Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri

Son güncelleme: 06.08.2013 20:21
  • 7 günde Einstein gibi olmanın yolları

    Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçyadaki Edinburgh Üniversitesi nin Biyomedikal Bölümünden Prof. Mark Lythgoesin 1 hafta süren programı BBCde yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQlarında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

    İşte bir haftalık program

    Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.

    Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.

    Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

    Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

    Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

    Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

    Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın
#24.08.2011 11:46 0 0 0
  • Yurdum insanının aklı neden bazen "servis dışı" olur!

    Yıllar önce Uğur Dündar''ın Arena ekibiyle "AIDS hastası olduğunu söyleyen bir hayat kadını karşısındaki Türk erkeğinin duruşunu" tespit etmeye karar verir. Programının en "çekici" muhabiri "hayat kadını" kılığına girerek otoyol kenarında müşteri beklemeye başlar. Gizli kamera ve mikrofonlardan herşey kaydedilmektedir. Muhabir "tarifeyi" soran erkeklere "AIDS'li" olduğunu söyleyip, oldukça iyi miktarda para istemektedir. Gelen erkeklerin AIDS'li olduğunu söyleyen hayat kadınına verdiği cevaplardan bazıları: - "Atın ölümü arpadan olsun!" - "Başka Aids'li kadınlarla da yattım bişey olmadı!" - "Senin için göze alırım!" - "Bir çaresini bulurum, benim babam doktor!" - "Bir şey olmaz ben de Aids'liyim!" - "Ölüm Allah''ın emri.Az ilerde kaza yapıp ölmeyeceğimi kim garanti edebilir ki!" - "Olsun be senin için göze alırım!" - "Hiç problem değil, okunduk daha önce!" - "Eşeğin ölümü arpadan olsun!" - "Bana bir şey olmaz ablacım!" Soru: Aklın izinden yürümek neden bize bu kadar zor geliyor?
#27.08.2011 08:54 0 0 0
  • Dün Dündür,bugün iyimserlik günüdür!


    noimage

    Yazan: Osman Müftüoğlu


    Demirel dün dündür bugün bugün derken her gün yeni bir başlangıç demek istemişti


    Yarından sonra yeni bir yıla "merhaba" diyeceğiz. 2007 de eski yıllar çöplüğündeki yerini alacak.

    Ben, yeni bir yıla girmeyi, yeni umutları, coşkuları, başarıları, keyifleri, arkadaşları, dostları, farklı, güzel, iyi ve hoş duyguları yeniden kucaklamanın iyi bir fırsatı gibi düşünürüm. Bunu böyle düşünmemin nedeni 10 yıl önce, bir sabah kahvaltısında 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'den öğrendiklerim. Çoğu kişi bilmez ama Süleyman Demirel yalnızca mükemmel bir devlet adamı, etkin bir siyasetçi, müşfik bir aile reisi, vefalı bir dost değil aynı zamanda bulunmaz bir "hayat öğretmeni"dir.

    Konu nerden açılmıştı hatırlayamıyorum, 1970'li yıllarda kullandığı bir cümlenin ne kadar yanlış yorumlandığından, eksik anlaşıldığından yakınmıştı. Süleyman Bey'in o ünlü cümlesini hatırlayacaksınız: "Dün dündür, bugün bugündür." Süleyman Bey'e göre bazı kişiler bu cümlenin anlamını ya anlamamış ya da anlamak istememişti. Demirel için bu cümle "her gün yeni bir başlangıç" anlamına geliyordu.

    HER SABAHA OLUMLU BAŞLAYIN

    Süleyman Bey'in az bilinen ama en önemli özelliklerinden biri bu cümlede gizli. O, her güne, her sabaha olumlu başlar. Onun için her gün gerçekten yeni bir başlangıçtır. Eğer yağmurlu bir günse toprağın suya doyacağını, karlı bir sabah ise barajların daha çok dolacağını, güneşli bir havaysa çiçeklerin, kuşların bayram yapacağını düşünüp sevinir.

    Neredeyse 15 yıl pazar günü hariç her sabah onunla kahvaltı yapma şansı yakaladım. Her sabaha (olan biten o kadar önemli soruna rağmen) nasıl keyifli bir mutlulukla başlamaya çalıştığını görerek hem şaşırdım, hem ders aldım. Bu hayatın sunduğu güzelliklerden daha çok istifade etmek, daha çok sabaha "Yaşasın hayat!" diyerek başlamak istiyorsanız Süleyman Bey'in ve daha pek çok bilge yaşlının bu yaklaşımından istifade edebilirsiniz. Buna özellikle bugünlerde daha çok ihtiyacımız var.

    BİLİMSEL VERİLERDEMİREL'İ DESTEKLİYOR

    Hepimizin başına kötü bir şeyler gelebiliyor. Zaman oluyor işler, servetler, sevgililer, zaman oluyor eş, baba veya anneler kaybediliyor. Bütün mesele olup bitenleri biraz uysallık ve bilgece bir boyun eğiş içinde kabullenebilmekte, "dünün dünde kaldığını, bugünün ve özellikle yarının bizimle olduğunu" unutmamakta.

    Birkaç yıl önce ABD'de, Mayo Clinic'te yapılan bir çalışma, iyimserlik açısından yüksek puan alanların önümüzdeki 30 yılı sağlıklı geçirme olasılığının kötümserlerden yüzde 50 daha fazla olduğunu gösterdi. İyimser kişiler daha az sağlık problemiyle karşılaşıyor. Bedensel, ruhsal sorunları daha kolay atlatıyor. Örneğin, bir "ağrı" sorununu daha kolay savuşturabiliyor. Uzmanların tamamı iyimser kişilerin daha mutlu, huzurlu ve enerjik olduğu görüşünde. Bu kişiler işte, sosyal çevrede ve aile ilişkilerinde de daha başarılı oluyor, çevrelerinde sevgi, saygı, ilgi uyandırıyor. Kısacası sevilen, aranan kişiler olarak biliniyorlar.

    İYİMSERLİK MERKEZİBEYNİN ÖN KISMINDA!

    Olumlu düşünmenin, mutluluğu ve huzuru yakalamada geçmişe değil ileriye bakmanın, dünü dünde bırakmanın yani hiç korkmadan "dün dündür, bugün bugündür" diye yaklaşmanın mutluluk ve huzuru yakalamada önemini gösteren bir veri de Dr. Richard Davidson ve Wisconsin Üniversitesi'ndeki arkadaşlarından geldi. Bu uzmanlar, beynin ön kısmında bulunan ve iyimserliği, mutluluğu, huzuru, kısacası olumlu duyguları kontrol eden bir noktanın varlığına işaret ediyor. Araştırmacılar en güçlü olumlu duygulardan olan "annenin yeni doğan bebeğine karşı hissettiği duyguları" inceledi. Bu incelemede fonksiyonel MRİ tekniğiyle beyni taradılar. Annelerin birçok bebek resmi arasında kendi bebeklerinin resmine bakarken beynin ön tarafındaki aktivitelerin önemli ölçüde arttığını saptandı. Aynı aktivite tanımadığı bebeklerin resmine bakan annelerde ortaya çıkmıyordu!

    Öyle görünüyor ki beynimizde bizi olumlu, iyimser, keyifli, neşeli, mutlu olmaya yönelten bir merkez var. Ve bu merkez beynin ön kısmında. İleriye, geleceğe bakan bölümünde yerleşmiş! Biz ileriye baktıkça, geçmişe değil geleceğe odaklandıkça bu merkezin daha çok mutluluk üreteceğine ve mutluluk katsayımızın yükseleceğinden hiç kuşkunuz olmasın. Maçı kaybeden futbolcuların soyunma odasına dönerken kullandıkları bir cümleyi hiç unutmam: "Önümüzdeki maçlara bakacağız." Böyle bir yaklaşımın önümüzdeki maçları kazanma şansını artıracağından hiç kuşkunuz olmasın.
#04.09.2011 12:52 0 0 0
  • Başarı Kürsüsü Sadece Başarı için Ter Dökenlerindir

    noimage


    "Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır."
    J. Keth Moorhead

    Başarı, rahatını feda edebilen ve ona ulaşmak için ter dökmeyi göze alan insanların ulaştığı bir ödüldür. Başarı; emek isteyen, alın teri isteyen bir hedeftir. Başarının lezzetli ekmeğini kazanmak için ter dökmek, mücadele etmek gerek.

    Başarılı insan kendini yenileyerek, güçlendirerek, kolay ve günübirlik başarıların peşinden koşmadan kalıcı başarılar için hedeflerini belirler, planını yapar ve vizyonuna doğru ilerler. Bir tarlayı ter dökmeden ekip biçemeyeceğini bilir ve hayat tarlasına terle ektiğini başarı tohumlarını yine terle ve başarı olarak biçer.

    Herhangi bir şey sırasında ter dökmek, alın teri dökmek kutsal bir kavram olarak kültürümüzde de vardır. Alın teri dökülmeden elde edilen her şey, kültürümüzde ayıplı sayılmaktadır, değersiz görülmektedir. Alın teri, bir mücadelenin, bir emeğin sonunda gelen başarıyı yüceltir.

    İnanç ve Sağduyu

    Kolay başarılardan kaçan insan gerçek başarılara ulaşmak için ileri görüşlülük ve inanç içinde hareket eder. Attığı her adımın etkisini bilerek öncelikle hangi yöne gitmek istediğini bilir, oraya ulaşacağına inanır. Bu inanç, kişiye güç verir. Bu iki unsur birleştiğinde bir güç oluşur.

    Her şeye rağmen ayakta kalan, yoluna devam eden insanın gücünün kaynağı inanç ve ileri görüşlülüktür. Başarılı insan her başarısını -bir savaşçı gibi- kazanılmış bir zafer olarak görür.

    Mücadele Ruhu ve Deneme Cesareti

    "Emek vermeden bir şeye ulaşmayı düşünmek, hayalperestlikten başka bir şey değildir."

    Ter dökülerek ulaşılan başarıların peşinde olan insan, hayattan neyi isteyip neyi istemediğinin bilincindedir. Olumsuz düşüncelerin ve cesaretsizliğin pençesinde değildir.

    Zorluklarla karşılaşmadan, zorluklara göğüs germeden başarıya kolay ve zahmetsiz ulaşmanın mümkün olmadığına inanan başarı savaşçısı, tutarlı ve kendinden emin adımlarla ilerlemeye devam eder ve eninde sonunda hedefine ulaşır.

    Mücadele ruhu, başarılı insanların ortak özelliklerinin başında gelir. Bu insanlar kolay kolay vazgeçmezler. Mücadele ruhları, deneme cesaretleriyle cesur bir başarı savaşçısına dönüşmüştür.

    Mücadele ruhu, hedef belirleme ve ona doğru ilerleme kararlılığının üzerinde yükselir. Birçok bilim adamı, bu özellikleri sayesinde faydalı icatlara imza atmıştır ve günümüzün bilim adamları da buna aynı şekilde devam etmektedir.

    Başarılı insan, ilkeleri arasına ilerlemeyi ve gelişmeyi, zorluklarla mücadeleden yılmamayı, emeksiz başarının gelmeyeceğini koymuştur. Ter dökülerek ulaşılan başarıların peşinde olan insan, hayattan neyi isteyip neyi istemediğinin bilincindedir. Olumsuz düşüncelerin ve cesaretsizliğin pençesinde değildir.

    Problemler Karşısında Ter Dökmek

    "Başarmak istediğin şeye yaklaşma çabası göstermezsen, o şey de sana yaklaşma çabası göstermez."

    Karşınıza çıkan problemler, ilk bakışta olduğundan daha büyük görünebilir. Fakat şunu unutmayın, siz daha güçlü ve büyüksünüz. Öncelikle yapılması gereken, problemi doğru algılamak ve doğru anlamaktır. Bunu yaptığımızda problemlerle uğraşırken döktüğümüz ter boşa gitmeyecek ve çözüm, kalıcı bir şekilde gelecektir. Problemi çözerken zaman faktörünü de lehinize kullanabilirsiniz. Aceleci davranmadan hareket etmelisiniz. Yoksa zihniniz bulanıklaşır ve görüş alanınız daralır. Alın teri dökmeden başarı ipini göğüslemeye çalışanlar çoğunlukla ipi göğüsleyememişlerdir.

    Sabır

    Başarıya ulaşmak için sabır erdemine sahip olmak ve erdemli davranmak, ulaşılan başarıları daha değerli yapar. Sabırsız bir insan, kolay başarıların peşinden koşar ve çoğunlukla hüsrana uğrarken, sabırla başarıyı kovalayan, bu uğurda ter döken insan, başarıyı geç de olsa yakalar.

    Başarıya ve Hedeflere Ulaşmak

    Başarı ve hedefler, ulaşmak için çaba gerektirir. Bu çabalama faaliyetleri içinse kolaycı bir zihniyetten uzak olmak gerekir. Hedefe ulaşmak için yapabileceğinizin en iyisini ortaya koymalısınız. Gücünüzü etkin ve verimli kullandığınız zaman başarı yolunda bazı başarısızlıklar yaşasanız dahi döktüğünüz terin hakkını alırsınız. İstediğiniz sonuca ulaşana kadar emek vermeye devam etmek gerekir. Vermeden alamayacağınızı unutmayın.

    Korkulardan Arınmak

    Emek odaklı başarıların adamı, başarısızlık korkusundan arınmış ve bu korkunun zihninde oluşmasına, büyümesine ve zihnini kemirmesine izin vermemiştir. Zihinde oluşan korkular, hedef ve amaçlar doğru belirlense bili kişiyi harekete geçmekten alıkoyar, yolundan saptırır.

    Kolay başarıların değil de gerçek başarıların peşinde olanlar, kaliteli ve değerli bir hayata kavuşurlar.

    Başarılı insan, ulaştığı her başarıyla hem kişisel saygısını hem de çevresel saygınlığını artırır. Kolay ulaşılan başarılar yine aynı kolaylıkla yok olurlar. Zorlu başarılarsa uzun süre kişi üzerindeki motivasyonlarını korur ve kişiyi yeni başarılara teşvik eder.
    Ünlü Fransız romancı H. Balzac, ilk edebi yazılarını bir arkadaşı aracılığıyla döneminin isim yapmış yazarlarından birine göndererek düşüncelerini öğrenmek istediğinde; yazar okumasını bitirip üzgün, ümitsiz ama içten bir edayla "Azizim, siz her işle meşgul olabilir, şansınızı her alanda deneyebilirsiniz. Ancak edebiyatla boşa zaman kaybetmeyin." demiştir.

    Sonrası malum. Balzac, harcadığı emeğin, istediğine kavuşma arzusunun ve dökülen terin karşılığını edebiyat dünyasının zirvesine çıkmış ve tarihe mal olmuştur.

    Thomas Edison der ki; "Dehanın %99'u ter, %1'i ilhamdır."

    O. S. Marlen ise; "Başarı, zahmet ve sebatın çocuğudur. Dil dökerek veya rüşvet vererek elde edemezsiniz. Ancak fiyatını ödediğinizde sizin olur." der.

    Bu fiyat alın teridir, çabadır, mücadeledir. Oturup başarıyı beklemek yerine çalışmaktır. Çünkü kayda değer hiçbir şeye oturduğunuz yerden ulaşamazsınız. Bütün başarı sabahları, ızdıraplı gecelerin seherlerini izleyerek meydana çıkar.

    Başarılı olmak isteyen insan, başarı yolunu bir maraton ya da engelli koşu olarak görür. Bitiş çizgisine ulaşmak için ise, bir atlet gibi enerji stratejisi uygular. Böylece yarı yolda kalmayacağını garanti altına alır.

    Günümüzde maalesef her şeyin kısa yolu öğretiliyor ve teşvik ediliyor. Bu da, kişinin güçlenmesini, bilgilenmesini, öğrenmesini, tecrübe sahibi olmasını engelleyerek tembelleşmesine, şımarmasına sebep oluyor. Başarı maddiyata endekslenerek kısa yoldan zengin olma, meşhur olma yolları açılıyor. TV'lerde bu konuda onlarca program var.

    Ter dökmenin mutlaka ödülü vardır ve sizi varış noktasında bekliyordur. Emeğiniz, döktüğünüz ter, varış noktasına ilerlerken dahi size bir çok motivasyon ve destek de verecektir. Atletler yarışa ilk başladıkları andan itibaren alkış ve tezahürat alırlar. Bu bir nevi varıştaki ödüle ulaşmak için erken ödüldür. Siz de bu alkış ve tezahüratları başarıya doğru ter dökerken mutlaka alırsınız.

    Emek, Alın Teri ve Başarı El Ele Yürür

    Sportif müsabakalarda başarı kazanmak isteyen sporcular iki yol seçerler: Birincisi; antrenman teknik ve taktiğini zihinsel güçle birleştirerek kazanmak. İkincisi, doping yoluyla kazanmak.

    Birinci tercih, olması gereken ve teşvik edilen bir yoldur. İkincisi ise, kolay kazanma yolu ve teşvik edilmeyen bir yoldur.
    Kolay yolların kalıcı başarılar sağlamayacağından bahsetmiştik. Doping yoluyla kazanmak da kalıcı olmamakta ve sporcu kazanmanın hemen akabinde diğer müsabakalarda hızlı bir düşüş yaşamaktadır.

    Ter dökülerek elde edilen başarı, kişinin kendine güvenini destekler ve artırır. Hayattaki başarılar, sıradan, rasgele ve öylesine ortaya çıkmazlar. Başarıların altında gerçek bir emek, gerçek bir alın teri yatar. Yoksa öbür türlü başarı, ancak bir sabun köpüğü gibi olacaktır.

    Sabun köpüğü başarılardan uzak durun ve gerçek başarılar için ter dökün. Zira başarı, bedel ister ve bedelini ödemeye hazır değilseniz başarıya asla ulaşamazsınız.

#05.09.2011 08:41 0 0 0
  • Yaşanılan Çağın Farkında Olmak

    noimage

    Hayat bir şekilde yaşanıyor.
    İnsan bir şekilde hayatın içinde rolünü alıyor ve oynuyor.
    Rol almaktan ve bu rolü iyi ya da kötü oynamaktan vazgeçmeyen insan tiplemeleri her yeri dolduruyor.
    Arz her türlü insanı içinde barındırıyor.
    Gökyüzü bütün canlıları arzla birlikte sarıp sarmalıyor.
    Geceler ve gündüzler birbirini kovalıyor.
    < < <
    Her an bir değişim yaşanıyor.
    Hiçbir şey hiçbir zaman diliminde aynı kalmıyor.
    İnsanlar değişiyor, anlayışlar değişiyor, havalar değişiyor, kişilikler değişiyor.
    İç yapıların iklimleri belirlenmiş ya da beklenilen şekliyle akmıyor.
    Mevsim sıralamaları öyle takvimde belirlendiği şekliyle insan hayatında yerini bulamıyor.
    Değişimler gelişimlere, gelişimler yeniliklere, yenilikler yeni ufuklara yelken açıyor.
    < < <
    Akıl ve fikir mecrasında akıyor.
    Aklın yolu akıl sahiplerinin mücavir alanlarında daha bir anlam ifade ediyor.
    Görüşler incelik kazanıyor.
    Bakışlar belirginleşiyor.
    Flu yaşam tarzları yerini daha berrak ve anlamlı ilişkilere bırakıyor.
    < < <
    Kafalar akıl üretiyor.
    Beyinler bir araya geliyor.
    Birlikte değer üreten insanlar oluşuyor.
    Değerlerle oluşan sinerji dalga dalga yayılıyor.
    Titreşimlerle başlayan ufuk genişlikleri 'yaşam sevinci' oluşturuyor.
    < < <
    Hayat, daha farklı algılanıyor.
    Hayat, sadece yeme içmeden ibaret sayılmıyor.
    Hayat, günde 270 dakika televizyon izlemek olarak da görülmüyor.
    Hayat, zamanı değersiz kılmak olarak da değerlendirilmiyor.
    Hayat, derinlikle kuşatılmaksızın günübirlik, yeknesak, sıradan bayağı bir şekilde yaşantı olarak da kabul edilmiyor.
    < < <
    Çağlar değişiyor.
    Tarihler geçmişe dönük o kadar çok kavim ve insan eskitti ki.
    Tarihin kalıntılarına gömülmüş o kadar çok anlayış oluştu ki.
    Tarih olmak istemeyenlerle şekillenen dünya bugün hâlâ yaşıyor.
    Tarih içinde kalmayan anlayışlarla şekillenen kafalar bugün hâlâ yeni projeler üretiyor.
    < < <
    'İçinde bulunulan an!'
    En büyük hazinemiz içinde bulunduğumuz an!
    Sadece kaybettikten sonra fark edilen zaman dilimi!
    Ya da dolu dolu ve anlamlı değerlendirilen anlardan bir an olduğunda da geriye dönük 'tatlı bir esinti! oluşturan değer dünyası!
    < < <
    Geçenlerin gelmediği bir yaşantıda geçmesi istenilmeyen ve içinde bulunulduğunda büyük haz ve keyiflerin yaşandığı değerler dünyası'ın farkında olmak, çağı yakalamak!
    Bütün marifet yaşanılan çağın farkında olmakta!
    Bütün gayret yaşanılan çağa anlam katmakta!
    Bütün güzellik içte oluşan şefkatli anlayışta!
    Bütün titreyiş ufku açan yönelişte!
    < < <
    Artık "farkına varılmayan bir hayat olmasın!" deniliyor.
    Artık "içinde bulunulan an değerlendirilsin!" düşüncesi yaşanıyor ve yaşatılıyor.
    Artık "güzellikler ve incelikler artsın, hayat anlamını kazansın!" anlayışına yöneliniliyor.
    Artık "eksik, artık, bölük-pörçük yaşamlar"dan kaçınılıyor.
    Artık "anlam, hikmet, incelik" bir arayış olarak benimseniyor.
    Artık "derli toplu, düzenli, nitelikli, incelikli bir seviye" tutturulmaya çalışılıyor.
    Artık "sevgi, saygı ve anlayış dolu insanlar" çoğalıyor.
    Artık "yaşanılan çağ anlamını buluyor!"
    < < <
    Nitelikli bir çağın oluşumuyla yenilenen bir anlayışı kuşanmak içinde bulunduğumuz dünyaya, hayata çok büyük değer katan bir girişim olacaktır.
    Negatif enerjilerden ve her türlü olumsuzluklardan arınmış bir yapıyla değer kazanmak lüks olmaktan çıkacak ve nitelikli insanlara kavuşmak mümkün kılınacaktır.
    Olumlu yaşamın kendi anlayışlarında olacağına inanan bir dinamik hayatımızı daha yaşanılır kılan bir uğraş olarak ifade edilecektir.

#06.09.2011 07:48 0 0 0
  • Onları hem okumalı, hem de korumalıyız.

    Yemek, içmek nasıl bedenimizin ihtiyacı ise, okumak da ruhumuzun vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Sıkıntımızı unutmak; hayatımızı, ruhumuzu, kafamızı, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aydınlatmak için mutlaka okumaya ihtiyacımız vardır.
    Kitap, hiç şüphesiz fertlerin ve milletlerin hayatım değiştiren, yenileştiren ve ilerlemelerini sağlayan en önemli vasıtalardan biridir. Bizi maddi manevi yönden üstün kılan bilgiler, kitap sayfaları arasındadır. İyi kitap, insanda olumlu ilgilerin uyanıp gelişmesine yardım eder.
    Yüce Allah'ın Peygamberimize ilk emri "Oku!" dur. Her bilgi okumakla öğrenilmektedir. Okumak ve çocuklarımızı okumaya alıştırmak, en büyük görevlerimizdendir. Çünkü, medeni dünya, bilgi ve teknik üzerine kurulmuştur. Kalkınmak, sağlam kişiliğe sahip olmak, düşünce ve hayalleri geliştirmek ancak kitap okumakla mümkündür. "İnsan ancak okumak yazmakla insan olur."

    Kitap, başta çocukların olma üzere herkesin en iyi, en candan dostudur. Çocukları tatlı hayal dünyasının gizemli ortamına götüren masallar, heyecanlı öyküler, bizi aydınlatan, içi bilgi dolu nice kitaplar vardır.

    Bizler başarılı olmak istiyorsak, sadece ders kitaplarım okumakla yetinmemeliyiz. Bunun için değişik türdeki kitapları da okumalıyız. Çünkü kitaplar da bizim en iyi öğretmenlerimiz sayılır.
    Kitap, en iyi arkadaştır. Bize hiç kızmazlar. Raflarında sessizce kendilerinin okunacağı günü beklerler. Eğer bir gün içlerinden birini alırsak bize büyük bir sevgiyle en güzel bilgileri verirler, en heyecanlı masalları anlatırlar, şiirleri seslendirirler.

    Böylesine candan dostlarla bizlerin de sık sık ilgilenmesi gerekir. Onları hem okumalı, hem de korumalıyız.

    Bütün büyük medeniyetler kitaba dayanırlar. Yazıyı tanımayan çok ilkel kavimlerin kitapları da yoktur. Onlarda kitabın yerini, nesilden nesile aktarılan sözlü gelenekler alır. Bu iki kutup arasında bulunan "az gelişmiş" ülkelerde ise, halkın büyük bir kısmı, tıpkı ilkel kavimlerde olduğu gibi, sözlü geleneğe göre hareket etmiş; daha devlete yakın kesim ise, sosyal bir statüye ulaşabilmek için öğrenim zamanında sınırlı sayıda kitap okumuş, elde etmek istediği sosyal statüyü veya mesleği elde ettikten sonra kitaplara veda etmişlerdir. Böyle memleketlerde doktor, mühendis, öğretmen gibi "aydın" sayılanlar arasında bile ömür boyu kitap okumayı bir zevk veya adet haline getirenler son derece azdır. Bunlar bir ayakkabıcı veya berber gibi, mesleklerini bir kere öğrendikten sonra, onu tekrarlamakla yetinirler. Böyleleri için bilgi ve kültür, başlı başına bir değer değil, bir araçtan ibarettir. Gelişmiş memleketlerdeki aydın kesimi, bu geri kalmış memleket aydınlarından ayıran başlıca vasıf, onlarda bitmez tükenmez bir öğrenme ve araştırma merakı olmasıdır. Memleketleri ileri götüren de işte bu unsurdur
#07.09.2011 11:28 0 0 0
  • Karar Vermede 6 Anahtar

    noimage


    1-Karar vermenin gerçek gücünü unutmayın:


    Tüm hayatınızı değiştirmek için her an kullanabileceğiniz bir araçtır o güç. Aslında hayatınızı değiştirmeye, o yeni kararı verdiğinizde başlıyorsunuz.


    Unutmayın ki bir kararın gerçek olup olmadığı yeni eylemlere geçmenizle ölçülebilir. Eğer eylem yoksa aslında karar vermemişsiniz demektir.

    2- Herhangi bir şeyi başarmanın en zor adımı; "adanmak" gerçek bir karar vermektir, bunu unutmayın:


    Kararlarınızı zekice verin ama çabuk verin. istatistiklerin gösterdiğine göre en başarılı insanlar kararlarını çabuk verebilmektedirler. Çünkü değer sistemleri kafalarında nettir ve hayatlarında ne istediklerini bilirler.


    Geçek anlamda bir karar verdiğinizde, o karardan eylem fışkırdığını anlarsınız. Karar verdiğin yerde dur, o kararı gerçekleştirmek için bir eylem yapmada oradan ayrılma.


    3- Sık sık kararlar verin:


    Ne kadar çok karar verirseniz karar vermede o kadar başarılı olursunuz. Kaslar çalışa çalışa güçlenir, karar verme kaslarınızda öyle. O gücünüzün bağlarını hemen şu anda çözüp, ertelemekte olduğunuz bazı kararlar verin. Bunun hayatınızda meydana getireceği heyecana ve enerjiye inanmayacaksınız.


    4-Kararlarınızdan ders alın:


    Ne yaparsanız yapın, bazen kötü kararlarda vereceksiniz. Böyle bir durumda dövünmeye başlamak yerine, bir şeyler öğrenin. Bunun iyi yanı neresi? Bundan ne öğrenebilirim ? diye sorun.


    Bu başarısızlık, belki de kılık değiştirmiş bir armağandır, çünkü onu gelecekte daha iyi kararlar verme işinde kullanabilirsiniz.


    5-Kararlarınıza bağlı kalın, ama yaklaşımlarınızda esnek olun:

    İnsanlar bazen hayatlarında ne istediklerine karar verirken, o anda bildikleri yolların en iyisini de birlikte seçerler, bir harita oluştururlar. Ama alternatif yollara açık olmazlar. Yaklaşımınızda katılaşmayın. Bir esneklik sanatı geliştirin.


    6-Karar vermekten zevk alın:


    Bir anda vereceğiniz bir kararın, hayatınızı ebediyen değiştirebileceğini bilin.


    Bu karar kuyrukta önünüzde duran insanla, uçakta yanınızda oturan kişiyle, bir sonra edeceğiniz ya da size gelecek telefonla ya da okuyacağınız kitapla ilgili olabileceği gibi, bazen bir sayfa çevirmekle sel kapaklarını açıverirsiniz. Hep bekleyip durduğunuz şeyler gelip yerine oturuverir.

#09.09.2011 07:40 0 0 0
  • Yaşamın Gözlerinin Derinliklerine Bakın


    Verdiğimiz birçok karar hayatımızdaki dönüm noktalarımızdır. Yaşam denen yolda bir kavşak çıkar karşımıza. Bir yol ayrımındayızdır. Bir karar verip birine sapmak ve devam etmek ihtiyacı duyarız. Ama öyle anlar vardır ki, bu yollar o kadar net ya da belirgin değildir. Korkularımız, kaygılarımız, endişelerimiz, kendimize olan inancımızın zayıflığı bir perde gibi iner gözlerimize. Kendimizi orada sıkıntı içinde ve çaresizce beklerken buluruz. Birilerinden yardım bekleriz. Ne yapmamız gerektiğini bize göstersinler diye... Ama çoğu zaman onlar bize bir yol gösterseler bile beklemeye devam ederiz. Birkaç mevsim geçer. Biz hala çelişkilerin dünyasında, o yol ayrımında takılıp kalmışızdır.
    Sonra bir şey olur. Kendimizi bir yolda buluruz. Karar verememiş, seçim yapamamış olmanın bizi tesadüfen sürüklediği bir yolda... Sonsuza dek o yol ayrımında bekleme lüksümüz yoktur. Şansa-kadere teslim olup yürümeye başlarız kararsızlığın bizim için yarattığı o yolda.
    Aradan yıllar geçer. Geriye dönüp bakarız. Korkularımızın, endişelerimizin bizi sürüklediği geçmişe İşte o anda bir sözcük dökülür hüzünle aralanmış dudaklarımızdan: "Keşke..."
    "Keşke o riski göze alsaydım...", "Keşke o zaman şimdiki aklım olsaydı...", "Keşke hayır diyebilseydim...", "Keşke onun sözünü dinleseydim...", "Keşke beklemek yerine o yola girseydim..."
    Yaşamda öyle anlar vardır ki, biz ne yaparsak yapalım sonucu değiştirme şansımız yoktur. Sevdiğimiz, canımızın parçasını kaybettiğimizde, onu geri getirmek bizim gücümüz dahilinde değildir. Yıllar sonra onun acısıyla yüreğimiz sızladığında; "Keşke yaşıyor olsaydı..." diye mırıldanırken buluruz kendimizi. Bu "Keşke..."ler değiştiremeyeceğimiz ve varlığını kabullenmek zorunda olduklarımızdır.
    Ama bizim elimizdeyken, bize bağlıyken yapmadıklarımızdan doğan "Keşke"lerimiz, kendimizi yaşamaya mahkum ettiklerimizdir. Onların varlığı bizim eserimizdir. Ve zihnimize zarar veren, bizi körelten, başka dönüm noktalarında yine kararsız kalmamıza, kendimizi güçsüz hissetmemize neden olan işte bu, kendi yarattığımız 'keşke'lerimizdir.
    Yaşamda yaptığımız ve yapmadığımız her şey birbirine bağlıdır. Öylesine iç içe geçmiştir ki, birbirlerinden beslenirler. Bugün veremediğimiz bir karar, yarın veremeyeceğimiz bir kararın habercisidir. Bugün korkularımıza yenik düşmemiz, yarın onların daha da büyümüş ve güçlenmiş olarak karşımıza çıkacağının göstergesidir. Bunun tersi de geçerlidir. Cesaret edip harekete geçtiğinizde, ileride karşınıza çıkan başka bir dönüm noktasında ondan güç alır ve kazanırsınız.

    Yaşam Sizi Takip Eder
    Yaşam bizi sürekli gözetir ve kollar. Bizi yakından takip eder. Pes etmeyip devam ettiğimizde ve bu cesaretin ışığını hep yanık tuttuğumuzda, yaşam da bize hak ettiklerimizi sunar. Eğer bir konuda harekete geçip kaybettiğinizi düşünüyorsanız, bu o işi başaramayacağınızdan değil, çözümü kaçırdığınızdandır.
    Will Smith'in başrolde oynadığı The Pursuit of Happyness (Umudunu Kaybetme), filmi umutları ve hayalleri uğruna yaşamın gözlerinin derinliklerine bakmaya cesaret eden bir adamın, Chris Gardner'ın gerçek hayat hikayesini anlatmaktadır. Yokluğun nasıl varlığa dönüştürülebileceğini, bir insanın kendine olan inancının sağlamlığının onu hayallerine nasıl kavuşturacağını anlatan bu filmi mutlaka izleyin. Beni filmde en çok etkileyen olaylardan biri de, pek çok insanın "Bu fırsatı kaçırdım, bu tren kaçtı" diyeceği durumlarda, Chris'in kaçtığı sanılan fırsattan yepyeni ve daha büyük bir fırsat yaratabilmesiydi.
    Gözlerinizdeki perdeyi kaldırıp, başınızı dik tutup, kararlılıkla yaşamın gözlerinin derinliklerine bakabilme cesaretine sahip olduğunuzda, hiçbir treni kaçırmazsınız. Mutlaka başka bir çıkış yolu bulursunuz.
    Yaşamın, onun gözlerine bakabilme, yüreğine dokunabilme cesaretine sahip olanlara sunmaya hazır olduğu sonsuz hediyeleri vardır. Yapmanız gerekense, o yol ayrımına geldiğinizde, sizi bekleyen bu hediyelere ulaşmak için gözlerinizdeki ışıkla önünüzü aydınlatmanızdır.


#10.09.2011 08:08 0 0 0
  • İnanmak Üstünlüktür

    Her gün doğuşu yeni hataların, devrilecek bambaşka çamların habercisidir. Hatalar, yanlışlar kaçınılmazdır. Ancak bu durum, söz konusu hatalarımızı sonsuza kadar yanımızda taşımak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Dersinizi aldınız mı? Aldıysanız hatalarınızı arkanızda bırakıp ilerlemeye bakın. Gözünüz her zaman ileride olsun ve bu arada da sizi olumsuz yönde etkileyebilecek seslere kulak asmayın.



    Bugün iyi bir şeyler yapabiliriz. Bugün iyi düşüncelere sahip olabiliriz. Bugün kendimizle ilgili güzel, sevindirici ve öğretici fikirler geliştirebiliriz. Kendi kendinize, bugün iyi şeyler düşüneceğim, deyin. Bu iyi düşünceler yüzünüzü kara çıkarmayacak, sizi de iyileştirecektir.



    Hepimiz, hayallerimizi ve hedeflediklerimizi gerçekleştirebilecek potansiyelde yaratıldık. Asıl mesele ise bunun farklına varabilmek. Hayatları boyunca kendi yeteneklerinden bihaber yaşayan ve bunların fark edilmeden, gün yüzüne çıkmadan yitip gitmelerine sebep olan çok sayıda insan var. Böyle bir insan kendi kendine şüpheyle yaklaşıyor, kendine inanıp güvenemiyor. Dolayısıyla da kimse ona inanmıyor. Ne kendisi, ne de çevresindekilerce tanınmayan, güvenilmeyen bir insan dünyaya gelmiş oluyor böylece.



    Siz Düşlerinize İhanet Ederseniz, Düşleriniz de Size İhanet Eder



    İnandığımız hayallerimiz, düşlerimiz ve ideallerimiz için mücadele verelim. Çünkü başarının gerçekleşme ihtimali, vermiş olduğumuz mücadele kadardır.



    Tutarlı insan, son hedefi ile günlük ve anlık çalışmaları arasında uyumlu olmalıdır. Yoksa maymun iştahlılık, insana zikzaklar çizdirir ve dönüp dolaşıp başladığı yerde alır soluğu. Her konuda bir şey bilmeye çalışmayın. Bir konuda çok şey bilin; asıl para eden budur. Konunuzun uzmanı siz olun.



    Günümüzde insanlar, etkin insan yerine edilgen ve yönlendirilen sürüler haline dönüştürülmüşlerdir. Yüreklerindeki ve beyinlerindeki inanılmaz potansiyeli kullanma ve ateşleme yerine, kendi üzerlerine ölü toprağı serpmişlerdir.



    Hayalleriniz En Büyük Sermayeniz



    Her koşulda ve her ortamda fizik ve beyin gücünün azamisini ortaya koyanlar, arada bir yenik düşseler de, büyük yarışı hiç bir zaman kaybetmezler.



    Ayağa kalmak, yeniden yola koyulmak için ümitleri, cesaretleri ve güçleri her zaman mevcuttur.



    Bilgi en değerli hammaddemizdir. Şirketlerin en büyük sermayeleri, bilgi, birikim ve deneyimleridir.



    Unutmayın, mal sahibi malını korumak zorundadır. Bilgi ise sahibini korur.



    Ne kadar düş kurarsanız, o kadar varsınız. Hayalleriniz en büyük sermayeniz. Başka bir ifadeyle ne kadar düş, o kadar para...



    Öz disiplininiz yüksek, sonuçlarınız yakın olsun...
#12.09.2011 08:23 0 0 0
  • Gelişimin Mihenk Taşları, Gelişim İnsanının Hünerleri

    Bireysel olarak gelişiminizde doğru yolda olup olmadığınızı, kendi davranış ve inançlarınızı aşağıdaki kriterlerle karşılaştırarak anlayabilirsiniz.

    Gelişen İnsanın İnanç ve Davranış Kriterleri

    < Bireysel gelişim yolcusu, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmaz; başkalarına kendisine davranılmasını istediği gibi davranır.
    < Bireysel manada gelişimine devam eden insan, şahsi ihtiyaçlarını karşılarken başkasının ihtiyacının karşılanmasına mani olmaz.
    < Gelişim adamı, şimdi ve gelecekte yakın çevresi ve faydası olabileceği çevrenin yükselmesi, gelecek nesillerin alçalmaması için bütün hayatı boyunca tüm gücüyle çalışır.
    < Gelişim adamı, kendisini geliştirebilecek her şeyin kendisi aracılığıyla diğer insanları da geliştirebileceğini bilir ve kendisiyle birlikte diğer insanları da bu şeylerden haberdar eder.
    < Gelişmiş insan herkese karşı adil olur.
    < Hiç kimseden takdir ve teşekkür beklemeyen gelişim yolcusu için gelişimin verdiği haz, bu gelişimden elde ettiği güçle diğer insanlara rehber olabileceğini bilmesi en büyük takdirdir.
    < Bireysel gelişim savaşçısı, kendisine yapılan övgülerle şımarmaz, eleştirilere savaş ilanıymış gibi yaklaşmaz.
    < Gelişimini sürdüren insan, başkaları hakkında kötü düşünce ve davranışlarda bulunmaz, olumlu duygu ve düşüncelerle hareket eder.
    < Gelişim adamı, kendi çıkarları için başkalarından gayri meşru şekilde istifade etmez.
    < Gelişmiş insan cömert ve yardım sever olur.
    < Bu yolculuğun seyyahları, bir konuyu derinlemesine anlamadan o konu hakkında hüküm vermez.
    < Bireysel gelişim insanı, başkalarının zaaflarını kötüye kullanmaz.
    < Bireysel gelişimini sürdüren insan başkalarının başarısızlıklarıyla alay etmez.
    < Gelişen insan, tercihlerinin ve davranışlarının sonuçlarına büyük bir cesaretle katlanır, sorumluluğunu üstlenir. Korkakça davranarak bu sonuçlardan kaçmaz.
    < Gelişmiş insan, iki yüzlülük, yalan ve aldatma davranışlarından uzak durur.
    < Gelişimin yılmaz yolcusu, konuştuklarına dikkat eder; hiç kimseye iftira atmaz, kötü konuşmaz. Bir şikayeti varsa bu şikayetini başkalarına açmadan önce şikayetçi olduğu kimseye açıkça söyleyerek çözüm arar.
    < Gelişmiş insan, yerinde ve doğru olmayan davranışları kendinden uzaklaştırır.
    < Gelişmiş insan alçak gönüllü olur.
    < Gelişmiş insanın tek amacı bir şeyi iyi yapmaktır.
    < Gelişmiş insan, bilgiye saygılı olur.
    < Gelişen insan, bilhassa aile fertlerine olmak üzere herkese nazik ve terbiyeli davranır.
    < Gelişim yolculuğuna çıkan insanın dostluğu, sevgisi karşılıksız olur. Fakat dost olmadan önce bu kişinin dostluğa layık olup olmadığını iyice anlamaya çalışır.
    < Gelişim yolcusu cesur olur. Başarı ve başarısızlık her zaman yaşanabilir. Gelişen insanın başarıdan gözü kamaşmaz, başarısızlıktan yılmayan bir tutum geliştirir.
    < Gelişmiş insan intikam duygularından arınmıştır.

    Bireysel Gelişim Yolcularına Birkaç Tavsiye...

    < Hayatınızda meydana gelen hiçbir şeye şaşırmayın.
    < Hayatınızın kötü anlarında bile iyimser olun ve olumlu bakış açınızı kaybetmeyin.
    < Hayatınızdaki en yüce değerin ne olduğunu keşfedin ve bu değeri yüceltin.
    < Ailenize sahip çıkın ve aile bağlarının büyük bir güç olduğunu unutmayın.
    < Birlikte hareket ederek ortaya iyi bir şeyler koyabileceğiniz kişilerle çalışın.
    < İletişimin gerçek bir erdem olduğunu unutmayın.
    < Karamsar ve isyankar duygularınızın sizin hayata küstürebileceğini unutmayın.
    < Tatlı sözlü ve güleryüzlü olun ve bu iki şeyin insanları kazanmada baş rol oynadığınıu unutmayın.
    < Hayatınız için paranın amaç değil araç olduğunu unutmayın.
    < Deneme cesaretinizi ve mücadeleciliğinizi kaybetmediğiniz sürece başaramayacağınız hiçbir şey olmadığını unutmayın.
    < Öğrendiklerinizi paylaşın ve bu erdemli davranışın insanlar arasında da yayılmasına gayret gösterin.
    < Anne-babanızın ve kardeşlerinizin değerini bilin.
    < Etrafınızdaki dalkavukların zor günlerinizde sizi yalnız bırakacağını unutmayın ve bu tür kişilerden şimdiden kurtulun.
    < İşinizi sevin, sevemiyorsanız sevebileceğiniz bir iş bulun. Çünkü sevmediğiniz bir işi yaparak mutluluğunuzu artıramazsanız.
    < İlerleyen yaşınızın tecrübelerinizi de arttırdığını ve sizi olgunlaştırdığını unutmayın. Zorlukların sizi öldürmediği sürece geliştirici ve öğretici etkiler yaptığını unutmayın.
    < Kendinizi suçlamayı ve kendinize acımayı bırakın; hayatı yeniden keşfedin.
    < Hayat için aradığınız güç kendi içinizdedir. Onu başka yerde aramayın.
    < Hatalarınız için kendinizi suçlamayın, hatalarınızdan ders alın ve edindiğiniz tecrübelerle ilerleyin.
    < "Hayır!" demekten korkmayın.
    < Allah'a inancınızı kaybetmeyin, dualarınız manevi gücünüzdür.
    < İbadetlerinizi aksatmayın; tevekkülle hareket edin.
    < Size zarar veren insanlardan uzak durun.
    < Hayatın bir gölge oyunu olmadığını ve gerçek karakterin siz olduğunuzu unutmayın.

    Yaşamınızdaki Öncelikler ve Cevaplamanız Gereken Sorular

    < Nasıl bir yaşam sürdürdüğünüzü düşünüyorsunuz? Önceliklerinizi neye göre belirliyorsunuz? Öncelik verdiğiniz konular gerçekten öncelikli olmayı hakediyorlar mı?
    < Yaşam göreceli olarak kısa ve sınırlı, bu daha da kısalacak olsa yaşantınızda neleri değiştirirdiniz?
    < İnsanların çeşitli nedenlerle ayrıldığına tanık olduğunuz yaşamda siz zamanınızı yeterince değerlendirebiliyor musunuz?
    < Ne kadar yaratıcı ve yenilikçisiniz?
    < Kendi değerlerinizle, önceliklerinizle oluşturduğunuz hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?
    < İnsanın en büyük projesi kendi yaşamıdır. Siz projenizde istediğiniz sonuçlara ne ölçüde ulaşıyorsunuz?
    < Yapmayı hayal ederek, yarının ve sonrasının bizimle var olacağından emin olarak, tembelliğin ve bu düşüncelerin bulanıklaştırdığı yaşamda daha ne kadar erteleme yapacaksınız?
    Bu inanç ve davranış kriterleri, tavsiyeler ve sorular ancak hayata geçirilirse gerçek değerlerine kavuşur ve insanı "hiçlik" mertebesine ulaştırır. Zira insan geliştikçe bilgeleşir, bilgeleştikçe de derin bir hiçliğe doğru gider ve bu hiçlikte asıl insanlık mertebesine ulaşır.

#14.09.2011 08:18 0 0 0
  • Hayatın havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim


    Bu toplar;


    1. İşimiz,


    2. Sevdiğimiz,


    3. Sağlığımız,


    4. Dostluklarımız ve


    5. Benliğimizdir.



    Bu 5 top içinde bir tek 'işimiz' lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapılmıştır. Düşerse kırılır yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız.Oysa hepimiz o ilk lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz? '




    Can Dündar
#15.09.2011 08:00 0 0 0
  • Önerilen Başarı Modeli: İkarus'un Tutkusu,Daidalos'un Tekniği,Thesseus'un Cesareti!

    noimage



    - Burada amaçlnan İkarus'un tutkusu,Daidalos'un tekniği ile Thesseus'un cesaretini bir araya getirmektir.Büyük ve aşarılı bir hayat için,önce İkarus gibi tutkulu ve büyük hayaller kurmak,sonra Daidalos gibi gerçekleştirme araçlarını ve planını üretmek,en sonunda da Thesseus gibi cesaurca mücadele edip sonuç almak gerekir.


    - İkarus'un tutkulu kalbini,Daidalos'un teknik beynini,Thesseus'un cesur bileğini aynı kişililkte birleştirmiş birinin sırtını kim yerine getirebilir ki?


    - Burada üç anahtar kelime vardır: Tutku,teknik ve cesaret! Bu üç kelime kilit başarı faktörleridir.


    - Teknik,kişinin bilgisi ve donanımıdır.Tutku,güçlü bir isteği ifade eder.Cesaret ise kendine güvenerek ileri atılmaktı.Bilgi cesaretin aklıdır,cesaret aklın provokatörü.Tutku ise başarının yakıtıdır.


    - Başarı ile ilgili en büyük sorun,bu üç şeyin çoğu kez aynı kişide bir araya gelmemiş olmasıdır.Çoğu bilgili cesur değildir,çoğu cesur ise bilgili olmayı küçümser.Bazı tutkulular bilgili değildir,çok donanımlı bazı kişiler ise tembeldir.


    - Donanım ile cesaret de çoğu kez aynı kişide aynı oranda birleşmez.İkarus'un cesareti donanımından daha güçlüydü,Daidalos'un ise donanımı cesaretinden.Kurbanların donanımı da cesareti de yeterince yoktu.Thesseus hem ''hedefinin gerektirdiği kadar'' donanıma sahipti hem de düşmanından korkmayacak kadar cesarette.


    - Başarıya yürüyen bir insanın bir bacağı donanım ise,diğeri de cesarettir.İnsan donanımsız olursa üzerine bastığı bacağı kendisini taşıyamaz,cesur olmazsa diğer ayağını bir adım ileri atamaz.Tutku ise içteki ilerleme isteğidir.Tutku yoksa,kişi olduğu yerde atalet halinde kalacağı için,cesaret de donanım da bir işe yaramayacaktır.
#16.09.2011 08:37 0 0 0
  • Gelişime açıkmısınız?

    İş alanında kendinizi geliştirmek vakit harcıyor musunuz yoksa bildiklerinizle mi yetiniyorsunuz?

    Gitgide küçülen dünyamızda her şey birbiri ile bağlantılı. Uzmanlar, bir şirketin iş problemlerini doğru anlayabilmek için o şirketin dünya üzerindeki pozisyonunun da anlaşılması gerektiğini söylüyor.

    Olup bitenlerden haberdar, bilgili ve araştırmacı bir tavırla görüşmeye gelmiş kişinin diğer adaylara göre daha fazla tercih edildiği aşikâr. Ekonomi, iş dünyası ve siyasetle ilgili gazete ve dergileri takip etmek çok önemli.

    1. Daha çok okuyun

    Okumak, gerçek dünyayla iletişiminizi ve kendinizi güncellemenizi sağlar. Dünyayla olan bağlantınızı koparmamak, iş görüşmelerinde size çok yardımcı olacaktır. İş görüşmesinin en önemli unsurlarından birisi iletişim ve bunu yapmanın en iyi yolu da insanların ortak bilgi ve ilgisinin neler olduğunu bulmak. Bunu yaptığınız sürece görüşmeci ile kendi ilgi ve bilginiz oranında ortak bir iletişim noktası yakalama şansına sahip olursunuz.

    2. Meraklı olun

    Bir iş görüşmesinde bilmediğiniz bir kelimeyle karşılaştınız mı? Meraklı olmanın tam zamanı. Internet, öğrenmek için en pratik kaynak.

    3. İletişim becerilerinizle ilgili pratik yapın

    Günlük hayatta, kendinizi iletişim kabiliyeti isteyen davranışlara zorlayarak pratik yapabilirsiniz. Mesela topluluk içinde konuşmaya gönüllü olduğunuz sürece iş görüşmesinde de muhtemelen kendinizi daha rahat hissedeceksiniz. İletişim dersleri de alabilirsiniz. Önemli bir nokta şu; bir şeyi çok rahat yapmak, o şeyi iyi ve doğru yapmak anlamına gelmiyor. Bir aile üyesi veya arkadaşla temsilî bir iş görüşmesi yapmak ve mümkünse bunu videoya kaydedip izlemek de yararlı olabilir.

    4. Diğerlerini gözlemleyin

    Mutlaka iletişim becerisi çok iyi olan tanıdığınız vardır. Onları dikkatlice gözlemleyin. Onları farklı kılan ne? Seslerini nasıl kullandıkları mı? Veya ellerini? Ya da sözcüklerini? En iyi iletişim kuranların güzel hikâye anlatanlar olduğunu söyleyenler var. Bu yüzden bir dahaki sefere iyi bir hikaye dinlediğinizde onu iyi yapanın ne olduğunu analiz edin ve bunları gelecek seferki iş görüşmesinde uygulayın. Tam tersi, neyin insanları etkisiz iletişimciler haline getirdiğini bulun.

    5. Kendinizi gözlemleyin

    Kariyere en büyük zararı veren, nasıl davranılması gerektiğinin bilinmemesi. Mesela birinin sizden rahatsız olduğunu düşünüyorsanız nedenini bulmaya çalışın. Fark etmeden yanlış anlaşılmış olabilirsiniz. İnsanların sizi nasıl algıladığını anlamaya çalışın. Kendinizi nasıl ifade ettiğinize dair geri bildirim yapın. İnsanların hakkınızda doğru ve güvenilir bir tepki verebilmesi için yollar bulmaya çalışıp, verdikleri cevabın sizin için önemli olduğunu belirtin.
#22.09.2011 08:24 0 0 0
  • Oyun Oynamak GÜZELDİR

    Hatta içinizden biri "zaten sana hep bunu yaptılar" diye başlar söylenmeye.
    Peki ya, "GÜZELLİKLERİ BUL" dediğinizde ne olur dersiniz? Neler, bulur size?
    Başka güzellikler diye tekrarlamaya devam edin, siz bile şaşırır kalırsınız...
    Ben hep güzellikleri soruyorum, aldığım cevaplar ise inanılmaz güzel, uyanıp, canlanıyorsunuz. Sorunlar karşısında ilginç çözümler yaratma yeteneğiniz gelişiyor.
    Aklın yolu bir diyenlere yüreğin bin yolunu gösterecek seçenekler sunabiliyorsunuz.
    Dışarıdaki maniplasyonlara karşıda güçlü oluyorsunuz. Her şey çok güzel yada olması gerektiği gibi olmayabilir. Oyunlar gerçeküstü kurgulamalardır...
    Bu kurgulamalar ne kadar çok tekrarlanırsa hayatın gerçekleri olup çıkarlar. Sonuçta, hayat dediğimiz de bir oyun değil mi?
    Benim oyunumun senaryosunda, mizah olmalı, duygu olmalı, bilincin sonsuzluğunda yolculuk olmalı, aklın halleri bazen külahları değişmeli...
    Kendi adınıza iç açıcı şeyler görmekte zorlansanız da, her karşılaştığınız kimseye güzel şeylerden bahsedin onların sahip olduğu güzelliklere ayna tutun. Evren verilene aynı şekilde karşılık verdiği için mutlu ederek, mutlu olma sanatına sahip olursunuz.
    Yolda, durak ta, ofiste birilerini şaşırtacak kadar hoşgörülü olun, anlayışlı olun bakalım ne olacak? Her gün gittiğiniz yolu değiştirin, her zaman fantezi olarak düşlediğiniz bir şey için atılım yapın..
    Sorgulamaksızın "BİR DİLEK TUTUN" Bu dileği yüreğinizden safça ve yoğun bir şekilde geçirin. Ve, dilek balonunuzu evrene salıverin gitsin...
    Er ya da geç, kelebek etkisi gibi görünen enerjinin kuantum fizik gereği neler yaptığına tanık olacaksınız. Enerjiniz pozitifse güzel sürprizlere hazır olun...
    Artık seçim size kalıyor, olumlu-pozitif enerjiyi mi seçersiniz yoksa endişeli-negatif olanı mı?
    Haydi, olumlu-pozitif bir oyunun başrol oyuncusu olalım. Oyunun adını herkes kendi koysun...
    Işığınız bol, yolunuz açık olsun..
#24.09.2011 08:22 0 0 0
  • 60 Saniyede Moral Depola

    Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.

    "Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.

    PANİKTEN UZAK DURUN

    Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.

    BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ

    "Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars''''ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.

    Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca ''''Beyaz atlı takdir prensi''''nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla ''''Merhaba'''' diyelim"

    KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN

    Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, ''''Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için'''' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.

    ŞIMARMAK HAKKINIZ

    Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi''''nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:

    "Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım."

    KENDİNİZİ BEĞENİN

    Muradi''''ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. ''''Saçların çok parlak'''' veya ''''Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı'''' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum."

    AYNAYA BAKMA ZAMANI

    Pamuk Prenses''''in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.
#26.09.2011 08:50 0 0 0
  • balıkmısın,karınca mı ya da su?


    "Akıntılı sularda karıncaları yiyen balıklara rastlarsınız ve Sular çekildiğinde balıkları yiyen karıncalara."
    Roller öylesine değişken ki, bir misyon üstlenmek imkansız neredeyse. Bir bilen var mıdır yarının neler getireceğini?? Hangi umutlarla başlayacak gün ve hangi düş kırıklarıyla inecek akşam? Hayat dediğimiz şu derya var ya, hani hiç bitmeyecek sandığımız, hani kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapadığımız, duymadığımız, görmediğimiz şu upuzun ve kısacık hayat, aslında bir soluktan ibaret, yani bir soluk kadar uzun ve bir o kadar da kısa. Ne garip bir çelişkidir bu böyle. Adı yok, rengi yok, ırkı yok, dini yok.Aslında adı "çığlık" bunun. Derin, acı ve sancılı bir çığlık. Hani duymaktan kaçındığımız, hani adımlarımızı umarsızca aşırıp bir başka boyuta, ardımıza dönüp bakamayacak kadar yüreğimizi titreten, her gün ve her an duyduğumuz yüzlerce çığlıktan sadece biri.. Gün bitmek üzere. Yarına görerek ve duyarak başlamak mümkün, yarın yeni bir çığlık duymadan.. NASIL MI??

    1Her gün evden çıktığınızda yada geri döndüğünüzde evinize, arşınladığınız yol boyu karşılaştığınız çocuklar var, kimsesiz, sahipsiz, iki büklüm çocuklar, hani şu sokak çocukları. Tutuverin birinin elinden, karnını doyurun yada giydirin veya banyosunu yaptırın o da olmuyorsa saçını kestirip yıkatın, hiçbirini yapamıyorsanız sevin, sıcak ve içten bir gülümseme bile yeter çoğu kez.
    2Otobüsle yolculuk yapıyorsanız ve oturacak bir yer bulabilmişseniz bu iyi bir şans ama mümkünse yanı başınızda ayakta yolculuk yapan yaşlı insanlara yada hamile bayanlara yer verin. Kendinizi ve yakınlarınızı sınayın. Bugün siz onlara, yarın bir başkası size.
    3Kim olduğunun önemi yok, aldığınız simidi alım gücü olmayan biriyle paylaşın, en azından deneyin.
    4Kırdığınız, üzdüğünüz ve canını acıttığınız insanları düşünün, ulaşma imkanınız varsa özür dileyip gönlünü alın. Özür insanın Erdemidir. Ertelemeyin, zaman yetmeyebilir.
    5Alışveriş yapacaksınız. Bir parçada satın alamayan arkadaşınıza, komşunuza veya varlığından haberdar olduğunuz bir yoksula alın.
    6Uzun zamandır ihmal ettiğiniz bir sevdiğinizin yada dostunuzun kapısını tıklayın. Hatırlandığını anımsatın ve hatırlayacak kadar değer verdiğinizi.
    7Boşluktaki insanlara yaklaşmaya çalışın, dinleyin, paylaşın. Anlatın, eleştirin ama incitmemeye özen gösterin. Bağlarını koparan insanları hayata bağlayan çok az şey vardır. Siz bu bağlardan biri olun.
    8Uyuşturucu, içki, kumar ve çarpık ilişkilerden uzak durun. Kendinize, ailenize, sevenlerinize ve çevrenize karşı sorumluluklarınızı hatırlayın ve sizi onlardan uzaklaştıracak illetlerden sakının. Her şey bir ilk'le başlar, denemeyin bile.
    9Evinizden dargın ayrılmayın. Eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız, kardeşleriniz. Hayat onlarla güzel.
    10Aşk, yaşam ve ölüm arasındaki hassas köprüdür. Yaşayan bir ölü yaratmayın. Size tutkulu olan insana ani manevralarla sırtınızı dönmeyin ve tutkulu olduğunuz insanı size ani manevralarla sırtını dönecek kadar yıpratmayın.
    11Yürüyün, koşun, dans edin ama bedeninizi tembelliğe mahkum etmeyin. Fastfood türü yiyecekler tercih etmeyin, kırmızı et, yağlı ve tuzlu yemeklerden fazla tüketmeyin. Kalp vücudun aynasıdır. Ona iyi bakın. Kalp ameliyatlarının insan doğramaktan farkı yok. Hastalıklarınızı küçümsemeyin.
    12Abartısız ve doğal olun. Olduğunuz gibi, bu en güzel haliniz. Yargılamayın ve hor görmeyin. Üstünlük savaşlarınız ağır yenilgiler almanıza neden olabilir.
    13Konuşmanız gerektiğinde susmayın ve susmanız gerektiğinde konuşmayın. Dili terbiye etmek zordur ama imkansız değildir.
    14Dürüstlük altın bileziktir, kolunuza takın ve asla çıkarmayın.
    15En büyük yatırımınızı insan'a ve sevgi'ye yapın. Bu bazı zamanlar canınızı acıtacak olsa da unutmayın değer kaybetmeyen yatırımlarınız var. Evet hayat çok kısa ve bir o kadarda uzun. Ama gel gelelim ki, şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdi hayat..
#27.09.2011 08:19 0 0 0
  • Mutlu Olmak İçin Neyiniz Var, Neyiniz Yok?


    noimage




    Bir düşünün; insanlar her sabah değil de senede bir kez doğan bir güneşe sahip olsalardı! O günün doğuşunu görmek için kim bilir ne kadar para ve zaman harcarlardı. Oysa, güneş her gün bizim için hiçbir karşılık beklemeden doğuyor ve bizler bu güzelliğin, bu nimetin değerini sahip olduğumuz pek çok şey gibi görmezden gelerek yaşıyoruz. Kısacası, mutlu olmak için çok şeyimiz var. Sadece baktığımız noktada bu değerleri görmemiz gerekiyor. Değerlerin farkına varabilmek, mutlu olabilmek için birkaç tavsiyemiz var:

    < Her yeni güne yüzünüzde kocaman bir tebessümle başlayın.
    < Sahip olduğunuz beden ve ruhun sağlıklı olmasının şükrünü yaşayın.
    < Gün boyunca size tebessüm eden insanların farkına varın.
    < Gülümseyenler olmasa bile siz o güzel tebessümünüzle onları şaşırtın.
    < İnsanların çirkin ya da lüzumsuz davranışlarına karşılık vermek yerine onların verebileceği olumsuzluklardan uzak durun.
    < Güzel bakmanın temelinin 'bağışlamak' olduğunu unutmayın.
    < Sahip olmadıklarınıza yakınmak yerine, sahip olduklarınızla mutlu olmaya çalışın.
    < Sevginizi ve saygınızı karşılık beklemeden sunun.
    < Ve gününüzü yaşadığınız ya da yaşamayı umduğunuz güzellikleri hayal ederek noktalayın.
#28.09.2011 07:59 0 0 0
  • Sizin Yolunuzu Sizden Başkası Açamaz
    noimage noimage

    Hayatta kimin ne kadar yaşayacağı bilinmez şüphesiz. Süresi ne kadar olursa olsun anlamlı yaşamak en güzeli. Hep başarılı ve mutlu kalmak tüm gönüllerin istediği...
    Yaşanılan yıllar anlamlı gelmediğinde yürekle beden geride kalan yıllara, çocukluklarına dönmek için derin 'ah'lar çekerler.
    Kimisi yaptığı hataları düzeltmek için en başa dönmek ister. Kimisi çocuklar gibi neşeyle dolmak, hayatın tadına tekrar varabilmek için...
    Bazıları da çocukların en güzel özelliklerinden biri olan korkusuz, çelişkilerden uzak yaşamak için çocukluğuna dönmek ister.
    Çocuklukta sorunlar daha bir hafiftir, çözümlenmesi daha bir kolaydır sanki. Çocukluktan çıkıp da yaş ilerledikçe dertler de büyük gelir insanoğluna. Yaşadıkları karşısında kendini güçsüz hisseder. Sorunlarının çözümünde hiç yol alamadığını, karşısındaki duvarları yıkamadığını düşünür.
    Bazen gerçekten gücünün sınırında sınavlara tabidir, bazen de üstesinden kolaylıkla geleceği sınavlara...
    Bedene ve ruha ağır geleceği düşünülen zorluklar kolaylıkla aşılırken bazen çok basit olayların üstesinden gelinemediği görülür. Kişi kendisiyle yapmış olduğu iç savaşta sorunu gözünde öylesine büyük hale getirir ki, çözülmesi çok zor bir hal alır. Sorunun aşılamaz olduğuna kendini şartlandırır.
    Öğrenciliğimi hatırlıyorum da; üniversitede fizikokimya dersini ikinci alışımda vermiştim. Birinci alışımda kitabın yüzüne bile bakmamıştım; çünkü herkes bu sınavı tek seferde kimsenin başaramayacağını, dersin çok zor, öğretmeninin de notunun çok kıt olduğunu söylemişti. Dolayısıyla kendimi önceden şartlandırmıştım başarısız olmaya. Dersi ikinci kez aldığımda, tüm moralimi toplamış, bu sınavı vermem gerektiğine inanarak masanın başına oturduğumda aslında hiç de zor olmadığını görmüştüm.

    Siz ve İstekleriniz Arasındaki Engel
    İşte size sorunlardan önce kendinizi yenmeniz gerektiğini anlatan bir hikaye:
    Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip tam su içerken kaçması dikkatini çeker. Köpek susamıştır ama gölete her gelişinde sudaki yansımasını görüp korkar ve suyu içmeden kaçar. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge şöyle düşünür: "Bir insanın istedikleri ile arasındaki en büyük engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. İnsan bunları aşarsa, isteklerini elde edebilir."
    Konuyla ilgili örneklerin sayısını artırabilirsiniz...
    Başarısız olmaktan korktuğu için iş dünyasında atılım yapamayan insanlar,
    Sevmeyi çok isteyip de sevmekten korkan insanlar,
    Çok gülerse ağlayacağından korkan insanlar...
    Birçoğu sorunlarını kendileri büyütmekte, onları aşılmaz bir duvar haline getirmekte... Sorunlarınızın omzunuza kocaman bir yük gibi çökmesini istemiyorsanız önce kendinizi yenmeyi, kendinize güvenmeyi deneyin.
    Unutmayın her zorluğa iki kolaylık verilmiştir.
    Kalp bile çalışırken önce sıkar sonra genişletir.
#29.09.2011 07:49 0 0 0
  • Mutluluk Faturaları

    Faturalarını ödeyebiliyorsan
    Bir işin var demektir...

    Pantolonun biraz sıkıyorsa
    Aç kalmıyorsun demektir...

    Gölgen seni izliyorsa
    Güneş ışığını görüyorsun demektir...

    Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan
    Yürüyebiliyorsun demektir...

    Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan
    Konuşma özgürlüğün var demektir...

    Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan
    Duyuyorsun demektir...

    Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa
    bir evde yasiyorsun demektir...

    Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa
    Isınıyorsun demektir...

    Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa
    Yığınla giyeceğin var demektir...

    Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa
    Yaşıyorsun demektir...

    Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa
    O gün üretici olmuşsun demektir...

    VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN!

    MUTLUSUN DEMEKTİR



    MUTLULUK...

    Sorunsuz bir yaşam değil,

    Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir...
#01.10.2011 08:23 0 0 0