Aşırı Sakal Bıyık: Yüzün şekline göre kesilmiş bıyıklar ya da sakallar elbette havanızı değiştirecektir, ama bunların uzunluğuna dikkat etmelisiniz. Bir kadının karşısında pala bıyıklarınızla çorba ya da ayran içiyorsanız haliniz harap! O kadın ne yapar? Kalkmaz mı sofradan?
TV Kumandası:Televizyonu kumanda eden alet erkeğin eline yapıştığı an, kadın için erkek gözden düşer. Bir kadının belki de erkekte en tahammül edemediği şey, hangi kanalda spor müsabakası varsa kanalı o yönde çeviren bir erkektir.
Ucuz Parfüm Kokusu: Umarız hala tütün kolonyasını parfüm niyetine kullanmıyorsunuzdur. Eğer parfümünüz yoksa kolonya da kullanmayın, daha iyi... Erkeklerde ucuz kokular kadınları resmen aynı kutuplu mıknatıslar gibi itiyor.
Bakımsız Tırnaklar: Kadınların erkeklerde ilk baktıkları yerlerden biri ellerdir. Bir erkeğin temiz elleri, diğer yerlerinin de temiz olduğu havası yaratarak kadının gözünde artı bir değere dönüşür. Eğri büğrü ve içinde siyah şeritler halinde kirler barındıran tırnaklarla bezenmiş bir eli hiçbir kadın tutmak istemez.
Burun Kılları: Nefes alırken tozun kaçmasını engelleyen bu faydalı kıllar, maalesef burundan fışkırma noktasına vardıklarında kadınları tiksindirmeye başlıyorlar. Çünkü nefes alıp verirken bile o kıllar hareket ediyor emin olun. Ama çaresi yok değil. Teknoloji gelişti, sırf bu is için tasarlanmış makineler çıktı.
Göbek: Aşırı kaslı vücutlu erkekler beğenilmediği gibi takdir edersiniz ki aşırı göbekli erkekler de beğenilmiyor. Önünüzde balkon gibi duran bir göbekle dolaşmayı istemezsiniz herhalde. Eğer bu ara biraz kaçırmışsanız ve göbeğiniz sizden önde gitmeye başlamışsa hemen kontrolü ele alın ve beslenmenize özen gösterin.
Fazla Kas: Aşırı kaslı vücutlu erkeklere sakin özenmeyin! Çünkü kadınlar bu tip vücutlu erkeklerden hiç hoşlanmazlar.
Tamam, fit bir vücudunuz olsun ama fazla abartıldığında aşırı itici görünebilirsiniz..
Bakımlıyız.Com - 3 Renk Pasta
KEK İÇİN
6 yumurta 100 gr tozşeker 100 gr un 50 gr nişasta 1 - 2 çorba kaşığı kakao
1 tatlı kaşığı kabartma tozu tuz
4 çorba kaşığı konyak
İÇ MALZEME
1 paket krema sertleştiricisi
1 çorba kaşığı tozşeker
50 gr çikolata rendesi 400 gr krem şanti
200 gr böğürtlen (dondurulmuş)
SÜSLEME İÇİN
75 gr bitter çikolata 100 gr tozşeker
20 gr kakao
(Soğuma süresi: 2 saat)
Nasıl Hazırlanır:
1) Fırını 200 dereceye ayarlayıp önceden ısıtın. Böğürtlenleri oda sıcaklığında bekletin. Yumurtaların akını ve sarısını ayırın. Yumurta sarısı ve 75 gr tozşekeri çırpın. Yumurta akını tuzla katılaşıncaya kadar çırpın. Kalan şekeri de yavaş yavaş ekleyin. Un nişasta kakao ve kabartma tozunu yumurta sarısına ilave edin. Yumurta akını da ekleyin.
2) Kelepçeli bir kalıba yağlı kağıt yayın. Hamuru kalıbın içine yerleştirin. Yaklaşık 30 dakika kadar pişirin. Ardından soğumasını bekleyip yatay olarak ikiye bölün. Konyak ile ıslatın.
3) Krem şentiyi krema sertleştiricisi ve tozşekerle çırpın. Çikolata rendesini kremaya ekleyin. Bir kek parçasının etrafına kelepçeli kalıbı geçirin. Böğürtlenleri hamurun üzerine yayın. Kremanın dörtte üçünü böğürtlenlerin üzerine sürün. Kekin diğer yarısını kremanın üzerine kapatın. 1 saat kadar buzdolabında bekletin.
4) Bu arada bitter çikolatayı kıyın. Küçük bir tenecereye alıp tozşeker 50 ml su ve kakao ile kısık ateşte şeker tamamıyla çözülene kadar eritin.
5) Pastayı servis tabağına alın. Kalan kremayı kenarına sürün. Çikolatalı sosu pastanın üzerine döküp 1 saat buzdolabında bekletin..
Ve Sen Beyaz Adam...
Doğduğunda Pembesin
Büyürken Beyazsın
Güneşe Çıktığında Kızarırsın
Üşüdüğünde Morsun
Korkarsın SapSarı olursun
Hastalanırsın Yeşil olursun
Öldügündede Gri'sin
Ve Sen Bana Renkli Diyorsun he..?
Dipnot: Afrikalı Zenci Bir Adam'ın 2005 Yılında En İyi Şiir Olmaya Aday Gösterilmiş Şiir'i
2 soğan, rendelenmiş veya robotta doğranmış
750gr kıyma
tuz ve karabiber
1,5 tatlı kaşığı tarçın
yarım tatlı kaşığı yenibahar
100gr dolmalık fıstık
ayçiçek yağı
1kg domates, soyulmuş
2 tatlı kaşığı toz şeker
3 diş sarımsak (arzuya göre)
notlar: ben soğanları ve sarımsakları rendeledim, yenibahar yerine köfte baharı, ayçiçek yağı yerine zeytinyağı kullandım.
Hazırlanması:
Soğanları rendeleyip veya doğrayıp sularını süzdürün. Geniş bir kaseye soğanları, kıymayı, tuzu, karabiberi, tarçını ve yenibaharı ilave edip yoğurun. (Ben bu aşamadan sonra üzerini streçleyip bir gece buzdolabında beklettim.)
Harçtan ceviz büyüklüğünde parçalar alın. Elinizle yuvarlayıp ortasını açın ve boşluğa 2-3 dolmalık fıstık koyup kapatın. (Eğer daha kolay olmasını isterseniz fıstıkları harca da ilave edebilirsiniz ama pişerken fıstıkların köftelerden ayrılma ihtimali olabilir.)
Bir tabağa sıvı yağı koyun. Köfteleri yağda yuvarlayıp fırın kabına alın. Önceden ısıtılmış 200C/400F/Gas 6 fırında 15-20 dakika pişirin.
Bu arada domatesleri soyun, robotta veya blendırda püre haline getirin. (ben rendeledim) Tuz, karabiber, şeker ve kullanıyorsanız sarımsağı ilave edin. (isterseniz bir limonun suyu ve pulbiber de ilave edebilirsiniz. Ben pulbiber ekledim.) Bu karışımı köftelerin üzerine dökün ve 35 dakika daha -bir defa köfteleri çevirerek- pişirin.
"İzgören & Akın'a toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var,bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da Bakanlıklar. Diyelim ki taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar,siz de para üstünü alabılmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför,para üstü varmı diye aranmaya başladı.
"Üstü kalsın kardeşim" dedim.
Döndü bana doğru
"Vaktin varmı ağabey ?" dedi.
"Evet" dedim (tek ayağım hala dışarda)
Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 Krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.
-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın.üstü kalsın demiştim.
Döndü bana,attı kolunu arkaya :
-Vaktin varmı ağabey
-Var
-Çek kapıyı o zaman
Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.
5 dk.konuştuk. İngiltere'de profösüründen,bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.
"Aha" dedim,"Bizim meslek", seminerci.
- Ne anlatırdı baban
- Hayattta nasıl başarılı olunur ?
O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.
-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun,evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken , biz de gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane,dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyor musunuz ?
-Ne bıraktı ?
-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..."falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti,diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.
Biz 5 kardeş,beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu,hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
"Asıl mirası bizim baba bırakmış."
Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah'a şükür.
Çok duygulandım,veda ettim,tam ineceğim :
-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.
-Nedir bomban ?
-Nerede oturuyoruz biliyormusun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
Vostok Gölü, R.V. Robinson adlı Rus pilotun 1961 yılında Antarktika'da keşfettiği 4.000 metrelik buz tabakasının altında bulunan 15 milyon yıl yaşındaki buzul gölü. 3.000 metre yüksekliğindeki Gamburtsev Dağları'nın ortasında bulunuyor.Vostok Gölü, yaklaşık olarak Sibirya’daki Baykal Gölü büyüklüğünde. Antarktika’nın 150 buzaltı gölünün en büyüğü, en derini, en izole olanı. Bölge eksi 89.2 derecenin kaydedildiği dünyanın en soğuk yeri.
15 milyon yıllık sır çözülüyor
Rus bilim adamları, 15 milyon yıldır Antarktika’nın buzlarla kaplı Vostok Gölü’nün gizemini çözüyor.Göle ulaşmak için haftalardır buzu 3.750 metre delen Rus Kutup İstasyonu Vostok ekibi keşifle buz çağından önce dünyanın nasıl olduğuna, yaşamın nasıl oluştuğuna, bilinmeyen canlılara dair izler bulmayı umuyor. Valery Lukin adlı uzman, “Daha önce kimsenin ayak basmadığı hayalet gezegeni keşfediyoruz sanki. Ne bulacağımızı bilmiyoruz” dedi.
Eksi 89.2 derece
Vostok Gölü, yaklaşık olarak Sibirya’daki Baykal Gölü büyüklüğünde. Antarktika’nın 150 buzaltı gölünün en büyüğü, en derini, en izole olanı. Bölge eksi 89.2 derecenin kaydedildiği dünyanın en soğuk yeri.
YAZ modası yeni sezon plaj havlularını bir yaz tatili boyunca kullanabilmeniz için, yedek havlu yani ikinci bir plaj havlusu düşünedilirsiniz.
Renkli ve desenli plaj havluları yeni havlular, yaz modası resimli erkek plaj havluları, yeni model plaj havlu çeşitleri, yeni yaz sezonu Beymen plaj havlu modelleri, orjinal Lacoste plaj havluları yeni çeşitleri ve fiyatları 49.90 tl.
Yeni sezon Lacoste yeni moda plaj havlu tasarımları,
Tatil hazırlıklarınız başladıysa en güzel plaj havlarından alarak işe başlayabilirsiniz.
Tatil heyacanı ile birlikte alışverişlerinizde plaj havlularını almayı unutmamanızı tavsiye ederiz,
İYİ TATİLLER..
Beymen plaj havlu modelleri, yeni model plaj havlu çeşitleri, mavi beyaz çizgili plaj havluları..
Beymen plaj havluları yeni renkleri, mavi lacivert Beymen marka plaj havluları
Lacoste pembe plaj havlu tasarımları, pembe Lacoste bayan plaj havluları
pembe çiçekli bayan plaj havlu modelleri çeşitleri, yeni trend pembe desenli genç kız plaj havluları
pembe renkli çok şık 1. kalite genç kız plaj havluları, yeni model plaj havlu tasarımı
lacoste mavi renk erkek plaj havlu modelleri, yeni model mavi plaj havlusu
İnsanlarının eğlendikleri kadar aynı yoğunlukta çalıştıkları...
Modern; 24 - saat yaşayan bir şehir Osaka...
(Japonya)
Sakinlerinin çok çalışıp aynı yoğunlukta eğlendikleri Kansai Bölgesi'nin en büyük kenti olan Osaka farklı şekil ve boyutlardaki gökdelenlerle dolu... Kimi upuzun kule gibi gökyüzüne uzanıyor kimi at nalı ya da ters 'U' şeklinde... Hatta bazısı uzunluğunun yanında iskambil kâğıdı gibi ipince... Çok büyük şiddette deprem yaşayan Kobe'nin bu kadar yakınındaki bir kentin mimarisi ilk bakışta beni hem şaşırtıyor hem de hayran bıraktırıyor.
CANLI BİR TİCARET MERKEZİ
2.7 milyon nüfusuyla Tokyo ve Yokohama'dan sonra Japonya'nın en kalabalık üçüncü şehri olan Osaka tarihi boyunca canlı bir ticari hayata sahip olmuş. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Japonya'nın eski başkentleri Kyoto ve Nara'nın yakınında bulunması ve giderek gelişmesi... Bu ideal konumu sayesinde Osaka 1500 yıldır Japonya'nın ticari merkezi olma özelliğini koruyor.
Yüzyıllar boyunca tarih sahnesinde görünen hatta kısa bir süre Japonya'nın başkenti de olan Osaka asıl önemini büyük generallerden Toyotomi Hideyoshi'nin 16. yüzyılda burada Japonya'nın en muhteşem kalesini inşa etmesiyle kazanır. Hideyoshi ticareti destekler şehrin zenginleşmesini sağlar. Osaka Edo döneminde (1603-1867) pirinç ve pek çok ticari malın dağıtımında önemli bir merkez olur.
Ticaretle zenginleştikçe sanat ve yeme kültürü de gelişir Osaka'da. Bugün de Japonların geleneksel sahne sanatları olan klasik tiyatroları 'kabuki'yi ve kukla tiyatrosu 'bunraku'yu izleyebileceğiniz salonlar bulabilirsiniz. Geçmişi 794-1192 yıllarındaki Heian dönemine kadar uzanan Bunraku Kukla Tiyatrosu Osaka'da doğmuş. Ortalıkta alenen gözüken üç kukla oynatıcısı insan boyunun üçte ikisi yüksekliğindeki bu kuklaların sadece kol ve bacaklarını değil aynı zamanda gözlerini ve dudaklarını da oynatacak kadar marifetliler. Böylece kuklaların üzüntü neşe ve korku ifadeleri kolayca anlamlandırılabiliyor.
YÜRÜYEREK DEĞİL KOŞARAK!
1970'te Dünya Expo 2002'de Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Osaka telaşlı koşuşturmalı ve eğlenceli bir şehir. Osaka'da insanların dünyanın diğer yerlerinde yaşayanlardan daha hızlı yürüdüğünü söylerler. Örneğin tatlı bir rekabete giriştikleri Tokyolular ile aralarındaki farkı şöyle özetliyor Osakalılar: "Tokyolular yürüyen merdivenlerin sağını biz ise solunu kullanıyoruz." Böylesine hızlı bir şehrin gece hayatı da çok renkli. Tiyatroların dükkânların ve restoranların çevrelediği Dotonbori'yi zaten görmemeniz mümkün değil. Buranın bir özelliği de rengârenk tabelaları... Hava karardığında neon ışıklarının gün ışıyana dek süren dansını seyredebilirsiniz
Osakalıların 'özdeyiş'lerinden biri de şu: Kyoto'da bıkıncaya kadar (orijinali patlayıncaya kadar!) kimono Osaka'da ise bıkıncaya kadar yemek görebilirsiniz. Öyle ki Osakalı aşçılar yerinde duramayan hemşehrileri için özel fast food çeşitleri geliştirmişler. Bunlardan biri de içi ahtapot parçalarıyla doldurulmuş bir çeşit mantıya benzeyen 'takoyaki'.
HEM EĞLENCE HEM ALIŞVERİŞ
Osaka'da görülecek yerler arasında önceliği Osaka Kalesi'ne vermek gerekir. 1586 yılında Toyotomi Hideyoshi tarafından yaptırılan kalenin inşaatında yüz bin işçi geceli gündüzlü çalışmış. Japonya'nın birleşmesinde önemli bir görevi olan kale kayalık bir tepenin üzerine inşa edilmiş. Dışarıdan beş içeriden sekiz katlı olan ana yapısının en üst kattaki taraçasından tüm Osaka'yı kuşbakışı seyredebilirsiniz.
Hemen her büyük kentin görülecek dev akvaryum parkları var ama Osaka'dakinin bu gördüklerinizden bambaşka olduğunu söyleyebilirim. Kaiyukan adı verilen bu akvaryum parkı dünyanın en büyüklerinden... Biri dünyanın en büyüğü olmak üzere 14 su tankında balina köpekbalıklarından penguenlere 35 binden fazla türe ev sahipliği yapan akvaryum Pasifik Okyanusu'nun Ateş Çemberi (volkanik bölümü) ve Hayat Çemberi üzerine temalandırılmış.
Amerika dışındaki tek Universal Studios da Osaka'da... Orlando'dakinin hemen hemen aynısı olan bu dev eğlence parkında Hollywood stüdyolarında dolaşabilir Jurassic Park'ta bir nehir macerası yaşayabilir 1930'ların New Yorku'nda gezinebilirsiniz.
Eğer alışveriş yapmak istiyorsanız Umeda ve Namba semtlerine mutlaka uğrayın derim. Özellikle Umeda'da sadece yerin üstünde değil yerin altında da hareketli bir yaşam göreceksiniz. Modern yeraltı çarşılarıalışveriş tutkunlarının aklını başından alabilir.
Kentin giriş kapısını da atlamamak lazım. Sadece Osaka'ya değil yurtdışından Japonya'ya gelen ziyaretçilerin de başlıca giriş yolu olan Kansai Uluslararası Havaalanı Osaka Körfezi'ndeki yapay dolgu bir ada üzerinde yapılan inşaatı ile de dillere destan. Uçtan uca 1.6 km uzunluğundaki terminal binası dünyanın en uzun binası ünvanına sahip. Havaalanının bir adım ötesi ise Nara Kobe ve Kyoto'ya götürür sizi...
KOBE VE NARA
Kobe Kansai bölgesinin Osaka ile birlikte en önemli limanlarından birisine sahip hızla gelişen bir şehir. 1868'de Batı'yla ticarete başlayan ilk şehirlerden biri olan Kobe'de yüzü aşkın ülkeden elli bin yabancı yaşıyor. Tepelerin üzerine kurulu Kobe'ye Osaka'dan trenle yarım saatte ulaşabilirsiniz.
Japonya'nın en eski başkentlerinden biri olan Nara ise aynı zamanda Japon sanatları el sanatları edebiyat kültür ve sanayinin beşiği konumundaydı. Nara'da ziyaretçilerin en ilgisini çeken yerler arasında Nara Parkı bulunuyor. Efsaneye göre ilk kral Jimnu gökten indiğinde bir karacanın üzerinde Nara'ya gelmiş. Bu yüzden de bu parktaki karacalar aynı karacanın soyundan geldiğine inanılarak kutsal kabul ediliyor. Kentin ünlü yapısı ise Nara Büyük Budası'nın bulunduğu Todaiji Tapınağı. Bu tapınağın dünyanın en büyük ahşap yapısı olduğu iddia ediliyor.
JAPON KÜLTÜRÜNÜN ANAYURDU: KYOTO
Japonların geleneksel kültürünü paha biçilmez hazinelerini köklü bir geçmişe sahip tapınaklarını görmek isterseniz Kansai Havaalanı'na yaklaşık 1.5 saat uzaklıktaki Kyoto'yu mutlaka görün derim. Her ne kadar başkentliğini 1868'de adı önceleri Edo olan Tokyo'ya devretmek zorunda kaldıysa da halen Japonya'nın kültürel başkenti ve kesinlikle en güzel şehirlerinden biridir Kyoto.
Sayısı 1600'ü bulan ihtişamlı Budist tapınakları 400'ü aşkın görkemli Şinto mabetleri kaleleri birer sanat eserini andıran Japon bahçeleri ve geleneksel ahşap evleriyle Kyoto bu ünvanları fazlasıyla hak eder. Burada küçük kanalları çevreleyen daracık sokaklarda dolaşırken kimonolu zarif bir bayanı
bahçesindeki bonzailerin bakımıyla ilgilenirken görmeniz geleneksel Japon müziğinin ezgilerini duyduğunuz evlerden birinde randevusuna hazırlanan bir geyşaya rastlamanız mümkündür. Zamanın geriye doğru aktığını düşünürsünüz birden...
Kyoto'nun merkezinde sadeliği ile Japon mimarisinin en uç noktasını simgeleyen Kyoto İmparatorluk Sarayı bulunur. Shijo-Kawaramachi yakınındaki Gion köşesi her ne kadar son yüzyılda sayıları azalsa da geyşalarıyla ünlüdür. Burada geleneksel sanatları ve tiyatroları izleyebilirsiniz. Her biri 15 metre yüksekliğinde 139 sütunun üzerinde bulunan Kiyomizu Tapınağı'ndan tüm kenti tepeden izleme şansı bulacaksınız. 'Altın Ev' olarak da bilinen gösterişli Kinkakuji Tapınağı yalnızca taşların ve beyaz kumun kullanıldığı kendi başına sadeliği temsil eden taş bahçesiyle ünlü Ryoanji Tapınağı geleneksel Japon mimarisinin ve bahçelerinin en güzel örneklerinden biri olan Katsura İmparatorluk VillasıKyoto'da görülecek yerler arasındadır.
Geçmişini unutmayangünün hiç bir anını israf etmeden yaşayan ve yatırımlarıyla yarına hazır olan bir ülkeden küçük bir kesittir Osaka..
Kayalardaki tuz uğruna 50 metrelik tehlikeli eğime meydan okuyorlar..
Keçiler, tüm dünyada "inat"ları ve "tırmanma" kabiliyetleri ile bilinirler. Ama neredeyse düz denebilecek yapıdaki bir duvara tırmandıkları hiç görülmedi.
İtalya'nın kuzeyinde Alpler üzerinde yer alan Cingino Barajı'nın duvarında düz yoldaymış gibi dolaşan keçileri görenler, gözlerine inanamadı.Yaklaşık 50 metre yüksekliğindeki Cingino Barajı setinin üzerinde hiçbir tehlike yokmuşçasına dolaşan keçiler, herkeste şaşkınlık ve merak uyandırdı. Uzmanlara göre lezzetli küçücük bir ot parçasının bile bulunmadığı duvara böylesine tehlikeli bir tırmanışın tek nedeni var: Baraj duvarını oluşturan kayalardaki tuzu yalayabilmek.
Gel benim ruhumun gerçek sesi gel!
Yıllardır sönmeyen alevim, korum.
Gel benim ömrümün hikayesi gel.
Şiirim, sonsuzum, gerçeğim, zorum
Gökle yerin birleştiği kavşakta
Seni bulup bulup kaybediyorum.
İlkin rüzgâr değil sanki nefesti,
Bir kez başlayınca estikçe esti...
Sonra bir upuzun karanlık bastı.
Sürdü hep aynı düş, hep aynı yorum
Şimdi duraklarda her akşam üstü
Seni bulup bulup kaybediyorum.
Yitiksin baharlar, güzeller içinde
Resimler, baharlar, sözler içinde.
Bazen bir iz görüp izler içinde
Cevap umuduyla titriyor sorum.
Sonra en tanıdık yüzler içinde
Seni bulup bulup kaybediyorum...
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Ben sevgimi yüreğine kazımışım bu şehrin
Ayrılık bana komaz
Hani duymasam
Martı çığlığını ezan sesini
Hani görmesem
Kız kulesini çırpınan denizini
Belki terk etmek kolay olurdu bu şehri
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Kolay mıdır yardan ayrılmak...
Bu şehir minarelerini dikmiş yüreğime
Kolay mı sanırsın yıkmak
Gel vazgeç koparma gülü dalından
Koma beni yurtsuzlar yurduna
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bir yaz daha göreyim ölmeden
Bir çay daha içeyim Büyükada da
İlk baharında aşık olayım
Son baharında yalnız kalayım
Bir şiir daha yazayım n'olur
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bırak da kara topragının tadına varayım...