Sen sus gönlüm, yalnızlığın yamuk yapmış kaderine, elleri bağlı birkaç dizeyle hayata susarak bağlan ne olur. Artık anlamı yok sevgililere söylenen sevgili sözlerin, artık bir manası kalmadı terkedişlerin ve ölümüne bekleyişlerin. Kırılan bir sen oldun, çaktırmadan, aldatmadan belki ağlamadan ıslattın tüm ruhunu. sens sus gönlüm dilim anlatmaya gitmez yaşadıklarını, beynim kuramaz hissettiğim cümleleri. Biraz yaralı biraz asi kimliğini teşhir edemez başka dillerde başkalaşan aşklara. Oysa ne güzel hep aynı tempoda yaşamak isterken tüm benliğinle içinden geldiği gibi, samimiyetinide koyarak çorbana en lezzetli günleri yaşadın yaşattın. Tarifini bilmiyorum artık gözlerim sana inanmıyor ve aranızda artık yıllar var sanki, hani ağlasan bile gönlüm gözlerim senelerce sonra farkedecek böyle terketmelerin acısını. Unutmaktan kolaydır ölüm, ölüm kadar güzeldir sevgilinin ağzından dökülen birkaç aşklık tek seni seviyorum cümlesi anlamını kaybedene kadar...
Sen sus gönlüm artık söylediklerini söyleyemez dilim, senin gibi ağlayamaz gözlerim, sana göre hareket edemez artık aklım fikrim kafam. Artık büyüdük gönlüm sen yaşlandın mesela, dış dünyanın saçlarında beyazlar var, inanmak mümkün değilken en masum içten samimi gülüşüne tüm benliğiyle terkeder aşk seni; sen sende kalan geçmişle yaşlanmaya devam edersin. Tüm hasretlerini silip köşede bucakta kalmış ömrünün gözlerinin yaşını sil hadi... hadi sus gönlüm artık kimse seni duymuyor, artık dediklerini beynim tercüme etmiyor, artık dediklerini dilim söylemiyor...
Artık daha çok saçmalıyorum yaşama bağlı oldugumu ispatlamak istercesine, şiir gibi akıyor ömürüm ben hüsranına ve hüznüne kapılıyorum...
Gitmemesi için çok sebep vardır oysa gidenin, öyleyse neden gitti...
Galiba artık anlıyorum hayatına giren her aşk gibi gitmek için gitmişlerdi... Gitmek kolaydı çünkü ve hepsi korkaktı biliyorsun... Ve ben her aşkı terkederken terkedilmiş duygusuna bu yüzden kapıldım, içime doldu tüm hüzünler belki konuşamadım ama en azından ağlamaya çalıştım...
Sana yalan gelir ama ağzından cıkan her söze vurgunum ben...
Sen konuşursun gökyüzüne yayılır kelimeler harfler...
Sesindeki burukluk gideceğin anlamına gelmezdi elbet...
Ama gidiyordun işte, harflerinin kelimelerinin peşinden...
Oysa dediğin hiçbirşey bir kulağımdan girip öbüründen çıkmamıştı...
Ben sana ait kelimeleri hep sakladım kendi türkçemdeki kelime haznemde...
Öyle birden gideceğim demeseydin, yani belki biraz daha alıştıra alıştıra beni intihara...
Belki o kadar çok konuşmasaydın yani ağzından çıkan her kelime esir almasaydı tüm bedenimi ve ruhumu...
Belki gitmen daha kolay olurdu ve benim ölümüm biraz daha kolay...
Bense ne kadar hayıflansam da ne kadar ağlasamda ardından özürüne sığınıp aşkımızın kelimeden kaleler yaptım elimde bir kova bir kürek, senin kelimelerini öyle çabuk unutamazdım elbet özenle ağzınla ve zihninle yapmıştın bende kelimelerinden kaleler yaptım ve savundum başka aşklaşmalara karşı...
Yüreğim esir o kalenin içinde...
Bende saklı kelimelerinden kalelerin...
Sense başka yüreklerde yeni yeni kaleler inşa ederken... aklına bile gelmeyen bir kulenin penceresinden geçişini izliyorum gecelerin, senelerin, kelimelerinin, kalelerinin...
Tekrar sonbahar geldi, aslında ne cok sey var sonbaharda güzel hatırladığım ve tek bir kötü şey yüzünden tüm sonbaharlara kırılmak bana göre değil aslında. oysa ben yağmuru çok severdim elin ellerimdeyken. Klişe olarak kabul edilen yağmurda elele bu şehrin semalarında ne kadarda anlam katardı hayatıma ve ne kadar güzel aydınlatırdı bu puslu karanlığı gözlerin...
gözlerin...
gözlerine başladı zaman ilk ışıklarında hayatımın, ben gözümü ilk açtığımda sonbahardı bir ömürün en yavaş geçen dönümlerinde biriydi ama üzülerek bakarken başkalarının baharlarına bir umutla son kez topladım yerdeki sarı yaprakları, burada buluştugumuzda giydiğin elbisenin rengine benzerdi ve tenine...
az ötemde durmana rağmen sana dokunamamam gibi bir şey işte...
çünkü öyle güzel bir hayaldinki gözlerimde sanki gerçek değildin yani aslında hiçbir gerçek senin kadar güzel değildi...
Bize hep acı gerçekler dedikleri şey sen olamazdın kesinlikle...
sen çok farklıydın farklılığın sana dokunamamamdı farklılığın sana dokunmaya korkmamdı...
oysa dudaklarından düşen her cümleye hatta kelimeye hatta manasız gevelemelere bile büyük bir özlemle sarılırdım...
çok severdim konuşmanı ve dinlemeyi seni ömür boyu...
Öyle güzel konuşurdun ve sadece bana anlatırdın...
çok severdim aslında ben... seni... bizi... son baharı...ufuk
04/10/2008
teşekkür ederim güzel yazmışsın, bir yerlerde birşeyler okumuştum yanılmıyorsam yılmaz erdoğan yazmıştı "iyiler hep susar sesini çıkarmaz kimseye bağırmaz kimseyle kavga etmez çünkü kavga etmek kötülerin işidir, filimlerde iyilerin kötülerle kavga etmesini ve onları yoketmesini izlerken biz iyiler seviniriz ama iyiler kötüleri öldürmek icin kötüden daha cok can almıstır farketmeyiz, aslında o dakikadan sonra hepimiz kötüyüzdür ve bu kötülerin dünyasıdır.... " eline yüreğine sağlık suskun iyi...
Harry Connick Jr. dinliyorum su siralar sürekli,"It had to be you...".Su siralarda 3 sene önce farkettigim bir sorunun cevabini ariyorum.Hah! Çok komik gibi gözüken bir sakaydi en basta, içki masalarinda yapilan ya da sevisme ikindilerinde anlatilan... Oysa... Oysa sonsuz ve karanlik bir kozmos kara deliginde yolunu kaybetmis bir isik parçasi bulmak kadar kolaymis cevaba biraz yaklasmak...
Çok ahkam kesebilirim su veya bu sekilde uydurdugum cevaplar hakkinda. Sanki tüm bu geçen zaman içinde zaman hep durdu ve ben oldugum gibi geçtim oradan buraya... Oradan buraya...
Düsünürken seninle yasadiklarimi yüzüm kizariyor, sanki ilk defa böyle bir sey yasamisim gibi...
Çok uzun süredir aklimdaydin, kendimi her umutsuz hissettigimde, her alkol seansi sirasinda, hayatta her kaybettigimde bunlari en az benim kadar senin de hissetigine emindim, her ne kadar görüsmesek de...
Çünkü aslinda biz ayniyiz! Sakin öyle sıkıcı geçen ve yillar boyu süren bir evlilik dönemi sonunda birbirine benzeyen asksiz, duygusuz bir çifti aklina getirme ben bunlari söylerken... Zaten sen de biliyorsun ki biz ayniyiz yeni "büyücü"m. Dün gece yanyana uzanirken ne güzel tanimlamistin aslinda bizi, "Hayatim çok düz uzun zamandir, hiç sorunum yok! çok sikiliyorum..." Tüm yasadiklarimiz da aslinda kendimize yeni bir sorun yaratmak içindi...
Çevremizdeki herkesi tükettik büyücü, sorun çikarabilecek, üzecek ve üzülecek bir sen kaldin bir de ben...
Iste bu yüzden bu büyü beni her an sana daha çok yakinlastiriyor, tüm yasadiklarimiz her an daha fazla uzaklastirirken bizi birbirimizden... "Onu hiç aldatmadim.." sen bunu derken kalbime giren biçaklari çikarmak çok zor olacak büyücü, bu senin için bir ilk ise eger, yasadiklarimiz lanetimin gerçege atilan imzasi olacak...
Ne dedigimin ya da yapmam gerektigimin hiç farkinda degilim inan... Inan yemek yerken çignemeyi bile hatirlayamiyorum ya da gitar çalarken notalara basmayi... Tek düsündügüm senin yüzün... Bana baktigin andaki halin... Bunu üçüncü kez yasatiyorsun bana sayin büyücü ve ben hepsinden sonra kendime gelene kadar bir çok ben kaybettim verdigim savaslarda...
Oysa her sey ne kadar iyi gidiyordu; aslinda hala iyi olan bir sey var, "en azindan yaninda kalp çarpintisi yasarken yalniz degildim...". Seneler geçti ilk zamanlardan bu yana, o zamanlarda aklim nerdeydi?Neden açilamadim ki sana? Sen, ben ve bizim çocuklar ne kadar da özgürdük...Geçmisimin güzel olan bölümlerinden hala güzel olan bir parçasi olarak buraya gelmen benim nefes almayi hatirlamami saglayan yegane neden su siralar... Inan çok garip hissediyorum simdi... Unuttugumu sandigim bir aski uyandirdin dün gece... Büyünü her tarafima serptin ve simdi...Hala benim degilsin...Hala benim degilsin...Hala benim degilsin...Hala senin degilim...Hala "biz" degiliz
Keşkelerine tutsak kaldım yokluğunun,
üzüldüm kahroldum gecelerce,
ne büyümeyen bir cocuktum oysa,
küçücük yüreğine sığmaya çalışan.
Ellerinde tattım ben yokluğunu sevginin,
şiddetine maruz kaldı içimdeki camdan sevgiler,
döndün gittin sırtını karanlığımla başbaşa bırakırken beni,
ve ben ölümlerime ağladım her gece başka bir gidişinin başında.
Dualarım yoktu artık sen ben gelecekle ilgili,
ufak bir tutsaklıktı işte senden sonra yaşadığım,
iklimlerim değişti, göz yaşlarımın rengi gibi,
her cehenneme seninle girdim tüm günahıyla sevgimizin.
Ne varsa korktuğum akıtıp gittin işte,
bense kimseye söyleyemedim kalbimin kırıklarını,
kimsede anlamazdı zaten içimde seninle olan gül bahçelerimi,
sadece özledim gelişlerini hepsi bu gidişlerine inat.
Oysa ne deli hayaller kuruyordum ben,
maskelerimin ardında duran çocuk bir sana gülümserken,
parmaklık yaptın güllerimi kalbimin zindanlarında,
içimde öylesi büyük korkular bırakarak hemde.
Şimdi boğuştuğum bu hayaller yokluğunun eseri biliyorum,
Ne bir soran oluyor nede silen bana kalan gözyaşlarını,
Dünyayla böyle yüzleşmek, cehennem sıcağından kutuplara gitmek gibi,
Ve ölmek bağrı yanık kimsesiz senli hecelerime gömülerek....
ölesiye karanlık bu mevsim
ardından kimliğime bürünen gözyaşlarım gibi
gözlerimden her damla yokoluşunda ardından akıp giden aslında bendim
üzüldüm
kahroldum
yokluğun acımadı hiçbir hücreme
kayboldu ardından tüm iyilikler
karanlıklar kaldı
martılara baktım çaresizce ve uçmak istercesine sensizlikten
ağladım karanlığıma
yas tuttum
gidişinle alakalı değildi belkide bıraktığım uçurumlar
içinde öyle yarım kalan mısralardın sen
ve ben unuttuğun bir bahar akşamında aşık kalmıştım sana
gide gide bitiremesende yolları
nemli derin kuytuluklarında yeni aşklara yelken açan kadındın sen
ben bir durak bir liman senin için sadece
kaç kere sildim oysa ismini duvarlarımdan
kaç kere tekrar yazdım kanatırcasına kalbimin duvarlarını
olmuyordu
ama bir ırmak gibi akıp giderken sen
ucunu bucağını arardım çaresizce ben
oysa ne kadar uzakmışsın bana
ve ne kadar unutkan
yaklaşıyor işte son kasırgam ve ıslak varlığın
dile benden ne dilersen hayat ki herşeyimi aldın benden
sen gidince ne kalır sanıyorsun bu bedenden
yalnızca biraz acı ve biraz sen
hayallerin bile olsa güzeldi
seninle ebed ezeldi....
denize akardı mavisi,
martıların hayranı oldugu gözlerinin.
değişirdi mevsimler gibi
kırık kalbim kalırdı elimde
neminde uyurdum oysa gözlerinin
biraz soğuk biraz titrek acardım kalbimin kapısını
kaça kadar bekleyeceğiz daha ay karanlığını
ve caddelere nefret kusan bu seninle ilgisi olmayan adam
nedensiz saklardı başını kuma
nedensiz gömerdi kendini gidişinin nedenlerine
yine de
ağlamak kadar ağırdır hayat
ve içinden çıkamaz insan uzun süre
içimizden çıkamaz varlığımız
her insan icin bir kat duvar daha durur çevremizde
gidenin arkasından gittiği icinmi kalanları nasıl toplayacağını bilmediğin içinmi bakarsın böyle çaresiz
ölesiye sevsende her gidenin bir seveni, her aşkın bir gideni vardır
hücrelerin yaralansa da giden gözyaşlarının ardından
seni sevmeye büyür her tomurcuk baharının ilk adımlarında
sabaha kadar en karanlık haliyle yokolur gider
en büyük yokoluştur, inanamazsın.
İçinde sakladığın o gereksiz kadına muhtaçsın sen,
Ben ne kadar inansamda aşka ne kadar bel bağlasamda, senin yüzünden aşk diye birşeyde yok.
Peşine düştüğün bu servet bu şöhret ne kadar doyuracak seni göreceğiz bir gün.
Kendinden başka herşey olabiliyorsun göz göre göre.
Çıplaklığıyla kandırıyorsun zavallı küçük beyinleri küçük bedeninin.
Hayranlar ediniyorsun kendi klasmanında parayla satılık.
Düşler kuruyorsun bodrumda bir gece biraz alkollü,
Bilmiyorsun;
O küçük beynin ve dar görüşün bitiriyor işte seni gözlerimde,
İçine saklanmış o yalancı kendini sömüren yosma.... göremiyorsun.
Derinlerinde kaybolurken çığlığın bu istanbul gecesinde,
Kendini benzetmeye çalıştığın sen oluyorsun işte,
Sadece izlemek düşüyor bu temiz kalbime,
Oysa ne kadarda istemiştim eski türk filmi kıvamında aşkımızı yaşamayı,
Biraz nostaljik belki biraz rengi kısık ama en azından samimice,
Aldatmadan beni, aileni, arkadaşlarını, kendini.
Ne güzelde düşler kuruyordum eskiden koruduğum seninle.
Şimdi her gece hangi ten kokusuna muhtaç kişiliksizliklerle birliktesin.
Doğum gününde değerin kadar hediyeyi hakedecekmisin,
Oysa yıldızları sermezmiydim ben her teline saçının,
Oysa ben yanmazmıydım, ağlamazmıydım senin yerine.
İçindeki şeytanın ensesinde durmazmıydım, meydan okumazmıydım kadere,
Yanyana olsaydık seninle......
Endişeleriyle dolu ruhumun özgür sayfaları,
Mürekkebim döküldü teninin en beyaz noktalarına,
Şimdi ısıtmasını dileyerek güneşi bekliyorum tüm benliğimde,
Sen, senki durmuşcasına tüm hayalin kirli basamaklarında ömrümün,
Bembeyaz bir kılıf geçirmişsin ruhuna karanlığının.
Acıması olmayan kimsesiz boşluklarında hayatımın, zamanımı öldürüyorsun,
Kaçıncı sürükleyişin bu her umudumu intiharlara ve kaçıncı idamı bu sevgi sözlerinin.
Ölmeden ve görmeden sensizliğimi derinlerinde aşkımızın,
Aklımda saklı kalır bir melek gibi gülüşlerin,
Seninle doğan o yalnız terkedişlerin,
Sen bilmezsin her seferinde kaç can alıyor canımdan bu gidişlerin.
Deli gönlüm dinlemiyor artık hayatın acı gerçeklerini,
Oysa o kadar açıktıki gidişinle kararan dünyam ve bu soğukluk,
Gerçeklerin soğuk bir duş etkisi yaratmaması kalbimde ne kadar acı.
Her an dönecekmişsin gibi kapıyı gözlüyorum ve san ki gelecekmiş gibisin,
Düşler kuruyorum kendi dünyamda, bana ait içinde sen olan düşler,
Açmadan soldu tüm gülüşler,
Her kalbi yokeder bu gidişler,
bu paramparça kalp yokluğunla kötümser.
Gözlerim sensiz bir dünyaya gülümser, kime gider şimdi bu kalp kime gider.
Ağırlığıyla sensizliğin, bu hayat üstüme titrer,
Kollarımda aşkımıza ait izler ve kalbimde kelepçeler.
Tutuklu kaldığım her dakika bu kalp dar ağacına gider.
Şimdi bir kaç küçük umut topluyorum gönlümün aşk bahçelerinden,
Belki beni terkedemeyecek bir kaç ruh bir kaç hayat daha yaşamaya dair.
Ellerimle büyüttüğüm çiçekleri topluyorum özünden güneşin, senin için, aşkımız için.
Ama ölüyorlar yokluğunda kalbimdeki bu büyük boşlukta.
Bir vedayla bitti işte herşey sonunda,
Gitmek istedi gitti...
Ve aslında herşey bir vedayla bitti...
Bu arada teşekkür ederim arkadaslar yorumlarınız icin, Nurcin bu arada sans dicez buna 3 mart doğum gununmus bilsem kutlardım bir dahaki seneye insallah sevgiler...
Gözlerine tutunuyorum,
İçim sızlıyor sana sana ait bir ben bırakamıyorum,
Saklıyorum her duygumu ve her seferinde deli bir rüzgar oluyor gözlerin... esiyor...
Yakaladığım onca fırsatı elimin tersiyle itip gözlerine sığınıyorum.
O kadar sendeyim o kadar seninimki, kendimi bulamıyorum kaybettiğim gözlerinde.
İki büyük girdap gibiler bana her dokunduğunda bakışların içim ürperir ve kendimi kaybederim o derin kuyularda.
Kaçmak istedikçe içine düşerim ve tutmaz ellerim.
Ellerine tutunuyorum...
Bir gece ansızın geleceksin ümidiyle geçtiğin sokaklardan,
Menekşeler büyütüyorum rengarenk oysa sen papatya seversin,
Bir o kadar ele avuca sığmaz, koparsan solar koparamazsın, hep bir dağ yamacında ve hep uzaksın.
Uzatsam ellerimi tutabilirmisin o pembe ellerinle yoksa koparırmısın ellerinle menekşelerimi...
Hasretine tutunuyorum,
Bu hersabah yorgun uyanmalarıma ve ağırlığına göz kapaplarımın dayanamıyorum,
Sensiz bir dunyaya bakma istemezmiş gibi sanki,
Odamın alaca karanlığını aydınlatabilirmi zannediyorsun elektrikli sobam veya gecenin bir yarısı dolunay,
İçimdeki karamsarlığı yıkayabilirmi akan her damla gözyaşım, ama sen her damla gözyaşımın tuzunda saklısın...
Umutlarıma tutunuyorum,
Her ne kadar dokunamasamda sana, umutlarına dokunuyorum ve sen bilmiyorsun.
Ben ne kadar da olsa umutlasamda seninle olacak gelecek zamanlarımı,
Sen bir haber bakıyorsun yüzüme, utanıyorum.
Oysa deli gibi yanan ben değilim senin için sanki,
Umutlarımı erteleyip bir sonraki bunalım anlarıma, sana kızıyorum.
İçmek hiçbir işe yaramıyor ben seni hiç unutamıyorum....
Artık başka bir şehire erteliyorum umutlarımı,
İstanbulda olmaz biliyorum.
Kalbime her gömdüğüm her bir sonbaharımı,
Bir beni daha gömdüğümü hatırlıyorum.
Her kış yeni bir ceset toprağında bedenim,
Biriktirdiğim tüm umutlarımı harcadığım bir yabanel belkide,
Sisinde karanlığının ve gölgelerinin izleri,
Ardımda sessiz sokaklarının çığlık sesleri.
Artık daha fazla kalamayacağım istanbul,
Gitmeliyim çünkü gitmek için sebeplerim, nidalarım geçmişe ait yarlarım var.
Belki yağmur yağmaz o gün, caddeler ve paçalarım ıslanmaz,
Belki bulutlar biraz nefes almamı sağlar,
Teninin berraklığı ve bir yudum istanbul ferahlığıyla,
Belki dokunmama tenine izin verirsin,
Belki yorgunsun bu şehirin gri tonları arasında,
Ne yana baksam da saklayamadığım anılarım, yarınlarım var.
İçime sakladığımda büyüyen bir çiçek ve gözlerine hayran bu kırılgan adam.
Sen bu öyküyü yaşatırken bu hayal kahramanına bu hayal kentinde,
Elleri titreyerek dokunuyor soğuk ellerine, istanbulda böyle işte,
Biraz soğuk biraz titrek bir var bir yok....
Sen bilmezsin!
hersabah sana baslar hayat,
her damlasında yağmurun tek tek düşersin gövdeme,
her uyanışında doğa gözlerinin yeşiliyle,
her rüzgar kokunla gezer ruhumda özveriyle,
ve bu çevremdeki kalabalık gelir üstüme korkarım.
içime sığmaz aşk kalıpların, korkusuzluk korkaklığım,
gider kalbimi asarım başıboş dar ağaçlarına,
şimdi yık beni yıkacaksan ve git hadi ağırdan,
tenimde hapsolmuşken kokun ufaktan,
titreyen ellerimle sana uzattığım delikanlılığımı göster bana.
kimse bilmeden kimsesizliğini özümün,
içi boşalır bir tufan eser gönlümün,
kaçıncı saati bilinmez yokluğunun,
içime dolar sensizlik her çekişimde dumanını sigaramın,
asla gitmemeni özlerken ardınsıra ve yanlız dolanırken ruhum ortalarda,
kendime sataşır dururum aynaya bakıp bakıp
tanımadığım karşımdaki adamla sürer kavgam.
Sen anlamazsın!
ruhum içimde terkederken derin kuytularımı,
kanım çekilir yüzüm solar,
yeşil biter gelir sonbahar....