Ataerkil toplumdan yetişen erkek, kadının bir adım gerisinde duruyor. Çünkü iş hayatında egosunu ezen erkek, eve geldiğinde boynunu sevgi ve eşitlik karşısında bükmüyor bile. Günümüz kadım artık Albert Camus'nün dediği gibi bir adım ileride ya da geride değil yanında yürüyen erkek istiyor.
Hem kariyer, hem çocuk yapmak, arada bir de koca "büyütmek" reklamlardaki kadar kolay olmuyor tabii ki. Oysa annesinden "kocaya hizmet esastır" diye öğrenen kadın hep kendini ve ihtiyaçlarını bir adım geride tutuyor, varsa yoksa ailesi, çocuğu, kocası. Kendi işi mi? O da ne? Sanki vakit geçirmek için çalışıyor. Onun işi de iş değil, kazandığı para da kocanın kazandığının yanında "para" değil!
Oysa bazı kadınlar ev kadınlığı rolünü severek üstleniyorlar. Hatta bundan gurur duyuyorlar. Kocalarına hizmet etmek mutlu ediyor onları.
Eşim mutlu değilse benim mutlu olmam mümkün değil
İlişkilerin ana kuralı iki tarafın da mutlu olması, Tabii bu yazılı olmayan kurallar herkesin hayatında uygulanamıyor. Şanslı azınlık ise hem aşkı yaşıyor hem de "adam" gibi, "insan" gibi davranan bir partnerin keyfini sürüyor.
Bazı erkekler ev işinin kadınların görevi olduğunu düşünüyor ve hatta aşkın, sevginin lüks olduğunu. Neyse ki hepsi böyle değil, "paylaşmanın" önemini anlayan erkekler artık yeni nesil genç kızların gözdesi. Paylaşmak "sadece" evi, yemeği, yatağı, çocuğu paylaşmak değil, "tamamen" evi, yemeği, çocuğu ve yatağı paylaşmak... Sevmeye vakit bırakmak için, hal bırakmak için...
Kazaklığı göğüslerinde "madalya" gibi taşıyan erkekler, birbirlerini sürekli "pohpohlayarak" kılıbıklığı "acizlik" gibi görüyorlar. Oysa geçmişte kılıbıklık denen kavram, günümüzde aşkın insani boyutu.
Bir de erkeğin rolünü de üstlenen, kendi cinsiyetlerini çok derine gömmüş kadınlar var. Onlar belki artık "aşktan" da geçmişler, birazcık insanlık, birazcık eşitlik tüm istedikleri. Tabii erkeği yola getirmenin, getiremiyorsanız da kendinizi korumanın bin bir türlü yolu var. Unutmayın, erkekler sizin yapmadığınız her şeyi yapabilirler ama yaptığınız hiçbir şeyi yapmazlar.
"Bırak oğlum, ben yaparım
Şimdilerde kocamız, sevgilimiz olan erkekler, bir gün bir işin ucundan tutmak istemiştir. Annesi "Bırak oğlum, ben yaparım" demiştir. Kesin öyle demiştir. Bu durumda onu suçlayamayız değil mi? O bir erkek. "Annesinin" oğlu da, ataerkil geleneğin benim payıma düşen izdüşümü.
Düşünsenize ellerinde bir saltanat var, her gün televizyonda dönüp duran taşrada geçen eski Türk filmleriyle tekrar tekrar öğretilen bir saltanat. Bir tek üzüm yediren cariyeleri, bir de onları serinleten yelpazeleri yok. Televizyon kumandasını ve bizi kontrol etmekle yetiniyorlar, ne yapsınlar!
Aslında düşününce böyle bir saltanat olsa kimselere bırakmak istemez ki çoğu insan. Yemeğim yapılıyor, önüme geliyor. Bittikten sonra ne sofrada ne mutfakta hiçbir iz kalmıyor. Çocuğumun tüm bakımı üstlenilmiş durumda. Bana sadece onu sevmek kalıyor. Karımı seviyorum, o da beni seviyor. Benim derdim ne olabilir ki böyle bir düzeni ve rahatı bozmak için? Ben de karıma tüm sevgimle sadece gözümün ucundan bakmaya devam ederdim.
İş bu kadar kolay görünüyor ama karşı taraf bu düzenden hiç memnun değil. "Sırtımdaki yük belimi o kadar büküyor ki yalnızca yeri görebiliyorum. Karşıya bakmak, senin gördüklerini ben de görmek, seninle birlikte hayattan zevk almak istiyorum." Bir kadın bunu dediğinde erkek ne yapar merak ediyorum. Bir de "Seni çok seviyorum karıcığım" dediğinde bu sevginin ne anlama geldiğini...
Belki de biz kadınlar kendimiz yapıp kendimiz buluyoruz; "Aman! Sen otur ben yaparım, sen mutfağı kirletiyorsun arkandan toplamak daha yorucu!" diyerek erkekleri yapacakları varsa da soğutuyoruz. Sonra da söylenip duruyoruz, "Yardım etmiyorsun her şeyi ben yapıyorum" diye.
Ekonomik özgürlüğün en büyük faydası zincirleri olmayan bir evlilik modeli yaratması. Kadınlar artık bilinçlendi ve eşlerini, sevgililerini sırtlarında bir aşk kamburu gibi taşımak istemiyorlar.
Aşk varsa her şey mübah devri de kapandı. Çünkü iki gönül bir olunca artık samanlık seyran olmuyor, samanlar kadının kalbine batıyor.
Aşk artık samanlıkta yaşamıyor!
Cildiniz yorgun görünüyorsa, tazelemek için ballı kremler hazırlayın.
Doğanın en önemli mucizelerinden biri olan bal, vücuda faydalı olduğu kadar cilde de çok faydalı. Pahalı kozmetiklere gerek kalmadan kolayca yapılan ballı maskelerle cildinize yumuşaklık ve parlaklık kazandırabilirsiniz.
ELMA VE MUZLA KARIŞTIRIN
Cildi canlandırma: 1 çorba kaşığı balı rendelenmiş 1 elma ve ezilmiş 1 muzla karıştırıp göz çevresi hariç tüm yüzünüze ve boynunuza sürün. 15-20 dakika bekledikten sonra ılık suyla iyice yıkayıp, durulayın.
Kırışıklıklara karşı: 1 çorba kaşığı limon suyu, 2 çorba kaşığı bal ve 2 çorba kaşığı suyu bir kapta krem kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Sürüp, beklettikten sonra yıkayın.
Cildi sıkılaştırma: 1 yumurta sarısı, 1 tatlı kaşığı badem yağı, 1 çorba kaşığı bal ve mercimek büyüklüğünde tereyağını krem kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Sürüp 5-10 dakika bekleyin ve sonra durulayın.
Cildi besleyici ve gençleştirici maske: 2 çorba kaşığı bal ile 2 çorba kaşığı pirinç ununu karıştırın. Ayrı bir yerde kar halinde çırpılmış yumurta akını ilave edin. Maskeyi sürüp 10 dakika bekletin. Ilık suyla yıkayın.
Şairin dediği gibi, nasır insanı bazen süründürür! Ayakkabı giyemezsisiniz, giyseniz ayakta duramazsınız, yürüseniz topallarsanız& Uzun lafın kısası, tadınız tuzunuz kaçar ! Oysa bütün mesele genellikle ayak serçe parmağında oluşan küçücük bir nasırdır. Bu bir hastalık değildir. Mikrobik, virütik veya bakteriyel herhangi bir nedeni yoktur, bulaşıcı değildir. Hatta tam tersine cildin iyi niyetli bir tepkisidir. Derimiz fazla sürtünmeye maruz kalınca kendini korumak için kalınlaşır ve nasırlaşır. Nasırlar, yüzümüzde çoğalması için binbir çareye başvurduğumuz kollajenin artmasıyla oluşur. Bu şekilde cildimiz bize derdini anlatmaya çalışır.
Geçenlerde bir yakınıma, ortopediste giderken eşlik etmiştim. Yürümekte güçlük çekiyordu, ayakları, bacakları ve tüm sırtı ağrıyordu. Onu muayene eden doktor, ayak tabanlarında nasırlaşan yerleri gösterip, tam da oralarda çökme olduğunu söyledi. Özel bir tabanlık yaptırmasını önerdi. Tabanlıkları aldığımızda, nasırlaşan yerlere karşılık gelen yükseltiler olduğunu gördük. Aradan bir süre geçtikten sonra yürüyüşü düzeldi, ağrıları geçti. Ben merak ettim, nasırlarını sordum. Onların da geçtiğini söyledi&
Nasırlar en fazla el ve ayaklardaki kemik çıkıntıları üzerinde gelişir. Bunlar genellikle sert nasırlardır. Bir de ayak parmakları arasında görülen, beyaz- yumuşak nasırlar vardır. Bunlar devamlı soyulur. Çoğu zaman mantar hastalığı ile karıştırılır.
Öte yandan bazı meslekler, vücudun değişik bölgelerinde nasırlaşmaya yol açabilir. Örneğin; Haltercilerin avuçlarının içinde, gitar çalanların sol el parmaklarında, kemancıların boynunda, temizlikçilerin dizlerinde nasır oluşur.
Hafif nasırların tedavisi için, eczanelerde satılan plasterler kullanılabilir. Sorun ayaklardaysa, sıcak suyun içinde biraz dinlendirilir. Böylece nasırın üstündeki kalın tabaka yumuşar ve kabarır. Bunları hafifçe kazıdıktan sonra, plaster yapıştırılır. İki gün sonra çıkarılır ve beyazlaşan deri temizlenir. Bu uygulamaya nasır tamamen geçinceye kadar devam edilir. Nasırların pedikür veya manikürle alınması konusunda ihtiyatlı olmak gerekir. Her şeyden önce aletler iyi sterilize edilmelidir. Yoksa yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirsiniz. Ben her zaman kendi manikür takımınızı kullandırmanızı öneririm. Bazı nasırların cerrahi yöntemlerle, kriyoterapi veya lazerle yok edilmesi gerekli olabilir.
Tabii en önemlisi, ayaklarınızın rahatını önemsemenizdir. Yumuşak ayakkabıları tercih etmek, dikiş, toka yerlerine dikkat etmek, dar yüzlü modellerden (bu sene çok moda olsa da) sakınmak gerekir. Yüksek topuklu ayakkabılar da ayak parmaklarının sıkışmasına neden olur. Mesleğiniz ne olursa olsun, nasırlar, kendinize gerektiği kadar şefkat göstermediğinizin belirtisidir. Bu sizin lehinize bir uyarıdır!
Tüm organlarınız, derinizin her noktası çok değerlidir. Özen göstermek için sorun çıkmasını beklemenize ne gerek var?
Kahvaltı: 1 tatlı kaşığı fındık ezmesi
1 dilim kepekli veya çavdar ekmeği
2 karper kadar tercih edilen peynir Domates, salatalık, yeşil biber
Öğle: 1 porsiyon tavuk şiş veya tavuk göğüs ızgara 1 su bardağı ayran Az yağlı salata
İkindi: 1 adet küçük çikolata bar veya 4-5 adet küçük top çikolata veya 1 kase çikolatalı puding
Akşam: 4-5 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği 1 dilim kepekli veya çavdar ekmeği Az yağlı salata
Ara: 1 su bardağı çikolatalı süt 1 adet tercih edilen meyve
600 gr kültür mantarı
2 soğan
1 fincan zeytinyağı
1 çorba kaşığı salça
1 limon
Maydanoz
Tuz, karabiber
Yapılışı
Mantarların köklerindeki topraklı kısımları kesip atarak bol suda iyice yıkayın ve süzdükten sonra büyüklüklerine göre ikiye ya da dörde bölün. Bu arada soyup doğradığınız soğanı yağla pembeleşene kadar kavurun. Salçayı ilave edip şöyle bir karıştırdıktan sonra mantarı ekleyerek iki dakika karıştırın. Ardından limon suyunu katıp bir kere daha karıştırarak yemeğinizi sote edin ve içine istediğiniz kadar tuz ve biber ekleyip kapağı kapalı olarak beş-altı dakika pişirin. Zeytinyağlı Mantar'ı pişirirken su ilave etmenize gerek yoktur, mantarın kendi suyu yeterli gelir. Yemeğiniz soğuduktan sonra servis tabağına alıp üzerine biraz maydanoz serperek servis yapabilirsiniz.
2 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı un
1 fincan badem (soyulmuş)
4 yumurta
1 limon
Yapılışı
Yumurta sarısı ile şekeri açık sarı rengini alıncaya kadar bir kaşıkla dövün. Başka bir kapta ise yumurta aklarını çırparak kar haline getirin. Şekerli yumurtanın içine limon suyunu ve kabarmış yumurta aklarını koyup hafifçe karıştırın. Unu eleyerek karışımın içine koyun ve karıştırın. Kabuksuz bademleri bıçak ile keserek yağladığınız kalıba serpin ve karışımı bu kaba boşaltın. Orta ısılı fırında 20 dakika pişirdiğiniz bisküvilerinizi, ılıdıktan sonra servis edebilirsiniz.
500 gr kuşbaşı kuzu eti
4 patlıcan
2 soğan
2 su bardağı sıcak et suyu
2 su bardağı pirinç
3 domates
4 sivri biber
1 su bardağı sıvı yağ
3 yemek kaşığı tereyağı
Tuz
Yapılışı
Patlıcanları uzunlamasına kesip kızartın. Eti üzerini iki parmak geçecek kadar su ilave ederek haşlayın. Pişmesine yakın tuz, karabiber ekleyin. Etleri tencereden alın. Diğer yanda bir tencereye tereyağını alıp, küçük doğranmış soğanları pembeleştirin. Doğranmış domatesleri ve sivri biberleri de ilave edin. Etleri de ekledikten sonra ara sıra karıştırarak pişirin.
Pirinçleri sudan geçirin. Patlıcan dilimlerini yuvarlak fırın tepsisine ortası boş kalacak şekilde, bir ucunu dışarıya sarkıtarak dizin. Kalan boşluğa hazırladığınız etli harcı boşaltın. Üzerine pirinçleri dökün. Patlıcanların dışa sarkan uçlarını pirincin üzerine çevirin..Üç bardak sıcak tuzlu et suyunu pirincin üzerine dökün. Tepsinin ağzını alüminyum folyo ile kapatarak fırına sürün. Pirinç yumuşayana kadar pişirin.
500 gr cincile mantarı
1 çorba kaşığı tereyağı
70 gr un
2 su bardağı yoğurt
1 yumurta
1 limon
Tuz, karabiber
Yapılışı
Cincile mantarlarının köklerindeki topraklı kısımları kesip atın ve bol suda iyice yıkayın. Süzüp bir köşede bırakın. Bir tencereye 1.5 lt su koyun ve içine bir limonun suyunu ve tereyağını ekleyip kaynamaya alın. Su kaynamaya başlarken mantar ve tuz ilave edin. Mantarları 3-4 dakika kaynatın. Un, yumurta ve 2.5 su bardağı yoğurdu çırpıp bulamaç haline getirin. Mantarların pişmesine yakın, hazırladığnız terbiyeyi kaynayan çorbaya karıştırarak ilave edin. Çorbayı 5-6 dakika kaynatın. Tuzunu, karabiberini kontrol ettikten sonra servis yapabilirsiniz.
20 gr fesleğen
20 gr beyaz peynir
35 gr permesan peyniri
6 yemek kaşığı zeytinyağı
2 diş sarmısak
Tuz
Yapılışı
Taze fesleğenleri temizleyin ve yapraklarına ayırın. Bütün malzemeleri mutfak robotunda koyun ve krema haline gelmesini sağlayın. Teflon tavada sosu pişirip makarnanızın üstüne döküp servis yapın
1/2 kg Süt
1/2 Bardak Şeker
1 Kahve Fincanı Pirinç
3/4 Bardak Çekirdeksiz Kuru Üzüm
1 Çimdik Tuz
Tarçın yada Antepfıstığı
Hazırlanışı:
Pirinci bır bardak suda kısık ateşte haşlayın. Şekerle sütü birlikte kaynatın. Uzümleri ve pişmiş. pirinci de ekleyip 5-7 dakika daha ateşte birakin. Karışimi, ateşe dayanikli kaselere bölüştürün. Kızdırılmış fırında, su dolu bir tepsi içinde üzeri kızarana kadar pişirin. Uzerlerine tarçın serperek ılık veya soğuk olarak servis yapın.
Not: Uzümler tatlı olduğu için tarifte şeker miktarı az tutulmuştur. Arzu edilirse miktar artırılabilir. Aynı tarife 2 yumurta ekleyebilirsiniz. 1 Yumurtaları süt ilik olunca, çırpılmış olarak süte ekleyin. Daha sonra ateşi açıp sütü kaynatın.
1 kg. bakla
50 gr. pastırma
5 adet domates
2 diş sarmısak
1 adet büyük boy soğan
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı tavuk suyu
1 tatlı kaşığı kekik
1/2 tatlı kaşığı iri kıyılmış tane karabiber
Tuz
Hazırlanışı:
Domateslerin çekirdeklerini çıkartıp iri kuşbaşı doğrayın. Pastırmaları, çemenini çıkardıktan sonra ince kesin.
Zeytinyağını bir tavada ısıtın, ince doğranmış soğanı ekleyerek hafif pembeleşinceye kadar kavurun, sarımsağı ilave edip kavurmaya 1 dakika daha devam edin. Bakla, domates, tavuk suyu, kekik, tuz ve karabiberi ilave edin. Bakla yumuşayıncaya kadar pişirin.
Salatayı servis tabağına alın, ılındıktan sonra buzdolabında 10 dakika soğutun.
Balla sirkeyi karıştırın. Buzdolabında soğuttuğunuz salatanın üzerine gezdirin, karıştırdıktan sonra servis yapın.
4 Adet Yufka
2 Su Bardağı Rendelenmiş Kaşar Peynir
1 Kutu Krem Şanti
1 Su Bardağından Biraz Fazla Süt
1 Çay Bardağı Sıvı Yağ
2 Adet Yumurta
Yeterince Tuz
Hazırlanışı:
4 adet yufkayı küçük parçalar halinde kesin.Kestiğiniz tüm yufkaları kenarları dışarıda kalacak şekilde küçük ve derin kaselere yerleştirin.Kaselerdeki yufkaların ortasına rendelenmiş kaşar peynirinden eşit miktarlarda serpin.
1 kutu krem şantiyi,1 su bardağından biraz fazla sütle birlikte derin bir tencerede kaynatın.Kaynayan malzemeye 1 çay bardağı sıvı yağı ve tuzu ekleyin.Bir miktar ayırın.Karışımı yufkaların üzerine dökün.İçeri dolan yufkaların kenarlarını içine doğru katlayın.
Avrupa'yı da fırfırlar bastı
Marc Jacobs, Emanuel Ungaro ve Yves Saint Laurent da tasarımlarında sezonun bu vazgeçilmez ikilisini sıkça kullandı.
Mezuniyet balosunda
Fırfır bu sezonun gece elbiselerinin olmazsa olmazı. Mezuniyet kıyafeti seçerken fırfır detayları olmasına dikkat edin. Roman'ın koleksiyonunda da fırfır ve volanlar hakim.
Gece elbiseleri
Yaz düğünlerinde ve kokteyllerde de uçuşan fırfırlarla kıyafetlerinizi tamamlayabilirsiniz.
Etekler ön planda
Sadece elbiselerde değil, etek ve bluzlarda da fırfırları sıkça göreceğiz.