ufuk

ufuk

Üye
23.10.2004
Uzman Onbaşı
2.971
Hakkında

  • Tutmaya çalışşamda tutamıyorum bu ömürü...
    Hep bir yalnızlığa mehil ediyor...
    Adını ilk duyduğumdan beri hasretin...
    İçimdeki köprüleri yakıyorum eskiye doğru...

    Her gidiş beni götürüyor yanında...
    Giden bende olsam yanımda götürüyorum terkettiklerimi...
    Maziyi silemiyorsun silermiş gibi gözyaşlarını...
    Her gidiş bir ölüm merasimi bırakıyor ardında dualarla...

    Geçmişin kapısına vurduğum her kilit gönlümde ağırlaşıyor...
    Çocuksu bir gülüşüne kanıyorsum telefonun ucunda...
    Bekliyorum olursun diye bir gün yanımda...
    Ama her defasında bu rüzgar kokunu taşıyorda...
    Yollar seni getiremiyor sevdamızın ikliminde...

    Yağmur hüznün gibi doluyor içime...
    Kaçsam kendimden gitsem bilmediğim bir yere...
    Yalnızlık korkutuyor sonra birden...
    Geçmişten bu güne biriktirdiğim göz nurum dostluksuzlarım korkutuyor beni...

    Dilimde öyle duruyorsun, adını söylesem sesim çıkmaz biliyorum...
    Ne söylesem bir lal bir serzeniş fısıltılarla...
    Nefesim gibi içime çekiyorumda seni...
    Mahremi kahpe kelimelerle dökemiyorum çıkaramıyorum içimden...

    Hala ben sensizim işte, sen kimsen artık...
    Böyle herkesi sen zannediyorum, kanıyorum, alıyorum ruhumun derin odalarına...
    Ten desen aynı ten, ve kokusu aynı koku...
    Hepsi hepsi gibi birşey farketmiyor... Herkes herkes gibi...
    Ya da ben değişemiyorum ruhumu açtığımdan beri karanlık odalarıma...

    Hala saklıyorum nedenini bilmediğim bu boşluğu...
    Odam sensizliğe bürünüyor ve ben çareyi boşluğa sarılmakta buluyorum....
    Her kimsen artık gelsen ve beni kurtarsan bu üç kuruşluk makyajlı, maskeli sevdalardan...
    Ah bir bilsen ne çok yordular beni ne çok yıprattılar...
    Ben sevmeye hazırım seni yeniden.... Peki ya sen hazırmısın vazgeçmeye kendinden....
#01.12.2012 00:46 0 0 0
  • BİR TERKEDİŞİN FİHRİSTİ...

    Gittiğin yollar önce sadece hasrettir...
    Cevapsız aramalarımın bir kafiyesi sanki...
    Bir gün gideceğini bile bile beni sana vermektir yolların...
    Büyüdükçe içimde kendine yer bulamamak...
    Gittiğin yollar sonra ayrılık olur...
    Özlemeye utanırım cevabını alamadığım için mesajlarımın...
    Ahizenin diğer tarafında durursun;
    Ve ben anlayamam mutsuzluğunun vazgeçilmez çekiciliğini...
    Gittiğin yollar sen olur sonra...
    İçimde telafisiz bir son dakika golü gibi olursun...
    Maç bitmemiştir de umudum bitmiştir...
    Kül kedisi masallarında olmak istersin...
    Sen rapunzel belki ben hansel greter artık hangisi erkekse....
    Gittiğin yollar yok olur sonra...
    Bir süre kestiremem neden nerden gittiğini...
    İçimde karşılıksız bir duygu belki aşk dediğim...
    Hücrelerimde sokak lambaları, tek başına bir sen adımlarsın caddelerimi...
    Sana şiir yazmakta varmış içime atığ en güzel özlemimi...
    Ki keşke bir anlamı olmasaydı kelimelerin de bende yazmasaydım...
    Gittiğin yollar bir gün sadece yol olur...
    Öznesi çürütülmüş, delilleri karartılmış bir aşkn "seni seviyorum" larında...
    İçimde bir boşluk geride bıraktığın bana...
    İnsanlık için küçük bizim için büyük bir kasırga...
    İlk ve son yazdığımdır son söylediğimdir bunlar sana...
    Gittiğin yollar ben olurum daha...
    Üstüme basıp çiğnemeye kıyamadığın...
    Bir peri gibi bulutlarımda geçtiğin dünyamda....

    Ufuk
#03.11.2012 11:01 0 0 0
  • Ben hiç çocuk olmamışım meğer; şimdi anlıyorum...
    Burnumda tütüyor bahtımın balta girmemiş çaresizliği...
    Üzülecek bir yanım yok gülleri solmuş bahçemde...
    Bir yanım ölesiye yorgun, bir yanım bir kelebek aşkınla...
    Zillerine basıp kaçıyorum kalbimin zindanlarının...
    Aşk olanca aşk deliyürek çocukluğumda...

    Ben hiç çocuk olmamışım meğer...
    Karabasan geceler kapımda ve çoğu günün ortasında...
    Cebimde filizleri açmış birkaç kuruş cep harçlığımın...
    En sevdiğime en ucuz çikolatasını alıyorum köşedeki bakkaldan...
    Ekonomi yapıyorum üç kuruşumla, kalanıyla ödülüm bir gazoz....
    Kalanı içimde erimiş bir dondurma kıvamında aşkınla...

    Ben hiçmi çocuk olmamışım ne...
    Şiirlerin tadı yok artık kalemimin ucunda...
    Kelebekleri sayarak geçmiş yol kenarındaki bu parkta...
    Kıvılcımlardan aşk şarkıları dizmişim ne demek olduğunu anlamadan...
    İçimde büyütmüşüm kendimide pek sevmemişim büyümeyi...
    En korkusuz yalanlarımda çocuk olmuşum bir sonbaharın ortasında....

    Ben hiçli bir çocuk olmuşum ilk defa...
    Yamacında gönlümün uzanmışsın sen olanca varlığınla...
    En çok yeri sen kaplamışsın ilkokul defterimin en arka sayfasında...
    Sıralara en çok senin adını kazımışım, kalemtraşımın bıçağıyla...
    İlk defa çocukmuşum gibi ve ilk defa bir kadar sorumsuz kendi ruhuma...

    Ben hiç çocukmu olmamışım aslında....
    Yeniden başladığım defterimin ilk kelimesini nasıl denk getirememişim adınla...
    Kokulu silgim de en çok senin kokun varmış, en üzücüsü senin gitmenmiş...
    Ders ortasında dışarıdaki bir martıyı bu kadarmı çok severmiş insan...
    Bu çocuksu aşkta ama seninle aynı yaşta....
    Yaşama vurmuşsun da kendini, çocuk hep çocuk kalmış varlığının dayanılmaz mucizesinde...

    Benmi hiç çocuk olmamışım yoksa...
    Yoksa çocukmu hiç ben değildim...
    Bir hiçliğe doğmuş bir çocukmuşumda...
    Seni aramaya büyümüşüm bu kahpe dünyada....

    Ufuk COŞKUN
#03.11.2012 00:59 0 0 0
  • Yarıldım gülmekten ya... Tam karikatür bir tip aslında yorum yapmakla onu onurlandırmak istemezdim ama... Zavallığın portresidir bu zaten... Sizin yüzünüzden var "Allah yok diyen zihniyet" aranızda hiçbir fark yok zavallı fukaralar... Atatürk ün de çok umurundaydı ondan nefret etmen... Reklam olmak için soyunanlar neyse işte sizde aynı bok çuvalının içinde debelenen çıbanlarsınız... Atatürk sizi yakmamakla çok büyük hata etmiş sizi sadece yakmak size onur olur onursuz ahmaklar...
#21.10.2012 01:29 0 0 0
  • Ah be kalbime bir sızı vurdun ya el-keyf, artık içmesemde sabahın çiği sarhoş eder beni... Hakikatten bu yazdıklarımı öyle güzel bir hale getirmişsinki... Dağ başında güzel bir kızdı benim yazdıklarım, yırtık entarisi, eski şalı, üşümüş solgun dudakları... Bir gün bir mucize olmuş o kız melekler gibi beyaz giyinmiş yorgunluğu geçmiş yaptığın bu sunum hicazı olmuş gönül makamımın... Artık nereye atsalar tutarım ben bu yorgun yaşlı adamı... Eline emeğine sağlık... Hatta bunun teşekkürünü yakın zamanda mutlaka edeceğim kuru teşekkürle kalmaz bu... Muhteşem bir çalışma...
#10.10.2012 00:33 0 0 0
  • Bir gül kondursam masum dudaklarına, bir çiçek açsam, bir tomurcuk olsam kalbinde...
    Yüreğin; ah o yüreğin kaygan olmasa buz kütlesi gibi ve ben tutunmak için kırmasam zincirlerimi...
    Yokluğunla sınamasan her an beni, kendinle tehdit etmesen amaçsız bir cinayet gibi...
    Çalıp kaçmasan çocukluğumun en sevdiğim oyuncağını, geri vermen için yalvarmasam gözlerimle ağlayarak...
    Ah kadınım, ben sen olmasan daha mutlu olabileceğimi düşünmesem, ama gidişinle yokolacağımı bilmesem...
    Uzatmasan bu kelimeleri birbirine sokmasan bu kadar ve ah ben seni bir kerecik anlayabilsem...
    Yorgun düşmesem hayattan bu kadar ve bu yorgunluğun sebebi olmasan bir kere...
    Bir kere ağlatmasan kalbimi gideceğin korkusuyla ve bu zavallı ruh teslimiyeti bu kadar çabuk kabul etmese...
    ...
    Bitirmek için hep yeniden başlmasan bir kerecik de bitmeden tekrar tekrar başlasa....

    Ufuk
#06.10.2012 22:26 0 0 0
#06.10.2012 19:53 0 0 0
  • Yok böyle bir şey ya yediğimiz golde 4 eskişehirli futbolcu kalecimiz ve cris var baska kimse yok topu 3 kere kurtardı ama yetermi neredesin dany neredesin eboe neredesin riera yazık ya valla yazık....
#06.10.2012 19:50 0 0 0
  • Evet cok güzel olmuş ellerinize sağlık çok güzel bir özellik konuları daha rahat takip edebiliriz, bazen unutuyoruz yazdığımız başlığı ama bu şekilde unutmak ortadan kalktı. Tekrar teşekkür ederim, elinize sağlık...
#05.10.2012 23:52 0 0 0
  • Çöl yakıp kavuruyor ayazımızı, güneşe hasretken nefret eder oluyoruz...
    Kimseye söyleyemediğimiz hüzünler duruyor lavabodaki aynanın yanında...
    Ecza dolabımızda yedek tuttuğumuz bir kaç anti deprasan kutusu...
    Hepsinin bir öyküsü var yazmaya kalksan, kelimeleri bu yüzden çok seviyorum...
    Anlat anlatabildiğin kadar, bazen birisinin dinlemesine gerek yoktur konuşmak için...
    Bazen iç sesinle konuşursun saatlerce...
    Özümsedim; tek tek seçtim hüzünlerimi aynanın yanından, yüzüme iliştirdim...
    Nasıl başlarsa öyle gelir gerisi farzettim, ağlamaklı bir adamı oynadım bu gün, kendim değidim...
    Yıllara meydan okuyan kalp ağrılarımı değiştirdim sonra, hüznüm yüzümde nasıl canlandıysa...
    Bu maskeleşmelerde yakışmıyor adam olan adama...
    Adam olmaya karar verdim, güldüm, anlattım, öğrendim, öğrettim...
    Güzel olanı sevdim, evet en çok güzel olanı sevdim, içimde güzelleştim...
    Güçlüydüm, mutluydum, sevmiştim ama içten içten çürüyordum...
    Kalbimi açmaya karar verdikten sonra deniz,güneş ve insanlarda değişti...
    Artık maskem de yoktu, çırılçıplak kalıverdim birkaç bin kişinin ortasında...
    Herkes saklandığı maskelerin ardından gülüyorlardı bana...
    Yenildim, üzüldüm, hüzünlü birkaç maske daha aldım kendime...
    Lavabonun yanında ki maskelerin yanına koydum...
    Her gün bir maske takarak geziyordum bu şehirin caddelerinde...
    Artık garantiye aldım kendimi...
    Antidepresanları ikiye katladığım gibi...
    Her gün evden çıkarken yedek bir maske daha koydum cebime...
    Tıpkı en sevdiklerim gibi...
    Tıpkı herkes gibi...

    Ufuk COSKUN
#03.10.2012 23:49 0 0 0
  • Bazen gökyüzünde usulca süzülür yıldızlar, yüreğimin aydınlığı gibi yalpa yalpa...
    İçim tuhaf hüzünlere bulaştıkça anlıyorum çamurun tadını, mucizevi kaybedişini bütün aşkların...
    Olanca gücüyle kavuşunca bir kaç yaralı yaren, belki bizde bir gün diyemiyorum yinede...
    Öylesine umutsuzum yani, "umut" fakirin ekmeğidir ya...
    Ya birileri bizi kandırdı yalanlar söyledi, yada biz çok zenginiz, yada umut demek fakirlik olmuş bir işçinin ekmeğinde...
    Balta girmemiş orman kıvamında yalnızlığımız, kuş uçmaz konar bir dalına çalılıklarımızın...
    Ah benim zavallı kelime haznem, olanca sığınır deyimlere... Deyim yerindeyse ağlamaya yüz tutarım...
    Kaçar gidersinde bu ölümsüz aşktan, sığınağını terkeder gibi bombardımanın içinde...
    Utanırım... Bazen kendin için değilde başkası için utanmakda var kaderde...
    Sen gidersin ve ben utanırım tüm gücümle, kalbimde kanımdan kırmızı lekelerle dolanırım...
    Kimse görmez saklandığım uçurumdan, çünkü amaç uçuruma düşmemektir...
    Bu yüzdendir hiç merak edilmez düşülen uçurumların dibinde ne vardır diye...
    Ben bana yazdığın yalnızlığın notalarından dem vurmuşumun hayatın dibine...
    Ne gök ararım artık yıldızlar barınsın diye, ne bir heves...
    Birkaç saniyelik hayatımın sonsuz acısısın...
    Nereye baksam bir tutam nefret ve benim her zaman aşka bakmaktır niyetim...


    "ölüm koşmadı peşimizden bu sefer,
    gittiğimiz yol götürdü bizi,
    ve ben senin için girdim o yola,
    bir tutam ölümde bir tutam aşktın benim için..."

    Ufuk COSKUN
#02.10.2012 00:46 0 0 0
#01.10.2012 21:02 0 0 0
  • Çok hüzünlüsün ya, yazan arkadaşların genelinde melankoli yanında öfke ve bir haksızlığa uğrama hali var ben de dahil, ama sende kıyamadığın için belki bir kızamama durumu var, belki bir kayboluş var hani küçükken pazarda çarşıda annemiz elimizi bırakır bir an kaybolur da o zamana kadar keyif yapan biz yabancılaşırız birden etrafa.. Bilmiyorum hatalımıyım ama gördüğüm bu yansıyor yazdıklarına...
#01.10.2012 21:01 0 0 0
#01.10.2012 20:48 0 0 0
  • Vedalara inanmıyorum artık, küçükken annelerin anlattığı bir masal sadece...
    Dipsiz bir kuyuya düşer gibiyiz ama dibi bekliyoruz...
    İçimizde sızılar, yalnızlığa atılan kulaçlar, dalgarından müzdarip yaşıyoruz, düşerek...
    Şimdi kıvılcımlar bir gece yarısı ayışığında bekliyor cesur yüreğimizi...
    Okumadan anlamıyoruz, anlamadan okuyamıyoruz...
    Ben bu hayatı anlamadım, ilkokulda anlamadıysanız cümle içinde kullanın derdi öğretmenler...
    Ey hayat seni ben kendi içimde kullandım ama bir kenara sen attın kullanıp kullanıp...


    Zamanla duruluyor geçmişini çaldığımız azılı yaşamlarımız...
    Unutup gidiyoruz yarım yamalak ne varsa arkamızda bıraktığımız...
    Affımız yok anılardan yana, geçip gidiyor bir film şeridi gibi gözümüzün önünden...
    Zaman bizi kendimize çeviriyor...
    Dünyanın en şeffaf aynası olmuş zaman yüzümüze gülümsüyor...
    Bak zamana geçmişe yaşadıklarına, işte anılarımız bizim tek gerçek yanımız...
    Sözle yalan söylüyorda insan anılarda yalan kalmıyor... Ne varsa kötü dikişlerdeki ipler gibi çıkıveriyor ortaya...
    Anılarımdan ötürü daha kaç defa özür dilemem gerekiyor bilmiyorum...
    Ve özür dilediğim için kendime daha ne kadar günah borçluyum...

    Şimdi yalnızlığın kıyısında yüzüyoruz, kıyasıya dalgalarla çabalıyoruz...
    Bir meltem esse kışın ortasında kafamın içinde buğulu gözlerle geçiyorsun, çöllerde uzaklara gölgesi düşen belli belirsiz kervanlar gibi...
    Ne kadar kalabalıksın ve ne çok yaşıyorsun... Ama hiçbiri hayatıma bir çentik bile atmıyor...


    Ne sessiz bir fırtına, ne ölümsüz bir eser yazanın kaleminden...
    Okumak yok artık yaşamak var her sefil olayı bir bir...
    Düşlerini görmek var mutlu anların, rüyada bile görsen umudunu evinin en güzel köşesinde heykeli dururdu belki...
    Rüyada bile geçse ömüründen bir kaç sevgili anı, en güzel anılarının yanına kaydedersin...
    Ama hala bir ressam çizemez mutluluğun resmini, hiçbir besteci yazamaz mutluluğun notalarını...
    Varsa yoksa acılar vardır, midemiz bulanana kadar acılara içeriz... Kusmak için güzel bir güneşin doğuşunu bekleyerem hemde...


    "Bir bir ölüyor zihnimin vurdumduymaz zalimliği, bir bir yanıyor odaları karanlığa hapsolmuş...
    İçsem seni tüm damarlarıma ve kalbime vurur aşkındaki narkoz etkisi...
    Artık kes neyim varsa, böl al içimden...
    Sana uyuyarak kalbimi ve ciğerimi seninle paylaşmaktır onurların en asili...
    Al götür içimden neyini istersen...
    Kırılgan ürkek namusumu bile bırakma bana...
    Önyargılarımı, yarınlarımı ve hatta asla anmak istemediğim anılarımı da al götür...
    Geride kalacaksa bir deri bir kemik kalır nasıl olsa...
    Al hadi zaten hep senindi narkozlu gecelerin başağrılı sabahları...
    Ben sana dua da ederdim ve gerekirse içerdim de seni daha fazla anımsamak için sabahlara kadar...
    Düşlerime hapsetmişsem ne olmuş seni...
    Al durma daha ne kadar acıtabilirsinki senden kalan bu sensizliği...
    DAha ne kadar kırabilirsin ömrümün geride kalan sefil günlerini...
    Vur kır parçala, al senin olsun neyim varsa veya geride daha ne kaldıysa...
    Yeterki kırılmasın göz çukurlarımda büyüttüğüm senden kalan gonca...
    Yeter ki bir kaç damla yaş bırak sulamak için arada sırada...
    Al da git ve bitsin onursuz, gurursuz, yarınsız mutsuzluğuma sığındığım bu yalan dünya..."


    Ufuk cOŞKUN
#01.10.2012 00:11 0 0 0
#30.09.2012 22:56 0 0 0
  • Gamzelerimizi girdaplara emanet ettiğimizden beri,
    Kutuplarımıza yazı beklerken baharımı unutmuştuk?

    Yersiz yolculuklarda bizi izleyen yıldızlara hayran, ilkokul çocukluğumuzun saftrik tek hatlı yalın ilişkileri...
    Platonik kelimesinin tarihçesi bizim ilkokulu bitirişimizde başladı... Sevdiğini söyleyemeden sevmek yani...
    Yani hissettiğin şeyi sevgi sanıp diğer uçta duran ve karşına geçtiğinde etrafı bir sis dumanı kaplayan yalın güzellik...
    Safi makyajlı sahte güzelliklerden öte... Sevdiğimizi sandığımızı asla söyleyemediğimiz ama olanca özümsediğimiz melek...
    Bir elma kurdu gibi içimizi kemiren beyaz küçük yaratık...
    O o zamanlar bilmezdi yalın ayak gezmenin bu kadar utanç verdiğini...
    O meleği tual belledi, ama tanrının yarattığının üstünden geçti...
    Güzellik üç harfli bir kelime, yerine neyi koysak üstüne bir fırça daha... Adı söylenmez... ayıp...


    Üstüne gül koklayamadık biz ta o zamanlar en sevdiğimiz bellediğimizin...
    Elimize değen el elimizi kirletmesin istedik durduk, zaman aşikar bir uçurtma gibi...
    İpi her an bizde ama fazla çekersen koparcasına... Ve zaman üstümüzde uçarken biz gölgelerinde...
    Hemzemin bir hayat yaşayacağız diye sevdiklerimizle bu ıslak şehirde şemsiye kullanmak gibi...
    "şeker değilsin, erimezsin" de buradan geliyor, oysa ben yağmuru hep sevdim, aklımın uçurtmasıydı yüzüme vuran her damla...
    Islandım diye utanmak şimdiki zamana mahsus... İlkokulları ilk okul yapan artık dört bilinmeyenli denklem...
    Matematik gibi, daha şimdiden kırbacına bütün gece yatırılıp terbiye edilecek fidanlar...


    Şimdi bu hengameden kaçıp, üstüme bir ateş çaksam yanar döner geceleri bir mizahçının...
    Bir kaç karikatür çıkar gecenin karanlığına düşen silüetimden, ben yandıkca güler bazı matematik bilmez inananlar...
    Kaçıp kendimi çöle vursam belki birkaçyüzmilyon kum tanesini dörder dörder bölerim neden böldüğünü bilmeyenler gibi bilmeden...
    İnsanlık kaderimde acı bir sayfa olarak kalacak, ve eli kalem tutmayan tarih neyi yazacak artık, yazsa kim okuyacak...
    Bunca insandan ortalama iki el var mı dersin, ya iki göz, hepsi işe yararmı... Ellerin gözlerin yüreğin yoksa neyle okuyacaksın...
    Veya bunların hepsi varsa neden okumuyorsun...

    Ufuk
#29.09.2012 01:10 0 0 0
#24.09.2012 18:22 0 0 0