiydi...
#25.03.2014 09:42 0 0 0
#25.03.2014 09:37 0 0 0
#25.03.2014 09:36 0 0 0