Geliştirilen kılıf sayesinde güneş enerjisiyle cep telefonları şarj edilecek
Alternatif enerjili elektronik cihazlar üreten Novothink'in, iPhone için özel olarak geliştirdiği ve Apple lisanslı ilk güneş enerjisi ile şarj etme özelliği olan taşıma kılıfı Surge'i pazara sunduğunu duyurdu. Şık tasarımlı, güneş enerjisi ile çalışan hibrid şarj aleti/taşıma kılıfı, iPhone kullanıcılarının iPhone'larını taşırken güneş olan her yerde cihazlarını şarj edebilmelerini mümkün kılıyor. Cihaz ayrıca florasan ışığında da kendini şarj etme özelliğine sahip. iPhone 3G ve 3GS uyumlu Surge kılıfları Haziran ayı itbari ile Türkiye'de Turkcell Flagship Store'larda satışa sunuldu...
GÜNEŞİN VE IŞIĞIN OLDUĞU HERYERDE ŞARJ İMKANI
Güneş enerjisi ile şarjı sağlayan solar paneller içeren özel tasarımlı şarj aleti/taşıma kılıfının yanısıra, Surge USB 2.0 kablosu da içeriyor. Bu kablo standart USB portları ile uyumlu ve yüksek kapasiteli şarj etme ve veri alışverişi yapmayı mümkün kılıyor.
Novothink Başkanı Ian Dorfman konuya ilişkin açıklamasında, "Surge solar panel teknolojisini günlük yaşama dahil etme yolunda atılan büyük bir adım. Yalnızca yüksek düzeyde fonksiyonel olmakla kalmayan aynı zamanda da ekonom ik olan, çevreye duyarlı bir mobil çözüm sunduğumuz için inanılmaz gururluyuz."
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan çapkınlığın sosyal yaşam, çevresel, kültürel ve psikolojik faktörlerden kaynaklanan, çok yönlü bir durum olduğu uzun yıllardır biliniyor.
Peki ya çapkınlığın beyin fonksiyonları ile ilişkisini biliyor muydunuz? Beynin merkezinde bulunan D1 (dopamin 1) ve D2 (dopamin 2) reseptörlerinin çalışma şekillerinin kadın-erkek ilişkisinde büyük rol oynadığını belirten Reem Nöroloji Merkezi kurucu ve doktorlarından Mehmet Yavuz, çapkınlık ve beyin fonksiyonları arasındaki bu ilişkiyi bakın nasıl anlatıyor
İlişkide beyin fonksiyonları büyük rol oynuyor. Yaşanan çevre, kültürel ve psikolojik fonksiyonlar hatta genler çapkınlık için sebep gösterilebiliyor. Oysaki bilimsel çalışmalar çok daha farklı bir sonucu ortaya koyuyor ve çapkınlığın bir beyin hastalığı olabileceğini söylüyor. İşte bu düşünceyi savunan uzmanlardan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, çapkınlığın bir beyin hastalığı olabileceğini, beyin merkezindeki reseptörlerin ilişkideki etkisini önemle vurguluyor
Sadakat duygusu için D1 reseptörlerinin iyi çalışması şart
Beynin accumbens merkezinde bulunan D1 ve D2 reseptörlerinin çalışma şekillerinin kadın-erkek ilişkilerinde büyük rol oynadığını belirten Dr. Yavuz, D1 reseptörünün devre dışı kalması ya da iyi çalışmaması durumunda sadakat duygusunda aksama olacağını belirtiyor. Bu reseptörün erkekte de, kadında da sağlıklı çalışmamasının her iki cinste çapkınlık eğilimine yol açacağını sözlerine ekliyor.
"Reseptörler" ile "sadakat" arasındaki bağlantıyı vurgulayan Dr. Yavuz bu durumda "Çapkınlık bir beyin hastalığı mıdır?" sorusu üzerinde durulması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor, "Çok eşli erkeklerde D1 reseptörlerinin aşırı çalıştığını, hovarda, bir kadından diğerine koşan ve sürekli kadın değiştiren erkeklerde ise D1'in aşırı etkisizliğini ifade edebiliriz."
Bu durumun erkekler kadar kadınlar için de geçerli olduğunu belirten Dr. Mehmet Yavuz, D1 reseptörünün iyi çalışmasının şart olduğuna da vurgu yapıyor.
Birçok rahatsızlığın tedavisinde başvurulan yöntem TMS, D1 ve D2 reseptörleri uyarabiliyor
İtalyan ve Alman bilim adamlarının yaptıkları bir araştırmaya göre (ki, bu araştırma İstanbul'daki son Avrupa Nörofizyoloji Kongresi'nde bildirilmiştir) beyindeki Nucleus Accumbens bölgesinin TMS ile uyarılması cinsel gücü artırarak manyetik viagra etkisi yapıyor. Dr. Mehmet Yavuz'a göre beynin accumbens merkezinin TMS ile uyarılması sadece cinsel gücü artırmakla kalmıyor, aynı zamanda sevgi ve aşk duygularının da tavan yapmasını sağlıyor. Ayrıca accumbens bölgesinin TMS ile resetlenmesi, D1 ve D2 reseptörlerinin çalışmasını da düzene sokacağı için erkeklerdeki çapkınlığı önleyen bir tablo olarak da karşımıza çıkabiliyor.
Yoksun gözlerimde bu gece,
Karanlık ezer içimdeki türküleri.
Uzat ellerini,
Üşüyor yüreğim,
Umutlarını ört üzerime.
Islanıyor kirpiklerim.
Yüreginle sil gözlerimdeki yanan denizleri.
Yoksun,
Gülüşlerimde bu gece.
Yalnızlık deler icimdeki düşleri.
Hasretine gebe gönlüme,
Baharımsı gülüşlerini giydir.
Ne olur dokun gözlerime.
Yoksa, gözlerimden kayacak
Sevdana gülümseyen yıldızlarım.
Yoksun,
Bozkırlarım yeşermiyor bu bahar.
Kökleri yollunmuş tomurcuklarla
Sarıyorum ıslak hasretini.
Gözlerimde solmuş anılarla
Soluyorum içimdeki sevgini.
Bırak dökülsün gözyaşların
Tozla toprağa karışmış yüreğime.
Yoksun acılarımı son kez icime cekerken.
Bir cüz daha iciyorum
Hüznün okyanuslarından.
En tuzlusundan,
En acısından,
Kana kana sensizliği iciyorum.
İsmini sayıklayan dudaklarımla.
Ne olur son kez ört üzerimi.
Üşümesin karanlıklarda yüreğim.
Gözyaşlarınla yıkayıp,
Acılarınla kefenleyip,
Yüreğindeki en sıcak yere göm beni...
Ben, seni; adını bilmeden sevdim.
Ve, "var"lığınla gülüşünü
Ben seni, yaşını bilmeden,
gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ve, "yar"lığa süzülüşünü.
Ben seni, sesini duymadan sevdim
Ve duymadan nefesini.
Ben seni adını bilmeden sevdim
Ama; sevdim!..
Üşüyüşünü sevdim
Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü;
"Gel, ısıt" deyişini!..
Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde,
bilerek gelmeyeceğimi
Akşam alacalarının gönlüne yürüyüşünü sevdim
Ve, kıpırtısız, karanlığa gömülüşünü sevdim.
Bir de;
"Gel, ışıt" deyişini!..
Ben seni, adını bilmeden sevdim.
İhtiyacım
Cevabım
İsimler koydum sana; bahar yelim, çiçek tarlam
Gökkuşağım, ışığım
Kuşkanadım, pembe rüyam, çiğ tanem
Seni, adını bilmeden sevince öğrendim;
seni sevmek için gerekmiyordu ismini bilmem
Sevdim işte!
Ben, seni; yaşını bilmeden sevdim
Yani bilmeden sevdim deden yaşında mıyım, torununla akran mı!
Ben seni, gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ben seni, sesini duymadan sevdim.
Ve hatta öğrenmeye korkarken, bilmeye kıyamazken seni
seni sevdim.
Seni sevdim.
İçime salıncaklar kurdum gönlümün ipleriyle
Oturdun, sallayamadım; dokunurum diye korkumdan!
Dolaştın boynuma bir sarmaşık gibi; okşayamadım.
Koklayamadım!
Dalgalarını taramamış olan parmaklarım yabancı saçlarına
Ve hâlâ bilmiyorum, gözlerin ne renk?..
Hangi yıldızlar mahpus içinde?
Ve ben sana hâlâ seni sevdiğimi söyleyemedim!..
Ama ben seni; adını bilmeden, yaşını bilmeden
Yüzünü bilmeden, sesini bilmeden
seni bilmeden sevdim.
Seni, "bilmeden" sevdim!
Senin olmadığın
ve benim olmadığım bir sokaktaki köşebaşında çarpıştı duygularımız!
Döküldü içindekiler ve döküldü içimdekiler
Sen yoktun orda ve ben de yoktum;
Ama sevda vardı!
Her an elime aldığım,
Okuyabilmek için her yolu denediğim,
Bazen harf,harf,
Bazen de hece hece söküp okumaya çalıştığım,
Fakat ne yaptımsa bir türlü okuyamadığım,
Bende kalan okunmamış son kitapsın...
Tam ki okuyorum zannettiğim,
Ama bir türlü anlamını çözemediğim,
Beni anlamsızlıklara iten kelimesin,
Her halinle bana büyük bir bilinmezsin,
Ne yakında ne uzakta erişilmez,bulunmazsın,
Bende kalan okunmamış son kitapsın...
Gönlümden gönlüne sözcükleri köprü etsem,
Doya doya gözlerimden içsem seni,
Belki içinde dünyalar gizli,okuyabilsem,
Okudukca damarlarımda,gönlümde hissetsem,
Sana ulaşsam,unutsam senden başka her şeyi,
Ama gel gör ki ne mümkün canım,
Bende kalan okunmamış son kitapsın...
Bagışla,belki de ben bilemedim okuyup,anlamayı,
Başaramadım bana açılan kucağa ulaşmayı,
Gül kokan yari doyasıya koklamayı,
Hasret kokan cümlelere son noktayı koymayı,
Artık üzülmem,reva görsende bendeki cana kıymayı,
Çünkü bende kalan okunmamış son kitapsın...
Bilki bu sana son şiir,son sitemdir,
Belki de yaşamımı bitiren son demdir,
Sakın ha ardımdan üzülüp,ağlamayasın,
Hele karaları hiç bağlamayasın,
Ömrünce her daim mutlu kalasın,
Artık bir kerecik olsun beni anlayasın,
Ömrümden arda kalan okunmamış son kitapsın...
çabuk döker yapraklarını yalan ağacıgizlemez dalları çıplaktır
acı kahvedeki telve serap
sızlamazen güzel terane hakikattır
alna yazılana kurbanım!
bazen kader
bir kürek mahkumunun terinde tuz
bazen de inancın yolunda toz olmaktır
herkes kendi göğünde hükümdar
herkes kendi gönülgâhında sultan da olsa
yaşamakzembereği gün be gün ölüme kurmaktır
cennet
entarisindeki gülleri sulayan küçük kızın yüzüdür
hasret
dokuz yıl on gündür doğuramamış
etekleri ninnimemeleri süt dolu hamile kadındır
kıyamet
bir günsevgilinin bedenindeki ateşle yanma ihtimalini düşünmektir
burkalı Afgan kadınının hayaligörülmektir
düşmüşün hayali
şifa diye yaralarına sürülmüş yangınları söndürmektir
benimki ise
cami avlusuna bırakılmış bebeğe güneş şefkati vermek
evladı yitik bir ananın
gül dalına astığı ağıtı okurken ölmek
ve
un ufak edilmiş bir züğürt mezarının yanına gömülmektir
/insan olmanın bedeliyaşamak
yaşamanın bedeli yanmaktır
kaçakcı heybesinde haşişgerilla namlusunda kurşun
yaraya saplanmış kör bıçak gibi
güzel bir düşüntam ortasında uyanmaktır/
1990
tahsin özmen,bez bebekler de üşür,çatım ajans&baskı yay,ank,2006
Hiç tükenmeyen bir pınar misali
Süzülürken damla damla sular
Bazen ılık, yüreğinin sıcaklığında
Bazen buz kesmiş, kartal bakışlarında
Bakarken bazen, yıldız parlaklığında
Sen gözlerimdin benim.
Sen sözlerimdin benim
Dilimden dökülen bir çağlayan misali
Ve yatağına sığmayan bir nehir
Bazen bir çığlık sessizliğimde
Bazen bir sitem haykırışlarımda
Dökülürken dilimden, uçurumdan dökülür gibi
Sen sözlerimdin benim.
Sen ellerimdin benim
Rüzgarlarınla doldurduğun bir yelken misali
Bir sağa çekersin beni, bir sola
Bazen savurursun açık denizlere
Bazen vurursun acımadan kıyılarına
Başıboş dümensiz, kapılacakken girdaplara
Sen ellerimdin benim.
Sen yüreğimdin benim
Ritimsiz çalan bir saat misali
Çalışıyorsun tik tak tik tak
Bazen ileri gidiyorsun koşar gibi,
Bazen geri kalıyorsun, sanki yorgun
Ha durdu, ha duracak hala sana vurgun
Sen yüreğimdin benim.
Sen herşeyimdin benim
Düşlerim, ümitlerim,geleceğim
Ellerimdin, gözlerimdin ve yüreğim
Bazen kapılsamda umutsuzluklara
Bazen kızsamda yüreğim alev alev
Sen ne görürsün beni. ne duyarsın
Yine de sen herşeyimdin benim
Ve yine de herşeyimsin...
GÜL
Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene...
Kardeşlerim
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda
sizin ordakiler gibi tıpkı
benim orda arslanın ağzındadır ekmek
ejderler yatar başında çeşmelerin
ve ölünür benim orda ellisine basılmadan
sizin ordaki gibi tıpkı
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
okuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerin
şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek
şiirler bayraklaşabilir benim orda
sizin ordaki gibi
kardeşlerim
sıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz
toprağı sürebilmeli
pirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli
dizlerine kadar
bütün soruları sorabilmeli
bütün ışıkları derebilmeli
yol başlarında durabilmeli
kilometre taşları gibi şiirlerimiz
yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli
cengelde tamtamlara vurabilmeli
ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan
gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar
malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli
büyük hürriyete şiirlerimiz
Bir fotoğraf karesiyle yaşar oldum seni , bir zaman buna mecbur , bir zaman bunla idare etmek zorundaydım..
Resmine doya doya bakmak bir o kadar seni resimlerde öpmek bile yetiyordu bana..
Şimdilerde yüreğim dolu,
Seni ister oldu yanı başında .
Gecelerde tanıdım seni , en derin olan sevdamla sevdim,
Sevildimde biliyorum .
Belkide öyle sanmak istiyorum .
Kimbilir bu mektubumu ya okursun yada okumassın ama ben yinede yazıyorum sana, yüreğimden geleni kaleme dökerek .
Sevgiyi, sevgimi anlatmak isterdim sana ama biliyorsun,
Ben bu hallerde sadece susmayı ve özlemeyi tercih ediyorum,
Özlüyorum seni de...
Yüreğim bu aralar hepden kavrulmuş,
Bir sesin bile duymaz hale geldim, oysa senin sesinle hayat buluyordu,
Bu yüreğim..
Şimdi yola çıkmam lazım, uzun olan yollar ve işler beni bekler, sana yine yazacağım..
Dilde değil, kalemde varolacağım..
Ama unutmaki,
Aslında sen hiç yokdun, ben zaten yok olandım.
Yıkılmamak için bu şart olandı...
Biliyorsun asli kalbimde bir sevdam vardı,
O beni yaraladı göç etti bu dünyadan...
Ben ona, sen ise sende olana aitsin..
Kabullenmek ve üzülmemek lazım diyorum...
Seni yaşamakda,tanımakda,
Çok güzeldi...
Bugün Bayram Videosu - Barış Manço Bugün Bayram şarkısı - Bayram videoları
[DAILYMOTION]x2hciv[/DAILYMOTION]
Sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki
Yalnız sen anlarsın
Sen şimdi uzakta cennette meleklerle bizi düşler ağlarsın
Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi
Sen yaz geceleri yıldızlar içinde
Ara sıra bize göz kırparsın
Sen soğuk günlerde kalbimi ısıtan en sıcak anısın
Bu gün bayram çabuk olun çocuklar
Annemiz bugün bizi bekler
Bayramda hüzünlenir melekler
Gönül alır bu güzel çiçekler...
Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir...
Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan...
Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar...
Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz. Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler...
Açılır gidersiniz...
Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar...
Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız. Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda...
Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında...
El ele tutuşur yürürsünüz içinizdeki çocukla...
O'nu büyütmekten korkarak...
Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin...
Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde...
Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaat eder ardınız sıra...
İçinizin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu... Sokakta ise dayanılması imkansız bir çimen kokusu...
Sanki gitmek sadakattir; kalmak ihanet...
Çünkü bahara söz geçmez. Önünde bir nisan sağınağı varsa geriye dönüp bakası gelmez insanın...
Ilık bir rüzgar ruhundaki isyanı okşar...
"Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden...
Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kıvılcımlanır...
Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşa kalırsınız. Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere...
...Coşkuları dizginliyebilene aşk olsun...
Şimdi gitmek sadakattir; kalmaksa ihanet...
Önüm sıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma...
O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için...
Nasılda gittin hiç acımadan
oysa ellerim daha doyamamıştı sana.
Tüm yaşanmışlıkları nasılda bir çırpıda silebildin?
yaşanılan onca anı, çekilen onca acı
hepsi ne kadarda güzeldi..
zaten sen varsın diye her şey güzeldi.
acılar bile senin eserin olduktan sonra çekilmez olmuyordu.
Yaşadım seninle...
ellerim seni arıyor şimdi
son kez ellerimi tuttuğun geceyi hatırlıyor musun?
ve bir daha hiç bırakmayacağına dair yeminler ettiğini
İnanmıştım sana
bırakmazsın beni sanıyordum..
yalan mıydı yaşanılanlar?
Söylesene beraber sabahladığımız gecelerde kurduğumuz hayallerin hepsi sadece birer avunuş muydu?..
Sevginle bitirdin beni
bense seni sevgimle boğdum
haklısın.
bu kadar büyük bir sevgiyi kaldıramazdı yüreğin
ve kaldıramadı da
kahretsin ki yine ben haklıydım, her zaman ki gibi
yaşattığın o büyük acı bedenime ağır geldi..
kan kustum ama çok sevdim, hep sustum...
Kaybetmemekti tek istediğim
bir kez daha böyle sevemezdi bu yürek
Sevemedin ki
sadece sendin o küçük yüreğimdeki bitmeyen sancım
geceleri uyuyamadığım kabusumdun belki de
yada görmekten hiç bıkmayacağım en güzel rüyalarımdın
Yaşamımdın...
Evet,benimle birlikte göçecekti sevdan yüreğimden
nasılda güzeldi yaşanılanlar.
her ayrılığın arkasından ağlamak bile güzeldi.
Şimdi yoksun
ve şimdi sadece bir ayrılığın arkasından ağlıyorum
Senin arkandan..
Gitmeseydin en güzel yarınlar, en güzel hayaller bizim olacaktı.
Gitmeseydin bir ömrüm senindi
Gitmeseydin..
Keşke gitmeseydin...
yalnızım şimdi, sensizim.
Nasıl kopardın ellerini benden?
Saçlarımın arasında kaybolan ellerini nasıl da çektin aldın?
Her şey yarım şimdi.
Acımasızdı zaman.
Seni benden sorgusuzca, sualsizce alıp götürüyordu
sen ise acımasızca gidiyordun...
Gitmeseydin balım,
alıp gitmeseydin gözlerini benden..
sevdim seni
yaşattığın acı küçücük yüreğime sığmayacak kadar büyük olsa da
yinede her şeye rağmen seninle geçirdiğim her an bu acıya değerdi
İyi ki vardın!..