Çanakkale destanı saymakla bitmez.Manevi bir güç o anlarda askerlerimizi korumuştur..Rahmetli gazi dedemde Çanakkale'de iki kardeşini şehit vermiş..16 yaşında askere gitmiş.Tam 8 sene askerden dönmemişler..Biz Giresunluyuz..Giresunlu olup da Topal Osman Ağa'yı bilmeyen yoktur..Çanakkale ve Sakarya'da en çok şehit veren milletiz..Burada neler anlatsam sayfalar sığmaz...Çanakkale de şehit olan bütün ecdadımızın ruhu için El- Fatiha...
İnternet sitelerinde Topal Osman Ağa ile ilgili geniş bilgiler bulabilirsiniz..İşte size link..Tıklayalım..
Benim de oğlum Ağrı'da şu an askerlik yapıyor..Bütün asker evlatlarımızı Mevlam korusun..Her şey vatan için...Duacıyız sizinle her zaman ey asker evlatlarımız..
DAVOS'TAKİ efelenmenin yapısal bir politika değişikliğiyle alakası olmadığı giderek belirginleşiyor. İsrail ile ilişkilerimiz önemliymiş ve bunları korumak istiyormuşuz. Ayrıca Türkiye'nin dış politikasında - ki, buna AKP'nin izlediği dış politika demek lazım gelir - hiçbir değişiklik olmayacakmış.
Yani Davos'ta gürleyen Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda, Ermeni dayatmaları hakkında veya Barzani'nin devletleşme çabalarına karşı, içimizde 'keşke' diye beklediğimiz çıkışları olmayacakmış. Davos, sadece insani bir çıkışmış. Biraz da Hamas'ı kollamak için yapılmış. O kadar...
O halde???
SORMAK lazım, o halde bu kadar tantanalı bir çıkışa ne ihtiyaç vardı? Çünkü bu tür çıkışlar ancak ve ancak temel bir dış politika değişikleri veya dış politikaya dair köklü bir gözden geçirme çalışmasının sonunda yapılır. Kapsamlı bir gözden geçirme yapıldığı ve mevcut halden neden memnun olmadığının izah edilmesi ihtiyacı duyulduğunda çıkış yapılır. O zaman da salon terk edilmez. Oturum başkanının yanlı bile olsa tavırları fazlaca ciddiye alınmaz. Ve söylenmek istenenlerin tamamı hem yazılı olarak medyaya dağıtılır hem de sözlü olarak bütünü veya ana başlıkları açıklanır.
Örneğin Rusya yakın zamanda bu tür girişimler yaptı. Epeyce de güzel yaptı. Nasıl mı? Putin Rusya'sının uzunca bir zamandır tek kutuplu dünya düzeninden ve Amerikan hegemonyasından fevkalade rahatsız olduğu açıkça gözlenmekteydi. Rusya buna dair görüşlerini değişik platformlarda dile getirdikten sonra nihayet 2007 yılının Şubat ayında Münih'teki güvenlik konferansında ne demek istediğini ayrıntılı bir şekilde dile getirdi.
Putin ve Rusya örneği
METİN hem Putin tarafından okundu hem de yazılı olarak anında herkese dağıtıldı. Hatta o metin aynı günlerde bizim Genelkurmay'ın internet sitesine bile konulmuştu. Çünkü Putin'in ifade ettikleri uluslararası politika açısından çok önemli değişimler anlamına gelmekteydi. Sonra da o metinde ifade edilen görüşler Rusya'nın yeni politikasının unsurları olarak karşımıza çıktı.
Mesela Kosova'nın bağımsızlığını ilan ettiği zamanı hatırlayalım. Rusya ve Putin oldukça sert demeçler vermişlerdi. Kosova'nın bağımsızlığının geri döndürülemeyecek bir süreç olduğunu Putin'in ve Rusya'nın bilmemesi düşünülemezdi. O halde neden o derece sert demeçler vermişler ve neden o kadar aşırı gitmişlerdi? Bunun cevabını 8 Ağustos günü Gürcistan ile Rusya arasında başlayan krizle gördük. Rusya sanki Sırbistan'ın toprak bütünlüğünün bozulması olarak sunmak istediği Kosova meselesini Abhazya ve Osetya meselelerine emsal haline getirmek istemişti. Ve bunu da başarılı bir şekilde uygulamaya koydu.
Bizimkinin amacı
BİZİMKİ bu açıdan hiçbir şeye benzemiyor. Ne yeni bir politika açıklaması söz konusu... Ne de mevcut politikalardan duyulan şiddetli rahatsızlıkların yeni bir politika oluşturma sürecini başlattığına dair işaretlerin kamuoyuna açıklanması... Hiç birisine benzemiyor.
Tamam; Peres'in konuşması kışkırtıcıydı. Ama aynı Peres'i sizler Mahmud Abbas ile birlikte 2007 Kasım ayında Ankara'ya davet edip ağırlamadınız mı? Hatta o zaman sadece Peres'e Bilkent Üniversitesi'nin doktora vermesini de Cumhurbaşkanı Gül ve hükümet organize etmemiş miydi? Oysa en basitinden Mahmud Abbas ile ikisine birden doktora verdirtebilirdiniz...
Eğer her hangi bir politika değişikliği anlamına gelmiyorsa, bu kadar tepkiye ne gerek vardı? Tepki daha farklı olamaz mıydı? Mademki bu kadar tepki gösterdiniz, o halde başka konularda neden kuzu gibisiniz...
Arap ülkeleri nezdinde Türkiye'nin büyük bir prestij sağladığı yönündeki açıklamalar evvelki gün toplanan Arap Birliği zirvesinden gelen haberlerle darmadağın olmadı mı? Arap ülkeleri Arap olmayanların kendi işlerine karışmasından fevkalade rahatsız olduklarını açıklamadılar mı?
Haklar ve çıkarlar
EĞER Araplar, İran ve diğer İslam ülkeleri nezdinde prestijimiz varsa, bunları neden KKTC'nin tanınması için kullanmıyoruz? Kıbrıs Türkleri Müslüman değil mi? Zaten gözden çıkardığınız Kıbrıs davasını elden de çıkarmak için bu gayret neden? Veya aynı İslam ülkelerinin dikkatini Azerbaycan-Ermenistan ihtilafına çeksek ve Azerbaycan'ı desteklemeleri konusunda talepte bulunsak olmaz mı?
Kabul etmek lazımdır ki, Filistin meselesi bizim milli davamız değildir. Filistin konusunda Türkiye'nin hayati çıkarları yoktur. Türk milleti olarak bizim isyanımız insanidir, tarihidir ve dinidir. Ama Kıbrıs konusu bir milli davadır. Azerbaycan ve Ermenistan meselesi hayati çıkarların olduğu bir konudur. Barzani'nin devletleşme çabaları ise Türkiye Cumhuriyeti'nin milli birliğine ve ulusal güvenliğine karşı en büyük tehlikedir.
Yoksa değil mi? Öyle mi düşünüyorsunuz??? Eğer 6 yılı aşkın bir süredir Amerika ve İsrail eksenli Ortadoğu politikaları aynen uygulanacak idiyse, bu kadar gürültüye ne gerek vardı? Bunun kuru gürültü olduğu anlaşılmayacak mı?
AKP ve CHP'nin güçlü olduğu yerlerde SP'li seçmenler CHP gelmesin diye oyunu AKP'ye veriyorlar.Bu taktik AKP'nin oyunudur...Gelsinler de SP' nin güçlü olduğu yerde CHP'yle korkutsunlar bakalım..Mesela Konya'da CHP ile korkutamıyorlar..Bu da açıkça gösreriyor ki AKP numara yapıyor.CHP gelse ne olur gelmese ne olur.Vız gelir tırıs gider...Ama siz gelinde bu millete anlatın bunları..
Sizyine hesaplara göre değil,kendinize göre hesap çıkarın.Mesela ömürboyu kaza namazı kılın, ömrünüz yetmese bile İnşaallah Allah tarafından bağışlanırsınız..Ameller niyete göredir..
Tabii ki işsiz güçsüz birine kız verilmez.Benim damat zengin değil, ama geçinebilecek kadar maaşı var..Kirada da değil..Allah'a şükür, geçinip gidiyorlar..
Miting kur'asını SP Kazandı
10 Mart 2009
Mehmet Kayhan YILDIZ/KONYA, (DHA)
KONYA'da AKP ve Saadet Partisi 27 Mart Cuma günü, Hükümet Meydanı'nda miting düzenlemek için Karatay İlçe Seçim Kurulu'na müracaat etti.
Karatay İlçe Seçim Kurulu'nun aynı gün için iki partinin müracaatta bulunması üzerine yaptığı kura çekiminde miting iznini Saadet Partisi kazandı.
AKP ve Saadet Partisi, yerel seçimler için 27 Mart Cuma günü Konya Hükümet Meydanı'nda miting yapmak için Karatay İlçe Seçim Kurulu'na müracaatta bulundu. İki partinin aynı gün için müracaat yapması üzerine Karatay İlçe Seçim Kurulu bugün saat 15.30'da kura çekimi yaptı.
İl Seçim Kurulu Hakimi, iki memur üyenin görev aldığı kura çekimine Saadet Partisi'nden seçim kurulu üyesi Murat Yılmaz, AKP'den de Salih Olukcu katıldı. Murat Yılmaz'ın çektiği ve diğer siyasi parti temsilcilerinin de hazır bulunduğu kura çekimini Saadet Partisi kazandı.
AKP'nin ise 20 Mart Cuma günü içinde müracaatta bulunduğu ve mitingi bu tarihte yapacağı öğrenildi.
2007 Genel seçimlerinde 'AKP yüzde 47 alır' dedi, oldu. 1995'ten bu yana bütün seçimlerin sonuçlarını hatasız bilen Yaptığı isabetli seçim tahminleriyle bilinen A&G Araştırma şirketi sahibi Adil Gür bu kez "AKP'nin oy oranı yüzde 40'ın altına düşebilir... Topbaş'ın seçilmesi riske girdi" diyor... Adil Gür Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'in sorularını yanıtladı.
SEÇİMLERİN SONUNDA SÜRPRİZ OLABİLİR
Bu yerel seçimlerin çok önemli bir farkı var. 1999 ve 2004'teki yerel seçimlerde üç, dört parti birbiriyle yarıştı. Bu yerel seçimlerde ise illerin büyük bölümünde iki parti yarışacak. Yani geçmiş seçimlerde olduğu gibi seçmen oylarını üç parti arasında dağıtmayacak. Bu yerel seçimlerin sonucunda sürpriz olabilir. Çünkü birkaç il istisna, insanlar, AK Parti'yle yarışı hangi parti önde götürüyorsa onun adayının etrafında birleşiyorlar. Kısacası, AKP karşıtı olan seçmenler, bu seçimde AKP'ye karşı en önde yarışan partinin adayına oy verecekler. Şu anda saha çalışması yapıyorum ve seçmendeki bu eğilimin artarak sürdüğünü tespit ediyorum.
AKP'NİN KAYBEDECEĞİ İLLER
Önümüzdeki iki hafta içinde ekonomide çok önemli bir iyileşme olmadığı takdirde AK Parti bu seçimde elindeki belediyeleri de kaybedebilir. Antalya, Gaziantep, Uşak, Afyon, Erzurum, Adana, Malatya AK parti'nin 29 Mart'taki seçimlerde kaybedebileceği belediyelere sadece birkaç örnek. AK Parti belki bu yerel seçimde 22 Temmuz 2007 genel seçimlerine göre üç, beş puan oy yitirecek ama seçmenin AK Parti'nin karşısında birleşmesi yüzünden elindeki belediyelerin yüzde 15-20 sini kaybedecek.
AKP'NİN ALAMAYACAĞI İLLER
Mesela 2004'teki yerel seçimde Antalya belediye başkanlığını yüzde 43 oyla kazanan AK Parti bu seçimde yüzde 40 oy alacak ama seçmen diğer partide birleşecek ve o parti yüzde 47 oy aldığı için AK Parti Antalya'yı kaybedecek. Ayrıca AK Parti, bu yerel seçimde hiçbir rakip kaleyi de ele geçiremeyecek. AKP, İzmir, Diyarbakır, Çankaya, Kadıköy, Bursa Nilüfer ve benzeri yerlerde oylarını artırsa bile belediye başkanlığını kazanamayacak.
ELİNDEKİLERİ DE KAYBETME RİSKİ VAR
AKP bugün, Malatya, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Erzurum gibi illerde elindeki belediyeleri de kaybetmek riskiyle karşı karşıya. Hatta Urfa, Malatya ve Erzurum'u Saadet Partisi'ne ve MHP'ye kaybedecek gibi gözüküyor.
İSTANBUL'DA DURUM
CHP oylarında 5-6 puanlık bir yükseliş var. 22 Temmuz 2007'de DSP'yle birlikte oyu yüzde 20,9 olan CHP, 29 Mart'taki il genel meclisi seçimindeki oyunu 24-25'e, belediye başkanlığındaki oyunu da yüzde 26-27'ye çıkaracak. İstanbul'a gelince... Yeni biten araştırmamızda AKP ile CHP arasındaki fark 11,5'tan 7,5'a indi. CHP'nin oyu kırk günde yüzde 3,8 arttı. Eğer önümüzdeki 20 günde 3,8 daha artarsa ve AKP de 3,8 puan gerilerse, seçim sonucu değişebilir. Evvelki hafta sonu bir seçim yapılsaydı, yüzde 99,9 Kadir Topbaş 8-10 puan farkla kazanacaktı ama...
TOPBAŞ RİSKTE
Topbaş hâlâ çok şanslı ama kazanması garanti değil. Çünkü büyük şehirlerde yarışan partiler arasında çok büyük farklar yok. Son araştırmaya göre, kararsızlar dağıtılmadan oyların yüzde 41,7'sini Topbaş, yüzde 34.... Kılıçdaroğlu aldı. Arada 7,5 puan fark var. Bu çok büyük bir fark değil. AKP'nin oyu iki puan düşse, Kılıçdaroğlu'na da diğer partilerden iki puan gelse, eşit olurlar.
AKP YÜZDE 40'IN ALTINA DÜŞEBİLİR
AKP bu seçimde yüzde 40'ın altına düşebilir. İllerde yaptığımız saha araştırmaları, bu seçimin 1989 seçimine benzeyebileceğini gösteriyor. Geçen ay Türkiye genelinde yaptığımız araştırmaya göre AKP'nin il genel meclisinde oyu yüzde 45,5'tu. Belediye başkanlığında oyu da yüzde 42,5'tu. Şimdi illerde yaptığımız saha araştırmaları, AKP'nin üç, dört puan oy kaybettiğini gösteriyor. Buna göre, şu anda AKP'nin il genel meclisi oyu yüzde 40-42 arasında bulunuyor. Belediye başkanlığı oyunun ise yüzde 40'ın altına düşeceği anlaşılıyor. Seçime daha 20 gün var...
ANKARA'DA SONUÇ NE OLUR?
Gökçek hâlâ şanslı. Gökçek'in kaybetmesi için MHP'li Mansur Yavaş'ın oyunun yüzde 20'yi geçmesi lazım. Bizim araştırmamıza göre, Gökçek'in oyu yüzde 40-42, MHP'li Yavaş'ın oyu ise 13-15 arasında bulunuyor. CHP adayı Murat Karayalçın'ın oyu yüzde 30'un üzerine çıkamıyor.
MELİH GÖKÇEK SEÇİLİR
AKP-MHP çekişmesi CHP adayı Karayalçın'ın kazanmasına yol açabilir mi?
Mansur Yavaş her oyu Gökçek'ten almıyor ki. Karayalçın'a oy verebilecek seçmenden de alıyor kısmen. Bu nedenle de Mansur Yavaş ile Karayalçın birbirine yakın oy alacak. Melih Gökçek seçilecek. Eğer sadece Gökçek'le Mansur yarışsaydı Gökçek kaybederdi. Karayalçın'la yarıştığı müddetçe Gökçek kazanır. Çünkü Ankara daha milliyetçi bir şehir ve SHP'nin geçmişte DTP'yle birlikte seçime katılması Karayalçın'ın aleyhine çok kullanılıyor. Eğer Baykal, Kılıçdaroğlu'nu Ankara'da aday gösterseydi, Gökçek 15-20 puan farkla seçimi kaybederdi.
DİYARBAKIR'DA SONUÇ NE OLUR?
Diyarbakır'da sonuç yüzde 35 AKP, yüzde 55 DTP olur. AKP'nin kaybettiği yüzde 10'luk oyu, DTP alacak. Türkiye genelinde de DTP oyunu artıracak ve yüzde 6-7'ye çıkaracak. Bu ülkede Fırat'ın doğusuyla batısı arasındaki seçmen tercihleri çok farklı. Fırat'ın doğusunda seçmen tercihi özgürlüklerle ve Kürt kimliğiyle ilgili. Fırat'ın batısındaki tercih ise adayın kimliğiyle ve ekonomiyle ilgili. Diyarbakır'da DTP'ye oy veren seçmen, büyükşehir belediyesi başarılı mı değil mi diye bakmaz.
İZMİRDE DURUM NE OLACAK?
İzmir'de CHP'nin oyu yüzde 50, AKP'nin de yüzde 35-40 olacak.
ÇANKAYA VE KADIKÖY?
İkisinde de CHP'nin kaybetmesi mümkün değil. CHP ikisinde de yüzde 50'nin üzerinde oy alacak. Seçmen profili AKP'ye uymayan seçmenler oturuyor buralarda.
SEÇİMİN SONUNDA AKP DAĞILMA SÜRECİNE GİREBİLİR
AKP yüzde 40'ın altına düşerse ve bu oy kaybı yaygınlaşan ekonomik krizle birleşirse AKP'yi üç, beş ay içinde çok yıpratır. AKP'de dağılma süreci ve çöküş başlayabilir. AKP yüzde 40'ın üstüne çıkarsa bu gerileme süreci sadece uzatılır. AKP yönetimi de zaten bu yerel seçimler için 46,5 oy aldığı 2007 seçimlerini değil yüzde 42 oy aldığı 2004 seçimlerini hedef alıyor ve "yüzde 42,1 bizim için başarıdır" diyor. AKP, 2004'ün altına düşmekten çok korkuyor.
AKP'NİN OYU YÜZDE 50'Yİ GEÇER Mİ?
Mümkün değil. Bu hayaldir. AKP 22 Temmuz 2007'ye göre mutlaka oy kaybedecek. Aslında ben 2010 yılında bir erken genel seçim bekliyorum. Çünkü IMF'yle anlaşma yapılsa da yapılmasa da, ekonomik kriz 30 Mart sabahından itibaren Türkiye'de vatandaşın canını daha çok acıtacak. Seçmen ekonomik krizin faturasını iktidara mutlaka kesecek.
SÜRPRİZ NE OLUR?
İstanbul ve Ankara'nın kaybedilmesi büyük sürpriz olur. Bu sonuç AKP açısından bir felakettir. Çünkü "İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır, İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder" derler. Başbakan Erdoğan zaten bu yüzden sanki İstanbul'da kendisi adaymış gibi yarışa giriyor ve CHP adayı Kılıçdaroğlu'yla polemik yapıyor.
İslam'da bekarlık var mıdır?.
İslam da bekarlığa yer yoktur. Eğer bir insan fakirse, onun evlenmesine yardım etmek zengin olan müslümanların görevidir.
"Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, ALLAH kendi lütfu ile onları zenginleştirir. ALLAH, (lütfu) geniş olan ve (herşeyi) bilendir."
(Nur Suresi:32)
ALLAHj Resulu bekar kalmak isteyen Osman bin Mez'ub'a müsaade etmemiş ve ona:
"Dul olarak ALLAH'a kavuşma" buyurmuştur.
Hz.Ömer:
"Üç gün sonra öleceğimi de bilsem bekar gitmektense evlenmeyi tercih ederim"
Ömer bin Abdulaziz Kufe kadısı Said bin Abdurrahman'a cevabında şöyle der:
"Ordu mensuplarının ücretlerini ödedikten sonra, fazla para kaldığını yazmışsınız. Öyleyse borçlulara borcunu ödeyin ve evlenmeyen fakirleri evlendirin."
İstenen bir kızı istemek doğrumudur?
ALLAH Resulu buyuruyor:
"Sizden biriniz din kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin. Dünür gönderen ondan önce vageçinceye yahut kendisine izin verinceye kadar."
Kadın olumlu cevap verdikten sonra dünürlüğü bozmak haramdır.
Evlenmenin daha iyi olduğunu bildirdiği gibi, bekar kalmanın daha iyi olduğu da bildirilmektedir. İnsanlar, zamanlar ve haller başka başka olduğu için, haberler de, başka başka olmuştur. Eshab-ı kiramın ve Tabiinin zamanları ve halleri, evlenmenin daha iyi olduğunu gösteriyordu.
Bunda, üç sebep vardı:
1- Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam zamanında, dünyayı hıristiyanlık kaplamıştı. İsa aleyhisselamın ruhaniyeti daha çok olduğu için, onun Eshabının ve ümmetinin haline ve zamanına, bekarlık, ruhbanlık, yalnızlık yakışırdı. Papazlar, herkese rahib olmayı, yalnız yaşamağı emrediyordu. Allah yolunda bulunabilmek ve Allahü tealaya yaklaşabilmek, ancak ruhbanlıkla, yani evlenmemekle olur sanıyorlardı.
Muhammed Mustafa, ruhi ve maddi hakikatlerin, üstünlüklerin hepsini kendinde topladığı için, Onun Eshabına ve ümmetine, yalnızlık da, çokluk da, bekarlık da, evlilik de faydalı olmaktadır. Bunlara her ikisi de ve ikisi arasındaki orta hal de yakışmaktadır. Papazlar herkese ruhbanlığı, yalnız, bekar yaşamağı emrettiğinden, bunu önlemek için Peygamberimiz, Eshabının, bekar yaşamasını yasak etti. "İslamiyette ruhbanlık yoktur" buyurdu. Bir hadis-i şerifte de, "Nikah yapmak, benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmıyan kimse, benden değildir" buyurdu. Daha nice hadis-i şerifler, zihinlerdeki yanlış fikirleri kaldırdı. Allahü tealanın yolunda, yalnız ruhbanlıkla gidilebilir düşüncesini gönüllerden çıkardı. Eshab-ı kiramın ve Tabiinin ve Tebe-i tabiinin zamanı olan ikiyüz sene içinde yaşıyanlar, bu hadis-i şeriflerin, papazların bozuk sözlerini çürütmek için söylendiğini biliyorlardı.
Bu zaman geçince, insanın haline göre, bekarlığın da, evliliğin de iyi olduğunu bildiren hadis-i şerifler meydana çıktı. Resul, "İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafifülhaz olandır" buyurdu. Hafifülhaz nedir dediklerinde, "Hanımı ve çocuğu olmıyandır" buyurdu.
Bişr-i Hafi, Bayezid-i Bistami ve Ebül-Hüseyn Nuri gibi büyük alimler bekar idi. Hicretin ikiyüz senesinden sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şereflerini, üstünlüklerini, bu hadis-i şerif haber vermektedir.
2- Eshab-ı kiram, Tabiin ve Tebe-i tabiin, en hayrlı, en iyi bir zamanda yaşadıkları için, imanları, sabırları, zühdleri ve tevekkülleri çok kuvvetli, pek kıymetli idi. "Zamanların en hayırlısı, benim asrımdır. Ondan sonra kıymetli olan, benim asrımdan sonra gelen asırdır. Daha sonra kıymetlisi, onlardan sonra gelen asrın Müslümanlarıdır. Bunlardan sonra, yalancılık yayılır. Şahit olmaları istenmediği halde, yalancı şahitlik yapılır" hadis-i şerifi, onları methetmektedir.
O büyükler, Resulullahın sohbetinde bulunmakla, Ona yakın olmakla, zühdleri, tevekkülleri ve rızaları arttığı için, evlendikleri zaman, nefsleri dinimizin beğenmediği sebeplere bağlanmaz, haram kazanmaya eğilmezdi. Sonra gelenler ise, böyle olmadı.
3- Peygamberimiz, peygamberlik nuru ile ve doğru firaseti ile biliyordu ki, İslam dinini, İslam milletini, dünyaya, Eshab-ı kiram ve Tabiin ve Tebe-i tabiin yayacaktır. İman kalesini koruyacakların ve İslam dinini yayacak olanların çoğalması için ve onlar ile dinin kuvvetlenmesi için, nikah yapmağı, yani evlenmeyi teşvik buyurdu.
Bu üç sebebden dolayı, Sahabe-i kiram ve Tabiin ve Tebe-i tabiin zamanlarında, evlenmek lâzım geliyordu. Bunlardan sonra gelenlerin ise, bekar kalması da iyi idi. Bunun içindir ki, Süfyan-ı Sevri, yukarıda yazılı hadis-i şerifi işitince, (Vallahi, bekar kalmak, şimdi helaldir) dedi. Bişr-i Hafiye sordular ki, (Niye evlenmiyorsun?). (Öyle nefsim var ki, önce, onu boşamaya uğraşıyorum. Ona başkasını nasıl ekleyebilirim?) buyurdu.
Şimdi, helal lokma bulmak azaldı. Haramdan kendini kurtarmak güçleşti. Başkasının da harama düşmesine ön ayak olmak, dine de, akla da uyar birşey değildir.
Bununla beraber, bir kimsenin şehveti azarsa, oruç tutarak, ateşini azaltmaya çalışmalıdır. Oruç ile şehvetini kıramazsa, bunun nikah etmesi, yani evlenmesi farz olur. Zulmetmek korkusu varsa, bunun evlenmesi tahrimen mekruh olur.
Açık gezen, mahrem yerlerini erkeklere teşhir eden aşağı kadınların arasına düşerek, nefslerine aldanmaktan, haram işlemekten korkanların da bir afif, temiz Müslüman kız bulup evlenmesi farz olur.
Böyle sıkışık durumda olmayan gençlerin, ilim ve ahlak edinmek için çalışması, ancak hayz ve nifas bilgilerini öğrendikten sonra evlenmesi uygun olur. Evlenme vakti gelmesi için önce,dini öğrenmek, nefsi, dine uyar hale getirmek, gönül sahibi olmak, rüştü, aklı olgunlaşmak lazımdır. Ondan sonra, sünneti yerine getirmek niyeti ile evlenir.
Edebi, hayası, ahlakı olan, dinini, imanını, İslamın şartlarını öğrenmiş, dine uyan, sokakta İslamiyetin emrettiği gibi örtünen bir kızla nikahlanır. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır. Malı çok, güzelliği çok olanı aramamalıdır. Mal için, güzellik için, iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır.
Günümüz şartlarında, haramdan korunmak hemen hemen imkansız hale geldiğinden ev geçindirecek kadar geliri olan gencin hemen evlenmesi şart haline gelmiştir.
Nikahdan önce kızı görmek sünnettir ve iyi geçinmeyi sağlar. Saliha, iyi huylu, çocuğu olan ve asil aile kızı aramalıdır. Dört kadından kaçınmalı demişlerdir:
1 -Dul olup, eski kocası yanında rahat yaşamıştır. O rahat günleri hatırladıkca, ah, of çekmektedir.
2 -Malı ile, mevkii ile, babası ile öğünüp, başa kakanı almamalı.
3 -Kocasının malını, kendi akrabasına, tanıdıklarına dağıtan kızı almamalı.
4 -Kötü huy ve iffetsizlik ile adı çıkıp, kendini ve kocasını dillere düşüren kadından kaçınmalıdır. "Gübrelikte biten gülleri koklamayınız!" hadis-i şerifi, sütü bozuk, ahlaksızlarla evlenmeyi yasak etmektedir.
Buhara'da Ahmed bin Hafs isminde bir genç evlenmişti. Birinci gecesi, Kız buna, "Hayz ilmini öğrendin mi?" dedi. "Hayır" deyince, kız: "Allahü teala, Kendinizi ve emrinizde olanları ateşten koruyun! buyurdu. Cahil olan nasıl koruyabilir?" dedi. Bu söz gence hoş geldi. Hanımını Allaha emanet ederek, Merv'de onbeş sene ilim tahsil edip İmam-ı Muhammed'den de ders aldı. Altı senede de bunları ezberledi. Âlim olarak, zevcesinin yanına döndü. Hocası, buna Ebu Hafs-i Kebir ismini koydu.
Nikahlanmak istiyen, birkaç defa istihare etmeli. Hak tealaya sığınmalı. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için, yalvarmalıdır.
Hz. Abdullah İbn Mes'ud: "Ömrümden on gün kalsa bile, Cenab-ı Hakk'ın huzuruna bekar çıkmamak için yeniden evlenmek isterdim", demiştir.
Beşir İbn Haris, "Evlenmek sünnettir, bu sünneti niçin terkettin?" denilince, "Farz ile meşgul olduğum için" diye cevap vermişti. Öldükten sonra dostlarından biri onu rüyada gördü ve "Rabbin sana nasıl muamele etti?" diye sordu. "Rabbim beni Cennet'ine soktu. Fakat, evli olan ulular derecesine yükselemedim", dedi.
Süfyan bin Uyeyne: "Çok kadınla evlenmek dünyadan değildir. Çünkü, Hz. Ali, Ashab-ı kiramın en zahidi olduğu halde dört hanımı vardı" demiştir.
Hz. Ebu Bekir : "Her şehvet kalbi karartır, ancak, ailesi ile olan beraberlik kalbi safileştirir", buyurmuştur.
8 Mart pazar gününü pazartesi gününe bağlayan gece Mevlid Kandili'dir. Mevlid Kandili Sevgili Peygamberimiz Hz. MUHAMMED Mustafa (s.a.s.)'in doğduğu gecedir. Bu mutlu zaman dilimi, hepimiz için bir bayram gecesidir. Ortaçağın insanlık üzerine çökmüş kâbusu, içleri karartan bulutları, bu gece dağılıp yok olmuş, karanlıklar parça*lanarak, yerlerini bu gece aydınlığa terketmiştir.
Sevgili Peygamberimiz, insanların en cesuru, en doğru sözlüsüdür. En vefalısı, en yumuşak huylusu ve en geçimlisidir. O'nu ilk defa gören heybetinden titrer, birlikte yaşayan gönülden severdi. Zayıfı korur, öksüzü himaye ederdi. Aç olanı doyurur, açığı giydirirdi. İnsan hayatına ve insan haklarına çok değer verirdi. Sağlığını titizlikle korurdu. Sağlığın, insanlara Yüce ALLAH'ın bağışladığı en büyük nimetlerden biri olduğunu söylerdi. Temizdi, temiz olanı yer, temiz olanı giyerdi. Temizliği ve temiz olanları çok severdi. Sözünde dururdu. Yalan söylediğini, va'dini çiğnediğini duyan ve gören olmadı. Üstün başarıları O'nu değiştirmez, üzüntüleri doğru yoldan çeviremezdi. Bağışlayıcı idi. İşkencenin her çeşidini kendisine ve sevgili arkadaşlarına acımasızca reva görenler bile, O'nun bağışlamasına erebilmişti. Uhut'da, o unutulmaz günde mübarek yüzünden kanlar akarken dahi, kimseye beddua etmeyi düşünmedi. Bunu yap*masını isteyenleri;
"Lanetçi olarak değil, rahmet için gönderildim." diye cevapladı. Ve hemen Yüce ALLAH'a yönelerek saldırganlar hakkında: "ALLAH'ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onlara hakikati göster." diye dua etti.
Mevlid Kandilleri, Hz. Peygamber'e olan sevgi*mizin pekiştirileceği, bu anlayış ve inançla birbirimize karşı olan kardeşlik duygularının güç kazanacağı geceler ve mevsimlerdir. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyorlar.
"Sizden hiç biriniz beni babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz."
ALLAH Rasûlü'nün bu uyarısı üzerinde durmak gerekir. Bundan, O'nu çok sevmemize ihtiyacı bulunduğu sonucunu çıkarmak, şüphesiz yanlış olur. Hayatını incelediğimiz zaman görüyoruz ki, O'nun bu uyarısı, bizim mutluluğumuzun, kendisini çok sevmemize bağlı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. O, çok sevilecek ki, sevgilerin en yücesine, ALLAH sevgisine erişilebilsin. O, çok sevilmedikçe örnek kişiliğinden yararlanmak mümkün olmayacak, dolayısıyla en yüce sevgiye ulaşmak da imkansızlaşacaktır. Nitekim Yüce ALLAH Kur'an-ı Kerim'inde: "Rasûlüm de ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın ." buyurmamış mıdır?
Şu halde ALLAH sevgisine ve hoşnutluğuna giden yol, ALLAH Rasûlü'nün sevgisinden geçecektir. Bu sevgi de sözde kalmayacak, O'nun güzel ahlâkı benimsenecek, bu sevgiye aykırı olan davranışlardan sakınılacaktır. Yalan söylenmeyecek, hile yapılmayacak, kimsenin ırzına, namusuna, malına ve canına göz dikilmeyecektir. İhtikar ve karaborsacılık yapılmayacaktır. Piyasaya hileli mal sürülmeyecektir. Özellikle ihracat yapanlarımız, yabancılara karşı millî itibarımıza gölge düşürecek hilelerden ve hatta dikkatsizliklerden sakınacaklardır. Eksik ölçü ve tartıdan sakınılacaktır. Boğazımızdan geçen lokmaların helali ve haramı mutlaka ayıklanacaktır.
İsraftan sakınılacak, milletin malı kullanılırken ona zarar verilmeyecektir. Birbirimizin kusurları araştırılmayacak, dedikodu yapılmayacak, gıybet edilmeyecektir. İftira yoluna hiçbir zaman başvurulmayacaktır. Düşünce ve kanaatlerinden dolayı kimse kınanmayacak, bütün davranışlarımıza İslâm'ın telkin ettiği hoşgörü anlayışı hakim olacaktır. Devletimize, milletimize, komşularımıza, aile fertlerimize ve kendi kişiliğimize karşı olan görevlerimiz kusursuz bir şekilde yerine getirilecektir. Yoksulların hakkı olan zekat ve sadakalarımızı ve kamu hakkı olan vergilerimizi ödeyeceğiz. Unutulmamalıdır ki, bütün bunlar ve daha niceleri namazımız, orucumuz, haccı-mız gibi Yüce ALLAH'a ve O'nun Rasûlüne olan sevgimizin, "Müslümanlık, güzel ahlâktır" prensibinin gerekleridir. Seven, sevgisinin gereklerini yerine getirmek zorundadır.
"Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet,
Yâ Rab! Mahşerde bizi bu ikrar ile haşret." diyen şair ne güzel söylemiştir.
Binlerce salat ve selâm, doğuşu ile kandiller gibi gönül dünyamızı aydınlatan sevgili Peygamberimize olsun...
Kurtulmuş, 29 Mart Yerel Seçimleri öncesinde iktidar ve ana muhalefet partisi liderlerinin meydanlarda oyun oynadığını belirtti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, "Bizim boş laflarla, anlamsız polemiklerle işimiz olmaz. Bizim amacımız bu milletin yüzünü yeniden güldürmek, bu ülkeyi yeniden ayağa kaldırmaktır" dedi.
Partisince Samsun Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen mitingde konuşan Kurtulmuş, 29 Mart Yerel Seçimleri öncesinde iktidar ve ana muhalefet partisi liderlerinin meydanlarda oyun oynadığını ileri sürdü.
"Her gün birbirlerine mahalle çocuğu üslubuyla ağza alınmayacak sözlerle hakaret ediyorlar, böbürleniyorlar" diyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Birbirlerine karşı fevkalade, yakışıksız sözlerle sataşıyorlar. Ortada bir oyun oynanıyor. Sanki sadece iki partiden oluşan bir seçimle karşı karşıyayız. Birinin kara dediğine diğerinin ak, diğerinin ak dediğine, diğeri kara diyor. Memleketi bir gerilimin, bir kutuplaşmanın, bir çatışmanın içine sokuyorlar. Aslında siyaset adına bu memleketin önünde ifşa ettikleri, oynadıkları oyun, hani eskiden bir söz vardı ya sanki hisseli harikalar kumpanyası. Her gün tiyatro oynar gibi milletin önünde oyun oynuyorlar"
"ÜLKEYİ YENİDEN AYAĞA KALDIRMAK"
Kendi üsluplarının çatışma ve milleti bölmek, milleti kamplaştırmak olmadığını da belirten Kurtulmuş, "Bizim üslubumuz doğru bildiğimizi söylemek, yol göstermek, ufuk açmak, yapıcı bir şekilde muhalefet etmektir. Onun için onlar bildiklerini yapsınlar, istedikleri kadar ağız dalaşıyla uğraşsınlar, karşılıklı olarak danışıklı dövüş içinde olsunlar" diye konuştu.
Kendilerinin çatışmanın tarafı olmayacaklarını ifade eden Kurtulmuş, "Buraya, işsizliği, yoksuluğu, yolsuzluğu, işçinin, memurun, sanayicinin durumunu tartışmaya, konuşmaya geldik. Biz insanın, emeğin, ekmeğin ne demek olduğunu konuşmaya geldik. Bizim boş laflarla, anlamsız polemiklerle işimiz olmaz. Bizim amacımız bu milletin yüzünü yeniden güldürmek, bu ülkeyi yeniden ayağa kaldırmaktır" dedi.
AKP'nin ekonomik programını da eleştiren Kurtulmuş, uygulanan ekonomik programların geniş kesimleri mağdur ettiğini öne sürdü.
Konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı da eleştiren Numan Kurtulmuş, "Değişim var dedi, suya düştü. Nerede kaldı değişim. Nerede kaldı yenilik. Çok doğru söylüyorsun. Bir tek şey değişti. Bunlara millet "Değiştirin" dedi. Bunlar da kendilerini değiştirmeyi, değişim zannettiler" görüşünü dile getirdi.
Kurtulmuş, iktidar ile ana muhalefet partisi arasındaki tartışmalardaki üslubu da eleştirerek, "Çatışmayı görüyorsunuz. Ana muhalefet bir şey söylüyor, iktidar bir şey söylüyor. Kavga, çatışma, kayıkçı kavgası, horoz dövüşü. Hiç muhtevası olmayan tartışmalar. Ancak biz bu filmi çok gördük" şeklinde konuştu.
İŞSİZ SAYISI
Türkiye'de son dönemde işsiz sayısın hızla artığını belirten Kurtulmuş, temmuz ayından bu yana 1 milyon 154 bin kişinin işsiz kaldığını ifade etti.
Esnafın, işçinin, memurun alım gücünün azaldığını, emeklinin zor günler yaşadığını da ifade eden Kurtulmuş, işsizliğe çare bulunmadığını söyledi.
Ülkenin ve belediyelerin büyük borç yükü altında olduğunu öne süren Kurtulmuş, "Devlet borçlu, belediler borçlu, vatandaş borçlu. İşte onun için hisseli harikalar kumpanyası yapıyorlar" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın herkesin Saadet Partisine gider korkusuyla seçim öncesi IMF ile anlaşmadığını öne süren Numan Kurtulmuş, "IMF ile anlaşmayı korkarız ki seçim sonrasına bırakmaya çalışıyorlar. Açık söylüyorum. Bir daha bu memleketi IMF kapısında diz çöker hale getirirseniz iki elimiz de yakanızda olacaktır" dedi.
İşsizliğin ve yoksulluğun artması sonucu birçok kişinin mağdur olduğunu ve yardıma muhtaç hale geldiğini belirten Kurtulmuş, yapılan yardımların gizli olması gerektiğini vurguladı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Kurtulmuş "Sadaka dağıtmak bizim kültürümüzde var. Ama sadakayı gösterişle veremezsiniz. Devletin görevi, vatandaşına sadaka dağıtmak değil, vatandaşını sadaka dağıtır hale getirmektir" dedi.
YARDIMLAR
Dağıtılan yardımların seçim öncesinde ve "şov" halinde yapıldığını iddia eden Numan Kurtulmuş, bunun üzücü olduğunu söyledi.
Sosyal devlet olmanın gereğinin yardım dağıtmak olmadığını, yoksul ve dar gelirli kesimlere rahatlık sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektirdiğini belirten Kurtulmuş, "Sosyal devlet, vatandaşına kömür dağıtan değildir. Sosyal devlet asgari ücretliden vergi almayan devletir" dedi.
Kurtulmuş, kongreden bu yana Saadet Partisinin ortaya koyduğu performansın geniş kesimler tarafından takdir edildiğini de belirterek, "Saadet Partisi milletten aldığı ruhla, milletin sahip olduğu birikimle yeniden büyük Türkiye hedefine sahip olmanın adıdır. Onun için işte buradayız" diye konuştu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, konuşmasında partili belediye başkan adaylarına destek de istedi.
Yüz Yıllık
Kaza Namazınız Olsa Bile
Çaresi Var!
Aslında namazın kazasından çok edasıyla meşgul olmak gerekir. "Namazımızı her yerde, her zaman, tüm engelleri aşarak, hakkıyla nasıl kılabiliriz?" sorusuna cevap vermek için seferber olmalıyız.
Ancak geçmiş namazların kazasının kılınması iki açıdan çok önemli:
Birincisi, henüz namaz kılmayanlar, "Zaten birçok kazam var. Namaza başlasam bile onları bitirmem çok zor" düşüncesiyle bir türlü beş vakit namaza başlayamıyor.
İkincisi, namaz kılanların geçmiş kaza borçları yıllardır bitmeyince şevkleri kırılıyor, namazdaki huşu ve zevki hissedemiyorlar.
Sitemiz, geçmiş namaz borçlarınızı doğru hesaplamanız, şevkle kılmanız, kolayca ve kısa zamanda bitirebilmeniz için size rehberlik edecek.
Ayrıca kaza namazları kılarken şu hususlara dikkat ederseniz, inşallah daha kısa zamanda bitirebilirsiniz:
1. Öncelikle Rabbinize olan namaz borcunu bitirmek için şevkli ve gayretli olun. Kaza namazı borcunuz yüz yıl bile olsa ümidinizi kırmayın. Yeter ki, tövbe edip bundan sonraki namazlarınızı hassasiyetle kılın, kazalara başlayın ve zamanınızı iyi değerlendirip borçlu gitmemek için çırpının. Böylesi bir ihlâs ve gayret olursa, inşallah Rabbimizin rahmet ve mağfireti sizi kuşatacaktır. Söz gelişi, yüz yaşında namaza başlayan ve geçmişi için usûlünce tövbe ederek bir günlük eda ve bir günlük kaza kıldıktan sonra vefat eden birisi bile Rabbimizin af ve mağfiretine uğrayabilir.
2. Namazları eda ederken zaman ve imkân müsaitse uzun sureler okumak daha faziletlidir. Ancak kaza namazlarında esas olan borcumuzu en kısa zamanda ödemek olduğu için hep kısa sureler okuyabilirsiniz. Hatta tüm kazalarınızda Fatiha'dan sonra sadece Kevser ve İhlâs surelerini okumanız bile mümkündür.
3. Kaza namazlarında büyük bir hassasiyetle ve ısrarla üzerinde duracağımız husus, namazın öncelikle farzlarını ve vaciplerini yerine getirmektir. Bunun dışında, meselâ Tahiyyattan sonra Allahümme Salli ve Barik, Rabbenâ Âtina ve benzer duaları okumadan selam verebilirsiniz. Böylece kazandığınız zamanı, daha fazla kaza namazı kılmaya harcayabilirsiniz.
4. Eski çağlarda namaza büyük önem verilir, kazaya bırakmamak için her şey yapılırdı. Bununla birlikte elde olmayan sebepler yüzünden yılda veya ömürde birkaç kez namaz kazaya kalmışsa, büyük üzüntü duyulur, gözyaşıyla tövbe edilir, kazası kılınırken de sanki eda kılıyormuş gibi ezan okunur, kaamet getirilir, kaçırılan sevabı elde edebilmek için sünnet ve âdâba dair en küçük ayrıntılara bile dikkat edilirdi. Fakat siz yıllarca sürecek kaza namazlarını daha kısa sürede kılabilmek için ezan ve kaameti de terk edebilirsiniz.
5. Bilhassa namazlardan sonraki dualarınızda, "Allah'ım, hukukullahı ve hukuk-u ibadı hakkıyla ifa etmeden canımı alma. Ölmeden önce kaza namazlarımı tamamlamayı nasip et" diye dua edin. İnşallah Rabbim bu duayı kabul eder, Allah'a ve kullara ait hakları yerine getirme fırsatı verir. Dua tamamen kabul olmasa bile, sizin samimiyetinizi gösteren bir belgedir. İnşallah Rabbimiz hesap gününde, "Bu kulumun ömrü olsaydı kılıp bitirecekti" diyerek rahmet ve mağfiretle muamele eder.
6. Yıllardır namaz kılmadığınız için hem namazın sevabından mahrum oldunuz, hem de günah kazandınız. Peygamberimiz (a.s.m.), günahlardan kurtulmanın çaresini gösterirken, salih amelleri arttırma tavsiyesinde bulunmuştur. Siz de, madem ki geçmişi kazaya, bugünü edaya başladınız; namazlarınızı hakkıyla ve huşu içinde kılmaya, namazı başkalarına anlatıp teşvik etmeye çalışın. Bir iyiliğe vesile olan onu yapmış gibi sevap aldığına göre, namaza başlamasına vesile olduğunuz kişilerden dolayı siz de namaz sevabı alacaksınız.
7. Geçmiş günahlarınıza kefaret olması için namazla birlikte diğer salih amellere de büyük özen gösterin. Meselâ, yerine getirme şartlarını taşıyorsanız, oruç, zekât, hac gibi farzlara sarılın, dinî hizmetlere omuz verin, sadaka ve benzeri hayır hizmetlerine koşun. Ta ki, bu iyilikler geçmişteki ihmalinizi telâfi etsin.
Bu tavsiyelerimize uyarak, kaza namazlarınızı daha kısa zamanda bitirmeniz ve şevkle kılmanız mümkündür. Söz gelişi, her namazdan sonra aynı vaktin bir kazasını kılıyorsanız, iki veya üç kılabilirsiniz. Maksadımız, kaza namazlarını baştan savma kılmak değildir. Namaz için gerekli olan bütün şartları ve huşuu elbette ihmal etmeyeceksiniz; sadece en kısa zamanda farz borcundan kurtulmak için zaman kazanmış olacaksınız.
Karizmatik demek öyle kabadayılık demek değildir..Karizmatik insan; lafını bilen, fazla geveze olmayan, söz sahibi, cesaretli,iş yapabilen becerikli ve dirayetli demektir..Bu vasıflar var ise karizmatik sayılır..Yoksa soğan erkeğidir..
Saadet-TürkiyeBuluşmaları çerçevesinde şu ana kadar 38 ilde program yapan SaadetPartisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 41 ilde de mitinggerçekleştirecek. Kurtulmuş, Saadet mitinglerinin startını 1 Mart-Pazargünü Kocaeli'nden verecek. Seçimler yaklaştıkça tempoyu en yüksekseviyeye çıkaran Saadet Partisi 29 Mart'a kadar 81 ilin tamamında seçimprogramı yapacak.
38 İLDE SAADET TÜRKİYE BULUŞMASI
29 Mart yerel seçimlerine en iddialı şekilde hazırlanan Saadet Partisi,seçim temposunu giderek yükseltiyor. 26 Ekim kongresinden hemen sonraseçim çalışmalarına başlayan Saadet Partisi Genel Başkanı NumanKurtulmuş, şu ana kadar 38 ile gitti. Saadet Türkiye Buluşmaları adıverilen programlarda, kapalı salon toplantılarının yanı sıra, illerinkanaat önderleri, sivil toplum kuruluşu yöneticileri, iş adamları vemedya temsilcileri ile toplantılar yaptı. Bölgenin sorunlarınıdinleyerek, Saadet Partisi'nin çözüm önerilerini paylaştı.
41 İLDE MİTİNG YAPACAK
Saadet Partisi miting programlarına ise Kocaeli mitingi ile startverecek. Genel Başkan Numan Kurtulmuş 1 Mart 2009-Pazar günü, saat13.00'de Perşembe Pazarı Meydanı'nda Kocaelililerle buluşacak. SaadetPartisi'nin İstanbul Mitingi 22 Mart Pazar, Konya mitingi ise 27 MartCuma günü gerçekleştirilecek.
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'un önemli bazı mitingleri ve tarihleri şu şekilde:
1 Mart 2009 Pazar KOCAELİ
6 Mart 2009 Cuma SAMSUN VE ÜNYE
7 Mart 2009 Cumartesi BURSA VE KÜTAHYA
8 Mart 2009 Pazar ADANA
13 Mart 2009 Cuma VAN VE AĞRI
14 Mart 2009 Cumartesi ANKARA VE İZMİR
15 Mart 2009 Pazar DİYARBAKIR VE BİNGÖL
17 Mart 2009 Salı MUŞ VE BİTLİS
18 Mart 2009 Çarşamba ADIYAMAN VE KAHRAMANMARAŞ
20 Mart 2009 Cuma TOKAT VE SİVAS
21 Mart 2009 Cumartesi ERZURUM, TRABZON VE BAYBURT
22 Mart 2009 Pazar İSTANBUL
24 Mart 2009 Salı GAZİANTEP, ŞANLIURFA VE HATAY
25 Mart 2009 Çarşamba SAKARYA VE DÜZCE
26 Mart 2009 Perşembe KIRIKKALE, ÇORUM VE KIRŞEHİR
27 Mart 2009 Cuma KONYA VE AKSARAY
28 Mart 2009 Cumartesi ELAZIĞ VE MALATYA
Bakınız; Sayın Başbakanımız "Onlar Sivas'dan öteye gidemezler!" sözüne karşılık Numan Bey Doğuya gidiyor mu gitmiyor mu?..Mitingler bu çerçevede gerçekleşecek...Tarihi geçmiş olanlarda mitingler yapılmıştır..
kutSaL
Git Namaz kıL Oruç Tut Hacca qit Zekat Ver qez DoLan DoLaş Ne yapıyorsan Yap Birdaha Bu Sayfaya qiRme !
Sana ne oliy evlat..Bu ne hal böyle!..Sebebini anlayamadık..Kötü mü konuştuk O dediklerini sen yapıyor musun?..Anladım senin karnının ağrısını..Burada geyik muhabbetleri yaparak zaman öldürüyordunuz..Tabii ki haliyle bu havayı bozduk...
Karşında ki kişi güngörmüş birisidir..Öyle kovarcasına bize de sitem etme.Tamam senden çok korktum..Çekiliyorum bu forum alanından..
Allah'aısmarladık..Sürç-i lisan ettikse af oluna!..
İyi geyik muhabbetler.
Zaman bir hazinedir..Onu iyi muhafaza eden kazanır..Etmeyen çok şey kaybeder.Elinden kaçırırsan daha da onu hiçbir zaman bulamazsın, vesselam..