Sana ait ne varsa!. hepsini yaktım, yırttım!..
Son kez baktım masada ki resmine..
Elimde ki Bardağıda, fırlattım..
Bıktım seni düşünmekten!..
Bıktım senli.. hayattan bıktım!..
Sana ait ne varsa hepsini; yaktım yırttım!..
Bir rüyanın ortasındayım.. Çıkış için yol mu? yoo bulamıyorum..
Bütün renkler belirgin.. Beyaz bir bez altında mı ışıl, ışıl gözlerim..
Düşünemiyorum dimağım bu gün çok, çok ''Kalabalık''..
Beynim bir akvaryum sanki.. Düşüncelerim renga, renk balık..
Sakladığın hislerin'in arkasına sığınma..
Görmeden, bilmeden yüreğinde yaşıyorum..
Boş sayfaları birkaç yazı ile karalıyorsun..
Ve sonra kalpler cizip ortasından Ok'lar geçiriyorsun..
Acıyorsun kendine, gülüyorsun haline..
Liseli aşık gibi, aşk ka, saklanıyorsun..
Ciddileşerek birden itiraf ediyorsun..
Bende sallanıyorum, aşk salıncak diyorsun..
Bırak palavraları, lafla cambazlık olmaz..
Aşk aralık bulur girer, kalbe kilit vurulmaz!..
Saklan, saklan.. saklanabildiğin kadar..
Saklanbaç sandığın aşk, oyunlardan yorulmaz!..
Anahtarı yok ki, beyinlere bakılsın..
Dualar yol tutturmuş.. Cennete mi, akın var?..
Artık deliler kuyulara taş atmıyor.. akıllıya acıyor..
Bezgin uçuk mısralarla!.. şair neler yazıyor..
Kelimeler, safsafata.. cümleler den, kaçıyor..
Öyle bir şiir yaz ki, evreni paralasın..
Pas tutmuş kaleminle şu kapılar aralasın!..
Benimde kendi tatlı direnişimdi,
Suskunluğum, sen sevmesende..
Çillerim Bir Ordunun ayaklanışıydı, belkide..
Özgürlüğünden ödün vermiyordu, bakışlarım kimbilir..
Küçük kalbimde ki, kıyametten sesler gelmeyince..
Deniz mavisi bayrak sallar, göz bebeklerimin elleri..
Silah gibi, Kurşun gibi kipriklerim sevgi saçar..
Binlerce güvercin, uçardı gökyüzüne nefesimden..
Benimde kendi tatlı direnişimdi,
Suskunluğum sen sevmesende..
Her damla da, dalga da, senden iz...
Buhar olsada, bedenlerimiz..
Tekrar yağmur olup yağacak, yeryüzüne sevgimiz...
Aşkım, tutkum, birtanem, herşeyim.. Deniz!..
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben!
Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime...
Hiç kaybetmediğimden değil birini...
Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret...
Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar... Bir daha asla
dolduramadım.
Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım
durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.
Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler....
Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
Acısız olmuyordu ki hayat!
Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne...
Mutlu bir çocuktum ben!
Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun; kuyruğuna
tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın...
Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.
Sancılıydı ilk gençlik!
Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
Ah, nerdesiniz 17’lik dertlerim!
On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
Artık sadece, tartışıyoruz.
Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin...
Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu
da silmeyi, asla!
İyi ki hatırlıyorum!
Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar,
doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım... Paylaştıklarımız kadar
değerliydiler.
Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz
yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile
affedebilirim.
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Şanslı biriyim ben!
Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!
Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama,
çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin
yanındayım.
Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak...
Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan...
Ben de toy girip, olgun çıktım içinden....
Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek!
Sadece,
Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!
İçtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
Örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
Ayışığını paylaşırdı bacakları,
Öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm.
Put'unu cezalandırıyor kır delisi;
Oğlan iki ev ötede, Londra'dan gelmiş;
Yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini,
Garson acıması tutmuş içkievini.
Ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni...
Gözlerimiz birbirine göre
Ellerimiz, dudaklarımız
Ve aşk bize göredir
Gece tam aşka göre
Rüzgar geceye göre
Ve yağmur rüzgara göredir..
Öpüşmelerimiz yağmura göre
Odamız öpüşlerimize göre.
Ve dünya odamıza göredir
Ve biz dünyaya göreyiz..