ykalaman

ykalaman

Üye
03.03.2004
Uzman Çavuş
7.488
Hakkında

  • Konu: Fotoğraf
    Orijinalin yazari hüso
    güzel olmuş paskal üsta
    sağol kanki...
#13.10.2004 14:32 0 0 0
#13.10.2004 14:29 0 0 0
  • noimage

    Özellikler

    Digital kamera telefonla buluştu...
    Mutlu bir anı yakalamak ve paylaşmak istediğinizde bir kamera. Kolayca mesajlaşmak, eğlenmek ve her yere bağlanmak istediğinizde bir cep telefonu. Resimlerle yapabileceğiniz herşey. Ve çooook geniş bir bellek. Nerede olduğunuzu ve nelerden hoşlandığınızı gösterin. Ve bir video kameraya sahip olmak isterseniz, K700 emrinizde. K700 daha fazla görüntüyü yaşamınıza taşıyacak. Ve QuickShare ile kolayca paylaşacaksınız.



    Standart Gsm
    Ağırlık (Gr) 93
    Şebeke Frenkansı (Mhz) 900-1800-1900 Tri Band
    Boyut ( En x Boy x Yükseklik ) mm 99 x 46,5 x 19,5
    Konuşma Süresi ( Saat/En Fazla ) 7
    Bekleme Süresi ( Saat/En Fazla ) 300
    Telefon Hafızası 41 MB dahili bellek
    Ekran Tipi 65,536 renkli TFT ekran
    Pil Tipi (mAh) 670 Li-Polimer
    Wap Var
    Titreşim Var
    Handsfree Var
    Infra Red Var
    Dahili Modem Var
    Oyun Var
    Polifonik Melodi Var
    Mp3 Çalar Var
    Ses Kayıt Var
    Ses ile Arama Var
    GPRS Var
    Bluetooth Var
    MMS Var
    Destekleyici GSM Hizmetleri Var
    Kutudan Çıkan Aksesuarlar Kullanma Kılavuzu,Şarj Cihazı,Pil,Stereo Kulaklık,CD



    Diğer Özellikler
    65.536 renk geniş TFT ekran,Dahili FM Radyo,Uzun SMS (Metin Mesajı),Resim efektleri,Vizörlü ekran,176x220 piksel ekran,Resim galerisi,E-mail,Resimli Telefon Rehberi,EMS (Resimli Melodili Mesaj),QuickShare, Dahili VGA, 4x zum,kamera ışığı,Resimli duvar kağıtları,Ekran koruyucu,Tema ekranı,Ses kaydedici (Ortam sesleri),Video çekme, video oynatma, video streaming,MMS (Multimedya Mesajlaşma Sistemi),MMS kalıpları, 40 ton polifonik ses, Java, Melodi besteleyici/MIDI (Müzik DJ) ,MPEG4 Görüntüleme,Online İçerik,Java ve Mophun indirilebilir oyunlar,Yüklü Oyunlar,MP3 Çalma, RS232 kablo desteği Sync ML,GPRS,Yüksek Hızda Data,Infrared bağlantı noktası,Senkronizasyon Apple®,PC Senkronizasyonu
#13.10.2004 12:22 0 0 0
  • Konu: Siemens sf65
    noimage

    General Network GSM 900 / GSM 1800
    Announced 2004, 3Q
    Status Coming Soon
    Size Dimensions 91 x 44 x 23 mm, 86 cc
    Weight 97 g
    Display Type TFT, 65K colors
    Size 128 x 160 pixels
    - Swivel and rotate 180 deg
    Optional Ringtones
    Vibration In phone
    - Polyphonic ringtones
    - Download games, applications, melodies
    - Build-in handsfree
    Memory Phonebook 500
    Call records 10 dialed, 20 received, 20 missed calls
    - 18 MB shared memory
    Features GPRS Class 10 (4+1/3+2 slots)
    Data speed 32 - 48 kbps
    Messaging SMS, EMS, MMS, EMail
    Clock Yes
    Alarm Yes
    Infrared port Yes
    Games Yes
    Colors 2 - Polar white, Onyx black
    Camera 1.3 MP, 1280x960 pixels, flash
    - Java MIDP 2.0
    - WAP 1.2.1
    - T9
    - Photo editor
    - Calculator
    - Calendar
    - Currency converter

    Battery performance
    Stand-by Talk time
    Standard, Li-Ion 660 mAh Up to 400 h Up to 4 h
#13.10.2004 12:20 0 0 0
  • İmdat Hanım, İhmal Sokağı, Onaltı Numara


    İçinde bir can dolaşıyor ki onun,
    bir türlü doğuramadığı bebek gibi...
    Bir şeyler var söyleyeceği ama
    ağzı her açıldığında
    engelliyor yüreği.

    Siz onu tanımazsınız.
    Yapraklarından eski şiirlerin eksilmediği
    kitap sayfaları arasında kurutulmuş
    bir çiçek gibi.
    Ve unutmadan bir zamanlar
    deli divane sevildiğini,
    kenetlemiş oturmuş
    penceresinin önünde
    birbirine ellerini.

    İmdat Hanım, İhmal Sokağı, on altı numara.
    Hüzünlenir penceresinde ara sıra
    hatırlayıp eski sevgililerini...
    Tutup ona gençlik zamanlarını verseniz
    -hani uğruna bıçakların çekildiği,
    canların verildiği,
    bir içim su olduğu eski günlerini-
    tüm varlığını seriverir ayaklarınıza.
    Hem zaten ne varlığı kalmış ki
    şu üç günlük dünyada?
    Kırkında göçmüş bir kocadan miras
    küçücük bir evceğiz
    -nohut oda bakla sofa-
    Ve bankada
    yılların emekleriyle anca birikmiş
    üç otuz para
    -onu da tenezzül edip almaz kimse yani
    atıverse sokaklara! -

    İmdat Hanım bir hüzünlenir ki görmelisiniz
    eski bir İstanbul şarkısı çaldığında radyoda.
    Hele bir de sallanıyorsa koltuğunda
    hepten dayanılmaz olur yüreğinin sancısı.
    Yaşlar emekler gözlerinden, belirgin
    ve utanır gibi sokağından
    perdelerini örter sıkı sıkı.
    Çocuk gibi uykulara sığınır
    karanlığın sessizliğinden
    fazlasıyla tedirgin.
    Canım ne bulmuştur ki zaten
    bunca yıllık hayatında?
    Gençlik gençlik diye yandığı
    işte şu fotoğraflardaki eskimişliktir.
    Hem gençliğinden eline
    -bir kaç tatlı kaçamağın tadı harici-
    ne geçmiştir?
    Nice erkekler yanmışken ona, gidip
    kırkında ölecek bir fukaraya gönül vermiştir.

    İhmal Sokağı, on altı numara.
    Kapı içerden sürgülenmiştir.
    İmdat Hanım eskiye bandırmış gözlerini
    bir küçük rakıyla tazelenmiştir.
    Gencecik bir kız olmuştur zihninde.
    Kalkıp çarliston yapmalıdır şimdi.
    Hatta çıkarıverip giysilerini,
    dökünüp tüm kırışıklarını bir de
    narin vücuduna aynalarda bakmalıdır.
    Kendine kavuşamamış eski aşıklarının böylece
    birer birer kemiklerini sızlatmalıdır.

    Açıvermelidir şimdi on altı numaranın kapısını,
    İhmal Sokağının parke taşlarına basmalıdır.
    Bir uçurum olmalıdır sokağın sonunda,
    Kendini boşluğa bırakmalıdır.
    Bu yalnızlığın ellerinden kurtulmalıdır artık;
    Anı olmuşsa madem tüm sevdiği zamanlar
    onlara karışmalı,
    arada hatıra gelen bir anı olmalıdır.

    Rakısı bitmiştir zaten,
    Beyaz peyniri iyiden iyiye sararmaktadır...
    Düşleri kalmamışsa eğer tazelenecek,
    hayalleri de avutmuyorsa artık gönlünü
    bu nankör dünyaya niye katlanacaktır?

    Kendini bıraktığında bir uçurumdan
    boşluğa düşmek yerine
    gökyüzüne savrulup yıldızlara çarpsa,
    tüm vücudu yıldız taneleri olup saçılsa geceye,
    inan olsun burada beş dakika durmayacaktır.
    Ama bu gece de geç kalmıştır be güzelim!
    Çatıların üzerinde güneş ağlamaktadır.
    Kuşlar cıvımaya başlamıştır yine.
    Utanmadan dünya
    yeni bir güneş daha doğurmaktadır.

    Işığı gezinirken güneşin İhmal Sokağında
    on altı numaranın perdeleri açılmaktadır.
    Radyoda eski bir İstanbul şarkısı...
    Yaşlı bir kadının yüreğinin sancısı
    pencereden sokağa taşmaktadır.

    İmdat Hanım penceresinde
    yepyeni bir günün
    kalabalık başlangıcına inat
    yalnızlığına ağlamaktadır.

    21 Şubat 1994

    Aşkın Güngör
#13.10.2004 10:58 0 0 0
#12.10.2004 18:21 0 0 0
  • Konu: Fotoğraf
    Fotoğraf


    Durakta üç kişi
    Adam kadın ve çocuk

    Adamın elleri ceplerinde
    Kadın çocuğun elini tutmuş

    Adam hüzünlü
    Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

    Kadın güzel
    Güzel anılar gibi güzel

    Çocuk
    Güzel anılar gibi hüzünlü
    Hüzünlü şarkılar gibi güzel

    Cemal Süreya
#12.10.2004 17:18 0 0 0
  • Arkadaşlarla yemek yiyecektik. Lokantaya gittigimde
    henüz kimse yoktu. Bir süre sonra kalabalik bir grup
    halinde geldiler. Öpme faslinda o sirada siparis almak
    üzere bekleyen garsonu da öpmüstüm! Tabii kahkaha
    tufani kopmustu. Iste o an benim bittigim andir Sedat
    Abi.

    -------------------------------------------------------

    Gece otobüsle Istanbul'dan Izmir'e gidiyordum. Yanimda
    oturan da benim gibi iri kiyim olunca komple vücut
    temasi oldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde, ikimiz
    de uyumusken, yanimdaki yolcu birden siçradi. Karimdan
    alisik oldugum için, 'Geçti bitanem. Ben yanindayim,
    yok bir sey' deyiverdim! Adam gözlerini aralayip
    dehsetle bana bakmisti. Iste o an benim bittigim andir
    Sedat Abi.

    -------------------------------------------------------

    6 yasindayken komsu ablaya izledigim çizgi filmi
    anlatiyordum. Babasi da yanimizda oturuyordu. Çocuk
    salakligiyla, gorilleri anlatirken, 'Böyle böyle
    gögüslerine vuruyorlardi abla. Hem de gögüsleri
    seninkilerden daha büyüktü' demistim! Yillar sonra
    bizi ziyarete geldiklerinde adam bunu hatirlatti. Iste
    o an benim bittigim andir Sedat Abi.

    -------------------------------------------------------

    Üniversite yillarim. Kulak rahatsizligimdan dolayi
    hastaneye gitmistim. Doktor muayene esnasinda rahat
    olmam için benimle sohbete basladi.
    'Ögrenci misin?' Evet.' 'Hangi üniversite?' 'Uludag.'
    'Ben de oradan mezun oldum.
    Hangi bölümde okuyorsun?' 'Isletme' dedim ve bombayi
    patlattim: 'Siz hangi bölümden mezun oldunuz?'
    'Sence?' Iste o an benim bittigim andir Sedat Abi.

    -------------------------------------------------------

    Sabah ofiste telefonla konusuyordum. Telefonu omuzumla
    basiminn arasina sikistirmistim. Elimin birinde cep
    telefonu, digerinde pogaça vardi. Cep telefonumu sarj
    etmek isterken şarj aletinin ucunu birden pogaçaya
    soktum! Gören oldu mu diye kafami çevirince de
    müdürümle göz göze geldim. Siritiyordu. Iste o an
    benim bittigim andir Sedat Abi.

    -------------------------------------------------------

    Eve gitmek üzere Bakirköy dolmusu bekliyordum.
    Sigaramin kalmadigi aklima gelince önünde durduğum
    Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar
    bindim. Soföre parayi uzatip, 'Bir Monte Carlo' dedim!
    Adam birkaç saniye yüzüme bakip, 'Abi bu Bakirköy'e
    gider' diye cevap verdi! Iste o an benim ve soförün
    bittigi andir Sedat Abi.
#11.10.2004 17:53 0 0 0
  • Konu: Kader Planı
    KADER PLANI

    Halife Bagdat'ta sarayinin balkonunda otururken , bas vezirinin buyuk
    bir
    heyecanla nefes nefese kosarak geldigini gorur. Bu asiri heyecanin
    nedenini
    merak ederek, hemen yanina gelmesini ister. Vezir Halife'nin ellerine
    yapisir ve aglamakli bir sesle adeta yalvararak;

    " Yalvariyorum sultanim, bana izin verin, hemen sehirden gideyim."

    " Neden, ne oluyor, nedir bu heyecanin?"

    " Az once saraya gelmek icin buyuk bir meydandan geciyordum, yururken
    birinin bana cok dikkatli ve cok tuhaf baktigini hissettim, dondum ve
    tam
    arkamda Azrail'i gordum."

    "Azrail'i mi gordun, emin misin o olduguna?"

    " Evet , yeminle oydu, gorur gormez tanidim. Simsiyah
    giyinmisti,boynunda
    siyah atkisi vardi. Gozlerini bana oyle dikmisti ki, sanki beni
    korkutmak
    istiyor gibiydi. Eminim beni ariyordu. Ne olur, destur verin de, hemen
    buradan gideyim. En iyi ati alacagim ve dogru Semerkant'a gidecegim.
    eger
    hemen yola cikarsam, aksam olmadan Semerkant'ta olurum. "

    " Gercekten gordugun Azrail miydi, emin misin?"

    " Cok eminim Halifem. Simdi seni nasil goruyorsam, onu da oyle gordum.
    Senin
    sen olduguna nasil eminsem, onun da olum melegi Azrail oldugundan o
    kadar
    eminim. Ne olur daha fazla vakit kaybetmeden izin verin de hemen
    gideyim."

    Vezirini cok seven Halife, tam ikna olmamasina ragmen gitmesi icin
    vermis.
    Vezir kosarak kendi evine gitmis, en iyi atini cabucak eyerlemis ve
    arkasina
    bile bakmadan dortnala sehirden cikmis; karanlik basmadan Semerkant'a
    ulasmak, olabildigince Azrail'den uzaklasmak kararindaymis.

    Veziri gittikten sonra Halife'nin ici rahat etmemis ve zaman zaman
    yaptigi
    gibi kiyafet degistirerek sarayin arka kapisindan cikip halkin arasina
    karismis. agir adimlarla buyuk meydana gelmis ve biraz yurudukten sonra
    bir
    kosede durmus, tam o sirada , o da tanimis Azrail'i. Anlamis ki,
    veziri
    gercekten de yanilmamis.

    Azrail aslinda taninmasi cok kolay bir kilik icinde, yavas yavas
    dolasiyormus. Zaman zaman bir yasli adamin sirtina dokunuyor, elinde
    yukleriyle giden bir kadinin kolunu hafifce tutuyormus, ama Halife'nin
    disinda, insanlar hic birsey farketmiyorlarmis. Halife heyecanla
    Azrail'e
    dogru yurumeye baslamis. Azrail de kiligini degistirmis olmasina
    ragmen onu
    tanimis ve saygiyla egilerek selam vermis. Halife iyice yanina
    yaklasip
    kulagina egilmis;

    " Sana bir sey sormak istiyorum." demis.

    " Seni dinliyorum Sayin Halife"

    " Benim bas vezirim henuz cok genctir, sagliklidir ve bildigim
    kadariyla cok
    namuslu, inancli ve durust bir insandir. Bu sabah saraya gelirken onu
    bakislarinla cok korkutmussun. Neden ona oyle tuhaf baktin?"

    Azrail sakin bir sesle cevap vermis:

    " Ben aslinda onu korkutmak istemedim, ona korkutacak bakislarla da
    bakmadim. Meydanda kalabaligin arasinda tesadufen yan yana geldik, onu
    aramiyordum bile. Ama birdenbire karsilasinca cok sasirdim ve ona
    bakarken
    saskinligimi gizleyemedim. Onun benim bakislarimda gordugu sadece
    saskinlikti."

    " Peki , neden bu kadar sasirdin?"

    " Onu burada, Bagdat'ta gorecegimi hic sanmiyordum. Onun Semerkant'ta
    olacagini saniyordum; cunku bana verilen emirde, onunla randevumuz bu
    aksam,
    hava karardigi sirada Semerkant'ta.."
#11.10.2004 17:44 0 0 0
  • sağol kardeş çok güzel düşünmüşsün ramazan için güzel bir yer olmuş...
#11.10.2004 15:55 0 0 0
#11.10.2004 15:43 0 0 0
  • Konu: Yazı Tura
    YAZI TURA Antalya Altın Portakal Flim Ödüllerinde 11 Dalda Ödül Kazandı...
#11.10.2004 11:53 0 0 0
#11.10.2004 09:20 0 0 0
  • Şafakla Gelen


    Herkesler uyuyordu.
    Arabalar, kaldırımlar,
    bomboş şişeler, duvarlar..
    Şehir bin yıldır yorgun bir adam kadar
    derinde uyuyordu.

    Mimozalar üşenen güneşe öykünüyordu..
    Bir de beyaza,
    Parlak, soğuk ve ölümcül..
    Doğacaktı kuşkusuz..
    Griye dönük bir cıvıltısında suyun
    Perdelerin kıvrımlarında saklı eski bir saltanatı
    özlemle karıyordu.
    Gökte bulut,
    bulutta at,
    atta balık,
    balıkta yürek,
    Yürekte yaşlanmış bir çocuk büyüyordu.

    Griye dönük bir çığlığında sabahın
    Yürek dağların hengâmesine;
    kuzeye kayıyordu...
    Doğacaktı gün..
    Doğacaktı.
    Nazlanıyordu..

    Bir sulu serzeniş sızıyordu kapıdan, pencereden;
    Yılışmalar sızıyordu,
    Sahte gülüşler,
    sözde masumiyetler...

    Kâğıtta bekaret;
    kapının ardında mahremiyet
    öylece duruyordu...

    Philadelphia oldu,
    Ve Atlantis..
    Ve hatta kapı gıcırtısı..
    Ocakta kahvenin kokusu oldu sonra,
    Yere düşen uzamış kül;
    Kitapta ayraç oldu..
    Gürültü oldu kulaklar dolusu
    Tarlada başak, aslanda yele oldu.
    Koşuşturma oldu nereye olduğu bilinmeyen
    Çayın demi, komşunun kedisi,
    Var mıdır nalçaları sevincin?  oldu..
    Sığamadı kabuğuna;
    gidip Çin Seddi oldu..

    (Ex oriente lux...)
    Ne güzel oldu..

    Betül Akdağ
#11.10.2004 08:30 0 0 0
  • Hüznü Sevmez Papağanlar


    kadehlerimizdeki yâkut kristal parçacıklarıydı ayrılık
    yutkundukça kesildi seslerle sessizliğimiz
    en çok üşüdüğümüz yerden kanardık

    masamızda dargın çiçekler
    bir de Attilâ İlhanın elde var hüzün ü

    uykusuzluğumu yırttım, gözlerimde kan yangını
    uykusuzluğunu yırttın, gözlerinde eflâtun hâleler
    sessiz sokaklardan geçtik bir başımıza ve birlikte

    sabahın tanıkları serçeler bizimle sustu
    konuşanlarsa sadece papağanlar

    camları tüketince kadehlerimizi de vurduk içimizdeki duvara
    boyun eğdik kendi bedenlerimizdeki dev düşmana
    kan rengini kaybetti, biz birbirimizi

    - ahh ayrılık o kadar gerçekti ki! ..





    #Sesimdeki Kuğu/Hayal Yayınları/2004#

    Ayten Çolakoğlu
#11.10.2004 08:29 0 0 0
  • Yüreğim sızladığı zaman


    Yüreğim sızladığı zaman
    Gece yarılarından sonra,şafaktan önce
    Bilmediğim bir istasyondan,bilmediğim bir müzik geliyor kulağıma:
    Uzak
    vahşi
    Karanlık...
    Gece denizleri gibi bir müzik,
    Batık gemilerli gece denizleri gibi bir müzik,
    Çağırıyor,çağırıyor beni durmadan
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Duvarları banka afişli çok eski bir şehrin Cumhuriyet Caddesi'nde iki tüfek bir kelepçe,
    Tüfekler garip garip
    Kelepçe garip...
    Öyle beter
    Öyle çamur
    Bir yaprak döne yuvarlana,
    Bir akarsu bata çıka...
    Koşuyor koşuyor bir kadın kelepçenin ardından
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Bir kara tank çıkıyor bir ağıttan,bir filmden,bir savaş romanından çıkıp yürüyor sevgilerin,özlemlerin üzerinden.
    Aşkların,umutların,oyuncakların,küçük emeklerin,büyük kaygıların üzerinden geçip gidiyor.
    Su gibi ilerliyor yangın
    İşliyor kıtlık karanlığı
    Ölüler birden bire şarkılaşıp
    Virüsler bakteriler
    Bütün dilleri birden konuşuyor herşey.
    Çırpınıyor yerde bir damla kan
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Kör bir çeşme başında kör bir kadın geliyor gözlerimin önüne
    Bütün iplikleri bütün iğnelere takıyor da
    Ne iplikler bitiyor,ne de iğneler.
    Götürülmüş oğluna mı
    kaçırılmış kızına mı
    Geçen günlerine mi
    Unutmuş neye ağladığını
    Ağlıyor,aranıyor
    Aranıyor,
    Bıkmadan
    Bilmeden
    usanmadan.
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yüreğim sızladığı zaman
    Ciğerlerime çekerken kötülüğü,
    Ellerimle dokunurken kötülüğe,
    Ayaklarıma dolaşırken kötülük,
    Şu taşı şurdan alıp şuraya koymamanın pis bunaltısı geçiriyor tırnaklarını gırtlağıma.
    Kokuyor işyerleri
    Kokuyor günaydınlar.
    Ne varsa verilmemiş,
    Alınmamış ne varsa;
    Edilmemiş söz,
    Patlamamış öfke,
    Uyutulmuş ne varsa
    Ne varsa kokuyor birden bire
    Ve kayıyor bir şey parmaklarımdan,
    Ve belki de işte o zaman başlıyor sızlamaya yüreğim.

    Yani ben dört mevsime bölerek bu yürek sızısını,
    Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını,
    Sokağım,kentim,vatanım sanarak bu yürek sızısını,
    Bir yaprağı durmadan işliyorum bu ölümsüz ağaca.

    Günlere,saatlere bölerek bu yürek sızısını,

    Hasan Hüseyin Korkmazgil
#11.10.2004 08:28 0 0 0
  • Tarihin önemli isimleri günümüz Türkiyesinde
    yaşasalardı ne olurdu ?
    > Akif Kökçe konu üzerinde kafa yorarak bir derleme
    yapmış:
    >
    > Arşimed: Şengül hamamında keseci.
    > Attila: Moğolistan'ın Roma Büyükelçisi.
    > Baltacı Mehmet Paşa: Laleli'de derici.
    > Barbaros Hayrettin Paşa: Mavi yolculukta kaptan.
    > Bernard Shaw: Minibüs arkalarına özlü sözler yazan
    metin yazarı.
    > Brütüs: Dönek köşe yazarı.
    > Cengiz Han: Cengiz Han Dans Grubu patronu.
    > Çiçero: Barolar Birliği Başkanı.
    > Dadaloğlu: Grup Yorum elemanı.
    > Darwin: Adnan Hoca'nın müridi.
    > Deli İbrahim: Laila'da etrafa dolar saçan playboy.
    > Diyojen: Gölge kabinenin, gölge bakanı.
    > Dostoyevski: Kumarhanede kurupiyer.
    > Dördüncü Murat: Tekel bayii.
    > Dracula: Kızılay Kan Merkezi'nde güvenlik görevlisi.
    > Evliya Çelebi: Turist rehberi.
    > Ford: Levent Sanayi Sitesi'nde kaportacı.
    > Ferhat ile Şirin: Caner ile Tülin.
    > Harry Potter: İHL öğrencisi.
    > Gutenberg: Korsan kitap yayıncısı.
    > Büyük İskender: Bursa'da kebapçı.
    > İngiliz Kemal: Mütercim tercüman.
    > Kanuni Sultan Süleyman: Yargıtay Başkanı.
    > Keloğlan: Cem Yılmaz.
    > Köprülü Mehmet Paşa: Boğaz Köprüsü'nde gişe
    görevlisi.
    > Leonardo da Vinci: Leonardo Di Caprio.
    > Malkoçoğlu: Değnekçi.
    > Mithat Paşa: BDDK Başkanı.
    > Lokman Hekim: Korsan ecstasy imalatçısı.
    > Montaigne: Deneme Lisesi Müdürü.
    > Mozart: Reklam müziği bestecisi.
    > Nasrettin Hoca: Yoğurt fabrikatörü.
    > Neron: Eminönü'de çakmaklara gaz dolduran adam.
    > Piri Reis: Üsküdar - Beşiktaş arasında motor
    kaptanı.
    > Robin Hood: Sülün Osman.
    > Robinson: Kınalıada'da faytoncu.
    > Yunus Emre: Türk Dil Kurumu Başkanı
#11.10.2004 08:21 0 0 0
  • Konu: Güzin Abla
    İzmir' den M.T. soruyor :
    Ben 38 yaşında, kimya ögretmeni bir genç bayanım. Üç ay kadar önce
    kısmetim açıldı ve iyi niyetli bir gençle tanıştım. Geçen hafta da
    nişanlandık.
    Mutluluktan uçuyordum ki dün laboratuarda korkunç bir sey keşfettim.
    Nişanlımın bana aldığı yüzüğü denemek için civaya attım ve maalesef
    yüzdü. Halbuki saf altının özgül ağırlığı civanınkinden fazla,
    yüzüğün batması gerekirdi. Demek bana aldığı yüzük saf altın değil,
    öyleyse sevgisi de saf olamaz. Şimdi ben bu civayı nişanlımın yemeğine
    koyup bu işi bitirmeyi düşünüyorum, ne dersiniz?





    Sıkı durun şimdi, işte Güzin Abla' nın Cevabı :





    Arşimet'in hayatına her yönüyle vakıf olduğunuz anlaşılıyor.
    Yalnız yüzey gerilimini hesaba katmamışsınız, civanın yüzey
    gerilimi suyunkinden çok daha fazladır, böylece kendinden ağır cisimleri de
    kaldırabilir, çünkü o cisim batarken ortaya çıkartacağı yüzey için harcaması
    gereken enerji,kendi potansiyel enerjisinden fazla olabilir. Ayrıca
    civanın saf olmama ihtimali de var, o yüzden ani kararlar vermeyin
    derim.
#09.10.2004 08:48 0 0 0
  • Sismandi. Her gün yakiniyordu sismanliktan. Gazetede bir ilan gördü:
    >
    > - Zayiflamak istiyorsaniz bize geliniz.?
    >
    > Hemen oraya gitti, içeri girdi, duvarda tarife vardi:
    >
    > - 1saatte 1 kilo zayiflamak 2 milyon lira, 5 saatte 5 kilo zayiflamak 10
    > milyon lira.
    >
    > 2 milyonu verdi, 1 saatlik odaya girdi, girdi ama çok sasirdi.
    >
    > Küçük bir hamamdi burasi. Karsida da fistik mi fistik enfes bir kiz
    > duruyordu.
    >
    > Üstelik çirilçiplak. Gögsünde de bir yazi vardi, Beni tutarsan, seninim?.
    >
    > Kosmak için hamle yapti adam, ne var ki yerlere yag mi, cila mi, garip
    bir
    > sey sürülmüs, daha ilk adimda düsüverdi.
    >
    > Kalkti, yeniden kosmayi, kizi yakalamayi denedi. Kan ter içinde çirpindi
    > durdu. Derken bir zil sesi ve üniformali bir adam göründü:
    >
    > - Tamam efendim, saatiniz doldu, gelin tartilin, tam 1 kilo zayifladiniz.
    >
    > Sisman adam çikti, çikti ama akli kizda kaldi. Ertesi günü zor etti,
    sabah
    > erkenden kostu yine oraya.
    >
    > Bu kez cüzdanindan tam 10 milyon çikardi, 5 saatlik odaya girerken
    >
    > - Eh, artik o kaygan yerde durmayi ögrendim, 5 saate kizi rahat rahat
    > yakalarim diyordu.
    >
    > Girdi içeriye. Karsisinda iri yari izbandutgibi bir zenci duruyordu,
    > gögsünde de su yazili:
    >
    > - Seni tutarsam, benimsin!
#09.10.2004 08:47 0 0 0