YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • noimage

    Kalbini kıranlara öfkelisin, biliyorum.

    Çok değer verirken birden bire az değer görmek incitti seni, anlıyorum.

    Anlamaz mıyım hiç? Ama sen de anla biraz.

    Hayat böyle, insanlar böyle. Gör biraz.

    Hiç yapmaz dediklerin, yapmaz dediğin şeyleri yapar.

    Hiç gitmez dediklerin, hiç gitmeyeceğini sandığın bir anda gider.Ortada kalırsın.

    Oysa onlar seni kırdıklarını sandıklarında, seni bambaşka biri yaptıklarından habersizlerdir..

    Bunu unutma; kırıldıkça değişirsin.

    Bunu asla unutma; seni üzmüş olanlar, seni mutlu edenlerden daha çok yarar sağlamıştır sana..

#06.09.2016 19:13 1 0 0
  • Sağlıklı ve uzun bir ömür için bedenimizle ilgilendiğimiz kadar acaba ruhumuzla da ilgileniyor muyuz?
    Onu besliyor muyuz? Biliyor muyuz ki ruhsuz bir beden kurumuş bir ağaca benzer...
    O ağacı sulayalım, çiçekler açıp meyve vermesini sağlayalım...

    Yüzümüzü gün ışığına çevirelim ki hiçbir gölge görmeyelim...
#06.09.2016 17:32 1 0 0
  • Hamilelik döneminde bolca alınan Omega 3 yağ asitlerinin rahim içinde gelişmekte olan bebeğin beyin ve göz gelişimine önemli katkılarda bulunduğu uzun zamandan beri bilnmektedir. Bunun yanında yeni çalışmalar bu maddenin daha da farklı özelliklerini ortaya çıkarmıştır:
    Hamilelik döneminde Omega 3 yağ asitlerini en yüksek seviyede tüketen anne adaylarıyla en düşük seviyede tüketen anne adaylarının hamilelik dönemi, lohusalık ve emzirme dönemi ve bebeklerinin gelişimlerini inceleyen çalışmalarda bu maddeyi yüksek seviyede tüketen anne adaylarında erken doğum riskinin azaldığı, preeklampsinin (preeklampsi halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinir ve tansiyon yükselmesi ve idrarda albumin görülmesi şeklinde seyreder) daha az görüldüğü, annede doğum sonrası depresyon ve hafıza bozukluğu oranının daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.
    Yine bu çalışmalar hamilelik döneminde omega 3 maddesini bolca tüketen annelerin bebeklerinin yenidoğan ve bebeklik döneminde daha az uyku sorunu yaşadığını, ileriki dönemlerde çocukluk çağı allerjilerinin daha az görüldüğünü, hiperaktivite gibi dikkat eksikliği sorunlarının daha az yaşandığını göstermektedir. Hatta son bir çalışma hamilelik döneminde yüksek seviyede Omega 3 yağ asiti tüketen anne adaylarının kız çocuklarında ileride meme kanseri görülme riskinin azaldığını bile göstermektedir.
#06.09.2016 16:28 1 0 0
  • En yaygın meslek hastalıklarından olan bilgisayara bakma sendromu her geçen gün yayılıyor. Uzmanlar; gözlerde ağrı, yorgunluk, kızarıklık ve bulanık görme gibi belirtileri olan bu hastalığın; bilgisayar kullanıcıları arasındaki yaygınlık oranının yüzde 88 olduğunu söylüyor.
    İş dışında da internet, vb. amaçlı bilgisayar kullanımımız arttı. Bu da bizi bir salgınla karşı karşıya bıraktı. Bilgisayar kullanıcılarının %85-90’ında görülen bu göz rahatsızlığına “Bilgisayara Bakma Sendromu” veya İngilizce adıyla “Computer Vision Syndrome” deniyor.
    Bilgisayara bakma sendromunun belirtileri
    Gözlerde ağrı, yorgunluk, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme. Bu sendromun gözlerle ilgili olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları!
    Bilgisayara bakma sendromunun nedenleri?
    Bilgisayara bakma sendromunun en önemli nedeni göz kuruması. Ekrana dikkatli bir şekilde bakarken gözlerimizi daha seyrek kırpıyoruz. Gözyaşını dağıtan kırpma hareketi azaldığında, göz yüzeyi kurumaya başlıyor.
    Aynı durum kâğıttan bir yazı okurken de geçerli ama bilgisayarın getirdiği ek bir olumsuzluk daha var. O da, göz yüzeyindeki buharlaşma alanının artması.
    Kâğıttan bir yazı okurken genellikle aşağı doğru bakarız. Göz kapaklarımız, göz yüzeyinin önemli bir bölümünü kapar ve gözyaşının buharlaşmasını engeller. Ekrandan bir yazı okurken ise genellikle ileri doğru bakarız. Bu da göz kapakları arasındaki aralığı genişletir. Böylece gözyaşı daha geniş bir alandan buharlaşır.
    Bilgisayarla çalışma sonrasında gözlerde kuruluk ve buna bağlı yanma ile ağırlık hissi olur. Bilgisayar kullanıcısında, göz yüzeyindeki kuruluğu telafi etmek üzere refleks bir göz yaşarması da meydana gelebilir.

#06.09.2016 16:24 1 0 0
  • noimage


    İnsanların en çok zorluk çektiği şeylerden birisi de benlik bilincinin farkında olup, kendi duygularını tanımamasıdır.

    Benlik insanın, kendi kişiliğine ilişkin kanıları, kendini tanıma ve değerlendirme biçimidir. Ve benlik bilinci doğduktan itibaren başlar, bir yaşına gelindiğinde benlik bilincinin temeli oluşmuştur. Dört, beş yaşına gelindiğinde ise kişide kendisi hakkında o kadar güçlü bir yargı oluşmuştur ki, bu bir ömür boyu sürer.
    Çocukları gözleyecek olursanız onların duygu ve davranışları arasında pek fark yoktur. Mutlu olduklarında bütün bedenleriyle gülerler, üzüldüklerinde de bunu bütün bedenleriyle yansıtırlar.

    Fazlasıyla doğaldırlar ve onların bu rahatlığı, maalesef ki yetişkinler tarafından bir cezayla ödüllendiriliyor. Bunun sonucunda da çocuk büyüdüğünde içine kapanık, karamsar, donuk yüzlü kafası hep karışık bir yetişkin olacaktır.
    Örneğin; eve gelen misafire “çok şişmansın” diyen bir çocuk muhakkak engellenecek hatta cezalandırılacaktır. Bu durumda çocukta “kimsenin yüzüne doğruyu söylememem gerekiyor” kanısı oluşacaktır.

    Biz farkında olsak da olmasak da, bedenimiz duygularımızı belirtir. Bazı duygular, her insanda farklı davranışlarla kendini gösterir. Örneğin; biri sıkıldığında saçıyla oynarken, diğeri ise başka şeylerle ilgilenmeye başlayabilir. Bu durumu bilip kendinde olduğu kadar başkalarında da gözlemleyip anlamlandıran birey, kurmuş olduğu iletişimde o denli bilinçli olur. kendisini böylesine gözlemleyebilen birey, olayların neden olduğu duygu ve düşünceleri tanır. Bu da, bireye kendi yaşamını, ilişkilerini kendisi yönetme şansını hiç eksiksiz sunacaktır…
    noimage
#06.09.2016 03:55 1 0 0
  • 0
    Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye…
    Babası uzun bir sefere çıkmıştı…
    Çocuk hemencecik karşılık verdi:
    “Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar!…”
    Neden denizciler böyle çok ağlar ki..?
    “Çünkü” dedi, “Yolculukları bitmez…”
    “- Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar!”
    Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar..?
    “Çünkü” dedi,
    “- Daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek…”
#05.09.2016 06:30 1 0 0
  • noimage

    Mermiler yağdırsan üstüme ey yâr
    Aşk denen bu yoldan döndüremezsin
    Seviyorum desen artık etmez kar
    Bu gönül acımı dindiremezsin..!
    Yazık değilmişsin sevmeğe değer
    Melek sandım seni şeytansın meğer
    Anladım ki sen de yokmuş be ciğer
    Alev alev yandım söndüremezsin..!
    noimage
    Ne köy olur senden ne de kasaba
    Ayrılık katmadım ben hiç hesaba
    Olsam da bir cahil hem kaba saba
    Seviyorum diye kandıramazsın..!
    İstemem git senden kalmasın bir iz
    Artık tek başına avare ol gez
    Yanlızları oyna o canından bez
    Aşk denen ateşi yandıramazsın..!
    noimage
    Canımsın yâr deyip el gibi duran
    Gidipte elleri yâr diye saran
    Seni de bulur gör sırtından vuran
    Beni dert küpüne bandıramazsın..!
    noimage

    https://www.youtube.com/watch?v=m_ZHZDhTDZo#t=217
#04.09.2016 21:08 1 0 0
  • Konu: KÖREBE ...
    0

    Doğru ya hayat vardı hesaba katmadığımız.
    En yaşanmaz gerçeğin, mecburi istikametinde...
    Sevgi pusulası kırılınca, gerçekler yön gösterir oldu.
    Bu yüzden, şimdi acılar görülüyor artık,
    bu yüzden sıcağı geçti kalp kırıklarının ve de duramaz olduk,
    ağrısından. Bense hâlâ körebe oynuyorum hislerimle,
    ne zaman çarparsam başımı belki uyanırım ben de senin gibi...
#04.09.2016 20:58 1 0 0
  • noimage


    Çocuktuk, bir dediğimiz iki edilmedi ne istediysek oldu… dünya etrafımızda döndü,ya çocuk diyeydik, ya da gerçekten bazıları için değerli şımartıldık,ailenin en küçüğü olmaktan hep nefret ettik, her zaman kötü olmadığını öğrendik.Bakkala gitmek gerektiğinde adımız her defasında tekrarlansa da, isteklerimiz hep "Değerliydi” küçüktük her şeyimiz olsun istendi yokluk nedir bilemedik.

    Etrafımızda insanlar pervane oldu, hiç yalnız kalamadık, hayatı öğrenemedik, büyüyünce ne yapacaktık, her düştüğümüzde onlar mı elimizden tutacaktı? Çekip gittiler, öğrendik.

    Büyüdük adam olduk sevdik, sevildik kimisi sırtımızdan vurdu kimisi yüreğimize hüküm koydu.Gönülden sevdik, bir seveni on sevelim dedik, bir bıçağa on bıçak çekelim,değer bilen de oldu bilmeyen de. Anladık;
    Sevdiğin kadar da sevilmiyorsun öğrendik.Kimseye hakkettiğinden fazla değer verilmeyecekti.

    Gördük;
    Hint kumaşı da bulunuyordu.
    Uzun;
    sevgilerimiz ve mutluluğumuz uzun sürsün istedik.
    İnce;
    Biz de insandık, bizim de yüreğimiz vardı alıngandık, çabuk kırılırdı sevdiğimize dikkat edilsin istedik.
    Fasulye;
    Kendimizi nimetten saydık, mutlu olan varsa sayemizdeydi, üzülen varsa sayemizde, her şeyin sebebi kendimizi bildik.

    Gördük ki;
    “kendimizi bi halt zannettik”
    pamuk ipliğine bağlıdır her şey, güven gibi,böyle düşünüp böyle hareket etme.
    Seviyorsan, sevdiğini kaybetmekten korkmalı.
    Seviliyorsan kendini şanslı saymalı, değer bilmeli.
    Yalnızsan, aşkı aramamalı, o seni bulmalı, bulunca da sahip çıkmalı.
    Evliysen ve çok mutluysan, ne yalana, ne gizeme, ne de ihanete yer vermeli, öyle ki, baş tacı yapmalı.biz böyle gördük, biz böyle fasulye olduk.
    Belki de bu yüzden,
    “kendimizi bi halt zannettik”
    İnsan yumurta misali, çıt diye kırılıveriyor.
#04.09.2016 05:57 1 0 0

  • Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once tasarlanan tavla oyunu; dunyanin en populer oyunlarindan biridir. Zaman kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birligi olarak tavla bir tanedir. 4 kosesi 4 mevsimi, tavlanin icindeki karsilikli 6''sar hane 12 ayi, pullarin toplami ayin 30 gununu ,siyah beyaz pullar gece ve gunduzu, karsilikli 12''ser hane gunun 24 saatini simgeler..
    Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranc oyununu Pers imparatoruna, yaninda bir mektup ile hediye olarak gondermistir.
    Mektubunda oyunla ilgili hic bir aciklama yapmazken soyle bir mesaj yazmistir. Pers imparatoruna:
    Kim daha cok dusunuyor,
    Kim daha iyi biliyor,
    Kim daha ileriyi goruyorsa
    O kazanir.
    Iste hayat budur...
    Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.
    Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini ve oyunu cozer daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve imparatora sunar.
    Hint Imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gonderilmek uzere soyle bir mesaj hazirlanir Hint imparatoruna:
    Evet,
    Kim daha cok dusunuyor,
    Kim daha iyi biliyor,
    Kim daha ileriyi görüyorsa
    O kazanir.
    Ama biraz da sanstir.
    Iste hayat budur...
    noimage
#03.09.2016 14:53 1 0 0
  • noimage
    Elimde değil ey yâr gönlüme geçmiyor söz
    İçimde bin bir ukte gelde bu düğümü çöz
    Ben seni unutmayı denedim binlerce kez
    Olmuyor inan ey yâr aklımdasın her saat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Beni sana bağlayan bilmem nasıl ihtiras
    Varlığında pür neşe yokluğunda başlar yas
    Ne olur bir kerecik sevsen geçsen iltimas
    Ya gel murat alalım ya şu kalbimi sök at
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Dilerim ki sende sev aşk’la olalım harman
    Özleminle naçarım yokmu derdime derman
    Ben sevdanla yanarken sende ateşinde yan
    Senin için çektiğim bunca çileye inat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Başka bir şey istemem bir tek sana muhtacım
    Sensin yürek yangınım sensin benim baş tacım
    İlk ve son kez olsa da sarabilmek amacım
    Yokluğunda katlanır içimde acın kat kat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
#03.09.2016 05:39 1 0 0
  • noimage

    Bu gece sadece mutluluk getir bana
    çocuklar gibi gülmek istiyorum kana kana
    selam da verme halimi de sorma
    sadece güneşten çaldığın gülüşünü getir
    sayfamdaki satır aralarına
    istersen pencereme yıldızları diz
    ayı nöbetçi bırak rüyalarıma
    fakat unutma sadece mutluluk getir
#03.09.2016 04:57 1 0 0
  • noimage

    Yaşam içinde karşılaştığımız zorlukları elimizden her ne geliyor ise yapıp aşmaya çalışırız. Çıkmaza girdiğimizde de yakın dostlarımıza danışırız. Bazıları “Şunu denedin mi?” veya “Şöyle yapsaydın daha iyi olurdu” gibi önerilerde bulunur. İçlerinden en spiritüel olanı “ Belki de; her şeyi olduğu gibi kabul etmelisin” der ve siz de “ her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi” denersiniz.

    Zaman geçer, olduğu gibi kabul etmenin işe yaramadığını düşünür, pes eder, “Her şeyi denedim olmuyor ” demeye başlarsınız..
    Çok sevdiğiniz bir dostunuz ile aynı fikirde olmadığınızda onu çok seviyorsunuz diye her dediğini kabul edip uygulamaya koymak zorunda değilsiniz. Yani söylediklerini onaylamasanız da her ne ise onu olduğu gibi kabul etmeyi seçebilirsiniz. Bu şekilde hem onu sevmeye devam eder hem de istemediğimiz bir şeyi yaparak enerjinizi düşürmemiş olursunuz. Eskiden çok sevdiğim insanların söyledikleri ve yaptıklarını kabul ettiğimde o konu her ne ise o doğrultuda aksiyon almaya çalışırdım. Aykırı davranırsam onlara ihanet etmiş olacağımı düşünürdüm. Halbuki zaman zaman onlar dahi kendi fikirlerinin arkasında durmazken ben kim oluyordum da, onların fikirlerinin uygulayıcısı haline geliyordum. Zamanla bir şekilde öğrendim ki sevdiğim, kabul ettiğim kişilerin illa her dediğini onaylamak zorunda değildim.

    Hepiniz “ Olduğu gibi Kabul Etme” nin bu halini hayatınızın belli alanlarında uygulamaktasınız. Önemli olan soru; “Olduğu gibi Kabul Etme” halini “Her şeye Uygulamaya Ne Kadar Yatkınsınız ? ” Yani Körfezi dolaşıp evde keyifle sevdiğiniz diziyi seyretmeye mi yoksa olmuş bitmiş olan bir şey üzerine sürekli söylenmeyi seçerek hem kendinizi hem de diğerlerini üzmeyi seçmeye mi yatkınsınız ? Kısaca Mutlu mu Yoksa Haklı mı olmak istiyorsunuz?
#02.09.2016 20:50 1 0 0

  • Bütün vücudumuz sistemli bir şekilde var olup sistemli bir şekilde çalışmaktadır. Bu sistemli çalışmanın bazı doğal yapılar sonucu değiştiğini görmemiz mümkün olacaktır. Tüm vücudumuz bu yapılara karşı korunmak için tüy veya kıllar ile kaplıdır. Bu kıl ve tüylerin diplerinde ana maddesi yağ olan sebum adında yağ bezleri bulunmaktadır. Bu yağ ise derimize temas etmekte olan suyu derimizin altına almasına engel olmaktadır. Bu durum sonucunda ise su derinin üzerinde durur ve deri bu sayede yumuşuk bir şekilde kalmaktadır.

    Fakat bazı bölgelerimizde ise kıl veya tüy çıkması mümkün değildir. Örneğin parmak uçlarımız avuç içlerimiz veya göz kapaklarımız bu bölgelere örnek olmaktadır. Bu nedenle deri üzerinde biraz önce bahsettiğimiz yağ tabakası yoktur. Bu yağ tabakasının olmaması bazı durumların çıkmasına da neden olmaktadır.

    Bu bölgeler sulu bölgeler de fazla kaldığınde ise osmos olayı gerçekleşerek daha çok sulu yerden daha az sulu olan yere su akışı sağlanmış olur. Bunun sonucunda su ayak veya ellerimizde kıl ve tüylerin olmadığı yerlerde derinin altına geçmektedir. Su bu bölgeye geçtikten sonra ise deri şişer daha fazla suyu taşıyamayan deride bazı genleşmeler meydana gelmektedir. Bu olayın ardından ise banyo yapıldığında hepimizin bildiği gibi buruşma ve yıpranmalar meydana gelmektedir. Bu durum sıcak havalarda yolların bozulması veya daha farklı bir şekilde asfaltların yıpranması ile aynıdır.
#02.09.2016 20:26 1 0 0
  • “Sevgi, güveni de beraberinde getirir.” Küçükken hep buna inandım. Korktuğumda, üzüldüğümde hep dostlarımın omuzlarına dayandım. Kalp atışlarını duymak beni rahatlatırdı. Dünyanın her pisliğine karşı sevgi ve güvenin olduğunu bilmek beni hayata daha çok bağlardı. Tabi o zamanlar düzenbazlığın ne olduğunu bilmezdim…
    Şimdi gelin sorun bana, dokuz yıllık arkadaşlarımı bir anda geleceğimden sildim. Silmek zor. Fikirlerimi bile paylaşamıyorum insanlarla. Yapabilecekleri ama sadece üşendikleri için adını kısaca “imkansız” koydukları şeylere bir ışık tuttuğumda elimdeki feneri hızla alıyorlar, koşarak uzaklaşıyorlar ve beni o zifiri karanlıkta tek başıma bırakıyorlar. Artık karanlıkta yolumu aramaktan sıkıldım. Olduğum yere çöküp ölümü beklemek çok mu zor? Hayır. Bunu seçen insanlar var. Şu anda aramızda bunu seçen insanlar olduğunu sanmıyorum. Çünkü kim güvenin tam olarak ne olduğunu biliyor ki!
    Bir dosta sarıldığında onun sıcaklığıyla kalbinin hızlı hızlı atması, kanın pompalanmasıyla birlikte kendini daha canlı ve huzur içinde hissetmek ve az önce sarıldığın omuzların hiçbir zaman desteğini senden esirgemeyeceğini bilmek, hiç düşünmeden canını ona emanet edebileceğini bilmek ve karşındakini bir işe inandırmak için yemin etmek zorunda kalmamak. Güven budur bence.
    Karşındakinin kalbinin anahtarı ne kadar elinde olsa da istediğin kadar dene güven olmadan o kapıyı açamazsın.
    Bir süre önce “en yakınım” diye nitelendirdiğim biricik dostlarımı geleceğimden sildim, bana yalan söyledikleri için. “Geleceğimden” dedim çünkü ölene kadar dost kalmayı planlıyorduk. Bu kadar yakın olduğum insanları bir anda nasıl unutabildim bende çok şaşırdım. Sonra anladım ki onların benden çekip kopardıkları değil, benim onlara verdiğim değer bana acı veriyormuş ve ben istediğim zaman onlara verdiğim sevgiyi geri alabilirmişim
#02.09.2016 20:14 1 0 0
  • noimage
    Hani dua ediyordun,
    " Hayırlısı olsun Rabbim " diye.
    " Hayırlısı değilse olmasın " diye.
    Geceleri kalkıp yalvarıyordun O'na.
    Bak, olmadı işte.
    Niye teslim olmuyorsun.
    Allah duanı kabul etti işte. Hayırlısı değilmiş ki, olmadı.
    Fuzuli şekilde neden O'nun işine karışıyorsun.
    Kalbini rahat bırak...
#02.09.2016 19:41 1 0 0