Başka bir yol aramalıyım sana içimdeki ateşi anlatmak için,
içini eritecek bir şeyler bulurum elbet.
Titrerken karşında içim ve hiç üşümeyen ellerim,
sana içimden geçen ateşi gözlerimle anlatmam gerek.
ilk bakışına kaybolup giderken içimdeki derin ırmaklar
hasretine yeni mumlar yakarken her gece
ve ben seni beklerken böyle delirmişçesine,
uğrunda sabahladığım hayata geç kaldığım gecelerin hesabı vardır elbet.
Bir şiiri yakıp bir ucundan sabahın ayazında,
burukluğunu hissederim ömrümün,
kırılgan bir martı olurum; mavi deryana beyaz lekeler kondururum.
Şimdi bu içimdeki böylece yeşeren fidan
ve alevleri her an büyüyen bu yangın yetermi sana olan büyük aşkı anlatmaya.
Değme gitsin gönlüme cesaretin erkeklikten çıktığı tek buluşma noktasıdır gözlerimizin kesişme noktası.
Hamle yapmak için ya bir adım geride ya bir adım önde olmak işte böyle bilinçsizce.
Kimliğini kaybedermişçesine
hayatının önemini unuturmuşcasına
karşılığını beklemeden bir denizin bir martıdan beklemediği gibi seviyorum seni.
Sen hep al kalbimdeki gümüş izleri,
maviliklerimde küçük beyaz lekeler olarak dolan dur.
Ömrüm içinden geçtiğin beyaz bulutlar olsun
ve sen her gece rüyalarımdan geçen bir melek,
aşkıma değer biçmeye ne gerek,
unutmaları ve intikamlarımı doldurup bir kutuya
aşkının kalbime ve zihnime oynadığı zavallı bir oyundur bu yaşadığım.
Hiç gitmelerini biriktirdin mi el çantanda,
Hiç ardından kalan gözyaşlarını sildinmi ?
Yoktun ve kimsesizdi çaresizliğim
Ve yakamda iliştirilmişti gitmelerin.
Yolun sıra ve küçülerek göz bebeklerim,
Dünyamı küçülttüm gidiyorsun diye,
Sağ salim kalsın diye beklemelerin,
Umudumu körükledim tenime dokunan her nefesinle.
Çıplak kaldı ardından ve unutuldu umutlar,
Beklenmedik bekleyişlerim ve ardı ardına gidişlerin.
Bensiz seni, sensiz beni bekleyen yarınlar;
Kaçıncı kez düştü ardından göz bebeklerim.
Hadi unut artık bizli geçmişlerimizi,
Göm karanlık dünyamın rengi gözlerine,
Kimse bulamasın hazinesini aşkımızın,
Beni tekrar hazırla tekrarladığın ölümlerime.
Kocabir hayat sığdı kızıl saçlarına, buğulu gözlerine,
Ve ben engel olamadım özlemlerime,
Dinmek bilmedi içimde hasretin,
Hep sebep buldun gitmelerine.
Son kez şarkımız geçerken fikrimden kısık sesle,
Kalbime gömdüğüm cesetler gibi olacaksın sende,
Bıraz soğuk biraz ıslak, bir var bir yok olacak,
Aratmayacaksın yanımda olduğun günleri,
Ve ben severek koyacağım mezar taşına gülleri.
Biraz kırılacak ruhumun ince halleri,
Biraz üşüyecek sensiz bıraktığın ellerim,
Ağlamaya yüz tutacaksın,
İçinden geçenleri anlatmak isterken çılgınca,
Kasıp kavuracak dilimden süzülen aşkımın izleri,
Ağlayacağın günde gelecek elbet.
Elbet bırakıp gideceksin kendinide bir yerde,
Aşkından düşürüp beni dertden derde,
Şimdi usulca gözlerime bakıp... gitme...
Merak etme bende başlarda endişelendiğim ve hiçbirşey yazamadığım zamanlar olmuştur. Ama bu insanın ruhunda olan birşey her ne kadar dışı kabuk bağlasa nasır tutsada kalbimizin içi hep aynıdır hiç değişmez. Sabırlı ol.
Hayatın boyunca kalbinde o olacak demek. ve buna rağmen sen başkası ile birlikte olup çoluk çocuktan bahsediyorsun. evlenip çoluk çocuk yapabileceğin bir figuranmı arıyorsun kendine. bu bence ihanettir. ya unutacaksın, ya hayatın boyunca yalnız kalacaksın. Biraz acımasız konuştum ama lütfen kusuruma bakma .
Cebimde taşıdığım bir beyaz mendil işte tüm bu anılardan arta kalan
ve hayallerin,
zihnimde güçlü canavarlar gibi bir sağa bir sola vurup beni deli ediyorlar.
Bir eksik bir yarım
ve ben bir yokum bir varım.
Aşkta böyle başladı seninle ve senleşen dünyamla
silip tüm hatıralarımı vitrinlerine seni koydum gönlümün
ve perdelerim gözlerinin rengi.
Biraz uçuk biraz karanlık siyahının leziz karışımı.
Dilimin kaç kez tutulmasına sebep olduğunu bilsen
ve ben seni sana benim gördüğüm gibi anlatsam
kendine aşık olurdun büyük ihtimalle.
Şimdi yokoluşunu izliyorum kendi gölgelerimden kaçıp
içimde kalan hatırlarını bıçaklıyorum her gün.
Güneş doğmak bilmiyor yatağım darağacım.
Her gece ıslıklarlar şarkılarını çalıyor bir bir rüzgar,
Ve ben her gece senin şarkılarını dinliyorum gözüme uyku girmiyor.
Keşke biraz daha güçlü olsaydın,
Belki bu zor hayatı paylaşabilirdik birlikte sonsuza kadar.
Hep kavuşacağımız günü beklerken,
Gidişinle fikrime açtığın bu yarayı kiminle saracağım ben...
Sen git yinede kalışına sebep olmak istemem,
Sen git sevgilim gidişine engel olmak istemem,
Sen hiç gözlerine baktınmı aynadan,
ama benim gibi bakamazsın elbet
benim gibi hayran
ve benim gibi tüm benliğinden vazgeçip bakamazsın
benim olması için dünyalarımı feda edebileceğim gözlerine.
Oysa bir kurtuluştu yokluğun bir kaçış kendimden,
özgürlüklerime gem vurup durmaksızın akan bir ırmak
ve günlerce süren yağmurlar gibi;
süresiz, zamansız, amansız.
Sen aşkımızın yıl dönümünü kutlarken ben esaretimi izlerdim gözlerimden akan mutluluklarımla.
Sen aşkını yaşarken ben bu zavallı karşı konulmaz tutsaklığımı çözmeye çalışırdım acınarak.
Gözlerinin içine her gitme dercesine bakışımda terk ediverirdin sen
ve ben odamda kimsesiz bırakıp beni
ve ben celladını seven bir mahkum gibi severdim seni,
katliamlarını ve ölümlerimi.
Celladısın sana verdiğim kalbimin,
hadi vur gözlerini gözlerime kır kalbimi.
Kusurmu aksine mutlu oldum düşüncelerini açıklamana, ama merak etme buraya birileri yorum yapsada yapmasada, okunsada okunmasada yazmaya devam edeceğim.
Yavaş yavaş yaşayacaksın aslında bu hayatı,
Yavaş yavaş öleceksin hiç acele etmeden,
Ağır bir martı süzülecek gözlerinin önünden,
Rüzgarları dinleyeceksin gece bitene kadar,
Donacaksın yavaşlayacaksın aslında bu hayatı yavaş yaşayacaksın.
Giden sevgililer, düşmanlar, gülen sevdiğin yüzler yavaş yavaş çıkacak hayatından.
Taksit taksit üzüleceksin, taksit taksit sevineceksin aslında.
Belki o zaman o koskoca kalabalığın içinde küçük bir radyodan çıkan melodileri duyabilirsin.
Belkide yavaş yavaş ölebilirsin...
Arkadaşlar yorumlarınız için hepinize teşekkürler siz istediğiniz sürece yazmaya devam edeceğim ve özellikle karbeyaz şiirlerimi takip ettiğin için daha önceden bir teşekkür etmiştim şimdi bir kez daha teşekkür ediyorum...
Kafamda yok oluyorsun ve gülüşün silindi gitti işte.
Ben aşka aşık bir alışık bağımlıydım oysa kokuna,
kokun;
ilk baharda yeşilin yakarışıydı maviye ellerini açıp yaprakların söylediği şarkılardı zihnime.
Çiçeklere benzerdi oysa yanağındaki küçük tebessümler,
bir parça karanfil ve papatya baharın yeşilleri arasında.
Dudakların gelincik, öperdi ruhumun karanlık yüzünü, gerçek olurdu düşler.
Meltemler dağıtırdı kokunu bütün bahar,
bütün çiçekler sen kokarlardı sadece veya sen bir bahar kokardın gözüme.
Geceleri yıldızlara dokunmak gibiydi seninle gözlerine kelimesiz şiirler okumak.
Güzelliğini tarif edeceğim diye şu kelimelere oynadığım oyunlar
ve sesindeki şu müzik kokusu,
biraz ürkek başımızın üstünden geçen martılar gibi
ve aynı geçen bahardaki gibi.
Her bahar yeni bir kurguydu dudaklarından çıkacak her kelimede,
ıslak saçların yağmuru dökerdi toprağa,
toprak mutlu sen mutlu ben mutlu.
Dile gelirdi tek kelime bilmeyen ağaçlar ve meyveleri bir o kadar olgun göz kamaştırıcı.
Yollarını tarif ederdi rüzgar sessizce kulağıma oysa kılavuza ihtiyacım yoktu kokun sürüklerdi zihnimi peşin sıra.
Öyle bir gücü vardı ruhunun ve öyle çekiciliği,
tüm bahar seninle birlikte akıp giderdi zavallı tarifsiz, zamansız benliğimin en kuytu köşelerinden.
Gözlerinden bir yalanı saklamak ne marifet açılıverirdi kalbim olmadık hayallerine.
Bir bahara aşık kaldım ben belkide kalan sendin böyle gitmek her şeyi bırakıp sana yakıştıramazdım.
Aslında ben seni hiç beklemedim, beklediğim bir hayaldi kafamda canlandırdığım.
Kendimce, delice, öylece sevdim seni, hayallerini, belki geleceğin günleri, belkilerini.
İçimden sızın hiç gitmedi, hiç dokunamasamda tenine bilirim narinliğini ipeksiliğini.
Ama sen bilemezsin, suçundan haberi olmayan suçlular gibi, ben ne yaptım gibi bakıp gülersin gözlerinle.
Endişelerime yenik düşüp sana aşkımı her söylediğimde, ısrarcılığıma tutsak gözlerine mahkum olur, ölürüm ben.
Müebbet bir aşk bu müebbet bir esaret ve gözlerinde cesaret.
Vurgun kalbimde bir sayfasın bembeyaz.
Yaşanacak yazacak öyle çok şey var ki bilemezsin.
Hala bomboş olmasının pişmanlığıyla başka sayfalara atlıyorum içime sen düşüyorsun yırtıp atıyorum o günleri o sayfaları.
Sen böylesine içime düşmüşsen
ve ben
içime sen düşerken düşüyorsam ızdırabına acı gerçeklerimin,
bu yokluk dolu bu zavallı bakışlarıma
ve bir o kadar haykırışlarıma aldırmıyorsan,
ben sayfalarını yırtarım bembeyaz hayatımın,
biraz karalarım olduğun her mısrayı
ve seni
içimde öyle derinde saklarım,
kimse çözemez şifrelerini yalnızlığımın.
Şimdi suçlarıma ortaksın habersizce ve bilmediğin bir günahı paylaşacaksın hayatım boyunca.
Tek suçun suçsuz gökkuşağı bakışın ve o bakışınla içime kondurduğun o buse, hiç kimse bilmese bile faili sensin içimdeki kundaklamaların ve yangını sensin kor yüreğimin.
İçine hapset içimdekileri, sonsuz bir aşk kalsın içimde, kimsenin olmadığı bir yerde,
yorgun dudakların ve yıldız gözlerinle, çağır beni sessizce.