Yumurta (6 adet)
Süt (1 bardak)
Kabartma tozu (1/2 paket)
Toz şeker (4 çorba kaşığı)
Un (6 çorba kaşığı)
Sıvıyağ (1 bardak)
Şerbeti için:
Toz şeker (1,5 bardak)
Su (1,5 bardak, soğuk)
Limon suyu (1 çorba kaşığı)
Hazırlanışı
Tatlının şerbetini hazırlamak için derin bir tavaya 1,5 bardak toz şeker koyun. Üzerine 1,5 bardak soğuk su ve 1 çorba kaşığı limon suyu dökün. Tavayı ocağa alıp, kaynamaya bırakın.0val bir kaba 3 adet yumurta kırın. Üzerine 1 bardak süt, yarım paket kabartma tozu, 4 çorba kaşığı toz şeker ilave edin. Kabın içindeki tüm malzemeyi çırpın. Üzerine 6 çorba kaşığı un ekJeyip, çırpmaya devam edin. Boza kıvamına gelen hamuru 30 dakika dinlenmeye bırakın.Ocağa aldıgınız teflon tavaya dinlendirdiginiz hamurdan birer çorba kaşıgı birbirlerine değmeyecek şekilde dökün. Hamurların altı beyaz kalacak şekilde fazla pişirmeden iki spatula yardımıyla çevirin. İki tarafını da çok fazla pişirmeden hamurları cam bir kaseye aktarın.TefIon bir tavaya 1 bardak sıvıyağ koyun ve kızdırın. Bu sırada oval bir kaba 3 adet yumurta kırın ve yumurtaları çırpın. Cam kasedeki hamurların her iki yüzünü yumurtaya bulayıp kızdırdığınız yaga koyun ve hamurları tekrar kızartın. Kızaran hamurları bir tepsiye dizin. Dizdiğiniz tatlıların üzerine önceden kaynattığınız şerbeti bir kepçeyle gezdirerek dökün ve tatlınızı servise hazır hale getirin.
3 su bardağı su
100 gr. tereyağı
2,5 su bardağı un
3 adet yumurta
2 yemek kaşığı irmik
1 yemek kaşığı nişasta ya da pirinç unu
1 tatlı kaşığı şeker
1 tutam tuz
Şerbeti için:
4 su bardağı su
4,5 su bardağı şeker
1 yemek kaşığı limon suyu
2 su bardağı kızartma yağı
Yapılışı:
Halka Tatlısı Yapımı
Şerbeti için; şeker ve suyu tencereye koyun, şeker eriyene kadar karıştırarak kaynamaya bırakın, şurup kıvamına gelmek üzereyken limon suyunu ekleyin ve ocaktan alın.
Su ve tereyağını çelik tencereye alın, su kaynamadan önce tereyağının iyice erimesi için karıştırın.
Elenmiş unu yavaş yavaş tencereye ekleyin ve karıştırın. Tuzu ve şekeri ekleyerek tencereye yapışmayan bir hamur elde edene kadar kavurun (Hafif ateşte 8-10 dakika).
Tencereyi ocaktan alın, tahta kaşıkla sürekli yayarak ve toplayarak hamurun kabuk bağlamadan soğumasını sağlayın. ılınınca yumurtalar birer birer kırın. İrmik ve pirinç ununu (yada nişastayı) ekleyerek pürüzsüz bir hamur elde edene kadar tahta kaşıkla yada mikserle yoğurun.
Hamurunuz kendini toplayınca,tırtıllı başlık takılmış krema pompasına doldurun ve 10-12 cm uzunluğunda şeritler halinde sıkarak parçalara bölün ve uçlarını birleştirin.
Kestiğiniz tatlıları soğuk yağa atın ve ocağı en kısıkta açın, tatlıları tavayı arada sallayarak kızartın
Kızaran tatlıları hemen soğuk şuruba atın.. 5-6 dakika şerbeti çeken tatlıları servis tabağına alın.
Not: Her kızartmadan sonra yağı bir süre soğutun, yoksa tatlınızın içi iyi kızarmaz.
* 2 Paket Kakaolu Krem Şanti
* 3 Paket Kakaolu Piknik Bisküvi
* 1 Adet Yumurta
* 1 Türk Kahvesi Fincanı (2,5 yemek kaşığı) Şeker
* 2 Tatlı Kaşığı (tepeleme) Granül Kahve
* 1 Su Bardağı (kırılmış) Ceviz
* 2 Su Bardağı (400 ml) Süt
Yapılışı
* Bisküvileri ve cevizleri kırın.
* 1,5 su bardağı süt ile krem şantiyi çırparak, hazırlayın.
* Yarım su bardağı sütün içinde de kahveyi eritin.
* Yumurta ve şekeri, şeker eriyip karışım beyazlayıncaya kadar çırpın. (şekerin daha çabuk erimesi için, kabınızın altına sıcak su dolu başka bir kap koyup, çırpabilirsiniz)
* Şekerli yumurtayı, sütlü kahveyi, bisküvi ve cevizleri, krem şanti ile birleştirin, iyice karıştırın.
* Baton kek kalıbı yada çok büyük olmamak şartıyla, arzu ettiğiniz bir borcamın tabanına iki kat strech film serin. Karışımı kaba boşaltın. Üzerini de strech film ile kapatın.
* Buzdolabında 2 yada 3 saat beklettikten sonra, buzluğa kaldırın. En az bir gece yada servis edeceğiniz zamana kadar buzlukta bekletin.
* 2 Paket (sade) Krem Şanti
* 2 Su Bardağı (400 ml.) Süt
* 1 Paket Vanilya
* 5 Yemek Kaşığı Kuru Meyve Karışımı
* 3 Yemek Kaşığı (iri kırılmış) Ceviz
* 1 Paket (sade) Piknik Bisküvi
* 1 Paket (kakaolu) Piknik Bisküvi
* 1 Adet Portakal'ın Kabuğu (rendelenmiş)
Yapılışı
* Kuru meyveleri ılık suda 10 dk. kadar bekletin. Suyunu süzüp, peçete ile iyice kurulayın.
* Krem şanti ve vanilyayı, soğuk süt ile çırpıp, hazırlayın.
* Bisküvileri minik minik bir süzgecin içine kırın. Süzgeci iyice sallayarak, tozlarının dökülmesini sağlayın. (Bisküvi tozları, krem şantinin beyaz görüntüsünü bozmuyor bu şekilde, beyaz zemin üzerinde renkli noktalar oluyor dilimleyince)
* Cevizleri elinizle iri iri kırın.
* Portakalın kabuğunu, rendenin küçük tarafı ile rendeleyin.
* 22 - 24 cm.lik bir kek kalıbı veya o ölçülerde bir borcamın tabanına buzdolabı poşeti serin. (strech film çok ince olduğu için yırtılıp tatlıya yapışabiliyor)
* Hazırladığınız krem şantinin içine, sırasıyla, portakal kabuğu, ceviz, kuru meyveler ve bisküvileri ekleyin. Her malzemeyi ekledikten sonra karıştırın.
* Üzerini kapatarak, 2 saat kadar buzdolabında bekletin. Daha sonra derin dondurucuya koyup, en az 1 gece bekletin.
* Servis yapmadan 4-5 dk. önce oda sıcaklığına çıkarıp, rahatlıkla dilimleyebilirsiniz. Dilimledikten sonra da 4-5 dk. bekletip öyle servis etmenizi öneririm.
* Parfe'yi derin dondurucuda 5-6 gün saklayabilirsiniz.
* 2 Paket Hurma
* 3/4 Çay Bardağı Süt
* 1 su Bardağı (iri kırılmış) Ceviz
* 1 Çay Kaşığı Tarçın
* 120 Gr. Bitter Çikolata
Yapılışı
* Hurmaları 1 saat suda bekletin ve kabuklarını soyup, çekirdeklerini çıkarın.
* Hurma, süt, ceviz ve tarçını robotta birbirlerine karışıncaya kadar (çok kısa bir süre) çekin.
* Elinizi ıslatarak, karışımdan küçük parçalar koparın ve yuvarlayın.
* Eritmiş olduğunuz çikolataya bulayın ve 1 gece dolapta bekleterek donmasını sağlayın.
Bana gelip aşktan korktuğunu söyleyen insanların sayısının çokluğu beni her zaman şaşırtmıştır. Aşk korkusu nedir? Bunun nedeni birisini gerçekten sevdiğinde egonun eriyip kaybolmaya başlamasıdır. Ego ile birlikte sevemezsin, ego bir engele dönüşür. Ve sen kendinle diğer kişi arasındaki engeli kaldırmak istediğinde ego, "Bunun sonu ölüm olacak, dikkat et!" der.
Egonun ölümü senin ölümün değildir, egonun ölümü gerçekte senin yaşam olasılığındır. Ego sadece senin etrafındaki ölü bir kabuktur, o kırılıp atılmalıdır. O varlığa doğal bir şekilde erişir; tıpkı bir seyyahın elbiselerinin, bedeninin üzerine tozları toplaması gibidir. Ve o bu tozdan kurtulmak için yıkanmak zorundadır. Biz zaman içerisinde ilerlerken tecrübelerimizin, sahip olduğumuz bilginin,
yaşamış olduğumuz hayatın, geçmişin tozunu toplarız. Bu toz egoya dönüşür. O birikir ve kırılıp atılması gereken etrafındaki bir kabuğa dönüşür. Kişi her gün, aslında her an yıkanmak zorundadır. Böylelikle bu kabuk asla bir hapishaneye dönüşmez.
Egonun nereden geldiğini, köklerini anlamak faydalı olacaktır.
Bir çocuk, özellikle insan evladı doğar ve mutlak surette çaresizdir. O başkalarının yardımı olmadan hayatta kalamaz. Hayvanların, ağaçların, kuşların yavrularının pek çoğu anne babası olmaksızın,
toplum olmaksızın, aile olmaksızın hayatta kalabilir. Arada bir yardıma ihtiyaç duyulsa da bu çok küçük bir şeydir; birkaç gün en fazla birkaç ay. Ancak insan evladı öylesine çaresizdir ki başkalarına
yıllar boyunca bağımlı kalmak zorundadır. Köklerin aranması gereken yer burasıdır.
Niçin çaresizlik insan egosunu yaratır? Çocuk çaresizdir, başkalarına bağımlıdır ama ancak çocuğun cahil zihni bu bağımlılığı sanki kendisi dünyanın merkeziymiş gibi yorumlar. Çocuk, "Ne zaman ağlarsam annem hemen koşar, ne zaman acıksam sadece bir işaret vermeliyim ve meme bana verilir. Ne zaman altım ıslansa sadece azıcık bağırmak ve birisi gelir ve elbiselerimi değiştirir" diye düşünür. Çocuk bir imparator gibi yaşar. Aslında o kesinlikle çaresizdir ve bağımlıdır ve anne baba, aile ve onun bakıcıları onun hayatta kalmasına hep birlikte yardım ediyorlar. Onlar çocuğa bağımlı değildir, çocuk onlara bağımlıdır. Ancak çocuğun zihni bunu, sanki o dünyanın merkeziymiş gibi algılar. Sanki tüm dünya onun için varmış gibi yorumlar.
Ve çocuğun dünyası elbette başlangıçta çok küçüktür. O anne, bakıcı ve kenarda duran babadan oluşur; çocuğun tüm dünyası budur. Bu insanlar çocuğu sever ve çocuk giderek daha çok ve daha çok egoist hale gelir. O kendisini varoluşun tam merkezinde hisseder ve bu şekilde ego yaratılır. Bağımlılık ve çaresizlik aracılığıyla ego yaratılır. Aslında çocuğun gerçek durumu düşündüğünün tam tersidir, böylesi bir egoyu yaratmak için gerçek bir neden yoktur. Ancak çocuk tamamıyla cahildir, o bu şeyin karmaşıklığını anlayabilecek kapasitede değildir. O çaresiz olduğunu bilemez, o diktatör olduğunu düşünür. Ve sonra tüm hayatı boyunca diktatör olarak kalmaya çalışacaktır. O bir Napolyon, bir İskender, bir Adolf Hitler haline gelecektir; senin başkanlarının, başbakanlarının, diktatörlerinin hepsi çocukturlar. Onlar çocukken tecrübe ettikleri şeyin aynısını elde etmeye çalışıyorlar; onlar tüm
varoluşun merkezi olmak istiyorlar. Onlarla birlikte dünya yaşamalı ve ölmelidir; tüm dünya onların çeperidir ve kendileri de onun merkezidir; yaşamın anlamının ta kendisi onların içinde gizlidir.
Çocuk elbette doğal olarak bu yorumun doğru olduğunu görür çünkü annesi ona baktığında annenin gözlerinde onun hayatının anlamı olduğunu görür. Baba eve geldiğinde çocuk babanın hayatının anlamının kendisi olduğunu hisseder. Bu üç ya da dört yıl sürer. Ve hayatın başlangıcındaki yıllar en önemli yıllardır; bir kimsenin hayatında asla aynı potansiyele sahip bir zaman olmayacaktır.
Psikologlar ilk dört yıldan sonra çocuğun neredeyse tamamlandığını söylüyorlar. Tüm kalıp sabitlenir; hayatın geri kalanının tümünde farklı durumlarda aynı kalıbı tekrarlayacaksın. Ve yedi yaşına doğru
çocuk, tüm tavırlarını doğrulamıştır, onun egosu yerleşmiştir. Artık o dünyanın içine girer. Ve o zaman her yerde sorunlarla karşılaşır, milyonlarca problem. Bir kez sen aile çemberinin dışına çıktığında
sorunlar ortaya çıkacaktır; çünkü hiç kimse seni annenin babanın umursadığı gibi umursamaz, hiç kimse seni babanın seni düşündüğü kadar düşünmez. Aslında her yerde sen kayıtsızlıkla karşılaşırsın ve ego incinir.
Ancak artık kalıp yerleşmiştir. Bu incitici olsun ya da olmasın çocuk kalıbı değiştiremez; o artık varlığına damga vurmuştur. O diğer çocuklarla oynayacaktır ve onlara hükmetmeye çalışacaktır. O okula gidecektir ve tahakküm etmeye, sınıfında birinci olmaya, en önemli öğrenci olmaya çalışacaktır. O üstün olduğuna inanabilir ama diğer çocukların da aynı şekilde inanca sahip olduğunu görür. Çatışma vardır, egolar vardır, kavga vardır, mücadele vardır.
O zaman bu hayatın tüm hikâyesi halini alır: Etrafında tıpkı senin gibi milyonlarca ego vardır ve herkes zenginlik, iktidar, politika, bilgi, kudret, yalanlar, ikiyüzlülükler, gösteriş aracılığıyla kontrol etmeye, tahakküm etmeye, avantajlı hale gelmeye çalışıyor. Dinde ve ahlakta bile herkes hükmetmeye, tüm dünyanın geri kalanına, "Dünyanın merkezi benim" diye göstermeye çalışıyor.
İnsanlar arasındaki sorunların kökeni budur. Bu kavram yüzünden sen her zaman için biri ya da diğeri ile mücadele ve çatışma halindesin. Başkaları senin düşmanın olduğu için değil; diğer herkes de tıpkı senin gibidir, aynı teknededir. Diğer herkes için durum aynıdır; onlar da aynı şekilde yetiştirilmişlerdir.
Batı'da, çocuklar anneleri ve babaları olmadan yetiştirilmediği sürece dünyanın asla huzur bulamayacağını iddia eden belirli bir psikanaliz okulu vardır. Onlara desteklemiyorum çünkü o zaman çocuklar herhangi bir şekilde asla yetişmeyecektir. Bu psikologların iddialarında doğru olan bir şey vardır ama bu çok tehlikeli bir fikirdir. Çünkü çocuklar bakım evlerinde anne ve babalar olmaksızın, hiç sevgi olmaksızın, mutlak bir kayıtsızlıkla yetiştirilirlerse onların ego ile ilgili problemleri olmayabilir ama onların belki de daha çok zarar verecek, daha tehlikeli olan problemleri olacaktır.
Eğer çocuk tam bir kayıtsızlıkla yetişirse onun bir merkezi olmayacaktır. O kim olduğunu bilmeyen bir karmaşa, şekilsiz bir karmaşa olacaktır. Onun herhangi bir kimliği olmayacaktır. Korkak, ürkek o korku olmaksızın tek bir adım bile atamayacaktır çünkü onu hiç kimse sevmemiştir. Elbette ego olmayacaktır ama o olmadan onun hiçbir merkezi olmayacaktır. O bir buda haline gelmeyecektir, o sadece sakatlanmış ve donuklaşmış olacak, her zaman korku hissedecektir. Sevgi seni korkusuz hissettirebilmek, kabullenildiğini, faydasız olmadığını, çöplüğe bırakılamayacağını hissettirmek için gereklidir. Eğer çocuklar sevginin eksik olduğu bir durumda yetiştirilirse onların egoları olmayacaktır bu doğru. Onların yaşamında çok fazla mücadele ve kavga olmayacaktır. Ancak onlar kendileri için kendi haklarını savunamayacaklardır. Onlar her zaman uçuş halinde olacak, herkesten kaçacak, kendi varlıklarının içinde gizleneceklerdir. Onlar budalar haline gelmeyecektir, onlar yaşam enerjisi ile ışıldamayacaklardır, onlar merkezlenmiş, huzurlu, yuvalarında olmayacaklardı r. Onlar basitçe egzantrik, merkezin dışında olacaktır. Bu da iyi bir durum olmayacaktır.
Dolayısıyla bu psikologları desteklemiyorum. Onların yaklaşımı insanlar değil, robotlar yaratacaktır. Ve elbette robotların problemleri olmayacaktır. Ya da onlar daha çok hayvanlara benzeyen insanlar yaratabilir. Daha az kaygı, daha az ülser, daha az kanser olacaktır. Ancak bu bilinçte daha yüksek zirvelere doğru gelişememen anlamına geldiği zaman elde etmeye değmez. Tersine sen aşağı doğru
düşeceksin, o bir gerileme olacaktır. Elbette sen bir hayvana dönüşürsen daha az ıstırap olacaktır çünkü daha az bilinç olacaktır. Ve şayet sen bir taş, bir kaya haline gelirsen hiçbir kaygı olmayacaktır çünkü içerde kaygı hissedecek, ıstırap duyacak bir kimse olmayacaktır. Ancak bunu elde etmeye değmez. Kişi bir taş gibi değil bir tanrı gibi olmalıdır. Ve ben bunu derken mutlak bilince sahip
olmayı ve yine de hiçbir kaygı, hiçbir endişe, hiçbir problem olmamasını; hayattan kuşlar gibi keyif almayı, hayatı kuşlar gibi kutlamayı, kuşlar gibi şarkı söylemeyi ifade ediyorum: Gerileme ile değil, bilincin en ideal şekilde gelişmesi aracılığıyla.
Çocuk bir ego edinir; bu doğaldır, bununla ilgili hiçbir şey yapılamaz. Kişi bunu kabul etmek zorundadır. Ancak sonrasında, onu taşımaya devam etmenin bir gereği yoktur. Ego başlangıçta çocuğun kabul edildiğini, sevildiğini, buyur edildiğini —davet edilmiş bir misafir olduğunu, bir kaza olmadığını— hissetmesi için gereklidir.
Baba, anne, aile ve çocuğun etrafındaki sıcaklık onun güçlenmesine, köklenmesine, topraklanmasına yardım eder. Buna ihtiyaç vardır, ego ona korunma sağlar; o iyidir, o tıpkı bir tohumun kabuğu gibidir.
Ancak kabuk nihai şey haline gelmemelidir aksi takdirde tohum ölecektir. Korunma çok uzun sürebilir, o zaman o bir hapishaneye dönüşür. Korunma, korunmaya ihtiyaç duyulduğu sürece kalmalıdır ve
tohumun sert kabuğunun toprağın içinde ölme zamanı geldiğinde o doğal bir şekilde ölmelidir. Böylece tohum çiçeklenir ve yaşam doğabilir. Ego sadece koruyucu bir kabuktur; çocuk ona ihtiyaç duyar çünkü o çaresizdir. Çocuk ona ihtiyaç duyar o zayıftır. Çocuk ona ihtiyaç duyar çünkü o korunmasızdır ve etrafında milyonlarca etki vardır. Onun bir korunmaya, bir yuvaya, bir temele ihtiyacı vardır. Tüm dünya kayıtsız olabilir ama o her zaman için yuvasına doğru bakabilir ve oradan önem kazanabilir.
Ancak önemlilikle birlikte ego gelir. Çocuk egoist hale dönüşür ve bu ego ile birlikte yüzleştiğin tüm problemler ortaya çıkar. Bu ego senin âşık olmanı engelleyecektir. Bu ego herkesin sana boyun eğmesini ister; o senin hiç kimseye teslim olmana izin vermeyecektir. Ve aşk sadece sen teslim olduğunda gerçekleşir. Başka birisini teslim olmaya zorladığında bu mahvedici, nefret uyandırıcı bir şeydir. O aşk değildir. Ve şayet aşk yoksa yaşamında sıcaklık olmayacak, onun içinde hiç şiir olmayacaktır. O düzyazı olabilir, matematik, mantık, rasyonellik olabilir. Ancak kişi şiir olmadan nasıl yaşayabilir. Düzyazı iyidir, rasyonalite iyidir, kullanışlıdır, gereklidir. Fakat yalnızca mantık ve sebep-sonuç şeklinde yaşamak asla bir kutlama olamaz, asla bir bayram olamaz. Ve yaşam bir bayram olmadığında sıkıcıdır. Şiire ihtiyaç vardır. Ancak şiir için senin teslim olmana ihtiyaç vardır. Bu egoyu fırlatmana ihtiyaç vardır. Eğer bunu yapabilirsen, eğer onu bir anlığına dahi bir kenara koyabilirsen
yaşamın güzel olanı, ilahi olanı tatmış olacaktır.
Şiir olmadan sen gerçekten yaşayamazsın, sen sadece var olursun. Aşk şiirdir. Ve aşk mümkün değilse sen nasıl dua ile dolup taşacak, meditasyon halinde, farkında olacaksın? Bu neredeyse imkânsız hale gelir. Ve dingin bir farkındalık olmadığında sen yalnızca bir beden olarak kalacaksın; sen asla en derindeki ruhun farkına varamayacaksın. Yalnızca dua ile dolup taşma halinde, derin bir meditasyon halinde ve sessizlikte sen zirvelere ulaşırsın. Bu ibadet halindeki sessizlik, bu meditasyon halindeki farkındalık tecrübelerin en yüksek zirvesidir ancak kapıyı aşk açar. Yaşam boyu süren, binlerce insan —hasta, psikolojik olarak sakatlanmış, ruhsal olarak karmaşa içinde—üzerindeki incelemelerinden sonra Carl Gustav Jung, gerçek problemi manevi olmayan, kırk yaşını aşmış tek bir psikolojik hastaya rastlamadığını söylemiştir.
Yaşamda bir ritim vardır. Ve kırklarına geldiğinde yeni bir boyut, manevi bir boyut ortaya çıkar. Eğer bunu doğru bir şekilde ele alamazsan, eğer ne yapacağını bilmiyorsan hasta olacaksın, huzursuz
olacaksın. İnsanlığın tüm gelişimi bir süreklilik arz eder. Şayet bir adımı kaçırırsan o süreklilik ortadan kalkar. Çocuk egoyu edinir. Ve şayet o hiçbir zaman egoyu kenara bırakmayı öğrenmezse sevemez, hiç kimse ile rahat hissedemez. Ego sürekli olarak savaş içerisinde olacaktır. Sen sessizce oturuyor olabilirsin ama ego sürekli çatışma halindedir. Sadece tahakküm etmenin, diktatör gibi olmanın, dünyanın hâkimi olmanın yollarını araştırıyordur.
Bu her yerde sorunlar yaratır. Arkadaşlıkta, sekste, aşkta, toplumda; sen her yerde çatışma halindesindir. Hatta sana bu egoyu veren ebeveynlerle bile kavga vardır. Bir oğlun babasını affettiği çok nadirdir, bir kadının annesini affettiği çok nadirdir. Bu çok ender gerçekleşir. George Gurdjieff'in insanlarla toplandığı odada duvara asılı bir cümle vardı. Bu cümle şöyleydi: "Şayet sen annen ve babanla henüz rahat hissetmiyorsan o zaman çek git. Sana yardım edemem." Niçin? Çünkü sorun orada ortaya çıkmıştır ve orada çözümlenmelidir. Bu yüzden tüm gelenekler anne babanı sevmeni, anne babana mümkün olduğunca derin bir şekilde saygı duymanı söyler. Çünkü ego orada ortaya çıkar, toprağı odur. Onu orada çöz aksi takdirde o hiçbir yerde peşini bırakmayacaktır.
Psikanalizciler de yaptıkları tek şeyin, seni anne babanla aranda var olan problemlere geri götürüp onu bir şekilde onlarla çözmeye sevk etmek olduğu sonucuna varmışlardır. Şayet anne babanla çatışmanı çözebilirsen pek çok çatışma basitçe ortadan kalkacaktır. Çünkü onlar aynı temeldeki çatışmalara dayanmaktadır.
Örneğin babası ile rahat hissetmeyen bir erkek ofiste patronuyla da rahat hissedemez; asla, çünkü patron bir baba figürüdür. Anne babanla olan küçük çatışma senin tüm ilişkilerine yansımaya devam eder. Eğer annenle rahat değilsen karınla rahat olamazsın çünkü o kadını temsil edecektir; kadınlığın kendisi ile rahat hissedemezsin. Çünkü senin annen ilk kadındır, o ilk kadın modelidir. Nerede bir kadın varsa annen oradadır ve bu zor fark edilen ilişki devam eder.
Ego anne ve baba ile olan ilişkide doğar ve orada ele alınmalıdır. Aksi takdirde sen ağacın dallarını ve yapraklarını kesmeye devam edeceksin ve kök dokunulmadan kalacaktır. Eğer sen anne ve babanla
ilişkini dengelemişsen olgunlaşmışsındır. Artık ego yoktur. Artık sen o zamanlar çaresiz olduğunu anlarsın, artık sen o zamanlar başkalarına bağımlı olduğunu, dünyanın merkezi olmadığını anlarsın. Aslında sen bütünüyle bağımlıydın; başka bir şekilde hayatta kalamazdın. Bunu anlayarak ego yavaş yavaş söner ve sen bir kez yaşamla çatışma halinde olmadığında rahat ve doğal ve gevşek hale gelirsin. O zaman yüzersin. O zaman dünya düşmanlarla dolu değildir, o bir ailedir, organik bir
bütündür. Dünya sana karşı değildir, sen onunla birlikte akabilirsin. Egonun saçmalık olduğunu bularak, egonun var olmak için bir temeli olmadığını bularak, egonun cehalet içerisindeki bir yanlış anlama olduğunu, çocukça bir hayal olduğunu bularak kişi basitçe egosuz hale gelir.
Bana gelip, "Nasıl âşık olmalı, bir yolu var mı?" diye soran insanlar var. Nasıl âşık olmalı? Onlar bir yol, bir yöntem, belirli bir teknik isterler.
Onlar ne istediklerini anlamıyorlar. Âşık olmak demek artık bir yol, bir teknik, bir yöntem yok demektir. Bu yüzden ona "aşka düşmek" denir; sen artık kontrol eden değilsin, sen basitçe içine düşensin. Bu yüzden kafa merkezli insanlar aşkın gözünün kör olduğunu söyleyecektir. Aşk yegâne gözdür, yegâne görüştür ama onlar aşkın kör olduğunu söyleyecektir ve eğer sen âşıksan senin çıldırmış olduğunu düşüneceklerdir. Kafa merkezli insana bu delice gelir çünkü zihin büyük bir hükümrandır. Kontrolün yitirildiği herhangi bir durum zihin için tehlikeli görülür.
Fakat insan kalbinin bir dünyası vardır, insan varlığının ve bilincinin hiçbir tekniğin mümkün olmadığı bir dünyası vardır. Tüm teknikler madde ile mümkündür; bilinç ile hiçbir teknoloji mümkün değildir ve aslında hiçbir kontrol mümkün değildir. Bir şeyin olmasını sağlamak yahut kontrol etmeye çabalamanın ta kendisi egoistliktir.
osho aşık olmak kitap tanıtımı - aşık olmak osho kitap özeti
Kitabın Künyesi
Aşık Olmak
Yazar: Osho
Yayınevi: Ganj Kitap
Çeviren: Amrit Sangeet
Sayfa Sayısı: 331 sayfa
ISBN: 9789758817467
Kağıt: İthal Kağıt
Kapak: Karton Kapak
Kitap Hakkında
Aşk öğrenilemez. Aşk geliştirilemez. Geliştirilmiş aşk, aşk bile olmayacaktır. O gerçek bir gül olmayacaktır, o plastik bir çiçek olacaktır. Bir şeyi öğrendiğinde, bu onun dışardan gelen bir şey olduğu anlamına gelir; o içsel bir gelişme değildir. Ve şayet aşk hakiki ve sahici olacaksa, o senin içsel gelişiminle olmak zorundadır.
Aşk yegâne dindir, yegâne Tanrı'dır. Yaşanması, anlaşılması gereken yegâne gizemdir. Aşk anlaşıldığında sen tüm ermişleri ve dünyanın tüm mistiklerini anlamış olacaksın. O zor bir şey değildir. O senin kalp atışın ya da nefesin kadar basittir. O sana gelir, o sana toplum tarafından verilmez. Ve vurgulamak istediğim nokta budur: Aşk doğuştan gelir.
kurban kesemeyenler nasıl namaz kılmalı - kurban kesemeyenlerin kılması gereken namaz - kurbana gücü yetmeyenlerin kılacağı namaz nasıldır
Kurban kesmeye mâlî vaziyeti müsâit olmayanlar, bayramın birinci günü öğleden sonra 6 rek'at namaz kılarlar.
Namaza şöyle niyet edilir:
"Yâ Rabbî, âciz kulun kurban kesemedi. Kurban yerine şu vücûdumu huzûrunda yere sererek kurban ediyorum. Beni de kurban kesenler meyânına kabûl eyle. Allâhü Ekber"
arefe günü yapılacak ibadetler - hacca gidemeyenlerin yapacağı ibadet ve dualar - kurban bayramı arefe günü okunacak dualar ve ibadetler
Zil-hicce'nin birinden onuna kadar, "leyâlii aşere" yani on mübârek gecedir.
Bu ayda, noksanların tamamlanması için İstiğfâr-ı şerîf, Salevât-ı şerîfe, diğer duâlar ve tesbih namazına devamda hayır vardır.
Hacca gidemeyen mü'minlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazîlettir. O bakımdan Kurban bayramından evvel 9 gün oruç tutmalı, 10'uncu günü kurban kesilinceye kadar da birşey yemeyip, oruçlu bulunmalı ve orucunu kurban eti ile açmalıdır.
Hiç olmazsa 8'inci gün ile beraber, 9'uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır.
Kurban bayramı arefe günü sabah namazından, bayramın 4'üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farzların arkasından tekbir almak, kadın-erkek her mükellefe vâciptir.
Hacca gidemeyen müslümanlar, Arefe günü günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat'ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek'at namaz kılar.
Namaza şu niyetle başlanır: "Yâ Rabbî, bugün şu saatlerde Arafat'ta binlerce müslümanın "Lebbeyk" diye ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı. Bu kulunun rûhunu onlarla beraber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhak buyur. Orada afv-ı umûmîye mazhar kıldığın kullarına beni de ilhak eyle, Allâhü Ekber."
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesilleri yetiştiren ve yetiştirecek olan Cumhuriyet'in öğretmenlerinin,
öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun..
Kipling genç, dinamik ve dikkat çekici çantalarıyla şimdi Türkiye'de..
1987'den bu yana altmıştan fazla ülkede satılan Kipling çantalar Türkiye'de de rağbet göreceğe benziyor. Kipling "Gorilla Girlz, Hip ve City" olmak üzere 3 farklı koleksiyonla yeni sezonu karşılıyor.
Genç ve dinamik; Gorilla Girlz.. Bu koleksiyon cesur renkleri, fütüristik desenleri ve tasarımlarıyla dikkat çekiyor.
Trendy, lüks, ve modern; Hip.. Geleneksel renk kombinasyonlarının dışına taşan, alışılmışın dışında tasarımları ile "HIP Koleksiyonu", gün boyu organize olmanıza yardımcı olurken, gecenin ilerleyen saatlerinde görüntünüzü tamamlayan şık bir detaya dönüşüyor.
Yenilikçi ve fonksiyonel; City.. Metalik renkler ve keskin detaylarla modernize edilmiş City Koleksiyonu'nda fütüristik ve kapitone kumaşlar, yenilikçi çizgilerle sentezleniyor. City, fonksiyonellik ve ergonomiyi bir arada sunan tasarımlarıyla günlük koşuşturmanın yoğun temposu içinde, şıklık ve rahatlığı arayanlar için kusursuz bir koleksiyon.
Kipling, Kozyatağı Carrefour (NELL), Kipling Capitol, Boyner Suadiye ve Boyner İstinye Park Mağazalarında...
Tergan'dan Bej Serisi AyakkabılarTergan; bu sezon kadının cazibesini, kışın gizemini yansıtan "bej"le birbirinden şık ayakkabılar tasarladı.
Tergan, hazırladığı bej serisi ayakkabılarıyla vitrinlerin olduğu kadar alışveriş adreslerinin de favorisi olacağa benziyor.
Yüksek topuğun şıklığını, bejle perçinleyen Tergan, bej modelleriyle sezon kadının asaletini daha da dışa vurmuş. Özellikle yüksek ve platformlu modeller, fetiş görüntüsüyle sezona damgasını vururken, bej'in asaletiyle birleşen dizaynlar sokaklarda bakışları ayaklarınıza çekecek.
Atalar 2010 kış koleksiyonu, şık kaban ve mantolarıyla dikkat çekiyor.
Atalar 2010 Kış Koleksiyonu'nda yer alan kaban ve mantolarda zerafet ön planda. Mimari kesimler ve ağırbaşlı siluetlerin hakim olduğu kaban, manto ve kışlık ceket grubunda kumaş dokumaları ve dikiş detaylarının titizlikle seçilerek uygulandığı gözleniyor. Koleksiyonda siyah, bordo, antrasit gri ve petrol renkleri hakim.
Pileli ya da vücuda oturan kabanlar, özel dokuma kumaşlar ile buluşuyor. Düğme ya da apoletler ile süslenen kabanların yaka ve manşetlerindeki şık detaylar göz dolduruyor.
Bu sezon Atalar kadını şık bir görüntü içinde seksenli yıllara ve modernize edilmiş klasiklere dönüş yapıyor. Dünya yıldızlarının da üzerinde göreceğiniz mimari kesimler, vatkalı omuzlar, yüksek belli kalem etekler en çarpıcı örnekler. Sezonunun mihenk taşı kaban ve mantolar farklı kesimleri, ince dikiş detayları ile kaliteli görüntünün temsilcileri arasında yerini koruyor. Sıcak kış renklerinin hakim olduğu koleksiyon, açık kahve tonları, bej ve fuşya ile canlılık kazanıyor.