Eğitim sistemini başa kim gelirse kendine göre düzenliyor, onlar için önemli olan iyi olması değil onlar mevcut duruma uygun eğitim sistemi hazırlıyorlar. Çocuklara yazık hemde çok yazık 4+4+4 sistemi bu sistemler arasında en kötüsüdür ve hükümet neden bunu açıklamıyor herşey karmakarışık oldu bu eğitim sisteminde. Sınav sistemini konuşmaya gerek bile görmüyorum yazık bu gençlere yazık...
Bu da tuhaftır ilginç bir söyleşi olmuş. Ama insanların neye inanacağı kimseyi bağlamaz fakat, kendi inancıma birşey söylenirse cevap vermek te iman edenin hakkıdır. Tartışmanızdaki seviyeden dolayı sizi tebrik ediyorum arkadaşlar böyle olunca insan her konuyu okuyası geliyor
Ya adamın yaptığı tüm icraatlere bakacaksın sonra gelip buraya konuşacaksın, birkaç kez girdim konuya yok dayanılacak gibi değil. Neyi savunuyorsun ve Atatürk ün yaptığı şeylerin ne kadarını yaptınki onu birkaç cümle ile eleştriyorsun. Birde bu Türk olmak bu kadar küçük şeylere sığmak yada sığmamak mı arkadaşım konu bence komik ama düşüncen buysa bilmiyorum....
Ne ilgisi var benim anlattıklarımla sizin anlattıklarınız arasında anlamadım... Oruç tutulması genel bir kuraldır ve tutmamayı gerektiren durumlar kuran da yazılmıstır... Ve bu dönemle ilgili sakınca gerektiren hiçbirşey yazmamaktadır ve bende kendi yorumumu yapmadım orada yazanı yazdım sayın arkadasım... O kadar bilgiliyseniz bu ayetleri yazında bizde öğrenelim... Dalga geçip gevrek gevrek gülmek yerine... Kibirinizden yüzünüz görünmüyor...
Bilgiler için teşekkürler fakat kadınların Regl dönemlerinde oruç tutmaması ile ilgili Kuranı Kerim de hiçbir ayet yoktur, bunlar rivayettir o yüzden size mantıklı olan neyse onu yapmanızı öneririm... Bu konuda bir hayli araştırma yaptığım için paylaşmak istedim... Hayırlı ramazanlar...
Ve dipnot olarakta rivayetler ile ilgili olarak araf 185 i okumanızı tavsiye edebilirim...
En çok yazarken sevdim ben seni, çocukça...
Kimliğimi kalbine yazmış bir romeo gibi sevdim...
Kaçtığım günlerde oldu elbet sevdanın ateşinden...
Ama tutuklandığımda gözlerinde ömür boyu esareti sevdim...
Kalbe yenik düştü ruhum belki...
Belki seni en yakınımdan ruhumdan bile fazla sevdim...
Küçücük dünyamda cennetin bahçelerini gördüm seninle...
Ben o küçücük dünyamda kozmos boşluğu kadar sevdim...
En çok ağlarken sevdim seni, birde nefret ederken...
Her defasında kendimden vazgeçerek sevdim...
Mutluluğum mutluluğundu masum gözlerinde...
Masumiyeti gördüğüm tek yer olan gözlerini sevdim ben...
Çırılçıplak kaldığımda hüsranlı bir akşamüstü içimde...
Yıldızların kalabalığı içindeki yalnızlığı sevdim...
Tek başıma bende o kadar parlayabilseydim keşke sensizkende...
Ben umudun adını sen koyduğum günden beri umudu bile sevdim...
En çok gözlerimle sevdim seni, dokunmaya bile kıyamazken...
Şiirlerde adını yazabilecek kadar cesaret edebilmeyi sevdim...
Adının imasında dünyanın anlamını bulmaktı cesaret..
Ben gözlerinde dünyayı hatta tüm yıldızları görmeyi sevdim...
En çok seninle geçen her anı sevdim...
En çok bana bıraktığın bu sevdayı sevdim...
Ben yalın ayak çakılların üzerinde koşarken ayaklarımın acımamasını sevdim...
Ben uçmayı sevdim ayaklarım yere basarken...
En çok seni sevdim... Sadece seni sevdim...
Aklımın yetmediği, ruhumun hissettiği bende bıraktığın o meçhul gizemi sevdim...
Gece, yalana biter bazen; doğmamış bir güne açarsın gözlerini...
Ağaçların dalı, kuşların dili yokolmuş gibi sessizdir dünyanın çehresi...
İçimize sakladığımız kimsesizliğimizle yokolur gideriz kalabalık diyarlarda...
Islanmış sararmış gözleriyle bakıyordu gözlerime...
En çok okyanus rengi yakışıyorken o mihraba...
İçimi döküyordu kendi içime... Allah'ım kendi kendinde boğulmak böyle birşeydi belli ki...
Sımsıcak okşardı yüreğimi ellerimi tutunca; yüreğim ellerimde sanırdım...
Ben mi anlamadım ben mi göremedim, ben seni böyle mi tanırdım...
Beyaz elleri vardı, mahmur tutardı yüreğimi...
Öksüz bir kuş gibi çarpardı ellerinde...
Kanadı kırılmış bir melek bıraktın içimde...
....
Düş...
Yakamda sensizliğin pençesi...
Yokluğun kabuslar bahçesi...
Düş...
Gözlerime bir damla yağmur gibi...
Ağlayan gözlerinin omuzumda mabedi...
Düş...
İçimden bir peri gibi...
Yokluğunda hayaletlerin ayak izleri...
Düş...
Düşlerime bir bir...
Sende doğdu hayat ve sadece sende bitebilir...
Eğitimde 4+4+4 yasasının çıkmasının ardından, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sistemin liselerdeki uygulamasını düzenleyen Ortaöğretim Yönetmeliği taslağı hazırlandı. Taslağa göre mesleki okulların bölümleri "sanayinin ihtiyaçlarına göre" belirlenecek.
4+4+4 yasasının Meclis'te kabul edilmesinin ardından Milli Eğitim Bakanlığı yeni sistemle uyumlu olacak şekilde yeni Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği taslağı hazırladı. Basına yansıyan haberlere göre, lisede okurken evliliğe izin veren yönetmelik, çocuk işçiliğinin önünü alabildiğine açmak için de maddeler içeriyor. Yeni yönetmelik ile teknik/meslek anadolu lisesi, anadolu öğretmen lisesi, fen lisesi, sosyal bilimler lisesi, polis koleji ve askeri liselerde önemli değişikler olacak.
"Sanayinin ihtiyaçlarına uygun" meslek liseleri
Bilindiği gibi, 4+4+4 yasası ile 4. yıldan sonra öğrencilerin meslek liseleri ve imam hatiplere gitmesinin önü açıldı. 6-7 yaşlarındaki bir öğrenci 10-11 yaşında, sadece 4 yıl temek eğitim aldıktan sonra mesleki ve dini ağırlıklı liselere gidebilecek. Şimdi bu yasa ile ilgili düzenlemeler yapılıyor. Düzenlemede özel meslek liseleri açılması, devletin bu özel meslek liseleri için patronlara kaynak aktarması, gece geç saatlere kadar çalışmanın önünün açılması, imam hatiplerde 'uygulama mescidi' açılması da var.
Teknik/mesleki okullarda bölümler, bulundukları illerin sanayisinin ihtiyacına göre belirlenecek. 81 ilin İl Milli Eğitim Müdürleri patronlarla sürekli irtibat halinde olarak hangi alanda ne kadar ara elamana ihtiyaç duyulduğu konusundaki verileri toplayacak. Meslek okulları bölüm ve kontenjanları bu verilere göre belirlenecek.
Patronlar özel meslek lisesi açacak, hem devletten para alacak hem çocukları çalıştıracak
Taslağa göre, teknik/mesleki okullar, organize sanayi bölgelerinin yakınlarında patronlarca yapılacak. Devlet, bu patronlara öğrenci başına para verilecek. Eğitim maliyetin de bir bölümü yine devlet tarafından üstlenilecek.
Özel işletmede "mesleki eğitim" gören öğrenci, ücret, ücret artışı ve diğer olanakları kapsayan eğitim sözleşmesini, öğrenci velisi ve okul müdürü ile birlikte imzalayacak. İşletme öğrenciye staj yaptırdığı sürece "belli miktarda" maaş bağlayacak. Ancak hem öğrencilerin emeğinden istediği gibi yararlanacağı, hem de devletten kaynak alacağı için bu staj maaşlarının patronlar için sorun olmayacağını tahmin etmek güç değil.
Teknik lise veya mesleki ve teknik ortaöğretim okullarından mezun olanlardan isteyenlere, ustalık belgesinin yetki ve sorumluluklarını taşıyan, mesleklerinde bağımsız İşyeri Açma Belgesi verilecek.
Parasını veren öğrenci yurt dışındaki işletmelerde 'mesleki eğitim' alacak
Yine taslağa göre, öğrenciler, "kardeş okul uygulaması", uluslararası ikili anlaşma, protokol ya da bir proje kapsamında "her türlü sorumluluk kendilerine ait ve giderleri kendileri ya da proje çerçevesinde karşılanmak üzere" alanlarıyla ilgili beceri eğitimi, staj ve yaz uygulaması eğitimlerini, yurtdışındaki işletmelerde de yapabilecek.
Gece de çalışmanın önü açılıyor
Taslakta, işletmelerdeki "mesleki eğitiminin" gündüz yapılmasının esas olacağının ancak "sektörün türü ile iklim koşulları ile yılın belli zamanlarında çalışan işletmeler dikkate alınarak, il istihdam ve meslekî eğitim kurulunun kararı ile saat 24.00'ü geçmemek üzere gece de yapılabileceği"nin belirtildiği bilgisi de basına yansıyan haberler arasında.
İmam Hatiplere "uygulama mescidi"
İmam hatip liselerinde, meslek dersleri uygulamalarının yapılması için uygun alanlar veya uygulama mescitleri oluşturulacak. İmam hatiplerin orta okul bölümlerinin açılacağı ve bu bölümlerin normal okullarla bir arada olabileceği düşünüldüğünde dinselleşme için tüm gereklerin yerine getirildiği görülüyor.
Öksüz bir sevdaydı bu; bitti işte... Ne çocukça bakışmalar uzun uzun, ne yersiz sevişmeler büyümüş gibi... Günleri nasıl saymak yıllanmış bir aşka imza atarcasına... Ne köhne bir ayrılık bir pastahane odasında... Üzülecek pek birşey kalmamış gibi hep aynı yaralara tuz basmalarımızla yaşlandık birkaç senede... Eskisi gibi değiliz artık, artık bir dolu hüznümüz başucumuzda... Hayallerimize sığınışımız gecenin bir vakitlerinde, hep çok bilmiştik ama artık ikimizde hiçbirşey bilmiyoruz... Yaşadığım şeyin adı aşkmı bilmiyorum ve hatta neden ayrıldık neden benim değilsin hala bilemiyorum... Aldatmaktan daha büyük suçlardamı vardı aşk kitabında ki biz aldatmadığımız içinmi ayrıldık... Neyi affedememek bu böyle, neyin kavgası kendi kendimize yaşadığımız... Oysa hep hayal ettim ben seni; elinde kırmızı bir gün yüzünde güller açası pembe çukurlar ve gözlerinde okyanus derinliği... Ne zaman sana baksam kendini keybetmenin dayanılmaz hafifliğinde buluyorum kendimi, hiçbir şey düşünmemek için bir sebep... Çocuksu kaçamaklarımızdan nasıl sıyrıldık nasıl büyüdük anlamadım birkaç senede... Her günü değil belkide ama genelde her anı kutlanması gereken bir zafer gibi duruyor gözümün önünde... Senden bana kalan en büyük hatıra benim... .... .... ....
Tabi canım kimse ağzını açmasın herkez sultanın emrinde olsun, ondan sonra ileri demokrasi fıkraları anlatılsın, koyunluk artsın ne de olsa sürü psikolojisi... Ama yaradan böyle yaratmış ne diyelim ki... Bu arada en çok kim çalmıştır merak ettim yok yok UNAKITAN ın hakkını vermek lazım en hızlısı oydu valla göstere göstere çaldı... Allah bin belasını versin...