Cumhuriyeti kurduk ama bir türlü bağımsız olamamaktan kurtulamadık...Benim bildiğim Cumhuriyet, tam bağımsızlıktır...Ona da İnşaallah kavuşuruz...Atatürk böyle Cumhuriyet bırakmamıştır...Gelecek nesillere özgür Cumhuriyet bırakmıştır...
Kabul edemiyorum
Bu sistemlerle barışamadım. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan kavga, ömrümce sürüyor. İçinde yaşıyorsun. Biraz uysal olmaya, ya da iyi tarafına bakmaya çalışıyorum, olmuyor. Hadiseler imanımla uyuşmuyor.
Sistem inancımla barışmıyor. Seni başka yerlere sürüklüyor. Helal-haram karışıyor, imanın saflığı kalmıyor. Ya inancına sadık kalacaksın ya da sistemin emrine gireceksin. Ara bulunmuyor. Orta yolda buluşulmuyor. İnancın sistemleri inkâr etmekle kendini gösteriyor. Aksi ise iman olmuyor. İnandım diyemiyorsun. Yaptığınla iman çatışıyor.
Sabah işine besmele ile başlıyorsun. Rızkın bereketli olması için Allah'a sığınırsın. Oturur, bir çay ya da kahve içersin. Biraz sonra telefon çalar, karşındaki görevli: "Çekinizde şu kadar eksik var. Saat onüçe kadar yatırınız efendim."
Sistemin çarkı böyle kurulmuş, böyle işliyor. Besmele ile açtığınız dükkânınızı faizle yürütüyorsunuz. Sistemle barışamıyorsun.
Dahası ise, bankaya parayı yatırıp da dinlenmeye geçtiğiniz bir anda bir mal gelir. Hesaplıdır ve alınması lazımdır, alınır. Parası için ya bir çek ya da kredi kartı kullanılarak ödenir. Bu, bugünün günlük hadisesidir. Göze bile batmaz. Faiz alınır, verilir. Besmele ile de camiye gidilir. Ben uyuşamıyorum.
Akşam eve döneceksin, iş olmamış, paran yok. Siparişler gözüne ilişir. Hemen bir markete girer, alışverişini yapar, kredi kartı ile hesabı ödersin. Rahatlıkla evine dönersin. Evinin eşiğine girerken de Besmele ile adımını atarsın. Çoluk çocuğunla gülüp oynarsın da, haram yedirdiğin aklına gelmez. Ben bunlara uyuşamıyorum.
Başımdan geçti. Bir sözleşme yaptım. Ve bütün haklarını satın aldım. Seneler sonrası bir mahkeme kâğıdı geldi, bütün haklar kanunda yokmuş. "Şimdiye kadar satılanın şu kadar faizi ile ödenmesi" deniyordu. Ve öyle de oldu. Satın aldığın mal geri verildi. Faizi de senden alındı. Bu, sistemin getirdikleridir. Ona uymadan ticaret yapılmaz deniyor. Öyleyse sistemle inanç uymuyor. Ben de uyamadım.
Günlerden Cuma, memursun, işe gittin. Cuma vakti de mesai saatine geldi. İzin verilmiyor. Ne yapacaksın? Ya istifa edip ayrılacaksın ya da Cuma'ya gitmeyeceksin. Müslüman, bu sistemle barışamıyor. Ben de barışamadım.
Arabana bindin, eve gidiyorsun. Trafik çevirdi, defterine baktı, beşyüz lira ceza dedi. Biraz tereddüt edince yanındaki memur "bir ellilik at da kurtul" dedi. Ne yapacaksın? Demez ya! Dediğini düşün. Böyle bir durumda istemeden rüşvet suçunu işleyeceksin. Çünkü hak olmayan sistemler haksızlığı meşru kılar. Ben tahammül edemiyorum.
•
Annen baban öldü. Miras bölüşeceksin. Oğlanın hakkı iki, kızınki bir. Ben oğlan-kız tanımam, kanunlarımız da tanımıyor denirse ne yaparsın? Sistemin kanunları geçerli olduğu için ona uyarsın, uyunca da imanınla sistem kavga ediyor. Ben de kavga ediyorum.
Sistemlerde helâller haram olmuş, haramlar da helalleşmiş. Böyle bir ortamda eve geliyorsun. Hısım akraban sana haber vermeden evde toplanmışlar, sürpriz yapıyorlar ya da düğüne davetlisin. Arpa, buğday karışmış, erkek-kadın iç içe. Bu durum Allah'ın haram kıldığı, sistemlerin de teşvik ettikleri bir durumdur. Sen bunu mahalle baskısı olarak kabul etmek durumundasın. Ve Müslümansın! Ben kabul edemiyorum.
Göz önüne serilen bu manzaralar, içinde yaşadığımız manzaralardır. Sistemin manzaralarıdır. Müslümanı ilgilendirmez. Müslüman sistemle devamlı kavgalıdır.
Üniversite mezunu olmuş ama yazışmaları ofsayt olan yüzlerce okumuşlar var. Benim yazılarıma dikkat edecek olursanız düzgün ve bir o kadar da imla kurallarına uymaya çalışırım...
Çocukken,devamlı olarak sol eline verilen herşeyden çocuklar sola alışıyorlar... Bu yüzden onlar solak olarak büyüyorlar... Onlara sağ ve sol ellerini nerelerde kullanacaklarını öğretip alıştırmak gerekir...Aksi takdirde solak olarak yaşamaya devam ederler...
ancak unuttuğunuz bişey var..
Solaklar sağlakların yaptığı işi sol ile yapıyorlar...
Yani solak olarak ben taret için sağ elimi kullanıyorum..
Diğer solaklar da olduğu gibi..
Sağ ve sol el her ikiside kullanılmak için verilmiştir...
Sağ elini kullananların yaptıkları işi biz sol ile yapıyoruz.Bizim ana elimiz sol oluyor.
Bu durumda ben taret için normal olarak sağ elimi kullanıyor oluyorum...
Tıp dini doğrular her zaman ..
Bunuda eklemek gerekir diye düşünüyorum..
Solak olabilirsiniz ama, taharetlenmeyi sol elle pekala yapabilirsiniz. Ana el sağ eldir. Kendinizi kandırmayınız.Biraz kendinizi alıştırırsanız sol elle taharetlenmeyi çok çabuk alışacağınızdan eminim...
Doğuştan solak olan bir insanın sol el ile yemek yemesi dinen doğru mudur.(söyle bir yorum için öyle birisi için sol elini sağ olarak sol elini sağ olarak kullanabilir.)
Cevap:
Sağ elle yemek yemeye dair şu mübarek beyanları görüyoruz:
Ömer b. Ebî Seleme (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana ikazda bulundu: "Evlat! Allah'ın ismini an, sağınla ye, önünden ye!" Bundan sonra hep böyle yedim."[1]
"Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer."[2]
"Her biriniz sağ eliyle yesin, sağ eliyle içsin, sağ eliyle alsın, sağ eliyle versin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir, sol eliyle alır" buyurdular."
Bu hadisi şeriflerden şu neticeleri çıkarabiliriz:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu üç hadislerinde yemek adabından bilhassa "sağ elle yeme" üzerinde durmaktadır. İslâmî adapta sağ elle yemek, solla yemek yememek mühim bir esastır. Bu hususun ehemmiyeti hadislerin muhtevasından ve emrin te'kidli bir üslupla ifade edilmesinden anlaşılmaktadır.
Sağ elle yemek yemenin hükmü konusunda birkaç görüş vardır.
Şafiîlerden çoğu mendub demiştir. İmam Gazali ve İmam Nevevî de böyle hükmetmiştir. Ancak İmam Şafiî er-Risale ve el-Ümm'de vacib olduğuna hükmetmiştir.
İbni Arabî de: "Şeytana nisbet edilen bütün fiiller haramdır." kaidesinden hareketle sol elle yemenin haram olduğuna hükmeder.
Kurtubî, sağla yemenin mendub olduğuna hükmeder. Hadisteki emri "sağı, sola teşrif etme" kabilinden görür. "Çünkü der, sağ el umumiyetle soldan daha kuvvetli, işe daha yatkın, her çeşit işi yapmada daha erken davranandır. Sağ (yemin) kelimesi, yümn (uğur) kelimesinden türemiştir. Cenâb-ı Hakk da ehl-i cenneti sağa nisbet edip ashabu'lyemîn (defteri sağından verilenler) diyerek sağı şerefli kılmıştır..." [3]
Bütün bu açıklamalardan sonra sağ elle yemenin Efendimiz (sas)'in bir sünneti olduğunu ve bu konuda Efendimiz (sas)'in çok hassas davrandığını görmekteyiz. Bu açıdan sağ elle yemeye hassasiyet göstermeliyiz. Âlimlerimizden "menduptur" diyenler olduğu gibi sol elle yemenin haram olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bu durum, meselenin hassasiyetini daha da teyit etmiş oluyor. Solak olan bir kimsenin sağa alışması imkânsız bir şey değildir. Bunun için, usulünce, anlatarak, ikna ederek ve biraz da zamana bırakarak alıştırmaya çalışmak gerekir.
"İmza ıslak mı, kuru mu?"
"Kâğıt parçası mı, belge mi?"
"Kurmay Albay Dursun Çiçek bu işin başındaki tek isim mi, yoksa bu iş emir-komuta zinciri içinde mi kotarıldı?"
"Bunca darbe denemesinden ders alınmadı mı?"
Kısacası, 27 Mayıs 1960 darbesi yetmedi, 12 Mart 1971 müdahalesi yetmedi, 12 Eylül 1980 darbesi yetmedi, 28 Şubat 1997 müdahalesi yetmedi, 27 Nisan 2007 sanal muhtırası da yetmedi...
Bu aralıklarda yapılan işkenceler, idamlar, sorgulama esnasında öldürmeler, faili meçhuller, sürgünler, işten atmalar, vatandaşlıktan çıkarmalar yetmedi...
Bütün bunların demokrasimize, ekonomimize, ilişkilerimize verdiği apaçık zararlar yetmedi...
Ki, Cumhuriyetimizin 86. yıldönümünde bile darbe tartışıyoruz...
Cumhuriyetimizin 86. yıldönümünde bile darbe tartışıyor olmamız, tüm varlığımız ve varlık sebeplerimiz açısından çok vahim bir durumdur!..
Cumhuriyetin, zannedildiği gibi geniş halk kitleleri nezdinde değil, ama seçkinci aydın ve bürokrasi nezdinde hâlâ yerleşmediğinin göstergesidir...
Sanki aradan 86 yıl geçmemiş...
Sanki dünya demokrasisi hiç gelişmemiş...
İnsan hakları hiç yerleşmemiş...
Ve sanki acıtan askeri darbe ve müdahalelerden hiç ders alınmamış...
Hayatı okumayı bu kadar ıskalayan okumuş yazmış koskoca adamları, yeniden ilkokula alıp eğitmek gerekiyor!
Belki o zaman cumhuriyetin gerçek anlamda "cumhuriyet" olabilmesi için demokrasiden beslenmesi, bunun gerçekleşebilmesi için de herkesin millete ve millet iradesine saygı duyması gerektiğini öğrenebilirler.
"Cumhuriyet"i ilk duyduğumda üç-dört yaşlarındaydım...
Kendisi saltanat çocuğu olan rahmetli babam, cumhuriyet kutlamalarına katılacağını söyleyip evden çıkmıştı. Denizciydi. Rejimlerle pek işi olmazdı. Ama belli ki cumhuriyeti benimsemişti. Ne çare ki, Başöğretmenim Hikmet Bey (çocukluğumun ilkokullarını müdür yerine başöğretmen yönetirdi) babamın bu özelliğini hiç fark etmedi. Namazında niyazında bir adam olmasıyla her söylenene kafa sallamayıp itiraz etmesi, ardından sorgulamaya geçmesi babama "düşman" gözüyle bakması için kâfi sebepti. Hikmet Beyin tarifine göre, cumhuriyetçi babam "cumhuriyet düşmanı" olarak beliriyordu. Bunu hiç anlayamadım.
Nasıl anlayabilirdim ki, henüz çocuktum. Küçücüktüm... Çocuktum, küçücüktüm, ama kocaman bir yürek taşıyordum.
Yüreğimde sevdalarım vardı...
Sevdalarımda aşklarım vardı...
Aşklarımda umutlarım vardı...
Umutlarımda hayallerim saklıydı.
Umutlarım yeşerdikçe şenlenir, hayallerim geliştikçe büyürdüm.
Zaman içinde Türkiye de büyüyecek, gelişecekti. Hep öyle, çocukluğumdaki gibi fakir, aç-bîilâç, yokluk ve yoksulluk içinde yaşamayacaktık. Kısa süre içinde "çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine" çıkıp Avrupa'yı gırtlağından yakalayacaktık!
Türkiye'nin geleceğine inancım tamdı...
Başöğretmen Hikmet Bey de zaten sık sık bunu tekrarlardı:
"Türkiye'ye inanın çocuklar, Türkiye'ye güvenin, Türkiye ile öğünün."
Yani, "Türk öğün, çalış, güven."
Çalışmadan sadece övündüğümüz, üstelik de ne kendimize, ne de bir birimize güvenmediğimiz için mi bu haldeyiz şimdi?
"İmza ıslak mı, kuru mu?"
"Kâğıt parçası mı, belge mi?"
"Kurmay Albay Dursun Çiçek bu işin başındaki tek isim mi, yoksa bu iş emir-komuta zinciri içinde mi kotarıldı?"
"Bunca darbe denemesinden ders alınmadı mı?"
Kısır döngünün tam ortasında durup bu tür ihtimal hesaplarını ürpere ürpere bu yüzden mi yapıyoruz?
Hani "Cumhuriyetçi", "Milliyetçi", "Devletçi", "Halkçı", "İnkılâpçı", "Laik" ve de "Atatürkçü" olunca her şey düzelecekti?
Neden düzelmedi dersiniz?
İdeolojik devletler gümbür gümbür çökerken, tüm milletlerle birlikte bizim milletimiz de Türk'ü, Kürd'ü, Laz'ı, Çerkes'i, Arnavut'u ve tüm etnik kökenleriyle değişti...
Ne var ki asıl değişmesi gerekenler 930'lara takılı kaldı. Aynı duygusal mantık içinde hamasi nutuklar atıyorlar... Hâlâ kan edebiyatında, can edebiyatında varlık alıyorlar.
"Bir Türk dünyaya bedeldir..." Ya da "Ne mutlu Türk'üm diyene" diye bağırana, bir Türk'ün yılda ne kadar katma değer ürettiğini soruyorlar.
"Bir İsviçreli işçinin yirmide biri kadar" dediğiniz anda da her şey bitiyor.
Yarıştan çoktan koptuğunuz anlaşılıyor.
Sloganlar, niyetler, nutuklar ve şiirler ne yazık ki, karın doyurmuyor.
Türk Solu'ndan akla ziyan kapak
Başvurmadığı provokasyon yöntemi kalmayan Ergenekoncu Türk Solu dergisi yine sahnede. Dergi akla ziyan bir sloganla piyasaya çıktı. İşte o kapak:
Daha önce 'Ordu Göreve' pankartı açarak, 'Kürt sorunu yok Kürt istilası var' gibi söylemleriyle dikkat çeken Türk Solu dergisi 34 PKK'lının dağdan inişine gösterdiği saldırgan tepkiyle yine tartışma yarattı.
25 Ekim Pazar günü 34 PKK'lının 'eve dönüş'ünü protesto etmek için Galatasaray'da yapılan eylemde 'Hepsini asacağız' pankartı açan Türk Solu grubu aynı sloganı dergisinin kapağına da taşıdı.
Türk Solu Dergisi, yeni sayısının kapağında 'kanlı urgan' kullandı. Kapakta, kanlı urganla beraber 'Dağa çıkanı da, dağa çıkartanı da dağdan indireni de, hepsini asacağız!' ifadesine yer verildi.
*ALLAH kimi kendine davet ederse, o kişi dünya işlerinden vazgeçmeye başlar.
*Geçmişe üzülmek, gelecekten tedirgin olmak, ALLAH'la arandaki perdedir. O perdeyi ateşe at ki ardından ALLAH görünsün.
*Nebi;'bahar yelinden yararlanın,güz yelinden sakının' dedi. Güz; nefis ve hevadır. Bahar akıl ve ruh. Güz şeytanı fısıldar. Bahar ise Evliya sözüdür.
*Kasırga, ağaçları yerinden söker.Ama alçak otlara şifadır.Gönül, sende ALLAH'a karşı ot gibi mütevazı ol da rahmete eresin
*Heveslerinden kurtulan kişi buluğa ermiştir.Milletin çoğu ise halen çocuktur.Vehim, fikir, duygu, çocukların tahtadan atıdır.Sen ilim atına bin.İlim, gönül ehline küheylan olur, beden ehline yük olur.
*Noksanını gören, ALLAH'a kanatlanır.Kendini olgun sanan yerde kalır.
*Vücut ana gibi ruha gebedir.Ölüm ruhun doğumudur
*İyilikte ve kötülükte her insanın kendisine benzer melekten bir arkadaşı vardır
*Ateşten yaratılanlar, topraktan yaratılana düşmandır. Ateş suya , su ateşe düşmandır. Ateş heva, su ise dindir. Din ehlini, kin ehlinden ayır. Hak'la oturanı ara bul da onunla otur.
*Olayları yorumlama.Kendini yorumla.Kendine kötü de, ama gülbahçesine kötü deme. Hilm (yumuşaklık) kılıcı düşmanları yener. İlim suyu toprağı yeşertir
*Bazı suçlar ve günahlar rahmet ve kurtuluş sebebidir. Ömer Peygamber'i öldürmeye geldi.İman etti. Âdem yasak meyve yedi. Kulluk ve dünya hayatı başladı.
*Bazı öldürmeler hayat verir. Bahçıvan ağaçları budamasa dallar gelişir mi?Terzi kumaşı parça parça etmese elbise çıkar mı?
*ALLAH seni bezedi, nakşetti. Nakşı kıramazsan ruhu göremezsin. ALLAH'ın nakşını yine ALLAH'ın eliyle kır. Sevgilinin camına onun bahçesinden taş at.
*Hangi renk camdan bakarsan güneşi o rengte görürsün. Camı kır ki nur görünsün.
*Bir akıl başka bir akılla birleşirse, kötü söz ve kötü işe engel olmuş demektir. Nefis başka bir nefsle dost olursa, akıl işe yaramaz hale gelir. Akıl başka akılla birleşti mi yol görünür, nefs başka nefsle birleşti mi yol kapanır.
*Hayvan padişahın mevkiini bilebilse, öküzle eşek de ALLAH 'ı görürdü.
*Sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Sabır, gözün perdesini açar; gönlü yarar açar. Gönül saf hale gelince de toprak ve su haricinde suretler görürsün.
*Dini, babadan bedava miras olarak buldun. Onun için şükürden baş çevirirsin. Mirasyedi, mal kıymetini ne bilsin!..
*Rahmetim ağlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi dalgalanmaya başlar.
*Afetsiz, felaketsiz hiçbir köşe yoktur. ALLAH 'ın halvet yerinden başka hiçbir yerde dinlenme ve rahat yoktur.
*Eşeğin varsa mutlaka semer de olur. Canın var ise ekmek az çok gelir korkma.
*Halk kendinden gafildir. Herkes önce kendi kusurunu görebilse ıslah edicilere ihtiyaç kalır mıydı? Kendi yüzünü görmek herkese nasip olmaz. Gören, Hak nurunu görür.
*Her şey bir şeyle buluşur da hayat bulur. Erkek kadınla buluşur çocuk olur, toprak bulutla buluşur bereket olur.
*Nice kişiler surette kaldı, özü göremedi. Göz aslında bir yağdır; gönülle birleşirse nur olur. Sen gözü gönülle destekle de nuru gör, sureti aş.
*İhlasa eren kurtulur. Hiçbir ekmek tekrar buğday olmaz, hiçbir ayna tekrar teneke olmaz. Öyleyse ihlas makamına ermeye bakmak. Erdin mi geri inmezsin korkma.
*Hıristiyanların cehaletine bak ki; asıldı dedikleri İsa 'dan medet umarlar. Bizim İsa 'mız diri.
*Musa, dağda bir çobana uğradı. Çoban aklınca ALLAH 'ı zikrediyordu. Şöyle diyordu:
'Hey koca Tanrı!.. Gel bana sakalını tarayayım, gel bitini ayıklayayım, gel sana süt içireyim, gel de kulübemde dinlen
Musa hiddetlendi:
'Behey sersem, ALLAH 'la nasıl konuşursun? Dua ederken kâfir oldun gitti, behey akılsız '
Çoban bir feryat etti ki, ağlayarak tası tarağı bıraktı çöllere düştü. ALLAH Musa 'ya vahyetti;
'Kulumla arama girmeye utanmaz mısın? O ne güzel beni kendi aklı ve gönlünce anardı. Ey Musa sen ALLAH 'a yaklaştırmaya mı geldin uzaklaştırmaya mı?
Musa hatasını anladı ve üzüldü de çobanın ardına düştü. Çoban çöllerde idi artık. Musa 'Hakkını helal et, sürünün başına dön 'dedi. Çoban 'Sen beni azarlayana dek ben dünyada idim. Şimdi Rabbim beni öyle bir nurla ateşledi ki durmam artık, perde açıldı ey Musa! 'dedi ve gözden kayboldu.
Can, sevgiden nurdur. ALLAH can ehlinin diline bakmaz kalbine bakar. Kâbe 'nin içine girene 'Kıbleye dön 'demek ne kadar abestir.
*Karalanmış tahtaya yazı yazılmaz. Bil ki, ALLAH 'ın bela vermesi ve seni ağlatması rahmet yazısı yazmak için kalp tahtanı temizlemesi demektir.
*Dünyada üç tip kadın vardır, ikisi zahmet ve mihnet, biri hazinedir:
1-Bakire olanı alırsan, her şeyi ile senindir, hazinedir.
2-Dul olanı alırsan yarısı senindir, yarısı eski kocasının.
3-Hem dul hem çocuklu alırsan hiç senin olmaz, aklı hep çocuğun babasındadır.
*Anaları ağrı tutmasa, çocuk doğmaz. Bu gönül gebedir, ağrısı bela. Nasihatler de ananın ebesi.
*Söz manaya yetmez. Söz hesaba benzer. Hesap güneşe bizi ne kadar yaklaştırır ki? ALLAH 'ı bilenin dili kapanır, gönlü manaya açılır
*Yunus balık karnında pişti.Yunus tesbihle karaya çıktı.Sabretmek canın tesbihidir. Sabır sırattır, geçerken sızlanma, nasıl olsa yolun cennete çıkacak.
*Duygu koyunlarını ALLAH yaylasında otlat ki, hakikât bahçesine gidebilesin
*Anne yavrusuna süt vermek için çocuğu çağırsa çocuk delil ister mi, güvenerek hemen koşar. Peygamber anadır, hâlâ sözlerinde delil ve mantık mı ararsın?
*Uzağa bakış kör eder. Adam sarayda uyur, sarayı görmez. Yakına bak da gör kendindekini. Gök gürlemesi, susuzun başını ağrıtır. Bilmez ki rahmet gelecek.
Türkiye'de gençlik bitmiştir.Çünkü gelecek nesil için devletimiz somut adımlar atmamıştır..
Rutin hayat, eğlence ,müzik, internet oyunlar vs.Bunlarla günlerini geçiriyorlar.Böyle gençlik olunur mu.
Dinamik, dindar , çalışkan, üretici, vatanını ve milletini seven gençlere ihtiyacımız var.Ve bunları da yetiştirebilecek hocalara ihtiyacımız var...
Vallahi kardeşlerim ben haklı olduğum, dinime aykırı olmayan şeylerde hiç utanmam..Bayanlarla da konuşsam yine utanmam..Çünkü onlarla konuşurken mütevazi olarak konuşurum ki benden kaçmasınlar.Cilveli sözleri de sevmem..Edep ve terbiyeyi de hiç bırakmam..
Iste, uzmanlarin yaptigi arastirmalar sonucunda ortaya cikan sasirtici gerceklerden bazilari:
- Bir yilan 3 yil uyuyabilir.
- Bal bozulmayan tek gidadir.
- Ordegin sesi yanki yapmaz.
- Denizyildizlarinin beyni yoktur.
- Uzum mikrodalga firinda patlar.
- Insan yilda en az bin 460 ruya gorur.
- Ictigimiz sular 3 milyar yasindadir.
- Karinca iki hafta su altinda yasayabilir.
- Insan kalbi dakikada 60-80 defa carpar.
- "Pi" sayisinin bir milyarinci rakami 9'dur.
- Dunyada insanlardan daha cok tavuk var.
- Insanin kalca kemigi betondan daha saglamdir.
- Turkiye'de Mehmet adinda 1 milyon 229 kisi var.
- Sabahlari elma kahveden daha fazla uykunuzu acar.
- Yercekimsiz ortamda mum alevi kure seklinde olur.
- Otomobil sayisi insan sayisindan 3 kat daha hizli artiyor.
- Bir kilo limonda bir kilo cilekten daha fazla seker vardir
- Dogum gununuzu en az 9 milyon kisiyle paylasiyorsunuz.
- Cin'de Ingilizce konusan kisi sayisi Amerika'dan daha fazladir.
- Eksi 90 derecede nefesimiz, havanin ortasinda donar ve duser.
- Eger ayni zamanda aksirir, hickirir ve gaz cikarirsaniz, patlarsiniz.
- Bir bardak sicak su, buzdolabinda soguk sudan daha cabuk donar.
- Dunyada bir yilda gercek paradan daha fazla Monopol parasi basiliyor.
- Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin icindeki kaloriden daha fazladir.
- Vucudumuzdaki tum damarlari uc uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.
- Uzayda yercekimi olmadigi icin astronotlar aglayamaz. Cunku gozyasi asagi dusmez.
- Insan daha cok oksijen alabilmek ve vucudundaki karbon gazini bosaltmak icin esner.
- Insan bir gunde 28-33 bin litre hava, 500-700 litre oksijen, 2 kilogram yiyecek tuketir.
- Dunyanin en hizli kusu bogazli kirlangictir. 3 saniye sureyle saatte 128 km. surate ulasmistir.
- Kahve sarhos bir insanin ayilmasina yardimci olmaz. Hatta cogu zaman alkolun etkisinin artmasina yol acar.
- Elma, sogan ve patatesin tadi aynidir. Fark sadece tamamen kokularindan kaynaklanir. Aslinda hepsi tatlidir.
- Kibrit kutusu buyuklugundeki altin kulcesi yufka gibi acilarak bir tenis kortu buyuklugune kadar yirtilmadan uzatilabilir.
- Insan uzun sure bir bobrek ve bir akcigerle, midesiz, dalaksiz yasayabilir, ama karacigersiz bir dakika bile yasayamaz.
- Bir pire, kendi buyuklugunun 150 kat yuksekligine ziplayabilir. Bu orani tutturmak icin insanin yaklasik 30 metre ziplamasi gereklidir.
- Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler. Sivrisinegin alicilarini bloke ederek sizin orada oldugunuzu anlamalarini engeller.
- Asik oldugumuzda beynimiz "phenylethylamine" uretir. Bu kalp atisinizi hizlandirir ve sizi mutlu yapar. Bu kimyasal madde cikolatada da vardir.
- Klinik olum sonrasi insan 5 dakika icinde hayata geri getirilebilir. 5 dakika sonra beyin hucreleri olmeye baslar, ama yine de bu sureyi 5 dakika daha uzatmak mumkundur.