Seda Bakan Kimdir - Seda Bakan Resimleri - Seda Bakan Biyografisi - Seda Bakan Hakkında
İsim : Seda
Soyisim : Bakan
Doğum Yeri : İstanbul
Doğum Tarihi : 10 Ekim 1985
Eğitim Durumu : Sakarya Üniversitesi Dış Ticaret Mezunu
Oyunculuk Kariyeri :
Sana Mecburum (Dizi) 2007
Adanalı (2008)
Makber (2009)
Seda Bakan'ın Hayatı Hakkında Bilgiler
Ders çalışıyor
TÜRVAK'ta oyunculuk eğitimi alan Seda Bakan, kendini geliştirmek için sürekli kitap okuyor, sinemaya ve tiyatroya gidiyor. Okulundan bir an önce mezun olmak için de disiplinli bir şekilde ders çalışıyor.
Nerelere gider?
Geçtiğimiz yazı çalışarak ve hafta sonları ailesinin Bayramoğlu'ndaki yazlığında geçiren Seda, popüler mekanları seviyor. Kuruçeşme'deki Aşk Cafe'ye, Limonlu Bahçe'ye ve Kanyon Alışveriş Merkezi'ne sık gidiyor.
'Leyla'yı sevdi
Seda, 'Sana Mecburum' dizisinde canlandırdığı 'Leyla' karakterini kendine benzetiyor. "İkimiz de ailemize çok düşkünüz" diyor ve ekliyor: "Aramızdaki en önemli fark ise benim hiçbir şarkıcıya fazla hayranlık duymamam!"
Nasıl keşfedildi?
Ekran önündeki macerası Number One TV'de sunuculuk ile başlayan genç oyuncu, kadınlar için tasarlanmış bir epilasyon firmasının reklamıyla adından söz ettirdi. 'Sana Mecburum' ise ilk dizisi oldu.
Okumaya devam
"Kendimi bildim bileli oyuncu olmak istedim" diyen sempatik güzel, Sakarya Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra hayalinin peşine düşmüş. "Hiçbir şey için geç değildir" ilkesinden güç alarak TÜRVAK'a kaydolmuş.
Seda Bakan, kariyerine bir çok reklam ve Sana Mecburum adlı dizisindeki performanslarından sonra MTV Türkiye kanalında The Base Chart Show adlı programda yeni sezonun sunuculuk performansını eklemiş durumda. Son olarak Osman Sınav'ın iddialı projesi "Pars Narkoterör" de Zülfiye karakterini canlandırdı.
makber dizisi - star tv makber - makber dizi tanıtımı - makber dizi fragmanı - Makber Dizisi Tanıtım - Makber Dizisi Oyuncuları - Makber Dizisi Konusu
1970 yılında çekilen ve aşk filmlerinin en güzeli olarak kabul edilen "Love Story"den uyarlanan "Makber" ile izleyicilerini tutkulu bir aşka tanık edecek olan Star TV, "Maskeli Balo"yla da derin devlet - siyaset-dış güçler paradoksunun temiz toplum ilkesiyle verdiği savaşı ekrana taşıyor.
"Makber"in yapımcısı "Kurtlar Vadisi Pusu" dizisinin de yapımcısı olan Pana Film. Yönetmenliğini Kemal Uzun'un yaptığı, senaryosunu ise Şebnem Aksoy ve Ozan Aksungur'un yazdığı dizinin başrollerini Seda Bakan ve Devrim Nas paylaşıyor.
Dizinin öyküsünü, aşkları uğruna önlerine çıkan bütün engelleri aşan Güneş (Seda Bakan) ve Hazar'ın (Devrim Nas) el ele vererek hayata meydan okumaları oluşturuyor.
1970'de çekilen, Ryan O'Neal ve Ali MacGraw'ın başrollerini oynadığı ve aşk filmlerinin en iyisi olarak kabul edilen Love Story (Aşk Hikâyesi), Türkiye'ye geliyor. Pana Film, efsanevi aşk filmini televizyona uyarlıyor.Star ekranında yayınlanmaya başlanacak olan dizinin adı Makber
Love Story' nin konusu
KÖKLÜ ve zengin bir aileden gelen erkek kahraman (Ryan O'Neal), aile geleneğini devam ettirerek, kendisinden öncekiler gibi Harvard Üniversitesi'nde hukuk okumaktadır. Bir gün Radcliffe Koleji'nde müzik öğrencisi olan işçi sınıfından Jennifer Cavalleri'ye (Ali Mac Graw) âşık olur. Çift evlenmeye karar verir, ancak Oliver'in babası bu evliliğe onay vermez ve oğlunun harçlığını keser.
Ayrıca onu mirasından da mahrum edeceğini söyler. Oliver'ın babasının maddi desteği olmadan Harvard'a devam etmesi çok zordur. Hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan yeni evli çift, Oliver'ın okul masraflarını karşılamak için farklı işlerde çalışmaya başlarlar. Bu arada çocuk istedikleri halde gebe kalamayan Jennifer'ın yapılan tetkikler sonucunda kan kanseri olduğu anlaşılır...
Makber'in konusu
Dizinin erkek kahramanı zengin ve köklü bir aileden gelmektedir. Hayattaki herşeye sahip olan esas oğlan, hayatın da sadece gerçek aşkı tatmamıştır. Ta ki, esas kadınla tanışana kadar
Dizinin konusu, orjinal filmde olduğu gibi ölümcül bir hastalığa yakalan bir genç kız ile olan delicesine seven erkeğin üzerine kurulu. Bu çifti canlandıracak oyuncularda belli aslında. Devrim Nas ve Seda Bakan. Devrim Nas son olarak Doktorlar dizisinde rol almıştı. Diğer rollerde oynayacak kadroda oluşmuş durumda aslında. Gümüş dizisinin yönetmeni olunca gümüş kadrodasundan da tanıdık isimler görmek şaşırtıcı değil. Usta Aktör Ekrem Bora, Soydan Soydaş, Funda İlhan; Gümüş dizisinden tanıdığımız oyuncular. İnci Şen, Gaye Gürsel ve Gamze Karaman'da dizinin diğer oyuncuları arasında anılıyorlar.
Pana Film'in "Yılın aşk hikâyesi" olarak tanımladığı "Makber"in konusu şöyle:
Seda Bakan'ın canlandıracağı kimsesiz büyüyen genç kızın hayattaki en önemli varlığı ailesi yerine koyduğu çocuk yuvasıdır. Yuvanın bulunduğu araziyi satın alan şirketin varisi de (Devrim Nas) en büyük düşmanı
İki genç arasında nefretle başlayan ilişki, zamanla büyük bir aşka dönüşür. Genç adam ailesinden ve tüm sahip olduklarından vazgeçmeyi göze alarak aşkının peşinden gitmeyi seçer. Aşkları hayata meydan okuyan gençlerin önüne son bir engel daha çıkar. Bir de ölüme meydan okumaları gerekecektir.
Kadın kahraman yetiştirme yurdunda büyümüş, oldukça fakir bir kızdır. Ama hayata da sıkı sıkıya bağlıdır. Kader bu iki karakteri bir tesadüf eseri bir araya getirir. Ancak nefretle başlayan bir aşk hikâyesinin sonunda aile baskısına ve sınıfsal farklılıklara kafa tutan iki âşığı daha büyük bir sorun beklemektedir: Kanser
ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE ORUÇ TUTMANIN VE
DİĞER İBADETLERİN FAZİLETİ
Hadis
1252. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Başka günlerin hiçbirinde, -zilhiccenin ilk on gününü kastederek- şu günlerde işlenecek amel-i sâlihten, Allah katında, daha sevimli hiçbir amel yoktur."
- Allah uğrunda yapılacak cihad da mı üstün değildir, Yâ Resûlallah? dediler.
- "(Evet) Allah yolunda yapılacak cihad da. Ancak malını ve canını tehlikeye atarak cihada çıkan, şehit olup dönmeyen kimsenin cihâdı başka.(O, bundan üstündür), buyurdu.
Buhârî, Îdeyn 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 61; Tirmizî, Savm 52; İbni Mâce, Sıyâm 39
Açıklamalar
Hac ibadetinin yerine getirileceği günlerin içinde bulunduğu zilhicce ayının ilk on günü hakkında vârit olan bu hadîs-i şerîf, başta oruç olmak üzere bu günlerde yapılacak ibadetlerin, senenin diğer günlerinde yapılacak ibadetlerden üstün olduğunu müjdelemektedir. Oruç açısından meseleye bakıldığı zaman ramazan ayının bu "diğer günler'"e dahil olmadığı anlaşılır. Çünkü ramazanda oruç tutmak farzdır. Ayrıca bu on günün onuncu günü kurban bayramı günüdür (yevmü'n-nahr) . O gün oruç tutulmaz. Bu durumda hadiste söz konusu edilen fazilet, zilhiccenin ilk dokuz gününe yönelik olmaktadır. Kurban bayramı gününün de dahil olduğu teşrik günlerinin fazileti ile ilgili başka değerlendirmeler bulunmaktadır.
Öte yandan hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke'de bulunan müslümanların, zilhiccenin sekiz ve dokuzuncu günleri (terviye ve arefe) oruç tutmamaları daha uygun bulunmuştur. Çünkü o günler vakfe için Arafat'a çıkma ve orada bulunma yani yolculuk günleridir. Hacca gitmemiş olanlar arefe günü oruç tutabilirler.
Bu farklılıklar dikkate alınınca, hadisimizin müjdesinin genel anlamda zilhiccenin ilk on gününü kapsadığı sonucuna varılır.
Hadiste mutlak olarak "amel-i sâlih" buyurulmuş olmasına rağmen, Nevevî merhum, hadisi nâfile oruçla ilgili bu bölümde zikretmek suretiyle o umumi ifadeyi, tamamen "oruc"a tahsis etmiş olmasa bile, orucu da ihtiva ettiğini hatırlatmak istemiştir. Aslında koyduğu başlıkta da bu ikili durumu ifade etmiş bulunmaktadır.
Zilhiccenin ilk on günü, bilindiği gibi Beytullah'ı ziyaret günleridir. Yani namaz, oruç, sadaka ve hac gibi temel ibadetlerin bir araya geldiği günlerdir. Bu sebeple o günlerde yapılacak farzlar, diğer günlerdeki farzlardan, nâfileler de diğer günlerde yapılacak nâfilelerden daha değerlidir. Hatta bu on günü, ramazanın son on günü ile mukayese eden bazı âlimler olmuştur. Ali el-Kârî, bu on günün, senenin bütün günlerinden üstün olan arefe günü dolayısıyla; ramazanın son on gecesinin de senenin bütün gecelerinden faziletli olan Kadir gecesi sebebiyle üstünlük arzettiği görüşünü benimsemiştir. Zilhiccenin ilk on gününün kendi içinde en faziletlisi ise, hiç kuşkusuz, arefe günüdür.
Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'de geçen leyâli aşr'in [Fecr sûresi (89), 2] zilhiccenin bu on günü olduğu ifade edilmiştir. Hatta Hac sûresinin 28. âyetindeki eyyâm-ı ma'lûmât ile Bakara sûresinin 203. âyetinde geçen eyyâm-ı ma'dûdât'ı da İbn Abbâs hazretleri zilhiccenin ilk on günü ve eyyâm-ı teşrik (kurban bayramı günleri) olarak yorumlamıştır.
Son olarak şuna da işaret edelim ki, İmam Buhârî'nin belirttiğine göre, Abdullah İbni Ömer ve Ebû Hüreyre zilhiccenin on gününde çarşı pazara çıkıp yüksek sesle tekbir alırlar, onları görenler de aynı şekilde tekbirlerle onlara eşlik ederlerdi.
Bugünlerde yapılacak ibadet ve iyiliklerin cihad ile kıyaslanması ve şehit olduğu için geri dönmeyen kimsenin cihadı hariç, diğer cihadlardan da faziletli olduğunun bildirilmesi bu günlerin önemini göstermeye yeter.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Zilhiccenin ilk on günü yapılacak ibadet ve iyilikler, genel anlamda diğer günlerde yapılan iyilik ve ibadetlerden faziletlidir.
2. Bu on günün müslümanın hayatında önemli bir yeri vardır.
3. Bu günlerin ilk dokuz gününü oruçlu geçirmek uygun olur.
Riyazüs Salihin
Genellikle görünüşüyle can sıkıcı olan siğil oldukça zararsız bir oluşumdur. Tedaviyle ya da kendiliğinden geçer.
Siğiller, sık görülen ve daha çok çocuklarda görülen oluşumlardır. Yetişkinlerde ve gençlerde daha az görülürler. Genellikle zararsızdırlar. Deri üstünde, küçük, yuvarlak çıkıntılar yaparlar. Her bölgede ortaya çıkabilirler, ama daha çok el, diz, yüz ve jenital bölgede bulunurlar.
Siğiller ağrısızdır ve birkaç ay ya da yıl içinde iz bırakmadan yok olurlar. Ancak ayak tabanında ortaya çıkan bir siğil türü genellikle ağrılıdır ve tedavi gerektirir. Yüzde ve jenital bölgedeki siğiller rahatsızlık verebilirler ve yıllarca geçmeyebileceklerinden tedavi edilmeleri gerekir.
Nedenler ve Bulaşma
Siğil etkeni, "papavovirüs" adlı bir virüstür. Bu virüs derinin en dış tabakası içindeki hücrelerin içine girip çoğalır. Virüs deriye girdiğinde deri hücrelerinin düzensiz bir biçimde çoğalmasına neden olur ve aslında küçük bir selim tümör olan oluşumu ortaya çıkarır. Bu olay çok ilgi çekicidir, çünkü siğil, insanlarda virüslerle oluştuğu bilinen bu türden oluşumdur.
Siğil virüsü bulaşıcıdır; bir kişiden ötekine ya da bedenin bir bölümünden farklı bir bölümüne geçebilir. Ya doğrudan doğruya deri temasıyla ya da dolaylı yoldan, ortak kullanılan bir eşya, sözgelimi havludan bulaşabilir. Derideki bir çatlak, virüsün girişini kolaylaştırır. Eldeki siğiller büyük olasılıkla el ele tutuşmayla jenital bölgedekiler ise cinsel ilişkiyle geçer. Siğillerin bulaşması ile ortaya çıkması arasındaki süre haftaları ya da ayları bulur.
Çocuklardaki siğiller genellikle yetişkinlere bulaşmaz. Bunun nedeninin, çocukluklarına siğil geçirmiş kişilerin virüse karşı edinsel bağışıklık kazanmış olduğu düşünülmektedir. Ne var ki, ellerdeki ile jenital bölgedeki siğiller arasında az bir fark vardır ve çocukken ellerinde siğil olanlar, yetişkinliklerinde jenital siğillere karşı bağışık değildir.
Görünüş
Siğillerin görünüşü, oluştukları beden bölgesine göre değişir. Avuç içinde olan siğiller, genellikle tektir; kubbe biçiminde kabarıklık yaparlar ve üstlerinde siğillerin yüzeyine kadife görüntüsü veren yüzlerce küçük çıkıntı bulunur. Renkleri pembe ile kahverengi arasında değişir.
El, yüz ve dizlerde olan siğiller genellikle çok sayıdadır ve bazen düz yüzeyleri vardır. Lif biçiminde olan siğil türü ise, ince uzun çıkıntılar oluşturur ve boyun ile yüzde bulunur.
Jenital siğiller, kadınlarda vulvadaki deri kıvrımlarının içinde ya da çevresinde, erkeklerde ise penis başında ya da jenital bölgenin herhangi bir yerinde bulunabilir. Genellikle oldukça fazla büyür ve yayılırlar. Salkım biçiminde ya da yumuşak, karnabahar benzeri oluşumlardır; çirkin görünümlerine karşın fazla rahatsız etmezler. Ancak bazen cinsellik ve boşaltım işlevlerini engelleyebilirler. Ayrıca gennellikle daha ciddi ve cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklarla birlikte olduklarından doktora gösterilmeleri iyi olur.
Siğillerin küçük kılcal damarları vardır, siğilin yüzeyi kesilirse, küçük kanayan noktalar olarak ya da kılcal damarlardaki kan burada pıhtılaştığı için, siğilin tepesinde siyah benekler olarak görülebilirler. Bu noktaların var olup olmaması, doktorların siğilleri, benzer görünüşlü öteki deri oluşumlarından ayırt etmelerini sağlar.
Tedavi
Yüzyıllardan beri siğillerin tedavisi için sayısız çare aranmıştır. Büyü , okuyup üfleme, siğilleri bitkilerle ovuşturma gibi birçok yüntem denenmiştir. Siğilleri yok eden büyülü güçleri olduğunu iddia eden kişiler hala vardır. Üstelik bazen bu tedaviler işe yarayabilmektedir. Bu durumun bir açıklaması, siğilin zaten geçmek üzere olmasıdır; ama telkinin de etkili olması olanaklıdır. Buna karşılık bir doktora gitmek daha olumlu bir yaklaşımdır.
Siğiller için çeşitli tedaviler vardır, ama siğil virüsüne karşı özel bir ilaç yoktur. Bu oluşumlar eritici merhemlerle dondurularak ya da elektrikle yakılarak tedavi edilebilir ve bu işlemlerin hepsi bir doktor tarafından uygulanır.
Sık görülen el ve dizlerdeki çocukluk çağı siğilleri ya kendi kendine ya da mikrop öldürücü asitli losyonlarla tedavi edilir. Bu tür ilaçların günde iki kez uygulanması, siğilin iki ya da üç ayda yok olmasını sağlarlar.
Yetişkinlerde el ve yüzde ortaya çıkan rahatsız edici siğiller bazen sıvı nitrojenle ya da karbondioksit karıyla dondurularak tedavi edilir. Bu girişim biraz ağrı yapabilir ama çok etkilidir ve önemli bir iz bırakmaz. Siğilin elektrikle yakılmasının iz bırakma olasılığı daha çoktur; ayrıca genellikle siğil yeniden çıkabileceğinden bu yöntem daha az kullanılır.
Jenital siğiller özel bir doku eriticiyle tedavi edilir. Bu, doktor ya da hemşire tarafından uygulanmalıdır; dikkatsizce uygulanması ağrıya ve sağlam dokunun zarar görmesine sebep olur. Ayrıca 4-6 saat sonra ilaç yıkanarak deriden uzaklaştırılmalıdır. Bu ilaç gebelik sırasında jenital siğillerin tedavisi için asla kullanılmamalıdır. Deriden soğurulup dölüte zarar verebilir.
Bazen de siğilin yok olmasına ya da tedavi edilmiş olmasına rağmen siğil virüsü deride uykuda kalır ve birkaç hafta ya da ay sonra yeniden etkinlik göstermeye başlar.
Siğiller selim doku oluşumlarıdır. Mikroskopta incelendiğinde üst deri hücrelerinin özellikle de keratinli tabakanın artmış olduğu görülür. Ayrıca hücrelerde virüse bağlı olarak ortaya çıkmış bazı değişikliklere de rastlanır. Eğer herhangi bir nedenle başka türden bir oluşumdan ayırt edilmeleri gerekirse basit bir işlemle alınıp patolojik değerlendirme yoluna gidilebilir. Mikroskobik görüntü kolayca tanı konulmasını sağlar.
Ancak siğillere bir doktor gözetiminde girişimde bulunulması gerektiği unutulmamalıdır. Siğilin tırnakla kazınması ya da koparılmaya çalışılması yalnızca kanamasına ya da yayılmasına neden olur.
su toplaması - su toplaması belirtileri - su toplaması nedenleri - su toplaması nedenleri ve belirtileri - su toplamasının tehlikeleri
Deri, Çeşitli nedenlerle su toplayabilir. Bunlar genellkile kendiliğinden geçer, ama mikrop kaptığında ya da bir hastalık belirtisi olduğunda mutlaka bir tıbbi tedavi gerektirir.
Deri iki tabakadan oluşur. En dışta, epidermis, yani üstderi yer alır. Bu tabakanın üstünde ölü deri hücrelerinden oluşan sinir ve damar içermeyen bir tabaka vardır. Alt tabaka olan dermis, yani alt deri ise hem damar, hem de sinir içerir. İki kat arasında sıvı toplandığında konuşma dilinde su toplaması denilen durum oluşur. Bu kabarcıkların küçük çaplılarına "vezikül", büyüklerineyse (7.5 cm'ye kadar çaplı) "bül" adı verilir.
Nedenleri
Çeşitli etkenler deride su toplanmasına neden olabilir. En yaygın neden sürtünmedir. Sürtünme ısı yaratır, bu da su toplanmasına neden olur.
Yeni ve ayağa iyi uymayan ayakkabılar, özellikle uzun süre yüründüğünde ayağa sürtündükleri yerdeki deride su toplamasına neden olur.
Elle çalışmaya alışkın olmayan biri birden kürekle kum atmaya başlarsa, otuz dakikada elleri su toplayabilir. Alışkın olan biri ise derisi kalınlaşmış olduğu için su toplaması gibi bir sorunu olmadam saatlerce çalışabilir.
Aralarında güneş yanığı da bulunan bütün yanıklarda su toplaması olur. Derinin alt tabakalarında hasara yol açan ısı, kılcal damarlardan sıvının çıkıp deri altında kabarcıklar yapmasına neden olur. Güneş yanığında kabarcıklar küçük ve çoktur, birkaç gün sonra da deri soyulur.
Böcek sokmalarında da bir tür iltihap tepkisi olarak ufak kabarcıklar oluşabilir. Ağır vakalarda ise kabarcıkların boyu büyür, mikrop kaparak irinle dolabilir.
Su toplamasının bir başka yaygın nedeni de virüs enfeksiyonlarıdır. Çocukta suçiçeği, erişkinde zona bu tür virüs örneklerine birer örnektir. Zonada kabarcıklar bedenin belli bölgesinde sınırlı kalır ve çok ağrılı olur. Göz ya da kulakta olursa özellikle tıbbi tedavi gerekir.
Suçiçeğinde ise içi su dolu kesecikler yaygındır. Gövde ve sırtta görülen bu kabarcıklar, ağır vakalarda kafa derisi, ağıziçi, kulak ve üreme organlarında da olur ve kaşıntı çok şiddetlidir.
Deride içi sıvı dolu keseciklerin oluştuğu bir başka hastalık olan çiçek hastalığı ise, etkili aşı kampanyaları sonucu artık görülmemektedir.
Bazı kişilerin derilerinin alt tabakalarına yerleşen "herpes simpleks" adlı virüs "uçuk" adı verilen içi sıvı dolu kabarcıklar oluşturur.
Bakteri enfeksiyonlrı da derinin su toplamasına neden olabilir."İmpetigo" adlı deri hastalığında bakteriler derinin alt tabakasında ürer. El, bacak ve yüzde ufak kabarcıklar olur. Bunlar kısa sürede patlayarak, sarı-kahverengi kabuklar oluştururlar.
Ender görülen bazı durumlarda "derin ven tromboZu" adı verilen toplardamar tıkanması ya da kalp yetmezliğine bağlı ödemde de su toplaması olur. Daha sık rastlanan bir başka neden ise, alerjik egzama ya da kimyasal tahriştir. Su toplaması alerjiye bağlıysa tıbbi tedavi gerektirir.
"Pamfigoit" adlı hastalık yaşlıların kollarında su toplamasına neden olur. Oluşan su dolu kesecikler yayılmaz, ayrıca zararlı değildir, ama tedavi gerektirirler.
Pamfigus ise daha çok gençlerde görülür. Bu hastalıkta deri katlarının bütünlüğü bozulup birbirinden ayrılır. Bu ayrışmanın nedeni bilinmemektedir. Oluşan sıvı dolu kesecikler bütün bedene yayılarak ağır sıvı yitimine yol açarlar. Bu durumda acil tedavi gerekir.
Belirtiler
Sürtünme sonucu oluşan kabarcıklar ağrı yapar, ama genellikle belirti verene kadar fark edilmezler. Yanıklarda ise kabarcıklar birkaç dakika içinde oluşur. Sokmalara bağlı kabarcıklar daha yavaş ortaya çıkarlar ve çevre dokudaki şişmeyle birlikte kaşıntıyıya yol açarlar. Suçiçeği küçük, koyu kırmızı sivilce benzeri oluşumlarla başlar. Bunlar birkaç saatte su damlasına benzer kabarcıklar halini alır. Eğer başka belirtinin olmadığı çok sayıda kabarcık varsa, neden egzamadır. Ağrısız ya da kaşıntısız büyük kabarcıkların ise pamfigoit ya da pamfigusa bağlı olduğu düşünülür.
Tehlikeleri
Sürtünme ile ortaya çıkan kabarcıklar genellikle tehlikesizdir; ama öteki nedenlerle ortaya çıkanlarda enfeksiyon olasılığı vardır. Keseyi oluşturan derinin bütünlüğü bozulursa içeri giren bakteriler kolayca üreyerek sıvının irine dönüşmesine neden olur. Eğer bedenin büyük bir bölümündeki deri su toplarsa fazla sıvı yitimi nedeniyle hasta ağırlaşır, acil hastane tedavisi gerektirir.
Tedavi
Ağrılı ya da büyük olmadıkça hiçbir kabarcığın patlatılmaması gerekir. Küçükleri kendiliğinden iner, büyükleri de kendiliğinden patlar. Sürtünme sonucu oluşmuş bir kabarcık bölgeyi temizleyin. Eğer neden ayakkabı vurması ise bölgeyi pamukla destekleyin. Sürtünme sürerse mikropsuz bir iğneyle kabarcıktaki sıvının bir bölümünü alın. Üstünü yara bandıyla kapatıp pamukla destekleyin.
İyileşme
Sürtünme ortadan kalktığında sürtünme kabarcıkları 3-4 gün içinde iyileşir. Deri yeni bir üstderi tabakası üretir ve sert bir destek dokusu oluşur. Kabarcıkların öteki türlerinde asıl neden tedavi edilince kabarcıklarda iyileşir.
"Satırlarca sevdim seni, ve her dizende kurudu dudaklarım.
Senli hecelerin ünlemi olmak istedim deli gibi hemde,
ama her dizgide biraz daha kambur kaldım...
senden geçiyorum,
bıraktıgım bütün aldanmışlıklar ve kaçırdıgım randevularım,
birlikte izleyemediğimiz filmler veyahut sana söyleyemediğim onca şarkı...
aktı su,
aktı ömrüm,
zaman beni senden öteye attı!...
dizlerimdeki yaralar şahidimdir;
senden ayrı aldığım her nefes, mıhlarca beynime battı!...
senden geçerayak yol tutuşumda,bilemedim affet; içerim beni sende bıraktı..."
Hiçbirşey,
Evet, hiçbirşey yok taşınmaz bırakılışım geceden öte,
Kayıp bir aşk'a yazılış tarihim,
Ve umut, /Yarım bir yalnızlık üzerimde..
Seven yüzlerin karamsar zamanları,
akıyor geçmişten, rüzgar daha yakın şimdi,
Bütün haykırışlar,
En suskun kahkahası artık sabahların..
Parantezler içinde unutulmuş özleyişler,
Dualarla dillenmiş bir tören gibi,
Yazılsa da,
Sarkıyor anahtarları gecenin derinliğime,
Yorgun ayakların mavisinde bütün pencereler..
Yüzümü perdeleyen dudakların,
Çarpık bir heyecanın en suskun yeri..
Ki, bu deniz,
Hiçbirşey hatırlatmıyor bana,
Firavun laneti yüreğime yazılan şarkılar,
Öylesine gelip geçen..
..
Bir başka zamanda,
Bir başka doğum../Bir başka,
Hep başka..
..
Yıkanarak gözlerinde,
En beceriksiz bir ölümden,
aşk'a daha kırgın..uzayıp giden yangınlar..
En güneyinde pusulanın,
Bir ses,/yaşamak var ya,
Dağılıp toparlanıyor seferi..
Yok aslında şikayeti sessizliğin,
Dilindeki suskunluğun,
Zor beğenilir bir çıplaklığın,
küfünde demlenerek..
bir toprak,
Çalınmaz bir kapı../
Öldüresiye tekmeleyen bir geceyle,
İnadına severek..
Galiba artık durmalıyım. Günlerdir yazıyorum, her yazdığımı yeniden yeniden yazarak Ama tutamıyorum kendimi; ipinden boşalmış gibi durmadan geliyor kelimeler Ben anladığını düşünürken bir bakıyorum, daha okumamışsın bile Zamanın önünden gidiyorum; kendim yazıyorum, kendim yaşıyorum. Oysa sana anlatmıyor muydum? Sen bilmeden nasıl ilerlemiş olacağım ki?!... Trajikomik!...
Bu hikaye nasıl başladı? Ufak bir soruydu belki Belki de bir şımarıklık parçası Tahmin etmediğim bir zamanda gelen; çekingen-küstahlığıma meydan okuyan bir cevap Sonra sürükleniş- benim açımdan tabi Ayların yazmayan ellerimin buzlarını eritişi, eriyen buzlardan akan suların sel olup çağıldaması Sonra tesadüfler "Benim gibi"ler Ve şimdi Korku!
Yine de Yeniden tanıştığımıza memnun oldum
2. Serzeniş (Kime?)
Susmalarda hep daha bir korktum. "Yanlış mı yaptım?" diye bir sormadır geldi Başka bir hayatının olduğunu unutuverdim. Sanki sen de yaşamalıymışsın gibi Sanki elimi uzattığımda orada olmalıymışsın gibi gelmişti Senin sen olduğunu unutarak, sana haksızlık yaptığım için kusura bakma
Düşündüğüm anda, düşündüklerim sana ulaşmalı ve seninkiler de bana -sen istersen-. Ama anladım Sonsuza kadar konuşabilirim Belki de yeniden "susmalıyız"
3. Bekleyiş
Aynalara sakladığım hayalleri görmek için her defasında daha fazla oyalanır oldum ayna karşısında. Ve yazmak için bilgisayar başında Ve çalışmak için geriye kalan zamanlarda, masamda Hiçbir şey dengeli değil anlayacağın
Gittikçe, yaklaştıkça; daha hastalıklı oluyorum biliyor musun? Günleri sayıyor ve tekrar sayıyor ve panikliyorum. Oysa soğuk kanlı olmalıyım; yeryüzündeki beyazlı melekler dirençliydiler Sonra yeniden dönüyorum masaya "Haydi" diyorum, "son bir gayret daha. Bir saat daha" Yetmiyor zaman Ama yeten zaman da verimli olmuyor Hep bir panik Alabildiğine
Bir de beklemek var Belki aralarda seni okurum, sana yazarım diye
Oysa yine ses yok! Belki vazgeçmeliyim beklemekten ve hayat yine gazetesini okumaya devam etmeli, Üsküdar sahilinde çayını yudumlarken
4. İç Çekiş
Sen sustukça kendime dönüyorum Belki de gene yanlış yapıyorum seninle bu kadar çok şeyi paylaşarak Belki de sen de herkes gibi "normal" olacaksın, ben bu dünyadaki en "anormal"ken
Kendimi mi abartıyorum, seni mi? Yoksa kendi gözlerimle baktığım her şey daha bir büyük mü görünüyor? Peki Yanında bir çift göz varsa ödünç verebilir misin? Benimkiler bozulmuş da
Sahi 1 numara miyop Sokakta yürürken hiçbir şey görmüyorum; istesem de göremiyorum zaten. Oysa yanımdan geçerken onlara baktığımı sanıp beni süzenler o kadar komikler ki
Seni hatırlamıyorum, net olarak Acaba seninle de geçiştik mi? Sen de sana baktığımı sandın mı acaba Hep bir garip olurum, hepimizin ayrı ayrı dünyaları olduğunu düşününce Dünyada ne kadar çok insan ve ne kadar çok dünyacık var
Hani biz birleşip Dünya'yı oluşturuyoruz ya Gezegenler de birleşip evreni oluşturuyor Ya evrenler de birleşip başka "bir şeyler"i; onlar da birleşip Allah'ı oluşturuyorsa?... O zaman belki insanın Allah'ın bir parçası olduğunu açıklayabiliriz
O'ndan bir parça olmak Güçlü Etkileyici Belki bir zaman uzun uzun anlatırım sana Biliyor(mu)sun, anlatacak o kadar çok şey var ki
Daha önce neredeydin(m) ki!...
5. Kayboluş
Artık yazmayacağım! Artık sana yazmayacağım!!
Çünkü yazdıkça ve sen sustukça daha bir yapışkan hissediyorum kendimi. Geçen gün İstanbul'un havasında asılı kalan katrandan bir farkım yok gibi Sadece bunun yalan olduğunu bilmek istiyorum. Sadece karşıma geçip -ya da sayfana- "Sakin ol! Paranoya yapmalarınla beni de bunaltıyorsun! Sorun yok! Sıkılmadım, bozulmadı hiçbirşey! " demeni istiyorum.
Kendime senin ne olduğunu soruyorum. Bir abi, arkadaş Sırdaş belki (ama sen daha sırlarımı okumadın ki! 10 bin milyon yıl önceydi, yazdıklarım)
Bilmiyorum işte! Bilmeyi de istemiyorum doğrusu Kimsen öyle kal! Ne bir adım öne, ne bir adım arkaya Ben beni dinleyecek biri olmandan ötürü çok mutluyum. Bir süre bozmayalım
Aslında neyi fark ettim biliyor musun?
Ben aslında "bana" yazıyorum.
Yani
Sen aslında bensin!
6. Öze Dönüş
Gene yalnızım kendimle Yeni bir yüz umuduyla çıktığım yoldan koluma kendimi takarak dönüyorum. Mutlak yalnızlık değil belki, ama ona yakın
Karşıma her çıkana kendi maskemi takıyorum, konuşmak kolay olsun, anlamasa da ben anladığını varsayarak yaşayayım diye Sonra maske kendiliğinden çıkıveriyor ve ben gene maskemi koluma takıp yürümeye başlıyorum
Ama her geçen gün, ya herkes daha çok bana benziyor, ya da ben daha çok "hayat" oluyorum!
Kemal Teyze oğlu İsmetin dükkanına girdiğinde içerde genç bir kadından başka kimse yoktu. Kemal özellikle girmişti . o, içeri girdiğinde ise, İsmet dışarı, kapı önüne çıkmıştı.Genç kadının bu gün gelip sipariş ettiği şalı alacağını ,Kemale , bir gün evvelden kendisi haber vermişti . Ve her ikiside, tesadüf gibi gözüken bu olaydan haberliydiler.Ama bundan içerdeki genç kadının haberi yoktu . Kapıya arkası dönük bir şekilde duruyordu ve sipariş edip getirtiği şalı incelemekle meşguldü. Dükkana birinin girdiğini fark etmemişti bile .
- Yardımcı olabilirmiyim hanımfendi
Genç kadın gayri ihtiyari kafasını yana doğru çevirmiş , kendisine seslenen adama şöylesine boş bir şekilde bakarak, tekrar elindeki şalla ilgilenmeğe devam etti . Cevap vermeğe lüzum görmemişti. Kemal hiç istifini bozmadan aynı tavırla yine konuştu
- Bana kalırsa O elinizdeki değil ama biraz ilerdeki , yeşil rengin hakim olduğu şal size daha çok yakışacaktır eminim bundan , Çünki, sizinki gibi zümrüt yeşili gözleri olan birine ancak o yakışır.
Genç kadın birden hiddetlendi.Kim bu patavasız ?, dedi içinden . Oysa bu civarda İsmetten başka kimseyi tanımıyorduki .Konuşunda İsmet değildi. Öyleyse bu laubaliliği yapan kimdi. Oldum olası böylesine zevzekçe konuşan insanlardan hazetmezdi .İsterse bu tezgahtar olsun, yada kim olursa olsun . Bir iki çift laf etmesi gerektiğini düşündü . Yüzü asıldı ve sinirli bir şekilde geriye döndü.Tam adama terslenecekti'ki birden Kemal'le göz göze geldiler.Genç kadın birden durakladı Aniden şaşılacak bir çabuklukta sakinleşti. Ama yinede cevap vermedi.Daha doğrusu vermemeyi uygun gördü Ama yüzünde istemeden bir tebessüm oluşmuştu. Hayretle karşısındaki adama baka kalmıştı. Bir anda ikiside donmuş kalmış gibi birbirlerini inceliyorlardı aynı anda dükkandan içeri mahallenin veletlerinden biri giriyorduki , kapıdaki İsmet , çocuğu dükkana girmeden ensesinden dışarı çekti
- İçeri girme Vedat
Ufaklık bozulmuştu . aynı anda Kemalde başınla çocuğa dışarı çık diye işaret edince oğlan ne olduğunu anlamadan çıktı gitti , gözden kayboldu.
- Merhaba Şadiye , Nasılsın
Genç kadın cevap vermemişti ,Hala Kemali süzüyordu. O anda kimbilir ne düşünüyordu. Daha doğrusu cevap verip vermemek arasında bocalıyordu. Kemal tekrar sordu
- Cevap vermedin, yoksa hala dargınmıyız
Şadiye isimli genç kadın kararsızlıklar içersindeydi , bir an ne diyeceğini nasıl cevap vermesi gerektiğini düşündü. Her şey o kadar kolay değildi. Nasılsın Sorusuna tabii ki " Sağol İyiyim diyebilirdi" ama her şey o kadarda basit değildiki. Cevap verdiği andan itibaren konuşması gerekeceğini biliyordu ve Kemalle konuşup konuşmamak arasında kararsız kalmıştı . Çünki bu hatır sorma sıradan bir hatır sorma değildi ve mutlaka arkası gelecekti . Oysa Küllenmiş ateşi yelpazelemenin hiçte sırası değildi . Zamanın rüzgarı kor ateşleri öylesine küllemiştiki , o, küller arasında hala bir kıvılcımın kalıp kalmadığı bile şüpheliydi Varsada bunca zaman sonra bu kıvılcımı tekrar ateşlemenin ne manası olabilirdiki . Bunları düşünüyordu ama . Konuşmak istemediğinden o kadar emin değildi . Kemal ise genç kadını konuşturmak için kararlıydı . Çünki bu anı öylesine uzun bir zaman beklemiştiki bunun içersine bir ömür sığmış. Ve onu görmeyeli tam yirmidört sene olmuştu.
- Aradan geçen bunca zamandan sonra. Yoksa beni hatırlamadınmı
- Sence bunayacak kadar yaşlımı gözüküyorum , Kemal bey.
Genç kadın bu cevabı istemeden vermişti ama bu cevabın içinde bir sitem vardı. Ve istemeden verilmiş bir cevaptı. Ama her şeye rağmen yinede konuşmuştu.
Kemal kadının bu cevabından sonra rahatlamıştı biran içinden, genç kadını kucaklamak arzusu ile tutuştuğunu hissetti.Ve bu arzu ile , içine öylesine bir sıcaklık dolduki birden terlediğini hissetti .Bütün vücudu adeta alev alev yanıyordu.Yıların verdiği hasretin bittiği gün, bir başka hasreti başlamıştı.Ona dokanacak kadar yakınken ,sanki kilometrelerce uzaklık hissi veren bir yabancılaşmışlık duygusuydu bu , ve bu duygu, ayrılık hasretinden daha kötüydü. İşte bu yüzden ona değil sarılmak dokanmağa bile korktuğunu anladı. Ne kötü bir durumdu bu. Bunu bildiği içinde kendini güç bela zapt etti. Çünki aradan ona sarılamayacak kadar uzun yıllar geçmişti. Şimdi birer yabancı iki insandılar ve kader onları çoktan ayırmıştı .
- Biliyormusun , hiç değişmemişsin
- Öylemi olduğunu sanıyorsun
- Evet, Hala çok güzelsin
- Yaa !. İltifat ediyorsun.Ama , yinede sağol teşekkür ederim..... Sende pek değişmemişsin
- O kadarda değil canım, Baksana kafamızda saç kalmadı , eh birazda göbeklendim . onun için senin iltifatını ben pek kabul edemeyeceğim
- İltifat filan etmiyorum.Duyanda diyecek,ki adamın kafasında hiç saç kalmamış... E, okadar olacak, artık ikimizde genç değiliz'ki .
- Bırakalım şimdi bunları , yıllar sonra konuşulacak şeylermi bunlar. Görmeyeli ne yapıyorsun .
- Ne yapalım işte , Hayat mücadelesi ,Sevinçler üzüntüler, kederler, hangisini anlatayımki .
- Evet duydum , başın sağolsun, gerçi şu anda yaranı deşmek istemezdim ama, sana baş sağlığı dilemek zorunda hissediyorum kendimi .
- Yinede sağol, ne yapalım alıştım sayılır .
- Ne kadar oldu
- Aşağı, yukarı bir buçuk yıl kadar oluyor. Sen nerden duydun.
- Duydum işte bir yerlerden, ben onca yıl seni hiç unutmadımki , her fırsat bulduğumda seni sorduruyordum . Bunca yıl hayatının neredeyse bütün detaylarını biliyorum sayılır
- Kimden duydun , kim ne haber verebilirki sana hakkımda . Sen İstanbuldasın ben İzmirdeyim
- Boş ver öğrenip ne yapacaksın, Çocukların ne yapıyor.
- İyiler , teşekkür ederim
- Berna'da senin kadar güzelmi
- Berna'mı.? sen Berna'nın ismini nerden biliyorsunki, EE, oldu olacak oğlanın isminide söyle bari
- Ufuk... değilmi canım, Ve oğlunun sünneti için burdasın , yanlışmı.
- Tamam tamam , anladık.Ajanların iyi çalışmış. Leyla Hanım nasıl .Seninkiler ne yapıyor. Daha doğrusu Çocukların varmı.?
- Bilmem iyilerdir herhalde.
- Ne demek iyilerdir, anlayamadım.
- Anlamışsındır'da , laf olsun diye birde benden duymak istiyorsun öyle değilmi .
- Gene bir şey anlamadım
- Her neyse , Bir oğlum birde karım vardı. Ve şimdi ikiside yok canım. Biz Leyla Hanımla ayrıldık.
- Yaa ! üzüldüm , geçmiş olsun
- Valla ben pek üzüldüm diyemeyeceğim
- Her neyse gerçektende bilmiyordum. Kasıtlı olarak sormadım kusura bakma . Hem nerden bilecektimki ben senin gibi başkalarının hayatını niye merak edecekmişimki .
- Doğru sende haklısın , nerden bilebilirsinki , benimki de laf olsun işte .
- Neyse , ilerde barışırsınız inşallah
- Pek öyle bir niyetim yok .
- Yok yok barışırsınız inşallah , Artık çocukluk yapacak yaşta değiliz.
- Zannetmiyorum , bitti o iş , Babamın bir lafı vardı . boşadığın karıyı bir daha asla alma derdi.
- Bırak bu manasız lafları ,
- Sende boş ver benim karıyı , ne yapacaksınki , İnsan ayrılırsa, çocukluk yaptığı için ayrılmaz .
- Valla bir şey diyemeyeceğim o sizin ikinizin vermiş olduğu bir karar. Yinede üzüldüm geçmiş olsun . Neyse müsaade edersen , gitmek istiyorum. Epey geciktim çünki
Şadiye dışarda duran İsmet'e seslendi :
- İsmet Abi , bu şalı alıyorum . Ne kadar'dı
- Tamam tamam borcun yok , benim sana hediyem olsun (dedi Kemal)
- Hayır olmaz Kemal . Böyle bir şeyi senden asla kabul edemem.
- Lütfen...Lütfen kabul et, hediyem olsun
- Kusura bakma kabul edemem
- Neden ama
- Saçmalama , ne anlamı varki. Bunca yıl sonra
- Lütfen kabul et
- Hayır dedim .O zaman , bende bu şalı almaktan vaz geçtim
- İyi , peki peki,Sen öde bakalım
Şadiye tekrar seslendi :
- Borcum ne kadar'dı , İsmet ağbi
- Tamam borcun yok , bu benim hediyem Onunkini kabul etmedin ama ben itiraz kabul etmem , güle güle kullan , Bizler eski arkadaşlarız ve bir bez parçasının dostluğumuz yanında ne önemi varki .
- Kabul edemem doğru olmaz bu ,alamam.
- Canımı sıkmada, Kapıyı üstünüzden kilitletme bana
- Peki peki, teşekkür ederim. Ama olmadı be !, İsmet ağbi beni mahçup ediyorsun .
- Uzattın ama . Ver şunuda bir poşete koyalım
- Tekrar teşekkür ederim.
İsmet Şalı poşete koymak için dışarda tezgahın üstünde bulunan poşet torbasına yönelmişti . Şadiye'de peşinden çıkarken , Kemal kolundan tuttu
- Seni tekrar görmek isterdim
- Bunun doğru bir şey olacağını zanetmiyorum
- Neden ama
- Bir çok nedeni var
- Seni bunca yıl sonra , Nasıl bu kadar çabuk kaybedebilirim , lütfen , bana bunu yapamazsın
- Israr etme , bu şu anda doğru bir şey olmaz . Lütfen sende anlayışlı ol
- Benden nasıl anlayış bekleyebilirsin, bir inatlaşma uğruna aramıza tam yirmidört yıl gibi çok uzun bir zaman girdi . Şimdi ise sanki kader bütün ağlarını tekrar birlikte olalım diye adeta ilmik ilmik örmüş . seni bu günden sonra bırakmamı nasıl benden bekleyebilirsin , asla asla vaz geçmem senden .,
- Yapma Kemal şu anda bunları konuşmanın hiç sırası değil . Hem inatlaşmayı yapan ben değildim sendin, bunu asla unutma .
- Ama sebeblerim vardı öyle değilmi , seni bırakmış olmamın suçlusuda sendin, ben değilim sende bunu unutma
- Lütfen Kemal geçmişi konuşmak istemiyorum. Bırak o orda kalsın . birbirimizi tekrar yaralamanın , üzmenin hiç bir anlamı yok. Hem bunun bize bir faydasıda yok artık tamammı
- Neden olmasınki, geçmişi geri getiremeyiz ama geleceğe yeniden yön verebiliriz öyle değilmi . Evlen benimle
- Deli , delisin sen , hadi bırak saçmalamayıda ,İzin verde gideyim, bak geç kaldım .Annem çocuklar merak eder ,
- Seni tekrardan görme sözü almadan asla bırakmam . Valla gelir annenin kapısının önünden tıpkı eskiden yaptığım gibi günde on kere geçerim seni ele güne rezil ederim
- Saçmalama böyle bir şeyi yapamayacağını ikimizde biliyoruz . Öyle değilmi , İsmet ağbi ne olur şu deliyi al başımdan.
- Beni karıştırmayın( diye seslendi dışardan İsmet )
- Bak gelir seni annenden istetirim
Genç kadın elinde olmadan gülümsedi
- Hay Allah çattıkmı şimdi ,oldu olacak elini çabuk tutta bari ana kız aynı anda evlenelim olurmu .
- Ne o kızın evleniyormu yoksa
- Ne zannettin ya , lütfen kemal daha fazla uzatmada tadında bırak , Kimbilir bakarsın belki bir gün yine karşılaşırız bari dostluğumuz ve arkadaşlığımız kalsın , hadi şimdi hoşçakal
Genç kadın Kemalin elini sıkmak için Hamle yaparken Kemal sanki bu anı bekliyormuş gibi o daha atik davranarak genç kadının elini avuçlarının içine aldı ..
- Bunu bana yapamazsın. Hiç olmazsa arada bir telefonlaşalım , numaranı ver
- Kusura bakma , telefonumu veremem
- Ben vereyim, sen beni ara
- Bilemiyorum, arayabileceğimi zannetmiyorum, hem bu doğru olmaz öyle değilmi
- Lütfen bak deminki teklifimde çok ciddiydim. İkimizde kendimizi yalnızlığa hapsedemeyecek kadar genciz yapma bunu .Bunun doğru olmayacak bir tarafı yok sen dul bir kadınsın bende bekar bir erkek sayılırım .ve iki bekar insanın yeniden evlenmek istemesinden daha tabii ne olabilir . Geçen seferki fırsatı istemeden kaçırmıştık ama bu sefer aynı şeyi bir daha yapmayalım ne olur , Senden geçmiş için ne kadar özür dilemem gerekiyorsa hepsini günlerce , yemin ediyorumki . geçmiş için kaç gün üst üste istersen senden o kadar gün sürekli özür dileyeceğim. Bak geçmişte yaptığımız hataları telafi imkanımız fırsatımız çıktı ne olur bunu'da sen geri çevirme
- Hiç bir şey geçmişte olduğu gibi , asla geri gelmez
- Neden ama, neden geri gelmesinki
- Kırılmazsan sana bir şey söylemek istiyorum
- Söyle canım
- Bırak eskisi gibiyi , seni hala sevdiğimden bile emin değilim artık .
- Ben kendimi yeniden sevdiririm sana . söz veriyorum .
- Bu iş sana göre O kadar basit öylemi !. İkimizde ayrı dünyalar kurduk, ve hayat sürdük ayrı birer geçmiş oluşturduk . Her sey sence bu kadar kolay basit ha ! ben seni daha mantıklı zannederdim. Peki ikimizde kendi yaşantılarımızda oluştuduğumuz hatıralardan nasıl sıyrılacağız . Benim ölen kocamı sevmediğimi ,ve onu hala özleyip özlemediğimi nerden biliyorsun. Ya ben , karını hala sevip sevmediğini nereden bileceğim. İlerde barışma ihtimalini o kadının elinden almamı nasıl bekleyebilirsin benden . Bana inat olsun diye onunla evlenmiştin. Şimdi ona inat olsun diye beni kullanmayacağını nereden bilebilirim , bundan nasıl emin olabilirim. Ne dersin daha sayayımmı istermisin.
-Bilemiyorum ,galiba haklısın , ama yinede sana telefon numaramı vermek istiyorum . Ben nasıl olsa seni yine bulurum. Çünki İstanbula yerleştiğini biliyorum .
- Anlaşıldı senden kurtuluş yok.Ver bakalım numaranı ama , seni arayacağım diye bir garanti vermiyorum. Bunu peşinen söyleyeyimde sonra hayal kırıklığına uğramanı istemiyorum .
Kemal birden rahatladığını hissetti çünki kendisini mutlaka bir gün arayacağını biliyordu ve içinden bunun çabuk olması için dua etmeyi ihmal etmedi . Kısa bir tokalaşma ve vedalaşmadan sonra genç kadın Annesinin evine doğru yürüdü ve biraz sonra gözden kayboldu. Kemali hisleri yanıltmamıştı. Gerçektende on gün sonra Şadiye'nin annesi Kıymet Hanım , Kemalin annesini ziyarete gelmiş ve Kemalin karısından ayrılmasının nedenini ve Kemalin gerçek niyetinin ne olduğunu öğrenmişti .Kıymet hanım ve Hatice hanımın, eskilere dayanan çok samimi bir arkadaşlıkları söz konusuydu ve evlatlarının geçmişte birbirlerine delice olan aşklarından haberdardılar ama , o gün için yapabilecekleri bir şey yoktu ve iki genç'te birbirlerinden ayrılmak zorundaydılar , hayatın gerçekleri bazen insanlara acımasızca davranabiliyordu ve bizlerin gücü bunu değiştirmeğe asla yetmiyordu Hatice hanım, Kemalle, Şadiyenin, karşılaşmalarını ,ve aralarında geçen konuşmaları biliyordu,Aynı şekilde bu olaydan , Kıymet hanımda haberliydi, çünki onlarda ana kız bu olayı konuşmuşlardı. , İkisininde annesi, yıllar sonra çocuklarının karşılaştıkları gün aralarında geçenleri öğrendikten sonra bir telefon görüşmesi yaparak , buluşmuşlar .Uzun uzun konuşup çocukları için en doğrusunun ne olacağını birlikte kararlaştırıyorlardı .Çünki ikisininde hala birbirlerini sevdiğini biliyorlardı. Yinede son karar iki genç insanındı . Ve kader ne isterse o tahakkuk edecekti. Gerisi zaten ayrıntılardan ibaret değilmiydiki .Ama en büyük ayrıntıyı, Hatice hanım Kıymet hanımdan gizlemişti, o'da oğlu Kemal'in karısının üstüne Eser,diye birine aşık olmasıydı .Bu evliliği bitirenin ikinci bir kadına duyulan aşk olduğunu söylemenin ne gereği vardıki . Öyle ya ,gelini kafasını,ve kadınlığını kullansaydı kocasının başka bir kadına gönül vermesine fırsat vermeseydi . Bunda oğlu kadar onunda suçu yokmuydu.Bu saatten sonra İşin içine Eser'i karıştırmanın ne gereği vardı'ki . Nasıl olsa ayran gönüllü olan oğlu, Şadiye'sine yeniden aşık olmakta asla zorlanmayacaktı.ve bunu çok iyi biliyordu. Eser'e gelince onunda başka Kemal'ler bulmakta pek zorlanacağını sanmıyordu. Bütün bunları anlatıp ortalığı bulandırmanın ne manası vardıki.Kadın başındaki diğer iki bekar oğlundan bıkmıştı hiç olmazsa birini sepetleme fırsatı çıkmıştı Ve bunu kaçırmanın bir manası yoktu......................
Kim bu duayı Zilhicce ayında yedi kere okursa, Allah (c.c.) onun geçmiş bütün günahlarını mağfiret eder.
(Allahümme ma amitle min amelin fi hazihis seneti minna neheyteni anhü ve lem terdahü ve neşitehü ve lem tensehü ve halimte anni ba'de kudretike ala ukubeti ve deavteni ilet tevbeti ba'de ceraeti aleyke fağfirli yağfuru)
öksürüğe ne iyi gelir - öksürüğe iyi gelen şifalı bitkiler - öksürük için ne yapılmalı
Uzun süren öksürükler bir hastalık olmayıpçeşitli hastalıkların belirtisidir. Herhangi bir tıbbi hastalığa bağlı olmayan uzun süreli öksürüklerde bazı bitkisel tedaviler uygulanabilir.
Okaliptüsnane ıhlamur zencefil meyankökü hapları ve şurupları. c vitamini ıhlamur zencefil şahtere hibiskus meyankökü öksürük için faydalıdır.
Ihlamur zencefil meyankökü birlikte kaynatılırsa etkisi büyük olur.Yulaf samanı çayı ile üzerlik tohumu da kronik bronşite ve öksürüğe iyi gelir.
Öksürük için pratik bitkisel formüller:
* Malzemeler:
2-3 parça parmak ucu kadar zencefil
iri bir tutam ıhlamur
1 çay kaşığı hibiskus
1 çay kaşığı şahtere otu
Uygulanışı: Malzemeler 1 su bardağı kadar suda 3-4 dakika kaynatılır.2-3 dakika demlendirildikten sonra içilir.
Şekeri fazla kullanmak doğru değildir. Çaya nöbetşekeri konulursa öksürüğü azaltır.
Öksürük için Öneriler
* Günde 2-3 kere meyankökü çiğnemek de yararlıdır.
* Zencefil kekik ve alerjik kökenli olmayan öksürükte karabiber faydalıdır.
* Kronik öksürük için 2 adet karaturpkabak oyacağı ile 5-6 yerinden oyulur.oyukların içine bal doldurulur ve sadece oyukların üstü turp parçaları ile kapatılarak 24 saat bekletilir.Sonra içindeki sıvı şişeye doldurulur ve günde 3 çorba kaşığı içilir.
* Kuşburnu ısırgan zencefil şahtere ve hibiskus çaylarını içmek de yararlıdır.
* Ebegümeci kaynatılırzeytinyağı ve limon katılarak bol bol yenirse göğsü yumuşatır.Öksürüğü hafifletir ve balgam söker.
*Toz zencefil ile bal karıştırılarak yenilirse öksürüğe iyi gelir.
O an
O an gelince ben bir çocuk kadar çaresizsem
O an gelince ben kanadı kırık bir kuş kadar acizsem
O an gelince ben çöllerde yıldızlar kadar sensizsem
O an gelince ben solmuş bir çiçek kadar renksizsem
İşte o an.
Hani buzlar erir ya ateşte
Hani su kaybolurya toprakta
Hani gözyaşı akarya ayrılıkta
Hani akan zaman o an donarya
Hani ayrılışın yaramı kanatırya
Hani suskunluk işkence olur ya
Hani kötü ile iyilik karışır ya
İşte o an
Hani seven kendini suçlu sanar
Hani bir ses bir bakış arar
Hani ıssız bir köşe bakar
Hani elin ne ateşte ne de buzda yanar
Hani gülün dikeni her türlü yaralar
Hani gün daha doğmadan batar
Hani dolunay çıksada geceyi karanlık basar
Hani ne merhamet ne nefret bizi paklar
Hani beynimizde binlerce kurtlar
Hani melek şeytanı avlar
Hani Yusuf Züleyha'ya bakar
Hani tarçın zehir gibi kokar
Hani toprak susuzluktan çatlar
Hani dalları tomurcuklar basar
Hani kardelen açar
Hani leylaklar kokar
Hani İsa kubbesinde ağlar
Hani bütün alemler susar
İşte o an rüzgarın sesi
İşte o an Saba melikesi
İşte o an Mesih nefesi
O an gelince ben senin ellerindeyim nefessiz
O an gelince ben kollarındayım sessiz
O an gelince ben yanındayım kimsesiz
O an gelince ben ve sen olunca biz.
Gerçeğin hüzün taşları
Ezilen ayaklarımın altında.
Mutlu bir gülümseme cebimde
Bana ve sana.
Vapurun bıraktığı köpük,
Martının kanadı,
Nasıl beyazsa
Bu sıcacık merhabamda öyle
Özlemim bir yangın yeriyken
İncecik sızlardı içim
Acıyı biraz daha biraz daha öğrenirken
Masallar anlatırdım çocuklara
Mavi masallar,düşlerle yan yana
Ve sen bilmezken hüznümün sınırlarını
çürümüş sevdanı yapıştırırken gündelik ucuz tebessümlere
ben masallar anlatırdım çocuklara
mavi masallar aşkla yan yana
Özlemim küllenmiş yangın yeriyken
İncecik sızlardı içim
Kocaman günaydınlı sabahlara başlarken insanlar
Küçücük bir umut taşımayı ne kadar çok isterdim o sabahlara
Ama bitmemişti
Ve ben masallar anlatırdım çocuklara
Mavi masallar hala ve hep
Aşktan Yana!!