YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • Hayat zamanla akıllandırdı beni.

    Kimin ne kadar dost,

    Kimin ne kadar nankör olduğunu tek tek gösterdi.

    Artık virgülle bitirmiyorum insanlarla olan ilişkilerimi.

    Direk noktalıyorum verdiğim değeri.

    Ve noktayla bitirdiğim insanın,

    Artık nokta kadar değeri de olmuyor benim için...!

    noimage
#02.09.2016 19:38 1 0 0
  • noimage

    Bazen insan birini tanır. Acır belki. Belki içi ısınır. " Yardım edeyim." der. "Destek olayım." der. İçinden ilan eder "Ben bu şahsın dostu olayım." O andan itibaren de kendi mantığı, dostluk anlayışı, duyguları nasıl hareket etmesi gerektiriyorsa öyle hareket eder. Mutludur. Sadece dostuyum dediği şahsa dostluk yapmaktır maksadı. Ve dostu olur.

    Sevinciyle sevinir, sevincini daha da arttırmak için gayret eder. Üzüldüğünde üzülür ama dostunun daha fazla üzülmemesi için olayı hafifletmeye çalışır. Hayatta böyle şeylerin olabileceğini, normal olduğunu kabul ettirmektir maksadı. Böylece dostuyum dediği insanın üzüntüsünü hafifletecektir.

    Sırlarını paylaşmak ister. Kendi gibi bilir dostuyum dediği insanı. İnanır, güvenir, hiçbir zaman ve hiçbir şartta dostuyum dediği şahsın kendisini kullanacağından, güvenmeyeceğinden şüphe etmez, kendisini enayi yerine koyacağını düşünmez.
    Bazen insan birini tanır, acır, yardım eder, destek olur, üzüntüsünü ve sevincini paylaştığını sanır. Mutlu olur birine dostuyum demekten. Sonra sorular belirmeye başlar küçük küçük. Hep olumlu cevaplar verir kendi kendine. " O yapmaz!" diyerek bu inancını korumaya çalışır.

    Dün yardım ettiği, yol gösterdiği küçük şahıs, bir sabah kendini dev aynalarının karşısında yardım edeni yerlerde ararken bulur. Onun ebatları büyürken dostuyum diyenin ebatları, bilgi, beceri, kişilik ve dostluğunu da yanına alarak küçülmüştür.
    Kalın bir silgi görünür ufuktan. Alınır, hafif darbelerle ama devamlı olarak silinir. Sonunda, bir buruk hatıra kalır yürekte. Sayfa temizlenmiştir.
    İhanete uğramıştır dostluk.
    Adam yerine konulanın adamlığı bitmiştir artık.
#02.09.2016 19:21 1 0 0
  • Bildiğiniz gibi ters soru işareti (¿) klavyede bulunmayan bir karakterdir. Windowsta bu karakteri yazmak isterseniz “Alt + 168″ tuş kombinasyonunu kullanabilirsiniz. Yani klavyede bir parmağınızla “Alt” tuşuna basılı tutarken tuş takımından 1 6 8 rakamlarını tuşlamalısınız. (Dikkat edin “AltGr” tuşu değil “Alt” tuşu)

    Bir diğer yol da Windowsun bize sunduğu “Karakter Eşlem” programı. Yazı tipinin size sunduğu diğer birçok karakterleri de bu yoldan bulabilirsiniz. Karakter Eşlem’e girmek için, “Başlat”tan “Tüm Programlar”a girip “Donatılar > Sistem Araçları > Karakter Eşlem” yolunu takip edin. Buradan istediğiniz yazı tipinin istediğiniz karakterini butonlar yardımı ile seçip, kopyalayabilirsiniz.
#02.09.2016 06:51 1 0 0
  • * Olgun. insan, öncelikle, bağımsız bir kişi­lik sahibi olmalı.
    *Omuzları uzerinde bir baş taşıdığının farkında olmalı.
    * Ve o başın da düşünmek ve karar vermek için yaratıldığını bilmeli.
    * İçinde bir yürek taşıdığını ve bu yüreğin sevmeye ve nefret e!meye yaradığını bilmeli.
    *Olgun insan sıradan, olmayan insandır.
    * Olgun insan, kendi kendisiyle barışık olmalı.
    *Dolayısıyla kendisini bilen, sınırlarını gücünü, zaafını, meziyetlerini bilen,
    hep kendı olmaya çalışıp bir başkası olmak için çırpınmayan, taklitçi değil, özgün olan ınsandır. .
    * Olgun insan duygu, düşünce ve eylem dengesini kurmuş insandır.
    *Ne aşkını man­tığına feda eder, ne mantığını aşkına.
    *Önce düşünür, sonra inanır, en sonunda yapar.
    *Düşüncesi inancıyla, inancı eylemiyle, eylemi düşüncesiyle çatışmaz.
    *Olgun insan, zayıf ve güçlü yönlerini tanır,
    *Heyecan ve içgüdülerini yön­!endirmesini bilen insandır.
    *Heyecan ve içgüdülerını yonlendirmek yerine onların kendisini yönlendirdiği insan,
    içgüdülerinin ve ayartıcı öz benliğinin (nefs) esiri olur.
    *lçgüdülerin ve öz benliğin ayartıcı duygu­larını. kontrol. eden insanlar,
    güçlü bir iç denetime sahip olan insanlardır.
    * Olgun insan, insani duyguları yok say­maz, onları yönlendirir ve terbiye eder:
#02.09.2016 05:58 1 0 0
  • noimage

    Tedavi için güneş yanığının hangi evrede olduğunu öğrenmek gerekir. Birinci derece yanık denilen kızarıklık evresinde acı vardır. Acıyı dindirmeye soğuk pansuman iyi gelir. Ancak, bunu soğuk suyla yapmamak gerekir. Çünkü su cildi kurutabilir. Bu durumda piyasada bulunan kremlerden yararlanılmalıdır. Gümüş silfodiyazin ya da lanolin içerikli veya bitkisel aloe veralı yanık önleyici kremleri yanık oluşmuş olmasına rağmen sürmek faydalıdır.


    BİRİNCİ DERECE YANIK
    Birinci derece yanıkta sıvı kaybı ortaya çıktığı için ağızdan alınan sıvı oranını yükseltmekte fayda vardır. Kese yapmak ya da tahrişe neden olacak kıyafetler giymek sakıncalıdır. Doktor önerisiyle ağrıyı azaltan antienflamatuar amaçlı parasetamol bir ilaç içilebilir.

    ASPİRİN KULLANMAYIN
    Aspirin çocuklarda özellikle güneş yanığında tehlikelidir, kullanılamaz. Kan dolaşımını sulandırıcı ve hızlandırıcı etkisi güneş yanığıyla örtüştüğünde tehlikeli sonuçlar doğabilir.

    Antienflamatuar ilaç içmek ve cildi yoğurt kıvamında bir kremle nemlendirmek, güneş yanığına karşı birinci basamak tedavidir. Bu tedavi şekli devam ettiği sürece yanık iki üç gün içinde geçecektir.

    İKİNCİ DERECE YANIK
    Bu yanık türü su toplamalı yanık olduğu için birinci derece yanıkta uygulanan tedaviyi daha sıklaştırmak gerekir. Doktorun önerisine göre günde bir yerine iki tane ağrı kesici alınabilir. Vücuda alınan su oranını daha yüksek tutmakta fayda vardır.

    KORTİZONLU KREM
    İlk günlerde sürülen kremlerin yanına kortizon içerikli kremler ilave edilir. Kortizonlu krem, antienflamatuar özellikli, yani ödemi dağıtan bir kremdir. Herhangi bir kortizonlu kremi Bepanten gibi bir kremle karıştırarak ilk gün birkaç kere sürmek, yanık bölgede yatıştırıcı etki sağlar.

    Daha sonra yatarken gümüş silfodiyazinli ya da aloe veralı jel kıvamlı bir krem sürülerek uyunabilir.
#01.09.2016 11:30 1 0 0
  • İngiliz biliminsanları 3 boyutlu görüş kabiliyetine sahip Peygamberdevelerini inceleyerek 3 boyutlu görüş hakkında bilgi topluyor.

    Newcastle Üniversitesi laboratuvarlarında 3 boyutlu gösteriler izletilen peygamberdevelerinin 3d teknolojisinin gelişimine katkı sunması bekleniyor.

    Profesör Jenny Read : “Peygamberdeveleri verdikleri tepkiler ile bize ne gördüklerini söylüyor. Gözlerini oynatamadıkları için, ilginç birşey gördüklerinde kafalarını etrafında döndürerek bakıyorlar. Ayrıca yırtıcı hayvanlar olduklarından yakalayabilecekleri bir şey gördüklerinde uzanıp almaya çalışıyorlar.”

    1980’li yıllarda yapılan deneyler ile peygamberdevelerinin 3 boyutlu gördüğü kanıtlanmıştı. Çok boyutlu ancak siyah beyaz görüş kabiliyetine sahip peygamberdeveleri iki boyutlu olarak gösterilen böceklere tepki vermezken aynı böceğin görüntüsü 3 boyutlu olarak verildiğinde saldırıya geçiyor.

    Profesör Jenny Read : “Neyi görebildiklerini ve neyi göremediklerini anlamak için çeşitli deneyler yapıyoruz. 3 boyutlu görüş üzerine varolan eski hipotezleri çürütüp yenilerini geliştiriyoruz. Deneyler ilerledikçe ya bu yeni hipotezleri destekleyecek kanıtlar buluyoruz, ya da onları da çürütüyoruz. Bu şekilde 3 boyutlu görüşü kopyalamaya yaklaşmayı umut ediyoruz.”

    Biliminsanları peygamberdevelerinin görme duyuları hakkında edindikleri bilgiler ile 3 boyutlu algılama kabiliyetine sahip bilgisayarlar ve robotlar geliştirmeyi hedefliyor.
#01.09.2016 06:15 1 0 0
  • noimage

    Anladım ki: İnsanlar;
    Susanı korkak.
    Görmezden geleni aptal.
    Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.
    Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.
    Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insandırlar!!
#31.08.2016 21:33 1 0 0
  • noimage

    Bir kere ağlamaya başlayınca , ağlamanın sebebi çoğalır .
    Daha öncelerde biriktirdiğin tüm dertlerin bir bir gözlerinden akmaya başlar ..
    bundandır ya ” Ağla , rahatlarsın ” denmesinin sebebi .

    Ağlamak
    “ben”in içinde “sen” i
    “sen”in içinde “ben” i yaşamaktır
    Anlamaktır ağlamak .....
#31.08.2016 20:48 1 0 0
  • noimage

    Dün son gururumu harcadım Seni ne çok özlediğimi söylereyerek Alay ettin gülerek! Huyundu hiç dışa vurmazdın hislerini Güya alışkındım bu hallerine , bu kez çok ağrıma giti Dikdim burnumu tepeye “şakaydı” diyebildim
    Ne acı ….ne acı…

    İnsan çaresizliğinde yalan sığınıyor Oysa tüm cesaretimi toplamışdım Son bir kez anlatmak istemişdim hepsi bu Hiçe saydın duygularımı yine, yerlere attın Ne değerimi bildin nede verdiğim sevginin kıymetini..

    Canım dedikçe kaçar oldun Kalbim kahrını çok çekti Kuramadık dengeleri Birimiz ileri gitti, diğerimiz geri Aynı yolda buluşamadık Yazık ki ikimizi oluşduramadık Senin o oyun sandığın sevdaydı....

    Neyse düşün ki özlendiğin kocaman şakaydı ( yalannnn ) Hadi gözünaydın tüm yıkıntılarımı yanıma alıp gidiyorum yüreğinden Bil ki bendeki aşkın seninle ilgisi yok....
    Vazgeçtim senden..

    noimage
#31.08.2016 20:44 1 0 0
  • noimage
    Cinayetler, tevacüzler, hırsızlık… bunun gibi kötü işler neden bu kadar çoğaldı ? Neler oluyor bize ? Nereye gidiyoruz…
    Eskiden böylemiydi?
    Şimdi herkes menfaat peşinde, çıkarı için çalışmakta kardeşlik ,dostluk,yardımseverlik günden güne tükeniyor.
    omşulukta bu önemli kavramlardan bir tanesi.

    Binalar yükselip aynı çatı altında yaşayan insanlar çoğalıyor ama kimse kimseyi tanımıyor,
    Sıcak bir tebessüm eşliğinde merhaba demekten aciz insanlar önceden birbirini tanımayan insanlar bile selamlaşırmış.
    Bir gün bende denemek istedim, yolda oturan teyzeye selam verdim. Kadın sanki İngilizce konuşmuşum da anlamamış gibi bir tavır sergiledi, verdiğim selamı geri kendim aldım.

    Evet soğuyoruz , ayrılıyoruz ,yalnız kalmaktan hoşlanıyoruz , güvenmiyoruz ,korkuyoruz.
    Bu insanlığın durumuna üzülüyorum , biraz eskiyi örnek alsak insanlar birbirlerine güvense kardeşçe yaşasak ne güzel olurdu.

#31.08.2016 18:25 1 0 0
  • noimage
    Derler ki yer ve gök hep kardeşmiş taa ki insanoğlu araya uçakları, binaları, asfaltları,
    dev yolları yapıp onları ayırana kadar işte o günden beri insanlar sözde birbirlerine yakınlaşmış
    olsalar dahi
    birbirlerinden binlerce kilometre uzağa düşmüşler, biri alt katta diğeri üst katta olmasına rağmen
    yer ve gök gibi birbirlerinden kopuyorlar. Sevginin en derin halini terketmiş insanlar, biri yer olmuş
    diğeri gök araya yüksek binalar yapıp düşüvermişler kendilerinden başka ülkelere.
    İki paralel doğru üzerinde ilerlerken bile
    birbirini göremiyorlar, görmezlikten geliyorlar. Masal bu ya herkes mutsuz ve mutluluğu aramaya başlamış
    kimi bir taşın altında,
    kimi denizlerde, ormanda, gölün kıyısında, nehrin suyunda, gökyüzünün bulutunda aramış bulamamış.
    Hem zenginliği ve mutluluğu kaybetmiş insanoğlu, zenginlik bu ya sadece para ile değerlendirilir olmuş.
    Yüreği bir okka etmeyen adamlar cebinde parası var diye adamdan sayılır olmuş. Yürekli kızlar ve delikanlılar
    sevdasının peşine düşmüş o düşme öyle derin ve anlamlı olmuş ki bazen adına kavga demişler, bazende sevgi, aşk,
    dostluk, arkadaşlık ve güzellik. Uzamış günler saatler bir ileri bir geri alınır olmuş sanki günü kandıracakların sanıyorlar
    oysa ne günün nede zamanın kendi içinde saat kavramı var. Karanlık bastığında kendine çekilirken dünya insanoğlu
    yarattığı yapay ışıklandırmalar ile geceyide gündüze çevirmiş ve salıvermiş kendini sokaklara, barlara, gece hayatı dediği tanımlara.
    İçki kadehlerini devirdikçe mutluluk hangisinde diye bakar olmuş bulana kadar devirmiş kadehleri ne yazıkki hiçbirinde bulamamış.
    Bitivermiş kadehler, şişeler ve kişiler.
    Kitaplar okumuşlar, masallar dinlemişler, şiirler yazmışlar, aşık olmuşlar. Elimizden gelen bu kadar deyip nerde bu mutluluk demişler
    demesinede bir türlü varamamışlar mutluluğa.
    Kimi güzel bir kız görünce onu mutluluk sanmış, kimide yakışıklı bir adam görünce. Yürek pazara düşmüş ki kimsenin onu gördüğü yok bu şekilcilikler içinde.
    Gide gide yolların tükendiği, dağların dikleştiği, ormanların sıklaştığı, yağmurların kesildiği karanlıkların çöktüğü, kumdan tepelerin kilometrelerce uzandığı coğrafyalara gelinmiş. Mutluluk için inzivaya çekilmiş insanoğlu bulmuş bulmasınada devamı gelememiş bunların bir türlü. Sonraki kuşaklar bu mutluluk yollarını almışlar evirmişler çevirmişler savaşlar için nedenler haline getirmişler. İlahi gücün tezahürü sanıvermişler kendilerini. Seferler düzenlemişler at sırtlarında kılıçlarla, atalarının bulduğunun iddia ettiği mutluluk sırlarını başka insanlara kabul ettirmek adına. Sonra kendi mutlulukları için bulduklarını alıvermişler zor ile ve mutsuz kılmışlar geçtikleri yerlerdeki insanları. Savaşlar vermişler egemen kılmak adına kendilerini ve mutluluk sırlarını. Olmamış tabi milyonlar insan ölmüş, milyonlarcasınında geleceği çalınmış. Kabuksuz bir dünya oluvermiş gelecek denen zaman dilimi.
    Hep böyle kötümü gitmiş hayat değil tabiki, güzellikleride var inadına yeşeren ve büyüyen. Sevgileri ekip sevgi beklemeyen insanlar çıkmışlar ortaya, ağaçlar devrilmesin diye bedenlerini siper etmişler, hayvanlar öldürülmesin diye bayraklar açmışlar, gemiler yakmışlar, insanlar mutlu olsun diye dayaklar yemişler, insanca yaşamak adına insanca katılmışlar yaşama. Mutluluk denen şeyi yaşamda var olan her canlı için mümkün kılmak adına kendilerini mahkum kılmışlar zamana.
    Mutluluk aramakla bulunacak hazine olsaydı, insanlar dağlarda aylarca yıllarca inzivaya çekilmezdi, kendi içindeki sesi duymak için. Hal böyleyken gözlerinin önündeki perde kalınlaştıkça kalınlaşmış insanın, görmeyi bırak, duymayı ve hissetmeyi bile unutur olmuş.
    Mutluluk yürekteki ışıktır ve açıvermek gerek perdeleri sonuna kadar. Ne zamanki ben, sen, o, biz, siz, onlar kalkıpta hep birlikte ben olmanın güzelliğine varabilirse insan mutluluğu yakalayabilir.

#31.08.2016 15:49 1 0 0
  • noimage

    Bir Yudum Sevgi Dedim,Koskoca Bir Yalnızlık Ve
    Avuç İçi Kadar Mutluluk Dilendim Izdırapla Yoğurdun Beni
    Doğan Güneş Umudum Olsun Dedim,Karanlığa Boğdun Beni.
    Ne Fırtınalar Kopardın İçimde, Anlatsam Rüzgarımla Savrulursun.
    Öfkemi Paylaşsam Kaskatı Kesilirsin...
    Sele Verdim Şimdi Tüm Hayallerimi
    Okyanuslara Saldım Umutlarımı...
    Vazgeçiyorum Senden Hayat..! Yüreğime Dokundun..
    Neden Vaz Geciyorsun Diye Sakın Sorma
    Nasılki Kurşun Girer Bedene Çıkmak Nedir Bilmez,
    Bilmesede Öyle Bir Sevgiki Kurşunu Bile Gözü Görmez..!
#31.08.2016 15:42 1 0 0
  • noimage
    Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Eğer sebebini merak ediyorsanız işte arıların bilinmeyen gerçekleri...
    noimage
    Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.
    noimage
    Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler.
    noimage
    Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar ko***** onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.
    noimage
    Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz.
    Bu karışımın su oranının yüzde 17'ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.
    Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.
    noimage
    İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.
    Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.
    noimage
    Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar.
    Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.
    Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.
    Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler
    noimage
    Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir.
    Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar: 1) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için; 2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.
    noimage
    Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır.
    lginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.
    noimage
    Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.
#31.08.2016 14:00 1 0 0
  • 0


    Günlük hayatta çeşitli amaçlarla kullandığımız sabunlar çeşit çeşit renklerde. Peki, sabunu suyla buluşturup köpürttüğünüzde sabunun rengine ne oluyor? Sıvı bir sabunu suyla karıştırdığınızda köpüğün alt kısmında kalan suda sabunun rengini görebilirsiniz. Sabunlu suyun rengi sabundan daha açıktır, çünkü sabunun içindeki boya artık daha büyük bir hacmi renklendirmek zorundadır. Fakat kullandığınız sabunun rengi ne olursa olsun köpüğü daima beyaz olur.

    Aslında sabun köpüğünün büyük bir kısmı havadır. Hava bu köpüklerin içine hapsolmuştur ve sabunlu suyu inceltir. Havanın giderek incelttiği bu su tabakasında bir renk görülmesi artık zordur.

    Bunun bir nedeni de şudur: Sabunlarda kullanılan boyar madde suda kolayca çözünür. Bu boyar maddelerin suda çözünme özelliği o kadar yüksektir ki köpüğe renk vermeden suyla birlikte akıp giderler. Sabun yapımında kullanılan boyaların derişimi de oldukça düşüktür. Bu yüzden sabunu suyla köpürttüğümüzde derişimi zaten düşük olan boyayı iyice seyreltmiş oluyoruz ve böylece köpük gözümüze beyaz görünüyor. Köpüğe renk vermek için daha yüksek derişimde boya kullanmak gerekiyor.

    Bu arada, renkleri görmemizin nedeni bir cismin üzerine düşen ışığın o cisimden yansımasıdır. Bir sabun köpürdüğünde ise ışık, sabundan önce köpüklerin arasındaki bir sürü hava katmanından yansı***** gözümüze ulaşır. Bu da sabunu beyaz görmemizde etkilidir.
#31.08.2016 07:35 1 0 0
  • iPhone ve iPad'lerde düşey ekran ayarı yapmak çok kolay.
    noimage
    iPad’lerin yanında bulunan düşey yön kilidi (orientation lock) düğmesi, aynı iPhone’larda olduğu gibi ses düğmesine dönüştü. Cihazın yan döndürüldüğünde ekranın dönmesini engelleyen bu seçenek, iPad kullanıcıları tarafından çok kullanılıyor. Bu değişiklikten habersiz kullanıcılar da bu aralar sık sık “Nereye gitti bizim düşey yön kilidi düğmesi” diye soruyor.

    Aşağıdaki anlatımı iPad ekran görüntüleri ile hazırlandi fakat iPhone içinde aynı şekilde düşey yön kilidini çalıştırabilirsiniz.

    İlk olarak cihazımızda Home tuşuna iki kere hızlıca basarak son kullandığımız uygulamalara ulaşabildiğimiz multitasking menüsünü açıyoruz ve aşağıdaki ekran görüntüsüne ulaşıyoruz.
    noimage

    Sonrasında bu menüyü sağa doğru kaydırarak müzik kontrol paneline, aynı zamanda da düşey yön kilidi yapacağımız yere ulaşıyoruz.

    noimage
    Sol taraftaki düşey yön kilidi butonna basarak özelliğimizi aktif hale getiriyoruz.

    noimage
    Yukarıdaki resimdeki gibi düşey yön kilidinin aktif olduğuna dair bir ikon gorüyorsanız, kullandığınız uygulamalar desteklese bile ekranınız dönmüyor..
#31.08.2016 06:50 1 0 0
  • “Tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan çıktı?”

    Yüzyıllarca felsefi ve bilimsel gizemin doruk noktası oldu. Ama artık öyle değil.

    Bilim adamları “Tavuk mu yumurtadan, yoksa yumurta mı tavuktan çıktı?” bilmecesini çözdüklerini açıkladılar.

    Bilimadamlarına göre yumurta tavuktan çıkmış.

    Araştırmacılar yumurta kabuğunun sadece tavukların yumurtalıklarındaki proteinden yapılabileceğini belirlediler.

    Böyle olunca, bir yumurta ancak bir tavuğun içinden çıktığı sürece var olabiliyor.

    Ovokledidin-17 ya da OC-17 adı verilen protein kabuğun oluşmasını hızlandırmada katalizör görevi görüyor.

    Yumurtanın içinde civciv oluşurken, yumurtanın sarısı ve etrafındaki koruycu sıvıyı barındırmada başlıca görev sert kabuk tanakasına düşüyor.

    İngiltere’nin Sheffield ve Warwick üniversitleri bilim adamları bir yumurtanın oluşumunu yakından izleyebilmek için süper bir bilgisayar kullandılar.

    HECToR adınaki bilgisayar OC-17 proteininin kabuğun oluşumunu başlatmada kritik bir rol oynadığını belirledi.

    Bu keşif “Yumurta kabuğu proteininin kristal çekirdeği üzerindeki yapısal kontrolü” (Structural Control Of Crystal Nuclei By An Eggshell Protein) başlıklı bir raporda yayımlandı.
#30.08.2016 13:38 1 0 0
  • noimage
    Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur.

    Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler.

    ERKEK ÇOCUKTA RİSK 4 KAT FAZLA
    Doğum sonrası çocuğun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir. Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.

    BELİRTİLERİ
    Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;

    * Sosyal ilişkilerde güçlük

    * Konuşma güçlüğü

    * Sessiz iletişimde zorlanma

    * Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma

    * Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme...
#30.08.2016 13:26 1 0 0
  • noimage

    Havuç dilimi insan gözüne benzer. Bilimsel araştırmalar havucun gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.
    Domateste kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Bütün araştırmalar domatesin kalp ve kan için faydalı olduğunu göstermiştir.
    Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.
    Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Ve beyin fonksiyonlar için faydalıdır.
    Fasulya böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonları nı iyileştirir.
    Sap kereviz, Çin lahanası ve Rhubarb (bizde yok) kemiklere benzer. Bu gıdalar kemikler için faydalıdır, sodyum oranları eşit ve %23 dür. Gıdanızda yeterli sodyum yok ise vücut kemiklerden çeker ve kemikler zayıflar. Bu gıdalar iskeletinize faydalıdır.
    Patlıcan, avokado ve armut kadınların rahim ve serviks sağlığı ve fonksiyonları nı hedefler ve görünümleri bu organlara benzerler. Araştırmalar kadınların haftada bir avokado yemeleri halinde hormonları dengelediğini, istenmeyen doğum sonrası kilolarını azalttığını ve serviks kanserini önlediğini göstermiştir.
    İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.
    Tatlı patatesin görünümü pankreasa benzer ve şeker hastalarının glisemik indeksini dengeler.
    Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.
    Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğüsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.
    Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur..
#29.08.2016 20:50 1 0 0

  • Bilim adamları kekelemelikle ilgili ilk kez gen bağlantısı ortaya koydu.
    Yıllardır duygusal sorunlara, baskıcı ebeveyn, sert öğretmen tutumlarına bağlanan insanlarda kekelemeyle ilgili ilk kez bilim adamları gen bağlantısı ortaya koydu.
    Bilim adamları, bazı kekeleme vakalarını açıklayabilecek genler tespit ettiklerini bildirdi.
    Tıp dergisi New England Journal of Medicine'ın dünkü sayısında yayımlanan araştırmada, bazı kişilerde konuşma sorunlarına neden olduğu görülen üç gende mutasyon tespit edildiği kaydedildi.
    Bazı ailelerde kekeleme vakalarının görülmesiyle daha önce de bazı araştırmalarda gen bağlantısı gündeme getirilirken, ilk kez araştırmacılar sorunun nedeni olarak belirli genleri işaret etti.
    Çalışmanın sahiplerinden, kalıtım bilimci Dennis Drana, elde ettikleri sonuçların, kekemeliğin biyolojik bir sorun olduğundan şüphe duyanları ikna etmeye yardım etmesini ümit ettiğini kaydetti.
    Araştırmada ayrıca, bir gün kekemeliğe yönelik enzim tedavisi uygulanabileceğine işaret edildi.
    Nedeninin bilinmemesiyle birlikte stres, olumsuz ana baba tutumu, tedirginlik gibi unsurlara bağlanan kekemelikle ilgili ortaya konan gen bağlantısının, insanlara yüklenen suçlamaları da kaldırmasını bekleyen Drayna ve diğer uzmanlar, sıkıntı, tedirginlik ve stresin kekemeliği artırabileceğini ancak kekemeliğin nedeni olamayacağını belirtti.
    Çalışmada uzmanlar, çoğu üyesi kekeleyen Pakistanlı aynı soydan gelen geniş bir aileyi inceledi ve 12. kromozomda bir mutasyon tespit etti. Uzmanlar aynı mutasyonu ve mutasyona uğramış 2 geni daha Pakistan, ABD ve İngiltere'den 400 kişide daha tespit etti. Kekelemeyenlerin oluşturduğu benzer bir grupta ise gönüllü bir Pakistanlı hariç, bu mutasyonlar tespit edilmedi.
    Böylece kekeleme vakalarının yüzde 9'unda, 3 gen değişiminin neden olduğunu düşünen uzmanlar, kekelemeye yol açan diğer genleri tespit etmek için çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
    Çalışma, New England Journal'ın internet sitesinde yayımlandı...
#29.08.2016 20:39 1 0 0