yeğenin çok tatlı sende yakışıklı çıkmışsın allah sevdiklerine bağışlasın...ama sana tavsiyem çok jöle sürme saçlarına daha çok gençsin dökülmesin saçlarsonra(güven bana )
Temel Ingiltere'de lüks bir otele yerlesmis.
Oda servisini açip:
-'Tu ti tu tu tu' demis.
Oteldekiler telasa kapilmis bu mesaji çözmek için.Oraya buraya haber salmislar.Sonunda konsolosluktan bir çevirmen bulmuslar ve Temel'in ne dedigi anlasilmis:
Bu güzel fıkra aslında yaşanmış bir olay olup, denizaltı sahibi olan Amerika ve İspanyolların ikamet ettiği bir deniz feneri arasında geçmektedir.
Bir savaş gemisi karanlık ve sisli bir gecede yol alıyormuş.
Derken kaptan köşkündeki komutan tam karşıda ve uzakta üzerlerine doğru gelen bir ışık fark etmis. Hemen karşı tarafa sinyal göndererek su mesajı geçmiş:
-Derhal rotanızı 30 derece doğuya çeviriniz
Karsından anında cevap gelmiş:
-Sen rotanı 30 derece batıya cevir!
Komutan sasırmış, biraz da sinirlenmiş, mesajı tekrarlamış:
-Rotanı derhal 30 derece doğuya çevir, emrediyorum! Karşıdan cevap:
-Asıl sen rotanı 30 derece batıya çevireceksin! Komutan öfkeden küplere binmiş, bir mesaj daha yollamış
-Ben 30 yıllık kaptanım, sana son kez emrediyorum, rotanı 30 derece doğuya çevir! Cevap:
-Sen 30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotanı 30 derece batıya çevir
Komutan, o kadar sinirlenmiş ki, hemen mürettebata bütün topları ateşe hazır hale getirmelerini emretmiş ve son kez bir mesaj göndermiş:
-Burası bir savaş gemisi, derhal rotanı 30 derece doğuya çevirmezsen ateşe başlayacağız
Karsıdan cevap gelmiş:
-Burası da bir deniz feneri.. Sen rotanı bir an önce 30 derece batıya çevirmezsen birazdan kayalara çarpacaksın
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. Birde bakmış ki yanındaki sepet bomboş... Şapkalar gitmiş. Kafasını kaldırıp ağaca bakmış, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları... Adam başlamış düşünmeye ;
"Ben simdi ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacağım"
Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da... Derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da şapkaları çıkartıp aşağı atmışlar.. Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş.. Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış. Bir saat sonra uyanmış, bir de bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok. Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka.
Düşünmüş... " Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı. Ne yapacağımı çok iyi biliyorum..." Demiş. Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da. Ve adam gülümseyerek kendi basındaki şapkayı çıkarmış yere atmış... O anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:
Öğrenci olaylarının yaşandığı günler..
Polis Diyarbakır'da bir öğrenci evini basmış,bir sürü kitap toplamış,öğrenciler bir köşeye sinmiş oturuyor,ama bulunanlar arasında öyle tehlikeli bişey de yok...
Çoçukları endişelendiren,arkalarındaki duvarda asılı olan Karl Marx resmi.
Bi ara polislerden biri sormuş:
-Ula bu kimin resmidir?
Hah demiş çoçuk içinden,şimdi mıçtık.
-Dedemin resmi abi...
Polis sinirle dişlerini sıkmış,öğrencinin ensesine bir şaplak atmış:
-Ula utanmisan,a pezevenk,bele nur yüzlü,bele ak sakallı bir deden vardır,kalkmışsın komonistlik yapirsen..
Afacan cocugun dogum günüdür ve annesinden bir kirmizi bisiklet ister.
>Annesi de ona bisikleti hak etmedigini ve Tanriya suçlarini itiraf ettigi
bir mektup yazmasini söyler.
> Çocuk odasina gider ve baslar yazmaya...
> 'Tanrim beni hep yalan söyledigim için affedin söz veriyorum bir daha
olmiyacak bugün benim dogum günüm ve sizden bir kirmizi bisiklet
istiyorum'.
> Çocuk mektubu yirtar, atar. Çünkü günahlar o kadarcik degildir.
> ikinci mektubu yazmaya karar verir.
> 'Tanrim beni hep yalan söyledigimiçin, annemi hiç dinlemedigim için beni affet.
>Bir daha olmiycak söz veriyorum bu gün benim dogum günüm sizden kirmizi bisiklet istiyorum'.. .
>Bu mektubu da yirtar, çünkü bunlarda isledigi bütün günahlar deyildir.
> Baslar üçüncü mektuba.
> Yine olmaz ve afacan çocuk baska bir yol denemek
için annesinden izin alir ve kiliseye gider.
> Bunu gören annesi çok sevinir ve yaramaz oglunun akillandigini sanar.
> Küçük çocuk kilisede gider Meryem annenin heykelinin yanina ve saga sola baktiktan sonra
onu çantasina koyar ve eve götürür.
> Evde yine odasina çikar ve Tanriya son mektubunu yazar :
>'Bana kirmizi bisikleti al. Anan elimde rehin. Onu bir daha
göremiyebilirsin. ..
bahçeye koydum salıncak,
elinede verdim oyuncak.
benim yavrum büyüyecek,
okullara gidecek....
buda benden olsun...eline sağlık çok güzel bir paylaşım....