Ey siyah gül !..
Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun ,
Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken ,
Ehad ! dedin , daha da yüreklendin ..
Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine ..
Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden ..
Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK .. ..
Leyla değilim dost, lakin çağırırsan çöllere gelirim..
Sana yalan halde gelmem, toplarım özümü yalın halde gelirim..
Kapıyı çaldığımda kim o dersen, ben olmam kapında sen olur gelirim..
Sen gel de yeter ki, yola yük olmam, yol olur gelirim..
Leyli
kalabalık şehrin yalnız sevgilisi
içinde volkanları eriten yürek
sana değmesin hiç bir rüzgar
saçlarında sakla beni, ısıt
mateme isyan okuyalım beraberce
ağlama leyli ağlama
her göz yaşın asra bedeldir
yüreğinde küçük bir yer ayır bana
ya leyl
ya leyl...
Ey dağ, bakma ism-i nâzıma, cism-i nâtüvânıma, süsüme püsüme, yüzüğüme küpeme, bir ezber kolyesinde boynuma astığım lirikler külliyâtına. İçime bak. Dönüp geriye baksam kanımı iliğimi donduracak uçurumlara, sarktığım yarlara. Bu yol herkesten çok sana bana yaraşır. Düşmüşüm yollarına. Yolun sonunda aynı kişiysem o zaman kına beni. Eğer aynı kalırsam benim de kör et gözlerimi.
Ey dağ, dünyevî sadelikten çoktan vaz geçtim. Beklediğim tek şey uhrevî haşmetin uğultusu. Bundan böyle elbette ki kalbim kalbine karşı, yeminim sana doğru.
Feda edemediği, vaz geçemediği tek duygu, kala kala kendisine saf güzellik duygusu kalmıştır. Lâkin ağırdır güzelliğin "bi başına" taşınması, bu sandal batacaksa güzellikle, güzellikten batacaktır. Şimdengerü ona da razıdır.
Belki de güzellik, çirkinlikten şikâyeti, o feryâdı kesme hâlidir "Kahrın da hoş lütfun da hoş" algısı, masum bir cehaletin işareti değilse böyle bir ıztırabın görkemli neticesidir. Ve orada artık aşk da sadece bir hikâyedir.
Bazı kimseler eksikliklerini bağırıp çağırmayla doldurmaya çalışırlar;
Oysa, öfkeyle köpürerek bağırıp çağırma yerine, en zor şartlarda dahi üslubunu ve efendiliğini muhafaza edip mülayemetle mukabelede bulunma mefkure insanının şiarıdır.
Yıldızların sakallarından cımbızla ayıklamaya çalıştığım düşlerin dudakları çocuk kokardı..
Gece kör(-bir-) ebenin gözlerinden düşer biz öpüşmeyi o zaman öğrenirdik..
Boynunun tam kıyısında soluklanırken bir müddet
Voltajı yüksek kokunun emrindeydi nefes alışlarım...
Ve işte o an; ömrünü uzatırdı seninle şubat..