Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri

Son güncelleme: 06.08.2013 20:21
  • İyilik yapmak, insanın kendine verdiği en güzel hediyedir

    İyilik yapmak, dışarıdan bakınca başkasına yönelik yüce bir davranış örneği gibi görünse de, aslında, kişinin kendi mutluluğu, insanlara güven duyması ve kendisini işe yarar hissetmesi için büyük bir fırsattır.

    Sivil toplum kuruluşlarında hizmet eden, yardım faaliyetlerine katılan, maddi manevi elinde ne varsa daha çok ihtiyacı olana vermeye çalışan gönüllüler, karşılık beklemeden iyilik yapmanın hazzını yaşıyor.

    "Bana 'hakkını helal et, çok yoruldun' diyorlar. Bunu kabul etmiyorum. Çünkü ben buraya kendi mutluluğum için geliyorum. O yorgunluk bana dokunmuyor; bilakis zevk veriyor. İyilik, birine lütfedilen bir şey değil. Kimseye iyilik yaptığımı düşünmüyorum. Kendi ruhumu tatmin ediyorum. Karşımdakinin bunu iyilik olarak görmesi benim için önemli değil." Bahçelievler Aile Destek Merkezi'nin (BADE) gönüllülerinden Raziye Değirmenci, vaktini başkalarına hizmetle geçirme sebebini bu sözlerle anlatıyor.

    Çok genç yaşta başladığı çalışma hayatından ideallerini gerçekleştirme niyetiyle ayrılan Raziye Hanım (47), bütün vaktini hayır işlerinde harcıyor. İki çocuğu artık büyüdüğü için evde yolunu gözleyen birinin olmaması ve eşinin desteği ona böyle bir imkan veriyor. Öteden beri ailece çevrelerine duyarlı yaşadıklarını belirten Raziye Hanım, eşiyle birlikte işlettikleri iç giyim mağazasından ayrılma kararını şöyle anlatıyor: "18 yıl birlikte çalıştık. Çocuklarımızı büyüttük. Emekli olmama daha üç sene vardı ama çalışma hayatından bezmiştim. Bu dünyaya yiyip, içip, yatıp kalkmak için gelmedik. Artık kendime daha çok vakit ayırmaya karar verdim. Eşime 'Benim başka hayallerim var. Sen kendine göre başka bir iş yapabilirsin.' dedim. Dükkanı kapattık. O yeni bir iş kurdu, ben de en büyük hayalimi gerçekleştirmek için Çocuk Esirgeme Kurumu'na gittim." Yeni taşındıkları Bahçelievler'de evinin çocuk yuvasına çok yakın olması Raziye Hanım için iyi bir fırsat olur. Kurumun yöneticileriyle konuşup gönüllü anneliğe başlar ve yıllardır her hafta bir gününü kimsesiz çocuklarla ilgilenerek geçirir. Başka bir günü ise hizmet hastanesinde diyalize giren böbrek hastalarına ayırır. Haftanın üç günü 4'er saat makineye bağlı, hareketsiz yatmak zorunda kalan hastalarla sohbet etmek, bakıcılarına yardımcı olmak en büyük zevki haline gelir. Hatta, onun geldiği günlerde hastaların tansiyonunun düşmediğini söyler hemşireler. Şahit olduğu acı durumlara üzüldüğünü ama orada takılıp kalmadığını ifade eden Raziye Hanım şöyle konuşuyor: "Şifayı verecek olan Allah, her şeyi bilir. Bir kişinin diyaliz hastası olup olmamasını da O bilir. Ama bir insan olarak ben duyarsız kalamam. O hastanın acılarını dindirmek için elimden geleni yapmalıyım. Doktor değilim ama moral açısından çok şey katabileceğimi düşündüm. Yalnız olmadıklarını görmelerini istiyorum."

    Bir yetimin başını okşamanın bedeli hiçbir şeyle ölçülemez

    Kimse Yok mu Derneği gönüllü koordinasyon sorumlusu Dr. Figen Es, yardımlaşmanın sosyal bir hekimlik olduğunu söylüyor: "İyilik ve yardımlaşma, hayatımızda fazladan bir güzellik değil insan olmamızın ruhi bir gereğidir. O olmadığı zaman zaten benim bir tarafım eksik kalıyor. Lütfetmiyoruz kimseye. Bu, bizim için yemek, giyinmek gibi rutin bir ihtiyaçtır. Diğer insanlarla birlikte hareket etme ihtiyacımız var. Bu asrın en büyük hastalığı bencillik. Yardımlaşma, insanın kendisini tedavi etmesi, insan olma yönünüzü açığa çıkarmasıdır. Vücudumuzda kullanılmayan organın kendini iptal etmesi gibi, insan ve toplum olarak belli görüntülerimiz var. Ama kişisel sorunlar, mali imkansızlıklar ve medyanın ben-merkezci propagandaları ile felç edilmiş durumdayız. Normalde zaten yapmamız gereken duyarlılıkları gösteremiyoruz. Gönüllülük, insanın sosyal varlık yapısının özünde olan bu kabiliyeti kullanmasıyla ilgilidir. Benim gönüllü olmamdaki en büyük saik ölüm düşüncesidir. Bir gün öleceğim ve bu hayatı en güzel şekilde, dolu dolu yaşamam gerekiyor. Bu hayat, ebedi alem için kendi adıma bir şeyler yapmak için verilmiş bir fırsat. Ne sağı ne solu dinlerim, kimse gelip benimle kabirde yatmayacak. Bir yetimin başını okşamak, gözyaşını silmek, hiçbir altınla dolarla ölçülemeyecek bir yatırım. Gönül insanı olmak bizim hayatımızın ana sermayesi. Üzerimizdeki nimetlerin hepsi emanet ve birer imtihan sorusu olarak verilmiştir. Yardım, parayla değil gönülle olur."

    Şemsinur Özdemir

#27.06.2011 13:29 0 0 0
  • Mantık ve His

    Mantık ve his iki ayrı alandır. Mantık düşüncenin kurallarını oluşturur. Yani esas varlık alanı düşüncedir. Oysa ki hislerin varlık alanı bedendir. Hisler , yani duyular, bedenin yetileridir. Bedende hakim olan güçler ise hormonlar, nöro-transmitter denilen sinirlerin etkileşimini sağlayan kimyasal moleküller ve beyindeki birtakım merkezleri uyaran salgılardır.

    Bu iki "varlık" alanı kendi kuralları içinde insanın davranışlarını yönlendirirler. İnsan bazen bir alanın, bazen de diğer alanın etkisinde kalır. Eğer bedenin istekleri tutku (bağımlılık) boyutuna ulaşmışsa mantık kuralları ikincil duruma düşerler. Çünkü tutkular güçlüdür, mantık ise sadece yol gösterici bir rehberdir.

    İşte sigaraya veya içkiye bağımlı kişiler bu davranışlarını tutku boyutuna ulaştırmış olduklarından mantıklarını dinlemezler. Aşık olan insan da genelde bağımlı durumdadır. Onun için "Aşkın gözü kördür" derler.

    Eğer mantığımızın önerdiği yolda ilerlemek istiyorsak öncelikle tutkularımızdan ve bağımlılıklarımızdan kurtulmamız gerekir.
#28.06.2011 07:50 0 0 0
  • Hayatın Bilmecesi


    - Kendi hayatımızın figüranımı olmak istersiniz yoksa başrol oyuncusu mu?
    - Hayat bize bir rol mü biçiyor, yoksa biz mi hayatımıza bir değer katıyoruz? Değersizliğin de hayatımıza kattığımız bir değer olduğu gerçeğini yadsımadan.
    - En çok istediğimiz şey, hayatta en çok hak ettiğimiz şey midir?
    - Başımıza gelenlerin kendisi mi yoksa onlara karşı geliştirdiğimiz duygu ve düşünceler mi bizi yoran?

    Oysa ne güzel tarif ediyor usta şair Behçet NECATİGİL;

    Düşün... Kim üzebilir seni senden başka?
    Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
    Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
    Her şey sende başlar, sende biter...
    Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
    Hep hatırla: "Çaresizseniz, Çare "sizsiniz"...



    Ne güzel anlatıyor hayatı Nietzsche;


    Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
    Cenneti de gördüm cehennemi de.
    Öyle bir aşk yaşadım ki
    Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
    Bazılar seyrederken hayatı en önden,
    Kendime bir sahne buldum oynadım.
    Öyle bir rol vermişler ki,
    Okudum okudum anlamadım.
    Kendi kendime konuştum bazen evimde,
    Hem kızdım hem güldüm halime,
    Sonra dedim ki 'söz ver kendine'
    Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
    Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
    Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
    Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
    Öyle bir hayat yaşadım ki,
    Son yolculukları erken tanıdım.
    Öyle çok değerliymiş ki zaman,
    Hep acele etmem bundan, anladım...


    Hayatta doğru soruları sormanız ve doğru cevaplar almanız dilek ve temennisi ile ...

    Psikolojik Danışman Murat DİNCER
#29.06.2011 07:45 0 0 0
  • Zamanın Ninnisiyle, Uykuda Geçirmemeli Hayatı!

    Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,soluk almak güçleştiğinde; yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,dağlara dönmeli yüzünü insan.

    Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
    Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!

    Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

    Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
    değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, birkaç durak önce inip servisten, otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!

    Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,değerli olabilmeli hayat!

    İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

    Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine 'Gül', inleyen birine 'Sus' dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

    Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!

    Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

    Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
    Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna, fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

    Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!

    Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!

    Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı, bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

    Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan; dermanı olamazsın dertlerin, ağlamayı bilmiyorsan; neşesizdir kahkahaların,merhaba dememişsen; anlamsızdır elvedaların...


    Ne, herkesi düşünmekten kendini; ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...

    Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...

    Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

    Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin,zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için...

    Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

    Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

    Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı!
#30.06.2011 08:23 0 0 0
  • Kendine Çelme Takan Adam

    Düşünceler zihinde dış dünyaya değil de kendine döndüğü zaman, " neden böyle?" sorusu yerine "nasıl yapabilirim?" sorusu sorulduğu zaman, zihin çözüm üretmeye başlar. İnsan kendi gücüne güvendiği andan itibaren, mucizeleri beklemez, yaratır. "ama"lardan, "keşke"lerden kurtuldukça özgürleşir. Özgürleştikçe, kendi seçimlerinin sorumluluğunu alır ve gücünü kullanma becerisine ulaşır.


    Siz hiç kendine çelme takan adam gördünüz mü? Ben çok gördüm. Etrafınıza bir bakın, "yapamam" " olamaz" ama" " keşke" diyen kaç kişi göreceksiniz? Sürekli şikayet eden, fantastik bir kurtuluş bekleyen, kurban olan, acı çeken, kaderin sillesini yiyen, krizden nasibini alan kimler var bir bakın. Ve bu furyaya kapılıp, kendinden uzaklaşan, kendini engelleyen kaç kişi var. Kendi kendine çelme takıp düşen, yara alan binlerce belki de milyonlarca kişi göreceksiniz.
#01.07.2011 07:46 0 0 0
  • Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır!

    Mevcut aklınızı sizi şu anda bulunduğunuz yere getirdi. Daha farklı ve daha iyi bir hayat istiyorsanız, yeni bir akıl edinmekte yarar var! Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. Aynı durum sorunları çözmek için de gerekir. Einstein "bir problemi yaratan bir zihni, aynı düzeyde çalıştırarak o problemi çözemezsiniz" der. Çözümü görecek yeni bir akıl bulmak ya da danışmanlık alarak mevcut akla çekme kat atmak gerek! Bilgelik dolu, "keşke"siz bir hayat için önce düşün, sonra yaşa, en sonunda da yaşadığın üzerine bir daha düşün.
#02.07.2011 07:53 0 0 0
  • Kendine birinci el oksijen ısmarla...

    Beyin glikoz ile oksijeni yakıt olarak kullanır. Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun %2'sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin %25'ini tüketmektedir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü ilk gerçekleşen organ beynimizdir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol "birinci el" oksijen ısmarlayın...

    Hayatınızı önemli oranda etkileyecek kararları açık havada yürüyerek alın. Toplantılarda bile arada bir pencereyi açın.
#03.07.2011 14:06 0 0 0
  • Çöp Tenekesi ve "Siz"

    "İnanamıyorum! Nasıl bu kadar aptalca bir şey yapabildim?"

    Bu sözleri söylemek için pek çok fırsatımız olur. Yanmış ekmeği,kağıtlardaki kahve lekesi, çalar saate rağmen uyanmamak, çarpılan ayak parmağı, otoyolda kaçırılan çıkışlar... Arada bir yanlış yapmak insanın doğasında vardır. Kimse mükemmel değildir ve bunu hepimiz gün içinde ispatlarız.Bir dahaki sefere bir başkasının yanlışına gülmeden önce bunu hatırlamaya çalışın. Siz de, ne zaman işe birbirinden farklı çoraplar giyip gideceğinizi bilemezsiniz.
    Şimdi belirteceğim durumu gözünüzde canlandırın ve seçeneklerden birini seçin.

    Sokakta bambaşka şeyler düşünerek yürürken bir çöp tenekesine çarpıp devirdiniz. Kapağın altından yola neler döküldü?

    1. Hiçbir şey, teneke boştu.

    2. Bir yığın torbalanmamış çöp yola saçıldı.

    3. Elma koçanları, tavuk kemikleri ve başka yemek
    artıkları

    4.Gayet güzel bağlanmıs siyah bir çöp torbası.




    Dikkatsizlikle bir çöp tenekesi devirdiniz,atılması için düzgün bir sekilde toplanmış ve üstü örtülmüş bir şeyi dünyanın gözleri önüne serdiniz.Çöp tenekesinin içinde olduğunu düşündüğünüz şeyler sizin dış dünyadan saklamaya çalıştığınız şeylerdir.



    1. Hiçbir şey, teneke boştu:
    Bu cevabi veren kisiler hayatlarını ortayasermeden ya da olduklarından başka görünmeden yaşarlar. içleri neyse dışları da odur.Çekiciliklerini saf dürüstlüklerine borçludurlar.

    2. Bir yığın torbalanmamış çöp yola saçıldı.
    Tenekenin içinin torbalanmamış çöple dolu oldugunu soyleyenlerdenseniz dünyaya karşı açık bir görünüm sergileseler de aslında içleri ifade edemedikleri
    duygularla doludur. Bu duyguları sadece genel bir sıkıntı olarak hissederler ama eğer düşünürlerse gerçekten hissettiklerini söyleyecekleri yerler olduğunu fark edeceklerdir.

    3. Elma koçanları, tavuk kemikleri ve baska yemek artıklari:
    Bir yığın mutfak artığı hayal edenler iştahlarını ve yemege karşı doğal isteklerini bastıran kisilerdir. Belki de diyet yapıyorsunuz ya da yemekten kısarak para arttırmaya çalışıyorsunuz Şartlarınız her ne ise bu sizi etkiliyor. Fazla abartmaya gerek yok ve arkadaşlarınızla bir restoranda güzel bir gece geçirmek size iyi gelecek.

    4. Gayet güzel bağlanmış siyah bir çöp torbası:
    Gayet guzel baglanmış siyah bir çöp torbası hayal etmis olanlarin kendilerini kontrol duygulari cok gelişmiştir. Siz zayıflık göstermekten ya da şikayet
    etmekten nefret edersiniz çünkü gururunuz buna izin vermez. Ama başkalarının neler hissettiginizi bilmesi, zayıflık belirtisi değildir. ipleri biraz gevşetin de o çöpler kokmaya basşamadan önce içeriye birazcık hava girsin.
#04.07.2011 08:10 0 0 0
  • O kadar çabuk değişiyor ki herşey, şaşırmamak elde değil.
    Saygısızlık, küstahlık, ikilemli tavırlar ortalığı kaplarken birilerinin şımarıklaşmaya başladığını anlıyorsunuz.
    Oysa saygıya ihtiyacımız var.
    Hem de dünden daha çok.

    Kimilerine göre bu durum değişen ve globalleşen dünyanın en büyük çelişkisi. Orası bizi ilgilendirmemeli. Önemli olan saygıda nereye doğru sürüklendiğimizdir. Saygı karnesi zayıf!... Saygıyı yitirmenin bedelinin ağır olacağını sonradan anlayacak insanoğlu.

    Bilirsiniz, birileri herşeyin kendisinin olduğunu zanneder. İstekleri masumdur gibi görünür. Masumiyetin yüzü maskeli olabilir, unutmayın. Ama maskeyi bir tek tavır düşürür. Saygı


    Kimse kimsenin değildir. Kimse kimsenin üzerinde bir baskı uygulama hakkına sahip değildir. Özgürlüklerin büyüdüğü bir çağda eşitlik ilkesi çiğnenemez. Fakat gerçek böyle değildir ne yazık ki. Çünkü arada sıkışıp kalmış bir tavır vardır ve unutulmak üzeredir. Saygı


    Saygınlık ve saygı ayrı şeyler değildir. Saygınlığı olan saygıyı da hak etmiştir. Buna rağmen saygı hak edene verilmez. Çirkinleşmiş ilişkilerin peşinde koşanlar, sevgiyi kendi çıkarlarına uygun görenler, herşeye sahip olma tutkusuyla yanıp tutuşanlar saygıyı da kendilerine verilecek bir ödül sanırlar. Oysa saygı her isteyene verilmez ki.. Saygıya layık olunabilir ancak


    Şiddetin, bitmek tükenmek bilmeyen saçmalıkların savunucuları saygı istiyorlar. Alabilirler mi acaba? Ne dersiniz? Saygı para ile sahip olunacak bir şey değildir, öğrenecekler. Aldatmaca ve iki yüzlülük içinde kavrulanlar kömürleşecekler bu duygularıyla. Çünkü saygı sadece saygıdır. Ötesi kötü duygularla iletişi yoktur ve olmayacaktır


    Bireysel ve toplumsal her alanda saygıyı yayma ve geliştirme zamanı. Kişisel istek ve hırslarımızdan arındıktan sonra saygıyı hayata geçirme zamanı. Bunca söze rağmen saygı nerede?


    Saygı öylesine ilginçtir ki, ortada yokmuş gibi davranır. Ancak her an her yerde ve aramızdadır. Saygısızlığı yaşam felsefesi haline getirmiş kişileri mutlaka yalnız bırakınız. Onlar yaptıklarından vazgeçinceye kadar saygısızlığa mahkum olmalıdırlar.


    Büyüğe saygı, öğretmene saygı, hekime saygı, dürüst ve namuslu insana saygı, insan özelliklerinin en güzelini yaşatanlara saygı


    Şimdi saygı zamanı.
#05.07.2011 07:50 0 0 0
  • başarı başarıdan doğar paylaşım için teşk
#05.07.2011 10:12 0 0 0
  • Gül Yetiştirmek İçin Toprak Olmak Gerek


    Çocuk çiçektir; sevgi ve ihtimamla serpilir, güzelleşir..
    Çocuklarınızdan asla boşanamazsınız...
    Çocuğunuzun sizi her zaman seveceğini bilmenin lezzetini yaşayın
    Bir çocuk annesine de babasına da saygı duymalıdır..
    SİZ DE ÖYLE..


    Çocuklarınızla birlikte yemek pişirin, daha sonra da birlikte yeyin..
    Ailece televizyon karşısında yemek yemeyi alışkanlık haline getirmeyin..
    Küçük bir çocuğun bile evin içinde üstlenebileceği bazı sorumluluklar vardır..
    Düzen ve kurallar, çocuklara kendilerini güvende hissettirir.
    Dede ve nineler çocuklarınız için çok değerli birer arkadaştırlar..
    Çocuklar görgü kurallarını ana-babalarından öğrenirler.
    Dikkat edin çocuklarınız verdiğiniz görgüden ömür boyu faydalanacaklardır..

    Çocuklarınızla sık sık başarılarını paylaşın.
    Onların en ufak başarılarını bile iltifatla karşılayın..
    Her gün çocuğunuzu dinlemek, onunla konuşmak için yarım saatinizi ayırın..
    Çocuğunuza vereceğiniz en iyi hediye ZAMANINIZDIR..

    Çocuğunuzun odasına girmeden önce kapısını vurun.
    Bu ona değer ve şahsiyet verdiğinizi gösterir..
    Çocuğunuza karşı bazen anne, bazen baba,bazen kızkardeş ve bazen de ağabey olmak zorundasınız..
    Çocuğunuzun rüyalarını paylaşın..
    Çocuğunuzla onur duyun, çocuğunuz da sizinle onur duyacaktır..
    Çocuğunuza karşı kibar olun, kibar bir çocuk yetiştirmiş olursunuz..
    Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın, isimlerini öğrenin hatta..

    Çocukların da zor günleri olabilir; size bunları anlatmasına izin verin..
    Bir çocuğun soramayacağı soru olmamalı..
    Çocuklarınız için akla uygun, mantıklı kurallar koymaktan çekinmeyin..
    Kendi anne-babanızla ilgilenin, ileride çocuklarınız da sizinle ilgilenecektir..
    Çocuğunuzun yanlışını düzeltmek veya onu disipline sokmak için en iyi zaman; olaydan hemen sonrasıdır..

    Unutmayın siz daima çocuğunuzun hayatındaki en önemli kişi olacaksınız..
    Asla bir cümleye Sen daima! ve Sen asla!
    ile başlamayın..
    Çocuklar dünyaya verdiğiniz bir armağandır;
    ONLARI İYİ PAKETLEYİN..

    Verdiğiniz sözleri yerine getirin.
    Yaptığınız planların sonunu getirin.
    Verdiğiniz cezaları uygulayın..
    Çocuğunuzu koruyun ama gerçeklerden değil!..
    Çocuğunuza, insanların ona davranmasını istediği gibi davranmasını öğretin
#06.07.2011 07:29 0 0 0
  • Eğer, bir çocuk

    Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
    Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;
    Kavga etmeyi öğrenir.
    Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
    Sıkılıp, utanmayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
    Kendini suçlamayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
    Sabırlı olmayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
    Kendine güven duymayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
    Takdir etmeyi öğrenir.
    Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
    Adil olmayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
    İnançlı olmayı öğrenir.
    Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
    Kendini sevmeyi öğrenir.
    Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
    Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

    Dorothy Law Nolte
#07.07.2011 08:35 0 0 0
  • Yaşama Dair Satır Araları




    Yaşamda bir kez gitti mi dönmeyen üç değer:

    Zaman, sözcükler, fırsat...



    Yaşamda hiç bir zaman yitirilmemesi gereken üç deger:

    Barış, umut, dürüstlük...




    Yaşamda, üzerinde yüksenilen üç dayanak:

    Sevgi, kendine güven, dostluklar...




    Yaşamda sürekliliğine güvenilmeyen üç deger:

    Başarı, sağlik, zenginlik...




    Yaşamda kişiyi geliştiren üç deger:

    Çok çalışma, içtenlik, azim...




    Yaşamda kişiyi körelten üç öğe:

    Cesaretsizlik, gurur, öfke....





    Yaşamda önemli altı sözcük:

    "Ben hatalıydım, bu gerçeği kabul ediyorum"





    Yaşamda önemli beş sözcük:

    "Gerçekten harika bir iş başardın"





    Yaşamda önemli dört sözcük:

    "Bu konuda ne düşünüyorsun?"





    Yaşamda önemli üç sözcük:

    "Sana yardımcı olayım."





    Yaşamda önemli iki sözcük:

    "Teşekkür ederim."





    Yaşamda en az önemli tek sözcük:

    "Ben"
#08.07.2011 07:58 0 0 0

  • Hayatın Eşsiz Merhemi: UMUT

    Hayat sahnesine çıktığımız andan itibaren, ne zaman sonlanacağını bile bilmediğimiz oyun süresince, biçilen rollere ve oynamak zorunda bırakılan "hayat" oyununa tahammül edebilmek için, yaratılmış en anlamlı bahanedir; umut.

    Acının dişli çarkları arasında öğütülürken bile insan, ruhunu taşıyan cılız varlığından vazgeçmeye razı olmaz; acının onlarca çeşit işkencesine katlanmaya razı olurken. Stoalı filozof Antishenes ile Diogenes arasında geçen şu diyalog , bu duruma örnek teşkil eden bir unsur niteliğini taşır: Filozof Antishenes acının demir parmaklıklarıyla örülü, hasta yatağında çektiği ızdıraplardan kendisini kurtaracak birini istediğinde, ziyaretine gelen Diogenes ona bir hançer uzatarak acılarından hemen kurtulabileceğini söylemiştir. İçinde yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen hayata bağlılığın önemli bir göstergesini taşıyan Antishenes' in Diogenes' e yanıtı; "Hayatımdan değil, acılarımdan kim kurtaracak?" olmuştur.
    Böylesine umutsuzluklar silsilesinin pençesine düşmüş bir haldeyken bile, akıl almaz bir biçimde hala umudu düşlemek, henüz gerçekleşmediğine kanaat getirilen o gerçekleşme istencindeki inançta saklıdır; William Faulkner'ın da söylediği gibi, "Acılı bir hayatla hayatsızlık arasında bir seçim yapmamı söyleseler, hiç duraksamadan acılı hayatı seçerim. İnsanlar hayatın ne kadar kötü olduğunu söylerse söylesinler, ben umudumu asla kaybetmedim. Henüz nasıl umut kaybedileceğini öğrenmedim." İşte bu yüzdendir ki, acılarla bezenmiş olan umutsuzluk resmini seyrederken bile insan uzun uzadıya, karartıların arasına gizlenmiş olabileceğine inandığı umut ışığını arar ölesiye, hiç yitirmediği inancıyla birlikte. Ne zaman ki aradığı o ışığı bulur, işte o zaman bir kat daha artmış olan gücüyle meydan okumaya devam eder, kaldığı yerden.
    Son gibi görünen ve aslında sonsuzluğun başlangıcına doğru yapmakta olduğumuz yolculukta ki, tüm yolların dikenlerinden arınmış bir gül bahçesine çıkacağına inanma fikri, kendimizi bile asla inandıramayacak olduğumuz, kötü bir yalan olurdu herhalde. Ki; yaptığı hatalarla edindiği deneyimleri sayesinde, hayatın mutluluğa ve acıya, sevince ve üzüntüye, korkuya ve güvene eşit değer biçtiğini bilen insan; nasıl olur da acıdan ve üzüntüden kaynaklanan olumsuzlukların hayatına hükmettiği süreçlerde, takındığı ümitsizlik prangalarıyla amaçsız bir bekleyiş içinde zamanını doldurmayı tercih eder, sessizce? Oysa ki "ümitsizlik" olarak nitelendirilen mevcut durumlar, aşılması zor ve imkansız güçlüklerden değil; olumsuzlukların ve sınırlılıkların hapsettiği zihnin ürünlerinden kaynaklanır. "Yaşamda ümitsiz durumlar yoktur, ümitsizlik besleyen insanlar vardır yalnızca" diyen Clara Booth' da bu olguya işaret etmiştir.

    Kolay değildir elbette, umutla beslenen zorlu bekleyişlerin sürekliliğini sağlamak, hayatın sürpriz getirilerine rağmen. Hiç kuşkusuz ki, bu uzun bekleyişler sabırlı ve inatçı olmayı da zorunlu kılacaktır, beraberinde. Gösterilen kararlılık süresi ölçüsünde, gerçeğe dönüştürülmüş umutlarla biten bir bekleyiş, yerini yeni umutlara ve başka bekleyişlere bırakacaktır, bir kısır döngü gibi.

    Hayatınızı renklendiren umut ışığının, her daim parlaması dileğiyle
#09.07.2011 09:21 0 0 0
  • Kör Kuyudan Kurtulmak

    Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.

    Niye düşer diye sormayın.

    Eşek bu. Düşmüş işte.

    Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.

    Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm!

    Hayvancık saatlerce acı içerisinde kıvranmış, bağırmış yani kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırmış yani. Sesini duyan sahibi gelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırmış. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak... Sonunda karar verilmiş ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmışlar. Zavallı hayvan, üzerine gelen bu toprakları, her seferinde silkinerek dibe dökmüş. Ayaklarının altına aldığı bu toprak sayesinde her an biraz daha yükseltmiş kendini. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış. Köylülerin ağzı açık, bakakalmışlar.

    Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni ? Çoğu zaman... Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

    Kör kuyu da olsak bile..
#10.07.2011 10:09 0 0 0
  • Ya Bardak Olacaksın Yada Göl

    Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleğizanaatı değil hayatı da öğrettikleri en geniş ve gerçek anlamıyla öğretmen oldukları dönemde Hintli bir ahşap ustası yaşıyordu.Bu ustanın çırağı büyüdü ahşap işlemeyi ve hayatı öğrendi kendi işini kurup başlattı.

    Bir süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi ustadan onu yanına çırak almasını istedi. Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran her şeye bozulan bir çocuk çıktı.Tahta getirmeye gidiyor döndüğünde ellerine kıymık battığından uzun uzun yakınıyordu. Bir iş teslim etmeye gidiyordöndüğünde yoldan sıcaktan müşterinin tavrından yakınıyordu.
    Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu.

    Bir gün usta çırağını köye tuz almaya gönderdi. Çırak ustasının söylediği gibi tuzu alıp döndü. Usta bir bardak su getirmesini söyledi.Çırak bir bardak suyu da getirdi.Usta 'Şimdi o tuzu suyun için at' dedi.Çırak ustasının söylediğini yaptı.

    Sonra usta 'Şimdi o suyu iç' dedi.Çırak suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü.Öfkeyle ustasına bakarken usta 'Nasıldı tadı' diye sordu.Çırak nefretle 'Çok acı' dedi.

    Usta çocuğa 'Tuzu yanına al gel gidiyoruz' dedi.
    Çırak ustasının peşine takıldı. Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler.
    Usta çırağa 'Bütün tuzu göle dök' dedi. Çıraksöyleneni yaptı. Usta 'Şimdi gölün suyundan iç' dedi. Çırak içti.'Suyun tadı nasıldı' diye sordu usta.Çırak 'Çok güzeldi' dedi.

    'Peki tuzun acısını hissettin mi' diye sordu bu kez de.

    Çırak 'hayır' dedi.

    Usta çırağı karşısına oturtup anlattı:'Hayattaki bütün olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir. Eğer sen küçük bir bardak su isen nasıl tuzun bütün acısını tattıysan hayatın bütün olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin. Eğer sen kişiliğinle ve gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen hayatta karşılaşabileceğin bütün olumsuzluklar seni o bir avuç tuz gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle etkiler bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana.



    Seçim senindir:

    Ya bardak olacaksın ya da göl..
#11.07.2011 07:56 0 0 0
  • Beklentin Az Mutluluğun Çok Olsun


    Bazen çok fazla isteriz bazı şeyleri hayattan. Ve çok uğraşırız onlara ulaşmak için. Bu bir sınav olabilir, almak istediğimiz bir araba olabilir, para olabilir, iş olabilir veya çok fazla istediğimiz herhangi bir başka şey. O hedefe doğru yaklaşırken beklentilerimiz devamlı artış gösterir. Artık geri dönüşü yoktur kesin olmalıdır gerçekleşmelidir o bizim için çok önemli olan şey. Çünkü beklenti o yöndedir.

    İşte yapmış olduğumuz en büyük hata da budur. Hayattan bazı şeyleri çok istemek, beklentilerimizi devamlı yüksek tutmak . Çünkü garantisi yoktur hiçbir şeyin. Olmayabilir bazı isteklerimiz. Ve insan bilemez, hayatın hep beklediklerimizden daha azını vereceğini.


    Hiç düşündünüz mü?


    Nasıl oluyor da iki insan aynı olay karşısında farklı tepkiler verebiliyor? Neden farklı bakış açıları oluşuyor? Örneğin niçin aynı bütçeye sahip iki insandan biri kendini zengin görürken diğeri kendini fakir görebiliyor?

    Bunun sebebi insanın hayatındaki beklentilerinin farklı olmasıdır. Ve beklentiler insanın aynı olay karşısında farklı tepkiler vermelerine neden olur. İnsanların beklentileri büyüdükçe mutlu olma oranları azalır, beklentileri azaldıkça ise mutluluk oranları artar.


    Bu yüzden çok fazlasını beklemeyin hayattan çünkü olmayabilir ve siz mutsuz yaşayabilirsiniz. Beklentilerinizi az tutun ki fazlası olduğunda mutlu olabilin. Ve önemli olan bir şey de hayattan veya başkalarından bir şeyler beklemeyin kendinizden isteyin ve bekleyin bir şeylerin olmasını
#12.07.2011 16:15 0 0 0

  • Bilgi taze ekmeğe benzer.


    Bilgi taze ekmeğe benzer. Nasıl ki ekmeği taze yediğinizde çok farklı bir lezzet alırsınız bilgi de işte aynı böyledir. Bilgiyi beyninize aldığınız anda onu o anda kullanmalısınız ki hayatınıza olabilecek olumlu etkilerini daha çabuk elde edebilesiniz. Ve nasıl ki taze ekmeği yanınızdakilerle paylaştığınızda size ayrı bir minnettarlık duyar ve onlar da muazzam bir zevk alırlarsa işte sizler de bilgilerinizi etrafınızdakilerle paylaşırsanız etrafınıza ayrı bir ışık saçar ve insanlar arasında farklılık kazanırsınız.
    Sakın bilgilerinizi etrafınızdakilerle paylaşmaktan korkmayın. Siz bildiklerinizi anlattıkça aldığınız hazla çok daha farklı bilgilere ulaşmak için ayrı bir heyecan duyacaksınız. Bu heyecanı duyarken de etrafındaki insanların size olan hayranlığı artacak İşte bunun adına sempati kazanmak denir. İnsanlar size güven duyarak sizinle vakit geçirmek isteyecekler; siz bildikleriniz anlattıkça onların gözünde lider olma vasıflarını elde etmeye başlamış olacaksınız. Onlar aldıkça mutlu olacaklar, siz verdikçe daha fazla şey öğrenmek isteyeceksiniz.
    Her zaman dediğim gibi her başarıyı tetikleyen şey eylemdir ve eylemler sonuçları hazırlar.Sahip olduğunuz bilgiyi paylaşmadıkça ve eylem haline getirmedikçe o sahip olduğunuz bilgi sadece sizde potansiyel bir güç olarak kalır ve sizde kaldığı sürece de; aynı ekmek gibi durdukça bayatlar ve bir süre sonra zamanı geçer. Ekmek gibi küflenir ve artık sizin de işinize yaramaz.

    İşte bu yüzden özellikle sizlere mutlaka ve mutlaka bildiklerinizi hatta gezip gördüklerinizi etrafınızla paylaşmanızı öneriyorum.
    Taze her şey daha lezzetli ve daha keyif vericidir Bayat bir ekmekle de karnınız doyar ama sadece doyar, bir zevk almazsınız.

    Her edinilen bilgi o anda eyleme dönüşüp beynimizde yerini bulmalıdır. Ve siz bu bilgilerle yolunuza devam ederken yeni edindiğiniz bilgilerle de yolunuzu açmış olacaksınız.

    Lider olmak, aranılmak ve tercih edilmek için hep bu paylaşma özgüveninin içinizde ve hayatınızda olması gerekir. Liderler ve yöneticiler çok daha akıllı oldukları için değil, çok daha fazla paylaşımcı oldukları için o konuma getirilirler.
    Bilgi de mutlaka önemlidir ama ne kadar bilgili olursanız olun yanınızdakilere aktarmadığınız sürece bir ekip çalışması yapamazsınız ve bunu yapamadığınız zaman da başarılı olmanız mümkün değildir.
#13.07.2011 08:56 0 0 0
  • Dünya hep sizinle!


    Kafandaki dünyayı değiştirmeden nereye kaçabilirsin. O dünya hep seninle. Nereye gidersen git onu da götürürsün. Ruhunun derinliklerine inemeyen biri için,her yer bir gün gelir kaçınılacak bir yer olur...Kendine bir yol yarat; ne zaman gideceğini, ne zaman döneceğini, en önemlisi ne zaman yoldan çıkacağını bilirsin..
#14.07.2011 08:35 0 0 0