pisipisi

pisipisi

Üye
17.08.2007
Çavuş
1.263
Hakkında

  • Çocukların Arkadaşlık Kurmalarına Nasıl Yardımcı Olmalı?
    Doç. Dr. Sefa SAYGILI

    Arkadaşlık ilişkileri çocuğun evinde karşılanamayan en önemli ihtiyaçlarından biridir. Bu ihtiyacı, bebeklik dönemine kadar uzanır. Çocuklar arkadaşlığa, sadece tatmin sağlamak için değil, aynı zamanda tecrübe kazanma amacıyla muhtaçtırlar. Çocuklar, arkadaşlarıyla birlikte olsa da, grup halindeki isteklerini ve sosyal olarak kabul edilen davranışı öğrenirler.
    Arkadaş edinmek, çocuğun ruhsal gelişmesini gösteren önemli işaretlerden biridir. Bu yüzden çocukların kolay arkadaşlık kuran ve devam ettiren kişiler olmasını ailenin desteklemesi gerekir. Aslında hayatın en sıcak ve dayanıklı arkadaşlıkları, çocuklukta kurulur. Ciddiyet duygusu ve manevî destek sunan arkadaşlar, aile ile dış dünya arasında köprü oluştururlar.
    Bazı çocuklar arkadaşlık kurmakta güçlük çekerler, ancak düzenli yönlendirme ve destekle bu değiştirilebilir. Bir çocuğun sosyal hayatının gidişatının kontrol edilmesi uygun değildir, ancak onun arkadaş edinmesine yardım edilebilir, destek verilebilir.
    1) Aracı olmalı, desteklemeli: Ebeveynlerin sıkça yaptığı bir hata, çocukların kendi kendilerine arkadaş bulacaklarını düşünmeleridir. Eğer bir çocuk düzenli olarak arkadaşlarıyla görüşme fırsatı bulamazsa arkadaşlık gelişemez. Şartlar ebeveynlerin aracı olmasını gerektirebilir. Bu yüzden çocuklara, arkadaşlarıyla görüşme zamanı tanımalıdır. Yaz kampları gibi fırsatları değerlendirmelidir. Ebeveynler çocuklarının itibarına zarar vermeksizin araya girmenin bir yolunu bulmalıdırlar.
    2) Başarılar yoluyla çocuğun kendine güveni geliştirilmelidir. Çocuklar bir işte başarılı oldukları zaman, bu onların güvenini geliştirir ve diğerleriyle tanışma yolunu açar. Aslında arkadaşlık ortak ilgi alanlarına dayanır. Çocuğun pek fazla arkadaşı yoksa ona, üzerine arkadaşlık kurabileceği ilgi alanları kazandırmalıdır. Ebeveynler çocuklarına fırsat vererek onun kendisine bir ilgi alanı bulmasına yardım edebilirler.
    Bu alanlar; karate, futbol, yüzme gibi sportif faaliyetler veya müsbet sosyal faaliyet yapan gençlik toplulukları olabilir.
    3) Yol açılmalı: Çocuklar yönlendirmeye ihtiyaç duydukları kadar, kendi kararlarının bazılarını kendileri vermesine de ihtiyaç duyarlar. Mesela ebeveynler genellikle çocuklarının giyinişi veya saç stili hakkında endişelenirler. Ancak uzmanlar, çocukların makul sınırlar içinde tecrübeler kazanmalarına izin verilmesi gerektiğini söylüyor.
    Çocuğun serbest bırakılması gereken bir başka saha da arkadaş seçimidir. Ebeveynler çocuklarının arkadaş edinmelerini ne kadar isterlerse, kötü arkadaşlıklar kurmalarından da o kadar çekinirler. Ne var ki eğer ortada tehlikeli bir durum yoksa, çocukların hangi arkadaşlıkların yürüdüğünü, hangilerinin yürümediğini kendilerinin bulmasına fırsat vermek iyi olur. Ana-baba ocağında iyi eğitilmiş bir çocuğun kötü arkadaşlara uymasından korkulmamalıdır.
    4) Farklılıklara saygı duyulmalı: Çocukların sosyal ihtiyaçları farklıdır. Mesela her çocuğun çok fazla arkadaşa ihtiyacı yoktur. Bazı çocuklar için bir veya iki arkadaş yeterli olabilir.
    5) İyi örnek olmalı: Arkadaşlarıyla toplanan, onlara saygı gösteren ebeveynler çocuklarına arkadaşlık konusunda iyi örnek olurlar. Bir çocuk anne-babasının kendi arkadaşlarıyla etkileşimlerini kendisine örnek alır.
#13.07.2008 01:10 0 0 0


  • Çocuğunuz uyuşturucu bağımlısı mı değil mi? Doktorlar bunu anlamak için 7 yol önerdi. İşte gözlemleyecekleriniz...

    TBMM'de Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu'na brifing veren psikiyatr Prof. Dr. Rüstem Aşkın, gençlerde madde bağımlılığı belirtileri ve mücadele yöntemleri konusunda ailelere ipuçları verdi. Aşkın, en zararlı uyuşturucu sınıfında olan esrarın şizofreni riskini artırdığını söyledi.

    - Her zamankinden daha fazla para harcamaya başlar.

    - Yeni arkadaşlar edinir.

    - Kendisine veya derslerine özeni azalır.

    - Çevresi ve yakın arkadaşları eski önemini yitirir.

    - Hafif uykulu, şaşkın, yorgun, dalgın görünebilir.

    - Yeme bozuklukları olur, kilo kaybeder.

    - Daha sinirli hale gelebilir.

    PROF. Dr. Rüstem Akın, Uyuşturucu İle Mücadele Komisyonu'na verdiği brifingte "Uyuşturucu sorununda mücadele ailede başlar" dedi ve şunları söyledi:

    "İyi, ilgili, çocuğunun arkadaşlarını, çevresini ve okulunu tanıyan bir ebeveyn, hem polislik hem eğitimcilik yaparak çocuğunun en yakınındaki kişi olacaktır. Aile, çocuğun deneme içinde olduğunu anladığında, hiç suçlamaksızın, çocuğunu aynı ölçüde, hatta daha da fazla severek, özeleştiri de yaparak sebeplerini araştırmalıdır."

    Son yıllarda, sokakta "ot" denen esrara bağlı akıl hastalıklarının zirveye çıktığına dikkat çeken Prof. Akın, Avrupa'da her 100 şizofrenik hastadan 14'ünün esrar nedeniyle buna yakalandığının düşünüldüğünü söyledi. Prof. Akın şöyle devam etti:

    KAFEİNDEKİ RİSK

    "Bağımlı çocuklar arkadaşlarına 'Hayır' diyemez. Sokağa çıktıklarında etrafları kuşatılır. Polisin birkaç haftalık markajı bile o çocuğun diğerlerine direnmesi açısından destek anlamda faydalı olacaktır.

    Yasal, bol ve keyifli, çoğu zaman da zararını fazla bilmediğimiz ya da hissetmediğimiz bir madde de kafein. Günlük içtiğimiz çay, kahve, neskafe, kola, çikolata ya da kakaolu pastaların içinde zengin olarak bulunuyor. Çok kafein tüketiyor olmamızın biraz sinirli bir toplum olmamızda da payı var sanıyorum."
#13.07.2008 01:04 0 0 0



  • Çocuklar cep harçlıklarıyla 'biriktirmeyi, tasarrufta bulunmayı ve sabrı' öğrenirler. Harçlığı varken hemen harcamayıp planlama yapabilen bir çocuk hayata daha kolay hazırlanır. Veliler, 'ben çektim o çekmesin' deyip çocuğa verdikleri harçlıkları abartmamalı.



    Her anne ve baba çocuğunun ihtiyaçlarının en iyi ve güzel bir şekilde karşılanmasını ister. Onların hayatları boyunca herhangi bir yoksunluk yaşamaması için ellerinden geleni yaparlar. Hatta bazı anne ve babalar, zamanında kendi ellerine geçmeyen bazı imkanları yetersizlik duygusu ile bilinçsiz ve abartılı bir şekilde çocuklarının önlerine serme duygusu içine girerler. Her çocuğun temel ihtiyaçlarının yanında anne ve babanın hoş görüp çocuklarına sundukları fırsatlar olması normaldir; fakat bu imkan ve fırsatlarla zamansız ve abartılı bir şekilde tanışan çocuklarda, doyumsuzluk ve sorumsuzluk duygusu yanında bazı davranış bozuklukları da görülmektedir. Çocuğa verilecek cep harçlığı da sorun olabilecek konulardan biridir. Cep harçlığında dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunuyor. Harçlık, ne zaman, ne kadar verilecek, nerede kullanılacak, ihtiyaç var mı gibi konular netleştirilmelidir.

    Çocuklara verilecek cep harçlığındaki asıl amaç küçük yaştan itibaren parayı kullanabilme ve idare edebilme kabiliyetini geliştirmektir. Çocuklara verilecek cep harçlığı, onların arkadaşlarından farklı kalmayacağı yaşta başlanmalı. Genellikle bu dönem ilköğretim çağına başlama devresine denk gelmektedir. Harçlık, arkadaşlarınınkinden ne çok fazla ne de çok az şeklinde ayarlanmalıdır. Harçlığın fazla verilmesi çocuğun bunu arkadaşlarına karşı bir güç gösterisi olarak kullanmasına ve savurgan olmasına yol açabilir. Bu, ilerleyen yaşlarda ise tatminsizlik ve doyumsuzluk hislerinin yerleşmesine neden olabilir.

    Harçlığın az verilmesinde ise çocuk arkadaşlarının yanında eziklik yaşayabilecek. Bu duyguyu ortadan kaldırmak için davranış bozukluklarından çalma vb. durumlara başvurabilecektir. Harçlık verilirken kardeşler arasında denge sağlanmalı, farklı yaşlardaki kardeşlere aynı harçlık verilmemelidir. İlköğretimin ilk aşamalarında harçlık günlük, ilköğretimin ikinci aşamasına doğru ise haftalık verilmelidir. Harçlık miktarı, anne-baba ve çocuğun birlikte olduğu bir ortamda belirlenmeli, verilebilecek miktar da çocuğa makul bir şekilde izah edilmelidir. Anne ve babalar, çocuklarıyla harçlıkları ile neler yapmak istedikleri, ne gibi yerlerde kullanmak istedikleri konusunda konuşmalı, talimatlar yerine öneriler sunmalıdır. Verilen cep harçlığı, okul başarısı ile bağdaştırılıp bir ceza aracı olarak kullanılmamalıdır.

    Cep harçlığı verilirken "ben çektim, çocuğum çekmesin" anlayışı yanlıştır. Harçlık ne çok fazla ne de çok az verilmelidir. Abartılı harçlık doyumsuzluğa, kısıtlı harçlık ise "değersiz olduğunu düşünme" ve sonucunda saldırganlık ve itaatsizlik duygularına dönüşebilir. Anne ve baba, iyi bir rehberlik yapabilirse, bazı hedefler koyarak çocuğunun parayı ihtiyacı kadar harcayıp geri kalanını biriktirmesine, sabır ve parayı daha etkin kullanabilme kabiliyetlerinin gelişmesine yardımcı olabilir.

    Şenol Yiğit - Psikolojik danışman
#13.07.2008 01:02 0 0 0
  • Kadın sıgınma evlerinde kadınlarımızın ekonomik gücü olmadıgı için çareyi tekrar şiddet gördükleri eşinin yanında arıyorlar.

    çok haklısınız...oranında kalma süresi var...o süreyi tam bilmiyorum ama 2 aymı 3 aymı sonra çıkarıyorlar....işi olmayan sosyal güvencesi olmayan mecburen evine dönüyor...dışarı çıkaracaklarına bir işe yerleştirseler çok daha iyi olur...ataerkil bir toplumda malesef kadınlara çok fazla sahip çıkılmıyor...
#13.07.2008 00:54 0 0 0
  • Gelinlere müjde! Kayn******* nasıl yola getireceğiniz ve onun sevgisini nasıl kazanacağınızın çaresi bulundu.


    Kaynana sorunu niçin bu kadar önemliydi? İki yıldır bu sorunun yanıtını arayan Gülşah Özdemir, çalışmasını "Semra Hanım Sendromu İçin Kaynana Kullanma Kılavuzu" adlı kitapta topladı ve kaynana ile ilgili akla gelebilecek her konuya parmak bastı. Bir de kaynanaları kullanma kılavuzu hazırladı. İşte her geline lazım tüyolar:

    Kaynana sendromunu nasıl yenersiniz?

    1- Kayn*******n ayarıyla oynamayınız

    Yatma, kalkma, dantel işleme, dedikodu yapma, tv dizisi izleme ve diğer kaynanalarla buluşma ayarlarına asla karışmayınız.

    2- Ses ayarını yükseltmeyiniz

    Kayn*******n ses ayarı bir defa bile kontrol dışı bir şekilde yükselirse artık düzenlemek mümkün değildir. Sesini yükseltmesi için fırsat vermeyiniz.

    3- Test sürüşü yapınız

    * Kaynanayla karşılaşmalar ilk bir hafta sadece evde gerçekleştirilmelidir.

    * Kaynanaya rahat bir edayla sorular sorulmalı, cevapları da bazen yüzüne bakarak bazen bakmayarak dinlenmelidir. Her durumda vereceği tepkileri ölçüp ona göre strateji geliştirilmelidir.

    * Kaynana anlaşılmayan bir şey söylediğinde asla 'anlayamadım' gibisinden bir ifadeyle cevap verilmemelidir. Bu söz ileride "beyinsiz, aptal gelin" nidaları olarak size geri dönebilir.

    * Kaynanaya alışma dönemi, onunla yaşama döneminin test sürüşüdür, siz gaza basın ve onu frene basmaya mecbur bırakın.

    4- Sık sık servise uğramasını sağlayınız

    Eşiyle beraber romantik filmler izlemeye teşvik edin. Kocası ölmüş ise komşu kadınları devreye sokarak koca bulma faaliyetlerine başlayın.

    En iyi sonuç için topraklı priz!

    * Kaynanalarla yapılan sohbetlerde ani ve sert hareketlerden sakınınız. Çünkü bu tür hareketler muhatap için 'kaşınıyor' izlenimi verebilir. Yavaş ve sakin olun..

    * Dağınık bir ev, pasaklı elbiseler size 'ilgisiz ve nankör kedi' sıfatıyla geri döner.

    * Kaynananıza onun değil, oğlunun hayatını paylaşmaya geldiğinizi hissettirin.

    * En iyi sonucu topraklı prizde verirler. Yani Bağı bahçesi olan bir ev, olmazsa balkonda bitki yetiştirerek stres atmasına olanak sağlayın.

    * Onlara sık sık torun sevinci yaşatmalısınız. Zira her torun en az 1 yıllık barış çubuğunun ateşini yakar.
#13.07.2008 00:50 0 0 0


  • Evliliklerde şikâyetler arttı. Eşlerin çoğu birbirinden dertli. 30 yıllık, 40 yıllık evlilikler neredeyse tarihe karışıyor.



    Boşanmaların birinci sırasında "şiddetli geçimsizlik" var. Delicesine aşığız diyenler, üç gün sonra soluğu, mahkeme kapısında alıyor. Uzmanlara göre boşanmaların çoğu incir çekirdeğini doldurmuyor.

    Peki neden insanlar bu kadar hazımsız ve birbirine katlanmıyor?

    İsveçli Prof. Gaston Jezz: "Ben garplı bir aile hukuk profesörü olarak diyeceğim ki, Türk milletinin aile nizamını elinden alınız, geride çok bir şeyleri kalmaz."

    Peki neydi bizim aile nizamımız ki, elimizden kayıp gitti?

    Aşk, sadakat, vefa, fedakârlık, şefkat, merhamet, sabır, eşini düşünmek değil mi? Bu güzel değerlerimiz hangi değirmen taşları arasında öğütüldü?

    Bu sorunun cevabını Cemal Kutay şöyle veriyor:

    "Çağ medeniyeti yanlış teşhisle aktarılmış ülkemize; kasıtlar da, ihanetler de, art düşünceler de karışmıştır. Hepsi el ele vermiş, önce ahlak ve fazilet yapımız tahrip edilmiştir. Aile hedef alınmış, kız çocuk boşlukta kalınca, onun bağrından çıkan yarının büyüğü de boşluğa itilmiştir."

    Evlilik kitabında "biz "değil "ben" yazıyor. Evlilikler egolar üzerine kuruluyor.

    Daha iyi eşya almak, iyi evde oturmak, son model arabaya kurulmak için biteviye çalışan eşler. Kreşlerde anne-baba hasretiyle tüketim kurbanı olan çocuklar...

    İş dönüşü aceleyle hazırlanan yemekler... Çabucak toplanan tabaklar. Televizyon başında uyuklamalar.

    Televizyon, aileyi böldü. Bilgisayar, çocukları odalarına hapsetti.

    Babalar işlerinde daha başarılı olmak için gece yarılarına kadar çalışıyor. "İşe geç kalıyorum trafik çok yoğun" sözleriyle sabah kahvaltıları heba ediliyor.

    Anneler apar topar çocuğu okuluna bırakıp işine koşuyor. Daha çok kazanma hırsının verdiği yorgunluk ise eşlerin neşesini, huzurunu, mutluluğunu ve dolayısıyla da evlilikleri tüketiyor. Mutluluk aracı olması gereken araçlar, amaç haline geçti. Bu bağlamda insanî değerler ve ilişkiler yara aldı.

    Halbuki Nebraska Üniversitesi'nde 'İnsan Gelişimi ve Aile Bölümü' yöneticisi Nick Stinnett, güçlü ailelerle yaptığı araştırmada üç önemli ortak özelliği şöyle sıraladı:

    Dine bağlılık: Sürekli ve düzenli ibadethaneye gitmek.

    Övgü ve takdir: Aile üyeleri arasında karşılıklı ruhsal okşamalar içinde olmak.

    Birlikte zaman: İş, eğlence, yemek gibi çok alanda beraber bulunmak.

    Biz, mutlu evliliklerin temelini oluşturan bu üç öğeye sırt çevirince mutlu evlilikler de küsüp gitti...

    Sanırım, onu geri getirmek için bu üç öğeyle barışmaktan başka çaremiz yok!..

    Gülay Atasoy
#13.07.2008 00:47 0 0 0

  • Evlilik küçük beyaz bir kağıt olarak başlar. Bir kadın ve bir erkek bu kağıdı birlikte doldurmaya karar verirler. Yazmaya başladıklarında, her ikisi de ilk kez beraber çalışmaya başladıklarını fark ederler. Her biri yazabileceği en güzel cümleyi yazar kağıda, çizebileceği en güzel resmi çizer. Bazen erkek fazlaca yazar, çizer, bazen kadın. Bazıları önce eleyip sık dokur. Düşünür taşınır ondan sonra yazar. Yazı yazmaya, resim çizmeye devam ettikçe yorulduklarını hissederler. Yazmaya, çizmeye devam etme şevklerini kaybettikleri olur bir ara. Sonra taze bir heyecanla yeniden başlarlar. Bu, evliliğin ve ilişkinin sürmesi için verdikleri karardır. Yazma ve çizme isteği sürdükçe, kağıtta sürekli yer açılır, karalamaya devam ederler. Bu karalama eşlerden birinin mürekkebi bitse, yani bu dünyadaki hayatı sona erse bile devam eder. Geride kalan, kağıdın hâlâ boş kalan kısımlarını karalamayı sürdürür. Bu kağıdı karalamanın birkaç kuralı vardır: Her iki taraf da yazmalıdır, çizmelidir. Biri yazmayı bırakırsa, otomatik olarak diğerinin de mürekkebi biter, şevki kalmaz, çabucak yorulur. Hem sonra, herkes kendi el yazısıyla yazmalıdır. Biri diğerinin el yazısının kendininkine benzemesini beklememeli ya da diğerinin el yazısını taklit etmeye kalkmamalıdır. Kağıdı birlikte doldurabilmek için herkesin "kendisi" olması gerekir.
    Eşlerin birisinin yazısı çirkin olabilir ya da çizdiği resim kaliteli olmayabilir. Diğeri bunu dert edinmemelidir.
    Zaman zaman eşini beğenmezse yazdığınız yazıyı silebilir, yeniden yazmaya başlayabilirsiniz. Yani, yazdıkça ve kağıt önünüzde durdukça bir sorun yoktur.
    Ancak
    Eşinizin yazığını ya da kendi yazdığınızı silerken kağıdı yırtarsanız, aşkı ve ilişkiyi yitirebilirsiniz.
    Siz ne kadar güzel yazmış olursanız olun, ne kadar tatlı çizmiş olursanız olun, kağıttaki bir yırtık asla onarılmaz, öylece kalır.
    Çünkü bu ilişkiye iki basit sermaye ile başladınız. Biri mürekkebiniz, yani hayatınız. Diğeri kağıdınız, yani hayatınızı birlikte biçimlendireceğiniz aşkınız. Mürekkebinizle ne karalarsanız karalayın, kağıda zarar vermemelisiniz. Mürekkebiniz asla kurumamalı, aşkınız asla yırtılmamalı. Kağıt üzerindeki tüm hatalar, tüm eksiklikler, tüm çirkinlikler, tüm karalamalar sorun değildir aslında. sorun bütün hatalarımızı, kusurlarımızı, eksiklerimizi her nasılsa kabul etmeye hazır beyaz kağıdımızı yitirmektir.
    Bu noktadan sonra bazıları kağıdı tamamen ayırıp ortaklıklarını bitirebilirler. Bazıları da yırtığa aldırış etmeksizin kağıda yazmaya devam edebilirler. Çok geçmeden, yeni yazdıkları boşlukların eskisi gibi sağlam ve temiz olduğunu fark ederler..
    Mürekkebinizi bitirmeden, kağıdınızı tamamen yırtmadan yazmaya devam"İki parmağının ucunu iki gözüne koy
    bir şey görebilir misin dünyadan?
    Görememek ayıbı, gösterememek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işteParmağını gözünden kaldır ilkin, sonra gör dilediğini böyle
    İnsan gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir.
    Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir."
    Mevlana Celaleddin Rumi

    Senai Demirci
#13.07.2008 00:44 0 0 0


  • Sevgi kredisini iyi kullanmadığımız zaman, sevgiler de eskiyip gidiyor. Halbuki mesut evlilikler her gün yeniden inşa edilir. Evliliğinizi beslemiyorsanız elbette gönül evinin yıpranıp gittiğini de göremezsiniz.



    "Yeni evlendiğimizde çok mutluyduk. Bu mutluluğun hep böyle süreceğini zannediyorduk. Fakat evlendikten sonra aramızdaki sevgi de mutluluk da azalmaya başladı. Acaba bütün sevgiler, zamanla azalıyor, muhabbet kuşu gibi "pırrrr" diye uçuyor ve evlilikler yıpranıyor mu?

    Şayet öyleyse Ferhat neden sevdiği uğruna dağı delmeye kalkmış, Mecnun çöllere düşmüş ki?"

    Oysa şunu unutuyoruz, suçlu sevgi değil bizleriz. Evlendikten sonra "artık o benim eşim" havasına girerek, sevgi kredimizi tersine kullanıyor, sonunda kendi ellerimizle tüketiyoruz. O krediyi iktisatla kullanmasını bilsek neden bitsin ki?

    Dışarıda bakımlı kadınlarla beraber olan erkek, eve geldiğinde bakımsız ve huzursuz bir hanımla karşılaştığında bir iki kredi veriyor. Ama sonra kredisini kesiyor.

    İşinden dönen erkek de pijamalarını üstüne geçirip televizyonun karşısında otura otura o da kredisini tüketiyor.

    Sevgi kredisini kullanmasını bilmediğimiz gibi; evlilik sarayının bakımını da ihmal ediyor, yıpranmasına prim veriyoruz.

    Düşünsenize, ayrık otlarından temizlenmeyen bahçe ne hale gelir? Onarımına dikkat edilmeyen ev, zamanla nasıl harap olur?

    Şu dünyada bakımı yapılmayan hangi şey yıpranmıyor ki, özen göstermediğimiz evliliğimiz de yıpranmasın.

    Bir fabrikanın tam kapasiteyle çalışması için fabrika sahipleri nasıl gece gündüz çalışırsa; eşlerin de mutluluk üretmek için gayret sarf etmeleri gerekir.

    Eğer eşlerden birisi "bana ne" deyip sorumluluktan kaçar ve çalışmazsa, fabrika zamanla üretimini yavaşlatıp belki de sonunda iflas eder.

    Andre Maurois'in çok güzel bir sözü var: "Mesut bir evlilik, her gün yeniden inşa edilmesi gereken binaya benzer."

    Psikolog Walter Price de, "Eğer boşanma çarelerini arayan kimseler evlilik bağlarını koparmak için sarf ettikleri gayreti onu ayakta tutmak için sarf etselerdi, bu arzudan vazgeçip, aralarındaki eski münasebetin hâlâ hayatiyetini koruduğunu ve onu tam canlılığa kavuşturmanın mümkün olduğunu görürlerdi." diyor.

    Ne var ki, bu gerçekleri göz ardı edenler, evliliklerinin yıprandığını fark edemiyorlar.

    Halbuki ne kadar sağlıklı da olsanız, beslenmezseniz takatten düşersiniz. Vücudunuzun meyve, sebze, et vb. gıdalara ihtiyacı vardır.

    Evliliğinizi de beslemezseniz tabii ki yıpranır.

    Peki, öyleyse onu nasıl beslemelisiniz?

    "Gönül" tencerenize "nefsinizden" bir parça "benlik" yağı dökün. Üzerine, "kalp" dolabınızdan çıkardığınız "kin, nefret, öfke, sinir" karışımını koyup "fedakarlık" odunuyla "sabır" ateşinde iyice kavurun.

    Üzerine "neşe" domatesi, "mutluluk" patlıcanı, "huzur" kabağı, "vefa" patatesi, "muhabbet" kıyması ekleyin. Sinenizde sıkı sıkı sakladığınız "sevgi" baharatlarından bolca serpin ve "ilgi" garnitürüyle süsleyin.

    Bakır kap içinde bile olsa tebessümle servis edin. Bakın o zaman, evliliğiniz nasıl eski canlı haline gelir.


#13.07.2008 00:43 0 0 0


  • Kadın sığınma evlerindeki kadınların yüzde 70'i şiddet gördükleri eşlerine geri dönüyorlar ve tekrar şiddete maruz kalıyorlar. İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen ve 8 ilde kadın sığınma evi açılmasını ön gören projenin koordinatörü Nazik Işık, kadın sığınma evlerindeki kadınların yüzde 70'inin şiddet gördükleri eşlerine geri döndüklerini söyledi. Işık, kadın sığınma evlerinin şiddet gören, istismara uğrayan ve kendilerini çaresiz hisseden kadınların gidebilecekleri bir yer olarak son derece önemli olduklarını ifade etti. Türkiye'de 29 ilde 38 sığınma evi olduğunu, kendi projeleriyle bu sayıya 8 tane daha sığınma evi ekleneceğini belirten Işık, yine de sığınma evlerinin sayısının Türkiye için yeterli olmayacağını belirtti.

    Uzun yıllar sığınma evlerinde görev yaptığını ve kadına yönelik şiddet ve sığınma evleri konusunda pek çok proje ve araştırmanın içinde yer aldığını anlatan Işık, kadına yönelik şiddetin tüm dünyanın sorunu olduğunun altını çizdi.

    İlişkilerde genellikle ilk günlerde şiddetin ortaya çıkmadığını, ancak evlilikte ilk beş yıl içinde yaşanan şiddetin tekrarladığını belirten Nazik Işık, şunları kaydetti:
    "Her ülkede kadın şiddet görüyor. Bir kere şiddet gören kadın bir daha görmem dememeli. Araştırmalar gösteriyor ki her dört şiddet vakasından üçünü eşine şiddet uygulayanlar oluşturuyor. Kadın şiddet görüyor ve bir kere olduğunda bunun devamı geliyor. ilişkinin "ar" perdesi yırtıldığında şiddet tekrarlanıyor."

    Şiddetin yanı sıra kadınların ekonomik istismara da uğradığını söyleyen Işık, ekonomik olarak istismar edilen kadınların da kadın sığınma evlerinden yararlandıklarını kaydetti.


    YARDIM İSTEMEKTE GECİKMEYİN
    Şiddet gören veya istismara uğrayan kadınların bunu söylemekten kaçınmamaları gerektiğini vurgulayan Işık, "Şiddet gören ve istismara uğrayanlar için hizmet veren Alo 183 hattını aramaktan, bilgi almaktan çekinmemeliler. Şiddet gören kişinin çözüm aramaya erken başlaması gerekir. Bir kere şiddete maruz kalan kesinlikle bir daha olmaz dememelidir" diye konuştu.

    Kadın sığınma evlerine gelen kadınların genellikle çocuklarıyla sığındıklarını ve yönetmeliğe göre sığınma evlerinde en fazla üç ay kalabildiklerini belirten Işık, özel durumlarda bu sürenin uzadığını söyledi.

    Kadın sığınma evlerinde çeşitli konularda yardım alan kadınların, orada kaldıkları süre içinde ne yapacaklarına karar verdiklerini belirten Nazik Işık, şöyle devam etti:
    "Kadın sığınma evine gelen kadınlar çoğunlukla ciddi şekilde şiddete maruz kalmış oluyorlar. Her birinin hikayesi farklı olmasına rağmen, en önemli ortak özellikleri ekonomik bağımsızlıklarının olmaması. İhmal edilmiş olmaları. Sığınma evine geldiklerinde çoğunluğu travma geçiriyor oluyor. Burada her konuda yardım alarak toparlanmaları sağlanıyor. Bizim projemizde de sığınma evleri her kadının çocuklarıyla bağımsız olarak kalabileceği odalar ve her tür destek hizmetinin sunulacağı şeklinde tasarlandı. Bir süre sonra kadın kendisine bir yol çiziyor. Ya yakınlarının yanına yerleşiyor ya hayatında yeni bir başlangıç yapıyor ya da evine geri dönüyor. Ancak bizde kadın sığınma evlerindeki kadınların yüzde 70'i şiddet gördükleri eşlerine geri dönüyorlar. Birkaç çocukla, gelir olmadan yeni bir düzen kurmak çok kolay değil."

    Eşlerine dönenlerin büyük kısmının tekrar şiddet gördüğünü de belirten Işık, "Aile terapisi almaya eşini ikna edenlerde ise durum farklı olabiliyor. İkna edenlerin sayısı ise kısıtlı. Eşlerin çoğu bunu kabul etmiyor. Ülkemizdeki aile terapistlerinin sayısı da ne yazık ki yeterli değil" dedi.

    YOKSUL KADINLAR DAHA ÇOK İSTİSMAR EDİLİYOR
    Sığınma evlerinin, şiddet gördüğünde gidecek yeri olmadığını düşünen kadınlar için, onları güçlendirici, cesaretlendirici etkisi olduğunun altını çizen Işık, eşin bir kez evden giden karısının, yine gidebileceğini düşündüğü için kadın sığınma evlerinin caydırıcı etkisi olduğuna da işaret etti.

    Nazik Işık, kısıtlılığın, yoksulluğun olduğu yerlerde kadınların daha çok ihmal ve istismar edildiğini, daha çok şiddet gördüklerini ifade ederek, şiddetin önlenmesinde yoksulluğun ortadan kaldırılmasının, eğitim ve bilinç düzeyinin yükseltilmesinin ve kadınlara ekonomik olarak bağımsızlık kazandırılmasının son derece önemli olduğunu kaydetti.
#13.07.2008 00:33 0 0 0
  • Caydırıcı Tepkilerle Eğitim

    Şimdi anlatacaklarımızı eksiksiz olarak yerine getirmek ancak süper bir insanın başarabileceği bir iştir. Öyle bir süper kişi yeryüzünde olmayacağına göre, zaman zaman sizler de bazı ilkeleri uygulamada zorlanabilirsiniz. Çok deneyimli anneler, hatta öğretmenler için bile, davranış sorunlarıyla başa çıkmak kolay bir iş değildir. Zaman zaman işler hiç de planladığınız gibi gitmeyebilir. Yapmanız gereken, olabildiğince sakin olmaya çalışarak, kararlılığınızı bozmadığınız sürece eninde sonunda kazananın siz olacağına ilişkin inancınızı sürdürmenizdir.

    Çocuğunuzun davranış sorunlarıyla uğraştığınız günlerde, ailenizden ve arkadaşlarınızdan biraz daha fazla desteğe gereksiniminiz olabilir. Ya da kendinize dinlenmek ve rahatlamak için ek zaman ayırmanız gerekebilir. Yardım istemekten ya da kendinize zaman ayırmaktan çekinmeyin. Unutmayın ki, bunları çocuğunuz için, onunla daha iyi ilgilenebilmek için yapacaksınız. Çocuğunuzun gösterdiği her ilerleme için, küçük bir ilerleme de olsa, kendinizi ödüllendirmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzun davranış sorunlarıyla baş etmek, sizden çok kendisinin yararına olacaktır. Ona, daha çok arkadaş edinme, daha fazla beceri kazanma ve olumlu davranışlar sergilemekten daha fazla zevk alma fırsatı sağlayacaktır.


    Görmezden gelme

    Sorunlu davranış, çocuğun kendisine ve çevresine zarar vermiyor sadece ilgi çekmek amacıyla yapılıyorsa görmezden gelme, bu davranışın azaltılmasında en etkili caydırıcı tepki olarak kullanılmaktadır. Bu tepki, çocuğun sorunlu davranış olarak belirlenen davranışı ortaya çıktığında, yetişkinin çocukla herhangi bir ilişki kurmadan o davranış karşısında tepkisiz kalması olarak tanımlanabilir.

    Böyle bir durumda, çocukla göz kontağı kurmanın bile, çocuğun o davranış ile ilgilenildiğine yönelik bir tepki olacağı unutulmamalıdır. Çocuğun sorunlu davranışlarını görmezden gelme, ona bu davranışları sonucunda, istediği ilgi ya da ödülü alamayacağını ifade etmenin bir yoludur. Ancak, anne-babalar için görmezden gelme, zaman zaman uygulaması zor bir teknik olabilmektedir. Sorunlu davranışı görmezden gelme, çocukla göz kontağı kurmama, ona bağırmama, çocuğun yaptığı davranışın önemsenmediğini gösterme şeklinde uygulanmalıdır.

    Bununla birlikte, eğer çocuk ilgi çekmek amacıyla bağırıyor ve kendini yere atıyorsa, bu davranışı görmezden gelmek oldukça zordur. Böyle durumlarda yapılacak olan, o ortamdan uzaklaşarak ev içinde bir başka odaya gitmek ve bir başka şeyle ilgilenmek olmalıdır. Böylece, sorunlu davranıştan uzaklaşılmış olunacaktır. Bazı durumlarda çocuk, yetişkinin ilgisini çekmek için onun konuşmasını bölebilir ya da kucağına çıkmaya çalışabilir.

    Bu tip davranışlar karşısında, çocuğu uzaklaştırmak zor olmasına rağmen yetişkin konuşmasını sürdürmeli ve onu kucağından indirmelidir. Yetişkinin davranışı ile çocuğa verilen mesaj, sorunlu davranışın artık ilgi çekmediği ve çocuğun davranışını değiştirmesi gerektiği yönündedir.


    Önemli uyarı!

    Yetişkinin, çocuğun sorunlu davranışına gösterdiği bu yeni tepki (görmezden gelme), başlangıçta onun sorunlu davranışını arttırmasına neden olabilir. Çünkü bu tepki, çocuğun, tamamen yetişkinin ona ilgi göstermesini sağlamak için geliştirdiği bir davranıştır. Ancak yetişkinin tutarlılığı devam ettiği sürece, çocuğun sorunlu davranışlarının azalacağı, hatta zaman içinde tamamen yok olacağı beklenmektedir. Örneğin: Ahmet her sabah kardeşi okula giderken onun arkasından ağlıyor, bağırıyor ve kendisini yere atıyordu. Bu durum karşısında annesi Ahmet'i kucağına alarak ona şarkı söylüyor ve onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

    Ahmet, annesinin onu kucağında sallayarak, kendisine şarkı söylemesinden çok hoşlandığı için bu davranışı her sabah tekrarlıyordu. Anne, Ahmet'in bu davranışlarının o an için durmasını sağlıyor, ancak her sabah tekrar edilmesine de ortam hazırlamış oluyordu. Anne her sabah aynı şekilde tekrarlanan ağlama ve bağırma davranışlarının kucağa alma ve şarkı söyleme ile azalmadığını fark ederek, görmezlikten gelmeyi uygulamaya karar verdi. Uygulama başlangıcında, Ahmet'in ağlama ve bağırma davranışları karşısında anne onu kucağına almak yerine, yaptığı işe devam etti ve Ahmet ile hiç ilişki kurmadı.

    Ahmet, bu tepkiye önceleri çok şaşırdı ve annesinin ilgisini çekmek için ağlama ve bağırmaların şiddetini ve süresini daha da arttırdı. Anne, her seferinde aynı tutarlılık ve sabırla Ahmet'in bu davranışlarını görmezden geldi. Zaman içinde Ahmet, sorunlu bu davranışlarının annesinin hiç ilgisini çekmediğini görerek azalttı.


    Ödülü geri çekme

    Davranış değiştirme yönteminde ödül, uygun davranışın gösterilmesini kolaylaştırmak ve sorunlu davranışı uygun davranışa dönüştürmek amacıyla kullanılmaktadır. Eğer çocuk, sürekli olarak parmağını emiyorsa, çok sevdiği bir oyuncağı ile oynaması sağlanarak bu davranışı engellenebilir. Çocuk, uygun davranışı yerine getirdiğinde ödül aldığını bilirse, davranışını sorunlu davranış haline dönüştürmeyecektir.

    Ödülü geri çekme tekniği, herhangi bir etkinlik sırasında çocuğun yaptığı sorunlu davranışa karşı, yetişkinin çocuğun sahip olduğu hoşlandığı bir şeyi geri çekmesi ve bir süre tepkisiz kalmasıdır. Bu durumda çocuk bir süre için hoşlandığı şeyden mahrum kalacak ancak sorunlu davranışı düzeldiğinden hoşlandığı şeye devam edebileceğini öğrenecektir.

    Örneğin: Ayşe, annesi ile birlikte boyama yaparken kağıt yerine sürekli masayı boyamaktaydı. Bu davranış karşısında annesi kısa bir süre için boyayı alıyor, sonra geri vererek Ayşe'ye kağıdı boyaması gerektiğini hatırlatıyordu. Ayşe uzun bir süre annesinin bu tepkisine aldırmadan masayı boyamaya devam etti, aynı zamanda annesinin kendi yaptığı etkinliği engellemesi nedeniyle ağladı ve bağırdı.

    Ancak annesinin tutarlı bir şekilde Ayşe'nin önünden boyaları ve kağıdı alması ve her seferinde kağıdı boyaması gerektiğini hatırlatması ile Ayşe boyaları sadece kağıdı boyamakta kullanabileceğini öğrendi. Bir süre sonra Ayşe, masa yerine tamamen kağıdı boyamaya başlayarak, hoşlanarak yaptığı bu etkinliği sürdürdü.

    Alternatif sunma

    * Çocuğunuz uygun olmayan bir davranış girişiminde bulunurken, uygun bir davranış önerisiyle karşısına çıkarsanız, diğerinden vazgeçebilir. Örneğin, kumaş bebeğini yıkamaya kalkan bir çocuğa, plastik bebeğini yıkaması önerilebilir. Eğer sert ve kararlı şekilde "Hayır" derseniz, ve çocuğunuz yapmakta olduğu yaramazlığa ara verirse, hemen başka bir şeyle ilgilenmesini sağlamaya çalışın. "Hayır"ı tekrarlamaktan kaçının; çok duymak duyarsızlığa yol açar.

    Sözel uyarı

    * Çocuğunuza yanlışını düzeltme şansı tanıyın. "Az önce baban ne demişti?", ya da "Bıçaklarla ilgili kuralımız neydi?" gibi. Böyle bir uyarı, en azından, çocuğa yaptığını tekrar değerlendirme fırsatı verebilir.

    Her zaman

    *Kurallarla ilgili tartışmaktan, bağırmaktan, fikrinizi değiştirmekten, yarı yolda vazgeçmekten ve Kısasa-kısastan (Sen bana vurursan, ben de sana vururum!) kaçının. Çünkü bunlar sorunu arttırıcı bir rol oynayabilecek şeylerdir.
#13.07.2008 00:31 0 0 0
  • Çekingen çocukların sosyalleşmesi


    Çekingenlik, sosyal ortamlardan kendini geri çekme, çok yakını dışındaki diğer insanlarla aynı ortamı paylaşmaktan çekinme, başka insanlarla bir ilişki için girmek istememe, başkalarınca olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlı olma gibi davranış ve düşüncelerle açıklanabilir.

    Çekingen çocuklar, anneleri ya da sürekli birlikte oldukları kişi dışında hiç kimseyle iletişim kurmak istemezler. Annelerinin yanından ayrılmazlar. Birisi onlara yaklaşmaya çalışırsa ondan kaçıp uzaklaşırlar.

    Annelerinden ayrıldıklarında ilk tepkileri ağlama olur. Bu çocuklar, yaşıtları ile ilişki kurmada zorlanırlar, arkadaşları ile birlikte olmaktansa yalnız kalmayı tercih ederler, yaşıtlarından çekinirler, bazı hallerde kendilerinden küçüklerle bir araya gelebilirler.

    Yenilikler tedirgin eder


    Çekingen çocuklar, kendilerini sözlü olarak ifade etmekten çekinirler, kendilerine soru sorulduğunda genellikle cevaplandırmaktan kaçınırlar, başlarını öne eğerler, nadir hallerde de göz veya baş hareketi ile cevaplandırmakla yetinirler.

    Çekingen çocuklar, çoğunlukla güvensiz ve huzursuz çocuklardır, bazılarında saldırganlık duyguları da görülebilir. Çekingen çocuklar, okul ortamı veya arkadaş grubu içinde olduklarında oyuna katılmak isteseler de kendilerinde bu cesareti bulamazlar. Mutlaka birisi onları elinden tutup oyuna sokmalıdır, oyuna girdikten sonra da mutlu oldukları görülür. Yeni bir durum, yeni bir olay, yeni bir ortam onları çok tedirgin eder.

    Fiziksel belirtileri vardır


    Çekingen çocukların çoğunun sınıfta sevdikleri bir yer vardır. Bu yer genellikle faaliyetlerden, kalabalıktan uzak ve rahatça oturabilecekleri bir minder üstü veya düz bir yerdir. Burada olup biten şeylerin çoğuna karşı ilgisiz ve birçoğundan habersiz görünürler.

    Onların çok az şeye karşı ilgi gösterdikleri ve kendilerini rahatlatmak için sık sık parmak emdikleri, ileri geri sallandıkları, tırnak yedikleri veya kendi saçlarını ve kulaklarını çektikleri görülür.

    Çekingenliğin nedenleri nelerdir?


    Çekingenliğin her durumda geçerli olabilecek kesin bir nedeni yoktur. Nedenler kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenleri şöyle açıklayabiliriz.
    - Kişiliğin oluşumunda en büyük pay genellikle ana-babaya aittir. Çocuğun fikirlerini, inançlarını ve davranışlarını büyük ölçüde ana-baba şekillendirir. Çekingenliğin ortaya çıkışında da ana babanın kişilik özellikleri ve çocuk yetiştirme tarzlarının büyük etkisi vardır.

    Ailenin aşırı koruyucu bir tutum içinde bulunması çocuğun pasifize olmasına yol açabilir ve böylece kendi başına kararlar alıp uygulamaktan korkan çekingen bireyler yetişir.

    - Ezilen, sövülen, dövülen, aşağılanan, küçük görülen, alay edilen bir çocuğun içinde 'sen değersizsin, sevilmeye layık değilsin' mesajı yer edinir. Kendisini ezilmiş hisseden, değersiz bulan, sevilmeye layık görmeyen biri de insanlarla iletişim kurarken rahat davranmakta zorlanır ve çekingen, pısırık bir kimliğe bürünebilir.

    - Olduğu gibi kabul edilmeyen, nasıl olduğuna değil, nasıl olması gerektiğine önem verilen, sözleri önemsenmeyen, duygularını olduğu gibi ifade etmesine izin verilmeyen, ana babasının istediği kalıplara girmek zorunda bırakılan bir çocuk zamanla kendi özünden kopar ve kendine yabancılaşır. Böyle davranılan çocuğun da kendi başına girişimlerde bulunup sorumluluk alması kolay olmaz. Çocuğun çabasına karşı tepkisiz kalmak, onu hiçbir şekilde yönlendirmemek, çekingenliğin nedenlerindendir.


    - Çocuğun kendisi bir şeyler yapmak ister ve bunu başaramazsa ya da bir işe başlamadan önce başarısızlık korkusu hissederse çekingen olur.

    - Çevrenin çocuktan beklentileri yüksekse ve bu beklentileri yerine getiremiyorsa; çocuk kınanıyor, eleştiriliyor, başkalarıyla kıyaslanıyorsa; yaptıklarında hep bir kusur aranıyor, hatalarına hoşgörü gösterilmiyorsa bu çocuk muhtemelen çekingen olur.

    - Çekingen olan çocukların birinci dereceden akrabalarında da çekingenlik görülme oranının yüksek olması genetik yatkınlığa kanıt olarak gösterilebilir. Aile üyelerinin birbirlerine benzer biçimde çekingenliğe yatkın özelliklere sahip olmalarının nedeni, ana babaların tutum ve davranışlarının çocuk tarafından taklit edilip benimsenmesinde aranabilir.

    Altyapısı önceden hazırlanmış olan çekingenlik, bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve yerleşmiş olabilir. Örneğin öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanç hissine kapılmış ve bedensel belirtiler göstermiştir.

    Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve bu defa benzer bir hata yapmasa ve kimse ona gülmese bile o yine aynı şeyleri yaşayabilecektir.


    Haydi şimdi de çözelim!


    - Eğer çocuğunuzda çekingenlik varsa, çocuğunuzdaki bu çekingenliği önemseyin. Çünkü her 100 çocuktan 10'u aşırı çekingenlik sorunuyla karşı karşıya kalıyor.

    - Çocuğun çekingenlik sorunundan kurtulması için, önce teşvik ve iltifat edilmesi gerekir. Çocuğun sırtını sıvazlamak, 'aferin' demek onu motive eder. Çocuğun uygun tercihlerine saygı gösterilmelidir. Çocuğun yeteneklerinin gelişmesi için özgür ve öz denetime dayalı bir disiplin anlayışı geliştirmelidir. Çocukla hem oynamalı, hem eğlenmeli, hem de ciddi konularda ilgilenilmelidir.

    - Bu çocuklar sürekli eleştirilmekten kaçınılmalı, sosyal olmaya zorlanmamalıdırlar. Bu sorun hemen ve kolayca halledilebilecek bir sorun değil, küçük adımlarla ve zamanla ancak üstesinden gelinebilecek bir sorundur. Unutmamanız gereken şey, çocuğunuzun sınırlarını aşarak göstermiş olduğu her ayrıntıyı fark etmeniz ve yüreklendirmenizdir.

    - Çocuğunuzu çekingen gibi algılamayın. Bu etiket sizin beklentilerinizi yansıtır. Her zaman değişmesini istediğiniz özelliğini vurgulamak yerine, her zaman onun iyi yönlerinden söz edin.

    - Çekindiği durumlara zorla onu itmeyin. Bu ona çekingenlikten kurtulması için yardımcı olmaz. Aksine bu duygularının daha da derinleşmesine sebep olur. Ona yalnızca kendine güvenini kazanmasını ve reddedilme korkusunu yenmesini öğretin.

    - Çekingen çocuğunuzu korumanız altına almayın. Bunun yerine ona yardımcı olun, ihtiyaç duyacağı davranışları öğretin ve bunları deneyebileceği ortamlar oluşturun. Öncelikle bağlı olduğu kişiden kopmasına yardım etmek, sonra bir arkadaşla birlikte olmasına fırsat vermek, daha sonra da bir arkadaş grubu ya da faaliyet grubuna, okul ortamına girmelerini sağlamak gerekir. Başarılı ve mutlu olacakları bir alanın keşfedilmesi de onları huzurlu kılar.



    Eğitimcilere bazı tavsiyeler


    Çekingen çocuğun uyum sorununun giderilmesinde öğretmene ve okula düşen bazı sorumluluklar da vardır. Öncelikle öğretmen, çocuğun kabuğundan çıkmakta güçlük çekeceğini kabullenmeli ve sabırlı olmalıdır. Çocuğu ilk günden faaliyete katılması için zorlamamalıdır, hoşlandığı faaliyetleri bir süre karşıdan izlemesine izin verilmelidir. Zaman zaman bir köşede yalnız oynamasına izin verilmelidir.

    - Öncelikle öğretmen kendisi çocukla diyalog kurmalı, sonra tek arkadaşla diyalog kurması sağlanmalıdır. Çekingenlikten kurtulabileceği su, kum, kil, çamur, boya gibi malzemeleri kullanmaya teşvik edilmelidir. Üretici faaliyetlere yönlendirilmelidir. Çocuğa başarı ve deşarj alanları bulunmalı, en ufak bir başarısında öğretmen tarafından yüreklendirilmelidir.

    Düzenlenmiş faaliyetler esnasında çekingen çocuklar için ne yapılabilir?

    - Çekingen çocukların çoğu sizin onunla ufak ilgilenmenizle açılıp konuşmaya başlarlar. Sınıfınızda nasıl bir davranış istediğini bilen ama işbirliği yapmak istemeyen çekingen bir çocuk bulunabilir. Bu çocuk yeni faaliyetlere başlamaktan korkan ve bundan dolayı sizden fazladan teşvik isteyen bir çekingen çocuk olabilir. Bu çocuğun herhangi ufak bir gayretinden dolayı aferin diyerek veya başını okşayarak takdir ediniz. İşinde ufakta olsa bazı başarılar elde ettikten sonra işbirliği yapmak ona daha kolay gelir.


    Sos. Psk. Efser Selamet
#13.07.2008 00:29 0 0 0
#08.07.2008 02:05 0 0 0
  • Zayıf görünmek için 6 yol
    Kilo vermeyi bekleyecek kadar zamanınız yok mu? İşte bazı moda uzmanlarından daha ince gösteren moda ipuçları.


    İyi görünmenin yolu sadece zayıflamaktan geçmiyor. Doğru kıyafetlerle daha zayıf ve daha ince görünmenin püf noktaları da var. İşte modacılardan daha zayıf görünmenizi sağlayacak 6 öneri..

    1. Tek renk kullanın..
    Gece mavisi, kahverengi ya da siyah gibi tek renk koyu renkli elbiseler giyin.. Bunun yanı sıra aynı rengin farklı tonlarını da birlikte giyebilirsiniz. Bej, deniz mavisi, mercan ya da teninize en iyi giden renklerde desenleri bulunan giysiler de olabilir. Eğer rengin sizi daha kilolu gösterdiğini düşünüyorsanız, elbise olarak sizde nasıl durduğuna da bakın.

    2. Kumaşları doğru seçin..
    Katı, sert ve ağır hatta yapışan kumaşlardan uzak durun. En iyi seçim hafif, yumuşak ve giydiğinizde vücudunuzdan kayan kumaşlardır. Amacınız vücudunuzun genel şeklini görmek olmamalı..

    3. Vücudunuza göre ayarlayın..
    Geniş omuzlarınız varsa, vatka ya da herhangi bir omuz aperatı kullanmayın. Kayık ve yuvarlak yakalı giysileri tercih etmeyin. Üstünüzü daha küçük göstermek için modaya uygun V yakalı elbiseler, V yakalı üst ve etek veya bol pantolonları tercih edin. Eğer üst küçük alt büyükse, yani armut vücutluysanız, boynunuzu kalın göstermeyen, omuzlarınıza uygun sizi dik gösteren kıyafetleri arayın. Üst için yuvarlak, oyuk yaka kesimleri, alt için de düz etek ya da normal kesim pantolonları seçin.

    4. Kalça ve basenler
    Büyük kalça ve basenleri kamufle etmek için, rahat pileli, bel kısmı büzgülü rahat etek ve pantolonlar tercih edilebilir. Modaya uygun, düz çizgiler yan cepli ya da cepsiz modeller seçin. Basenleri küçük göstermek için beli düz yarım ya da dizden hafifçe aşağıda pantolonlar arayın. Daha uzun ve zayıf görünüm için pantolonunuz ya da eteğiniz yere değecek kadar uzun olmalı.
    Basenlerinizi daha fazla kamufle etmek için etek ve pantolon giydikten sonra kalçalarınızı örtecek kadar uzun bluz ya da bluzunuzun üzerine hjafifi dantel ya da örgü tunikler giyebilirsiniz. Kalçalarınızdan aşağısının çok fazla uzun olmamasına dikkat edin.

    5. Kesim ve dikişileri inceleyin
    Giysilerinizde, özellikle ceketlerde kare şekilli olanları ya da sıkı saran modelleri tercih etmeyin. Bunun yerine hatları hafif belli eden modelleri tercih edin. Elbiselerin dikişleri daha ön plana çıkartılmış olabilir.

    6. Ayakkabıları unutmayın
    Sadece elbiselerle zayıf görüneceğinizi sanmayın. Giysilerinizi belirledikten sonra ayakkabılarınızı deneyin. Özellikle ayaklarınız genişse ince şeritli ve düz sandaletler, ufak topuklu ayakkabılar giymeyin. Bunun yerine, kısa topuklu ya da üzerinde durabiliyorsanız yüksek topuklu ayakkabılar giyin. 5 cm'lik topuk ne giyerseniz giyin sizi daha ince gösterecektir. Ayak bileğinize dolanan ayakkabılardan, kare topuklardan uzak durun. Tüm bunlar sizi daha bodur ve bacaklarınızın daha kısa görünmesine neden olur.
#08.07.2008 01:47 0 0 0
  • Yazın ne kadar dikkat edersek edelim kızgın güneş ışınlarına maruz kalıyoruz. Tam da bu nedenle bazı cilt bakımı ve gençleşme girişimlerine ara vermekte yarar var. Clinique Positif Medikal Estetik Merkezi Direktörü Dr. Şebnem Şenen Kurtoğlu'na göre, ablazive (soyucu) lazerle lekelerin tedavisi, kimyasal veya bitkisel peeling, mikro dermabrazyon (cilt soyma), lazerle kılcal damar tedavisi, lazer epilasyon, bazı kozmetik ürünler ve akne tedavisinde kullanılan ilaçların bir süre bırakılması gerekiyor.

    CİLDİ LAZERLE SOYMAK İÇİN KIŞI BEKLEYİN

    Cildi soyarak yenileyen (ablasive) lazerden sonra güneşten korunmak çok önemli. Çünkü cildin üst tabakası lazerle soyularak lekelerin ortadan kaldırılmasına çalışılıyor. Bu işlemden sonra cilt tedavi sonrasında kızarır, şişer. Bu haller 1-2 ay devam edebilir. Bu nedenle soyucu işlemler tercihen güneş ışınlarının yoğun olmadığı kış döneminde yapılmalı. Güneşten korunma faktörlü kremler de özenle kullanılmalı.

    YAZ AYLARINDA KİMYASAL PEELİNGE TATİL

    Kimyasal peeling'de kullanılan maddelerin başında alfa hidroksi asitler (glikolik asit, prüvik asit, laktik asit) geliyor. Kısaca AHA da denilen bu gruptaki asitler, derece derece asiditesi artan farklı formlarda kullanılırlar. BTA (Beta hidroksi asitler) da peeling malzemelerinden. Bu iki asit grubun kombinasyonu olan ürünlerle de cilt soyuluyor. Temelde yine lekelenme olan bölge soyularak hücre yenilenmesi tetikleniyor. Lekenin derinliğine göre tekrarlanan seanslarla cilt normal ve lekesiz bir forma kavuşuyor. Bu tedavi sırasında da cildin alt tabakaları hassaslaşıyor. Güneşe karşı korunma maksimum düzeyde yapılmalı. Yaz döneminde bu uygulama da tatil edilmeli.

    Bitki peelig'i ise içeriğinde bulunan bitkilerin etkisiyle cildin ölü hücrelerini uzaklaştırmaya dayanıyor. Maske halinde uygulanıyor. Bu tedaviyle cildin metabolizması hızlanıyor. Dolaşımı düzenleniyor. İnce çizgiler ve lekeler azalıyor. Yine kızgın güneş mevsiminde uzak durulmalı.

    Mikrodermabrazyon, yüksek basınçlı alüminyumoksit mikrokristallerinin cilde püskürtülmesiyle yapılıyor. Mikrokristaller cildin yüzeysel tabakalarını aşındırılıyor. Soyuyor. Bu arada ölü hücreler ve deri artıkları cihazın vakum sistemi tarafından emiliyor. İşlem sırasında cilt yüzeyinde kan dolaşımı artıyor, hücre yenilenmesi hızlanıyor. Sonuçta alttan canlı, taze ve pürüzsüz bir cilt ortaya çıkıyor. Bu da yazın kesinlikle ara verilmesi gereken işlemlerden. Uygulamadan sonra güneş, solaryum, makyajdan ve cilde elle müdahaleden kaçınılmalı.

    LAZER EPİLASYONDAN SONRA BRONZLAŞMADAN UZAK DURUN

    Lazer epilasyon adı altında, epilasyon amaçlı pek çok farklı ışık sistemi kullanılıyor. Farklı dalga boylarına sahip sistemlerin (Aleksandite, Nd-YAG lazer, Diod lazer, IPL ,VPL ışık sistemleri) hemen hepsi aynı prensiple çalışıyor. Yani ışık enerjisinin ısıya dönüşerek, farklı derinliklere ulaşması ve kıl kökünü yok etmesi. Sadece uygulamadan sonra değil, öncesinde de güneşten korunmak gerekiyor. 3'er hafta kadar. Özellikle bronzlaşma ve solaryum uygulamalarından kaçınılmalı. Lazerle kılcal damar tedavisi 6-10 hafta aralıklarla yapılır. Bunda da tedavi sırasında güneşten kaçınılmalı, yoğun güneş koruması yapılmalı.

    Ayrıca ciltte ve mukozalarda aşırı kurumaya sebebiyet veren akne tedavisinde, ağızdan kullanılan ilaçlar ve A vitamini içeren yüzeyel kremler yaz döneminde tercihen kullanılmamalı.

    ASIL MESELE GÜNEŞTEN KORUNMAK

    "Güneş ışınlarının yaşlanmayı artırıcı etkisi çok iyi biliniyor. Özellikle gençlik çağından itibaren güneş ışınlarından korunmanın yaşlanmayı geciktirdiği artıkbilimsel bir gerçek olarak kabul görüyor. Bu nedenle yaz tatilinde eskimek-yaşlanmak istemeyenlere en önemli önerim güneş ile aralarına mesafe koymaları".

    Endoskopik yüz germe ameliyatları şimdi de yapılabilir

    "Yaz mevsiminde estetik ameliyat yapılmaz" kuralı ise yıkılmaya başladı. Yazın estetik ameliyatlara olanak veren ise endoskopik operasyonların gelişmesi. Ancak bir yere kadar... Anadolu Sağlık Merkezi'nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Can Çınar, "Yaz aylarında estetik ameliyat yapılmaz diye kesin bir kural yok. Ancak güneş ışınlarının iyileşen kesi ve ameliyatlı bölgelere olumsuz etkilerinin olduğu teorik olarak doğru" diyor.

    Yaz aylarında yoğun olarak maruz kalınan güneş ışınlarının en olumsuz etkisi, operasyon bölgelerinde renk değişiklikleri yapabilmesi. Bu nedenle operasyon geçirmiş bölgenin güneş ışınlarından korunması gerekiyor. Bu amaçla güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak ve yüksek koruma faktörlü güneş koruyucuların kullanılması güneşin olumsuz etkilerini engeller.

    Bazı operasyonlar teknik olarak uygulanabilir. Ancak operasyon sonrası dikkat edilmesi gereken bazı kurallara yaz sıcağında uymak zor olabilir. Liposuction ve karın germe gibi bazı ameliyatlardan sonra, 2-4 hafta giyilmesi gereken korselere dayanmak zor gelebilir. Yine örneğin protezle meme büyütme ameliyatları sonrası yüzme ve ağır yük kaldırma gibi hareketlerin en az 6 hafta süreyle yapılmaması gerekli.

    İKİ HAFTA SONRA DENİZE GİREBİLİRSİNİZ

    Dr. Çınar, "Endoskopik ameliyatlardan 2 hafta sonra denize ve havuza girmek mümkün. Ancak yine güneşten korunma yöntemleri mutlaka uygulanmalı" diyor. Bu ameliyatlar saçlı deri içerisinden yapılan küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel aletler yardımıyla gerçekleştiriliyor. Özellikle orta yüz bölgesi gençleştirme ve kaş kaldırma operasyonlarında kullanılıyor. En büyük avantajı saçlı deri içerisinden yapılan küçük kesilerden yapılabilmesi.

    Bu ameliyatlar genelllikle orta yüz bölgesinde çok fazla cilt sarkıklığı olmayanlara uygun.Yine yüz bölgesinin estetik görünümünde oldukça önemli olan deri altı yağ dokuları sarkmış kadın ve erkeklerde başarılı sonuçlar veriyor.
#08.07.2008 01:42 0 0 0
  • İştahsız çocuğun beslenmesinde miktar yanında besin içeriği daha önemlidir. Besin kalitesi yüksek, çocuğun daha severek yediği gıdaları tercih etmeli kesinlikle miktar için zorlama yapılmamalı, bunu çocuğun belirlemesine izin vermelidir.



    Her çocuğun belirli bir mide kapasitesi vardır. Çocuğun mide kapasitesi zorla değil teşvik edici davranışlarla geliştirilebilir. İsteksiz zorla yenen gıdaların daha sonra çıkarıldığı sıktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken besinleri çeşitlendirmek, severek yediği formatta hazırlamak (kızartma, haşlama, köfte veya ezme yaparak, söğüş veya salata şeklinde karıştırarak vb.) süsleyerek göze daha hoş görünür hale getirmek teşvik edici olabilir. Çocuk sofraya aile ile birlikte oturmalı iştahla yemek yiyenleri görmelidir. Diğer bireyler mesela baba yemekte kusur arıyor ve yemek seçiyorsa çocuğun iştahla yemesi beklenemez. Yemek küçük porsiyonla ve hoş görünümlü sunularak cazip hale getirilmelidir.
#08.07.2008 01:31 0 0 0

  • Yurtdışından ithal edilen ve 'su maymunu' adı verilen renkli jel toplarda büyük bir skandal yaşandı.



    Bitkilerin büyümesi için gübre olarak kullanılan ve suyla temasında 400 kat büyüyen renkli toplar çocukları hasta etti. Bakkal, market, kırtasiye, akvaryumcular ile seyyar satıcılarda satılan ve suyun içine atıldığında bölünerek çoğalan 'su maymunları' yüzünden onlarca aile Acil servislere başvurdu. Yutulduğunda midede büyüyen jel şeklindeki topların hayati risk taşıdığını dikkate alan Sağlık Bakanlığı, bu ürünlerin satışına el koydu. Okul çevresinde bulunan ve çocukların sağlığını tehdit eden su toplarının oyuncak olarak satılması yasaklandı. Bitkilerin yaşaması ve dekorasyon olarak kullanılan renkli topları çocuklara satanlara da ceza kesilmesi talimatı verildi. Sanayi Bakanlığı ve TOBB'a uyarı yazısı geçen Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlüklerini acil koduyla bilgilendirdi. Vatandaş tarafından ne olduğu bilinmeyen su topları yüzünden son günlerde hastanelere 20'nin üzerinde başvuru oldu. Suyun içine katıldığında büyüyen ve farklı renkleriyle miniklerin ilgisini çeken topların mağdur ettiği çocuklara Ankara'da minik Melike Ateş eklendi. 2 yaşındaki Melike geçen hafta aniden gelen ağrı ve kusma şikâyetiyle ailesi tarafından Dr. Sami Ulus Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne götürüldü. Acil serviste tedaviye alınan küçük Melike'nin su toplarından yuttuğu tespit edildi. Yaşadıkları paniği anlatan Melike'nin babası Ömer Ateş, "6 yaşındaki kızıma para vermiştim. Komşu çocuklarında gördüğü için yakınımızda olan akvaryumcudan şeffaf toplardan almış. Haberimiz olmadan bardağa koymuş. En küçük kızım da bardaktaki topları içmiş. Ağrısı başlayınca şüphelendik hastaneye götürdük." diye konuştu. Acil servise gittiklerinde birçok çocuğun su topları yüzünden hastaneye başvurduğuna şahit olduklarını söyleyen Ateş, röntgende su toplarının görülemediğini belirtti. "Doktorlar topların bağırsaklarda ve midede probleme neden olabileceğini söylediler." diyen Ateş, ayrıca hastane görevlilerinin ürünü satın aldıkları yeri şikâyet edebileceklerine dair tutanak tuttuklarını ifade etti.


    Çocuklardan uzak tutun

    'Büyüyen sihirli su topları, su maymunu, renkli jel top' isimleriyle 1 YTL'ye satılıyor. Su topları 400 kata kadar büyüyebiliyor. Ürünün özelliği suyu içine alıp orada hapsetmesi. Bu yüzden bitkilerin uzun yaşaması için kullanılıyor. Boyutları küçüldüğünde ise su ilave edilmesi büyümesi için yeterli oluyor.
#08.07.2008 01:30 0 0 0
  • Otizmli ve gelişimsel yetersizliği olan çocukların eğitimiyle uğraşan, Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı (TOHUM) Eğitim Direktörü ve Okul Müdürü Doç. Dr. Binyamin Birkan, otizmli çocukların eğitiminde uluslararası önemli sorunlardan birinin, babanın çocuğu kabullenmekte zorlanması olduğunu söyledi.



    Birkan, engelli çocuğu dünyaya gelen ailelerde hayal kırıklığı ve yas süreci yaşandığını ve bu sürenin olabildiğince kısaltılmasının hem aileye hem de çocuğa ciddi fayda sağlayacağını anlattı. Birkan, "Ailelerin yaşadığı hayal kırıklığı sürecinin atlatılmasında babaya büyük görevler düşüyor. Baba, çocuğu uzmanlara götürecek, problemin sebebini öğrenecek ve çözümü için önder olacak kişidir. Baba, kabul sürecinde zorlanırsa çözüm arayışı gecikiyor ve aile yastan uzun süre kurtulamıyor." dedi. Birkan, babanın, tedavi sürecine dahil olmasının önemli olduğunun altını çizdi.

    Erken teşhis neden çok önemli?

    Gelişimsel yetersizliği olan çocuklarda eğitim çok önemli. Özellikle otizmde 0-3 yaş arasında teşhisin konulmasından sonra bu yaştan itibaren başlayan yoğun bir eğitimle yüzde 50'ye varan oranda çok önemli gelişme sağlanabiliyor. Eğitimle çocuklar normale yaklaşıyor. ABD'de yapılan araştırmalar erken yaşta başlayan eğitim sayesinde otizmli çocukların yüzde 50'sinin normal okullardaki kaynaştırma eğitimine katıldıklarını gösteriyor. Kalan yüzde 50'lik kısım ise ayrı okullarda özel eğitim almaya devam ediyor. İyi eğitim almış otizmli çocuklar hayatlarını kendi başlarına devam ettirebildikleri gibi normal bir insandan da ayırt edilemiyorlar. Hatta iş sahibi olabildikleri gibi evlenip yuva kurabiliyorlar. Dolayısıyla aileye olan bağımlılıkları sona eriyor
#08.07.2008 01:26 0 0 0



  • Miniği mutlu etmek çok zor değil! İlginizi ona yönlendirmeniz yeterli ve...


    Oyunu ihmal etmeyin!

    Bebeğinizle birlikte oyun oynamak onun için en büyük mutluluktur. Onunla içinizden geldiği gibi oyun oynayabilirsiniz. Bu hem sizi hem de onu son derece mutlu eder.

    Oyuncağın rengine dikkat!

    • Bebeğinizle birlikte oyun oynamak onun için en büyük mutluluktur. Onunla içinizden geldiği gibi oyun oynayabilirsiniz.

    • Bu hem sizi hem de onu son derece mutlu eder. Onu günlük yaşamınızın içine katabilir, birlikte alışverişe çıkabilir, pusetiyle gezdirebilirsiniz.

    • Sizin rahat ve sakin olmanız bebeğinize de yansır. Yumuşak, parlak renkli oyuncaklar onların mutlu olmalarını sağlar.

    Banyo saatleri rahatlatır

    • Banyo saatleri bebekler için rahatlatıcı ve eğlenceli olabilir. Ancak bazı bebekler banyodan korktukları için sorun çıkarabilir.

    • Oysa uzmanlar bunun anneden kaynaklanabileceği görüşünde. Anne bebeğini yıkamaktan korkuyor olabilir, sinirli hali bebeğe yansıyabilir. Olaya sakin yaklaşırsanız hem bebeğiniz hem de siz banyo saatlerinden keyif alabilirsiniz.

    Huysuzsa uykusu gelmiştir

    • Uyku bebeğin beslenmekten sonra ikinci önemli ihtiyacıdır. Uykusu gelen bir bebek huzursuzluğuyla bunu belli eder. Yorulup uykusu gelen bebeğinizi hemen uyutmaya çalışmak en iyisidir.

    • Büyüdükçe yanına sevdiği bir oyuncağını alıp yatmaktan hoşlanan bebeğiniz, oyuncağını alıp yanınıza geldiyse uyumak istiyor olabilir. Mesajı doğru alırsanız onu mutlu edersiniz.

    Yemek konusunda zorlamayın!

    • Anneler bebeklerinin sevdikleri yiyecekleri bilirler. Zaten bebekler sevdikleri gıdaları kabul edip sevmediklerini reddeder. Yemek konusunda onu zorlamaz, onunla işbirliği yaparsanız yemek saatleri "mutlu saatler" e dönüşür.

    İlginize muhtaç

    • Bebeğiniz ilk aylardan itibaren sizin ilginize muhtaçtır. Birlikte geçirdiğiniz dakikalarda ona söyleyeceğiniz sevgi dolu cümlelere cevap veremese bile bu diyalog onu mutlu eder.

    • Onunla konuşurken ara verip size kendince cevap vermesini bekleyin. Bir bakışla, bir gülücükle mutlaka size cevap verecektir.

    Müzik olmalı!

    • Minik bebekler dili ve işitme duyuları sayesinde müziğe ve müzik yapmaya yatkındır. Eğer ruh hali uygunsa ona şarkı mırıldanmak onun çok hoşuna gidecektir.

    • Banyo saatlerinde ya da altını temizlerken ona şarkı söylemeniz bebeğinizi çok keyiflendirir.
#08.07.2008 01:24 0 0 0
  • Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Delegesi ve Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ahmet Tevfik Ozan, dizilerde işlenen bazı konuların çocuk istismarına zemin hazırladığını dile getirdi.



    Ozan, pek çok dizide ilkokul 1. ve 2. sınıfa giden öğrenciler arasında bile flört yapma, sevgili değiştirme, sevgiliyi kıskandırma veya sevgiliyi bir başkasının elinden alma şeklinde senaryolar üretildiğini kaydetti. Liselilerle ilgili dizilerde ise alkol alınması ve kızlı erkekli gruplar halinde aynı evi paylaşma gibi senaryoların özendirici bir şekilde sunulduğunu aktardı. Son bir yıl içinde 4 çocuğun bu yüzden hayatını kaybettiğini belirten Ozan, ilköğretim çocuklarını 'cinsellik peşinde koşan, cinsel objeler' şeklinde sunmanın çocuklarda çok büyük bir psikolojik yıkım getirdiğini vurguladı. Ozan, "Bu dizilerden etkilenip cinsel obje gibi ortaya çıkan küçük çocukların varlığı, potansiyel ruh hastaları için çok uygun bir zemin, kolay bir av oluşturmaktadır."dedi.
#08.07.2008 01:23 0 0 0