Kişilik, kişinin kendine özgü davranışlarının bir bütünüdür. Diğer bir ifadeyle günlük yaşamda çevresine verdiği tepkiler ile, tutum ve davranışlarının oluşturduğu bütünlüktür. Dolayısıyla bu bütünlük içinde bir uyum ve süreklilik olması gerektiği gibi, normal davranış ve düşüncelerden sapmalar da göstermemesi, esnek olabilmesi, toplumsal uyum ve işlevini bozmaması gerekir. Bu durumda sağlıklı bir kişilik yapısından bahsedebiliriz.
Ancak bazı bireylerde bu bütünlük ve uyum bozulmuş, işlev ve yeterlilik sapma göstermiştir ki, bu tür durum ve örüntüye kişilik bozukluğu adı veriyoruz. Kişilik bozukluğundaki özellikler sürekli ve tutarlıdır. Bireyi farklı kılacak kadar da kapsamlıdır. Aynı zamanda birey bu özellikleriyle bir bütün oluşturmuş olup, kendisini değiştirmekten çok, diğerlerinin kendisine uyum sağlamasını bekler.
Bu kişilerde gelişimsel takıntılar ve olgunlaşmama görülür. İş ve özel hayatlarında zorlanırlar, davranış ve tutumlarının başkalarını nasıl etkilediğini düşünmezler. İç görü ve empatiden yoksun olduklarından, başkalarından da yardım arayışı içine girmezler. Strese dayanma eşikleri de oldukça düşüktür.
Kişilik bozukluklarının genel kapsamının %6 - 9 civarında olduğu düşünülmektedir. Genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkar ve çocukluk döneminde de kendisini gösterir. Kişilik bozukluklarında kısmen genetik bir geçişin olduğu düşünülmekle beraber, ailedeki yetiştirme ve eğitim tarzı esas belirleyici olarak görülmektedir.
Ortaya çıkan ortak özelliklerine göre, kişilik bozuklukları farklı başlıklar altında incelenmekte olup, aşağıda bu sınıflandırma esas alınarak, belirgin özellikleri açıklanmıştır.
1) Paranoid Kişilik Bozukluğu
Ø Resmi bir tarzları vardır ve gergin durular.
Ø Sürekli olarak çevrelerini tarar ve insanları ölçüp biçerler.
Ø Eğlenceli kişiler değildirler ve ciddi olarak bilinirler.
Ø Oldukça mesafelidirler ve genelde başkalarına yakınlık ve sıcaklık duymazlar.
Ø Güç sahibi olmaya ve kişilerin derecelerine büyük önem verirler. Zayıf, yetrsiz ve güçsüz kişilere tepeden bakar ve aşağılarlar.
Ø Genelde toplum içinde başkalarıyla çatışma içinde olurlar.
Ø Kesin ve somut bir neden olmadan başkalarının kendisini sömürdüğüne, aldattığına veya zarar vermek istediğinden kuşkulanır.
Ø Arkadaş ve meslektaşları ile akrabalarının da kendisine olan bağlılık samimiyetleri üzerinde yersiz ve sürekli kuşkuları vardır.
Ø Söyleyeceklerinin kendi aleyhine kullanılacağını düşündüğünden başkalarına sır vermez.
Ø Sıradan ve normal söz ve davranışlardan, kendisinin tehdit edildiği veya aşağılandığına yönelik anlamlar çıkarır.
Ø Kırıcı davranışları, haksızlıkları yada kendisine önem ve değer verilmemesini bağışlamaz ve sürekli kin besler.
Ø Önemsiz ve anlamsız nedenlerle karakterine ve saygınlığına saldırıldığı yargısına vararak, öfke ve saldırı ile tepki gösterir.
Ø Doğru olmayan bilgi ve kuşkularla, eşinin sadakatsizliğinden şüphelenir.
Ø Toplumun %0,5 - 2,5 oranını etkilediği düşünülmektedir. Şizofren ve paranoid bozukluk bulunan ailelerde ve erkeklerde daha çok görülür.
Ø Genetik yatkınlık yanında, özellikle çocukluk yıllarında aile sorunları ve sömürü izine rastlanmaktadır.
2) Şizoid Kişilik Bozukluğu
Ø Tek etkinlik çerçevesinde kalırlar ve çok az etkinlikten zevk alırlar.
Ø Genellikle çekingen yapıları vardır, günlük yaşama katılmazlar, başkalarıyla benzer kaygıları taşımazlar ve pek yakınlık duymazlar.
Ø Başkalarıyla kendilerini rahat hissetmezler ve göz kontağı kurmazlar.
Ø Başkalarının yanında çok ciddi olabilirler, korku duyabilirler veya aldırmaz bir tutum takınabilirler.
Ø Duygulanım sınırlı ve yüzeysel ve donuktur.
Ø Olayların komik yanlarıyla ilgilenmezler.
Ø Kısa cevaplar verirler, kendiliklerinden konuşmazlar, bazen de acayip mecazi anlatımları olur.
Ø Cansız nesnelerden, doğa üstü kurgulardan etkilenebilirler; matematik, astronomi yada felsefi akımlarla ilgilenebilirler.
Ø Başkalarına olan gereksinimleri çok sınırlı olmasına rağmen, hayvanlara büyük bir bağlılık gösterebilirler.
Ø Cinsellikleri sadece düşleriyle sınırlıdır. Erkekler genelde bekar kalır, kadınlar edilgen yapıda evliliklerini sürdürebilirler.
Ø Kızgınlıklarını gösteremezler.
Ø Başkalarından gelen tehditlere veya emirlere boyun eğme ve karşı çıkmama tutumu içindedirler.
Ø Başkalarının övgü yada eleştirilerine karşı ilgisiz görünürler.
Ø Şizofren akrabası olanlarda daha sık görülür.
Ø Toplumun % 7,5 'unu etkilediği söylenmektedir.
3) Şizotipal Kişilik Bozukluğu
Ø Garip kişiler olarak tanımlanırlar.
Ø Davranışlarında, konuşmalarında, duygulanımlarında ve görünümlerinde ayırt edici özellikleri vardır, kendilerine özgü ve tuhaftır.
Ø Kendi duygularının ayırımında olamayabilirler ve başkalarının olumsuz duygulanımlarına karşı çok duyarlı olabilirler. Kısıtlı ve uygunsuzdur.
Ø Bir çoğunun batıl inançları yada duyu ötesi algılara inancı vardır.
Ø Düş içinde yaşarlar.
Ø Toplumdan uzak kalma eğilimi gösterirler ve stres altında geçici psikotik belirtiler ortaya çıkarabilirler.
Ø Mezheplere katılır, büyücülük yada olağan dışı dini uygulamalar içinde olabilirler.
Ø Çok azının yakın arkadaşı vardır ve sosyal kaygıları fazladır.
Ø Referans fikirleri yoğundur.
Ø Kuşkuculuk ve paranoid düşüncelere rastlanır.
Ø Toplumun % 3'lük kısmını etkilediği bilinmektedir.
Ø Şizofrenik yakınları olanlarda daha sık görülür.
4) Antisosyal Kişilik Bozukluğu
Ø Manipülatif davranana kişilerdir.
Ø Yalan söyleme, evden kaçma davranışları sık görülür.
Ø Kişinin geçmişinde şiddete sık başvurduğu ile ilgili anemnez alınır.
Ø Rasgele cinsel ilişkilere girer.
Ø Eşini yada çocuğunu sömürdüğü görülür.
Ø Vicdan azabı çekmezler, pişmanlık duymazlar.
Ø Dürtü bozuklukları genelde vardır ve plansız davranırlar.
Ø Başkalarına karşı düşünceli ve duyarlı değillerdir.
Ø Huzursuzluk içindedirler ve saldırgan tutum içindedirler.
Ø Başkalarını aldatma ve sahtekarlık içinde yaşarlar.
Ø Kendilerinin ve başkalarının güvenliğini umursamazlar.
Ø Yinelenen kavga ve dövüşler veya saldırılarla devam eden sinirlilik hali
Ø Bir işi götürememe yada mali yükümlülüklerini sürekli götürememe ile belirgin sorumsuz tavırlar
Ø Başkalarına zarar vermiş, kötü davranmış yada başkasından bir şey çalmış olmasına rağmen ilgisizlik hali yada yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile devam eden vicdan azabı çekmeme
Ø Yasalara, toplumsal kurallara ayak uyduramama
Ø Erkeklerde %3 - 7, kadınlarda %1 civarında sıklıkla rastlanır. Hapishanedekilerin yaklaşık %75'inde bu bozukluğa rastlanır.
Ø Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu yatkınlık oluşturur.
5) Borderline Kişilik Bozukluğu
Ø Psikoz, duygu durum bozuklukları, diğer kişilik bozuklukları ve bilişsel bozukluklarla örtüşen çok yanı vardır.
Ø Her zaman bir bunalım ve kriz içindedirler.
Ø Mikropsikotik epizodları olabilir ve bunlar genellikle paranoya veya gelip geçici disosiyatif belirtileri içerir.
Ø Başkalarıyla ilişkileri çok çalkantılıdır, yalnız kalmaya tahammülleri yoktur.
Ø Terk edilmenin her türüne karşı koyabilmek için her türlü yola başvurabilirler.
Ø Çok kolay öfkelenebilir ve genellikle manüpülatif davranırlar.
Ø Para, cinsellik gibi konularda dürtüsel davranırlar. Madde kötüye kullanımı, hızlı araba kullanımı yada tıkanırcasına yemek yeme davranışları sık görülür.
Ø Gözünde aşırı büyütme yada yerin dibine vurma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması
Ø Kimlik karmaşası yaşarlar. Belirgin ve sürekli olarak tutarsız benlik algısı veya kendilik duyumunun mevcuttur.
Ø Yinelenen intihar davranışları ve girişimleri, göz korkutmaları vardır.
Ø Kendini sürekli olarak boşlukta hissederler.
Ø Uygunsuz ve yoğun öfke yada öfkesini kontrol edememe hali vardır.
Ø Genellikle % 2 civarında sıklığa sahiptir. Genelde kadınlarda daha yoğundur.
Ø Bu kişilerin %90'ının başka bir psikiyatrik hastalığı; %40'ının da ikiden çok psikiyatrik tanısı vardır.
Ø Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve madde kötüye kullanımı daha fazladır.
6) Histrionik Kişilik Bozukluğu
Ø Bu tür kişilik bozukluklarında insanlar sürekli rol yapıyormuş gibi, duygusal ve olumlu izlenim bırakmaya çalışan kişilerdir.
Ø Çoğunlukla işbirliği yaparlar ve kendilerine yardım edilmesini isterler.
Ø Çok renkli, aşırı derecede süslü, göz alıcı, alımlı olmaya çalışırlar; dikkatleri üzerlerine çekmeye yönelik ayartıcı ve baştan çıkarıcı davranışlar içindedirler.
Ø Davranışlarında bağımlılık gösterirler. Gösterişe dönük ve yapmacık davranış içindedirler.
Ø Hızlı değişen duygulanımları vardır. Duygusal derinlikleri yoktur, sığdırlar ve içten davranmazlar. Duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler.
Ø Aşırı düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik, ayrıntısız konuşma biçimleri vardır. Sanki rol yapıyormuş gibi konuşurlar.
Ø Çoğu zaman telkine yatkındırlar, başkalarından ve olaylardan çabuk etkilenirler.
Ø İlişkilerin olması gereğinden daha yakın olması gerektiğini düşünürler.
Ø Yüzeysel olarak bakıldığında hoşa giderler.
Ø İlgi odağı olamadıklarında rahatsız olurlar.
Ø Prevalansı %2 - 3 civarındadır. Kadınlarda daha sık görülür.
Ø Bu bozukluk somatizasyona, duygu durum bozukluğuna ve alkol kullanımına eşlik edebilir.
7) Narsistik Kişilik Bozukluğu
Ø Kendini büyük görme ve benlik saygısı ile ilgili konularda aşırı ilgilenme ile belirlidir.
Ø Kendilerinin önemli oldukları ile ilgili büyüklük duyguları vardır. Başarı ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler.
Ø Küstah, kendini beğenmiş davranış yada tutumlar sergilerler.
Ø Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik yada kusursuz sevgi hayalleri üzerinde kafa yorarlar.
Ø Özel insan olduklarına ve özel haklarla donatıldıklarına inanırlar. Ancak başka özel yada toplumsal durumu üstün kişilerin kendisini anlayabileceğini yada ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanır.
Ø Eleştirilmeye yada yenilgiye büyük bir kızgınlıkla ve depresyon ile karşı koyarlar.
Ø Benlik saygıları kırılgandır.
Ø Başkalarını kendi çıkarları uğruna kullanma eğiliminde olurlar
Ø Başkalarıyla eşduyum ve empati yapamazlar. Başkalarının duygularını ve gereksinmelerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdirler.
Ø Çoğu zaman başkalarını kıskanır yada başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
Ø Çok beğenilmek isterler. Dış görünüşleriyle aşırı ilgilidirler ve kendilerine hayran olunmasını beklerler.
Ø Toplumdaki sıklığı %1 civarındadır.
8) Çekingen Kişilik Bozukluğu
Ø Bu kişiler fobik olarak adlandırılan utangaç, çekingen, ürkek, korkak bir kişiliğe sahiptir.
Ø Kolaylıkla incinirler ve dışlanmaya karşı duyarlıdırlar. Mahcup düşeceği yada alay konusu olacağı korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterir.
Ø Eleştirilecek, beğenilmeyecek yada dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar.
Ø Kendi dünyalarında yaşarlar ve başkalarının kendilerini koşulsuz olarak kabul etmelerini beklerler. Sevildiğinden emin olmadıkça, insanlarla ilişkiye girmek istemez.
Ø Toplumsal katılımlarda bulunmaya karşı isteklidirler. Ancak küçük düşeceği korkusuyla kişisel girişimlerde bulunmak yada yeni etkinliklere katılmak istemez.
Ø Toplumsal durumlarda eleştirileceği yada dışlanacağı üzerinde sıklıkla düşünür.
Ø Yetersizlik duyguları nedeniyle yeni kişilerle aynı ortamda bulunduğu durumlarda ketlenir.
Ø Sıklıkla aşağılık duyguları vardır. Kendilerine güvenleri yoktur ve geri çekerler, kendilerini göstermek istemezler.
Ø Başkalarının sıradan yorumlarını aşağılayıcı olarak değerlendirir.
Ø Kendilerini sosyal açıdan beceriksiz ve çekici olmayan biri olarak görürler.
Ø Toplumdaki sıklığı %0,5 - 1 arasındadır.
9) Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Ø İleri derecede bağımlı, uysal ve boyun eğen kişilerdir.
Ø Kendi sorumluluk ve gereksinimleri başkalarınınkinden sonra gelir.
Ø Yaşamlarının çoğunda, önemli alanlarda sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyarlar.
Ø Kendileri ile ilgili kararları başkalarının almasını ister.
Ø Sömürüye dayalı kişilere dayanabilirler.
Ø Kendilerine güvenleri yoktur, başkalarının öğüt ve desteğine ihtiyaçları vardır.
Ø Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başlarına kalmaya katlanamazlar, kendilerini rahatsız ve çaresiz hissederler.
Ø Yakın bir ilişkisi bittiğinde, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler.
Ø Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırı gidebilirler.
Ø İşyerinde sürekli gözetim altında tutulmaya gereksinim duyarlar. İşleri başlatma ve tek başına iş yapma zorlukları vardır.
Ø Pasiftirler, kendilerinin farklı görüşlerini ifade etmekte zorlanırlar.
Ø Bütün kişilik bozukluklarının %2,5'unu oluşturular.
Ø Daha çok kadınlarda görülür.
10) Obsesif - Kompulsif Kişilik Bozukluğu
Ø İnatçılık boyutlarında ısrarcılık görülür.
Ø Duygulara dayanan kararlarda kararsızlıkları çoktur.
Ø Kendilerini ve bulundukları ortam ve koşulları denetim ve kontrolleri altında tutmaya çalışırlar.
Ø Kişiler arası ilişki kurma, olaylara gülüp geçme, sıcaklık duyma gibi becerilerden yoksundurlar.
Ø Otoriter bir tutum içindedirler. Mekanik ve duygudan uzak tavır içindedirler.
Ø Esas amacı gölgeleyecek kadar ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama ve organizasyon işleriyle meşgul olurlar.
Ø İşin tamamlanmasını zorlaştıracak kadar mükemmeliyetçilik gösterirler.
Ø Sosyal ilişki, faaliyet ve hobilerine zaman ayıramayacak kadar iş ve üretkenlikle ilgilenirler.
Ø Ahlak, doğruluk, değerler ve sistem ile ilgili konulara aşırı hassasiyet gösterir ve esneklik sağlayamaz.
Ø Nesneleri biriktirir, eskimiş ve değersiz şeyleri kolayca elden çıkaramazlar.
Ø Diğerlerinin işi kendisi gibi yaptığına ikna olmadıkça, görev dağılımı yapma ve birlikte çalışmaya karşı çıkar.
Ø Para harcama konusunda cimri davranır. Gelecekteki kötü günler ve felaketler için biriktirilmesi gereken bir araçtır.
Ø Erkeklerde daha sık görülür.
Ø Genetik faktörler etkin olmasına rağmen, ailede katı bir disiplin ile yetişenlerde daha sık görülür.
Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları
Ali Çankırılı
AİLEDE VE TOPLUMDA meydana gelen olumlu ve olumsuz bütün olaylardan her insan gibi çocuk da etkilenir. Ancak çocuklar yetişkinler gibi yeterli tecrübe birikimine, gelişmiş mantığa ve güçlenmiş bir iradeye sahip olmadıkları için karşılaştıkları olumsuz şartları, âni değişiklikleri ve zorlukları anne baba desteği olmadan kolay aşamazlar. Aile büyüklerinden birinin ölümü, babanın işini kaybetmesi, yeni bir eve taşınılması, okulunun değiştirilmesi, yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi gibi beklenmedik olayları ve değişiklikleri çocuklar kolay kabullenemez, uyum sağlamakta zorluk çekerler. Anne ve babadan destek gören, sevilen, özgüven duygusu gelişmiş bir çocuk kısa sürede yeni duruma uyum sağlayabilir. Uyum sağlayıncaya kadar geçen süre içinde gösterilen davranış bozuklukları ruh sağlığına zarar vermeyen geçici uyum bozukluklarıdır. Bunlar aslında çocuğun sosyal gelişimi için faydalı tecrübelerdir.
Psikologlar, bir davranış bozukluğunu yorumlarken çocuğun yaşını ve davranış bozukluğuna yol açan olayın ciddiyetini gözönünde bulundururlar. Örnek verecek olursak, iki yaşına kadar bebeklerde parmak emme fazla ciddiye alınacak bir davranış bozukluğu değildir. Nöropsikoloji uzmanları bunun ana rahmindeki bir alışkanlığın devamı olduğunu söylerken, gelişim psikolojisi uzmanları da çevreyi ve vücudunu tanıma girişimi olarak değerlendirirler. Memeden kesilen bir bebeğin yeni duruma uyum sağlayıncaya kadar parmağını emmesi normal sayılır. Yine korktuğunda, acıktığında, anneyi özlediğinde, uykuya dalarken parmak emmesi bir rahatlama şeklidir; davranış bozukluğu sayılmaz. Üç yaşındaki bir çocuğunun isteği yerine getirilmediği zaman ağlayıp sızlanması, yatıp yuvarlanması eğitim eksikliğine verilir ve fazla yadırganmaz. Ancak aynı hareketler on yaşındaki bir çocukta davranış bozukluğu kabul edilir.
Parmak Emme: Bir yaşından veya sütten kesilmeden sonra devam eden parmak emme, anne-çocuk ilişkisindeki yetersizliğe ve güven duygusunun eksikliğine işaret eder. İleri yaşlarda ortaya çıkan parmak emme, daha ciddi ruhsal bozuklukların belirtisi sayıldığından, profesyonel yardım gerektirir.
Saç Koparma (Trikotillomani): İki yaşından önce görülen saç ve seyrek olarak kaş yolma davranışı zeka geriliğinin ve gelişim bozukluğunun işareti sayılabilir. İki yaşından sonra ortaya çıkan saç yolma, anne-çocuk ilişkisinde çatışmalar olduğunu gösterir. Duygularını ifade etmede güçlük çeken, yasak ve baskı altında büyüyen kız çocuklarında saç koparma davranışına daha sık rastlanmaktadır. Korkularını, endişelerini, öfkelerini rahatça ifade etmelerine izin verilmeyen çocuklar, saçlarını veya kaşlarını yolarak, saldırganlık ve kızgınlık duygularını kendilerine yöneltmektedirler. Konuşamayan, isteklerini anlatmakta güçlük çeken zihin özürlü çocuklarda da saç koparma vak'alarına sık rastlanmaktadır.
Tırnak Yeme: Kızgınlığını, sıkıntısını, korkusunu rahatça dile getirmesine izin verilmeyen ve kızgınlığı ceza ile bastırılan çocuklar, saç koparmada olduğu gibi, tırnak yiyerek saldırganlık duygularını kendilerine yöneltirler.
Toprak Yeme (Pika): İlk bir yıl içinde bebekler eline geçeni ağzına götürerek sertliğini, yumuşaklığını, yenip yenmediğini deneyerek öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. Bir yaşından sonra devam etmesi hâlinde uyum bozukluğu olarak ele alınmalıdır. Yeterince beslenemeyen, ilgi ve sevgi eksikliği içinde olan çocuklar, evde ve bahçede ellerine geçirdikleri toprak, kum, kireç, hatta dışkı gibi zararlı şeyleri ağzına götürüp yiyebilirler. Seyrek de olsa mobilya kenarlarını kemiren çocuklara rastlanmaktadır. 'Pika' denilen bu davranış bozukluğu, daha çok anne sütü ile beslenmeyen, sevgiden, ilgiden ve şefkatten uzak büyüyen, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda görülmektedir.
Altını Islatma ve Kirletme (Enuresis ve Enkopresis): Normal olarak çocuklar iki yaşını tamamladığında küçük ve büyük abdestlerini bilinçli olarak tutabilmektedirler. Soya çekime, beslenmeye ve iklime bağlı olarak bu süreç üç yaşına kadar uzayabilir. Dört yaşından sonra devam eden altını ıslatmalar ve kirletmeler normal değildir. Eğer çocuk küçük abdestini tutmayı hiç öğrenememiş ise, zeka geriliği veya organik bir rahatsızlığından dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Laboratuvar testlerinin normal çıkması hâlinde psikolojik sebepler aranır. Eğer çocuk uzun bir süre altını kuru tutmayı öğrenmiş, sonra altını ıslatmaya veya kirletmeye başlamış ise, altını ıslatmaya başladığı zaman bir hastalık geçirip geçirmediğine bakılır. Sonradan altını ıslatma veya kirletmenin sebebi çoğu zaman psikolojiktir. Kardeş kıskançlığı, aileden birinin ölümü, boşanma, annenin tedavisi uzun süren bir hastalığa yakalanması gibi olaylar altını ıslatmayı başlatan tetikleyici sebepler arasında sayılabilir.
Öfke Patlamaları (Tempertantrum): Duyguları bastırılan, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmesine izin verilmeyen çocuklar birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamazlar. Bir olayı veya yerine getirilmeyen bir isteklerini bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltırlar. Ağlayarak kendilerini yerden yere atarlar, kafalarını yere, duvara veya sert bir cisme vururlar. Ayrıca hatalı eğitim sonucu kural tanımayan, her isteği yerine getirilen, aşırı şımartılmış çocuklar da yerine getiremeyecekleri bir kural veya aşamayacakları bir engelle karşılaştıklarında öfke nöbeti geçirebilirler.
Hırsızlık (Kleptomani): Çocuklar beş yaşına kadar ben-merkezci bir kişiliğe sahiptirler, mülkiyete ve kişilik haklarına ait kurallara uymazlar. Üç yaşındaki bir çocuk kendi oyuncağını karşısındaki çocukla paylaşmak istemediği gibi, onun elindeki oyuncağa da sahip olmak ister. Bunun yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak, anne babaların okul öncesi (3-5 yaş) çocuklara başkasına ait bir oyuncağın veya eşyanın habersiz alınamayacağını öğretmeleri gerekir. Eğer çocuğunuz oyun sırasında arkadaşlarına ait bir oyuncağı cebine veya çantasına saklayıp eve getirir ve siz de bunu farkederseniz, başkasına ait birşeyi habersiz almanın doğru bir davranış olmadığını, mutlaka geri vermesi gerektiğini anlatmalısınız. Buna hırsızlık denildiğini ve çok çirkin bir davranış olduğunu söyleyerek çocuğu utandırmanız ve suçlamanız gerekmez. Çünkü, gerçekte çocuğun amacı hırsızlık değildir. Eğer uyarılarınıza ve telkinlerinize rağmen başkalarına ait şeyleri habersiz almaya ve odasına saklamaya devam ederse çocukta bir güven eksikliği ve aşağılık duygusu var demektir. Yeterli sevgi ve ilgi görmeyen çocuklar anne ve babaya ait saat, gözlük, kalem, mücevher, makyaj malzemesi gibi şeyleri kendi odalarına saklayarak ruhsal açlıklarını gidermeye çalışırlar.
Okul öncesi çocuklarda ara sıra görülen ve amacı hırsızlık olmayan vak'alar geçici olup anne babadan yeterli ilgi ve sevgi gördüğünde kendiliğinden kaybolmaktadır. Asıl ciddiye almamız gereken, okul çağında görülen hırsızlık olaylarıdır. Çocuk ihtiyacı olduğu için değil, ruhsal açlığını gidermek için sıra arkadaşının kalem, silgi, açacak gibi eşyalarını çalmaktadır. Anne babasının cebinden veya cüzdanından para çalıp bununla arkadaşlarına kola ve yiyecek ısmarlayan bir çocuk, arkadaşlarının ilgisini çekmek ve onların gözünde değer kazanmak istemektedir. Çocuk evde bulamadığı sevgi ve ilgiyi arkadaşlarında aramaktadır.
Kendileriyle konuşulmadan, onayları alınmadan yatılı okula verilen çocuklar evde istenmedikleri ve sevilmedikleri için yatılı okula verildiklerini düşünürler. Kendilerini değersiz hisseden, güven duygusu gelişmemiş bu çocukların da sık sık kuralları çiğnedikleri, derslerini ihmal ettikleri ve hırsızlık yaptıkları bilinmektedir.
Yalan: Çocuk, okul öncesi (3-5 yaş arası) dönemde gerçek dışı simgelerle gerçek simgeleri birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa ulaşmadığından anlattığı gerçek dışı şeyler yalan olarak değerlendirilmez. Bazen rüyalarını ve hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilir. Dikkat çekmek için uydurduğu hikâyeler de yalandan uzaktır. Çünkü burada amacı sizi aldatmak değil, kendisiyle meşgul olmanızı ve ona zaman ayırmanızı sağlamaya çalışmaktır.
Tabiatta, yani yaratılışta yalan yoktur. Hadiste, her çocuk fıtrat üzere doğar, buyurulur. Bu, her çocuk yalandan, günahtan, ikiyüzlülükten uzak olarak dünyaya gelir demektir de. Çocuk zamanla yalanı bizden öğrenir. Eğer çocuğumuz yalan söylüyor ise, önce kendimizi, sonra arkadaşlarını ve çevresini gözden geçirmemiz gerekir.
Saldırganlık, Oyunbozanlık, İnatçılık (Asosyalite): Oyun çocuğun en ciddi işidir ve en etkili eğitim aracıdır. Oyundan zevk almayan çocuk yoktur. Çocuk oyun vasıtasıyla birikmiş enerjisini boşaltır, sinirlerini ve kaslarını geliştirir, el becerileri kazanır, yeteneklerini gösterme fırsatı bulur. Paylaşmayı, kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, kendisine verilen rolü yerine getirmeyi, sabretmeyi öğrenir. Çünkü ister aletli, ister aletsiz oynansın, kuralsız oyun yoktur.
Eğer bir çocuk oyunun kurallarına uymuyor, kendisine verilen rolü yerine getirmiyor, yenilgiyi kabul etmiyor, saldırgan ve inatçı bir kişilik sergiliyor ise, ailenin verdiği eğitimde yanlışlar var demektir. Bu çocukların kısa zamanda adı oyunbozan ve mızıkçıya çıkar, arkadaşları tarafından oyuna alınmaz. Her isteği yerine getirilen, şımartılmış, 'dediğim dedik' çocuklar grup oyunlarına uyum sağlamakta zorluk çekerler.
Uyku Bozukluğu: Bebeklerin uyku ve uyanıklık saatlerini ayarlama ve bir düzene sokma ilk aylarda zor olabilir. Ancak zamanla anne-bebek ilişkisi yerine oturunca, uyku saatleri de bir düzene girecektir. Bebek geceleri birkaç defa ağlayarak uyanabilir. Meme verilip altı temizlendiğinde tekrar uykuya dalar. İleriki aylarda diş çıkarma, yeterince beslenememe, karın ağrısı ve kulak iltihabı, ilgi eksikliği, fazla ses ve ışık gibi sebeplerle uykuda düzensizlikler ortaya çıkabilir. Annenin uyku konusundaki titizliği, yeterince uyumadığı endişesi, uyutmak için gösterdiği çaba bebekte duygusal bir gerginliğe yol açar ve uykuya gitmeyi zorlaştırır.
Uyku öncesinde anne tarafından söylenen sevgi içerikli ninnilerin ve masalların bebeği rahatlattığı, uykuya gitmeyi kolaylaştırdığı bilinmektedir. Bugün çok az anne bebeğine ninni söylemekte ve masal anlatmaktadır. Ana Baba Okulu'nda ders verdiğim sıralarda bir anne çocuğuna masal kasetleri aldığını ve uyku öncesinde bunları dinlettiğini söylemişti. Bir çocuk psikoloğu olarak okuma tembelliğinden kaynaklanan bu tür mekanik araçları faydalı bulmuyorum. Kasetteki yabancı ses ne kadar güzel ve profesyonelce olursa olsun, annenin sesindeki sevgiyi, şefkati ve sıcaklığı veremez. Ezberinde masal olmayan anneler, masal kitapları satın almalı, uyku saatinde çocuğun başucuna oturarak bunları okumalıdır.
Gece korkuları, anne baba ile aynı yatakta yatma istekleri, uykuya gitmede inatçılık anne-çocuk ilişkisindeki bozukluğun işareti sayılabilir.
İştahsızlık, Yemekte Nazlanma: Kadınlar arasında kilolu çocuklara özenme oldukça yaygındır. Kilolu çocuğun annesine, "Ne iyi bakmışsın, maşallah tosun gibi, tüh tüh nazar değmesin" diyerek iltifat edilir. Zayıf çocuğun annesine de "Geçmiş olsun kardeş, bebeğin bir rahatsızlığı mı var, pek zayıf yavrucak" diyerek ima yollu dokundurmalar yapılır. Kilo ile sağlığın doğrudan bir ilgisi yoktur. Çocuk acıkmadıkça ve yeme isteği duymadıkça yemek yemeye zorlanmamalıdır. Çocuğa kilo kazandırmak için ağzına mama ve yemek tıkıştıran, arkasından kaşıkla kovalayan annelerin sayısı az değildir. Annelerin yemek konusundaki bu zorlamaları çocuğu iştahsız ve inatçı yapmaktadır.
İçe Kapanıklık: Psikolojide saldırganlık ve kural tanımama madalyonun bir yüzü ise; diğer yüzü içe kapanıklık ve çekingenliktir. Yani, çekingenlik de saldırganlık kadar problem sayılmaktadır. Ancak çoğu ailelerde çekingenlik efendilik ve uysallık olarak yorumlanmakta, "Çocuğum çok usludur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz" diyerek içe kapanıklığı övülmektedir. Duyguları ve haklı tepkileri ceza ile bastırılan, yanlışları kınama ve suçlama ile karşılanan çocuklar zamanla kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve içlerine kapanmayı tercih ederler.
Kibrit ve Ateşle Oynama: Küçük çocuklarda kibrit ve çakmakla oynamak, bunlarla kâğıt yakmak sık görülen, bazen yangına sebebiyet veren ciddi bir olaydır. Zekâ geriliği olan, duygularını ve isteklerini ifade etmekte zorlanan çocuklar ateşle oynamanın getireceği tehlikeli sonucu kestiremezler. İçlerinde anne babaya karşı kin ve intikam hissi duyan mutsuz çocuklar, farkında olmadan, içlerindeki saldırganlık duygusunu yangın çıkararak açığa vurabilir.
Evden Kaçma: Uyum ve davranış bozuklukları içinde en ciddi olanı evden kaçmadır. Anne baba olmanın sorumluluğunu yerine getiremeyen, cehalet ve sefaletin hüküm sürdüğü ailelerde çocukların bir değeri yoktur. İşsiz, alkolik, ruh sağlığı bozuk bir baba akşam ekmek bekleyen karısını ve çocuklarını döverek evi yaşanmaz hâle getirir. Bu tip adamlar çoğu kez evden kaçan çocuğunu arama zahmetine bile katlanmazlar. Tinerci olarak isimlendirilen 'köprü altı çocukları' sosyo-ekonomik seviyesi düşük mutsuz ailelerden gelmektedir.
Evden kaçmanın psikolojik, sosyal ve organik (zihinsel) olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Bazen çocuklar sevilip sevilmediklerini denemek için birkaç saat gözden kaybolur, kuytu bir köşede, bir bodrumda veya arkadaşlarıyla oyuna dalmış olarak bulunur. Okul başarısı düşük, aldığı zayıf karne yüzünden dayak yiyeceğinden korkan çocuklar da evden kaçma eylemine girebilir.
Okuldan Kaçma: Okul başarısı düşük çocuklarda sık rastlanan bir davranış bozukluğudur. Okulda yaşadığı problemleri anne ve babalarına açma cesareti gösteremeyen çocuklar, birbirini ayartarak okuldan kaçar, sinema ve kafe gibi eğlence yerlerinde vakit geçirir; dönüş saatinde eve gelerek kaçamaklarını belli etmezler. Çocuğunun okuldan kaçtığını öğrenen anne ve babalar, dayak ve şiddete başvurmadan, okulun PDR (psikolojik danışmanlık ve rehberlik) uzmanıyla görüşmeli, birlikte çözüm aramalıdır.
Uyum ve Davranış Bozukluklarının
Ortak Dili
Anne ve babaların, çoğu kez farkında olmadan yaptıkları eğitim hataları üstüste biriktiği zaman çocuk bunları taşıyamaz, uyum ve davranış bozukluğu olarak açığa vurur. Okul öncesi çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları çoğu kez dışarıdan anlaşılamaz, ancak bir uzman kişi tarafından fark edilebilir. Çocuklar dil ile ifade edemedikleri şuur altına sinmiş olan korkularını, bilinçsiz olarak, çizdikleri resimlerde belli ederler.
Anne babalara yardımcı olmak için çocukların çizdiği insan resimlerinden birkaç örnek verelim.
Ağzın büyük çizilmesi: Anne ve babanın azarlamalarından, kınamalarından ve suçlamalarından korkma.
Ağzın küçük çizilmesi: Zorla yemek yedirilen çocuklarda iştahsızlık.
Ellerin büyük çizilmesi: Dayaktan ve cezadan korkma.
Ellerin küçük çizilmesi: Kendi başına bir iş becerememe, yetersizlik ve güvensizlik.
Dişlerin büyük çizilmesi: Saldırganlık ve kızgınlık eğilimleri.
Göz, burun ve kulağın olmaması: İçe kapanıklık, özgüven eksikliği, gerçeklerden kaçma, dış dünyadan kopup hayallere sığınma.
Uyum ve davranış bozukluklarının ortak özelliği güven eksikliğidir. Çocuğun kendine ve çevresine güveni yoktur. Sıkıntılarını ve endişelerini söz ile ifade edemediği için vücut dili ile dışa yansıtmaktadır.
Hiçbir işimiz çocuk eğitiminden ve sorumluluğundan daha önemli değildir. Çocuklarımıza zaman ayıralım. Her gün birlikte olduğumuz, oyun oynadığımız, gezmeye çıktığımız veya sohbet ettiğimiz bir ortak zamanımız olsun. Zamanın uzunluğu önemli değildir, kalitesi önemlidir. Öyle anneler vardır ki, bütün gün çocuklarıyla beraberdir, ama günü bağırma, çatışma ve hır-gür ile geçtiği için zamanın uzunluğu eğitim açısından bir kıymet ifade etmez. Çoğu anne babalar ise çocuklarına zaman ayırmadıkları ve kendi hallerine bıraktıkları için onları yeterince tanımıyorlar. Tanımadıkları için de ortaya çıkan problemleri çözmede yetersiz kalıyorlar.
Uyum ve davranış bozuklukları ruh sağlığının tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir. İlk işareti alan anne ve babalar, başka işaretleri beklemeden nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışmalı, gerekirse bir uzmandan psikolojik yardım alarak hatasını tamir etme yoluna gitmelidir.
İNSANIN kendini değerli hissetmesi, aile ve iş hayatında başarılı olması ve içinde yaşadığı toplumla iyi geçinmesi ruh sağlığı ile yakından ilgilidir. Ruh sağlığının temeli çocuklukta atılır. Çoğu anne babalar çocukların beden sağlığı ile ilgilendikleri kadar ruh sağlığıyla ilgilenmezler. Elbette bunu bilerek yapmazlar. Çünkü beden sağlığının bozulduğunu ateşinin yükselmesinden ve şikayetlerinden kolayca anlayabiliriz; fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak zordur. Aslında her çocuk ruh sağlığının bozulduğunu bazı işaretlerle belli eder, ancak bu işaretleri çözme bilgisinden yoksun olduğumuz için işin ciddiyetini anlayamayız.
Okuduğumuz kitaplardan, eğitimcilerden, psikologlardan "ruh sağlığı" ifadesini sık duyarız, ama çok azımız bunun ne anlama geldiğini bilir. Ruh sağlığını açıklarken her yazar kendi tarzına göre farklı kelimeler kullanabilir. Ancak sonuçta hepsi aynı anlama gelir. Ruh sağlığını kısaca şöyle açıklayabiliriz: Yetişkin insanın veya çocuğun kendine, aile üyelerine, arkadaşlarına ve yabancılara karşı davranışlarında neler hissettiğini, zor durumlar karşısında nasıl davrandığını, geleneklere, görgü kurallarına, toplumun dinî ve ahlakî değerlerine nasıl baktığını, karşılaştığı olayları nasıl yorumladığını, zevklerini, eğilimlerini ve hayata bakış açısını belirleyen duygusal güçlere ruh sağlığı denir.
Çocukların davranışlarını izleyerek ruh sağlıklarının yerinde olduğunu anlamamız, bozulduğunu gösteren işaretleri çözmemizden daha kolaydır. Sevildiğinden emin olan, kendisini değerli hisseden, aile içinde duygularını çekinmeden dile getiren, kurallara uyan, sorumluluklarını yerine getiren, özgüven duygusu gelişmiş, paylaşmayı ve işbirliğini bilen, geçinilmesi kolay, arkadaşları tarafından aranan bir çocuğun ruh sağlığı yerinde demektir.
Her çocuk bazen canımızı sıkan ve bizi endişelendiren davranışlarda bulunabilir. Hemen telaşa kapılıp bunları ruh sağlığının bozulduğunu gösteren işaretler olarak değerlendirmemiz gerekmez. Bu tür davranışlar gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabileceği için sabırla ve anlayışla karşılamalı, isterse kendisini dinlemeye ve sıkıntısını paylaşmaya hazır olduğumuzu hissettirmeliyiz. "Ne oldu sana, haydi anlat!" diyerek sıkıştırmak, paylaşmak değildir.
Çocuğun Davranış Dilini
Doğru Yorumlamalıyız
Karşımızdaki kişi veya kişilerle iletişimde bulunmak için mutlaka söz dilini kullanmamız gerekmez. Davranışlarımızın da bir dili vardır: Buna "vücut dili" diyoruz. Cami kapısına oturmuş, üstü başı perişan, elini açmış veya önüne bir mendil sermiş yaşlı bir adamın söz diliyle "Ben dilenciyim, Allah rızası için bir sadaka!" demesi gerekmez. Belki boynunu büküp konuşmaması gelip geçenler üzerinde daha etkili olmaktadır.
Çocuk davranışlarının da bir dili ve anlamı vardır. Anne salonda oturmuş televizyonda dizisi izlerken çocuğun ikide bir önünden geçip görüşünü kapatması vücut diliyle bir mesajdır. Bu mesajda çocuk: "Anne televizyon benden daha mı önemli? Ben senin evladınım, sevgine ve ilgine ihtiyacım var, bana da zaman ayır..." demektedir. Eğer anne bu mesajı doğru algılamazsa, çocuğun davranışını "yaramazlık" olarak değerlendirecek, "Çekil önümden, televizyonu göremiyorum! Odana git, oyuncaklarınla oyna..." diyerek çocuğu başından savmaya çalışacaktır. Çocuk annenin sözlerini şöyle yorumlar: "Haklıymışım, televizyon benden daha önemliymiş. Annem beni sevmiyor..."
Yaramazlık olarak değerlendirdiğimiz çocuk davranışları aslında duygusal açlığı dile getiren küçük işaretlerdir. Bu işaretler doğru yorumlanıp çocuğun duygusal açlığı giderilmezse, ruh sağlığı yara almaya başlayacak "davranış bozukluğu" dediğimiz altını ıslatma, tırnak yeme, yalan söyleme, saldırganlık vb. daha ciddi işaretler ortaya çıkacaktır. Anne baba çocuğunda gördüğü davranış bozukluklarını kınama, yargılama, tehdit ve ceza ile bastırmaya çalıştığı zaman problemin çözümü daha da zorlaşacak; davranış bozuklukları "ağır duygusal rahatsızlıklar" dediğimiz kaygı, depresyon, kendi kendine konuşma, sindirim sistemi ve uyku bozukluğu vb. şeklinde yön değiştirecektir. Ağır duygusal rahatsızlıklar tedavi edilmediği taktirde çocukların ailesiyle çatışmasına ve okul başarısının düşmesine yol açmakta; alkol, sigara, uyuşturucu, kumar gibi kötü alışkanlıklara zemin hazırlamakta, intihara kadar varan ciddi sonuçlar doğurmaktadır.
Ağır Duygusal Rahatsızlıkların İşaretleri
Koruyucu tıbbın temel kuralı psikolojide de geçerlidir: Sağlığa bakış açımız, hastalanıp çare aramaktansa hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Çocuklarımızın duygusal açlık ifade eden yaramazlıklarını doğru yorumlayıp açlıklarını giderecek yeterli sevgiyi, şefkati, korumayı, ilgiyi ve güveni vermemiz gerekir. Bunu yaptığımız taktirde koruyucu tıbbın gereğini yerine getirmiş, ağır duygusal rahatsızlıklara giden yolları kapatmış oluruz.
Çocuğumuzun duygusal yönden yaralandığını, ruh sağlığının tehlikeye girdiğini gösteren bazı işaretler vardır. Bu işaretlerden birini veya birkaçını gördüğümüz zaman vakit geçirmeden bir ruh sağlığı uzmanına gitmemiz, çocuğu tedavi ettirmemiz, aynı rahatsızlığın tekrar etmemesi için ailece terapi görmemiz gerekir.
Duygusal rahatsızlıkların işaretlerini ciddiyet derecesine göre kısaca şöyle sıralayabiliriz:
• En basit ihtiyacını bile ağlayarak dile getirme
• Başka çocuklardan daha korkak, endişeli ve kaygılı olma
• Mantıklı bir sebebi olmadan üzülme, çaresizlik, kendini kötü hissetme ve bu duygulardan kurtulamama
• Kendisini günahkâr, değersiz ve suçlu hissetme
• Sevdiği birini kaybettikten veya ondan ayrıldıktan sonra uzun süre yas tutma ve bu ayrılığa alışamama
• Boyunu, kilosunu, fiziksel görünüşünü beğenmeme ve bunu büyük bir problem olarak görme. Kilosu normal olduğu halde takıntılı bir şekilde spor yapma veya diyet uygulama.
• Fazla alıngan olma, çabuk öfkelenme
• Unutkan ve dalgın olma, bu yüzden sık kaza yapma
• Ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşıp kendi kabuğuna çekilme
• Her şeyden çabuk sıkılma, başladığı bir işin sonunu getirememe
• Yeme ve uyuma alışkanlığında değişmeler gösterme
• Gün içinde ellerini çok sık yıkama, eşyalarını temizleme
• Kaynağı açıklanamayan sesler duyma, tekrarlanan kâbûslar görme
• Başına kötü bir kaza geleceğinden, kötü bir şey yapacağından, arkadaşlarına ve ailesine zarar vereceğinden korkma
• Yaşamayı taşınmazı zor bir yük gibi görme ve intiharın bu yükten bir kurtuluş olacağından söz etme
• Alkol, hap veya uyuşturucu kullanma
Duygusal Rahatsızlığın Sebepleri
ve Aileye Düşen Görevler
Çocuklarda görülen duygusal rahatsızlıkların sadece aileden kaynaklandığını söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Aile araştırmasında ciddi bir negatif bulguya rastlanmayan beyin kimyasındaki bir bozukluktan, sinir sisteminin zarar görmesinden veya hasta genlerden kaynaklanan duygusal rahatsızlık vakaları çoktur. Olumsuz çevre şartlarının da duygusal rahatsızlıkta payı vardır. Fakirliğinden, ırkından, dinî inancından, vücut sakatlığından dolayı arkadaşları tarafından reddedilen, tecavüze veya şiddete maruz kalan çocuklarda duygusal rahatsızlıkların ortaya çıkma riski oldukça yüksektir. Gelişmiş modern araçlarla yapılan ciddi araştırmalara rağmen ağır duygusal rahatsızlıklara yol açan sebeplerin tamamı bilinmemektedir.
Sebep ne olursa olsun en büyük görev yine aileye düşmektedir. Anne baba çocuğunu tedavi ettirmek için elinden gelen her fedakârlığı göstermelidir. Aile talep etmedikçe ve istekli olmadıkça hiçbir ruh sağlığı uzmanı kapılarını çalıp "çocuğunuzu tedavi edeceğim" demez. Bazı aileler, başkaları duyarsa ne der, hakkımızda ne düşünür korkusuyla psikologa veya psikiyatra gitmek istemezler. Hiçbir anne babanın kendi prestijini düşünerek çocuğun ruh sağlığını riske atma hakkı yoktur. Amerika'da ve Avrupa ülkelerinde ciddi duygusal rahatsızlığı olduğu halde çocuğunu doktora götürmeyen aileler komşuları tarafından polise şikayet edilmekte, Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen bir doktor gelip çocuğu tedavi ettirmek üzere hastaneye götürmektedir.
Maalesef ülkemizde henüz ihtiyaca cevap verecek bir sağlık politikası yok. Düşük ücretle ve sigortasız çalıştırılan binlerce insan, hiçbir sağlık sigortasından yararlanamayan milyonlarca işsiz, gerekli tedavi masraflarını ödeyemediği için hastanelerde rehin tutulan onlarca hasta var. Daha doğru dürüst beden sağlığını koruyamayan bu insanlara ruh sağlığından bahsetmek lüks gelebilir. Şartlar ne olursa olsun, çocuğunda yukarıda saydığımız işaretlerden birkaçını gören anne babalar tedavisini üstlenecek bir yardım kuruluşu veya hayırsever bir insan buluncaya kadar aramayı sürdürmeleri gerekir. Vakıf hastaneleri ve bazı özel sağlık kurumları hastanın ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmekte veya ücretsiz bakabilmektedir.
Bölgelere ve geleneklere göre anne baba tutumları değişebilir, ancak çocuğun ruhsal ihtiyaçları değişmez. Çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin olduğu zaman dayak bile yese duyguları incinmez. "Annem kötü çocuk olmamı istemediği için dövüyor..." diye düşünür. Yıllar önce görev icabı yolumuz Doğu Anadolu'nun bir kasabasına düşmüştü. Arabamızla Sağlık Ocağı'na doğru giderken sokakta bir kadının çocuk dövdüğünü gördüm. Arabayı durdurdum. Kadına sordum: "Bu çocuk senin neyin oluyor?" Yüzüme baktı. Doğu şivesiyle: "Oğlumdur," dedi.
— Neden dövüyorsun?
— Oğlum değil mi, hem severim, hem döverim. Sana ne!
Kadından azarı işitince çocuğa döndüm: "Annenin seni dövmesine üzülmedin mi?" Çocuk sanki dayak yememiş de sırtı okşanmış gibi keyifle güldü: "Neden üzüleyim? Anamdır..." Çocuğun başını okşadım: "Haklısın," dedim. "Anandır, hem sever, hem döver."
Çocuk aslında dayaktan çok dayak sırasında söylenen aşağılayıcı sözlerden ve takınılan düşmanca tavırdan incinir. Küçük bir çocuk yanan sobaya doğru elini uzatırken, anne onu bu davranışından caydırmak için eline bir tokat vurduğu zaman çocuk döner annesinin yüzüne bakar. Annenin asık suratlı ve öfkeli olduğunu gördüğü zaman sobayı unutur ağlamaya başlar. Çocuğu ağlatan eline vurulan tokat değildir, annenin tokat atarken takındığı tutumdur. Aynı anne tokat atarken hafif gülümsese çocuğun duyguları incinmeyecek ve ağlamayacaktır. Eski terbiyeciler buna "şefkat tokadı" derler.
Anne baba olarak öncelikli görevimiz çocuklarımızın ruh sağlığını korumaktır. Bu itibarla onların da bir insan olduğunu, temel hak ve özgürlükleri bulunduğunu, anne baba da olsak bunları kısıtlamaya hakkımız olmadığını, bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Çocuklarımıza karşı beklentilerimizde onların gelişim evrelerini dikkate almalı, yapabileceklerinden fazlasını istememeliyiz. Öfkelerini, üzüntülerini, korkularını ve endişelerini olgunlukla karşılamalı, ifade etmelerine izin vermeli, bu duyguların nereden kaynaklandığını anlatmalı, onlarla nasıl baş edeceklerini öğretmeliyiz.
Çocuklarımıza bolca nasihat etmek yerine kendimiz iyi örnek olmalıyız. Çünkü onlar bizi taklit ederek büyüyeceklerdir. Yeteneklerini ve bu yöndeki girişimlerini destekleyerek her konuda yardım etmeye hazır olduğumuzu hissettirmeli, güven duygularını güçlendirmeliyiz. Aynı fikirde olmadığımız ve anlaşamadığımız durumlarda görüşlerinden dolayı onları suçlamamalı, yargılamamalı, bağımsız bir kişilik kazanmalarına yardımcı olmalıyız.
Yapıcı, mantıklı ve tutarlı bir disiplin uygulamalıyız. Disiplin ceza değildir, çocuğun davranışlarına karşı takındığımız tutumdur, yani doğru davranışlarını desteklemek, yanlış davranışlarını onaylamamaktır. Her çocuk kendine özeldir, bütün çocuklar için doğru olan bir disiplin şekli yoktur. Dayak ve ceza, sözün tesir etmediği durumlarda en son başvurulacak bir çaredir. Cezanın amacına ulaşması ve çocuğu yanlış davranışlardan caydırması için sebebini açıklamalı, duygularını ve kişiliğini incitici davranışlardan ve sözlerden sakınmalıyız.
Hiç kimse mükemmel değildir. Ne kadar bilgili ve iyi niyetli olursak olalım çocuklarımızı eğitirken bazen canımızı sıkan, aşamadığımız ve çözemediğimiz problemler çıkabilir. Problemin uzun süre devam etmesi durumunda bir ruh sağlığı uzmanından yardım istemekten çekinmemeliyiz.
Küçük çocukların boğazlarına kaçan cisimlerin çıkarma işleminin mutlaka doktor kontrolünde gerçekleştirilmesi gerektiği bildirildi.
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Topçu, "Aileler, kitaplardan veya internetten edindikleri bilgilerle çocuğun boğazına kaçan yabancı cisimleri çıkarmaya çalışmamalı. Bu tür müdahaleler bazen ölümle sonuçlanabilir" dedi.
Doç. Dr. Topçu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Göğüs Cerrahisi bölümüne bir yılda nefes borusuna yabancı madde kaçmış yaklaşık 100 hastanın geldiğini söyledi.
Bunların yarısından fazlasının çocuk olduğunu ifade eden Topçu, küçük cisimlerin çocuklardan uzak tutulması gerektiğini bildirdi.
Yabancı cisim yutma olayının ev kazalarından biri olduğunu, çocuklarda sık görülen bu olayların ölümlere ve önemli sağlık sorunlarına yol açtığını belirten Topçu, "Çocuklar ellerine geçirdikleri her şeyi beslenme içgüdüsüyle ağızlarına götürmekte veya elleriyle anlamaya çalışmaktadır.
Ağızlarına götürüp de soluk borusuna kaçan yabancı cisimler çocuğun nefes almasını önleyerek ölümüne yol açabilmektedir" dedi.
Topçu, servislerinin, Zonguldak, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova gibi illerin yer aldığı Marmara bölgesinde yabancı cisimlerin bronoskopi (optik aletle genel anestezi altında hava yoluna girilip cisimlerin alınması) yöntemiyle çıkarılmasını sağlayan tek merkez olduğunu bildirdi.
Çocukların yabancı cisim yutmalarının önlenmesinde büyüklere önemli görev düştüğünü kaydeden Topçu, şöyle konuştu:
"Çocukların yutabileceği büyüklükteki metal para, iğne, jeton, boncuk gibi cisimler, ulaşabilecekleri yerlere bırakılmamalı. Aileler, çocuğuna oyuncak satın alırken rahatlıkla koparabileceği ve yutabileceği parçaları bulunmayan oyuncakları tercih etmeli.
Yutulabilecek cisimlerin saklandığı dolap, çekmece gibi yerler sürekli kilitli ve kapalı tutulmalı. Aileler, kitaplardan veya internetten edindikleri bilgilerle çocuğun boğazına kaçan yabancı cisimleri çıkarmaya çalışmamalı. Bu tür müdahaleler bazen ölümle sonuçlanabilir."
Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünden Doç. Dr. Nurettin Onur Kutlu yaptığı yazılı açıklamada, çocukların geçirdiği kazaların yüzde 70-75'inin ev ve yakın çevresinde meydana geldiğini, çocuklar için yapılan ambulans çağrılarının yüzde 80'inin ev kazalarından kaynaklandığını kaydetti.
Her yıl 2 bin 500 çocuğun ev kazaları nedeniyle hayatını kaybettiğini ve yaklaşık 10 bin çocuğun bir anlık dikkatsizlik nedeniyle yaralandığını bildiren Kutlu, "Kendileri için neyin tehlikeli, neyin zararsız olduğunu bilmeyen hayatımızın en değerli varlığı çocuklarımız, her an tehlikedeler. Evinizde yapacağınız bilinçli bir çevre düzenlemesi ve alınacak basit önlemlerle kaza riskini minimuma indirmek mümkün" dedi. Doç. Dr. Kutlu, araştırmaların, acile gelen ailelerin bilinçlendirilmesi, ev ziyaretleri gibi çeşitli eğitim metotlarının ev kazalarının 2-4 kat azaltılabileceğini gösterdiğini belirtti.
Doç. Dr. Kutlu, kazalara karşı alınabilecek önlemleri de şöyle sıraladı:
"Çocuk 3 yaşını geçinceye kadar katı gıda, fındık, fıstık, çekirdek verilmemesi, ulaşabileceği yerlerde 3 santimetreden küçük her şeyin kaldırılması. Küçük ya da parçalanabilir oyuncaklar alınmaması, bebek giysilerinde iğne, çengelli iğne kullanılmaması. Kombide sıcak su ısısının 49 dereceye ayarlanması, bebekle sıcak sıvıların aynı anda taşınmaması. Banyo ve mutfakta çocuğun yalnız bırakılmaması. Çay ikramının termos ile yapılması, mümkünse çayların tepsiyle taşınmaması. Ateşli silah ve kesici aletlerin kilitli dolap ya da evin dışında muhafaza edilmesi. 6 yaşına kadar çocuğun banyoda/küvette kesinlikle kardeşleriyle veya yalnız bırakılmaması. Televizyon ve onun gibi büyük cihazların emniyetli ve devrilemeyecek şekilde yerleştirilmesi. Tüm kimyevi ve temizlik malzemelerinin mümkün olduğunca ev dışında ya da emniyetli dolaplarda saklanılması. Uzun ip, boyun bağı, lastik gibi boğucu olabilecek nesnelerin çocuğun üzerinde ve ulaşabileceği yerlerde bulundurulmaması. "
Belki farkında değilsiniz ama evinizdeki birçok şey küçük çocuğunuz için çok tehlikeli olabilir. Evimiz küçük yaramazlar için en güvenli yer olması gerekirken, çoğu zaman tehlikelerle doludur. Elektrik prizi veya sivri bir köşe onun acı çekmesine neden olabilir. Bu ürünlerle, ev kazalarını minimuma indirebilirsiniz.
Klozet kapağı kilidi: Küçük yaramazlar için tehlike noktalarından biri, klozet kapaklarıdır. Kapağın açılmasını engelleyen plastik alet onu korumanızı sağlayacaktır.
Çok amaçlı kapı kilidi: Her tür kapının sizin isteminiz dışında çocuğunuz tarafından açılmasını engelleyecek biçimde tasarlanmış.
Priz emniyeti: Çocukların oynamak için en cazip ev tehlike noktalarından biri de prizler. Parmaklarını deliğe sokmaktan onları alıkoyacak plastik mekanizmayı, fiş takar gibi prize takıyorsunuz. Ve prizlerin çocuk için oluşturduğu tehlikeyi minimize etmiş oluyorsunuz.
Köşe koruyucu: Ev eşyalarının sivri köşelerini koruma altına alan plastik mekanizmayı, köşelere geçiriyorsunuz. Tehlike bu yolla azaltılıyor, sonuçta bu mekanizma da bir köşe içeriyor.
Dolap kapı kilidi: Dolap kapaklarının kulplarına takılarak açılmasını engelleyen mekanizma, kolay kullanımıyla dikkat çekiyor.
Çocuk acil servisi başvurularının en başta gelen nedenleri düşmedir. Evinize kısa bir göz atmanız bunun nedenini ortaya çıkaracaktır: merdivenler, pencereler ve ev bunlardan bazılarıdır.
Oyun zemini, kum, tartan veya tahta gibi daha güvenli olan oyun sahalarını araştırın. Beton veya asfalt zemin güvenli değildir, özellikle yağışlı havalarda çimen de güvenli olmayabilir.
İskemle ve diğer mobilyaları pencelerden uzak tutun. Zemin katta oturmuyorsanız pencerelere parmaklık koymayı ve balkon parmaklıklarını yükseltmeyi düşünün. Emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebekleri merdivenden uzak tutun, bir anda beklemeyeceğiniz bir hareketi çok süratli yapabilirler. Alışveriş arabalarına oturttuğunuz çocuğunuzu yalnız bırakmayın. Müdahale edebilecek uzaklıkta olun.
Zehirlenmeye karşı alınabilecek önlemler:
Zehirlenme ev kazalarının sık karşılaşılan nedenlerindendir. Özellikle küçük çocuklar tehlike altındadır. Tüm ilaç ve temizlik maddelerini çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın. Çocuk gözünüz önünde bile inanılmayacak bir süratle bir avuç bulaşık tozunu ağzına atıp yutabilir. Ev ve bahçedeki zehirli kimyasal maddeleri çocukların ulaşabileceği yerlerden uzak tutun. Temizlik solüsyonları ve evde kullandığınız diğer kimyasal maddeleri orijinal kaplarında saklayın. Süt, su veya meyva şişelerini bu amaçla kullanmayın. Bazı çiçekler yendiğinde zehirlidir, bunları evinizde bulundurmayın. Çocuğunuzun zehirlendiğini düşünüyorsanız derhal zehirlenme merkezini (Alo 114) veya doktorunuzu arayın. Zehirin cinsini söyleyip ne yapmanız gerktiğini öğrenin. Kusturup kusturmamanız gerektiğini onlara sorun. Bazı maddelerde kusturmak ikinci bir kez yemek borusundan geçmeye yol açacağından zararlı olabilir.
Yanık ve yangınlara karşı alınabilecek önlemler:
Küçük çocukların cildi erişkinlere göre daha duyarlı olduğu için yanık daha çabuk gelişebilir. Sıcak musluk suyuyla 3-5 saniyelik temas bile üçüncü derece yanıkla sonuçlanabilir. Yangınlar nedeniyle meydana gelen yanıkların yüzde 75'i ev yangınlarından kaynaklanır. Küçük çocukları olanların termosifonun termostatını 50 dereceden daha düşük ısıya ayarlamaları ani musluk suyu yanıklarını önlemede ilk akla gelen önlemdir. Çocuğunuzun banyosunu yaptırırken bileğinizle veya dirseğinizle suyun ısısını kontrol edin. Yemeklerinizi ocağınızın arka gözlerinde pişirin. Su ısıtıcılarının kulplarını ocağın ön kısmına doğru çevirmeyin. Çocukların tek başına mutfağa girmelerine izin vermeyin. Sevdikleri kurabiyeleri kolay alabilecekleri yere koyun.
Kibrit ve çakmakları ulaşamayacağı yerlerde bulundurun. Evinize duman dedektörleri yerleştirin ve pillerini her yıl kontrol edin. Dedektörleri her 10 yılda bir değiştirin. Duman dedektörü ölüm riskini yarı yarıya azaltabilir. Yanıklara evde yapılan ilk müdahelede çok yapılan bir yanlış yanığa diş macunu gibi maddelerin sürülmesidir ki bu, fayda yerine zarar verir. Önerilen derhal soğuk suya tutmak ve acilen tıbbi yardım istemektir. Uzun süre buza temas ettirmekse buz yanığına yol açacaktır.
Taşıt kazalarına karşı alınabilecek önlemler:
Küçük çocuklarda yine başta gelen kazalara bağlı ölüm nedenlerinden biri de motorlu taşıt kazalarıdır. Çocuk koltuğunda oturmayan veya emniyet kemeri bağlı olmayan çocuklar trafik kazalarında en fazla ölüm riski taşıyanlardır. Küçük çocuğunuzla arabayla yaptığınız her yolculukta mutlaka çocuk koltuğu kullanın. Küçük çocukları ön koltukta oturtmayın, hem emniyet kemeri onları koruyamaz, hem de bir kaza anında patlayan air-bag'in gücü boyun kırıklarına neden olabilir. Çocukları arka koltuğa oturtun, eğer kucağınıza alacaksanız emniyet kemerinizi muhakkak bağlayın. Yoksa bir kaza anında çocuk hem kendi hem de sizin ağırlığınızla ön koltuğa çarpar ve bu yük öldürücü olur.
Arabayı güvenli kullanın, içinde kazanın geleceğini anlayamayacak bir canlı olduğunu unutmayın.
Araba yolculuklarında bir kaza anında çocukların nefes borularına kaçabilecek küçük oyuncaklardan kaçının.
Solunum monitörleri, çekmece kilitleri, kapı stoperleri, ocak ve merdiven bariyerleri, klozet kilitleri, çocukları ev kazalarına karşı koruyor.Teknoloji, sadece sokakların değil evlerin de çocuklar için tehlikeli olduğunu düşünen aileler için, birbirinden ilginç buluşlarla önlemler alıyor. bebeğin neden ağladığını gösteren yüzyılın buluşu "why cry?" (bebeğim neden ağlıyor?) aleti, görüntülü telsiz, çocuğun merdivenlerden düşmesini engelleyen demir parmaklıklar, pimpirikli ailelerin gönüllerine su serpiyor.
Araştırmalara göre, günümüzde birçok çocuk ev kazaları yüzünden ciddi ya da hafif yaralanmalar yaşıyor. Ocakta kaynayan çay çocukların üzerine dökülebiliyor, klozet içindeki suyu içen çocuk zehirlenebiliyor. Hatta araştırmalara göre çamaşır makinasında kilitli kalan çocuk sayısı da az değil. Makyaj malzemeleri, tıraş bıçakları, geniş çekmeceler de çocukların evdeki düşmanlarından sadece birkaçı... Durum böyle olunca, bilim adamları ve bazı tasarım şirketleri de ev içi kazalara karşı çeşitli aletler üretti.
BEBEĞİM NEDEN AĞLIYOR?
İspanyol bir babanın "Why Cry" isimli aleti icat etmesiyle, "bebeğim neden ağlıyor" sorusu tarih oldu. Bu alet, bebeklerin ağlamasına neden olan beş temel sorunu gösteriyor: Acıkma, sıkılma, rahatsızlık ve ağrı, uyku, gerginlik veya korku. Üzerinde farklı ışık ve uyarı sistemleri bulunan ve bebek hangi nedenle ağlıyorsa onu gösteren ışıkla uyarıda bulunan aletin fiyatı 100 YTL.
Çocukların kapıya sıkışma tehlikesi de kapı spoteri ile önleniyor. Fiyatı 3.75 YTL olan stoperi kapı üzerine yapıştırıyorsunuz, kapı kapanmıyor ve çocuğunuz sıkışmıyor.
Ev kazalarına karşı bir diğer alet ise 5.5 YTL değerindeki çekmece kilidi... Çekmece düğmelerini birbirine bağlayan kilit, hem çocukların çekmecelerin içindeki eşyalara ulaşmasını hem de çocukların çekmeceleri bir basamak gibi kullanmasını engelliyor.
BEBEĞİ GÖZETLEYEN TELSİZ
Bebek güvenliğinde gelinen son nokta ise görüntülü telsizler... Web cam gibi küçük monitörü bebeğinizin ya da çocuğunuzun bulunduğu odaya bırakıyorsunuz, elinizdeki telsiz ekranından hareketini kolayca takip edebiliyorsunuz. 364 YTL değerindeki bu aletle çocuğunuzun uyuyor numarası yapıp yapmadığını kontrol edebiliyorsunuz.
Uzmanların geliştirdiği solunum monitörüyle ise endişeli aileler, istedikleri her an bebeklerinin kalp atışlarını dinleyebiliyor. 400 YTL değerindeki bu alet, normalin dışında ritm bozukluğu olduğunda sinyal veriyor ve sizi uyarıyor.
DEMİR BARİKAT
Demir barikat, çocuklar için "yarı açık cezaevi" şeklinde evde güvenli şekilde dolaşmasını sağlıyor. Seperasyon kapısı denen bu parmaklıklarla özellikle evin tehlikeli bölümlerinde çocukların önüne set çekiliyor ve merdivenden düşmeleri engelleniyor. Bu aletin fiyatı ise 90 YTL.
Aileler çocuklarının evdeki mobilyaların köşelerine çarparak yaralanmalarını önlemek için de köşe koruyucularını tercih ediyorlar. Mobilyaların sivri köşelerine yapıştırılan köşe koruyucuları 6.90 YTL'ye, ocak bariyeri 6.99 YTL'ye, klozet kilidi 5.50 YTL'ye, emekleme dizliği 4.50 YTL'ye, araba sürerken arkada oturan bebeği gözetlemek için bebek dikiz aynası 17 YTL'ye satın alınabiliyor. Böylece çocukların kaza riski sıfıra indiriliyor.
Kış mevsiminde ev kazaları artıyor
Ev kazaları, özellikle kış mevsiminde çocukların evde kalma sürelerinin uzamasına, normal ve elektrikli soba gibi ısıtıcıların kullanımına bağlı olarak artıyor. Ev kazaları, özellikle okul öncesi 0-7 yaş döneminde görülüyor. Sağlık Bakanlığı Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik ve Estetik Cerrahi Klinik Şefi Prof. Dr. Uğur Koçer, Plastik Cerrahi Kliniği'ne gelen çocuk hastaların yüzde 70'inden fazlasının ev kazalarına bağlı yaralanmalar nedeniyle tedavi altına alındığını söyledi.
Çocukları kazalardan korumak için önlemlerin alınması ve ev ortamının güvenli hale getirilmesi gerektiğini belirten Koçer, ev kazalarının özellikle 0-7 yaş döneminde çeşitli yaralanmalara, sakatlanmalara ve ölümlere neden olabildiğine dikkat çekti.
Ev kazalarında, en sık yanıkların, darbelere bağlı yaralanmaların, kapı arasına parmakların sıkışmasının ve televizyon gibi ağır eşyaların çocukların üzerine düşmesi sonucu ciddi sağlık problemleri ile karşılaştıklarını anlatan Koçer, "Çoğu zaman parmak, kol, bilek, ayak gibi uzuv kayıpları olabiliyor" dedi.
Koçer, özellikle kış mevsiminde bu tür yaralanmaların fazla olduğunu ifade ederek, "Kışın, çocukların evde kalma sürelerinin uzamasına, normal ve elektrikli soba gibi ısıtıcıların yoğun olarak kullanımına bağlı olarak artıyor" diye konuştu.
Kış mevsiminde özellikle soba, tüp ve sıcak su yanıkları ile karşılaştıklarını belirten Koçer, bu tür durumlarda yanan bölgeye soğuk suyun dışında hiçbir temasın olmaması gerektiğini söyledi. Koçer, halk arasında sıkça yapılan, yanan bölgeye diş macunu, salça, sigara tütünü sürmek gibi uygulamaların yanlış olduğunu belirterek, "Bunlar, sadece o yarayı enfekte ediyor, iltihaplanmasını sağlıyor. Yaralı bölgeye sargı bezi de konulmamalı, hastanın üstündeki kıyafetler soyulmamalı ki bizim için önemli olan dokulara zarar gelmesin" dedi.
"UZVUN KOPTUĞU YERE HAFİF BASKI UYGULANMALI"
Koçer, uzuv kayıplarında ailelerin paniğe kapılmaması ve vakit kaybetmeden en yakın hastaneye ulaşmaları gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Kopan uzuv yıpranmadan sağlıklı bir şekilde hastaneye getirilmeli. Kopan uzuv, özellikle ilk 6 saat içinde hasta ile birlikte hastaneye getirilmeli. Kopan uzuv, temiz ve nemli bir beze sarıldıktan sonra boş bir poşete konulmalı. Ayrı bir poşete de 1'e 3 oranında tuzlu su karışımı yapılarak ve içine buz taneleri konularak, kopan uzvun konduğu poşet, hazırlanan buzlu poşetin içine konularak hastaneye getirilmeli. Kopan parçadaki dokuların donarak ölmesine neden olduğu ve tekrar yerine dikilmesini imkansız hale getirdiği için asla doğrudan buz içine konulmamalı."
Koçer, kanamayı durdurmak için uzvun koptuğu yere hafif baskı uygulanması gerektiğini söyledi.
Kapı sıkışmasına bağlı olarak özellikle 0-7 yaş arasındaki çocuklarda el parmaklarının kopabildiğini anlatan Koçer, şu an serviste yatan 2 çocuk hastadan birinin kapı sıkışmasına bağlı 2 parmağın tamamen koptuğunu, diğer çocuğun ise üstüne televizyon düşmesi sonucu elinin ve parmaklarının parçalandığını kaydetti.
AİLELERE ÖNERİLER
Prof. Dr. Uğur Koçer, çocukların, yanıklar açısından, özellikle en hareketli oldukları ve söylenenleri tam kavrayamadıkları 1-7 yaş arasındaki dönemlerde risk altında olduklarını söyledi.
Sıcak su yanıklarının çok sık görüldüğünü ifade eden Koçer, "Sıcak su çocuğun erişemeyeceği yerde bulunmalı, içi sıcak su dolu yağ, yemek dolu mutfak eşyaları ocağın arka tarafında ve dengeli durmalı" uyarısında bulundu.
Koçer, piriz kapaklarının mutlaka kapaklı ve kolay açılabilir olmaması gerektiğini belirterek, çocukların parmaklarını ya da kalem ve benzeri araçları prizlere sokması sonucu ciddi yaralanmaların olabildiğini kaydetti.
Televizyon, müzik seti gibi ağır ev eşyalarının düşmemesi için mutlaka dengeli durması, çocuğun oynayabileceği yükseklikte olmaması, çocukların odada tek başına bırakılmaması, gün içerisinde daha çok bebek odasında vakit geçirilmesi gerektiğini ifade eden Koçer, "Evde çocuk olduğu asla unutulmamalı ve evde ona zarar verebilecek şeylerin kontrolü her gün yapılmalı. Kontroller, çocuğun boy hizasına kadar eğilerek, onun bakış açısı yakalanarak yapılmalı. Çünkü, böyle yapıldığında ev onun gözünden görüleceği için, tehlikeli olan eşyalar daha çabuk dikkatinizi çeker" diye konuştu.
Evlerde kullanılan bazı maddeler nedeniyle sosyoekonomik düzeyi yüksek kesimde yaşayan çocukların da uçucu madde bağımlılığı tehlikesi altında bulunduğu bildirildi.Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uçucu madde bağımlılığının, tüm dünyada sorun haline geldiğini, Batı dünyasında 1900'lü yıllarda başlayan uçucu çözücülere bağımlılığın artık tüm dünyada yayıldığını, 12-17 yaş arasında 4 milyondan fazla bağımlı olduğunu söyledi.
Bu maddelerin alifatik ve aromatik hidrokarbonlar olduğunu; yapıştırıcılar, benzin türevleri, boyalar, parlatıcılar ve boya çıkarıcıların bu grupta yer aldığını ifade eden Yılmaz, "halojenli hidrokarbonlar ise kuru temizleme ajanları, sprey boyalar, tırnak parlatıcılar, daktilo yazısı düzelticiler, aeresollü yiyecek ve sprey ilaçlarda bulunmaktadır" dedi.
Hızlı etki göstermesi, kolay ve ucuz elde edilebilirliği nedeniyle tiner ve balinin hala popüler uçucu maddeler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu maddeleri daha çok sokak çocuğu dediğimiz sosyoekonomik düzeyi düşük çocuklar kullanmaktayken, artık bu durum değişmektedir. Anne babalar son yıllarda kullanımı artan tırnak parlatıcı temizleyicilere ve sprey türevlerine de azami dikkat etmelidir. Sosyoekonomik düzeyi yüksek kesimde bu maddelerin kullanımı hızla yaygınlaşmaktadır. Sprey türevi bağımlılığa bağlı ölüm vakaları ABD'de de hızla artmaktadır.
Maalesef küçük yaşlarda kullanım daha fazladır. Örneğin en az bir kere kullanım, 12 yaşta yüzde 13 oranındadır. Bu tip bağımlılığın tedaviside, bağımlılığı açığa çıkaracak bir laboratuvar testi de bulunmamaktadır."
Çocukları yeni yürümeye başlayan ailelerde bu tür endişeler sıkça yaşanır. Bu dönemde yaşanacak bir kaza çocuğunuzda kalıcı izler bırakabilir. Anadolu Sağlık Merkezi Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Direktörü Dr. Neslihan Güngör, çocuklarını ev kazalarından korumak isteyen ebeveynlere şunları öneriyor:
* Sivri olan masa ve sehpa köşelerini koruyucularla kapatın.
* Elektrik telleri ve perde açıp kapama iplerini çocukların ulaşamayacağı şekilde düzenleyin.
* Televizyon gibi ağır cisimleri düşmeyecek şekilde yerleştirin.
* Ekmek kızartıcı veya fırın gibi cihazları çocukların yaklaşamayacağı yerlerde tutun.
* Keskin bıçakları çocukların ulaşamayacağı yerlerde tutun.
* İlaç ve ev temizlik malzemelerini kilitli dolaplarda tutun.
* Evinizde bir yangın söndürücü bulundurun. Kibrit ve çakmakları çocukların ulaşamayacağı yerlerde tutun
* Ocakta yemek pişirirken arkadaki ocak gözlerini kullanın.
* Elektrik prizlerini kapatmak için özel kapaklar kullanın.
* Bebeğiniz için mama sandalyesi kullanıyorsanız emniyet standartlarına uygun modelleri tercih edin. Koruyucu kemer ve kilit kısımlarının çalışır durumda olmasına da dikkat edin.
0-5 yaş arası çocukların yaşadığı kazalar, ciddi sakatlık ve ölümlere neden olabiliyor. Ebeveynler ise çocuk acil birimlerine genelde hep aynı cümlelerle başvuruyor: "Bir an için şuraya bakmıştık ki göz açıp kapayıncaya kadar olan olmuş!'
Ebeveyn olarak çocuklarımıza karşı sorumluluk ve görevlerimizi iki başlık altında olabilir. Bunlardan ilki "Eğitim", ikincisi ise "Koruma". Ancak bu iki unsur bazen birbirinin alanlarını olumsuz etkileyebilmekte. Mesela "Eğitim" sorumluluğunuzu yerine getirmek için çocuğunuzu takım oyunlarında tecrübe kazanmasını istiyorsunuz ve futbola kayıt ettirdiniz. Tam sahaya çıkmak üzereyken "Koruma" sorumluluğunuzu yerine getirmek için de onu çepeçevre pamukla sardınız! Tabii ki bu mümkün değil çünkü o tecrübe için hareket edebilmesi şart. Düşebilir, biraz kirlenebilir veya dizleri kanayabilir.
Çocuğun tecrübe kazanması yolunda bu, kabul edilebilir bir sonuçtur. Ancak bacaklarına gelebilecek tekmelerin etkisini azaltmak için de bacak koruması giymesi şart, çünkü bir darbe ile bacağının kırılmasına da göz yumamayız. Eğitim verirken ortalama değerlerle korumamız gerekir, aksi takdirde hayat tecrübesi kazanması mümkün olmayacaktır.
Ev temizliği sırasında:
Temizlik malzemeleri alırken çocukların kendi başlarına açamayacağı ürünleri tercih edin.
Temizlik malzemelerini çocuklarınızın göremeyeceği ve erişemeyeceği yerlerde saklayın.
Doğal gaz şofbenlerinizi yetkili servisler tarafınca kontrolden geçirtin ve mümkünse evinize karbon monoksit alarmı yerleştirin.
Gece çamaşır veya bulaşık makinesini çalıştırıp yatmayın çünkü kısa devre nedeniyle çıkabilecek bir yangını fark ettiğinizde çok geç olabilir.
Çocuklarınıza oyuncaklarını toplamalarını öğretin ki onlara basıp düşmeyin. Aynı zamanda büyük çocuklarınızın oyuncaklarında bulunabilecek küçük parçalar ile küçük kardeşlerine istemeden zarar verebileceklerini de unutmayın.
Çocuğunuzun bakış açısına inip onun karşılaşabileceği tehlikeleri tespit etmeye çalışın.
Yılda iki kez yangın alarmlarınızın yüzeylerinde birikebilecek tozları süpürün.
Yemek hazırlarken ve yemek sırasında:
Mümkünse kızartmalar için tava değil fritöz kullanın.
Tavanız yanmaya başlarsa kesinlikle üstüne su atmayın çünkü PATLAR! Mümkünse ocağı söndürün, bir havluyu ıslatıp iyice sıkın ve tavanın üstüne kapatın. Herhangi bir şekilde kontrol altına alamıyorsanız HEMEN itfaiyeyi arayın ve o alanı terk edin.
Çayınızı elinize almadan bebeğinizi güvenli bir yere yerleştirin.
Masa örtüsü kullanırken dikkatli olun çünkü hareket kabiliyeti artmış bir bebeğin onu çekmesi ve üstündeki her şeyi üstüne dökmesi olasıdır.
Küçük çocuklara sofra gıdaları verirken yemeklerini minik parçalara ayırın
Yemek pişirirken mutfağın girişine küçük çocukların girmesini engellemek üzere aparat yerleştirin.
Elektrik yangınını önlemek için bir prize birden fazla fiş sokmayın.
Mutfağınızdaki gaz ocağı için karbon monoksit alarmı yerleştirin.
Dışarıda gezerken:
Araba yolculuğu her ne kadar kısa olursa olsun emniyet kemerinizi takın.
Bebek ve çocuklarınız MUTLAKA arabanın arkasında, kilo ve boylarına göre özel koltuklarının kullanma talimatlarına harfiyen uygun şekilde otursunlar. Merak etmeyin belinin desteğe ihtiyacı yoktur.
Günümüz arabaları öyle gelişti ki bazen hızlı gittiğimizin farkına bile varamıyoruz. Hızımıza dikkat edelim!
Yürüyüşe çıkınca çocuğunuzu elinden tutun. Ayrıca çocuğunuza karşıdan karşıya geçerken bilmesi gereken temel bilgileri öğretin.
Karne mevsimi geldi ve hediye olarak bisikletler armağan ediliyor. Bisikletle birlikte mutlaka bir kask da alın. Bisiklet kazaları ile olan ölümlerin yüzde70'inde kafa travması söz konusudur. Kask takınca çocuğunuzu kafa travmalarından yüzde 85 oranında korursunuz.
Tatilde:
Araba yolculuğunda her iki saatlik sürüşe 15 dakikalık istirahat molası planlayın.
Aileniz otel odaları gibi küçük alanlardayken dikkat edin. Örneğin emekleyen bebeğinizin elini ütüye basmasını hiç istemezsiniz.
Otel, pansiyon gibi yerlerde ailenize yangın halinde nereye ve nasıl kaçmaları gerektiğini öğretin. Karavan, tekne gibi araçlara da yangın ve karbon monoksit alarmları yerleştirin.
Altı ayın altında olan tüm bebekleri, tam gölgede tutun ve güneşe çıkmadan, 15 üstü koruma faktörlü güneş kremi sürün.
Bebek ve süt çocukları 5 cm'lik suda bile sessizce boğulabilirler. Suyun olduğu yerde gözünüz çocuğunuzun üstünde olsun; her saniye!
Deniz yatakları veya simitlerle denize açılmayın. Rüzgar ve akıntı sizi veya çocuğunuzu uzaklara sürükleyebilir.
Çocuklarınıza cankurtaranların hizmet verdiği yerlerde yüzmelerini öğretin.
Tek kullanımlık mangalları kumsalda kullandığınızda çok dikkat edin çünkü altındaki kum ısıyı geç kaybetmekle birlikte, minik ayakları yakabilir
1- İlaçlar: Özellikle çocuklara ilginç gelen küçük şekerlemelere benzeyen kalp ilaçları geri dönüşü olmayan zehirlenmelere yol açabilir. Aspirin, flor ve demir tabletleriyle olan zehirlenmeler de ciddi sorunlara neden olabilir. Hayvanlar için kullanılan parazit ilaçları ile bitkiler için kullanılan organik fosfor bileşenleri, yaşamı tehdit eden zehirlenmelere yol açabilir.
2- Boğulmalar: Ortada bırakılan yarı dolu bir temizlik kovasında bile çocuklar birkaç saniye içinde boğulabilir. Bu nedenle havuz, su kovası, küvet gibi tehlikeli noktalara dikkat edilmeli. Doğalgaz zehirlenmeleriyle boğulmalar da dikkate alınmalı.
3- Düşme ve Çarpmalar: Çarpılan veya kafanın vurulduğu yerin kütlesel gücü yüksek değilse ciddi bir sorun yaratmaz. Ancak kolon, kiriş ve seramik gibi kitlesi yoğun yerlerdeki özellikle kafa çarpmalarında kısa ve uzun sürede ortaya çıkabilecek ciddi komplikasyonlar görülebilir.
4- Yanıklar: Çocuklu evlerde kural olarak ocağın uzak alanları kullanılmalı. Kaynar su, süt ve çay yanıkları en sık görülen kazalardan.
5- Kimyasal yemek borusu yanıkları: Deterjan ve lavabo açıcılar ağza alındıktan sonra geri dönüşü olmayan yanıklara neden olur; çocuk kurtulsa bile ömür boyu yapay bir yemek borusuyla beslenmek zorunda kalabilir.
6- Yürüteç: En sık rastlanan ev kazalarından! Hem çocuğun yürümesini geciktirmesi hem de ciddi kazalara yol açması nedeniyle yürüteç önerilmez.
7- Trafik kazalarında çocuklar: Her yaştaki çocuk, arabada seyahat ederken oturacağı araba koltuğu mutlaka sabitlenmeli ve kemerle bağlanmalı. Çocuğun oturduğu koltuk, hava yastığından uzakta olmalı. Çocuk kesinlikle önce oturtulmamalı.
8- Vücutta yabancı cisim: Daha çok, yabancı cismin buruna sokulması, nefes borusuna kaçması şeklinde olur. 4 yaşından önce sakız ve fındık-fıstık gibi yiyeceklerin ezilmeden çocuklara verilmesi tehlikeli.
9- Kesici delici aletlerle yaralanma: Bıçak, çakı, iğne ve cam kırıkları en sık rastlanan yaralanma nedenleri. Bunların erişilemeyecek şekilde saklanması ve temizlenmeleri gerekir.
10- Merdiven ve balkon kazaları: Özellikle yazın yanlışlıkla açık bırakılan balkon ve sokak kapıları, düşme sonucu ciddi sakatlıklara ve ölümlere neden olabiliyor.
Kimi zaman doğum günü hediyesi, kimi zaman da bayram armağanı... Ne mutlu eder hediye edilen bir oyuncak yumurcakları. Ülkemizde son yıllarında inanılmaz bir artış gösteren oyuncak tüketimi, haksız kazanç elde etmek isteyen sağlık düşmanlıkları harekete geçirdi. Çocuk sağlığı ve gelişimi için son derece zararlı olabilecek maddelerden üretilen ve çok sağlıksız koşullarda tüketiciye sunulan bu ürünler çocuk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.
Sokakta satılan oyuncakları asla satın almayın!...
Son yıllarda sıkça rastladığımız sokaklarda oyuncak satışı giderek artıyor. Özellikle tüm zararlı bakteri ve mikropları barındırabilecek nitelikteki oyuncaklar minik yavrularımıza armağan edildiği zaman tam bir felaket!...Niye diye soracak olursanız, sağlığa zararlı maddeleri barındıran bu oyuncaklar gelişmekte olan çocuğun sağlığını hastalıklar silsilesi ile tehdit ediyor.
Sokakta açık ve sağlıksız koşullarda seyyar satıcılar tarafından satılan oyuncakların çocuk sağlığı açısından ne gibi sakıncaları olabilir?
1. Kullanılan uygunsuz plastik malzeme ve boyalar nedeniyle kansorejen etkileri olabilir.
2. Çoğunlukla bu oyuncakların hangi yaşa uygun olduğu belirtilmediğinden, uygunsuz yaştan dolayı fiziksel ve ruhsal sakıncaları olabilir.
3. Bu tür oyuncaklar ucuz, defolu veya kötü işçilik ve malzemeden (sert plastik, kötü metaller ve hatalı yapım...) üretildiğinden fiziksel yaralanmalara neden olabilir.
4. Oyuncağın dış yüzeyinde bulunan boyalar, ayrılabilen küçük parçacıklar ve sağlıksız vidalamalar, yabancı cisim aspirasyonuna neden olabilir.
5. Enksiyon kaynağıdır. Bulaşıcı hastalıklara neden olabilir. Mikroorganizmanın vücuda giriş yerine göre;
Cilt: Mantar enfeksiyonları, dermatitler, fronkül, impetigo.
Göz: Konjektivit, oftalmit.
Ağız: Aft (ağız yaraları) v.b.
Bağırsak: Bağırsak parazitleri, hepatitler, gastroenterit v.b.
6. Bu tür oyuncaklarda çocuklarda allerjik reaksiyonlara da yol açabilirler.
Ölümle sonuçlanan yaralanmaların yüzde 25'inin evlerde meydana geldiği bildirildi.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm yaralanmaların yüzde 54'ünü ev kazaları oluşturuyor. Türkiye'deki veriler de çocuk ölümlerinde ev kazalarının en önemli etkenlerden biri olduğunu gösteriyor. Evdeki tehlikelerin başında, düşme, haşlanma, kesikler ve çamaşır suyu içme geliyor. Verilere göre, kış aylarında ev kazaları artıyor.
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Dilşad Save, evlerin, çocuklar ve yaşlılar için tehlikeli alan olmaktan çıkarılmasında sağlıklı yetişkinlere görev düştüğünü belirtti. Ölümle sonuçlanan yaralanmaların yüzde 25'inin evlerde meydana geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Save, "Sonradan acı çekmemek için, alacağımız basit önlemler ve göstereceğimiz dikkatle, ev kazalarındaki yaralanma ve ölümleri en aza indirebiliriz" dedi. Doç. Save, evlerin, çocuklar ve yaşlıların da yaşadıkları bir yer olduğu bilinciyle tasarlanıp düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Refika Ersu ise, Türkiye'de acil çocuk polikliniklerine başvurularda ilk üç neden arasında ev kazalarının yer aldığını belirtti. Doç. Dr. Ersu, kış aylarında ev kazalarının daha da arttığına işaret ederek, şunları söyledi: "Havaların soğuk olması çocukların evlerde kalma sürelerini artırıyor. Bu da evdeki oyun isteğine bağlı olarak birçok tehlikeyi beraberinde getiriyor. Evlerde meydana gelen yaralanmalardan ölen çocukların yüzde 70'ini 4 yaş altındakiler oluşturuyor. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında bu yaş grubundaki çocukların hemen hemen tüm zamanlarını evlerde geçirmeleri etken oluyor. Nedeni ne olursa olsun çocukluk çağı kazalarının yüzde 70-75'inin evlerde veya ev çevresinde meydana geliyor. Ev kazalarında ilk sırayı düşmeler alıyor. Bunu, haşlanma, kesikler, yanıklar, zehirlenmeler ve çamaşır suyu gibi kimyasallara bağlı yaralanmalar izliyor.
Çamaşır suyu içmeye bağlı yaralanmalara çok rastlıyoruz. Evlerde çamaşır suyu gibi kimyasallar, su ya da meşrubat şişesine konulmamalı ve bu ürünler çocukların erişemeyecekleri yerlerde saklanmalı. Belli başlı ev kazaları arasında çocukların küçük cisimler yutarak soluksuz kalmaları da önemli yer tutuyor. Katı cisim yutarak veya suda boğulma çok sık görülüyor. Aileler, bebeklerini yıkarken 1 dakika için bile yanlarından ayrılmamalı. Ev kazalarına bağlı olarak acil servislere yapılan başvuru nedenleri arasında ateşli silahla yaralanma, elektrik çarpmaları da yer alıyor."
Masanın üstündeki bıçak, fişten çekmeyi unuttuğunuz ütü, açıkta bırakılan ilaçlar ya da boyunu uzun tuttuğunuz perde, çocuğunuzun ölümüne yol açabilir.
6 yaşındaki Mustafa Aslıhan'ın oyun oynarken perdeye dolanarak boğulması, ev kazaları konusundaki bilinç eksikliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye'de her sene 2 bin 500 çocuk evdeki önlenebilir basit kazalar sebebiyle hayatını kaybediyor. İstanbul Üniversitesi Çocuk Sağlığı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Agop Çıtak, oda ve eşyalar dizayn edilirken güvenliğin ön planda tutulmasını istiyor.
En tehlikeli yerlerin banyo ve mutfak olduğuna dikkat çeken Çıtak, ailelerin çığlık, inleme ve cam kırılması gibi sesler duyduğunda soğukkanlı şekilde olaya müdahale etmesi gerektiğini kaydediyor.
Televizyonda ya da gazetelerin üçüncü sayfalarında görmeye alışık olduğumuz bu haberlere her geçen gün yenileri ekleniyor. Bir yaşından büyük çocuklarda, ölüme yol açan nedenler arasında kazaların ilk sırada yer aldığını dile getiren Doç. Dr. Agop Çıtak, alınabilecek basit önlemlerle ölümlerin önüne geçilebileceğini anlatıyor.
Ev kazalarına karşı ebeveynlerin dikkatli olması gerektiğini bildiren öğretim görevlisi, Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği Üyesi Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu da evdeki tehlikelerin başında yangın, düşme ve yanıkların geldiğini ifade ediyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Esra Şevketoğlu ise evlerin yetişkinler için düzenlendiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle ev eşyalarının çocuklar için tehlikeli hale geldiğini vurgulayan Şevketoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: "Anlık ihmaller çocuğumuzun hayatına mal olabilir. Bu nedenle potansiyel tehlikelerin farkında olup gerekli basit önlemlerin alınması ile bu tehlikeler minimum düzeye indirilebilir.
Ev içinde en sık kaza yaşanan yer mutfak olarak bulunmuş. Cam eşyaların, kesici aletlerin çocukların ulaşamayacağı dolaplarda tutulması, gaz ve ateşe ulaşamamalarının sağlanması, tava ve tencere saplarının dışarı değil içeri doğru tutulması gerekiyor.
Oturma odasında ise halıların kaydırmaz olması, merdivenlere güvenlik kapısı takılması, elektrik kablolarının ortalıkta olmaması, elektrik prizlerinin kapatılması, pencerelerin çocukların ulaşamayacağı hale getirilmesi çok büyük önem taşıyor."
Esra Şevketoğlu, çocukların 12,7 santimlik pencere aralığından bile düşebildiğinin ya da birkaç santimlik suda bile boğulabildiğinin unutulmaması gerektiğini söylüyor. Evlerde mutfak ve banyolarda özellikle ihmal edilmemesi gereken önlemler alınmalı. Ocakta yemekler arka gözlerde pişirilmeli, banyoda temizlik ürünleri çocukların erişemeyeceği yerlerde kilitli tutulmalı.
EVİNİZDE BU ÖNLEMLERİ ALMAYI İHMAL ETMEYİN
Elinizde sigara, kahve, çay gibi sıcak maddelerle bebeğinizin yanına gitmeyin.
Oynadığı oyuncakların boyasının çıkmamasına, çocuk için zararlı olmamasına dikkat edin.
Bebeğinize, yürürken yemek yedirmeyin.
Boğulma vakalarının çoğu, kaza sonucu evde banyo küvetine, leğene, kovaya; bahçede kuyuya ve havuza düşmeyle gerçekleşiyor.
Kullandığınız temizlik maddelerinin zehirli olduğunu; yutulduğunda, göze ya da deriye sürüldüğünde ölüme sebep olabildiğini asla unutmayın.
Parlayıcı yakıtlar mümkün mertebe evde bulundurmayın. Bulunması gerekiyorsa çocukların ulaşamayacağı yerde saklayın.
Çocuğun bakımı esnasında (bez değiştirirken, kıyafet giydirirken vs.) sigara içmeyin.
Kibrit, çakmak gibi yakıcı aletleri el altında bulundurmayın. İlaçları yüksek yerlerde saklayın.
Soba etrafında ayağın takılıp düşmesine sebep olacak eşyalar, halı kıvrımları olmamasını sağlayın.
Alçaktaki prizleri mutlaka kapaklı yapın.
Açıkta kablo, kordon vs. bulundurmayın.
Çocuğunuza sıcak ve ateş kavramlarını mutlaka öğretin. Ateşin sebep olabileceği tehlikeyi anlatın.
Başa naylon torba geçirme, yüze yastık kapama gibi oyunları yasaklayın.
Bebekleri ve çocukları yumuşak yataklarda yatırmayın. Yumuşak yastıklar kullanmayın. Yapılan araştırmalar özellikle bir yaşına kadar yastık kullanılmaması, yastıksız, baş yan tarafa gelecek şekilde yatırılması gerektiğini belirtiyor.
Etrafta çocuğun yutabileceği büyüklükte cisimler bulundurmamaya özen gösterin.
Ev kazalarının sebepleri
Annenin yorgun olması, dikkatini toparlayamaması, dalgın veya unutkan olması, üzüntü, stres...
Aile bireylerinin ev kazaları konularında bilgisiz olmaları.
Evde kullanılan eşyaların bakımsız olması veya yeterli izolasyona sahip olmaması.
Sakıncalı eşyaların ulu orta açıkta bırakılması.
Balkonlarda korkuluk olmaması veya seviyesinin çok az olması.
Balkonda veya pencere önlerinde bırakılan sandalye, tabure gibi eşyalar.
Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar e-dergisinde yayınlanan, Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alev Dramalı ve aynı fakülteden araştırma görevlisi Arzu İlçe ile Hacettepe Üniversitesi Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Cemil İlçe'nin hazırladığı, "Yaşlılarda ev kazalarının önlenmesi ve ev kazalarının önlenmesine yönelik iç mekan çözümlemeleri" başlıklı makalede, yaşlıların geçirdiği kazaların azaltılması için alınması gereken önlemlere de yer verildi.
Ev kazaları açısından riskli bir grup olan yaşlıların en fazla oturma odasında kaza geçirdikleri belirtilerek ev ortamında meydana gelen kazaların, çoğu gözden kaçabilen ancak kolaylıkla da giderilebilecek tehlikelerden kaynaklandığına dikkat çekildi.
Ev kazalarının meydana geliş nedenleri incelendiğinde, büyük kısmının bilgisizlik, tedbirsizlik, ihmal gibi önlenebilir insan hatalarından kaynaklandığı kaydedildi.
Yaşlılarda, kemik yoğunluğunun azalması ve kemiğin daha kırılgan olması nedeniyle maruz kalınan ev kazalarının yaralanma ve ölüm nedeni olabileceğine işaret edilerek düşmenin, en sık yaralanma nedeni olduğu belirtildi.
RAKAMLARI KOLAYCA SEÇİLEN TELEFONLAR TERCİH EDİLMELİ
Yaşlıların yaşam kalitesinin yükseltilebilmesinde, günlük yaşamının büyük bölümünün geçtiği konut ve çevresinin büyük önem taşıdığı ifade edilerek, konutların yaşlılara göre düzenlenmesinin önemine dikkat çekildi.
Yaşlıların bulunduğu evlerde, ambulans ve yangın gibi acil telefon numaralarının her telefona yapıştırılması, rakamları kolayca seçilen telefonlar tercih edilmesi, mümkünse her odaya da telefon yerleştirilmesi önerildi.
Telefonların düşme durumunda yerden uzanabilecek mesafede olmasının önemi vurgulanırken, konutlarda kapı tutamaklarının kolayca çalışması, kapı eşiklerinin olmaması, kapılarda yuvarlak kapı tokmağı yerine kertiği olan kapı kollarının tercih edilmesi, kapıların içerden kolayca açılıp, dışarıdan ise birinin girişini önleyecek güvenlikte olması gerektiği belirtildi.
İlaçların, kendi kutularında tutulmasının, yanlış ilaç kullanımının engellenmesi açısından önemli olduğu, ayrıca kutuların üzerine uyarılar yazılması gerektiği de kaydedildi.
Konutların zeminine kayabilecek özellikte olan halı, kilim serilmemesi, aydınlatma için kullanılan aletlerin temiz ve iyi durumda olması önerilirken elektrik, telefon kabloların açıkta ve takılmaya yol açabilecek biçimde olmaması gerektiği belirtildi.
FİŞ VE PRİZLER KOLAYCA GÖRÜLMELİ
Kazaların önlenmesi için elektrik fiş ve prizlerinin geceleri acil durumlarda kolayca görünebilecek özellikte olmasının da önemine dikkat çekilerek elektrik kablolarının mutfak, banyo gibi su kullanılan alanlarda elektrik çarpmasını önleyici özellikte olması, yangın alarmı kullanılması, ev zemininin özellikle ıslak alanların kolayca kayabilecek materyalden yapılmamasının faydaları sıralandı.
Evlerde çocuk oyuncaklarının ortalıkta bırakılmamasının da kazalar açısından önemli olduğu vurgulanırken, kullanılmayan, fazlalık ya da dağınıklık yapan eşyanın mümkün olduğu kadar azaltılması gerektiği de kaydedildi.
Yaşlıların yatakta sigara içmesinin engellenmesi, küllüklerin içine çok az miktarda su konulması önerilirken, yaşlılar için tabanı kaydırmaz terlik ya da ayakkabı seçilmesi gerektiğine işaret edildi.
SAHANLIK, MERDİVEN VE KAPI GEÇİŞLERİ
Yaşlıların konutlara girişlerinde problem yaşanmaması için geniş ve yatay sahanlık gerektiği belirtilerek merdivenlerin basamak yüksekliği 140, basamak uzunluğu ise 380 milimetreyi geçmemesi, uzun merdivenlerde ise yaşlıların dinlenebilmesi için sahanlık bırakılmasının faydaları vurgulandı.
Koridorlar geçilerek gelinen konut kapılarının, rahat bir geçişi sağlaması için en az 800, en fazla 1000 milimetre aralığında olması da önerilirken, kapı üzerlerinde bulunan tutma kollarının, tekerlekli sandalye kullanan yaşlılar için olduğu kadar yardım almaksızın yürüyebilen yaşlılar için de oldukça faydalı olduğu belirtildi.
OTURMA ODASI
Makalede, mobilyaların yaşlıların düşme ve çarpma riskini azaltmak için duvarlar boyunca ve alanın köşelerine yerleştirilmesi gerektiği belirtilerek, kapıya yakın olarak yerleştirilmiş bir oturma yerinin, eve yorularak gelen yaşlı bireyin dinlenmesine olanak sağlayabileceği, kapıya ya da duvara yerleştirilen bir tutma kolunun da düşme riskini azaltacağı belirtildi.
Yaşlıların baston kullandığı düşünülerek kapı üzerinde bir baston askısı yapılması önerilirken, elbiseleri asmak için ise erişim engelleri düşünülerek farklı yükseklikli askılar tercih edilmesinin daha uygun olacağı anlatıldı.
Yaşlıların daha konforlu yaşayabilmeleri için kapı kolları, elektrik düğmeleri ve prizler için uygun yüksekliklerin seçilmesinin önemine işaret edildi.
Oturma odasını düzenlemenin, yalnızca mobilya seçmek anlamına gelmediğine işaret edilen "Yaşlılarda ev kazalarının önlenmesi ve ev kazalarının önlenmesine yönelik iç mekan çözümlemeleri" konulu makalede, yaşlıların vakitlerinin çoğunluğunu oturarak geçirmeleri nedeniyle oturma odasında kötü tasarlanmış sandalyeler ve koltuklar bulunmasının omurgayı ve bacakları rahatsız edeceği, ayağa kalkmayı da güçleştireceği belirtildi.
Yaşlılar için oturma odasında yumuşak oturaklı ama sert destek kollu sandalye ve koltuklar tercih edilmesi gerektiği, ayağa kalkmalarının zor olmaması için de oturma yüksekliğinin çok alçak ve derin olmaması gerektiği vurgulandı.
Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yaşlıların karamsar ruh halinden uzaklaşmalarını sağlayacak canlı renkler, küçük çiçek desenli, kaygan olmayan kumaşlar tercih edilmesi gereğine işaret edildi.
Yaşlıların mutfakta daha az yorulmaları için sağ veya sol el kullanımına bağlı olarak fırın, tezgah ve bulaşık makinesinin uygun yönde yerleştirilmesi; ocak, ısıtıcı gibi araçların düğmelerinin açık kapalı durumları kolayca fark edebilecek biçimde işaretletmiş olması, tezgah yüzeyinin çok yüksek olmaması da hayatı kolaylaştırıcı düzenlemeler olarak makalede yer buldu.
Makalede, özellikle bıçak kullanılan çalışma yüzeylerinde parlak ışık kullanılmaması, hem sıcak hem soğuk su akışını sağlayan yuvarlak olmayan tek kontrollü musluklar kullanılmasının da yaşlıların maruz kalabileceği ev kazalarını önleyebileceği kaydedilerek, yaşlıların mutfakta çalışırken uzun ya da sarkıntılı olup tutuşmaya neden olabilecek kıyafetler giymemesi gerektiği de belirtildi.
Yaşlılar için banyolarda kaymayı engelleyici oturma yeri olan geniş bir duş yapma yeri hazırlamasının önemli olduğu, ayrıca, alternatif olarak küvet sandalyesi, banyo nakil sandalyesi veya küvet asansörü de kullanılabileceği belirtildi.
Banyo zemininin buharın yoğunlaşmasıyla oluşan nemliliği giderebilecek kaymaz özellikli malzemelerle kaplanması gerektiği belirtilerek, banyoya konulacak sıcaklık göstergesinin ise yıkanma sonrası yaşlıların soğuk algınlığına yakalanma riskini azaltacağı vurgulandı.
Yatak odasının düzenlenmesinin yaşlı kişinin yaşamını kolaylaştıracak şekilde olması, yatak odasının banyo ve tuvalete yakın planlanması, özellikle yatak ile tuvalet arasındaki alanda dolaşımın engellenmesine neden olacak eşya bulundurulmaması gerektiği belirtildi.
Nazilli Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Orhan Koç yaz mevsimi nedeniyle evlerde meydana gelen, özellikle de çocukların maruz kaldığı, önlenebilir kazaların ciddi sorunlar oluşturduğunu söyledi.
Özellikle yürüme çağındaki iki yaşını geçmiş çocuklarda sık rastlanan kazalardan olan ağızdan alınan yabancı ve tehlikeli maddelere dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Orhan Koç, Yaz mevsiminde artış gösteren ev temizliği nedeniyle, açıkta ve ambalajı dışında satılan temizlik ürünlerinden olan kostik, yağ çöz, por çöz, kireç çöz ve çamaşır suyu gibi tehlikeli maddeler evlerde açıkta bırakılmaması gerektiğini kaydetti.
Asitli ve alkollü sıvıların ambalaj kanununa uymayarak cam ve benzeri ambalajlarda satın alınmasının oldukça tehlikeli olduğunu belirten Koç, "Çocuklar tarafından su ve benzeri içecek zannedilerek bu zararlı maddelerin içilmesi sonucunda ciddi kazalar ve sağlık sorunları oluşmaktadır. Özellikle asit ve alkollü sıvıların su zannedilerek içilmesi, çocukların yemek borusunda, mide çıkışında yanıklar oluşturarak buralarda darlıklara neden olmaktadır.
Bu darlıklar yüzde 20 ila 30 arasında oluşmaktadır. Sonuç olarak çocuklar gıdalarını yutamaz duruma gelmekte ve uzun süreli ciddi sağlık sorunları oluşmaktadır. Özellikle bu korozif maddelerin orijinal ambalajlarının dışında satılması bu tip istenmeyen hadiselerin oluşmasında ana etkendir. Bizim gibi gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde bu sorun hala ciddi bir sağlık sorunudur" dedi.
Evler çocuklar için tuzaklarla dolu! Oysa alacağınız küçük önlemlerle çocuklarınızı ev kazalarından koruyabilirsiniz. Örneğin; merdivenli evlerde yürüteç kullanmayın, nazar boncuklarını çengelli iğnelerle takmayın ve balkon kapılarıyla pencerelere dikkat edin!..
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sindirim Karaciğer Hastalıkları ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu; çocukları ev kazalarından korumak için önemli ipuçları verdi:
* Yaz aylarında çocuklarda en sık görülen kazalar neler?
Bu mevsimde hava sıcaklığına bağlı susama hissinin artması sonucu zararlı sıvı ve maddelerin içilmesi ile dışa dönük ve hareketli yaşamın getirdiği düşme, yaralanma ve boğulma gibi olaylara çok sık rastlıyoruz. Kaza olarak tanımlanmasa da sinek, böcek, yılan ve akrep sokmaları da diğer önemli durumlardır.
* Çocuklar görünmez kazalara neden bu kadar yatkın oluyor?
Bebek doğduğu andan itibaren çevresindeki cisimleri emme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek, doğanın bebeğe verdiği olağanüstü bir ödüldür. Beslenme ancak bu sayede mümkün olur ve bebek anne memesinden gerekli besinleri böylece alır. Zeka, yürüme, oturma ve konuşma gibi beceriler henüz gelişmemiş olsa da; emme, bir refleks olarak doğumdan itibaren vardır. Bu nedenle yenidoğan, çevresindeki tüm cisimleri emer. Emekleme ve yürüme dönemlerinde halı ve döşeme üzerinde bulduğu çok küçük cisimleri ele geçirir ve ağzına götürür. Kısacası tehlikelerin boyutu ve sayısı artar.
ÇENGELLİ İĞNE TAKMAYIN
* Evlerin görünmeyen tehlikeleri nelerdir?
Bebek ve çocukların en sık yuttukları cisim metal paralardır. Çeşitli büyüklükteki paralar, yuvarlak oldukları için kolaylıkla yutulur ve genellikle göğüs ortasında bir yerde yemek borusuna takılır. Küçük oyuncak parçaları, legolar, metal çivi, vida, anahtar, kalem ve boya parçaları diğer çok yutulan katı cisimlerdir. Plastik ve madeni cisimler eğer kesici ve delici değillerse, ani olarak zararlı etki göstermezler. Fakat küçük saat pili gibi bebek için çekici, yutulması kolay ve masum görünümlü cisimler ne yazık ki mide içinde asidin sindirici etkisiyle açılarak, içlerinden zararlı ve zehirli maddeleri sızdırır. Bu durumda mekanik etkiden çok, kimyasal etki önem kazanır. Zehirlenmenin yanı sıra organda delinme ortaya çıkabilir. Yenidoğan bebekleri bekleyen bir başka tehlike aile yakınlarının mutluluk için taktıkları altın parçaları, maşallahlar ve çengelli iğnelerdir! Bebek emme refleksi sayesinde giysi veya yastığına tutturulmuş iğneyi ağızla açar ve çoğu zaman altın ve iğneyi birlikte yutar. Bu durumda açık olan iğne ucu yemek borusu veya mideye saplanır. Kısacası mutluluk felakete dönüşmeye başlar!
* Para veya diğer madelleri yutan çocuklar nasıl tedavi edilmeli?
Bu konuda en kolay tanı yöntemi bebeğin radyolojik olarak incelenmesidir. Metal cisimler röntgende kolaylıkla görülür. Fakat plastik, kumaş veya yumuşak cisimler röntgende görünmedikleri için endoskop adı verilen fiberoptik aletlerin yardımıyla bulunurlar. Sert ve keskin maddeler kusturularak kesinlikle çıkartılmamalıdır. Çengelli iğne bu bakımdan en riskli cisimlerden biridir. Endoskop adı verilen cihazla, yenidoğan bebeklerde dahi birkaç dakikada yabancı cisme ulaşarak vücuda zarar vermeden bu cismi dışarı çıkarmak mümkündür. Madeni para gibi yuvarlak, kaygan ve midede erimeyen maddeler 24 saatten daha uzun süre mide içinde durmaktaysa mutlaka çıkartılmalıdır. Eğer zararsız kabul edilen madde mideyi terk etmişse, çocuk ve bebeğin dışkısı sürekli gözlenerek, yabancı cisim vücuttan çıkıncaya kadar kontrol altında tutulur.
* Ev içinde yaşanan düşme ve çarpmalar kalıcı zarara neden olabilir mi?
Bebekler 9-12 aylık olduklarında, masa ve merdiven gibi ev eşyaları ve yükseklikler onlar için önemli risk oluşturabilir. Esnek kafa ve eklem yapıları sayesinde düşme ve çarpma sonucu oluşan travmalar, bebek ve çocuklarda ağır zararlara, özellikle kırıklara neden olmaz. Ancak sert yüzeylere ani ve baş üstüne düşme durumunda beyin travması gelişebilir. Kafa içinde kanama ve ödem oluşması halinde bebekte huzursuzluk, uyuklama, kusma ve ateş gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu durumda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurarak beyin incelemesi yaptırmak zorunludur.
YÜRÜTEÇ KULLANMAYIN
* İlaç yutan çocuklara ilkyardım nasıl yapılmalı?
Yetişkinler için zararsız olan ilaç dozları bebekler için ölümcül olabilir. İlaç içiminden sonra mümkün olduğu kadar kısa sürede çocuk kusturulmalı. Bunun başarılamaması durumunda mide yıkanması için hastaneye başvurulmalı. Toksik (zehirleyici) kimyasal maddeler; tarım ilaçlarının solunması veya cilt teması yoluyla da zehirlenmeye neden olabilir. Bu durumlarda da hastanın yıkanarak temizlenmesi ve oksijen verilerek en yakın sağlık kurumuna gidilmesi yaşamı kurtarır.
* Yürüteç çocuklar için tehlikeli mi?
Eklem ve kaslarını yeteri kadar kontrol edemeyen, gelişimini tamamlamamış bebeklerde yürüteç kazaları ölümcül olabilir. Özellikle merdivenli ve çok katlı evlerde yürüteç kullanılması kesinlikle tehlikelidir. Hızlı hareket ederken yerdeki cisim, halı ve engellere takılan, dengesi bozulan yürüteç ile düşen bebeklerde çeşitli kemiklerde kırıklar oluşabilir.
* Plastik şişelere konulan temizlik maddelerinin içilmesi durumunda çocuklar nasıl tedavi ediliyor?
Evlerimizdeki birçok sıvı madde bebeklerimizin yaşamını tehdit ediyor; bulaşık makinesi deterjanı ve yağ çözücüleri, çamaşır suları, mutfak ve banyo temizlik maddeleri, kireç çözücüler, lavabo açıcılar, boya ve tiner gibi... Markalı ürünlere göre açıkta satılan kimyasal temizlik sıvıları daha zararlı maddelerdir. Bebek ve çocuğun evde kolaylıkla ulaşabileceği yerlerde ve çekici ambalajlarda duran bu maddeler yanlışlıkla içildiğinde, yemek borusu ve midenin yanması sonucu ortaya çıkar. Bebek sürekli kusmaya başlar, beslenme bozulur. Endoskopik inceleme sayesinde yanık ve hasarın derecesi anlaşılır. Ana tedavi; ağızdan beslenmenin kesilmesi ve çeşitli ilaçların damardan serum içinde verilmesidir. Röntgen çekilerek akciğer ve sindirim sistemindeki bozukluklar araştırılır. Daralan yemek borusu endoskop yardımıyla açılır. Ağır olmayan yemek borusu yanığının tedavisi son derece başarılı olduğu halde, ciddi daralmalarda birkaç kez dilatasyon adı verilen yemek borusunun genişletilme işlemi yapılmaktadır. Günümüzde Çocuk Gastroenteroloji (Sindirim, Karaciğer ve Beslenme Hastalıkları) uzmanlığındaki gelişmeler sayesinde bu tedavi yöntemleri kolaylıkla uygulanabiliyor.
Tıbbi gereklilikleri bir yana bırakılırsa tamamen dini, kültürel ve geleneksel sebeplerle dünya üzerinde her yıl 13 milyondan fazla erkek sünnet ediliyor. Peki, sünnet yaptırırken nelere dikkat etmek gerekiyor? Cerrahi bir işlem olan sünnet birçok zaman sorunsuz sonuçlansa da uygun olmayan şartlarda ve ehliyetsiz kişiler tarafından yapılan sünnetler kalıcı sakatlıklara, estetik problemlere ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.
Erkeklerde penis (kamış) başını örten ve koruyan üst derinin (prepus) bir kısmının veya tamamının kesilip atılması olarak açıklanan sünnet, İdrar yolu enfeksiyonu ve penis kanseri olasılığının azalmasının yanı sıra cinsel hastalık olasılığının azalmasına da yardımcı oluyor. Uzmanlar sünnetin 2 yaşından önce ya da 7 yaşından sonra yapılması önerirken, 2-7 yaş arasında yapılan sünnetlerin erkek çocuklarda ciddi psikolojik sorunlara yol açabildiğini söylüyor.
Jinemed Sağlık Merkezleri'nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Serdar Aksoy, 2-7 yaş arasındaki çocukların cinsel organına yönelik bir uygulamanın, iğdiş edilme korkusuyla önemli psikolojik zararlara yol açma tehlikesi taşıdığını belirtiyor. Bu noktada yeni doğan sünnetinin gündeme geldiğini sözlerine ekleyen Dr. Serdar Aksoy, özellikle sosyal yapısı gelişmiş, kültürel düzeyi yüksek ailelerde yeni doğan sünnetinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek;
"Gün geçtikçe daha fazla tercih edilen yeni doğan sünnetinde, idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı azalıyor, sünnet sonrası bakım çok kolay oluyor, sünnet sonrası kanama riski daha az, iyileşme daha çabuk gerçekleşiyor. Ancak yeni doğan sünnetinde ve normal sünnette de operasyonun uygun ortam ve ehliyeti olan kişilerce yapılması önemli. Ehliyetsiz kişilerce uygun olmayan şartlarda yapılan sünnet kalıcı sakatlıklara, estetik problemlere ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor" dedi.
BEBEKLERİN ACI HİSSETMEDİĞİ İNANIŞI YANLIŞ
Yeni doğan sünneti ise; doğumundan 24-48 saat sonra bebeğin sünnet olmasına engel olacak tıbbi bir neden yoksa ameliyathanede özel ısıtılmış ameliyat masasında yapılıyor. Sünnetin klasik cerrahi yöntemle yapılabileceği gibi çan, Gomco klempi gibi çeşitli aletler yardımıyla da dikişsiz olarak yapılabileceğini söyleyen Aksoy; "Yeni doğan sünnetinde de lokal anestezi tercih ediliyor, bunun nedeni ise bebeklerin acı hissetmediğine dair inanışın doğru olmaması. Tıbbi literatürde, bebeklerin en az herkes kadar ve belki de daha fazla acıya hassas olduğu ispatlanmıştır" şeklinde konuşarak yeni doğan sünnetinin de mutlaka anestezi yardımıyla yapılması gerektiğini belirtti.
HPV RİSKİNİ AZALTIYOR
Sünnetin son zamanlarda sıkça gündeme gelen ve cinsel yolla bulaşan rahim ağzı kanseri riskini de azalttığının altını çizen Serdar Aksoy "Sünnet olmuş erkeklerle ilişkiye giren kadınlarda ki rahim ağzı kanseri riski düşüyor. Ayrıca sünnetin HIV virüsünün bulaşma sıklığını azalttığı da yapılan araştırmalarda ispatlanmış." diye konuştu.
KONYA'da Üroloji Uzmanı Opr.Dr. Osman Tufan, sünnetin, ebeveynler tarafından çocuklara anlatılarak onları psikolojik yönden hazırlamaları gerektiğini söyledi.
Özel Selçuklu Hastanesi uzmanı Opr.Dr. Tufan, sünnet olacağını bilmeyen çocuklarda psikolojik travmalara neden olabileceğini anlattı. Dr. Tufan, "Veliler çocuklarını sünnete alıştırmalı. 2.5 ila 5 yaş arasındaki çocuklarda korku travmaları görülebileceğini bu nedenle bu yaş grublarında korkan çocuklarda sünnetten kaçınılmasını önerdiklerini bildirdi. Korku ve travmaların göreceli bir kavram olduğunu vurgulayan Opr.Dr. Tufan, "Her çocuk için bu geçerli değil, 2.5- 5 yaş grubu çocuklarda özellikle lokal anestezi ile yapılan sünnette, çocukta çok büyük korku olursa (tümden kesilecek korkusu, kısırlık korkusu diye adlandırılır), bu korku içerisinde çocukların sünnet edilmemesi öneriliyor. Bu dönemde çocuğun iyi hazırlanması ve genel anestezi ile yapılırsa bir problem olacağını düşünmüyoruz" dedi.
Eletrikle yakılarak koter ile yapılan sünnette kanama olmadığını ve rahat bir cerrahi operasyon olduğunu bildiren Opr. Dr. Osman Tufan, şöyle devam etti:
"Koter tekniğinde kanama olmuyor ve rahat bir müdahele gerçekleşiyor. Bazı ebeveynlerde 'çocuğum kısır kalır', 'ereksiyon problemi olur' gibi yalnış korkular hakim. 'Koterle yapılan sünnet kısırlık, ereksiyon sorununu beraberinde getiriyor' diye düşünüyorlar. Derin yanık yapılırsa (blans) penisin başında yanma olursa sakınca olabilir. Bazı kişiler sünnet yapılmamasının daha avantajlı olduğu görüşünde. Biz sağlık acısından kesinlikle yapılmasını öneriyoruz. Sünnetsiz kişilerde penis kanseri görülme oranı daha fazla. Küçük çocuklarda yapısıklıklar nedeniyle penisin acil açılması gerekir. Sünnetin küçük yaşlarda bile yapılmasının sakıncası yok. Önemli olan steril ortamda uzman hekimlerce müdahele yapılması. Sünnet tekniklerinde yapıştırma va giyotin ile de yapılabiliyor. Bu tekniklerde de uygun, steril ve deneyimli hekimlerce güvenle yapılması çocuğunda cerrahi müdaheleyi lokal anesteyi bilerek yapılması önem taşımaktadır."
Sünnet olacak çocuğun, bu konuda bilgisinin olmasının cerrahi müdahalede etkili ve yararlı olacağını anlatan Opr. Dr. Osman Tufan, sünnet şekli ve sünnet edilecek çocuğun lokal ve genel anestezi ile müdahelenin yapılacağını bilmesi kadar doğal birşey olmayacağını belirtti. Opr.Dr. Osman Tufan, şöyle konuştu:
"Gerçekleri bilmek onların da hakkı. Sünnet olmayacağını bilmeyen çocuk kandırıldığını hisseder. Sünnet konusunda çocuğa gerekli bilgiler verilmelidir ve sünnete hazırlanmalıdır. Bazı çocuklar sünnet olayından çok korkuyor. Korkan çocuğa eziyet edecek şekilde lokal anestezi ile sünnet etme yerine genel anestezi tercih ediyoruz. 5 yaşındaki ailesi tarafından bilgi verilen bir çocuğun daha rahat lokal anestesi ile sünnet edilerek yarım saat içerisinde pantolonu giyerek sorunsuzca ekilde sünnet edilmiş oluyor."
Uzmanlar, sünnet olacak çocukların ailelerini sağlık koşullarının uygun olması ve çocukların korkutulmaması konusunda uyarıyor.
Denizli Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Uzman Dr. Muzaffer Keçelioğlu, değişik yörelere ait sünnet merasimlerinin okulların tatile girmesiyle başladığını ancak sünnet olacak çocukların ailelerinin dikkatli olmalarını gerektiğini söyleyerek, "Sünnet olacak çocukların çoğunluğu ev ortamında ve steril olmayan şartlar altında sünnet oluyor.
Toplu sünnet kampanyalarında yapılan sünnetler ise daha da içler acısı ortamlarda yapılmaktadır. Sünnet olacak çocukların 3 yaşından küçük veya 6 yaşından büyük olması daha uygundur. Çünkü 3-6 yaş arası çocuklarda sünnet yapılması bazı çocuklarda psikolojik travmalara neden olabilir. Bu dönemde çocuklar cinsel organlarının tamamen kesileceğini zannederler. Bir de halk arasında "iğne yaptırırım" ve "pipini kestiririm" gibi korkutma yöntemleri çocukları daha da endişeli hale getirebilir" dedi.
Sünnet yapılmadan önce nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklayan Uzman. Dr. Keçelioğlu, "Sünnet olacak çocuklar sünnetten önce mutlaka muayene edilmeli ve sünnete engel durumunun olup olmadığı kontrol edilmelidir. Çocuklara sünnetin yapılışı hakkında bilgiler verilerek onların bilinçlendirilmesi gerekir.
Halk arasında "Peygamber Sünneti" olarak bilinen idrar deliğinin altta veya üstte durumlarda kesinlikle sünnet yapılmamalıdır. Bu çocuklar bir Üroloji kliniğine yönlendirilerek ameliyatlarının yapılması sağlanmalıdır. İnmemiş testis, penis eğriliği, hidrosel, fıtık gibi cerrahi müdahale geçirmesi gereken çocukların sünnetleri aynı seansta yapılabilir. Sünnet bir cerrahi müdahale olup steril ortamlarda ve bu konularda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Nasıl ki ev ortamında ameliyat yapılamıyorsa mümkünse sünnette yapılmamalıdır. Her çocuk için ayrı steril setler kullanılmalıdır. Halk arasında kansız-bıçaksız sünnet olarak bilinen elektrokoterler ile sünnet yapılmamalıdır. Bu cihazlar çocuklarda kalıcı bozukluklara neden olabilirler. Sünnetin bilincinde olan çocuklar lokal anestezi ile sünnet olabilirler. Sünnetin bilincinde olmayan küçük çocuklarda mümkünse genel anestezi altında sünnet yapılmalıdır" diye konuştu.
Psikiyatristler Ne Diyor?
Ahmet Çevikaslan:
Şölen, kişiselliği ortadan kaldırıyor
"Çocuklar toplu sünnet törenlerinde sürü gibi sıraya sokuluyor. Böylelikle sünnetle mahremiyet duygusu ortadan kalkıyor. Kişiselliği kaybolan bu işlem, çocukları sosyal istismara açık hale getiriyor. Tüm bu nedenlerle sünnet toplu değil, bireysel ve mutlaka hastane ortamında yapılmalı. İşlem öncesinde, sırasında ve sonrasında çocuk yaşayacakları ile ilgili bilgilendirilmeli. Tüm bu süreçte çocuğun desteklenmesi; yaşanabilecek olası ruhsal veya cinsel sorunları da önleyecektir..."
Prof. Dr. Arif Verimli:
Sünnet psikoseksüel bir süreç
"Sünnet psikoseksüel bir süreçtir. Ailelerin çocuklarının gelecekteki kişilik ve cinsel gelişimleri için sünneti çok dikkate almaları gerekir. Toplu sünnet şölenlerini, çocukta küçük yaşta bir ayrımcılık yarattığı ve herkesin gözü önünde, stadyum gibi alanlarda ki bu, çocuğa kurban bayramını çağrıştırır yapıldığı için doğru bulmuyorum. Bunun çocuklara değil, ailelerine yapılan bir yatırım olduğu açıktır! Oysa ki sağlıklı olan; bir belediyenin veya bir kurumun bir doktorla sezonluk anlaşıp randevu alarak bir klinikte, muayenehanede veya hastanede sünnetleri gerçekleştirmesidir..."
Doç. Dr. Armağan Samancı:
Çocuklarda travmaya yol açıyor
"Sünnet işlemi değil toplu; bireysel bile olsa çocukları travmatize edecek şekilde yapılmamalı. Çocuk işlemle ilgili önceden bilgilendirilmeli ve korkuları giderilmelidir. Hiç anlatılmadan olay anının yaşanması travmaya yol açabilir. Her çocukta travma gözlenmese bile, kaygı düzeyi yüksek olan çocuklar topluluk arasında karışıyor ve yardıma ihtiyacı olan bu en önemli grup gözden kaçırılabiliyor. Sonuçta cinsel yaşamlarını ve sosyal hayatlarını etkileyen psikolojik sorunlar yaşayabiliyorlar. Sünnet bireysel bir işlem olarak yapılmalı. Olayın törensel boyutundan faydalanılarak sünnet yüceltilmeli ve çocuğun kaygısı azaltılmalıdır."
-Psikiyatrist Arif Verimli, çocukların 2-6 yaş arasında sünnet ettirilmemesi gerektiğini söyledi.
Arif Verimli ANKA'ya yaptığı açıklamada, Türkiye'de, özellikle okulların tatile girmesiyle birlikte her yıl olduğu gibi bu yıl da sünnet sezonunun başladığını belirtti. Sünnetin ciddi törensel geleneklerle süren dinsel bir tören olmasının yanında psikoseksüel bir olay da olduğuna işaret eden Verimli, "İnsanın psikolojik ve cinsel gelişim evrelerinde 0-1 yaş arası ağızcıl dönem, 1-3 yaş arası anal dönem ve 3-6 yaş arasında da ödipal dönemdir" dedi.
Bu dönemleri herkesin 0-6 yaş arası mutlaka geçirdiğini ve bu dönemde kişilik ve cinsel yapılanmanın çok büyük bir oranda oluştuğunu dile getiren Verimli, ödipal dönemde çocukların somut olarak cinselliklerinin farkına vardıklarını da söyledi. Verimli, erkek çocukların cinsel organını tanırken, kızların kendisinde neden bir erkeklik organı olmadığını sorguladıklarını ifade ederek, bu dönemde ortaya çıkan kompleksin mutlaka çözümlenmesi gerektiğini belirtti. Verimli, bu dönemde yapılacak olan sünnetin çocukta travma etkisi yaratabileceğini bildirdi.Verimli şunları söyledi:
"Gerçek ile düşü ayıramayan, somut düşünce özelliklerine sahip çocuğun bilinçaltında mantık dışı ve ileride yaşamını etkileyebilecek komplekslerin gelişmesine yol açabileceğinden 2-6 yaş arasını, sünnet için doğru bulmuyorum. Sünnet için en doğru yaş 0-1 yaş arası ve 7-9 yaş arasıdır.
"ÇOCUĞUNUZA SÜNNET KIYAFETİ YERİNE TAKIM ELBİSE GİYDİRİN"
Bir diğer uyarım ise, sünnet kıyafetlerinin abartıdan, fantazyadan (kral, prens, padişah kostümleri) seçilmemesidir. Daha şık ve erkeksi bir takım elbise erkek çocuk için daha yapıcı bir ödüldür. Sünnet süresince yapılacak geziler, eğlenceler de motive edicidir ancak sünnetin bir sağlık durumu gibi ele alınması ve çocukla bir yetişkin gibi konuşulması travma etkisi yaratmasını daha kolay engelleyebilir. Toplu sünnet şölenlerini çocuğa daha küçücük yaşında bir ayrımcılık yarattığı ve herkesin gözü önünde stadyum gibi alanlarda -ki bu çocuğa kurban bayramını çağrıştırır- yapıldığı için doğru bulmuyorum. Oysaki daha sağlıklı olan bir belediyenin ve ya bir kurumun bir doktorla sezonluk anlaşıp, randevu alarak bir klinikte, muayenehanede veya hastanede sünnetlerin gerçekleştirilmesidir. Sünnet bir sağlık olayıdır, bir psikoseksüel süreçtir. Ailelerin çocuklarının gelecekteki kişilik ve cinsel gelişimleri için sünneti çok dikkate almaları gerekir.
Yanlış sünnet, çocuğun ilerleyen yaşlarında cinsel ilişkide doyuma ulaşamamasına neden olabiliyor
Okulların kapanmasıyla birlikte sünnet sezonunun açıldığı bugünlerde ehil olmayan kişiler tarafından yapılan yanlış sünnetlerin, çocuğun ilerleyen yaşlarında cinsel ilişkide doyuma ulaşamama, penisin anatomisinde kusurlar ortaya çıkmasına hatta penisin işlevinin bozulması ya da tamamen kaybolmasına dahi neden olabileceği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç Dr. Ahmet Öztürk, özellikle büyük illerde ehil olmayan birçok kişinin düşük ücretler karşılığı sünnet yaparak hatalı operasyonlara neden olduğunu ifade etti. Öztürk, mevcut tekniklerle sünnet işleminin kesme şeklinde ve elektrikle çalışan bazı cihazlarla yapılabildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Bunun dışında geliştirilen çeşitli cihazlar da sünnet işlemini daha da kolaylaştırıyor. Ancak sünnet sezonunun açıldığı bugünlerde ehil olmayan kişiler tarafından yapılan yanlış sünnetler, çocuğun ilerleyen yaşlarında cinsel ilişkide doyuma ulaşamamasına, penisin anatomisinde kusurlar ortaya çıkmasına, hatta penisin işlevinin bozulması ya da tamamen kaybolmasına dahi neden olabilir. Bu nedenle aileler çocuklarının sünnetini mutlaka uzman, ehil kişilere yaptırmalıdır."
Türkiye'de de hatalı sünnetin önüne geçilebilmesi için sünnetin devlet tarafından ücretsiz yaptırılması gerektiğini dile getiren Öztürk, 'Bu uygulama birçok ülkede var. Bu ülkelerin resmi hastanelerinde sünnet poliklinikleri var. Yeni doğan çocuklar bu polikliniklerde ücretsiz olarak sünnet ettirilir' diye konuştu.