YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • Nefes alma işinin büyük kısmı ciğerlerde gerçekleşir. Kafa sadece gerekli oksijenin vücuda girmesine yardımcı olan bir kapıdır. "Hava taşıma" işlevi gören bir yapı için fazla kompleks olan kimi eylemler de burada gerçekleştirilir. Hapşurmak ve konuşmak gibi. Bu eylemlerden en gizemlisi hiç kuşkusuz "gülmek"tir. İnsan davranışları içerisindeki en "aykırı" eylem olan gülme, kahkaha, kıkırdama, katılma gibi formlara bürünebilir. Bütün gülme çeşitleri kendi belirgin "imza"sına sahiptir. Bu "imza"lar kısa, sesli harf içeren notalardan oluşur ve saniyenin 10'da 1'inden uzun sürmez. Bu eylem, saniyenin beşte biri gibi sürelerde kendisini tekrar eder. Gülme belirli bir sesli harfle başladığında, onunla devam eder; "ha ha ha" diye gülebilirsiniz, "he he he" diye gülebilirsiniz, ama "ha he ha" diye gülemezsiniz...
    NEDEN GÜLÜYORUZ
    Peki neden gülüyoruz? Bilimadamları henüz bu soruya yanıt bulamasalar da, benzer bir konuda çözüme ulaşmış görünüyorlar: kendi kendimizi gıdıklayamamak. Kendi kendimizi gıdıklamak işe yaramıyor çünkü beyin, vücudun kendi hareketlerinden kaynaklanan hisleri bastırır, böylece kendisini gerçek işine odaklamış olur; dış dünyadan gelen beklenmedik uyaranlara karşı tetikte olmak...
#20.08.2016 10:32 1 0 0
  • Kolesterol vücudumuzun her hücresinde bulunan beyaz, mumsu bir maddedir. Kandaki kolesterolün çoğu karaciğerimizde üretilir, bir miktarı da yiyeceklerimizle vücuda alınır.
    Kimler kolesterol ölçtürmelidir?
    20 yaşın üzerindeki kişiler, kan kolesterol düzeylerini bilmeli ve bunun gerektirdiği yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalıdır. Özellikle anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp hastalığı olduğu bilinen kişiler ve diyabet (şeker) hastaları mutlaka kan kolesterollerini ölçtürmeli ve gereken önlemleri almalıdır ..

    Kolesterol Yüksekliği hangi şikayetlere neden olur?
    Kolesterolün yüksek olması herhangi bir şikayete sebep olmayabilir. Kolesterol yüksekliğinin yol açtığı kalp krizi veya felç gibi hastalıklar, kolesterolün damar duvarında birikmesiyle, yıllar sonra ortaya çıkar. Kanda aşırı miktarda LDL kolesterol olması halinde, bu kolesterol hücrelerde ve atardamarlarda birikerek plak oluşturabilir. Kolesterol dışındaki bazı maddelerin de eklenmesiyle bu plaklar büyür ve bunlar üzerinde oluşan çatlaklarda gelişen pıhtılar damarları tıkar. Çağımızda çok yaygın olan bu hastalık damar sertliği olarak bilinir. Damar tıkanıklığı kalp damarlarında oluşmuşsa kalp krizine, beyin damarlarında oluşmuşsa felce neden olur.

#20.08.2016 10:22 1 0 0
  • Konu: GEN testi...
    Ailenizde şeker hastalığı var mı? Peki ya kalp hastalığı olan bir büyüğünüz ? Kanser nedeniyle bir yakınınızı kaybettiniz mi? Annenizde olan kemik erimesi acaba siz de ortaya çıkar mı? Ya da fazla kilolarınızdan mı şikayetçisiniz? Yaşlanmaktan ve yaşlılığa bağlı oluşabilecek hastalıklardan korunmak ve daha sağlıklı yaşamak ister misiniz? ‘’
    Bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabını öğrenmek günümüzde artık çok kolay. Yanağınızın içinden pamuklu bir çubuk yardımıyla alınan doku örneğinde tüm bu soruların cevabı mevcut.
    Genetik yatkınlık; bazı hastalıkların ortaya çıkması için önemli bir etkendir. Ama tek başına bu yeterli değil. Beslenme tarzı ve yaşam alışkanlıklarından oluşan çevresel koşulların da rolü çok büyük. Gentest testi ; hastalıklara karşı olan genetik yatkınlığınızı, beslenme tarzı ve yaşam koşullarıyla birlikte değerlendiren ve tamamen size özel ‘’yaşam planı’’ hazırlayan bir sistemdir.Genetik yatkınlığın araştırıldığı hastalıklardan bazıları şunlardır:
    Kalp-damar hastalıkları (Kalp krizi v.b.)
    Beyin-damar hastalıkları (felçler v.b.)
    Şeker hastalığı
    Kemik erimesi
    Bazı kanser türleri (akciger, meme, mide, kalın bağırsak, prostat ca v.b.)
    Bazı bağırsak hastalıkları
    Eklem iltihabı
#20.08.2016 09:53 1 0 0
  • Yatmadan önce su içmek kalp krizi riskini azaltıyor , kanın yüzde 80'ini sudan oluşmaktadır. Bu su kanın akışkanlığını sağlamaktadır..
    ''Kanın akışkanlığının azalması, bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalması, kalp krizi ve felce neden olabiliyor. Kan akışkanlığında kanın içindeki sıvı miktarının önemli etkisi var. Akşamları biraz fazla yemek yendiğinde kan içindeki yağ, kolesterol ve protein miktarı artarak akışkanlık azalır. Akşam yemeğinde ve yatmadan önce içilen birkaç bardak su kanın akışkanlığını artıracağı için kalp krizi riskini de azaltıyor. Bu nedenle sağlığımız için gün içinde 2-2.5 litre, yatmadan önce de en az birkaç bardak su içmeliyiz.''
    Yemeklerden en az yarım saat önce de bir bardak su içilmesi ile yiyeceklerin hazmedilmesi kolaylaşmaktadır. aynı şekilde beden ısısının düzenlenmesinde de rolü olan suyun, idrar, ter, nefes ve gaita yolu ile vücuttaki atıkların atılmasında önemli etkisi vardır.
    Suyun, hücrelere gıda ve oksijen taşınmasını sağlama, yiyeceklerin vücutta enerjiye çevrilmesi gibi birçok konuda rolü vardır. ,BU NEDENLE dengeli sıvı almanın önemi oldukça büyüktür.
#20.08.2016 09:47 1 0 0
  • Norveçli fotoğrafçı Kjell Sandved, makinesiyle 40 yıl dünyayı dolaşarak, rengarenk kelebeklerden müthiş bir koleksiyon oluşturdu.

    Sandved, kelebek kanatlarındaki şekillerin, harfleri andırdığını fark edince, alfabeyi fotoğraflamaya karar vermiş ve ortaya işte bu ilahi sanat eseri çıkmış...

    Norveçli fotoğrafçı, kelebeklerin kanatlarında kendi dilinin alfabesini görmüş. Ancak kainattaki bütün alfabeler bir kelebek kanadına nakledilmiş olabilir. Nasıl bakarsanız, öyle görürsünüz...
    noimage
    noimage
#20.08.2016 07:09 1 0 0
  • Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının '5' tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntı ortadaki tuşu el yordamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

    Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede 'F' ve 'J' yada 'A' ve 'K' tuşlarında da böyle birer çıkıntı olduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

    Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

    Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde 'l' ve '0'ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde 'Q' ve 'Z' harflerinin bulunmamasıdır.

    Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155)
    ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir
    mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak
    bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.


    'O' ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu 'O' tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak
    ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

    Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmiş ve bu durumda İngilizce'de en az kullanılan 'Q' ve 'Z' harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

    Şimdiki cep telefonlarında' l' ve '0'ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden 'Q' 7 tuşunda, 'Z' ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

#19.08.2016 17:49 1 0 0
  • Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor. O devirlerde her bir savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı.

    Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi.

    Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam etmektedir.
#19.08.2016 17:39 1 0 0
  • 100'den fazla gözyaşı örneğinin kurutulmasından sonra standart mikroskopla alınan görüntüler, farklı duygularla akan gözyaşlarının aynı mahiyette olmadığını gösteriyor. Hislerin ve ruh hâlimizin vücudumuza tesiri ile alâkalı çalışma yapanlara yeni ufuklar açacak söz konusu fotoğraflar, herkese faklı düşünceler ilham ediyor... İşte fotoğraflarla temaşa şöleni..
    noimage

    noimage
#19.08.2016 13:09 1 0 0
  • noimage
    Bilim adamları arıların ölüm sebebini buldu!

    ABD’deki 30 milyar dolar değerinde mahsulü tozlaştıran bal arılarının gizemli ölümleri, Amerika’nın arı nüfusunu o kadar azalttı ki, kötü bir kış mevsimi, tarlaların nadasa bırakılmasına sebep olabilir. Yapılan yeni bir çalışma, arı ölümlerinin olası sebeplerini ortaya koydu; elde edilen ürkütücü sonuçlar, bu sorunun çözümünün düşünüldüğünden zor olduğunu gösteriyor.

    Bilim adamları, geçtiğimiz altı yıl boyunca, yaklaşık 10 milyon arı kovanını yok eden bu koloni çöküş sendromunun tetikleyicisini bulmaya çalıştı. Böcek ilaçlarından, hastalık taşıyan parazitlerden ve yetersiz beslenmeden şüpheleniliyordu. Ancak PLOS ONE dergisinde yayınlanan ve türünün ilk örneği olan bir araştırma kapsamında, Maryland Üniversitesinden ve ABD Tarım Bakanlığından bilim adamları, arıların kovanlarını beslemek için topladıkları polenleri kirleten bir böcek ilacı-mantar ilacı karışımı belirlediler. Arı kovanının bir anda yok olmasına sebep olan koloni çöküş sendromunun spesifik kaynağı saptanamasa da, elde edilen bulgularla arı ölümlerinin sebebi konusunda büyük ilerleme kaydedildi.

    “Arıları, yalnızca mantar ilaçlarının etkilediğine dair giderek artan kanıtlar var. Bence bu durumun vurguladığı nokta şu: bu tarımsal kimyasalları etiketleme yöntemlerimizi yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.” diyor Maryland Üniversitesinden Dennis vanEngelsdorp.

    Böcek ilaçları üzerindeki etiketler, çiftçileri yakınlarda polen yayan arılar olması durumunda ilacı püskürtmeme konusunda uyarıyor; ancak bu tür önlemler, mantar ilaçlarında kullanılmıyor.

    Son yıllarda, neonicotinoid adındaki bir kimyasal sınıfı arı ölümleriyle ilişkilendirildi ve nisan ayında, arı popülasyonunda düşüş görülen bir diğer bölge olan Avrupa’da da bu ilacın kullanımına iki yıllık yasak getirildi. Ancak vanEngelsdorp’a göre bu araştırma, birkaç böcek ilacı etkileşiminin arı sağlığını etkilediğini gösteriyor.

    VanEngelsdorp'a göre: “böcek ilacı konusu düşündüğümüzden de karmaşık. Tek bir ürüne indirgenemeyecek kadar kompleks; çözüm, yalnızca tek bir ürün sınıfını yasaklamakta değil.”

    Araştırma arıları kurtarma çabaları içerisindeyken bir başka komplikasyon daha buldu: Avrupa arılarının soyundan gelen ABD bal arıları, eve yerli Kuzey Amerika mahsullerinden polen getirmiyor; yakınlardaki otlardan ve yabani çiçeklerden yiyecek topluyorlar. Ancak bu polenler de böcek ilaçları ile kirleniyorlar – püskürtmenin hedefi bu bitkiler olmasa da.

    “Böcek ilaçlarının bu bitkiler üzerinde birikip birikmedikleri net değil; fakat zirai ilaçlama uygulamalarına yeni bir bakış açısı getirmemiz gerekiyor.” diyor vanEngelsdorp.
#19.08.2016 13:04 1 0 0
  • Hayatta tüm başarılar çalışılarak elde edilir. Bilinmektedir ki hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır.

    Bu sebeple güzel günlere ulaşmak için emek vermek ve bu emeği verirken de çok çalışmak gerekmektedir.

    Hayatta tembelliği seven insanlar zamanlarını genellikle boş işlerle öldürürler. Bu kişiler her ne kadar güzel günlerin ve güzelliklerin hayalini kurmuş olsalar da bu güzel günlere hiçbir zaman ulaşamazlar

    İnsan başarıya ulaşabilmek için öncelikle hedefini belirlemeli ve bu hedef doğrultusunda plan yaparak çalışmasını sürdürmelidir.

    Kişi ne yapmak istediğine önceden karar verir ve bunun için emek harcarsa mutlaka istediğine kavuşacaktır.

    Başarı her zaman çalışma ve emeğin ürünü olduğundan her insan bunu kendine görev bilmelidir.

    Hiçbir başarı bize kendiliğinden gelmediğinden kişi başarıya ulaşmak için elinden ne geliyorsa yapmalı ve sonunda başarıya ulaşarak bunun mutluluğunu yaşamalıdır.
    noimage
#19.08.2016 12:16 1 0 0
  • noimage

    Kişilere hayattan beklentileriniz neler diye sorarsanız her biri farklı yanıtlar verebilir. Ama totale baktığınız zaman genel olarak insanlar aşk, sağlık, para, mutluluk, huzur, zenginlik, güzellik bunların hepsini birden ister. Peki, bu istekler arasında bir denge söz konusu mudur? Eskiden sıklıkla söylenen birkaç söz geldi aklıma; “zorla güzellik olmaz… Parayla saadet olmaz… Büyük başın büyük derdi olur, Önce sağlık… Azıcık aşım belasız başım…” Bu sözlerden milyon tane sayılabilir elbette. Ama günümüz koşulları düşünüldüğü zaman bu sözlerin bazılarının etkisini ve geçerliliğini kaybettiğini de görüyoruz. En basit örnek; günümüzde para saadet getiriyor!
    Bu konuları kısa bir şekilde tek tek ele alınırsa;
    noimage
    Aşık Olmak:
    “Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma vardır, duygulanmanın da temeli aşktır” demiş Sigmund Freud. Her aşka dair yazıda olduğu gibi bende bu başlığa bir özlü sözle başlamak istedim ve Freud’u seçtim. Diğer sözler gibi süslü püslü değil, net söylemiş aşkı. İnsanın doğası aşktır ve aşık olmak ister.
    Aşık olmak yalnızca bir kadının bir erkeğe veya bir erkeğin bir kadına aşık olması değildir.

    Güzel Olmak :
    Özlü sözler demişken güzellik üzerine Aşık Veysel’in efsanevi şiirinin sözlerinden bahsetmemek olmaz. “Güzelliğin on par’etmez, bu bendeki aşk olmasa…” Güzellik dünyanın en çok anlama sahip kelimelerinden birisidir ve üzerine tartışılmaya başladığında genellikle tartışılmayacak bir konu diyerek tartışmanın en alevli yerinde kesilip atılır.
    Güzelliğin fiziki bir anlamı olduğu gibi ‘kalpten gelen güzellik’ kavramı da söz konusudur. Kalbinin güzelliği yüzüne yansımış dediğimiz birçok insan var elbette, ama günümüzde çok geçerli olan ‘poker face’ durumu da söz konusu. “Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş...

    Para Kazanmak :
    Gerçek hayata döndüren bir başlık kesinlikle. Eminim herkes aşk ve güzellik gibi konuların ardından hayal alemine çoktan ışınlandı bile. Ama günümüz gerçeği işte bu: Para kazanmak istiyorum!
    Hepimizin paraya olan ihtiyacı ve para kazanma istediği. Yükselen yaşam standartları, gelişen teknoloji gibi birçok günümüz etkeni nedeniyle hepimizin paraya olan ihtiyacı arttı. Hatta acı gerçeklerden birisi de ‘parana göre muamele görmek’ diye bir durum günümüzde soğukluğunu daha da hissettiriyor.

    Sağlıklı Olmak :
    İşte en önemli istek kesinlikle budur! Gerçekten sağlığı yerinde olmayan bir kişiye ne sunarsanız sunun gözü görmeyecektir. Bu nedenle de herşeyden önce sağlık gelmektedir. Para kazanmak için, güzel görünmek için, aşık olmak için, huzurlu olmak için ve yaşamdaki herşey için önce sağlık gereklidir. Bu nedenle sağlığımıza dikkat edelim ve önceliğimiz hep sağlık olsun.

    Zengin Olmak :
    Hemen hemen herkesin aklından bir kere bile olsa zengin olma isteği şiddetli bir şekilde geçmiştir ve bu gayet normaldir. Yaşamış olduğunu hayat belki de sizi fazlasıyla yordu, faturalara yetişemiyor, çocuğunuza harçlık vermekte zorlanıyor, alışverişlerinizi fazlasıyla kısıtlamak zorunda kalıyor olabilirsiniz. Bu nedenle artık bende bir gün zengin olsam da kurtulsam demişsinizdir.



#19.08.2016 06:41 1 0 0
  • Niye bir türlü “bilmiyorum” diyemiyoruz şu hayatta hemen hemen hiçbir konuda? En bilmediğimiz zamanlarda bile
    bilirmiş gibi yapmalarımız neden? Basit bir adres de sorsalar, kapsamlı siyasi ya da felsefi analizler yapmamızı da
    isteseler verdiğimiz tepki aynı:
    Bilirmiş gibi yapmak...
    Kelimeler köşeli bir uçurtma gibi çıkıyor boğazımızdan. Kuyruğu uzun mu uzun bir uçurtma, git git bitmiyor.
    Her konuda habire bir şeyler söylüyor, tanımadığımız şahıslar hakkında gayet iyi tanırmış gibi ileri geri konuşuyoruz.
    Bazen konuşmakla kalmayıp yazıyoruz da. Bilmeden ama bildiğimizi zannederek..

    Kitap okumak veya derinlemesine sabırla araştırmak yerine, internetten üstünkörü bir şeyler öğreniveriyoruz.
    ‘fikir sahibi’ olmaktan çıkıp ‘sabit fikir sahibi’ olmaya doğru yol alıyoruz..
    Çok bilenin çok daha iyi anladığını sanmak hata olur.
    Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlelerinin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. .
    Güzel şey, “Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…” diyebilmek.
#19.08.2016 06:37 1 0 0
  • noimage


    İnsanları kırmak kolay oysa yeni dost kazanmak zordur. Her zaman böyle olur yapmak zor dağıtmak ise kolaydır. Bazen bunu isteyerek yaparız. Sonuç da ne olur? Arkadaşlık ilişkimiz biter. Köprüleri atmış oluruz. Hiç düşündünüz mü “Neden bunu yaparız?” Bir sebebi varmıdır? Çoğu zaman sebebini de bulamazsınız. Bir anlık duygu-davranış durumumuzun sonucudur bu. Öfke kin hırs intikam bu kararı vermemize yani köprüleri kolayca atmamıza neden olur.

    Bir de olayın başka yönü var. Kimse kimseye mecbur değildir kimse kimseyle aynı evde yaşamak aynı iş yerinde çalışmak zorunda değildir. İsteyen kapıyı açar gider. Kapanan o kapı atılan köprü gibidir. Kapı bir daha açılmayabilir.
    Oysa her bir insan ayrı bir dünya demekdir ve onlardan öğreneceklerimiz vardır. Bunu da bilmek lazımdır.

    Biz ise insanlardan ayrıldığımız zaman nedense onları cezalandırdığımızı düşünürüz. Oysa bir bakıma kendimizi de cezalandırırız. Bunun da farkındamıyızdır? Tartışmada haklı da olabiliriz. Bu geçerli bir sebepmidir? Önemli olan sebep mi yoksa sonuç mudur? Haklı olup dost kaybedip yalnız kalmak iyimidir?

    Hatırlamak gerekir. “Hayat oyun değildir.” Hata yapıp affedilme şansımız çoğu zaman yoktur. her şeyi kolayca silemeyiz.

    Mantığımızı ya da çıkarlarımızı her zaman iyi kullanamayız. Duygularımız çoğu zaman ön plana çıkar ve duygularımız mantığımızı dinlemez. Bu nedenle “kafanı kır ama kalp kırma” prensibine uymamızda fayda vardır. Çünkü kalp evdeki vazonuz gibidir. Kırın dünyanın en yapıştırıcısı ile yapıştırın ilk hali gibi olmaz biraz bozulmuştur kırılmasından dolayı izler vardır üzerinde hem de hiçbir şekilde geçmeyecek olan izlerdir bunlar. Unutmayalım.


#19.08.2016 06:29 1 0 0

  • Birbirimizi görmeden tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor...

    Gerçek yaşamda önce fizikleriyle giyim kuşamlarıyla sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle zihinleriyle tanışırız insanların..

    Oysa burada sanal ortamda önce fikirler ve görüşler ön plandadır birbirimizi zihinlerimizle tanırız severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanımak isteriz görüşür tanışırız...

    Değer verir dost oluruz...

    Bazen bu büyü bozulmasın diye dürüst olamadığımız için tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız güvenmek isteriz yazılana dostlarımıza....

    Gerçekten o kişi mi...
    Gerçekten böyle mi düşünür...
    O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz...
    Sevgi duyduğumuz...
    Yoksa yalan mı bize söyledikleri...
    Yoksa...
    Yoksa...

    En azından insanları iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi? Zaman içinde tanıdıkça kuşkular başlayacaktır...

    Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil...

    Dürüstlük özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla...
    "Özgürlüğünüz kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda daha çok büyüyecek bir özgürlüğe zincir olur..."
    Ne kaybederiz ne olur boyumuz kısa veya uzun ise zayıf veya şişman isek....
    Sağlığımız yerinde veya değil ise...
    Eksiklerimiz varsa...
    Paramız olsa veya olmasa...
    Veya o filmi görmemişsek o şiiri duymamışsak...
    Ya da o ülkeye gitmemişsek...
    Sesimiz güzel değilse...
    O konuya yabancı isek...
    Söylediğimiz yaşta değilsek...
    Manken-fotomodel bir kadın değilsek..
    Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa...
    Ne fark eder dostluk adına...

    Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün her şeyden kaçmaktansa dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize...
    Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense...
    En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla...
    Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun...
    Unutma uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir...
    Çünkü biz birbirimizi seviyoruz klavyenin tuşlarındakini sahte dostu değil sadece ve tam da şu halimizle birbirimizi...
#18.08.2016 19:57 1 0 0


  • Hemen her anne baba çocuklari parmaklarini emdiklerinde ‘acaba bir sorun mu var?’ kaygisina kapiliyor. Toplumdaki yaygin kaninin aksine parmak emme uzmanlar tarafindan olagan bir durum olarak görülüyor. Ancak dikkatli olmakta fayda var, çünkü parmak emme bazi durumlarda psikolojik bir soruna da isaret edebiliyor!

    Parmak emme çocuklarda psikolojik bir etken olmaksizin 3-4 yasina kadar görülen ve olagan kabul edilen bir durum. Yüksek oranda beslenmeye bagli olmuyor ve açliktan kaynaklanmiyor. Agizdan haz da alindigi için parmak emme, emme psikolojik doyum da sagliyor. Bu nedenle 1 yas civari çocuklarin hemen hemen yarisi parmaklarini emiyor. 18. ayda parmak emme siklasiyor ve 3-4 yasina normal kabul ediliyor. Acibadem Fulya Hastanesi Çocuk Sagligi ve Hastaliklari Uzmani Dr. Demet Matben, çocugunuz 4-5 yaslarina geldiginde parmak emme aliskanligi devam ettigi takdirde ona bu davranisinin çocukça oldugunu anlayabilecegi bir dille anlatmaniz gerektigini dikkat çekerek, “Çocuklar bu yaslarda büyükleri taklit etme egiliminde oluyor. Ancak eger 5-6 yas sonrasinda hala parmak emiyor veya hiç emmezken parmak emmeye basliyorsa, çocugunuzun hayatinda ne gibi kaygi etmenleri bulundugunu iyi arastirin ve gerekirse bir uzmandan yardim alin” uyarisinda bulunuyor. Çünkü ilgili uzman
    Çocuklar neden parmak emerler?
    • 1 yas civarindaki çocuklar uykuya geçerken,

    • Dis çikarma zamaninda dis mineleri kasindigi için,

    • Çevrelerinde parmak emen birilerini model aldiklari zaman,

    • Ebeveynler arasi gerginliklerde,

    • Yeni kardesin dünyaya gelmesi durumunda,

    • Zorlukla karsilastiklarinda, utanma, sikilma, yorgunluk belirtisi olarak,

    • Sevgi ve güven eksikligi varsa,

    • Memeden erken koparilmissa,

    • Ek besinlere zorlanmissa parmaklarini emebiliyor.

    Parmak emmesini önlemek için…

    • Çocugunuzu uygun pozisyonda besleyin. Bebeginizi emzirirken veya biberonla beslerken gögsünüzün sicakligini duyacak sekilde kendinize yaklastirin. Böylelikle bebeginiz kendisini güvende hissedecektir. Ayrica yemek verirken hirpalamaktan ve azarlamaktan da kaçinin.

    • Memeden erken kesmemeye çalisin.

    • Ona uygun çesitli faaliyet olanaklari ve oyun ortami yaratarak mesgul olmasini saglayin.

    • Çocugunuzun psikolojisini olumsuz yönde etkileyecek davranislarinizi düzeltin. Siddet uygulamayin ve onu batil fikirlerle korkutmayin.

    • Parmak emmesini terk etme arzusunu harekete geçirmek için onu ödüllendirin.

    • Parmagini agzina götürdügü zaman zararsiz aci mayi sürülebilir veya ellerine eldiven takabilirsiniz

    • Ona kendi kendini kontrol edebilmesi için isterse bu aliskanligi terk edecegi inancini kazandirin.
#18.08.2016 07:46 1 0 0
  • Çocuk Gribi

    Grip, etkeni influenza virüsü olan, ateş, titreme, öksürük ve baş ağrısı belirtileri ile seyreden bir hastalıktır. Oldukça bulaşıcı bir hastalık olup, üst solunum yollarını etkiler. Bazen kulak ve sinüs enfeksiyonlarına da neden olabilir. Virüs her yıl genetik yapı değiştirdiğinden bağışıklık bırakmaz, dünya çapında enfeksiyonlara yol açabilir.
    Grip birçok insanda bir-iki hafta içerisinde kendiliğinden düzelir ancak;

    bebekler ve beş yaş altındaki çocuklarda,
    65 yaş üzeri kişilerde,
    diabet ve astım gibi kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyreder.

    Soğuk algınlığı ile grip arasındaki farklar:
    Aslında her ikisi de birçok yönlerden birbirine benzer ancak grip zatürre gibi daha ileri sağlık problemlerine yol açabilir. Soğuk algınlığında genellikle burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşurma belirtileri vardır. Gripte ise burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşurma bazen görülmekle beraber; ateş, ağır öksürük, baş ağrısı, genel vücut ağrısı ve yorgunluk sıklıkla gorulur.

    Grip sezonu ne zamandır?
    Grip sezonu genellikle Ekim ile Nisan ayları arasıdır. Vakalar genellikle kış ortasında iki üç haftalık bir dönemde artış gösterir.
    Gribin belirtileri nelerdir?
    Grip virüsüne binlerce insan maruz kalsa da bazısı çok hafif atlatmasına rağmen bazılarında ağır seyreder. Tipik olarak grip ateş ve ağrıyla başlar, ateş genellikle yüksektir, daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, yorgunluk, baş ağrısı, öksürük takip eder. Bazı hastalarda bulantı kusma da olabilir.
    Üç ile altı gün içerisinde belirtiler düzelmeye başlar ancak öksürük ve yorgunluk birkaç hafta daha devam edebilir.

    Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
    Belirtiler uzun süre geçmesine rağmen düzelmiyorsa ( burun akıntısı on günden uzun sürmüş, koyu ve sarı bir renk almışsa)
    3 günden fazla yüksek ateş devam ediyorsa,
    Solunum sıkıntısı başlamışsa,
    Çocuğun bilinç durumunda değişiklikler görülüyorsa,
    Grip belirtilieri düzeldikten sonra tekrar ateş ve öksürük başlamışsa,
    Çocuk yeterince sıvı alamıyorsa, dehidratasyon denilen vücutta sıvı kaybı bulguları başlamışsa, (idrar yapımında azalma, ağladığında gözyaşı olmaması, ağızda kuruluk, uyuklama hali)
    noimage
    Gripte en iyi tedavi destekleyici tedavidir.:
    Ağrılar ve ateş için ağrı kesici ve ateş düşürücüler verilir.
    Bol sıvı alınması gereklidir.
    Çocuğun evde istirahat etmesi
    Burnun açık tutulması ve burna yerleşen virüsleri azaltmak açısından serum fizyolojik tedavisi oldukça önemlidir.
#17.08.2016 06:51 1 0 0
  • Epilepsi, tekrarlayan nedensiz nöbetlerle tanımlanan kronik nörolojik bir bozukluktur. Eğer kafa travması, ateş, alkol alımı, yasadışı uyuşturucu kullanımı vb. gibi teşhis edilmiş uyaran bir faktör olmadan birden fazla nöbet geçirdiyseniz, epilepsiniz olabilir. Pek çok epilepsi hastası nöbetler arasında tamamen normaldir.

    Bazt genlerin kalıtsal epilepsiye neden olduğu tespit edilmiştir. Fakat yine de epilepsinin genetik yönü hakkında ortaya çıkarılması gereken pek çok şey bulunmaktadır. Bazı epilepsi vakaları sonradan edinilmiştir. Doğumsal kusur ve yaralanmalar, kafa travması, beyin enfeksiyonları ve beyin tümörleri gibi belli koşullar epilepsiyle sonuçlanabilir. Vakaların üçte ikisinden fazlasında epilepsinin altında yatan belirli bir neden bulunmamaktadır.

    Nöbet geçirmiş olan herkes epilepsi hastası değildir. İnsanların yaklaşık %10u hayatları boyunca bir nöbet geçirmektedirler, bunların çoğu da ‘nedene bağlı ortaya çıkan’ nöbetlerdir. Bu insanlar bir nöbet daha geçirmeyebilirler, ve bu nedenle epilepsi hastası değillerdir.
    Bu hastaların en sık sorduğu sorulardan biridir. Epilepsinin altında yatan pek çok neden bulunmaktadır. Genelde epilepsinizin nedeni belirlenemez.
    Epilepsinin bilinen bazı nedenleri şu şekildedir:
    Kafa yaralanmaları.
    Beyin enfeksiyonları.
    Alkol,
    Beyin tömürleri,
    Dejeneratif beyin hastalıklar,
    Zihinsel gerilik ve beyin felci
    Genetik yatkınlık,
    Ateşli nöbetler
    Bağ dokusu bozuklukları
    Kanser;,
    Mitokondriyel bozukluklar, migren ve psikiyatrik şartlar gibi bazı diğer bozukluklar.
#16.08.2016 20:09 1 0 0
  • Çift Sarılı Yumurtalardan Çift Civciv Çıkar mı?.
    Çift sarılı yumurtalar,genellikle yeni yumurtlamaya başlayan ve yumurta oluşumları heniz senkronize olmamış genç tavuklarda görülür.Ancak bazı tavuklar kalıtımsal biçimde bu özelliğe sahiplerdir ve hayatlaro boyunca çift sarılı yumurtlama özelliği gösterebilirler.Peki,hiç merak ettiniz mi,çift sarılı yumurtalardan çift civciv çıkar mı?

    Çift sarılı yumurtalarda yavru gelişimi çok olası bir durum değildir.Embriyo için yaşamsal bir gıda olan yumurta akı,iki embriyo için yeterli değildir.Çift sarılı bir yumurtada yavru gelişimi meydana gelse de,yavrulardan biri yaşam savaşından diğerini yener;ancak genellikle iki yavru da heniz yumurtadan çıkmadan yaşamlarını yitirirler.Yani çift sarılı yumurtadan çift civciv çıkmaz.

    Develerin Hörgüçlerinde Ne Bulunur?:
    Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir.Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur.Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlar;ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar.Develer suya az gereksinim duyarlar.Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür.Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler.Su kaybını dokularından kaybederler,kandaki su etkilenmez.

    Gökyüzü Neden mavidir?

    Gökyüzünün mavi görünmesinin tek sebebi kırılma hadisesidir.
    Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.
    Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur

    Niçin gözyaşı dökeriz?
    Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar.
    İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin
    bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı
    olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır.
    Bu konuyu ilk inceleyen Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler
    sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal
    yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir.
    Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.



#16.08.2016 11:44 1 0 0
  • Akıllı telefonlar oldukça hayatımıza yer edinmeyi başladı fakat en büyük sorularından bir tanesi de şarj sıkıntısı oluyor. Bir takım yöntemler ile bu sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.

    Akıllı telefonlar gün geçtikçe sahip olmuş oldukları donanımsal ve yazılımsal olarak özellikleri açısından oldukça inanılmaz bir gelişme kaydetmekte. Fakat hala kullanıcılar için bir takım sorunlar bulunuyor; GBatarya ömrü ve şark süresi. Her geride bıraktığımız telefonların batarya kapasitelere yavaş yavaş artmakta fakat bu duruna baplu olarak larj süreleri de uzamakta. Özellikle acil durumlarda cihazların şarj durumunun azalması istenmeyen durumlardan oluyor.

    Cihazınızı Her Zaman 220 Volt Yani Prizlerden Şarj Edin

    Cihazınız için en ideal şarj yeri evlerimizin odasında yer alan priz yuvalarıdır. Burada direkt olarak cihazını bağlayarak kendi şarj adaptörüyle etkili şekilde şarj edebilirsiniz. USB yardımıyla yaptığınız şarjlardan uzak durun.

    Orijinal USB Adaptörü Kullanın
    Cihazınıza yan sanayi olan şarj aletleri takmak yerine satın aldığınız sırada sizlere verile kutunun içindeki adaptör ile bu işlemi gerçekleştirin aksine gün geçtikçe batarya ömrünüz kısalırken adaptör üzerinde yaşanan sorunlar evinizde beklenmedik sorunları yol açabilir.
    Taşınabilir Şarj Aletleri Kullanın

    Kullanımları her geçen gün artan Power Bank’ler gerçekten etkili yeteneklere sahip. O yüzden eğer sizlerde bir power bank sahibi iseniz, Bu gibi durumlarda şarjı ilk olarak power bank ile yapın.
    Uçak Moduna Alın
    Cihazınız şarj sırasında uçak moduna alırsanız çok daha kısa sürede şarj edebileceksiniz. Bu yöntem ile birlikte cihaz artık fazla servis vermeyecek ve güç tasarruf moduna geçerek sadece bataryaya odaklanacaktır.

    Şarj Durumunu Kontrol Etmeyin
#16.08.2016 10:59 1 0 0