Yine olmadı demeyeceğimiz bir zaman var mı acaba?
Kışlarımız bitmez bizim,baharımız gelmez
Belkide üşümemiz ondandır!
Hani o yalnızlık diye adlandırdığımız soğuk oda varya
En çok geceleri açıyor kilitlerini...
Sol yanımızın sessiz misafirhanesi
Kimseyi buyur edemediğimiz
Yada sonuna kadar açtığımız ama
Gelenin tarumar ettiği sol yanımız
Kış yürekli göçmen duygular sakladığımız
Arada bir acıyor
Sessizce...
Zaten o tenhalar değilmiki bizleri kendimize esir eden!!!Bu öyle bir esaretki kurtuluşu olmayan bir girdap gibi sarar insanı!!!Önemli olan pişmanlığa yer bırakmadan tenhalaşmaktır hayat kalabalığından bence...
Öyle bir zamandayızki bir yanımız bahar bahçe bir yanımız yaprak döker!Yeşermeden dökülen yapraklar baharımızın en güzel zamanını çalarken bizden sadece bize düşen yanıyla ilgileniyoruz!Ne büyük bir kayıptır bu güzel ömrümüzden feda ettiğimiz...
O kadar çok uçmuşuzki boş hayalleri kanat yapıp kendimize
Unutmuşuz iki ayağımızın üstünde durmayı!
Bizde olmayanı eksiğimiz saydıkça
Eksilmiş farkına varamadığımız tamlarımız!!!
Bu sözler bana ait değil Birsum.Sadece bana yazdırıldı!!!Ölüm anında gerçek kurban kimdir acaba?Ölenmi kalan mı?Bazen kalan olur günahların kurbanı...Ama bir fark vardır kurbanlar arasında;bazen katiller kurban olmak uğruna dünyanın bütün suçlarına denk günahları sırtlanırlar insanlıklarından vazgeçerek...
Yarın diye birşeyin olmadığı sabaha uyanır insan da bilemez son günaydınıyla hayata gülümsediğini...Yaşamak suçtur artık onun için ve asla bilemez bu suçun cezasını nasıl çekeceğini!Oysa parlamaya hazır bir kıvılcım gibi ruhunu saran ne umutlar yazılıdır küçük yüreklerde...
Yoksa her umut bir hırsız mıdır bizden birşeyler çalan?
Eğer her umut bir hırsız ise insanın kendisi değil midir ona bu yolu açan?
O kadar çok yol açmışızki önümüze hangi yola gideceğimizi bilememişiz ve sürüklenmişiz hoyrat bir girdabın içine!
Koca bir ömrü küçücük nedenlerle heba etmişiz beyhude!
Ben şimdi üşüyorum desem sana
Senin kaç sabahına doğan güneş ısıtabilirki beni?
Acaba benim için sabahı olmayacak son akşamım senin akşamı olmayacak kaç sabahını esir alacak bunu hiç düşündün mü?
Dur demek gelmiyor içimden çünkü sana ''dur'' un anlamını yokluğum öğretecek...
Sana öğreteceğim birşey daha var
Sen acı içinde yokolurken
Ben ölümsüzleşeceğim...
Belki çocukça bir duygunun içinde mutluluğun kayıp bahçesinden solmuş gülleri toplamaktı bizim için sevda
Belki ayaz vurmuş sabahların koynuna düşmüş çiğ tanesiydi kurulan hayaller
Aslına bakarsan kayıp bir dünyanın ruhundaki asalet kadar yalnız kaldık birbirimize
Ve bir sus boyu kelimeler dizdik avaz avaz bağıran gönlümüze!
Bak görüyormusun
Aldığımız yol kadar gömüldük ''biz''deki yalnızlığın içine!!!
İnşallah gönlünün istediği bir bölüm tutturursunda seni buralarda daha çok görürüz Bilgin kardeşim...
İnsan umut dünyasının içindeki hayale dalınca tercüman olarak kalemi buluyor ellerinin arasında.Ama bazen kalemde yetmiyor kelamı anlatmaya!Sakın yazmayı bırakma ki kalem kelama değil kelam kaleme döksün içini...
Hoşgelmişsin Bilgin kardeşim.Uzun zamandır yoktun,umarım iyisindir...
Biliyormusun en güzel rahatlama şeklidir yazmak.Boş zamanlarında bir kalem bir kağıt senin bütün yalnızlığını alacaktır.Zaten sende yazmadan duramazsın...