ALİ ŞÜKRÜ BEYİ KİM ÖLDÜRDÜ?
2 Nisan 1923 bizim için kara gündür. Abazıpkalarımızdan da karadır bu gün. Kahpece öldürülmüştür Ağamız. Yaralı olarak sedyedeyken İsmail Hakkı Tekçe adındaki biri ..
2 Nisan 1923 bizim için kara gündür. Abazıpkalarımızdan da karadır bu gün. Kahpece öldürülmüştür Ağamız. Yaralı olarak sedyedeyken İsmail Hakkı Tekçe adındaki biri tarafından başından vurularak infaz edilmiştir.
Kimdir bu adam? Bildiğiniz gibi Atatürk'ün muhafızlığı görevini Giresun Uşakları yerine getirmekteydiler. Osman Ağamızın çetesi. Dedem Milis Yüzbaşı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan da muhafız alayının komutanıydı. Daha sonra Yüzbaşı İsmail Hakkı Tekçe'de koruma birliğine girdi. 1 Nisan'ı 2 Nisan'a bağlayan gece Giresun muhafız alayı Meclis kararıyla lavedilerek muhafız alayı komutanlığına İsmail Hakkı Tekçe getirilmiştir.
İsmail Hakkı Tekçe, daha önce de Trabzonlu Kayıkçılar Kahyası Yahya kaptan'ı öldürmüş ve bu suçu Osman Ağanın üstüne atmıştır. Yahya Kaptan, Türkiye Kominist Partisi'nin başkanı (Giresun'lu) Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürmüştür. Ayrıca Enver Paşa taraftarı olarak bilinmektedir. Osman Ağa defalarca Yahya Kaptan'ı kendisinin ve adamlarının öldürmediğini söylediyse de, bu cinayet üzerine yıkılmıştır. Çünkü Yahya Kaptan'ı tuzağa düşüren ve kurşun yağmuruna tutanların üzerinde Giresun uşaklarının giyindiği abazıpka bulunmaktadır. Ancak 1970'li yıllarda General olarak ordudan emekliye ayrılmış olan İsmail Hakkı Tekçe, Milliyet Gazetesi'ne hatıralarını anlatırken, Yahya Kaptan'ı kendisinin ve Giresun'luların abazıpkasını giyinen adamları tarafından öldürdüğünü ve bu olayı Osman Ağa'nın üstüne yıktığını itiraf etmiştir.
İ.Hakkı Tekçe, Osman Ağa'yı da öldürmüştür. Pekiyi Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Beyi kim öldürmüştür? Bu konuda çok yorum yapılmış, ama yargılama yapılmadan Osman Ağamız infaz edilmiştir.
Ali Şükrü Bey, 1. TBMM'deki gericilerin ve padişah yanlılarının toplandığı 2. grup adı verilen grubun liderlerinden ve Mustafa Kemal Paşa'nın en önemli muhalifi hatta rakibidir. O dönemde Mustafa Kemak Paşa en önemli güç ve lider olmakla beraber, tek güç ve lider değildir. Kurtuluş savaşı sonucunda egemenliğin, zaferi kazanan milletin değil de, düşmanla işbirliği yapan Osmanlı hanedanının olmasını isteyenler de çok önemli bir güçtür. Onlarda Müdafaa-i Hukuk ruhu yoktur. Ali Şükrü Beyin görüşü galip gelse, bugünleri göremezdik (2001 yılına kadarki dönem desem daha ugun olur sanırım, 2001'den sonra rotamızı değiştirecek adımlar atılıyor).
Ali Şükrü Beyin öldürülmesi olayı ise o günlerin en ilginç olayıdır. Ali Şürkü ile Mustafa Kemal Paşa'nın kavgası, hatta Paşa'nın birgün TBMM'de konuşma yaparken Ali Şükrü'nün muhalefetiyle karşılaşması üzerine eli cebinde (tabancasında) kürsüden indiği ve birbirlerinin üzerine yürüdükleri, Meclis Başkanı'nın çanı ortalarına fırlatmasıyle kavganın önlendiği herkes tarafından bilinmektedir. Bu olay ve Osman Ağa'nın gözünü budaktan esirgememesi, önce Allah sonra Paşa demesi, kayıtsız şartsız Paşa'ya itaat etmesi, tüm yazarlara Ali Şükrü olayını Osman Ağa'nın ve Atatürk karşıtları tarafına da Mustafa Kemal Paşa'nın üstüne yıkmalarına neden olmuştur. Bu çok basit bir yorumdur. Zaten birileri tarafından da bu sonucun çıkarılması istenmiştir. Ancak gerçekler bence bu şekilde değil. Biraz da başka açıdan bakmak lazım:
1- Giresun Uşaklarının komutanı Osman Ağa, hem Mustafa Kemal Paşa'nın, hem de TBMM'nin korumasından sorumludur. Meclise silahlı girebilme hakkı sadece Giresun Uşaklarınındır. Bunun dışında her cepheye asker toplayarak yollayan ve 42. ve 47. Gönüllü Alaylarını kuran Osman Ağa, dönmin en prestiji komutanı ve liderlerinden biridir. Pontus meselesini bitirmiş, Kürt (Koçgiri) isyanını bastırmış, her cephede savaşarak zaferler kazanmış, İzmir'e kadar düşmanı kovalamış ve düşmanı denize dökmüştür. Mustafa Kemal Paşa, canını ve hükümetini onlara teslim etmiştir. Abazıpkalarıyla diğer askerlerden ayrılan bu birlikler, özel birlikler olarak görülmüşlerdir.
2- Mustafa Kemal Paşa'yı ortadan kaldırmak isteyen birçok güç bulunmaktadır. Enver Paşacılar ve Padişahçılar bunların başındadır. Mustafa kemal Paşa'yı ortadan kaldırmak için ona ulaşmak lazımdır ki bu hemen hemen imkansız gibidir. Çünkü Giresun Uşakları, abazıpkalılar bir gölge gibi onu izlemektedir. Osman Ağa ve Giresun Uşakları ortadan kaldırılmadan Ata'ya ulaşılamaz.
3- Ata ile Ağa'nın arası nasıl açılabilir? Siyasi cinayetler Ağa'nın üstüne yıkılır ve emri Ata verdi söylentisi çıkarılırsa, araları açılır. Ata'nın prestiji sarsılır ve iktidardan düşürülebilir. Üstelik bir de 2. grup içindeki liderlik mücadelesi yapanlar, önemli bir rakiplerinden kurtulmuş olurlar.
4- Basit ve pek de önemli becerilere sahip olmayan küçük bir subayın, Ata'nın muhafızı olarak geleceğini garanti altına alabilmesi için, komutan olabilmesi için Giresun Uşaklarından ve Osman Ağa'dan kurtulması lazımdır. Yahya Kaptan cinayetiyle bunu elde edemediyse de, Ali Şükrü Bey cinayeti bu yolu ona açabilir.
Şimdi cinayet delillerine bakalım:
a) Osman Ağa'nın sağ kolu ve muhafız alayının komutanı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan ile Ali Şükrü Bey kahveden kol kola çıkarlar ve birlikte yürürler. Görgü tanıkları vardır.
b) Osman Ağa ile Ali Şükrü Bey, Ağa'nın Samanpazarındaki evinde yemek yerler.
c) Ali Şükrü Bey birkaç gün ortada görünmeyince, Ağa'nın evinde çalışan kadınlar sorguya alınır (tabiki işkence ve baskı ile, hatta demediklerini dedi diye yazarak) evden silah sesi geldiği ve bir kişinin yere düştüğünü/yuvarlandığını duyduklarını söylerler (daha doğrusu söyletilirler).
d) Ankara'nın biraz dışında bir subay güya sinek yığını görür de, oraya bakınca eli dışarda olarak görülen bir kişinin gömülü olduğunu görür, açılınca Ali Şükrü Beyin cesedi çıkar.
e) Cesedin elinde sözüm ona Osman Ağa'nın evindeki sandalyenin hasırından bir parça bulunur. Ali Şükrü Bey boğularak öldürülmüştür. Boğulurken hasır sandalyeden bir parça koparmış ve bu parça da ilginç bir şekilde elinde kalmıştır. Bu subay gelsin beni öldüren kim bulsun diye sanırım.
Bu dedilleri inceleyelim. Nasıl da mantık hatası var. Açıkca bir cinayet işlenmiş ve (tıpkı Yahya Kaptan cinayetinde olduğu gibi) bu cinayet Ağamızın üstüne yıkılmış. Şöyle ki; evde çalışan kadınlar silah sesi duyuyor, yere düşme sesi duyuyorlar. Ama çukurdan boğularak ölüdürülen Ali Şükrü'nün cesedi çıkıyır. Üstelik elinde bir hasır parçası var. İlginç bir şekilde bu hasır parçasının da Ağamızın evindeki sandalyeye ait olduğu sonucuna varılıyor. Öldürenler delil bırakmaktan hiç kaçınmamışlar. Üstelik dünya kadar boş yer varken, Ankara yakınlarında bir yere gömülüyor, üstelik yarı açık gömülmüş. Subay da sinaklerden iz sürerek eliyle koymuş gibi cesedi buluyor. Hayatımda duyduğum en komik deliller bunlar. Bu cinayet senaryosunu yazan çok vasat bir zekaya sahipmiş. Osman Ağa çeteidir, gerektiğinde gözünü kırpmadan adam da öldürmüştür. Zamanın şartları onu gerektiriyordur çünkü. Daha demokrasiden sözeden yoktur o zamanlar. İhanet, kan, ateş, barut, acı, savaş ve isyanların yıllarıdır o yıllar. Tuzak kurmayı, gerektiğinde düşmanı öldürmeyi iyi bilen bir kişi ve çeteleri, bu kadar basit delil bırakabilirler mi? Hiç mantıklı geliyor mu?
Ata'nın da öldürtmediği çok belli. Çünkü ilk şüphe O'nun üstünde olurdu ve O'nu çok zor durumda bırakırdı. Bu konuda başarıya ulaştılar. Ankara Savcısı Atamızı da sorguya çekmiştir. Siyasi açıdan çok zor durumda kalmıştır.
Ağa öldürülmeseydi, oyun ortaya çıkacaktı. Mustafa Kemal Paşa da Ağa'yı koruyacaktı. Mevki meraklısı birileri ise muradlarına eremeyeceklerdi.
2. Gruptakiler, siyasi rakiplerini ortadan kaldırırken, Ata'yı hem zor duruma düşürmüşler, hem de en sadık korumasından etmişlerdir. Bir taşla 3 kuş vurmuşlardır.
Ata'mız, Ağa'mızı koruyamadıysa da, kurşuna dizilmek üzere olan Giresun Uşaklarını (dedem dahil) korumuş, İsmet Paşa'yı ve Kazım karabakir Paşa'yı devreye sokarak, kurşuna dizilmelerini önlemiştir. Daha sonra Milis Yüzbaşı olan dedemin (2. grubun tüm itirazlarına rağmen) Askeri Mahkemede yargılanmasını ve hapis cezası ile kurtulmasını sağlamıştır. Ölene kadar da gerek Ağa'mızın ailesi ile, gerekse benim ailem ile ilişkisini kesmemiştir. Osman Ağamızın mezarının bir fındık bakçesinde olduğunu duyunca da, hemen Kale'nin en yüksek yerine anıt mezar yaptırılmasını ve Ağamızın oraya nakledilmesini buyurmuştur. En azından bu da Atamızın Ali Şükrü Bey ve Ağamızn cinayetiyle bir ilgisi olmadığını göstermektedir.
En acı sonuçlardan bir ise, bazı kötüniyetli kişiler, Giresun'luları Atamıza karşı doldurmuşlardır. Oysa biz herzaman Atamızın muhafızıyız. Bu bize vasiyettir.
SONUÇ OLARAK, Ali Şükrü Bey cinayeti haksız olarak Osman Ağa'nın ve Giresunluların üstüne yıkılmıştır. Trabzonlu kardeşlerimizle aramızın açılmasında kullanılmıştır. Giresun Şehri cezalandırılmış, hiç yatırım yapılmamıştır. Hata 80'li yılların sonuna kadar trafik levhalarında bile Giresun adı yazmazdı. Bu haksızlıkların bedelini ödetmemiz lazım. Birlik olmamız lazım.
2 Nisan günü, Atamızın büyük muhafızı OSMAN AĞA'mızın kabrinde buluşalım.
Atatürkçü Hemşehrilerim Sizleri Çok Seviyorum, Yüreğim Sizlerle.
30 Mart 2008
Giresun Hacıhüseyin Mahalleli
Alidayıoğlu (Mıskalagil) Av. İsmail Altay
Radyolar, televizyonlar ve ajanslar, onun "ölüm" haberini verirlerken, "Şen Şapka'dan Vakko'ya" dediler... "94 yaşında" dün hayatını kaybeden iş adamı Vitali Hakko, Beyoğlu'nda küçük bir şapka dükkanıyla başladığı çalışma hayatında kurduğu Vakko'yu zirveye taşımıştı... Hayatının son günlerine kadar çalışmasını sürdüren Vitali Hakko, "Hayatım Vakko" adlı hatıra kitabında mücadelesini şöyle anlatıyordu: ''Benim kuşağımın birçok iş adamı, işe sıfırdan başladığını söyler. Ben sıfırdan bile başlamadım... Başladığım nokta sıfırın çok altındaydı!.. Genç Cumhuriyet'in ilk kuşağıydık... Bize hız veren Atatürk devrimleriydi.'' Vitali Hakko, 1930'lu yılların başında, daha sonra Vakko'nun temelini oluşturacak olan ilk küçük işini, bir "kadın şapkası" mağazası olan ''Şen Şapka''yı kurdu. Hakko, ''Giyim kuşam bir renktir, bir şenliktir. Bu nedenle bizim markamız Şen Şapka'dır'' diyordu. Hakko'nun kendi sözleriyle, ''Şapka devrimi, kıyafet devrimi olmasaydı, ne Şen Şapka, ne de Vakko olabilirdi.'' Gerçekten de, "devrim"ler, özellikle de "şapka devrimi" olmasaydı; ne Şen Şapka olurdu, ne de Vakko diye bir marka!..
KASTAMONU'DA İLK DENEME Tabii, "şapka" deyince her ne kadar Vitali Hakko hatırlansa da, son derece "muzip", bir o kadar da "acı ve dehşet" olaylar geliyor insanın aklına. Meselâ 23 Ağustos 1925... Atatürk, elinde bir "Panama şapkası"yla 23 Ağustos 1925 gününün sabahında Ankara'dan ayrılır ve Kastamonu'ya gider. Gider ve orada der ki: - "Beynelmilel kıyafet, milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da, şapkayı giymek neden olmasın? Kadın arkadaşlarımız da yüzlerini açmalıdırlar." - "... Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Bunu iktisa edeceğiz (giyeceğiz). (...) Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, üstte yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bunların mütemmimi olmak üzere siper-i şems-i serpuş... Bunu çok açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine şapka denir." Evet; 23 Ağustos 1925'te, yani bundan 82 yıl önce; Mustafa Kemal Kastamonu'ya gitmiş, hem bunları söylemiş, hem de "ilk şapka"yı giymişti... "BANA, MECDİ'NİN ŞAPKASINI GETİRİN!" Uzatmayalım... Mustafa Kemal; Kastamonu'ya gitmiş, "şapka"yı tanıtmış, artık Ankara'ya dönmektedir... Gerisini; Veysel Akpınar'ın, 10 Mayıs 1989 tarihli Tercüman'daki yazısından aktaralım: "Mustafa Kemal, Kastamonu'da başına geçirdiği şapkayı bütün Türkiye'de yaygınlaştırmak için trene binip Ankara'ya hareket ettiğinde, bu niyetinden kimsenin haberi yoktu. Ancak, o dönemin Vakit gazetesinde çalışan Mecdi Bey müstesna. O; gazeteci olduğu için, haberi duymuş ve binbir zahmetle bulduğu bir şapkayı kafasına geçirerek, istasyonun yolunu tutmuştu... Mecdi Bey, eski Meclis binasının önünden geçerken, Meclis binasının balkonunda oturan Kel Ali (Çetinkaya) kendisini gördü. Ve onun kim olduğunu sorduktan sonra, yakalatıp huzuruna çıkarttı. Mecdi Bey korkudan bir şey söyleyemiyordu. Kel Ali; "Bu gâvur şapkasını giymekten utanmıyor musun?" diye bağırıp çağırdıktan sonra, kendisinin zindana atılmasını emretti. Daha sonra Mustafa Kemal'in Kastamonu'daki konuşması Kel Ali'ye ulaştı. Şapka bulabilen herkes, onu istasyonda karşılayacaktı. Ali Çetinkaya, mosmor olmuş bir vaziyette şapka arayıp dururken, aklına birden zindana attırdığı Mecdi Bey geldi. Gözleri parlıyordu: "Bana Mecdi'nin şapkasını getirin" dedi, "Ama kendisi içerde kalsın!" Ve Kel Ali, Mustafa Kemal'i ilk defa bu şapka ile karşılar.
" RIZA NUR ANLATIYOR: Şimdi de, bir başka anekdot: Yakın Tarih Ansiklopedisi'nin 1988 baskılı 1. cildinde "şapka cinayeti" başlıklı bir bölüm var. O bölümde; "şapka" ile ilgili olarak, ilk bakanlardan Dr. Rıza Nur'un yazdıklarına da yer verilmiş. Buyrun, "olayın bir başka yönü"nü, Dr. Rıza Nur'un kaleminden okuyalım: - "Bir kanunla fesi yasak edip, şapka giydirdiler. O; "din elden gidiyor" diye, en ufak (...) şeylere saldıran hocalar, sustular!!! Hatta tuhafı şu ki; Kanun yapılmadan evvel de ilk şapkayı giyen bir "hoca" ve "müftü"dür. Bu da bizim mâhut Kızıl Sakal Gürcü Hasan Fehmi'dir. Mustafa Kemal seyahate çıkarken, Ankara istasyonunda ilk şapkayı giymeyi buna teklif etmiş ve bir şapka da vermiş. Bu da giymiş." (Hayat ve Hâtırâtım, c.4, s.1313) - "Milyonlarca lira hârice aktı, gitti. Bundan da Yahudiler istifade ettiler. İtalya ve Fransa'da mevcut yeni ve eski şapkaları milyonla memlekete soktular. İki-üç frank kıymeti olan bu şapkalar, en aşağı on liraya (120 franka) satıldı. Bunların çoğu zımpara kâğıdı ile temizlenmiş şapkalardı." (A.g.e., s.1315)
İSKİLİPLİ ATIF HOCA - "Bu iş aksülamellerde kalmadı. Sivas'ta, Erzurum'da, ötede beride halk şapkaya karşı çıktı. Derhal Kel Ali'nin riyâsetinde bir İstiklâl Mahkemesi dolaştırıldı. Epeyce adam astılar. Sayısını bilmiyoruz. Halk yıldı... İş bitti. Asılan bir Hoca'ya pek acırım. Adını hatırlamıyorum (İskilipli Atıf Hoca'dan bahsediyor). Zavallı, kanundan evvel şapka aleyhine bir risâle neşretmiş, hem de bunu Maarif Vekâleti'nin izniyle neşretmiş... Adamcağızı Ankara İstiklâl Mahkemesi'ne çektiler. "Ben bunu kanundan bir yıl evvel neşrettim. Maarif Vekâleti resmen izin verdi" dedi. Ama, dinlemediler, astılar. Yahu, madem ki bu asılıyor, ona izin veren Maarif Vekili'ni de assanız ya!" - "Hem de mesele Şapka Kanunu'ndan evvel!.. Kanunların mâkabline şümûlü olmaz ve bu en mühim hukukî bir esastır. Burada daha feci bir şey olmuş. Kel Ali, bu esnada baş cellât gibiydi. Muavini de Kılıç Ali... Kel Ali fena adam değildir, cidden vatanperverdir, fakat cahil ve safderûn. Kılıç Ali ise habis bir şey!.. Onun bir merakı vardı; mahkûm ettiği adamların asılmasında da bulunurdu... Bu hünerini seyretmek ona zevk veriyordu. (...) Bu Hoca'nın asılmasında, (İskilipli Atıf) Hoca'nın boynuna ip geçirilirken, Kılıç Ali de başına bir şapka geçirmiş, "Giy domuz!" demiş ve küfürler etmiş!.. Zavallı böyle ölmüş ve böyle saatlerce teşhir etmişler." (A.g.e., s.1317)
ŞAPKA VE EŞARPTAN KÖŞEYİ DÖNEN ADAM! Bu vesileyle, Atıf Hoca'ya, bir kere daha Allah'tan rahmet diliyor ve bir başka "anekdot"a geçmek istiyorum. Bu defa da, Köprü dergisinin Nisan 1988 sayısından bir anekdot... Şöyle: "Türkiye'de bir zamanlar "şapka devrimi" yapılmıştı. "Çağdaşlaşma" yolunda, şapka giymenin kanunla mecburi hale getirildiği bu devirler artık geride kaldı. Şimdi şapkayı çok küçük bir azınlık "iktisa" ediyor. Fakat o yıllarda, bu devrimden istifade ile köşeyi dönenler de olmuş. Vakko'nun sahibi Vitali Hakko gibi!.. 21 Mart 1988 tarihli Milliyet'te, bugünlere gelişi için, "Atatürk'e borçluyum" diyor Vitali Hakko!.. "1925'lerde Kemal Atatürk giyim kuşam reformu yaptığında, Türkiye'de bu alanda yeni bir dünya açıldı. Şapka reformuyla çarşafın ve fesin atılmasıyla ilk aklıma gelen şey, şapka yapmak oldu. Kapalıçarşı'da bir dükkân açmıştık. Şapkaları gece hazırlar, gündüz satardık. Cumartesi günleri kuyruk olurdu. Öyle kuyruk olurdu ki, izdihamı önlemek için polis çağırırdık." Bu röportajı yayınlayan Köprü dergisi, şu ilavede bulunuyordu: "Fakat, şapkanın unutulduğu, tesettürün hızla yayıldığı bugünlerde, Hakko yine işini bildiğini gösteriyor. Nasıl mı? Eşarp üreterek!" Evet, "eşarp" üreterek!.. "Tesettürlü hanımlar"dan bazıları da, "Vakko eşarpları"nı tercih ediyor, iyi mi?.. Demek ki, "kan" renkli "İskilip desenleri" hoşlarına gidiyor!.. Haa, "eşarp"ın markası "Vakko" olunca "serbest" mi?.. Elbette hayır!.. Vakko eşarplarının "satılması" serbest, ancak takılması "yasak!"... Hem de; adı, "türban" veya "başörtüsü" değil, "eşarp" olduğu halde!.. Sonuç itibariyle; Önce "şapka"dan, sonra da "eşarp"tan büyük "rant" sağlayan Vitali Hakko ileri görüşlü bir "Musevi"ymiş!.. İyi "rant" sağlamış!.. Dün ölen Vitali Hakko, işte bu adamdır... Yalnız, açık söylemem gerekirse; "Vakko" markalı eşarplara her bakışımda, bir garip oluyorum... Sanki, üzerlerinden "kan" damlıyor gibi geliyor bana!.. Evet, "kan"! "İskilipli Atıf Hoca'nın kanı." ------- Kelaynaklar! Gazetelerdeki başlıklara, radyo ve televizyonlardaki haber sunuş biçimlerine bakınca, "Türkiye'yi kimlerin gerdiği" ve "gerilim rantı"ndan kimlerin istifade ettiği çok rahat görülür!.. İşte, yeni YÖK Başkanı atandı... Sayın Yusuf Ziya Özcan dün "iki vizyon"unu açıkladı: "Özgürlük ve Bilim"... Bundan böyle üniversiteler "başörtüsü"ydü, "katsayı"ydı gibi şeylerle değil, "bilim üretmek"le meşgul olacaktı!.. Kısacası, "tüm yasaklar yasaklanacak"tı!.. "Oh, ne güzel" demeye kalmadı... "Kartel"e ait ne kadar gazete/televizyon varsa, "yasakçılıktan nemalanan" ne kadar insan varsa, hemen hepsi "topyekûn saldırı"ya geçti!.. Hem, öyle bir saldırı ki... Sayın Yusuf Ziya Özcan'ın, "özgürlükçü ve liberal bir yapı"ya sahip olması bile "suç" sayıldı... Hele; "Cumhurbaşkanı, kendisi gibi birini atadı" diyen bir rektör vardı ki; "hastalıklı kafa"ları görmeye yeterdi!.. Ama, bitiyor!.. "Kelaynak kuşları"nın nesli tükeniyor!..
Vakko'nun gelirinin yüzde 10'u başörtüsünden
Şapka devrimiyle köşeyi dönen Vakko, şimdi de başörtüsüyle servetine servet katıyor. 1930'ların ortasında, Şapka Devrimi'nden sonra Şen Şapka'yı kurarak iş hayatına başlayan, sonra da Vakko'yu kuran Yahudi İşadamı Vitali Hakko'nun şirketinin, kazancının önemli bir bölümünü başörtüsünden kazandığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz ay bir gazeteye konuşan Vitali Hakko'nun oğlu Cem Hakko, şirket olarak krize rağmen cirolarını lüks alışverişten vazgeçmeyen kadın müşterilere borçlu olduklarını belirterek cirolarının yüzde 10unu eşarptan kazandıklarını söyledi. Bu sonuç tesettürün hikmetini kavrayamamış marka sevdalısı kardeşlerimizin nelere sebebiyet verdiklerinin trajik bir göstergesidir. Örtünmekten, neyin murad edildiği, bu emrin inanan kadınlar üzerinde nasıl bir uyulması gereken vecibeler yüklediği düşünülmeden, bilinmeden yapılan bir örtünme şeklinin de doğurduğu sonuçtur. Rabbim bu kardeşlerimizi ıslah etsin.
Bazı hayırlı rüyaları anlatmak rüyanın sırlarını bozar.Onun için kimseye anlatmayınız.Ancak anlatmak zorunda kalırsanız ketum olan ve güvenilir bir rüya tabircisine anlatınız..
Teknolojiye kesinlikle karşı değilim ama, teknoloji ilerledikçe insanoğlu iyice tembelleşti.Kahvaltı sofrası hazırlamak size zor geliyorsa evi terkedin gidin.Bu ne tembellik yahu.İşleyen demir ışıldar demişler.Şimdi siz ışıldıyor musunuz?.Sizi gidi uyku tulumları siizi.Kalkın bakayım..Güneşin ışıkları yeryüzüne vurmadan kalkarsanız daha neşeli olursunuz.
"Akşam yatmaz, sabah kalkmaz." diye bir söz vardır.Bu söz kimin için söylendiğini biliyor musunuz..
Ben şimdilik AKP'nin Kürt açılımını desteklemiyorum.Zira bu millete detaylı bilgiler vermemiştir.İşin içinde başka tezgahların döndüğünü düşünüyorum..
En iyisi; bu açılımın gerçekleşmesi için halkı aydınlatıp bir refarendum yapılmasıdır.Çıkacak sonuca da herkes katlanacaktır..Öyle bağlayıcı değil, birleştirici, olumlu açılımlara taraftarım.Bölücülük ve ayrımcılık olacaksa ve tavizler verilecekse bunu asla destekleyemeyiz..
Canlı tarih yalan söylemez.Gerçekten de dedem Topal Osman Ağa'yı çok severdi.Onu anarken hep ağlardı...Müthiş bir cesaret sahibi olduğunu anlatırdı... Onun hakkında bazı densizler terörist derlerdi.Çünkü Osman Ağa Atatürk'e benim işime karışma Karadeniz ve Doğu'yu Ermeni ve Ruslardan ben kurtaracağım demiş ve sözünü de tutmıuştur.Osman Ağa olmasaydı Doğu Anadolu ve Karadeniz elden gidiyordu..Kime sorarsanız sorun, kurtuluş günü olmayan tek ilimiz GİRESUN''dur.Çünkü Ruslar, Karadeniz bölgesinin bütün illerini ele geçirmişler ne zaman ki Giresuna sıra geldiğinde Giresun halkı ayaklanıp bir yaygara çıkararak; "Osman Ağa geliyor!" diye Rusları korkutup geriye kaçmalarına sebep olmuşlardır.Çünkü Ruslar ve Ermeniler Osman Ağa'dan çok korkarlarmış..
Bugün Osman Ağa olsaydı PKK çoktaan biterdi.Osman Ağa, azılı Ermeni Taşnak cephelerini paramparça etmiştir.Şimdi onun gibisine şiddetle ihtiyacımız vardır.Nerde onun gibisini göremiyoruz..
Ruhu şad olsun...
Ne yersem yiyeyim bir türlü kilo alamıyorum..Yaş da 50 ..
1.71 boyundayım.Kilom 57...13-15 kilo daha almam lazım.Halimden de şikayetçi değilim ama zayıfım ...
Yağlı etlerde yemek istemiyorum.Hamur işleri biraz ağır gidiyor.En iyisi olduğum gibi kalayım diyorum...
Paça çorbası devamlı yesem kilo alabilir miyim?...
Osman Ağa, Giresun'un Hacı hüseyin mahallesindeki köklü bir aile olan Feridunzadeler' dendir. Annesi Zeynep hanımdır. Osman Ağa ticaretle uğraşırken 1912 yılında Balkan savaşı başlamış, babası askerlik bedelini ödediği halde o, gönüllü bir birlik oluşturarak savaşa katılmıştır. Başarılarından dolayı yarbaylık rütbesine kadar yükselmiştir. Bu savaşlarda sağ ayağından ağır bir şekilde yaralanmış, tedavisinden sonra "GAZİ" ünvanı alarak Giresun'a geri dönmüştür.
GAZİ TOPAL OSMAN AĞA
-1884 Yılında Giresun'un Hacıhüseyin Mahallesinde doğdu.
-1912 Yılında Balkan Harbine gönüllü katıldı. Sağ dizinden yaralanarak sakat kaldı ve 'TOPAL' lakabı ile anılmaya başlandı.
-30 Kasım 1915'te gönüllü olarak Doğu Cephesinde Ruslara karşı savaştı.
-Şubat 1918'de Giresun Belediye Başkanı oldu
-Şubat 1919 Yılında Muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şubesini kurdu.
-1919 Yılında İstanbul Hükümeti hakkında tutuklama kararı çıkardı, Tutuklanmamak için Keşap ve Şebinkarahisar yöresine kaçtı.
-29 Mayıs 1919'da Atatürk ile Havzada gizli olarak buluştu.
-5 Haziran 1919'da Arkadaşları ile Pontusçu Rumlar'ın Giresun'daki Rum Mektebine Astıkları Pontus bayrağını indirdi.
-8 Temmuz 1919'da hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırıldı.
-Temmuz 1919 'da giresuna geri döndü ve tekrar belediye başkanı ve muhafazai Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı oldu.
-Temmuz 1919'da Osman Ağaya Kaymakam Baki bey tarafından başarısız bir suikast düzenlendi.
-Şubat 1920'de 'GEDİKKAYA' gazetesini yayınlamaya başladı.
-Eylül 1920'de Giresunlu gönüllüler ile Ermeni harekatını bastırmak üzere Kars'a gitti.
-12 kasım 1920'de Giresun usakları ile birlikte Ankara'da Atatürk'ün muhafızlığına başladılar.
-12 Kasım 1920'deOsman Ağa ve 47. Gönüllü Alayının Koçgiri İsyanını bastırmaları.
-5 Ağustos 1921'de Komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Ankara'ya geldi.
-Ağustos 1922'de 42. ve 47. Gönüllü Alayları Başkomutanlık, Sakarya Meydan Muharebesine katıldılar.
-2 Nisan 1923, Osman Ağa 'nın ölümü ve Cumhuriyet Şehidi olması.
-Nisan 1923, Osman Ağa 'nın Giresun kalesine gömülmesi.
-Mart 1925, Osman Ağa'nın naaşı anıt mezara taşınmıştır.
Osman Ağa Kimdir
Osman Ağa, Giresun'un Hacıhüseyin mahallesindeki Ferudunzadeler ailesindendir. Babası Hacı Mehmet Efendi, Annesi Zeynep hanım olup ailesi ticaret ile uğraşmakta idi. 1912 yılında balkan savaşı başladığına Osman Ağa ticaret işi ile uğraşmakta idi, babası askerlik bedelini ödemesine rağmen O gönüllü birlik oluşturarak savaşa katıldı. Savaşta göstermiş olduğu başarılarından dolayı Yarbaylık rütbesine kadar yükseldi. Bu savaşlarda sağ dizinden yaralanarak Gazi ünvanını aldı. Giresuna döndükten sonra 1.Dünya savaşına katılmış,Batum ve Harşit çayında Ruslara karşı savaşarak, Rusların Harşit çayını geçmelerini engelleyerek Tirebolunun işgalini önlemiştir.
Mondros Mütarekesinden sonra Belediye başkanı olmuş, Uzun yıllar bereber yaşayan Ermeni ve Rum işgalci çetelerinin belini gönüllüler kurarak kırmış. Bu Rum ve Ermeni işgalci çeteler,Osmanlı hükümetine Osman Ağa'yı şikayet ederek hakkında tutuklama kararı çıkarttırmışlar, Bunun üzerine Osman Ağa, Şebinkarahisar bölgesine yerleşmiştir.
8 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Kızılhaç heyetini taşıyan bir Yunan gemisi Giresun'a gelir. Heyet 11Mayıs 1919 tarihinde Taşkışla'ya beyaz renkli Yunan Kızılhaç Bayrağını asar, 5 Haziran 1919 Tarihinde ise Pontus bayrağını asarlar. Bu olaylar üzerine Osman Ağa , Harekete geçerek arkadaşları ile birlikte işgalcilerin bayraklarını indirip, yerlerine Türk bayrağını asarlar.
Osmanlı hükümeti tarafından affedilen Osman Ağa; İzmir ilinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, 17 Mayıs 1919 tarihinde Giresun'da büyük bir miting düzenleyerek işgalci devletleri ve göz yumanları protesto etmiştir.
29 Mayıs 1919 tarihinde Havza'da Mustafa Kemal Atatürk ile gizlice buluşmuş. Bu buluşmadan sonra Atatürk'den aldığı emirler doğrultusunda hareket etmiş, ayrıca bu emirler kendisine güç verdiği için daha rahat hareket etmeye başlamıştır.
Erzurum Kongeresine Dr Ali Naci DUYDUK ve İbrahi Hamdi Bey'i temsilci temsilci olarak göndermiş. Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alpaslan ve Jandarma Komutanı Hamdi Bey ile anlaşarak,Eylül 1920'de Giresun gençlerinden oluşan 'GİRESUN GÖNÜLLÜLER TABURU'nu kurmuştur.
Kurulan bu tabur ilk önce Ermeni saldırılarında görev almış. 12 Kasım 1920'de Osman Ağa Mustafa Kemal ATATÜRK ile tekrar buluşmuş, Atatürkün korunması içi önce yanındaki on kişiyi, Daha sonrada Giresundan topladığı 100 kişilik muhafız gurubunu Ankara göndermiş. Bu şekilde Atatürkün ilk muhafız birliği Giresunlulardan kurulmuştur.
Giresun'da GEDİKKAYA isimli bir gazete çıkartarak, Milletin milli şuurun'un oluşmasını sağlamaya çalişmiş. Bu çalışmaları art niyetli kişiler tarafından engellenmeye çalışılmış.
Giresun Müdafa-i Milliye Başkanı ve Belediye Başkanı sıfatıyla Kasım 1920'de Ankaraya gitmiş,Gerakli emirleri aldıktansonra Giresuna dönerek, 12 Ocak 1921 tarihinde 42. ve 47. Gönüllü Alayların kurulması çalışmalarını başlatmıştır.
Mart 1921'deki Koçgiri ayaklanması Topal Osman Ağa komutasındaki 47. Gönüllü Alayının büyük katkıları ile bastırılmıştır.
Çorum-Merzifon-Tokat ve Samsun havalisinde Rum ve Ermeni çetelerini tamamen kaldıran Osman Ağa , komutasındaki Gönüllü Alyı ile birlikte Sakarya savaşına katılmıştır. Bu savaşta 42. Alay, Tirebolu'lu Binbaşı Hüseyin Avni Bey Komutasında büyük kahramanlıklar göstermiştir, Taşlıtepe sırtlarını kanlarının son damlasına kadar savunmuşlar.Bu alayın tamamını şehit veren Osman Ağa, Mangaltepe sırtlarında büyük kahramanlıklar göstermiştir.
Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin ölümünden sorumlu tutulmuş, 2 Nisan 1923'de çıkan bir çatışmada 40 yaşında iken vefat etmiştir
Atatürk'ün Muhafız Birliği Başkanı,ilk Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti başkanı, ve ilk Kuvva- yı Milliye başkanı Giresunlu Topal Osman Ağa'yı Atatürk neden öldürtmüştür?.Onu da irdeleyelim bakalım...
Topal Osman Ağa girdiği her savaşta hiç yenilgi almamıştır.Sonu ise bir suikastla öldürülmek olmuştur...
Açıkçası; Osman Ağa kullanılmıştır..
Bu mevzuyu irdelemek Benim de hakkımdır.Ben de Giresunluyum..