Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Mekanları cennet olsun.Allah rahmet eylesin.
    Hani açılım kaçılım olmuşdu ne oldu..Yazıklar olsun.PKK hiç rahat durur mu?
    Tuzukuruların asker evlatları nerede askerlik yapıyor? Hep şehit olan gariban ailelerin evlatları..
#27.11.2009 15:46 0 0 0
  • ESSELAMU ALEYKÜM MUHTEREM KARDEŞLERİM..Mübarek Kurban Bayramınızı en içden duygularla kutlar, nice bayramlara kavuşmanızı Yüce Rabbim'den dilerim...
    Dünyanın bir çok yerlerinde sıcak ve soğuk savaşlarda mücadele eden bütün müslüman kardeşlerimizin bu bayramı vesile ederek, onların da huzur ve rahatlıklar içinde kutlamalarını can-ı gönülden arz ederim..Bilindiği gibi;Irak'da, Filistin'de, Afganistan'da, Eritre'de,Somali'de ve diğer İslam ülkelerinde kanları ve canları,kâfirler tarafından telef olunurken, bizim burada sevinç ve neşeli bir şekilde bayramımızı kutlamaktayız..Acilen onların refaha kavuşmaları için iki rekat nafile namazı kılıp dua edelim ve kurtuluşa ermeleri için Rabbimizden niyaz edelim İnşaALLAH...

    Cenab-ı Hak,yapacağınız hayır ve ibadetlerinizi şimdiden Dergah-ı İzzet'in de kabul ve karin eylesin (Amin)
    Rabbim cümle müslümanların yar ve yardımcısı olsun...
    Selamün aleyküm..
#26.11.2009 07:25 0 0 0
  • Arkadaşlar; Atatürk'ü irdelemeye kalksak çok sırlar meydana çıkacaktır..Bir kaç soru sorayım bakalım ne cevap vereceksiniz..

    Atatürk'ün babannesi, anneannesi dedeleri kimlerdir.Mezarları nerededir.Dayıları veya amcaları kimlerdir?.Teyzeleri veya halaları var mıdır?.
    Bu soruları kim cevaplandıracaktır.
    Öyle ya; bir kimsenin şeceresi olur.Atatürk'ün şeceresini irdelemek herkesin hakkıdır..
    Soyu sopu nedir bilinmesi gerekir.
    Peygamber efendimizin soyu kesin olarak bellidir..Pak-ı seceresi her zaman anlatılmıştır.
#26.11.2009 06:45 0 0 0
  • ozgurluk_5643
    Sevgili Terrakiperver bana Hz.Peygamber ve Dört halife döneminden sonra şeriatı gerçek anlamda uygulayan bir örnek verebilir misin ?



    Muhterem kardeşim.Benim bildiğim kadarıyla Osmanlı gerçek anlamda Şeriat'ı yaşıyordu...Osmanlı da aile, toplum, asayiş,nizam ve intizam hak ve adalet vardı.Sonradan 1700'lü yıllardan sonra Batı'ya yönelme hareketlerini gerçekleştirmeye başlayınca bu Şeriat çizgisinden kopmaya başlamışlardır.
    Bu konu çok uzun sürer.Biraz araştırmanızı öneririm..
#26.11.2009 06:35 0 0 0
  • Evet; bakıyorum da sol zihniyetli arkadaşlardan eleştiri aldım.Kendilerine çok teşekkür ederim.


    Sosyalizm ve Komünizmi aynı kefeye koysak eşit gelirler.Bu rejimler sadece İslam'a karşı alternatif göstermek için uydurulmuş sistemlerdir.Bunlarda hak ve adalet muammadır..Şimdi sıkı durun bakalım

    Bir kere; siyonizmi ele alalım.Ve de şöyle bir misal getirelim.Siyonizm bir timsaha benzer.Bu timsahın 4 tane dişi vardır.Bu dişler;
    1- Sosyalizm
    2- Komünizm
    3-Kapitalizm
    4- Emperyalizm.(Kültür Emperyalizmi en kötülerindendir).
    Timsahın bu 4 dişinden bir veya ikisini çıkarıp atsanız, geriye kalan 2 dişi ile yine sizi yiyip yutabilir.En önemlisi olan onun başı Siyonizmi kesip kafasını koparıp atmaktır.Böylelikle timsahın sizi yemesinden kurtulmuş olursunuz.
    Şimdi bu saydığım 4 diş misali Yahudi keferesinin uydurduğu ve kendiisininde bundan asla vazgeçmediği bir sistemdir.Bu sistem yeryüzünden tamamen silinmediği müddetçe asla yeryüzünde müslümanlar rahat yüzü göremeyecektir.
    Sosyalizm ve komünizm bala benzetilen fakat yenildiğinde insanı zehirleyip öldüren yiyeceğe benzer.Siz ise bu zehirli yiyeceği yiyip ruhen ölmüş oluyorsunuz.İzmler İslam'a alternatif olamazlar..
    Din ayrı siyaset ayrı diyenlere bir çift sözüm vardır..Siyaset ayrı politika ayrıdır.Şahsiyetli siyaset sosyalizmde bulunmaz.Çünkü şahısları ulvi bir ruha sahip değillerdir.
    Hem müslümanım deyip solculuğuda elinden bırakmayanlar gafil müslümanlardır.Müslüman saf, arı ve duru olur.Peygamberimiz ne sağcı ne de solcudur.Bu solcu ve sağcı kavramını yahudi misyonerler uydurmuşlardır.
    Eskiye dönersek; Lenin, Mao, Stalin, Musollini gibi kefereler sosyalist veya komunist idiler.Yönettikleri dönemlerde milyonlarca müslümanları katletmişler bir çoğunu da Sibirya'ya sürgün edilmiştir.Sebebi ise ya ateist olmasını ya da kendi rejimini desteklesinler diye bunca masum insanları hiç acımadan korkunç işkencelerle şehit etmişlerdir.


    Şimdi soruyorum.Bunları mı destekleyeceğiz de huzura rahata kavuşacağız...

    Bu mesajımdan sonra bana kalkıp da mırın kırın etmeyin.
    Ya müslüman gibi düşünün ya da...

    Koca kafalı değil, hoca kafalı olun ki dininizi iyi anlamış ve bilmiş olursunuz..
    Gericilik ve yobazlıkla bizim işimiz olmaz.

    İslamı dar kalıplara sığdırmayın.Ona at gözlüğü ile bakmayın.Kim din ile uğraşırsa mavf olur helak olur.
    İslam'a karşı değiliz diyorsunuz ama Şeriata karşıyız demeniz ayrıcalık mı?.
    İslam ve Şeriat aynıdır.Korkudan İslam yerine Şeriat'a karşıyız diyeceksiniz değil mi?.
    Sizin bildiğiniz o şeriat İran'da uygulanan Şii şeriatı değildir..
    Ehli Sünnete, hadislere, Kur'an'a uyan şeriattır.İşte size Kur'an'dan deliller..


    AHZAB SURESİ; AYET:36. "Ve bir mümin ve bir mümine için sahîh değildir ki, Allah ve Resulü bir işe hükmettiği vakit onlar için kendi işlerinden dolayı o ilâhî hükme karşı bir seçme hakkı olsun. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine isyan ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.

    CASİYE SURESİ;AYET:18. Sonra seni din konusunda bir Şeriat üzerine memur kıldık. Artık sen ona tâbi ol, cahillerin isteklerine sakın uyma!..

    Şimdi nasıl anladınız mı, neyin ne olduğunu?..
#26.11.2009 01:01 0 0 0
  • FreddyKrueger kardeşim benim

    Müslüman; solcu, sağcı, liberal,milliyetçi ülkücü laik, olmaz.Sade ve tek ümmet olur.

    Deniz Gezmiş zamanını az çok biliyorum.Benim yaşım o zamanlar 15-16 yaşlarıydı.Ne yaptıklarını da gördük.
    Solcuların bir sloganı vardı:
    "İş ekmek hürriyet; sömürüye nihayet!."
    "Patron ağa düzenine son!.."

    Gibi meşhur siloganları vardı.Ne zaman ki bir dindar veya ülkücü kimse görseler adamakıllı döverlerdi.Bu mudur demokrasi özgürlük anlayışı.Zenginlere karşı cephe alırlardı fakat kendilerinin rantı yine zenginlerdendi.
    12 eylül öncesi; bir bakkal, manav, fırın ne varsa hiç para vermeden zorla ve silahlı tehditle bir şeyler alıp kendilerini besliyorlardı Bunları ben gözümle gördüm.Sözde Dev-sol, Dev -Yol, Dev- Genç idi.Ortalıkta bunların yüzünden asayiş yoktu..
    Bana solcuları meth etmeyin.Uğrunda bir çok genç öldü ve öldürtüldü.Camiilere monotol kokteyli bombalar attıklarını hiç unutmuyorum...Onların yüzünden liseyi zor bitirip okumayı bırakmak zorunda kaldım...Daha sonra da askere gittim.12 Eylül 1980 ihtilalinde 'de ben askerdim..

    Şimdi kalkmışsın demokrasi ve özgürlükten dem vuruyorsun.Sol kafayla ne özgürlük gelir ne de demokrasi.
    Mecliste sol zihniyetli CHP var o da demakrasi diyor ama belediyeleri malı amuduyla götürüyorlar.

    Gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz.Getireceğiniz demokrasi halk için değil, başa getireceğiniz liderlerin çıkarına olur.Hem liderleriniz sizi çok çabuk unutur.Siz de avucunuzu yalarsınız...Bütün mücadelenizde boşa gitmiş olur.Yazık etmiş olursunuz kendinize..

    Eski solcuları bulursan onlara sor bakalım ne yapmışlar?.Eski solculardan maksat benim yaştaki olanlardır.Yaşımı da ğren.Yaşm 50'dir..Haybeden kendini de oyalayıp kandırma, bu sevdadan vazgeç!...Sizin getireceğiniz demokrasi ve özgürlük İslam'dan üstün mü?.İslam; hak, adalet, özgürlük, hidayet eşitlik hoşgörü dinidir..Solcu zihniyetinde özgürlük anlayışı aslında başıboşluktur.Yani hiçbir sorumluluk üzerine almaz.ne yaparsam ne çalıp çırparsam benim kârımdır hesabıdır.Günah sevap kavramı hiç olmaz...Çünkü sol zihniyette din söz konusu değildir.Bunun adına da "Sosyalizm" denir.Bu memlekette demokrasi, özgürlük filan gelmez.İş menfaate gelindiğinde hepsi toz duman olup gider..

    Kusuruma bakma biraz uslübum sert oldu.Çünkü bıktım artık sol zihniyetlilerle mücadele etmekten.Onlara Hak islam yolunu anlatmaya çalııyorum.Anlamıyorlar veya anlamak istemiyorlar..Aslında Ateist olan, kendisini gizleyen solcuları da bliyorum..Bu yüzden hiç bir tartışmaya girmek istemiyorum..

    Ben ise tek kelime ile;"Yasasın İslam!." diyorum ..Hepsi o kadar...
#25.11.2009 13:15 0 0 0
#25.11.2009 12:15 0 0 0
  • İstanbul Türkçesine göre metin örnekleri

    1790 dolayında yazılan bir yemek kitabından alınan aşağıdaki bölüm, Osmanlıca'nın nisbeten sade bir örneğidir:

    "Türkîde turunc dediğimiz mîveye Farisî'de narenc denir. Portakal derler, İstanbul'da şekerden leziz zuhur etmeye başladı. Hatta nev-zuhur Frenk hekimleri 'Asitane sahil-i bahr ve ahalisi et'ime-i mütenevvia ile aluf ve fesad-ı dem hasebiyle iskorpit illetine mübtelalardır. Elbet beher yevm bir dane portakal ekli lazımdır ve vacibdir.' Maa-haza kendüleri illet-i müstekreh-i frengîden muallel olup bahusus oldukları arzda portakalı ancak kibarı görebildiğinden Asitane'de kesreti kendülerini hayran eylediğinden hezeyan-ı gûna-gûn ederler. Maa-haza alil-ül mizac olan ihvana muzır olmak melhuzdur."

    Dönemin konuşma Türkçesinin sesini, klasik Osmanlı eğitimi almış yazarların metinlerinde tanımak çok güçtür. Buna karşılık Osmanlı eğitimi almamış bir İstanbullu Ermeniye ait olan aşağıdaki metinde, günümüz Türkçesinden hemen hemen farksız bir sokak diliyle karşılaşırız. 1736 yılında İran sefaret heyetine müzisyen olarak katılan Tamburi Artin Efendi'nin seyahatnamesi, Ermeni harfleriyle Türkçe olarak kaleme alınmıştır.

    "Yezd ile Kerman arasında kum deryası dedikleri vardır ki inceliği ve beyazlığı saat kumu gibidir ve bir köyleri vardır ki yolcular konar. Damlara ve sokaklara bir adam nazar etse gûya kar yağmış sanır. Yol üzerinde bir buçuk, iki saat çekecek kadar yerde kule gibi miller yapılıdır ki karşına tutar da öyle gidersin. Eğer o milleri sağına veya soluna alır isen, yolu şaşırırsın ve birer ikişer minare derinliğinde kum ile dolmuş hendekler vardır ki hiç belli değil. Atın ayağı eğer oralara basacak olursa kurtulmak muhaldır. Çabalandıkça batar gider.


    wikipeda.org
#25.11.2009 12:14 0 0 0
  • İstanbul Türkçesi


    1. İstanbul, eskiden İstanbul'du. artık bir türkiye özeti, tası tarağı toplayanın kapağı attığı bir şehir oldu. bir zamanlar, istanbul beyefendisi vardı, istanbul türkçesi vardı, istanbul kültürü vardı; bir toplama kampı olarak değil, bir şehir olarak istanbul vardı.

    İstanbul türkçesi iki arada kalarak ayrıldı aramızdan:

    1 - anadolu'dan gelen tüm ağız ve şivelerin birbirine karışmasıyla. siirt'te ikamet eden vatandaşımız kendi şivesi ile siirt'te konuşurdu. trabzon'daki trabzon'da konuşurdu. istanbul'da komşu oldular, iki ağız karıştı birbirine. ikisinin karışımı da, istanbul türkçesine karıştı.

    2 - Yabancı dil konuşmak herkesin harcı değildi. yabancı dil bilenler türkçe'yi çok iyi öğrendikten sonra öğrenirlerdi merak ettikleri yabancı dili. zamanla herkes öğrenmeye başladı başta ingilizce olmak üzere çeşitli yabancı dilleri. türkçe'yi tam olarak kavrayamamış insanlar ingilizce öğrenmeye çalışınca birbirine karıştırdılar ikisini. ve kimi zaman "ben ingilizce biliyorum" havası için, kimi zaman da aceleyle konuşurken türkçesini bilmediği kelimenin yerine ingilizce kelime kullanmak istediği için iki ayrı dili birbirine karıştırmaya başlayanlar türedi.

    Birinci madde sadece istanbul türkçesi'ne zarar verdi, diğeri ise türkçe'ye kökünden zarar verdi.

    Türkçesini bilmediği için araya ingilizce kelimeler sokuşturanlar, bir yabancı dil öğrenmeden önce kendi dillerini çok iyi öğrenmeleri gerektiğini bilmeyenlerdi. fakat inatla bu şekilde davranmaya devam ettiler. çevrelerindeki ingilizce bilmeyen insanlara karşı bu bir nevi üstünlük belirtisiydi onlar için. "siz bilmiyorsunuz ama ben bu konunun ingilizcesini bile biliyorum" görüntüsü sunuyorlardı kendilerince. karşıdaki de durumu tam olarak kavrayamadığı için bu şekilde konuşanı kültürlü, bilgili sanıyordu. oysa bu şekilde konuşan bir cahil karakter, aynı konuyu bir ingilize anlatmaya çalışsa ortada kalırdı. çünkü ne türkçesi, ne de ingilizcesi yeterliydi derdini anlatmasına. yine de katkıda bulundular istanbul türkçesinin yok edilmesine, çünkü bilmeyenler de onlardan duydukları kelimeleri kullanmaya başladılar kendi çevrelerinde. tıpkı bir zamanlar oluşan fransızca kompleksi gibi ingilizce kompleksi türedi ve türkçesi varken ingilizce kelimeler kullanmak moda oluverdi.

    İki dili bir araya getirerek ortak bir tarzancayla konuşmak yeterince zarar verdiği halde, anadolu'dan ve diğer şehirlerden göç eden vatandaşlarımızın alıştıkları ağızla konuşmaları da bu tarzancaya eklendi.

    Bu esnada dublaj türkçesi dediğimiz bir dil de ortalıkta dolanmakta ve içten içe kemirmekteydi türkçeyi. üç kuruşluk akıllarıyla korsan filmcilik yapan, milyon dolar bütçeli filmleri iki milyona işportada satan tipler, yarım türkçe, yarım ingilizce ve bol şive karmaşası içinde altyazılar ve dublajlar hazırlayarak dikkatlerden kaçan darbeler indirdiler türkçeye.

    Bir de vj, dj ve karacahil ama sexy sunucuların konuştuğu, trendy kavramlar türedi. oha falan olanlar, öküzce bir espriden sonra deeeeermişim diye bayılanlar, yavşak yavşak konuşanlardan oluşan bu medya destekli sürünün konuşmaları pek tutuldu gençler arasında. hatta bu şekilde konuşanlar için tikky şeklinde bir sıfat bile çıktı ortaya.

    Bu esnada internet bilgi kaynağı olmaktan çıkmış, geyik muhabbeti ve porno kaynağı olmuştu. chat ortamlarındaki konuşma tarzları da yansıdı günlük hayata, bu yansıma da karıştı istanbul türkçesine.

    Sonuçta ortaya çıkan karmaşa o kadar büyük oldu ki, iki nesil birbirinin dilinden anlamaz oldu. hatta aynı yaştaki iki istanbullu bile birbirini anlamakta zorluk çekmeye başladı. istanbul türkçesi çoktan kayıplara karıştı, istanbul beyefendilerinin esamesi okunmaz oldu. eğer hala işaretlerle değil düzensiz de olsa cümlelerle anlaşabiliyorsak halimize şükretmeliyiz derim ben.

    (ALINTI)
#25.11.2009 12:09 0 0 0
  • Dediğiniz gibi, İstanbul Türkçesi hiç yok İstanbul'da.Herkes kendi doğduğu memleketin dilinin şivesine göre konuşuyor.Ben ise mümkün olduğunca İstanbul Türkçesi konuşurum.Aslen Giresunluyum fakat İstanbul-Eyüp Sultan'da doğdum..İstanbul'un eski insanlarıyla çok haşır neşir olduk.Hoş sohbetleri vardır...

    Yaşım 50'dir.. 55 seneden beri İstanbul'dayız.Annem halen sağdır.Babamız vefat edeli 15 sene oldu.(Allah rahmet eylesin)
#25.11.2009 11:49 0 0 0
  • Karanlığın,cehaletin ve zulmün en kötüsü olduğu bir zaman da büyük sıkıntılarla en büyük devrimi Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimiz yapmıştır. Zira Mekke'yi feth edince kimsenin burnu bile kanamadan bağışlanmış ve de herkesi hür bırakmştır.

    Sultan Fatih İstanbul'u feth edince hahamlara papazlara ve hıristiyan halkına dokunmamıştır.Kilise ve havralar yıkılmamıştır.

    İsteriz ki yeniden Büyük Türkiye kurulsun ilelebed tam bağımsızlığımıza kavuşalım diyoruz.Gelin görün ki içimizde ki hainler, solcular ateistler sözde laiklik çığırtkanlığı yapıp buna engel oluyorlar..
    Bu millet, asırlardır İslam'la müşerref olmuştur..Şimdi ise yüzeysel İslam olduğundan bakın ne hallere geldik.Tarihte ki şanlı yerimizi bir türlü alamıyoruz neden?...
#25.11.2009 11:28 0 0 0
#25.11.2009 11:18 0 0 0
  • İstihbaratçının 50 Altın Kuralı

    1-Konuştuğuninsanın ağzına bakma
    2-Karşıdaki konuşurken başka şeye odaklanma
    3-Aşırı ilgili görünme, aksi takdirde sana soru sorulmasına sebep olursun
    4-Yuvarlak cevaplar verme
    5-Lehçe ve gramerini bulunduğun çevreye uyarla
    6-Lehçe farkını çözemiyorsan İstanbul Türkçesi kullan
    7-Vücut dilini iyi kullan, karşıdaki kişi sözlerinden çok hareketlerine
    odaklanıyorsa otokontrolünü kullan hareketlerini sınırla
    8-Sakin ya da heyecanlı davranman gereken durumları iyi analiz et
    9-Konuşurken belli periyotlarla çevreni izle, sıra dışı olan hareketleri
    hafızana işle
    10-Bir mekandaysan her türlü uyumsuzluğu izle, lokantada yemek yemeyen ama uzun
    süredir orada oturan müşteri örneği gibi farklılıkları takip et
    11-Konuştuğun kişiden bilgi almak amacındayken kendin hakkında bilgi verme
    12-Kendinle ilgili bilgi vermen gerektiğinde maske hikayeler kullan, hikayelerin
    tutarlı olmasını göz önünde bulundur
    13-Olabildiğince az maske hikaye kullan, her maske hikaye devam ettirmen gereken
    yalandır, konu uzadıkça daha fazla yalan söylemek zorunda kalırsın
    14- Karşıdaki kişinin güvenini kazandığını düşündüğün an daha ileri gitme
    15-Bir görüşmenin en önemli anı son dakikalarıdır, yaptığın tüm iyi işleri tek
    bir sözle alt üst edebilirsin, son dakikaya kadar tutarlı davran
    16-Eğer yeniden görüşme amacında değilsen konuyu bu şekilde bağla, ikinci bir
    görüşme gereği yaratacak durumlardan kaçın
    17-Giyim tarzın büründüğün kimlik ve karakterle tezat yaratmasın
    18-Arabanda ya da çantanda daima gözlük taşı
    19-Bağlı olduğun kurumun akredite listesinde kayıtlı olmayan hiçbir telefon
    numarasını sana ulaşabilmeleri için karşıdaki insana verme
    20-Görüştüğün insana ait bir telefon numarası ya da adresi mutlak suretle öğren

    21-Karşılıklı görüşmelerde siyasi akımlar ya da uzantıları üzerine fazla
    konuşma, herkesin bildiği kadar bildiğin izlenimi bırak
    22-Yakın tarih üzerine fazla konuşma, konuyu tarihi olaylarla örnekleyerek ortak
    değerlerde uzlaşma eğilimi yarat
    23-Dini konular hakkında yeterli bilgi sahibi olduğunu gerektiğinde göster ama
    asla uç noktalara değinme. Ortak değer yargıları ve temel İslami kurallar
    çerçevesinde görüş belirt
    24-Karşındaki kişi alenen siyasi fikrini söylerse, o fikre tezat bazı örnekleri
    dile getir ve bu örnekler düzeltilirse ona katılabileceğini söyle, asla sen
    yanlışsın deme
    25-Konuşmalardaki ses tonunu ortama ve konuşulan konuya göre kontrol et, ses
    tonunun baskın rolü ikna üzerinde etkilidir
    26-Yemek davetiyse sana önerilen yemeği yeme
    27-Halka açık mekanlar da yapılan görüşmelerde asıl konuya asla girme,
    karşılıklı oturabileceğin bir mekan belirle
    28-Bir mekana girdiğinde giriş kapısının dışında alternatif bir çıkış olup
    olmadığa dikkat et
    28-Şehir dışında sakin bir noktada buluşma ayarlandıysa mekana girerken
    dışarıdaki araçların tiplerine dikkat et uyumsuzlukları ve plakaları hafızana
    işle
    29-Mekandaki kişileri hem yüz hem de fiziksel olarak incele, o kişilerden her
    biri senin için tehdit olabilir
    30-Görüşme esnasında telefonun çalarsa arayan kişiyle asla konuşman gereken şeyi
    konuşma, alakasız konulardan bahsedip görüşmeyi geçiştir
    31-Futbol konuşulduğunda mutlak suretle Fenerbahçeli ol, üzerine en fazla yorum
    yapılan takımdır
    32- Senin kullandığın araca binmesi gerektiğinde aracın ruhsatını mutlak suretle
    gözle görülmeyecek bir yerde bulundur
    33-Aracında kaset, cd ya da şahsına ait evrak ya da eşya bulundurma
    34-Aracını gerektiğinde sert kullanmaktan çekinme
    35-Trafik de sinirlenme, olağan dışı durumlarda tepkini yanındaki kişiyle paylaş

    36-Gece yemeklerinde alkol alma
    37-Alkol alman gerektiğinde kendi limitini bildiğini ve aşamayacağını kibarca
    belirt, karşıdaki kişiye ağır ağır eşlik et
    38-Yemek esnasında baş dönmesi, terleme, dil sürçmesi gibi sıra dışı
    belirtilerin olduğunda cep telefonunun alarmını zil sesine alıp 3 dakika
    sonrasına kur ve çalınca biri arıyormuş gibi davran, konuşma sonunda bir
    yakınının vefat ettiğini ya da rahatsızlandığını söyleyerek izin iste, sana
    eşlik etmesine asla izin verme
    39-Mekandan ayrıldıktan sonra en yakın sağlık kuruluşuna ulaşman
    gerekebileceğini unutma
    40-Görüşmelerde zikredilen isimleri ya da numaraları unutmamak için bu isim ve
    numaraları
    cep telefonuna anlaşılır biçimde kaydet
    41-Görüşmelere ilişkin raporlarda aktardığın bilginin seni daima bağlayıcı bir
    unsur olduğunu bil
    42-Amirlerinden onay alamadığın ya da bilgi verme şansının olmadığı durumlarda (
    tesadüfen karşılaşma gibi ) konuya ilişkin yeni gelişmeleri dinle ancak doğru
    hamlenin ne olduğu konusunda fikir sahibi değilsen senin tarafından henüz bir
    gelişme olmadığını söyleyerek konuyu kapat
    43-Üçüncü şahıslar yanınızda ise asla konuşma imkanı verme, ilk sözü sen söyle
    ve karşındakine konuşmak istemediğini daha ilk sözünle ima et
    44-Uzun görüşme ve mülakatlarda en çok konuşan sen olma
    45-Tüm kurallar bütünün birbirine bağlı olduğunu benimse
    46-Fevri davranışlarının grup ya da gruplarca telafi edilmesine sebep olma, tek
    kişilik yaşa tek kişilik iş gör
    47-Başarısız olacağını anladığın anda sınırlarını zorlama, bu seni hataya sevk
    eder
    48-Başarısızlıklar bireysel çalışmalarda dahi tüm bir grubundur
    49-Amirlerine olumlu ya da olumsuz gelişmeleri aktarırken konular içinde seçici
    olma bu seçimi ya da değerlendirmeyi yapmak amirlerinin takdiridir
    50- Var oluş amacının kutsal değerlere dayandığı gerçeğini her an hatırla.
#24.11.2009 23:35 0 0 0
  • DENİZLİ ŞİVESİ

    1)olma mı , yapma mı , etme mi gibi estetik harikasi kelimelerin kullanildigi denizli yoresinin konuşma stili. ayrica -hööle bi yürüyüp gelive biyo , irahmat yaaiyosa semsiyeni de alive- gibi cumlelere de sahiptir.

    2) önkü tası horaya go =şu tabagı oraya götür
    hangırıya goycem teeze ? (Hangi yere koyacağım teyze..)
    Hönkürüye gıı.. (Oraya işte..)
    needip goyyonuz (ne yapıyorsunuz?)

    3) gülü gülü deezem (güle güle teyzem)

    4) senin oğlan hangi bölümü kazandı?
    kazandı

    5) - yandaki site var ya... işte ordaki bekçiyi vurmuşlar!
    - bekçiye??!!
    - bekçiye vurmamışlar!! bekçiyi vurmuşlar!
    - bekçiye??!!
    - hey allahım

    6) anegin ..ı (ananın ..ı)
    şu ana kadar yaklaşık 500 kişi üzerinde yapılan deneylerde denizliler hariç, bu küfürü kimse söyleyememiştir.


    7)d- al bunu götüvecesen götürüve, götüvemicesen götüvecek vaa
    Bu paraya götüreceksen götür,götürmeyeceksen,götürecekler var.


    8) *nerem deding ? : hasta birisinin şikayetinin ne olduğunu sormak için kullanılır. ör. cümle: kişi a: nerem deding bizim gıız? kişi b: sooma gareee, öskürü öskürü bitmediii. soonuda hurama hööle bi ağrı girdi. kıpırdeyemeyyon. tokturu gitçen hindi

    9) extreme olarak nitelendirdigim bir ornek;
    enkini enkirden al enkireye goyve ( sunu suradan al suraya koy )

    10)sevgili babaannem sokakta güneşin altında oynayıp terleyen kuzenime kızmaktadır:
    -demingkden ben sene kölgelerde oyna dimedim mi?
    - .....
    -geberdirin çocuk seni
    - .....
    -git önkü yüzünü yuuka gel.sırtındakini de değiştir.koş baken!!!!

    11) dünyanın neresinde olursa olsun, o memlekette hangi dil konuşuluyor olursa olsun iki denizlili'nin birbirini tanımasını sağlayan konuşma tarzı. konuşanların asla utanmadığı, düzeltme ihtiyacı hissetmediği az sayıda ağızdan biridir bu coğrafyadaki. bilenler için çok estetik ve akıcıdır.

    12) turkce ogretmenlerinin bile 'pekiyi ama i ve e hallerine karıştırıyorsun' dedigi, hos bir sive. otobus yolculugunda kendinden cok su istenen denizlili bir muavinin 'sayin yolculaamiz duz mu yaladingiz? hareme kadar su yok gaari' dedigi de bir arkadas tarafindan test edilip onaylanmistir

    13) ismin hallerine bir haller olan sivedir.lisedeyken matematik hocasi vardi denizlili.her ne kadar universite bitirse de sive gitmiyor olsa gerek 'bugun elif'e kaldiralim.' gibisinden laflariyla her ders ayri bir faciaya yol acma riski tasirdi.


    14) denizli dogumlu ya da cocuklugunuz burada gecmisse zihninizden hic silinmeyecek sive . turk dili profesoru olsaniz , trt ana haber bulteni sunucusu olsaniz da gerektiginde .
    nedipbarin , tavasi gitcem ben , ahmet de ordan gelipba tarzi cumleleri hic cekinmeden kullanir , kendinizle gurur duyarsiniz.en guzeli bunu yasli insanlarla konusmaktir.

    15) 'sıranızı geçin'

    -denizli anafartalar lisesi müdürünün öğrencileri hizaya sokmak için söylediği emir cümlesi

    16) herkes cik-cuk'le konustugu icin son derece sirin gelir kulaga yore insaninin konusmasi. ciddiye almak zordur bazen. bu yorelerde pazar yerinde dolasmak da cok keyiflidir. yasli teyzecikleri opmemek icin zor tutar bazen insan kendini. ortalikta bir saat dolasip diyaloglari dinlemek bile meditasyon etkisi yapabilir. ornek:

    - domat dativeecenmi iki gilo.
    - dattim dattim. aha suracikta. aliveecen mi?
    - alcem de tobayi aciveecen mi?
    - accem de parami cikariveemedim bi dakka bekleyiveecen mi?
    - bekleyiveririm nolcekki...
    seklinde uzar gider.

    bir sure ortalikta dolastiktan sonra 'beni bak' denilmesi normal gelmeye bile baslayabilir...

    17)Denizli'de iki kadın pazarda karşılaşırsa şu repliğin geçmesi kuvvetle muhtemeldir:
    -ne buuuu neree gidik giden??
    -çocuklaaa döndeeme (dondurma) isteepturuu ne zımandıı..
    -pazarı varem de dalgan alem.. (Pazara gidip dalagan=ısırgan otu alacak)

    18) mesela 'biyol' vardır, bir şey isterken kullanılır. örneğin:

    - biyol ötüvee çil horozum (bir kere öter misin çil horozum?)

    'dinelmek' vardır, (ayakta) durmak anlamında:

    - bizimoğlan orda dinelme de beni bi çay yap. (arkadaşım/çocuğum ayakta durma da bana bir çay koy.)

    gahpeerif (kahpe + herif) sık kullanılan bir küfürdür. gahpecik, gahpenin doğurduu, gahpe garı gaşlı (kahpe karı kaşlı) gibi türevleri mevcuttur. denizli şivesi ortamda denizlililerle fazla bulunulduğu vakit dillere pelesenk olmakta, dilin ayarı kaçabilmektedir
    19) rivayet olunduğuna göre pazar yerinde uzun süren bir alışveriş sırasında güzelim ürünleri alıp almamakta kararsız kalan müşteriye karşı satıcı kadın cevap verir: 'götüceksen götü götümiceksen götüme.. go'. dilimizin yöresel elastikliği konusunda denizli lehçesi en dikkati çeken tarzdır denebilir

    21) yavrım ben onu nezmandır söleboturum bilip batırın mı? = yavrum ben onu nezamandan beri söyleyip duruyorum,biliyor musun?

    22) başka şive duymadıysanız, ilk seferde kafanızı sağlam karıştırabilecek, yurdumun en komik şivesi

    23) denizli şivesi diye birşey yoktur denizlice vardır.

    24) eşsiz bir şivedir. gapçık ağızlı diye bir kavram vardır misal. beni bırakın, hala ne olduğunu anlayabilmiş bir nene, dede yoktur. bu şivenin özü komedi üzerine kurulu gibidir sanki. misal dedeniz size küfreder ama belki anlayamadığınızdan belki de söylediği şeyin komikliğinden dedenize kızamazsınız bile.

    -dede neden bu böyle?
    -sus bakem gapçıkaazlı!
    -o ne demek dede?
    -höyt höyt edip durma bakem gömüveğcem şimcik depçiğine

    işte böyle. bu ve bunun gibi kendine ait söylenişi son derece komik, ama ne anlama geldiği tam bir muamma olan kelimeler içerir bu şive J

    25)Mersindeyiz,Denizlili bir hemşehrimiz ögretmen..Sınıfta gürültü yapan bir öğrenciye bağırır,
    -Kızdırmeyin bene,şindi sene tahtaya kaldırır,sıfıra bascen.

    26)Seneler evvel,memleketinde elektrik olmayan Denizli'li İstanbul'a gidip caddelerdeki yanan lambaları görünce şaşkınlıktan şöyle demiş: Yanıpba..yanıpba..Ne gaz yetçek ne fıtıl..

    27)İstanbul'da hamamda başı sabunlu gözleri kapalıyken sabun kalıbını yürütmüşler bizimkinin.Olayı arkadasına anlatmış,-Gahpaçocukları..hamamda bana sabunsuz kodular(hamamda beni sabunsuz bıraktılar)

    28)-Çeşmide gala,Gavga edip bala..(Çeşmede kadınlar kavga ediy!...

    (ALINTI)
#24.11.2009 21:50 0 0 0
  • noimage

    Hammadesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde,'bundan ne güzel müslüman olur' demeli ve tüm yüreğinle hidayeti için dua etmelisin.
#24.11.2009 19:03 0 0 0
  • noimage

    Bu nasıl başlık, Vatan satılık olur mu demeyin. Buyrun görün vatan nasıl satılırmış!!!

    Ne banka bırakacağız, ne fabrika,
    Ne de işletme. Liman da bırakmayacağız.Hepsini satacağız!"
    Kemal Unakıtan
    "Sümerbank tarihten siliniyor.
    Elinde bir şey kalmadığı için
    ismini de kaldırıyoruz."
    Kemal Unakıtan


    noimage


    ŞEKER FABRİKALARI İÇİN SÖYLEDİĞİ
    "Kar edeni de, zarar edeni de satacağız!"
    Kemal Unakıtan

    noimage
    SEKA İÇİN SÖYLEDİĞİ
    "Staratejik yer imiş.Ne stratejisi,
    önemli olan müşteri bulmak.
    Müşteri gece gelsin,pijamayla
    çıkarım karşılarına.Seviyorum bu işleri arkadaş."
    Kemal Unakıtan

    noimage

    PETKİM İÇİN SÖYLEDİĞİ
    "Ülkenin işgal altına girdiğini söylüyorlar.Gelsinler işgal etsinler!"
    Kemal Unakıtan
    noimage
    TÜPRAŞ İÇİN SÖYLEDİĞİ
    "Parayı veren düdüğü çalar.
    TÜPRAŞ'ı Ruslara satar mısın,diyorlar.Satarım arkadaş"
    Kemal Unakıtan
    noimage
    TELEKOM İÇİN SÖYLEDİĞİ
    Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,20 bin Dolar veren herkese,TELEKOM' a ait Bilgileri vereceklerini söyledi.
    Burada utanç verici olan, bunu ima etmek için kullandığı cümle:
    Binali Yıldırım; "20 bin dolar veren kızımızı görür" diyor.
    noimage
    LİMANLAR İÇİN SÖYLEDİKLERİ
    Ne banka bırakacağız, ne fabrika,
    Ne de işletme. Liman da bırakmayacağız.Hepsini satacağız!"
    Kemal Unakıtan

    noimage
    VE SON...
    "Ben Ülkeyi Pazarlamakla Mükellefim"
    Tayyip Erdoğan
#24.11.2009 19:00 0 0 0
  • JoKeR
    Türk kültürünün vazgeçilmezi bunlar



    Ne kültürü!..Düpedüz yozlaşma derler buna!...Adam gibi Türkçe konuşan yok.Siz İstanbul Türkçesini bilir misiniz.Onda hiçbir argo kelime bulamazsınız..Yani bir nevi diksiyonlu Türkçe,düzgün Türkçe.....
#24.11.2009 17:55 0 0 0
  • a-yan
    Terakkiperver kardeş Müslümanlara gerici diyen birisinden alıntı yapmışsın gözünden kaçtı herhalde

    Avukat geçmiş tarihi anlatırken aslında yanılmış..Biraz da yalan söylüyor.Osman Ağa Aslında Şeriat yanlısıydı.Atatürk'ün adamları bunun için öldürdü onu...
    Biz şeriatı seviyoruz Şeriat düşmanları bize gerici yobaz desinler, önemli değil.Biz bildiğimiz yoldan sapmayız..
#24.11.2009 17:42 0 0 0
  • Konu: NAMAZ
    Soru
    Namaz kılarken istemeden de olsa aklıma surekli birşeyler geliyor. Birşeyleri düşünüyorum bu, namazımı bozar mı? Eğer bozarsa ne yapmam gerekiyor?

    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;

    Bu konuda vesvese yapmanız doğru olmaz. Bu şekilde kıldığınız namazlarınız geçerlidir.

    Etrafımıza şöyle bir göz atalım; dağlar, taşlar, bitkiler, hayvanlar, ay, güneş ve yıldızlar hayalimizden sıra ile geçsinler. Bunların hepsi maddî varlıklar, ama birbirlerinden ne kadar farklılık gösteriyorlar!?..

    Bir de göremediğimiz, ışınlar âlemini, yer çekimini, güneşin cazibesini düşünelim. Bunların da yine birbirinden çok farklı şeyler olacaklarını dikkate alalım.

    Ve şöyle devam ettirelim düşüncemizi:

    Ateş topraktan ne kadar farklı ise, şeytan da âdemoğlundan o kadar ayrı olmalı.

    Karanlık ışıktan ne kadar uzak ise, cinler de meleklere o kadar benzememeli.

    İlâhî imtihana tâbi tutulan iki tür varlık: İnsan ve cin.

    Her ikisinin de inananları ve inanmayanları var. Her ikisinde de hayırlı ve şerli fertler mevcut. Her iki cinsin de mürşitleri ve müfsitleri bulunuyor.

    İşte cin türünün, Allah'a isyan eden en şerli ferdi: Şeytan.

    İnsanın bedeni topraktan yaratılmış ve o haneye ruh misafir olmuş. Cinler ise doğrudan ateşten yaratılmışlar. Zaten şeytanın kaybettiği ilk ve en büyük imtihan da bu yaratılış farkından kaynaklanmış ve ateşten yaratıldığı için insandan üstün olduğunu iddia etmekle ve Hz. Âdem'e(a.s.) secde etmemekle huzurdan kovulmuş ve lânetlenmiş.

    Şeytan, cin türünden olduğu için normal olarak da ömrü insan ömründen fazladır. Bununla birlikte, bu asi cinnîye, kendi isteği üzerine ve gerçekte bir ceza olarak, uzun bir ömür verilmiş ve insanlara kıyamet gününe kadar musallat olmasına müsaade edilmiş.

    Hiç şeytan olmadan da Cenâb-ı Hakk insanları sadece nefisle ve dünyanın ahvaliyle, imtihan edebilir ve sonunda onları lâyık oldukları saadete erdirebilir yahut azaba dûçar kılabilirdi. Bu konuda şeytanın da devreye sokulması, gerçekte, ona verilmiş büyük bir cezadır. Çünkü, ne kadar insanı kötü yola sevk etmişse onların işedikleri günahların bir katı da kendisine yazılmakla azabı akıl almaz derecede artmış, Kahhar ismine en ileri mertebede mazhariyete lâyık kılınmıştır.

    "İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesedli ervah-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesedsiz ervah-ı habise dahi bulunduğu, o kat'iyyettedir." Lem'alar, 82

    Birisini görüyorsunuz, karşısındaki insana birtakım yanlış fikirler aşılamaya çalışıyor. Konuşurken muhatabının koluna, ayağına değil, gözüne bakıyor. Göz penceresinden ruha nüfuz etmeye, ona bir şeyler telkin etmeye çalışıyor. Bu iki şahsın bedenlerini hayalen ortadan kaldırırsanız, ortaya iki ayrı ruh çıkacaktır. Ve bunlardan birisi diğerini aldatmak istemektedir.

    Hâl böyle olunca, şeytanın, insan ruhunu saptırmak, onu doğru yolan çıkarmak için çalışması akıldan uzak görülmemeli.

    Bazı kimselerin şeytanı inkâr ettiklerini görürüz. Nur Müellifinin ifadesiyle, bu, "şeytanın en büyük bir desisesi"dir. Bu inkârda tek temel dayanak, şeytanın gözle görülmemesidir.

    Şimdi o şahsa soralım:

    Sen şeytanı neyinle inkar ediyorsun? Yani şeytanın varlığını senin ellerin mi kabul etmiyor, kulakların mı; gövden mi kabul emiyor, bacakların mı?

    Bu sorumuzu saçma bulacak ve "hiçbiriyle" diyerek ilave edecektir: O'nun varlığını aklım almıyor.
    O hâlde, şeytanın varlığını kabul etmeyen, o şahsın aklıdır.

    Görünmeyen bir şey, yine görünmeyen bir şeyi inkâr etmektedir; delili ise "görülmemesi."

    Akıl kelimelerle düşünür, ama kalbin bütün işleri kelimesizdir. İnsan bir çiçeği veya güzel bir kokuyu "kelimelerle" sevmez. Bu işi kelimesiz yapar. Ama, bu sevgisini ifade etmek, başkalarına aktarmak istediğinde kelimelere iş düşer.

    İşte, kelimesiz seven ve korkan ve yine kelimesiz inanan o insan kalbine, şeytan musallat olmakta, onunla kelimesiz konuşmakta, ona fısıltı kabilinden birtakım telkinlerde bulunmaktadır. İşte şeytanın bu fısıltılarına "vesvese" deniliyor. Vesveseden söz açılmışken şeytanın bu yolla insanoğluna uyguladığı bazı taktiklerden söz etmek isterim:

    Şeytanın birinci gayesi, insanın imansız olmasıdır. Bunu başaramadı mı, geri adım atar ve onun ibadet etmemesine çalışır. Kulu bu şerefli vazifeden uzak tutmak için çok uğraşır. Kalbine birtakım kötü şeyler fısıldar. Ve insan bunların kendi kalbinden geldiğini sanarak rahatsız olur.

    Bu defa şeytan yeni bir oyun sergiler:

    "Böyle karışık bir kalp ile de Allah'ın huzuruna durulmaz ki!" der. Kul, bu desiseye kandı mı şeytan zafere ulaşmıştır. Hâlbuki, her akıl kabul eder ki namazda bulamadığı huzuru, namazı terk etmekle yakalayacak değildir. İbadet ve itaati bırakıp günah ve isyan yoluna giren bir insan, ilâhî feyizden gittikçe uzaklaşır. Tek çıkar yol, ibadete devam etmektir.

    Bir sohbette, şeytanın bu oyununa maruz kalmış bir gençle dertleşiyorduk. "Ne zaman namaza dursam, aklıma kötü şeyler geliyor, namazdan çıktığımda kesiliyor." diyor ve bir hâl çaresi arıyordu. Ona, önce, Nur Müellifinin şu harika reçetesini sundum:

    "O çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir." Sözler, 275

    Sonra şöyle sürdürdüm konuşmamı:

    Kendi yüzünü tokatlayan ve ağlayan birini görsen, demez misin ki, bu adam yüzünü kendisi tokatlıyorsa niçin ağlıyor? Yoksa göremediğim bir el mi, onun yumruğunu onun aleyhine çalıştırıyor? İşte senin hâlin o adam gibi.

    Üstadın bu reçetesine göre, senin ağlaman gösteriyor ki o sözler senin kalbine ait değil. Namazı terk edip, meselâ, kumarhaneye gittiğinde o kötü sözlerin kesildiğini göreceksin. Demek ki, o sözlerin sahibi namaza düşman, kumara dost.

    Hem kumar oynayan birisine şeytan niçin vesvese versin!?... Verse, kumarın haram olduğu aklına gelebilir, bu ise şeytanın işine gelmez. Onu öylece bırakmak şeytan için en geçerli yoldur.
    Sonra kendisine Nur Külliyatından şu paragrafı okudum:

    "Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i ilâhiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet pis bir menzilin deliklerinden semanın güneş ve yıldızlarına, cennetin gül ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fena bir tesir etmez." Mesnevî-i Nuriye, 96

    Yine böyle birisine, şöyle bir soru sordum:

    Sen ilmihâl okudun mu?

    "Evet," diye karşılık verdi.

    İkinci sorum şöyle oldu:

    İlmihâlde namazı bozan şeyler içinde "vesvese" de var mı?

    Soruma hayretle karışık bir tebessümle karşılık verdi.

    "O hâlde," dedim, "sen namazına devam et." Namazda aklına ne gelirse gelsin, "Haydin namaza, Haydin felâha" sözlerini işittiğinde Rabbinin seni huzuruna çağırdığının şuuru ile namaza koşmalısın. O anda aklına kötü şeyler gelebilir. Ama, sen aklından ne geçerse geçsin, namaza gitmekle bu emre uymuş olursun. Kalbime kötü şeyler geliyor bahanesiyle namazını kılmasan, emre isyan etmiş olursun ve böyle bir özür seni suçlu olmaktan kurtarmaz. Önemli olan emri tutmak ve namaza koşmaktır. Kalbimizin namaz esnasında ideal bir huzuru yakalaması ayrı bir meseledir.

    Bu konuda Nur Külliyatından bir durum tespiti ve teselli cümlesi:

    "Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlasla muvaffakıyeti pek azdır. Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir." Kastamonu Lahikası, 148

    "Bu zamanda" ifadesi aynı mektupta şöyle açıklanıyor:

    "Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüz amel-i sâlih işlemiş hükmündedir."

    Bu iki tespiti birlikte düşündüğümüzde hayalimizde bir harp meydanı canlanır. Her taraftan mermiler yağmakta ve biz bu dehşetli ortamda huzur aramaktayız. Bunu başaramayacağımız açıktır. Ama huzur bulamıyorum diye düşman saflarına iltihak edecek de değiliz.

    İşte günahlar birer mermi, birer ok. Bu asrın toplum hayatı bir harp meydanı gibi. Her yandan yüzlerce hücuma uğrayan bir insan, namaza durduğunda ihlâslı, huzurlu bir ibadete zor muvaffak olur. Ama, o zorlukta ayrı bir değer vardır. Harp esnasında ve cephede tutulan bir nöbetle, sulh zamanında çarşı içinde tutulan nöbetin bir olmadığı açıktır. "Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir" cümlesi bizi bu noktada hem teselli eder, hem de müjdeler.

    Aynı mektupta ayrı bir müjde daha veriliyor: bir günahın terki vacip olduğundan, böyle bozuk bir ortamda yüzlerce günahı terk etmekle yüzlerce vacip işlenmiş olacağı müjdesi...

    Birkaç asır önce, bu günahların yüzde birisine bile maruz kalmayan insanlar, bu vacipleri işleyemiyorlardı, onun yerine salih amel sahasında yol alıyor, bu yönde ilerliyor, nafile ibadetlerini artırıyorlardı. Şimdi ise, salih amel işlemek zorlaşmış. "Farzlarını yapan, kebireleri (büyük günahları) işlemeyen kurtulur" hükmü bir müjdeli haber olmasının yanı sıra, bu asrın dehşetinin de bir ifadesi, bir göstergesidir.

    Biz asrı yargılamakla vakit geçireceğimize, kendi nefsimizle uğraşalım ve onu şeytana uymaktan alıkoymaya çalışalım. Bunda başarılı olanlar çoğaldıkça, asır da bu mutlu insanlara uymak zorunda kalacaktır.

    Prof. Dr. Alaaddin Başar
#23.11.2009 23:29 0 0 0