Şayeste

Şayeste

Üye
07.10.2008
Genel Kurmay Başkanı
101.596
Hakkında

#24.11.2009 08:13 0 0 0

  • 2010 kış modası modelleri - colezione sonbahar kış modelleri 2010 - colezione sonbahar kış modası 2009 2010

    Collezione "fast, fresh, fashion" (hızlı, taze, moda) felsefesiyle hazırladığı koleksiyonuyla genç, canlı ve dinamik..

    noimage

    Günlük giyim tarzlarına ağırlık veren Collezione 2009 - 2010 Sonbahar - Kış Koleksiyonu'nda rahat kombinlenen ve fonksiyonel ürün çeşitliliğine sahip tasarımlar ön plana çıkıyor. Koleksiyon cıvıl cıvıl renkleri ve trendy çizgisiyle kış mevsimine canlılık katıyor.

    noimage
    noimage
    noimage

    Koleksiyonda mor, zümrüt yeşili, sax, mint yeşili, lacivert, sarı ve bordo renkler yoğun olarak kullanılmış. Aynı şekilde baklava desenlerin, rengarenk, canlı, çizgisel ve geometrik desenler,in ekoselerin de ağırlıkla kullanıldığı dikkat çekiyor.

    noimage
    noimage

    Rock Couture, Country Grunge ve New Nostaligia temalarının yer aldığı bayan koleksiyonunda modern şehir giyiminin yanı sıra, 80'lerin nostaljik rock yaşam stilinin çizgilerini görmek mümkün.
    Bu senenin modası örgü aksesuarlar Collezione 2010 kış koleksiyonunun da önemli bir parçası.. Örgü ponponlu bereler, erkekler için ekoseli atkılarla giysiler tamamlanıyor.

    noimage
    noimage

    Koyu kırmızı tonları, okyanus mavisi, parlak siyah kumaşlar ve metal aksesuarla detaylandırılmış modeller, casual moda akımının rahatlığını, gecelere taşıyor.

    Collezione Sonbahar-Kış Erkek koleksiyonunda ise, Techno, Innovation, Winter Sailor ve Rock Mania temaları karşımıza çıkıyor.

    noimage
#24.11.2009 08:11 0 0 0
#24.11.2009 08:03 0 0 0
  • lw modelleri - lw waikiki bayan modası - lc waikiki kış modelleri - lc waikiki sonbahar kış 2010

    LC Waikiki, yeni sezonda sade ve zarif koleksiyonuyla hem ofis hem hafta sonu gardırobuna sesleniyor.

    noimage

    Şehri kucaklayan tarzları sade bir dille sunan, 70'lerden izler taşıyan nostaljik desen ve siluetlerin modern kesimlerle buluştuğu LC Waikiki'nin 2009-2010 Sonbahar/Kış Koleksiyonu, hem pratik hem kadınsı öğelerden oluşan klasik bir sonbahar şıklığı olarak tanımlanabilir. Aksesuarlar ve ayakkabılar bu görüntüde önemli rol oynuyorlar.

    Rahatlığı ve lüks görünümü bir araya getiren koleksiyon, mevsim renklerini, canlı renklerin tozlu tonları ile buluşturan zengin bir renk paleti sunuyor. Çikolata, kahve, toprak, lacivert, gri, siyah, kum ve koyu denim tonlarındaki alt grup ürünlerine, üst grupta çok zengin bir renk dünyası eşlik ediyor: leylak, açık mor, mor, hardal, tozlu sarı tonları, fildişi, kırmızı, nergis, çeşitli yeşil tonları, siyah, kum ve sezonun en temel renklerinden çikolata

    70'lere göz kırpan koleksiyondaki tunik ve gömlekler, çizgili veya düz belden bağlamalı uzun hırkalarla kombinleniyor. Kısa veya uzun kollu uzun hırkalar sonbahar şıklığımızda sık sık başrol oynuyorlar.

    noimage

    Gömlek koleksiyonu, düz, ekoseli, puantiyeli, çiçek ve yaprak desenli seçenekleri ile gardırobumuza dar ve geniş kesimlerde pek çok şık model öneriyor.

    noimage

    Kargo havasında uzun etekler sezonun en önemli ürünleri arasında Kemerli mini etekler, bilekten büzgülü pantolonlar, denim pantolonlar, saten apreli şık pantolonlar rahat şıklığı getiriyorlar. Kapitone yelekler ve mevsimin en temel ürünlerinden biri olan trençkotlar, faklı renk, kesim ve boylarda sunuluyor.

    noimage
    noimage

    Şal desenli elbise ve tunikler koleksiyonda nostalji rüzgarı estiriyor. Siyah, yeşil bordo ve kahve tonları ile şal desenleri şık bir görüntü yaratıyor. Koleksiyon renkleri ile uyumlu deri babetler, topuklu ayakkabılar, kemerler, büyük çantalar, çizme ve ayakkabılar bu sonbahar şıklığı tamamlayan önemli unsurlar.

    noimage
#24.11.2009 08:00 0 0 0
  • çizme modelleri - 2010 çizmeler - 2010 çizme modası


    80'li yıllara damgasını vuran dizüstü çizmeler 2010 kışında da çok moda!

    noimage

    Çanta ve aksesuar markası Tergan, 80'li yıllara damgasını vuran dizüstü çizmeleri, 2010'a uyarladı. Farklı kesimleri ve renkleriyle sezon modasının gözdesi olmayı başaran dizüstü çizmeler, özellikle iddialı görünmeyi seven cesur kadınların öncelikli tercihi olma yolunda..

    noimage
    noimage

    Maskülen tarzın yanında uç noktalarda kadınsılığı da baz alan Tergan'ın, anahtar renk olarak taba ve siyah renklerde yarattığı dizüstü çizme koleksiyonuyla modaya ayak uydurabilirsiniz.

    noimage
#24.11.2009 07:48 0 0 0
  • kışlık kaban modelleri - mont modelleri - benetton 2010 koleksiyonu

    Soğumaya başlayan havalardan korunmak isteyenler! Bu kaban ve montlara mutlaka bir göz atın!

    noimage

    Benetton'un 2009-2010 Sonbahar-Kış Koleksiyonu'nda yer alan kaban ve montlar, hem spor hem klasik çizgisiyle her tarza hitap ediyor. Soğumaya başlayan havalardan korunmak isteyenler, şıklıklarını farklı renk ve model seçenekleriyle sunulan Benetton kaban ve montlarıyla tamamlayabilirler.

    noimage

    Benetton'un yeni sezon koleksiyonunda çalışan ya da klasik tarzı benimseyen bayanlar için de alternatifler bulmak mümkün.

    noimage
#24.11.2009 07:43 0 0 0
  • 2010 kış modası - son moda kışlık kıyafetler - soutblue modelleri

    LC Waikikii'nin alt markası olan Southblue, 2010 kışında bayanlara şık bir kış gardrobu için alternatifler sunuyor.

    Southblue daha çok çalışan bayanlara şık alternatifler sunan bir LC Wakiki markası.. Southblue kadınları şehir ve ofis hayatındaki dikkat çekici zarafetini bu kış da yaşatıyor. Siyah, açık ve koyu gri tonları, antrasit ve beyazın hakim olduğu koleksiyon kendinden emin, asil bir duruş öneriyor.

    noimage

    Kadın koleksiyonunda nostaljik kesimler ve detaylar öne çıkıyor. Southblue kadını bu kış, gri ve siyah tonlarında triko veya gabardin elbiselerini kalın kemerler ve uzun çizmeler ile kombinleyecek.

    noimage

    Southblue şık ürünleri kadar cazip fiyatlarıyla da dikkat çekiyor.

    noimage
#24.11.2009 07:39 0 0 0

  • Kısacık yoğun bir akşam
    herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
    yoğun bir akşam
    bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
    ve bir intihar üstüne söylenti
    bütün kıyıları dolaştı durdu
    kısacık bir akşam

    Kısacık serin bir akşam
    kelebeklerin atlarla yarıştığı
    yoğun bir akşam
    bazı mektuplar damgalandı postanelerde
    oturuldu bir takım şarkılar söylendi
    bir adam bir kadının kapısını vurdu
    kısacık bir akşam

    noimage

    Neyi söylesem bir kahramanlıktı
    içinde azıcık buluştuğumuz
    bir bulutla bir kağıt peçete arasında
    kısacık yoğun bir akşam
    şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
    bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
    kısacık yoğun bir akşam

    Her şey bir unutkanlıktı
    arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
    tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
    kısacık yoğun bir akşam
    biliyordum bir soğuktu nereye varsam
    bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
    kısacık yoğun bir akşam.

    Kim karıştırdı gerçekliğine
    yaşadığım sonsuzluğun
    ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
    imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
    kısacık bir akşam
    duraladım ne yapsam

    Kim karıştırdı gerçekliğine
    su terazilerindeki ensizliğin
    ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
    araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
    kısacık bir akşam
    o kadar kısa ki bir akşam

    yüzümü suyun ardında buldum
    kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
    kısacık yoğun bir akşam
    serin bir akşam öyle söylediler...


    Turgut Uyar
#23.11.2009 21:30 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    Sahip olduklarımız
    Kaybolmaya meyilli
    Yaslandığımız kelimelerin
    Hırçın aşk çığlıklarıyla
    Sonsuzluğu ararken
    Eriyerek aşkın sıcağından
    Buzullara çakılıyoruz
    En az kar tanesi kadar
    Üşüyoruz bir aşk biterken

    noimage
#23.11.2009 21:28 0 0 0
  • Ülkemizde Kullanılan Yakıtlar - Yakıt Çeşitleri


    YAKITLAR

    Bulunduğumuz ortamların ısınmasını sağlamak için soba kalorifer gibi araçlar kullanırız. Bu araçlar yakıtların yanmasıyla ısı verir. Yakıtların yanması için oksijene ihtiyaç vardır. Oksijen olmadan yakıtlar yanmaz. Bazı yakıtlar doğada olduğu şekliyle bazıları da işlendikten sonra kullanılır. Linyit doğal olarak petrol ise işlendikten sonra yakıt olarak kullanılır. Yakıtlardan sağlanan enerji; ısıtmaaydınlatma bazen de nesneleri hareket ettirme amacıyla kullanılır.

    FOSİL YAKITLAR

    Fosil yakıtlar çürüyen tarih öncesi bitki ve hayvanlardan milyonlarca yılda oluşmuş kömür petrol ve doğalgaz gibi yakıtlardır. Fosil yakıtlar yenilenebilir kaynaklar değillerdir.

    Isı enerjisi elde etmek için kullandığımız yakıtların büyük bir kısmı fosil yakıtlardır. Fosil yakıtlar ; birikmiş güneş enerjisinin depo edilmiş şeklidir. Bitki ve hayvanların kalıntılarıyla oluşur. Oluşumları milyonlarca yıl sürer. Genellikle kaya katmanlarının altında sıkışmış ve gömülmüş olarak bulunur.

    Kömür bataklıklardaki bitkiler ve bitkisel atıklardan oluşur. Kömürlerin oluşması milyonlarca yıl sürebilir.

    Petrol hayvan ve bitki atıklarından oluşmuştur. Karaların hemen altında ya da deniz altındaki yataklarda bulunur.

    Doğal gaz da petrol gibi karaların altındaki boşluklarda ya da deniz altında bulunur.



    Yakıt olarak kullanılan odun bitkilerden elde edilir. Bitkiler büyümeyi gelişmeyi ve besin yapmayı güneş enerjisi ile gerçekleştirir. Bu enerjiyi depo eder. Odun yakıldığında bu enerji ısı enerjisine dönüşür.
#23.11.2009 21:02 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    noimage


    Taş duvarlara düşen kederli gölgendir akşamları
    Her akşam yürüyüp gider gölgeler içinde
    Sırtı kambur başı öne eğik
    İçimdeki duvarlar kanatır parmak uçlarımı
    Çaresizce kıvrılır yollar
    Kıvrılır sigaramdaki duman
    Kıvrılır bedenim acıdan
#23.11.2009 15:23 0 0 0
  • Sonucu bulunmayan denklem,
    Gece,
    Hüküm giyme zamanında,
    Tatbikat süsü verilen bilmece,
    Sırıtan yalnızlığın,
    Böcek sesleri,
    Duvarların ötesine saklanan gökyüzü,
    Umutla sabaha yıldız kaçıran,
    Zamansızlığın izleri,

    noimage

    Bir anlamda,
    Anlatım bozukluğu içeren,
    Birbaşınalık öyküsü,
    Suskunluk benzeri,
    Diğer yandan,
    Sürgün tabakasında,
    Penceresiz evlerin boğuntusu,
    Kısacası,
    Dilde özgürlük türküsü,
    Şair öldüren tek hece,
    Gece,
    Aşk'a hamallık büyüsü...

    Birkan Askan
#23.11.2009 15:16 0 0 0
#23.11.2009 12:27 0 0 0
  • Arpa unundan hamur yogurdugunu görenin di-ni inanci bütündür. Eger yogurdugu hamur,bugday unundan ise, malinin çogalacagina ve kazancinin artacagina delalet eder. Bir rivayete göre hamur görmek, akrabalarina kavusmak için yolcu-luga çikacagina, baska bir rivayete göre de ticaret maksadiyla yol-culuga çikmaya isarettir. Hamur görmek, maksadina erismek için insanin düsündügü çarelere isarettir. Eger hamur mayali ise bu çareye yakinda kavu-sur, eger mayasiz ise bu çare gecikir. Bu hamurdan ekmek pisirdi-gini görse maksadina ulasir. Bir baska rivayete görede: Rüyada hamur görmek, kolay islere, yakin bir gelecekte rahatliga kavusmaya, zindanda bulunan bir kimsenin veya hamile bir kadinin kurtulmasina isaret eder. Hamur, elde edilecek maldir. Bir kimse rüyada evinde hamur görse, yaptigi ticaretten mal kazanir. Hamurun eksidigini ve kabindan disan tastigini gören kimse, ticareünde zarar eder. Hamur yogurdugunu gören kimseye, misafir gelir.
#23.11.2009 12:23 0 0 0
  • Sevgi ve Arkadaşlık öyküleri - Melika


    Akşam olunca hastane koridorları sessizliğe bürünür. El ayak çekilir oda ziyaretleri başlar. Odalar gezilir sohbetler, o gün doktorların söylediklerine kulak kabartılır. Herkesin dileği aynıdır, şifa dilekleri karşılıklıdır. Belki de karşılıksız, önyargısız ve destekleyici başka bir ortam yoktur insan hayatında hastane odalarında yapılan sohbetler kadar.
    Hayatı bir başka görürsün oralarda. Çeşit çeşit insan hayatları. Genci ayrı bir hikâye yaşlısı desen öyle, hele ki çocuklar. Ayrı ayrı hissedilen acılar hepsi birbirinden ne büyük ne küçüktür. Yeri geldiğin de ağlanır yeri geldiğinde gülünür hep moral verici teskin edici konuşmalar. Hayatın en olgunlaştırıcı tecrübelerini elde edersin oralarda."ciğeri yanmak" ne demek anlarsın o zaman. Sana uzak sandığın kapılar önüne dikiliverir. Anılarının en unutulmazını yaşarsın hastane koridorlarında.
    Hayatımın en unutulmaz ve sıkıntılı günlerini yaşadığım hastane günlerimde tanıdım onu. Yine bir akşamüstü arşınlarken hastane koridorlarını devamlı kapalı oda kapılarından birinin hafif aralık olduğunu gördüm. Düşünceler hücum etmiş bir vaziyette adımlarken koridoru oda kapısının önünden geçerken , onu gördüm yatağında .Hafifçe oturur vaziyette, onun da gözü dışarıda, göz göze geldik.Sadece onun kapısı hep kapalı idi. Etraftakilerle kısa sohbetler yapıyordum kimseye de onu sormak aklıma gelmemişti.Daha sonraları her geçişimde oda kapısına gözüm takılır olmuştu.bacağının sürekli uzanıyor durumda olması dikkatimi çekmişti..Yanına girip çıkan beyin de, eşi olduğu hemen anlaşılıyordu
    .
    Bir sabah başımı oda kapısından uzatıp "günaydın " dedim. Soluk bir yüzü vardı Aynur'un. Açık yeşil gözleri, çektiği bütün sıkıntılara rağmen hala sıcacık ve zekice bakışları.Hemen insanı sarıveriyordu..Saçları kısaydı.Göğüs hizasına kaldırdığı tepside yemeğe çalıştığı her şey boğazına takılıyordu. Bir türlü yutamıyordu. Sağ bacağını iki yastıkla yukarı kaldırmıştı. Belinden itibaren şişmişti bacağı. Kars'ın bir köyünden gelmişti Aynur. Hastalığı geç fark edilmişti. Eşi iş için gurbette çalışırken oda, 10 yaşındaki oğluyla umutla hayata dair planlar yaparken rahatsızlanır. Kimse anlayamaz, köye tesadüfen gelen kayınbiraderi durumunu iyi görmez ve hemen doktora getirir. Ama geç kalınmıştır. Neden geç kalınır. Zamanın da yetişsek olmaz mı bazı şeylere. Neden teğet geçeriz bazı şeylere. Ya zamanından önce, ya zamanından sonra. İnişler, çıkışlar ve yuvarlanıp gitmeler.
    .

    Böylece muhabbetlerimiz başlamış oldu. Eşi İsmail Bey de son derece hassas bir insandı. Tip olarak eşiyle benzer yönleri vardı. Oda kumral ve renkli gözlü idi. Çaresizce, ama sakin bir şekil de eşine elinden gelini yapıyordu. İçine sakladığı duygular, çoğu zaman yüzünden okunuyordu. Etrafta yiyecek olarak ne varsa onlardan ikram ederlerdi. İsmail Bey, doktorlar gelmeden yerinden fırlar etrafı düzeltir ve eşine temiz giysiler giydirir saçlarını tarardı. "Saçları çok uzundu " dedi bir keresinde, " sen bunu sağlığında göreceksin abla, belinden aşağı saçları vardı, hiç yorulmazdı" dedi. Aynur'un elleri ellerimde "yine olacak, inşallah" dedim. Umutsuzluk, sevgi ve birazda acıma duygusuyla baktı eşine. Ona "bu gün nasılsın" demenin dışında pek hastalıktan bahsetmemeye çalışırdık.

    Altı aydır hastanede olduklarını duyunca çok üzülmüştüm. Çoğu zaman uyuyamaz olmuştu. "Televizyon ister misin " diye sordum çok memnun olmuştu. "Ama siz " dedi. Babam çok ağır olduğu için biz hiç açmıyorduk zaten. Onun, odasına getirdim televizyonu. Kumandayı hiç elinden bırakmıyor eşine bile vermiyordu. Emanet, bir şey olur diye. Ama televizyonda doğru düzgün bir yeri çekmiyordu. Akşam muhabbetleri çoğalmıştı. Hastalar çoğaldıkça dertler de çoğalsa, dertleşecek insanda artıyordu
    .Babam hiç gözlerini açmadan yatıyordu. Uzun koridorun köşesini dönünce başka bir bölüm vardı. Doğum yapanlar. Ara sıra da oraya geçip ağlayan bebeklere bakıyordum. Babamdan doktorlar ümidi kesmişti. Ama kabullenmek, hiç de o kadar kolay olmuyordu. Bir akşam hemşireye Aynur'un ağrıları için yapılacak bir şey yok mu diye sorunca "hayır" cevabı karşısında donup kalmıştım. Hemşire yatan hastaların çoğunun durumunun ümitsiz olduğunu ve kendisinin de buna çok üzüldüğünü söyledi. Akşam olunca " evde yemek yiyemiyorum, hep gözümün önüne hastalar geliyor" dedi. Öbür taraftan bebek sesleri geliyordu. Hayata yeni merhaba diyenler ve artık hayatı ucundan tutanlar. Ha ellerinden kaydı kayacak. Hemşirenin cevabından sonra uzun süre yerimden kıpırdayamadım. Hastaları düşündüm. Genç, yaşlı ya da çocuk hepsi ayrı bir yaşam.

    Babamın loş odasının kapısına gözüm kaydı. Genç bir hastaya bakıp " biz, neyse de bunlar çok genç " derken, gözleri nasıl dolup boğazına düğümlenmişti sözleri. Başımın döndüğünü kalbimin sanki yerinden çıkacakmış gibi çarptığını nefes alamadığımı hissettim. Bir köşeye sıkışmış gibi bunaldım üzerime bir ağırlık çökmüştü sanki. Sanki onlardan önce ben ölecektim. Yüzümü gözümü sildim. Nöbetçi hemşire, oğlunu yanında getirmişti. Çocuk tekerlekli sandalye ile oynuyordu. Onu oturtturdum bir aşağı bir yukarı gezdirdim O keyiflendikçe, ben de açıldım.
    Ertesi sabah Aynur' un odasına gittiğimde , yine ellerini tuttum uzun uzun yüzüne baktım.Bacağına el değmiyor ağrıları gittikçe artıyordu.. Hafif çatlamış ellerine krem sürdüm. Aynı odada kalıp çıkan bir hasta yakınları, bir bluz getirmişti ona çok yakışmıştı. Beyaz, şile bezinden kollarında ve yakalarında dantelleri vardı. Mutluydu yine. Çoğu zaman o acı çekerken konuşmada zorlanıyordum. "Geçecek, hepsi geçecek"
    Ve biz hastaneden ayrıldık. Babamı kaybetmiştik. Onu sık sık aramaya çalışıyordum. Her seferinde yüreğim çarpıyordu. Ben babacığımı kaybettiğimizi söylemiyordum. "Artık dayanamıyorum" diyordu. Ve sonunda yeni yıl için aradığımda, eşi haberi verdi."Aynur'u kaybettik. Oğlanı getirdim, annesini gördü." Boğazıma dizildi, her şey. Biliyorduk ama gene zordu Bildiğini sandığın çoğu şeyi, ortasına düşmeden bilinemeyeceğini anladım. Ne demişler, doğru demişler. "Ateş düştüğü yeri yakar.".
    Deniz kıyısına oturup uzun uzun düşünürüm bazen. Gemileri seyrederim, martıları. Selam veririm arkadaşlara, konuşuruz, gülüşürüz. Ama benim hala bir yarım o hastanede sanki. Ne zaman bana dönecek bilmiyorum. Aynur'u düşünürüm. "Keşke, buraları anlatsaydım ona"derim bazen. Kısacık bir zamanda kaybedilmiş, sıcacık bir insandı o.

    Melika
#23.11.2009 10:57 0 0 0
  • Konu: Aleyda
    dostluk hikayeleri - arkadaşlık hikayeleri - yaşam öyküleri

    Aleyda küçük, sevimli bir kızdı. Mavi bir elbisesi, kırmızı ayakkabıları, açık yeşil bir şapkası vardı. Yaz günlerinde açık yeşil şapkasını upuzun ve kıvırcık, sarı saçlarının üzerine takar, küçücük sivri burnunu güneşten korurdu.
    Aleyda'nın bir de çantası olurdu sırtında. O da açık yeşildi. Çünkü Aleyda açık yeşili çok ama çok severdi.
    Ama yine de, Aleyda'nın yeryüzünde en çok sevdiği şey arkadaşı Nilüfer'di. Nilüfer ondan dört yaş daha büyüktü, tam dokuz buçuk yaşındaydı, ama ikisi yine de çok iyi anlaşırlardı. Nilüfer de Aleyda'yı çok severdi; onu oturdukları binaya ilk taşındıkları günden beri, yani üç senedir tanıyordu.
    Aleyda'yla Nilüfer birlikte olmayı çok sever, beraber dolaşırlardı hep. Büyüklerin hiç anlamadığı oyunlar oynar dururlardı.
    Büyükler anlamıyordu ama... Aleyda'nın sihirli parmakları vardı.
    İki elinin de işaret ve başparmakları sihirliydi Aleyda'nın. Bu parmaklarıyla eşyaları bir yerden bir yere uçurabilir, hayvanları konuşturabilir, hatta Nilüfer'in giydiği kahverengi bir pantolonu turuncu bir eteğe çevirebilirdi. Bazen (şöyle çok eğlendikleri, bol bol güldükleri ve saati unutup büyüklerin onlara verdiği izni aştıkları günlerde) saatlerin hepsini yirmi - yirmi beş dakika geri alır, büyüklerin yanına gitmek için kendilerine biraz vakit tanırdı Aleyda. Ama büyükler onları anlamadığı için, Aleyda'nın bu numarasını da hiç bir zaman fark etmezlerdi.
    Derken bir sonbahar günü Aleyda okula başladı Tam altı buçuk yaşındaydı artık. (Nilüfer de onunu bitirmek üzereydi...)
    Aleyda daha okula gittiği ilk gün Nilüfer'le geçirdiği kocaman yazı çok özledi. Okula gittiği ikinci gün de Nilüfer'le geçen gün yaptıkları kocaman çikolatalı pastayı çok özledi. Ertesi gün ise okullar açılmadan önceki hafta dışarı çıktıklarında buldukları takla atan fareyle dans eden karıncayı... Sonraki günlerde ise... Nilüfer'i özledi. Her şeyiyle, her anısıyla.
    Bütün okul günleri boyunca Aleyda zaten önceden Nilüfer'in ona anlatmış olduğu sayıları, bu sayıları toplayıp çıkarıp çarpıp bölmeyi ve harfleri okuyup yazmayı bir daha öğrendi. Öğretmeni onun bunları zaten bildiğini anlamıyordu bir türlü.
    Öğretmen zaten hiçbir şeyi anlamıyordu ki doğru düzgün. Sırasının üstünde duran kalem ve saç tokasının canları sıkıldığı için ders sırasında bahçeye inmek istediğini de anlamıyordu, bulutların rüzgarla şarkı söylemeyi çok sevdiğini de Okul bahçesinde bulduğu o kurbağanın aslında zararsız bir hayvan olduğunu da
    Derken bir gün okul bitti. Aleyda sıkıcı okul önlüğünü çıkarıp mavi elbisesini, kırmızı ayakkabılarını, yeşil şapkasını giydi hemen. Açık yeşil çantasını sırtına takıp Nilüfer'in yanına gitti. Doğrusu Nilüfer de koca iki dönem boyunca süren okuldan bunalmıştı ve koca kış boyunca derslerinden kafasını kaldırıp da çok az görebildiği arkadaşını gerçekten çok özlemişti... Yaz tatiline ulaşmak ve bir an önce Aleyda'yla vakit geçirebilmek için okulun bitimine kalan bütün günleri bir bir saymıştı.
    Görür görmez koşup sıkı sıkı sarıldılar birbirlerine. Sonra büyüklerden izin alıp oturdukları binanın arkasındaki küçük ağaçlığın içindeki gölün kıyısına indiler. Aleyda sihirli parmaklarıyla ikisine giysileri yerine birer mayo giydirdi ve gölde yüzdüler. Ama Aleyda yüzerken açık yeşil şapkasını çıkarmadı. Çünkü küçük sivri burnunu güneşten korumak istiyordu.
    Göldeki balıklarla su topu oynayıp gülüşüp yorulduktan sonra sudan çıktılar.
    Gölden çıkıp tekrar normal giysilerini giydikten sonra ağaçlıkta biraz oyalandılar. Ardından Aleyda'nın yarattığı iki tane uçan ata binip gökyüzünden yıldız topladılar. Topladıkları yıldızları ceplerine koydular ve ömürleri boyuna onları saklamak üzere birbirlerine söz verdiler. Doğrusu bu gün şimdiye kadar birlikte geçirdikleri en güzel gün olmuştu.
    Ertesi gün Aleyda sevinçle çantasını kaptı, kırmızı ayakkabılarını giyip şapkasını sarı, kıvırcık, upuzun saçlarının üstüne taktı. Evinden çıkıp koşarak Nilüferlerin evinin önüne gitti, evin kapısını çaldı. Ama Nilüfer evde yoktu. Üstelik sadece Nilüfer değildi evde olmayan.
    İşin garibi kapı ardına kadar açıktı ve içerde hiç kimse gözükmüyordu... Bir tek büyük bile. Meraklanan Aleyda, apartmanın ön bahçesine indi. İndiği anda gördüğü manzara onu gerçekten şaşkına çevirmişti.
    Kapının önünde bir kamyon duruyordu, kamyonun önünde büyükler dikilmiş, sohbet ediyorlardı. Nilüfer ise elindeki büyükçe bir kutuyu kamyona taşıyordu. Bakışları sönüktü, yanakları parlıyordu ıslaklıktan. Gözleri nemli, kirpikleriyse üzerlerindeki damlalar yüzünden pırıl pırıldı. Aleyda arkadaşının güzel yüzüne niye böyle bir hüznün hakim olduğunu anlamak istemiyordu.
    "Şu kutuları bulduğumuz iyi oldu, küçük ıvır zıvırı içlerine koyarız... Taşınmayı hızlandırır." diye mırıldanıyordu büyükler. "Değil mi Nilüfer?"
    Nilüfer cevap vermiyordu.
    Hayır, bu kutuları bulmaları hiç de iyi olmamıştı. Hayır, bu kutuları bulmamış olmalıydılar! Çünkü taşınmalarını hızlandırıyordu bunlar. Çünkü taşınmalarını sağlıyordu bunlar. Çünkü taşınıyorlardı! Nereye ve niye..?
    Aleyda apartmanın önündeki merdivene oturdu ve merdivenin yanındaki parmaklıklara küçük başını dayayıp Nilüfer'e bakmaya başladı acıyla. Nilüfer'in onu fark etmesini bekledi. Taşıdığı kutunun ve içinde bulunduğu durumun ağırlığı altında ezilen Nilüfer kutuyu en sonunda kamyona koymuştu. Ve arkasını döndüğünde Aleyda'yı gördü.
    Nilüfer apartmanın önüne getirilip koyulmuş olan kimisi dolu, kimisi boş kutuların arasından geçti hızla, Aleyda'ya yaklaştı. Eğildi ve Aleyda'ya sıkıca sarıldı. Aleyda da kollarını Nilüfer'in boynuna doladı ve gözlerinden fırlamak, taşmak isteyen yaşları bütün gücüyle engellemeye çalıştı. Başarmıştı bunu, ama biriken göz yaşları içinde şimdiden kocaman bir göl oluşturmuştu sanki.
    Nilüfer Aleyda'nın saçlarını okşadı. Sonra doğrulup gözlerinin içine baktı. Ellerini Aleyda'nın yüzünde gezdirdi kör bir insan gibi. Burnuna, kaşlarına, dudaklarına, çenesine, yanaklarına dokundu. Aleyda'yı her ayrıntısıyla içine kazımak istiyordu.
    Yıldızlarını hep saklayacaklarını söylediler birbirlerine. Onları hep saklayacaklarını, olanları hiç unutmayacaklarını defalarca kez söylediler birbirlerine. Gülümsemeye çalıştılar, mutlu görünmek için çabaladılar.
    Sonra Nilüfer büyüklerin ardından kamyona bindi. Kamyonun motorunun gürültüsü arasında büyükler konuşmaya devam ediyordu.
    Nilüfer camdan başını çıkartıp Aleyda'ya baktı. Gözlerini sildiği, ağladığını belli etmemeye çalıştığı o son dakikada ağzının kenarı kıvrıldı ufak bir gülümsemeyle. Hemen yok olan bir gülümsemeyle. Hiç ama hiçbir güç o gülümsemeyi Aleyda'ya unutturamazdı artık...
    Aleyda kamyonun egzoz dumanlarının arasında sihirli parmaklarıyla zamanı geri almaya çalıştı, aynı günleri bir daha yaşamak için. Aleyda devasa kamyoneti durdurmaya çalıştı, taşınmalarını engellemek için. Aleyda üzülmemeye çalıştı, ağlamamak, gözyaşlarına boğulmamak için.
    Ama uzaklaşan kamyonla beraber parmaklarının sihri de gitmişti Aleyda'nın. Yapmak istediklerinden hiç birini başaramadı. İçindeki gözyaşı gölü taşmıştı dışarı işte... Sabahın erken saatlerinde bomboş olan geniş yolda ilerleyen kamyonun ardından uzun uzun baktı. Ondan Nilüfer'ini alan kamyonun ardından. Eteğinin cebinden çıkardığı ufak bir yıldızı elinde sıkı sıkı tuttu. Titreyen dudaklarına kadar ıslanmış yanaklarını, gözlerini sildi koluna. Sonra evine döndü.

    Esin Yardımlı
#23.11.2009 10:55 0 0 0
  • nişanlıyken dini nikah kıymanın hükmü - gizli dini nikah doğrumu - hoca nikahı gizli olurmu

    Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler. Hanefi mezhebine göre nikah için velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları müstehab sayılmıştır.

    Evlilik gibi en önemli akidlerden olan bir muamelede velilerin haberleri olması ve onların rızasının alınması İslamî edeb, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır.
    Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda, evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa, veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.

    Hanefiler dışında üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergen olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karışılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir. (Aile İlmihali-Prof. Dr. H. Döndüren, Sh. 183)
    Gizli nikahın hükmü:

    Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu, gizli yapılmış sayılır.
    Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi'ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez.
    İmamı Malik ise, evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz. (A.g.e., Sh. 163)

    Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte nikahla ilgili olarak: "Ey gençler zümresi! Kim içinizden evlenmeye muktedirse evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Zira oruç onun için bir korunmadır." demiştir.

    Kişinin kendisini ve karısını harama düşmekten koruması, insan nevinin son bulmaktan, yok olmaktan, doğurmak ve çoğalmak yoluyla korunması, neslin bekası, nesebin muhafazası, toplum nizamını düzenlenmede tamamlayıcı bir unsur olan ailenin kurulması ve bireylerin arasında yardımlaşma ruhunu geliştirmesi gerekir. Evlilik, hayatın yükünü taşıyabilmek için karı-koca arasında bir yardımlaşma, toplumlar arasında sevgi ve dayanışma bağı kurulur. Aile bağlarını kuvvetlendiren bu bağ, yararlı şeyler için yardımlaşmayı gerektirir.
    Nikah kıyılacaksa, kişiler bu konuda kararlılarsa önce resmi nikahı, sonra da dini nikahı kıymalılar. Bu, bilhassa kadının menfaatini içerir. Zira insanlar nikahı İslamî kurallara göre kıyıyorlar. Ama ayrılma vaki olunca İslamî kaidelere göre ayrılma olmuyor. Kadının haklarının muhafazası için resmi nikahın gerçekleşmesi elzemdir.

    Nişanın bozulması veya böylesi bir nikahın bozulması durumunda ise özellikle bundan kadının telafisi mümkün olmayan zararlar gördüğü bilinmektedir. Bunu dikkate alarak velilerin çocuklarını zaman zaman uyarması ve ileride bunalıma yol açabilecek davranışlara girmekten onları sakındırması gerekir. Çünkü böylesi olumsuz durumlarda geride pişmanlık, iffetsizlik, öfke gibi hoş olmayan manzaralarla karşı karşıya kalınabilir. Ömür boyu onların peşini bırakmaz. Meşru olmayan bir çocuğun dünyaya gelmesinin kadın ve aile için nasıl bir yıkım meydana getireceğini tahmin etmek güç olmaz.
    Gençler şunu iyi düşünmeliler: Gençliğin verdiği heyecanla kişiler kâmil manada düşünmekten yoksun olabilirler. Yanlış bir karar verebilirler. Zira ölçüsüz aşkın sonu hüsrandır. İşte o zaman bazı ulemanın ve mezheplerin velinin izni ve nikahın aleni olması görüşündeki hikmeti düşünmek gerekir. İnsanlığın başına gelen sıkıntıların gerçek nedeninin Kur'an ve Sünnet ölçülerine uyulmamasından kaynaklanıyor olması her aklı selim sahiplerince mâlumdur.

    Kanaatimizce nişanlılık döneminde veya gizli bir nikah sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri vurgulamakta yarar var:

    a) Gizli bir nikahı bir an önce ilan ederek evliliği meşru zeminde devam ettirmek gerekir. Nişan vuku bulmuş ise bu vesile ile nikah kıyılmışsa yakın bir zamanda düğünün yapılması güzel olur.

    b) Resmi nikahtan önce dini nikah akdi yoluna gitmemelidir. Çünkü İslamî nikah bazı fiilleri meşru hale getirirken kişilerin rahat hareketine müsaade ediliyor. Halkın arasında rahat dolaşılıyor.
    Diğer insanlar bu hali müşahede ediyor. İstenmeyen bir hal vaki olunca ayrılık vuku buluyor. Kadının zarar görmesi kaçınılmaz hal alıyor. Manevi değeri de düşüyor.

    d)Taraflar erken nikaha karar vermişler ise kadında bir boşanma yetkisi (Tefvizi talak) olması uygun olur. Çünkü bazı ayrılıkların sonunda erkeklerin kadınları boşamadıklarını müşahede ediyoruz. Hatta önceki erkekten boşanma vaki olmadan bir başkası ile evlendiği oluyor ki, nikah üstüne nikah caiz değildir.

    d) Nişan ve gizli nikahtan sonraki ayrılığın neticesinde mehir meselesi de müşkül hal alıyor. Kişiler arasında kul hakkı teşekkül ediyor.
    Erkeğin, evlenirken karısına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya sair bir mala mehir denmektedir.
    Nikah kıyılır da eşler arasında bir birleşme veya halveti sahiha (üçüncü bir şahsın yanlarında olmamaları birleşmeye mani bir ortamın bulunduğu mekan) vaki olmaz ise mehrin yarısı, aksi halde birleşme vaki olmuş veya halveti sahiha vaki olmuş ise o zaman mehrin tamamını erkeğin kadına ödemesi gerekir.
    Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Eğer siz kadınları kendilerine cinsi yakınlıkta bulunmadan önce boşar, (fakat daha önceden) onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, o halde tayin ettiğiniz (o mehrin) yarısı onlarındır." (Bakara, 237)
    Günümüzde kişiler araba ile şehir dışına çıkarak veya muhtelif yerlerde rahat bir halde geziyorlar. Elbette bu da bir halveti sahihadır. Bu konuda velilerin dikkatli olması gerekir.

    e) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre nişanlıların ve ailelerin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması ve tüketilmesi durumunda bağıştan geri dönmemeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça bağıştan geri dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.

    Malikilere göre hediyelerin durumu, nişan bozanın erkek ve kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.
    Şafi ve Hanbeliler'e göre ise nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmündedir. Hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir.

    Hadis'te şöyle buyurulmuştur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmeden önce kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va'dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona aittir." (Aile İlmihali, Prof. Dr. H. Döndüren, 147)

    Bir kimse evlenmek isterse, İslam terbiyesini almış, Kur'an ve Sünnete bağlı Hz. Hatice ve Ayşe annemizi taklit eden, Rabbine tevekküllü zevk edinen, mahşerde vereceği hesaba göre kendisini hazırlayan bir kadınla evlenmek için çaba göstermelidir.
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindarı tercih et." (Buhari)
    Erkek de elbette Kur'an ve sünnete bağlı, sorumluluğu müdrik, emanet ehli, Muhammedî ahlaka sahip, Allah korkusu ile kendini tezyin eden, ehli takva bir Mü'min olmalı.

    Allah'ım nebileri, sıddıkları, şehitleri, salihleri seven, sadıklarla beraber olan, dünya ve ahiret saadetini kendisine düstur edinen aileler nasip et. Amin. Allah'ım ümmeti Muhammedi Kur'an'a mahkum et. Amin.
#23.11.2009 10:36 0 0 0
#23.11.2009 09:49 0 0 0