Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda
Göz, Dil Ve Gönül
Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül'e Hâkimiyet Daha Güç
Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan
Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek
Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi
İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı
Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An'a Karşı
Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor,
İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok
Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan,
Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi,
Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki
Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı Yaşanmış An'ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü
Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta
Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana Bunu Düşün Sükût Et Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında
Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir ...
Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin,
Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin
Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek
Yok, Öyle Yağma
Kalbini Açık Tutacaksın Hayata
Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç
Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar
Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük
Bir Bardak Çay Gibi Ömür
Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar ..
Gözlerimizi açar açmaz müthiş bir kaosun içinde buluyoruz kendimizi. Hızlı adımlarla yanımızdan geçen yüzlerce insanın görüntüsü, her tarafta günlük hayatımızdan aşina olduğumuz iç gıcıklayıcı sesler ve içimizde kopup giden fırtınalı duygularımız. Gördüklerimiz, duyduklarımız ve hissettiklerimiz düşünce ve davranışlarımızı etkilerken çevremizdeki diğer insanlarla anlaşmak içinde aynı algılarımızı kullanıyoruz. Peki aynı toplumun bireyleri olarak hala en basit nedenlerden dolayı neden anlaşamıyoruz yada en ufak şeylerden dolayı neden tartışıyoruz?
Kendimizi ifade ederken o anki psikolojimize göre kelimeler ağzımızdan dökülüverir. Uzun yada kısa konuşmuş olalım karşımızdaki kişi yada kişiler çoğu zaman ne anlatmak istediğimizi tam anlayamaz. Aynı şekilde biz de karşımızdaki kişinin konuşmalarını dinlerken belirli bir süre sonra dikkatimizi kaybederiz. Karşımızdaki kişinin konuşmasını beden dilini kullanarak zenginleştirmesi , ses tonundaki vurgulamalara dikkat etmesi ve bizlere aktardığı düşüncelerin kendisinde uyandırdığı hisleri belli etmesi gibi etkenler dinleyicilerin odaklanmasını daha da arttırmaktadır. Bu faktörlere aldırış etmeksizin yapılan konuşmaların dinleyici üzerinde etkisi ve dinlenme oranı çok az olacaktır.
Yapılan araştırmalar doğrultusunda insanların kendini ifade ederken ve çevresini anlamak için kullandığı 3 etken ( Görsel , İşitsel, Duygusal ) vardır. Bunlardan birincisi Görsel'dir. Çevremizde gördüğümüz herşeyin bizim için ifade ettiği tanımlardır. Mesela ; Cadde kenarında yürürken çok sevdiğiniz bir araba markasını gördüğünüzü düşünün. Arabayı görür görmez , renginden, arabanın keskin kıvrımlarından, jantlarından, trafikte ne kadar karizmatik durduğunu görmek gibi etkenler sizi daha da çok büyüler. Çünkü görsel olarak anlayan birisi iseniz , gördüklerinizin size ifade ettiği anlamı ne bir başkası size anlatabilir ne de o anki duygularınız bunu dile getirebilir.
Görsel olan kişilerin kendini ifade ettiklerinde kullandığı kelimelere de dikkat etmeniz gerekir. Çok fazla konuşmak yada sizin çok fazla düşünmenize yer vermeyecek şekilde sadece nesnelerin kendisini yada resmini gösterek anlamanızı beklerler. Görsel olarak anlayan bir kişi için boş ve çamurlu bir arsaya baktığında ileride buraya kurulacak İş Merkezini hayalinde canlandırabilir ve onu görüyormuşcasına odaklanabilir. Kullandığı kelimeler ile tanımladığı nesneyi dış hatları ile tarif etmekten ileri gitmez.
İşitsel olarak kendini ifade eden ve anlayan insanlar için ise örnek olarak ; Bu kişinin çok sevilen bir sanatçının konserine gittiğini ve bu olayı size anlattığını düşünelim. Sanatçının fiziksel özelliklerini, giydiği kıyafeti , konser verdiği yerle ilgili özellikleri vb.. gibi şeyleri görünenden daha farklı olarak kendi açıklamaları ile anlatıyorsa işitsel olarak kendini ifade eden birisi diyebiliriz. Bu gibi kişiler için konserin resimlerini yada videosunu izlerken bile sürekli açıklama yaparak kendi düşüncelerini aktarmaya çalıştığını gözlemleyebilirsiniz. Başka bir örnek olarak ; Satın almayı düşündüğümüz bir ürün için mağazaya gittiğimizi düşünelim. Ürün karşımızda ve satıcı kişi yanımıza gelerek aynı ürünün görünen yanlarını anlatıyor. Anlatılanları dinledikçe ürün daha çok hoşumuza gidiyorsa demekki bu ürünü sadece görsel olarak görmek bizi pek etkilememiştir. Satıcının bize anlatması sonucu ürünü ve işlevini daha iyi anlamış oluyoruz.
Son olarak duygusal anlamda kendini ifade eden ve anlayan kişiler için belirleyici etkenlere örnek verelim. Bu kişinin çalıştığı işyerinde personel çıkartılacağını haber aldığını düşünelim. Duyduğu haberin aslı olup olmadığını netleştirmeden hemen işsiz kaldığını ve ileride onu çok zor günlerin beklediğini düşünerek paniğe kapılan birisi gibi düşünebiliriz. Kendisine anlatılan olayların etkisinde kalarak eski anılarına sürekli kaymalar yaşayan yada (evham yaparak ) olmamış olayları hemen kafasında kurgulayabilen ve gördüğü her türlü davranışın kendisinde uyandırdığı hislere göre hareket eden kişilerdir. Bu grupta yer alan kimselere kendinizi ifade ederken onlara göstereceğiniz görseller, anlatım yaparken kullanacağınız kelimeleri özenli olarak seçmeniz sunumunuzun % 50 sini oluşturacaktır. Önemli olan bu kişinin kendini güvende hissedeceği, memnun olacağı , pişmanlık duymayacağı gibi olumlu yönde duygusal oldaklı sonuçları hedefleyerek hareket etmemiz gerekmektedir.
Şimdiye kadar kendimizi birçok insana ifade ettik ama düşündüğümüzden çok daha az etkileyici olduğumuzun farkındayız. İnsanlara düşüncelerimizi dayatmak tabiki doğru olmayacaktır. Burada başarmak istediğimiz kendimizi karşımızdakinin anlayacağı şekilde ifade etmeyi öğrenmektir. Bir topluluğa konuştuğunuz esnada anlatılan faktörlerin hemen hemen hepsini kullanacak ve insanların dikkatlerini dağıtmadan daha uzun süre odak noktası kalabileceksiniz.
Sesinizin tonu çok yüksek çıktığı için de ilgi odağı olabilirsiniz ama sustuktan sonra kimse ne dediğinizi bile hatırlamayacaktır. En yakınınız olsun yada ilk defa tanıştığınız birisi olsun öncelikle onun kullandığı kelimelere dikkat ederek kendini ifade etme ve anlama şeklini tanımlayın. Daha sonra sizde buna paralel düşünerek konuşmanızı sürdürün. Gerçekten birşeyleri değiştireceğinize inanın. Farkındalığınız bu dakikadan itibaren sizinle.
İnsanları bildiklerini uygulamaya geçirme şekillerine göre 4 gruba ayrılırlar.
1.Bilen ve yapanlar
2.Bilen ama yapmayanlar
3.Yapan ama bilmeyenler
4.Yapmayan ve bilmeyenler.
Bilen ve yapanlara "bilinçli başarmış kişi" diyebiliriz.
Bilen ama yapmayanlar ise tipik "ataletli" insanlardır.
Yapan ama bilmeyenler ise harala gürele birşeyler başarmaya çalışan kesimdir.
Yapmayan ve bilmeyenlere ise başarısız insan sınıfını oluşturuyor.
Başarı bazı soruları sürekli kendine sormakla başlar!
Kendi kişisel başarınız için cevabını düşünmeniz gereken bazı sorular:
•Böyle giderse 10 yıl sonra nasıl bir hayat yaşıyor olacaksınız?
•Başaracağınızı kesin olarak bilseydiniz yarından itibaren neler yapardınız?
•Kendiniz için istediklerinize sahip olmaya değer misiniz?
•Neyi şu anda yaptığınızdan daha iyi yapabilirsiniz?
•Bütün rüyalarınızı gerçekleştirmiş olsaydınız neler hissederdiniz?
•Başarı ve mutluluk sizin de hakkınız mı?
Cevabınız evet ise neyi bekliyorsunuz?
Önemli bir savaş sırasında Japon bir komutan askerlerinin sayısının düşmanlarınkine kıyasla çok daha az olmasına rağmen saldırıya geçmeye karar verir. Ordusunun kazanacağına olan güveni tamdır. Ancak, askerleri zafer konusunda oldukça kaygılıdır. Savaş alanına doğru ilerlerken, yol kenarındaki bir tapınakta durup hep birlikte dua ederler. Daha sonra komutan cebinden bozuk para çıkararak -Şimdi yazı-tura atacağız. Eğer tura gelirse, biz kazanacağız, ama eğer yazı gelirse kaybedeceğiz, kaderimiz böylece ortaya çıkacak- der. Bozuk parayı havaya atar ve herkes sabırsızca paranın yere düşmesini bekler. Tura gelmiştir. Askerler çok sevinirler; kendilerine olan güvenlerini toplamışlardır. Bu coşkuyla düşmana saldırır ve savaşı kazanırlar. Bir süre sonra yüzbaşı komutanının yanına gelerek onun kehanetini takdir edercesine, -Kimse kaderi değiştiremez- der. Bunun üzerine -Haklısın- der komutan, iki tarafı da -tura- olan parayı göstererek...
Anonim
Hepimiz hayatımızın değişik dönemlerinde hikayede bahsedilen askerler gibi, kendimize olan güvenimizi çeşitli nedenlerle kaybedip, kendimizi yetersiz hissederek kumandayı kadere bırakmayı tercih ederiz. Oysa ki kader diye bildiğimiz olgu, biz elimizden geleni yapmadıkça -tesadüf vakalar dışında- hiç de bizden yana çıkmaz. Hikayede verilen örnek belki biraz abartılmıştır, ancak kendisinin yetersizliğine inanan bir kişi başarısızlıkları yoğun bir biçimde hisseder, ama ilginçtir ki başına gelenleri değiştirme gücüne sahip olduğuna inanmasını sağlayacak adımı atmaz.
Günlük hayatta;
* herhangi bir sorumluluk aldığımızda yapabildiğimizin en iyisini sergilemeyi,
* aksi durumlara yaratıcı ve akılcı çözümler getirebilmeyi,
* aşağılık duygusunun elimizi kolumuzu bağlamamasını,
* iş ortamında bulunduğumuz toplantılarda fikirlerimizi açıkça ortaya koyabilmeyi ve bu fikirleri açıkça herkese karşı savunabilmeyi ne kadar da çok isteriz.
Fakat bazen, sanki bir şeyler sesimizi keser; beğenilmemek korkusu, dışlanma kaygısı, süregelen düzene boyun eğmişlik ya da yoğun bir yetersizlik hissi, vs. gibi olumsuz öngörüler duygu ve düşüncelerimizi pek az açmamıza ya da hiç açmamamıza neden olur.
Öz güveni yeterli düzeyde gelişmemiş olan kişiler kendilerine verilen bir görevi yerine getiremeyeceklerine inanırlar. Bu sebeple, başarısızlık sonrası oluşacak doğal mahcubiyet duygusunu yaşamamak için bu çeşit riskli durumlardan sürekli uzak dururlar. Böyle bir durumda, yüzleşilmesi gereken sorun özgüven eksikliğinin üstesinden nasıl gelineceğidir. Ancak bu sorunu çözebildiğimizde daha mutlu yaşayabilir ve hayatın tadını daha fazla çıkarabiliriz. Özgüven, Duygusal Zekanın alt başlıklarından olan özbilincin önemli bir bileşenidir ki bu bakımdan kişinin özdeğer ve yetenekleri konusunda sağlam bir anlayışa sahip olmasını gerektirir. Özgüveni yüksek olan bir birey kendi yeteneklerine güvenir, hayatını kendi istekleri doğrultusunda kontrol edebileceğine ve gerçekçi hedefler belirleyebildiği müddetçe bu hedeflere ulaşabilmesinin mümkün olduğuna inanır.
7 Eylül'de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma'nın "Kendinizi Uyandırmak" Konferansına katıldım. D&R'ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma'nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.
Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
Birinci sınıf bir dinleyici ol.
Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
Yüzünde gülümse eksik olmasın.
Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari'sini Satan Bilge'nin, Robin Sharma'nın lafları.
Şimdi dönelim verdiği mesajlara.
İnsanlar çalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun, "liderlik davranışı" sergileyebilirler. Bunun için önerdiği dört taktik var:
Kendinize ait kişisel bir felsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedefleriniz olsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.
Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.
Her gün düzenli olarak en az %1'lik bir ilerleme sağlayın.
Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).
Kişisel felsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak için şu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında da ayrı cevaplar vermenizi istiyor:
"Hayatındaki en önemli şey ne?"
Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:
"Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?"
"En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?"
Bu üç soruluk çalışmayı yapmanın en ideal yolu başka bir kişi ile karşılıklı birer sandalyede ve diz dize, göz göze oturarak yapmak. Karşınızdaki aynı soruyu size defalarca (siz artık farklı bir cevap bulamayıncaya kadar) soracak. Gözlerinizi karşınızdaki kişinin gözlerinden kaçırmadan bunu yapabilmek o kadar kolay değil. Deneyin, işe yarar bir çalışma.
1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla "pişmanlık" duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:
Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.
Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, ) daha iyi ifade edebilseydim.
Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.
Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:
Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)
Hayattaki en büyük korkuların ne?
Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?
Kendi hedeflerinizi belirlerken olumlu referans noktaları belirlemek, daha önceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar. Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuz anlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:
Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak
Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü
Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak
Madonna: Kendini yeniden keşif etmek
Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek
Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek
Liderlik sizle başlar. Yani kendinizle
Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.
Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.
Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerine üzerine gidin. Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin. İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerini gördükleri zamanlardır.
Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.
Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstra kilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerinden daha fazlasını verin.
Bunlar da "başarı" için verdiği taktikler:
Sabahları erken kalkın. Mesela 4'de veya 5'te. İlk yarım saati kendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıp kişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarım saat kutsal zamandır.
Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenli spor yapın; sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamin takviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalp krizi geçirmeyi beklemeyin.
Sağlıktan sonra en önemli öncelik aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.
Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.
Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.
Zor ve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela bir alışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize en azından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1'lik bir aşama kaydedin. Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.
Hayatta hayal ettiğimiz "değişiklikleri" yapmamıza engel olan dört faktör var:
Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.
Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.
Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuz konuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlere asmak bir çözüm olabilir.
İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişisel gelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocukluk yaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.
Ve şimdi de sırada "mutlu olma" sırları var:
Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaç ay. Gerçek mutluluğun anahtarı "hizmetkarlıkta." Diğer insanlara "yardım" etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşa edilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.
Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.
Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizit onu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak "Human Being" [İnsanoğlu] yazıyormuş.)
Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancak para birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksan bile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin ne kadar zengin olduğunla ilgilenmez.
"En büyük risk, risk almamaktır."
Harcanacak en kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizler gülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünya ağlasın.
İşte size Ferrari'sini Satan Bilge Robin Sharma. Açıkçası yukarıdaki tüm bu doğrulara inanarak imzamızı atıyoruz.
UMUTLARINIZI YÜKSEK SABİT GİDERLERİNİZİ DÜŞÜK TUTUN
Türkiye gibi istikrarlı bir şekilde istikrarsızlık yaşanan ülkelerde en iyi ihtimali hayal etmek ama en kötü hale karşı da hazırlıklı olmak gerekir NSA'ya göre yapılmış "A planı" yetmez , kontrol edilemez ve hesaplanamaz unsurların en kötü ihtimale göre davrandığını varsayan "Z planı"nızın da olması gerekir Böylece şoklara dayanıklı bir başarı planlaması yapmış olursunuz
Türk insanı uzun süre üretmediği bir zenginliği yaşadığı, satmadığı malların parasını harcadığı için pervasızca para harcamaya alışmıştı Ancak herkesin bildiği gibi artık deniz bitti Şimdi "hesaplılık" zamanı! Dolayısıyla babaannenize kıtlık günlerinde nasıl yaşandıkları ile ilgili bazı sorular sorabilirsiniz Kriz değişken giderleri artırdığı için sabit giderlerinize özellikle dikkat etmelisiniz Nedir en büyük sabit gider? Ev kirası! Artık "kazanılacağı umulan" para üzerine harcama yapmak akıllıca bir davranış değildir Ata sözünü dinleyin "denizdeki balığa pazarlık olmaz"
Sabit giderlerinizi düşük tutmaya çalışırken umutlarınızı "yüksekte" tutmaya da özen göstermelisiniz Çünkü Doğan Cüceloğlu şöyle diyor "bir kişinin geleceğe yönelik umudu bugün sahip olduğu gücün kaynağıdır"
GENİŞ DÜŞÜNÜN, DAR BAŞLAYIN, ÇABUK BİTİRİN
Başarısız kişi ve kurumların bir projeyi başarmaya çalışırken yaptıkları karakteristik hatalar; konuyu etraflıca düşünmemek, kaynakları bir hedefe odaklamadan harekete geçmek ve başladığı işi atalete düşerek sonuçlandıramamaktır Eğer başarılı sonuçlar almak istiyorsanız bunların tersini yapmalısınız Bir işe başlarken konuyu olabildiğince her yönüyle düşünün, harekete geçerken hedefinizi daraltın ve netleştirin, başladıktan sonra ise kesintisiz ve süratli bir çaba ile işi bitirin Başarısız olmayı başarmak istiyorsanız da pek çok kişinin yaptığını yapın: dar düşünün, geniş başlayın, geç bitirin!
Hayatınızı planlarken, yada iş bulmaya çalışırken de bu ilkeye uygun davranmalısınız İş yada hayat planlarınızı yaparken olabildiğince geniş düşünüz Her ihtimali ve ilgili her kişiyi düşünün Harekete geçeceğiniz zaman "nokta vuruşu" yapın Sadece bir işe odaklanarak başlayın Çok sayıda işi aynı anda yapmaya kalkışmayın Sonra iç gücünüzü çok parçaya böldüğünüz için işleri "hakkıyla" yapamayabilir, her şeyi yüzünüze gözünüze bulaştırabilirsiniz! Kendinize tek bir başlangıç noktası koyun ve oradan başlayın Son olarak başladığınız işleri sürüncemede bırakmayın, sonuç alıncaya kadar azimle takip edin Reddedilmeyle başa çıkabilmek ve kararlılık becerisi bu noktada oldukça önem kazanmaktadır.
Yüzyılın dahisi Albert Einstein'ın başarı sırlarını merak ediyor musunuz? Şu ana kadar yaşamış en etkili bilim adamı olarak kabul edilen Einstein, sadece fiziğin değil yaşamın da dinamiklerini çözmüştü. İşte Einstein'dan başarıya götüren hayat dersleri Albert Einstein çoğu insan tarafından dahi olarak görülür. Şu ana kadar yaşamış en etkili bilim insanı olmanın yanında teorik fizikçi, filozof ve yazardı. Bilime birçok katkı sağlamış Einstein'ın başarı sırlarını merak ediyor musunuz? İşte Einstein'dan 10 hayat dersi
1. Merakınızın peşinden gidin
"Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız
2. Azim paha biçilmezdir
"Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum."
Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.
3. Bugüne odaklanın
"Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir."
İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.
4. Hayal gücü güç verir
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir."
5. Hata yapın
"Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir."
Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.
6. Anı yaşayın
"Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir."
Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.
7. Değer yaratın
" Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın."
Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.
8. Farklı sonuçlar beklemeyin
"Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek."
Her gün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.
9. Bilgi deneyimden gelir
" Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir."
Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.
10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın
" Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz."
Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!
1. Hikayenizi yazın
Yaşam hikayenizi yazın ve içerisinde bazı cümlelerin altını çizin.
2. Geleceği gözünüzde canlandırın
Gelecekte nerelerde olabileceğinizi her ihtimali göz önüne olarak yazın
3. Geçmişi gözünüzde canlandırın
Geçmişte olanları şöyle bir gözünüzün önünde tekrar canlandırın, işe yarayacaktır.
4. Büyük düşünün
Yapabileceklerinizi biliyorsunuz, öyleyse büyük düşünün.
5. Kendinizi eğitin
Hiç bir yararlı aktiviteden geri kalmayın, sürekli kendinizi eğitin ve geliştirin.
6. Düzenli olun
Düzen önemlidir, zaman kazandırır, zamanınız çok olursa başarılı olma şansınız da artar.
7. Evinizde ve ofisinizde motivatörlere yer verin
Sizi motive edebilecek her şeyi etrafınızda bulundurabilirsiniz, onları doğru dinlerseniz size yalnızca yarar getirirler.
8. Gönüllü çalışmalara katılın
Karşılıksız yaptığınız şeyler de olsun hayatta, gönüllü olmayı öğrenin
9. Kendi motivasyonunuz ile başkalarını motive edin
Başkalarını da kendi motivasyonunuz ile motive ederek, hep beraber daha kolay ve iyi şekilde motive olabilirsiniz.
10. Çocuklar ile zaman geçirin
Çocuklar sevinç kaynaklarıdır, onlarla zaman geçirmeyi ihmal etmeyin
11. Yardımcı olun
Bildiğiniz konularda diğer insanlara yardımcı olmaktan korkmayın, geridönüşünü mutlaka alırsınız.
12. Kendinize bir model bulun
Örnek alabileceğiniz, başarılı, hayat hikayesini bildiğiniz, size ipuçları ile fayda sağlayabilecek kişileri kendinize örnek alın.
13. Yürüyüş yapın ve araba kullanın
Yürüyüşü ihmal etmeyin fakat bir arabanız varsa onu mutlaka kullanın, dikkatlice ve doğru şekilde.
14. Başarı hikayelerini okuyun
Bu konuda kaynak bulabilmek gayet kolay. Dünyanın, başarılarıyla tanıdığı kişilerin başarı hikayelerini iyi okuyun. Okurken detayları atlamayın. Detayları okuyun.
15. Müzik dinleyin
Müzik ruhun gıdası denir. Bence bir denemekte fayda var. Kısık, orta ve yüksek seste müzikler dinleyin.
Emeğine sağlık.Başarılı olmak için özgüven şart.İnsan hayır demeyide bilmeli,yerine göre konuşmayıda,başarılı olmak öncelikle ne istediğini bilmekten geçer.Kendine değer vermeyen hiçbir zaman başarı yolunda yürüyemez...
Aklınızı ve Çalışma Ortamınızı Karışıklıklardan Kurtarın, Karışıklıklar Sizi Yavaşlatır.
Bu yazımızda verimliliğimizi etkileyen önemli konulardan birine karışıklığa değinmek istiyorum. Burada karışıklıktan kastettiğim sadece bulamadığınız bir kağıt ya da sürekli olarak karıştırdığınız çekmeceniz ya da bundan sonra ne yapacağınıza karar verirken yaşadığınız sıkıntı değildir. Yaşamınızdaki karışıklıklar; yapılacak çok işinizin olmasından, olmaması gereken yerlerde olan eşyalarınıza kadar, çeşitli biçimlerde oluşabilir. Bu esasında bir akıl karışıklığı durumudur.
Başarısızlık kafa karışıklığı ve dengede olamama halidir.
İş hayatında çok daha başarılı olması gerekirken karışık çalışma alışkanlıkları nedeniyle hak ettikleri yere ulaşamayan birçok insan tanıdım. Bu durum kendime şu soruyu sormama yol açtı: Düzenlilik bazı insanlara genetik bir hediye mi yoksa çevresel bir faktör mü ? yani sonradan mı kazanılıyor ?
Dağınık olmalarını bilinçli bir davranış gibi gösteren kişiler tanıdım. Hatta birisi dağınıklığını yaratıcılığına bağlıyordu. Dağınık insanlar doğuştan yaratıcıdırlar gibi bir tezi vardı.
Gerçeği söylemek gerekirse organizasyon yeteneği ne tamamen genetik ne de çevresel; sonradan biraz çaba ve eğitimle öğrenilen bir disiplin.
Düzenli olmak zaman içinde aynı ata binmeyi öğrenmek gibi yavaş yavaş öğrenilen bir beceridir, bir davranış ve alışkanlıklar bütünüdür. Çok düzensiz birinin yardımla ve uygun bir eğitimle organize olabileceğine inanıyorum ancak bu sigarayı bırakmak gibi zorlu bir süreç ve irade gerekiyor.
Çevrenizdeki ve zihninizdeki karışıklıktan kurtulduğunuz takdirde hayatınız ve zamanınız üzerinde daha fazla kontrol imkanına kavuşur ve yaşamınızda kaosa daha az yer verirsiniz, daha üretken olursunuz, stres düzeyiniz düşer ve daha az kaynak para, zaman, diğer kaynaklar- tüketirsiniz. Böylece yapmak istediğiniz şeyleri yapmak için yaşamınız içinde boşluklar yaratabilirsiniz.
Size garanti edebileceğim mesaj şudur: Düzenli olmak, dağınık yaşamaktan daha kolaydır !
Peki nasıl daha organize olunur?
Öncelikle karışıklığın içinden kendinizi kurtarmadan önce, yaşamınızda neler yapmak istediğinizi belirleyin. Hayatınızın ana alanlarında kısa ve uzun vadeli hedefler belirleyin. Hedef belirlemenin karışıklıktan kurtulmakla ne ilgisi var? diye düşünebilirsiniz. Bence çok ilgili. Başı karışıklıktan kurtulamayan insanların esasında geleceğe yönelik hedefleri ve amaçları yoktur. Günlük yaşarlar. Bu durum sadece zihin karışıklığına yol açmaz. Aynı zamanda çevrenizde karışır. Çünkü eşyalar, kırtasiye malzemeleri, kitaplarınız bunların hepsi sizin hedeflerinize doğru yapacağınız yolculuk sırasında size destek verecek olan orkestra üyeleridir.
Dolayısıyla düzene girmeye doğru ilk adım; çeşitli yönleriyle ve aşamalarıyla yaşamdan ne istediğimize karar vermektir. Bu kararı ne kadar çabuk verirseniz zihin karışıklığından o kadar çabuk kurtulur ve devam eden satırlarda yer alan bazı tavsiyeleri de dikkate alarak o kadar daha çabuk organize olursunuz.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin karakteriniz olur!
Verimliliğimizi etkileyen karışıklıklardan biride ofis düzeni ve organizasyon ile ilgili alışkanlıklarımızdır. Burada ofis ve ev düzenini bıçakla keser gibi bölmemiz pek mümkün değil çünkü birçok konuda evdeki yanlış alışkanlıklarımız genel verimimizi etkiliyor. Düzen deyince genellikle aklımıza öncelikle gelen titiz insanlar aklımıza gelir. Bu kişilerden çok titiz evde her şeyi dosyalıyor. Etrafta dağınık bir şey görmeye tahammülü yok şeklinde bahseder bu durumu bir olumsuzluk gibi görürüz. (şu gerçek ki toplum olarak düzeni sevmiyoruz) İş hayatımdaki ilk patronum çok titiz bir kişiydi. Çalışırken ayrı renklerde kalemler kullanır. Konularına göre ayrı renklerle not alırdı. Tabii üniversiten yeni mezun genç yöneticiler olarak patronumuzun titizliğine anlam vermekte zorlanırdık ve biz aramızda o yöneticimize çok titiz, tutucu vs gibi sıfatları uygun görürdük. Halbuki o belki yılların verdiği tecrübelerini alışkanlık haline getirerek olumlu davranış biçimine dönüştürmüştü. Şunu unutmayın davranışlarınız zaman içinde alışkanlık haline gelerek karakterimizin olumlu ve olumsuz yönlerini oluştururlar.
Düzenli bir ofis verimli bir çalışma ortamıdır
Çalışma alanınızın organizasyonu verimliliğiniz üzerinde önemli payı olan ve çoğunlukla göz ardı edilen bir konudur. Çalışma hayatımda, müşteri ziyaretleri sırasında çok modern ve lüks ofisler görüyorum. Ancak tasarımlarda verimlilik konusu henüz bizim için yeni bir konu ye da verimli çalışmaya uygun teknoloji ile entegre mimari çözümler henüz bizim yaşantımıza girmedi. Bu ofislerde ya çok fazla elbise dolabı var, ya yeterli dosya dolabı yok ya da dolaplar çalışma masamıza 5 metre mesafede. Ama baktığınız zaman birçok özelliği yetersiz eğitim veya eski alışkanlıklar nedeniyle kullanılmayan bilgisayar sistemleri, deri kaplı mobilyalar, İtalyan lambalar, en pahalı çiçekler.
Başka bir ofis örneği ; masa arkasında büyük bir ceviz kütüphane. Kütüphanede on senedir dokunulmamış kitap ve dergiler, bir sürü broşür ve reklam, kalorifer ve pencere kenarlarında bakımsız çirkin kötü saksı ve çiçekler masanın üzerinde ne ararsanız var adeta Salı pazarı.
Şimdi bu iki uç örnekten hareketle tavsiyelerimi şöyle sıralayabilirim:
Öncelikle ofislerimiz de çalışma ortamını tasarlarken verimlilik ve iş akışını dikkate almamız lazım. Kullandığımız malzemeler sağlam, sade ancak kullanışlı olmalı gösterişi değil kullanışlılığa prim vermemiz lazım.
Her türlü ıvır zıvır ve gereksiz malzemenin çekmece ve dolaplarda tutulması zihinsel yorgunluğu ve dağınık görüntüyü engeller.
Ofisiniz ihtiyaç duyduğunuz kaynaklara (kilit elemanlarınız, dokümanlarınız) mümkün olduğunca yakın olsun böylece daha etkin çalışabilirsiniz.
Dosyalarınıza koltuğunuzdan kalkmada erişebilecek şekilde yerleştirin ( bu aşamada U veya L masa düzenini öneririm.) Böylece dosyalarınıza kaldırılması gereken evrak masanızın üzerinden daha çabuk kalkar.
Sık kullandığınız eşyaları hep aynı yerde ve el altında tutun ki ihtiyacınız olduğunda kolay erişesiniz. Diğer eşyaları ise göz önünden uzak tercihen çekmecelerde tutun. Sık kullandığını eşyalarınızı hep aynı yere koyun örneğin;anahtarlarınızı her zaman aynı yere koyun ! kırtasiye malzemeleri makas, bant zımba vs
Düzenli Bir Ofisin Yararları
Vakit Kazandırır
Odaklanma İmkanı Sağlar
İş Arkadaşlarınız Aradıklarını Kolay Bulurlar
Stres seviyeniz azalır
Önemli olanla önemsizi ayırmış olursunuz
Çalışma masanız sizin iş tezgahınızdır depo olarak kullanmayın !
Masa düzeni ile ilgili alışkanlıklarınız var mı ?
Bir saklama düzeniniz yoksa verimli çalışmanız mümkün değildir. Ofislerde gördüğümüz başka bir aksaklık da çalışma masalarının üzerlerinin adeta bir kütüphaneye dönüşmüş olmasıdır. Masamızın üzerinde bilgisayarımız günlük iş dosyamız ve ajandamızın dışında başka bir şey olmamalıdır. Nedense masamızın üzerini bit pazarına çevirmeyi çok seviyoruz. Masamızı kişiselleştirmek istiyorsak bunu abartmamız lazım. Sadece sevdiklerimizin bir fotoğrafının yer alması yeterli..bunun dışındaki her şey çekmecelere veya dosya dolaplarına kalkması gerekir.
Bir projeyle dosyayla işiniz bitmediği zaman masa üzerinde bırakmayın. Devam eden işler dosyanıza not koyup, dosyayı göz önünden kaldırın.. Masanızın üzerinde günlük ihtiyaçlarınızın dışında bir şey kalmasın.
Tavsiye: Unutmayın masanız sizin çalışma tezgahınızdır. Tezgahın üzerinde sadece üzerinde çalıştığınız malzemenin bulunması lazım. Günlük çalışma programınız ve yapılacak işler dosyanız dışında başka hiçbir şey yer almamalı. Korkmayın temiz bir masa boş bir zihnin belirtisi olmadığı gibi dolu bir masa da çok çalıştığınızı göstermez !
İnsanı alışkanlıkları belirler. Dolayısıyla, hayatında özel başarılara imza atanların nasıl farklılık yarattığını anlamak için öncelikle onların alışkanlıklarını izlemek gerekir. Hayatında farklılık yaratmak isteyenler de, öncelikle alışkanlıklarını gözden geçirmelidir.
Para ile satın alınamayan birçok değer, ancak zamanın etkin kullanımıyla kazanılabilir.
Sağlıklı yaşam, sağlam bir vücut, yüksek bilgi düzeyi, kültür, sevgi dolu bir ilişki ağı, toplumsal saygınlık, bu konulara ilişkin günlük alışkanlıklar ile kazanılır.
Şampiyonluk için koşan atletler, yarışın koşulduğu saniyelerde değil, ondan önceki hazırlık döneminde kazanırlar. Antremanları aksatmayan, her gün farklılık yaratabilenler, yarış koşulurken önemli avantaj sağlarlar.
Takımında sadece ilk onbirde oynayanları değil, aynı zamanda geniş bir yedek kadroyu da formda tutabilen antrenörleri, lig maratonundaki sakatlıklar, cezalar korkutmaz.
Her gün düzenli olarak dişlerini fırçalayanlar daha sağlıklı dişlere sahip olurlar. Her öğün yemeğine dikkat edenler, aşırı kiloları taşımak zorunda kalmazlar. Düzenli olarak egzersiz yapanlar daha az sakatlık yaşarlar.
Düzenli olarak okuma alışkanlığı edinenlerin, araştırmaya zaman ayırma disiplini olanların bilgi düzeyi de güncelliğini yitirmez. Merakını yitirenler güncelliğini de yitirir.
Her gün çevresi ile güleryüzlü ilişki kuranlar, onları iyi ve kötü günlerinde unutmayanlar önemli bir sosyal birikim elde ederler. Böylesi bir birikim ancak zaman içinde elde edilir. Dolayısıyla, zamanı iyi kullanmayanların, sosyal sermayesi de düşük olur.
Toplumsal güven de ancak zaman içinde kazanılabilinen kırılgan bir değerdir. Söylemlerle eylemlerin tutarlılığı ve toplum için değer yaratabilmiş olmak toplumsal güven kazanılmasının temelini oluşturur.
Elektronik çağda eylem söylem tutarsızlıklarının açığa çıkma hızı da önemli ölçüde artmıştır. Dolayısıyla, davranışlarıyla farklılık yaratmak isteyenlerin tutarlılık konusuna özel önem vermeleri gerekiyor.
Farklılık yaratmak bireyler için olduğu gibi kurumlar için de sürekli ve düzenli bir uğraştır.
Şirketler de yetkinliklerinin güncel kalabilmesi için sürekli geliştirilmesi gerektiğini iyi anlamalıdır. Geliştirilmeyen yetkinlikler rekabetin mutlaka gerisinde kalır. Müşterinin kalite anlayışı beklentilerinin aşılmasıdır. Bu tanım sürekli gelişmenin gerekliliğini ifade eder. Çünkü, beklentiler karşılandıkça yerlerini daha yüksek beklentilere bırakırlar. Dolayısıyla, dün mükemmel olarak kabul edilen bir hizmet seviyesi, bugün ancak yeterli, yarın ise yetersiz olarak nitelendirilecektir. Bu nedenle, beklentiyi karşılamak, ancak sürekli gelişme ile sağlanabilecek bir düzeyi ifade eder.
Müşteri sadakati elde etmek hem onun beklentilerini her zaman karşılamakla, hem de özel durumlarda özel tedbir alabilecek esnekliği göstermekle sağlanır.
Ürün geliştirmek için araştırma ve geliştirmeye düzenli olarak kaynak ayırmaksızın müşterinin gelecekteki ihtiyaçlarına cevap verebilecek fırsatları yaratmak da çok güç olur.
Toplumsal sorumluluk konusuna düzenli olarak eğilmeyen şirketler, kamuoyunda bir risk ile karşılaştıklarında bu konuda güvenilirlik kazanmak için çok geç kalmış olurlar.
Özetle, gerek kişisel boyutta, gerekse kurumsal boyutta farklılık yaratmak istiyorsak her gün yaptığımız aktivitelere dikkat etmeli, düzen ve disiplini sağlamalıyız. Büyük başarılar her gün üst üste konan tuğlalarla inşa edilir. Her bir tuğlanın iyi yerleştirilmemiş olması veya zayıf olması, zaman içinde tüm duvarın sağlamlığını etkiler.
Bu nedenle, hem kendimizi yönetmekte, hem de kurumlarımızı yönetmekte her gün daha iyisini başarmayı, her gün farklılık yaratmayı hedeflemeliyiz.
Yaşam kalitemizi artırmak ancak bu anlayışla sürekli olarak yönetim kalitemizi artırmakla gerçekleşebilecek bir hedeftir.
Yepyeni bir yılın başı. Bir önceki yıla ve eldekilere bakmak; kazandığınız zaferleri, ailenizle ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz anları, iş hayatında yaptığınız isabetli seçimleri değerlendirmek için harika bir zaman. Ne var ki, kişisel ve mesleki gelişiminizi sağlamak için geriye dönüp sizi zorlayan konuları ve pek iyi gitmeyen işleri de kabullenmek gerekir.
Şimdi birkaç dakikanızı ayırıp hayallerinizi ve hedeflerinizi düşünün. Hangi alanlarda kendinizi geliştirmek istiyorsunuz? Sizin için gerçekten önemli olan nedir? Hangi zorluklarla başa çıkmak istiyorsunuz? Bu yılı hayatınızın en iyi yılı yapmak için bir iki dakikanızı ayırıp aşağıdaki 11 öneriyi enine boyuna inceleyin:
1.Kendinize meydan okuyun
Ne yapmak istediğiniz hakkında açık bir vizyona ve odağa sahip olun; zaman çerçevenizi belirleyin. Her zaman olabileceğinizin en iyisi olmaya kendinizi zorlayın. Başarmak istediğiniz konuyu gözünüzde canlandırın. Onu zihninizde görün. Hedeflerinizi yazın; eylem planı hazırlayın ve başarılı olacağınızdan hiçbir zaman şüphe duymayın.
2.Sevgiyi bulun
Çevrenizde sevgi dolu ve destekleyici insanlar olsun. Hayal çalanlardan ve sizi alaşağı edecek insanlardan uzak durun. Yaşamınızdaki özel insanlara ilgi ve şefkat gösterin ve onların bu şefkatinizi görmelerini sağlayın.
3.Kaliteli zaman geçirin
Yaşam çok kıymetli. Her günün tadını çıkarın. Erken kalkın; kendi kendinize ve sevdiklerinizle birlikte kaliteli zaman geçirin. Yürüyüşe çıkın; egzersiz yapın; kitap okuyun.Yalnızca sevdiklerinizle geçirdiğiniz zamana değer vermekle kalmayın; yalnız geçirdiğiniz zamanın da kıymetini bilin.
4.Rahatlama alanınızı genişletin
Günde en az bir kez sizi rahatsız edecek bir şey yapın. Kendinizi itin; ne kadar uzağa gidebildiğinize kendiniz de şaşıracaksınız. Unutmayın; korkunun diğer ucunda özgürlük vardır. Hareketsiz kalmak, büyümemektir. Potansiyelinizi tam olarak kullanabilmek için kaygılarınızı bir yana bırakın, hedeflerinizi yükseltin.
5.Tutkulu olun
Yaptığınız her şeyde tutkulu olun. Tutkunuzu vücut dilinizde, gülüşünüzde ve sesinizde gösterin. Gözleriniz parlasın. Tüm dünya coşkunuzu görsün ve duysun; tutkunuzu hissetsin.
6.Başkalarına hizmet edin
İnsanlar için bir rol modeli ve akıl hocası olun. Topluluk içinde gönüllü olun ve hedeflerine ulaşmaları için başkalarına yardım edin. Dünyanız, yeteneklerinizi paylaşmanız ve zamanınızı harcamanız için daha zengin ve iyi bir yer olacaktır. Kalıcı bir miras bırakın.
7.Küçük şeylere takılmayın
Kontrol edemediğiniz küçük şeyleri bir yana bırakın. Kendinizi o kadar da ciddiye almayın. Mükemmelliğin her zaman tek seçenek olduğunu sanmayın. Yaşamın kusurlarının sizi üzmesine izin vermeyin. Rahatlayın; işler kötü gittiğinde komik tarafları görmeye çalışın; olan bitenden ders çıkarın. Hogörülü olun, gülümseyin. Enerjinizi küçük şeylere harcamayın; yapmanız gereken daha önemli şeyler olduğunu hatırlayın.
8.Dürüst yaşam sürün
Her zaman kendinize karşı dürüst olun. Yaptığınız her şeyden gurur duyun. Kimliğiniz ve temsil ettiğiniz şey ile övünün. Başkalarını kusurlarıyla kabul edin. Yakın çevrenize empati ve iyi niyet ile yaklaşın. Onurlu olun. Yaşamda belli bir amacınız olsun ve değerlerinizle gurur duyun.
9.Minnettarlığınızı gösterin
Size herhangi bir zamanda yardım etmiş insanlara minnettar olduğunuzu gösterin ve teşekkür edin. Sizinle temasa geçen birine, elde yazılmış bir mektup gönderin. Bir arkadaşınızı ya da sevdiğiniz bir kimseyi arayarak sizin için ne kadar önemli olduklarını hissettirin. İşinde başarı gösteren bir meslektaşınızı ya da iş arkadaşınızı tebrik edin. İnsanlara onları takdir ettiğinizi ve onlarla yakından ilgilendiğinizi gösterin. Nazik davranışların hiç maliyeti yoktur; ama büyük anlamı vardır.
10.Başarıyı kutlayın
Başarılarınızdan gurur duyun. Küçük başarılarda bile kendinizi ve başkalarını kutlamaya zaman ayırın. Öte yandan, alçakgönüllü ve onurlu olun; sizin kadar şanslı olmayan insanlara karşı duyarlı davranın.
11.Pozitif tutum sergileyin
Pozitif tutuma sahip olmanın ve kendinize inanmanın büyük önemi vardır. İyi niyetli olabilirsiniz; kararlı olabilirsiniz; ama kendiniz ve yaşam hakkında pozitif tutuma sahip olmadan başarılı olamazsınız. Hayaller ölür; hedefler yok olur ve zihninizdeki ve kalbinizdeki berrak mavi gökyüzünün ve güneş ışığının yerine karamsarlık ve karanlık çöker.
Unutmayın; insanlar bazen onlara söylediklerinizi ve onlar için yaptıklarınızı unutabilirler; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar. Bu yılı hayatınızın en iyi yılı yapmakla kalmayıp, aynı hedefe ulaşmalarını istediğiniz diğer insanlara da yardımcı olacağınız konusunda kendinize söz verin.
Her şey kötü giderken unutma, gelecek hala yerinde duruyor!
Her şeyin gidebileceği en kötü halde gitmesi durumunda,
"Her Şey Seninle Başlar" kitabındaki bir cümleyi hatırlamanızı isterim:
"Yaşanan kötü olaylar, sadece sıfırdan zirveye gelmiş insanların geçmişlerinde güzel görünür..."
Büyük acıların bir insanın hayatında en güzel durduğu yer,
büyük bir başarıya ulaşmadan önce yaşananmasıdır.
Büyük, çok büyük acılar çektiğinizde, kendinize deyin ki:
"Bir gün o kadar başarılı olacağım ki, o kadar yükseğe çıkacağım ki,
zirveden baktığımda geçmişimdeki kötü olaylar ve kötü insanlar çok küçük görünecek..."
Unutmayın, başarı en zekice intikam alma aracıdır.
Başarın ve sizi üzenler karşınıza çıktığında şöyle deyin:
"hatırlar mısınız? Yıllar önce fakir ama gururlu bir genç vardı"
Hepimiz kafamızın içinde olanı yaşarız. Kafamız çok karışıksa, hayatımız da karışık olacaktır. Kafamızın içi çok donuksa, hayatımız da donuk olacaktır. Kafamızın içinde neyi çok düşünürsek, hayatımızda onu çoğaltırız. Bir kişi Ricdard Baker'in deyimiyle "hiçbir şey bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor ve bilmediğini bilmeyi de istemiyorsa" onun için yapabileceğiniz bir şey yoktur. Başka insanlara, başarılı olmalarında yardım ederken, kendilerine yardım etmeye karar vermişleri öncelikle tercih etmenizi öneririm.
İnsanların dünyaya gelişlerindeki bilgi ve hafıza yönünden nüansla beraber aynı oldukları herkes aynı potansiyel dehayla dünyaya geldikleri bilinen bir gerçektir. Tahmin edemediğimiz kadar güçlü bir enerji kaynağından besleniyoruz. İçinde yaşadığımız toplumun gülünç kalıplarına teslim olmaya devam edersek, içinde boğulduğumuz kör kuyudan kurtulamayacağız. Sitemizde dünyanızı aydınlatarak dehanızı keşfetmenizi sağlayacak olan bir ışıkla buluşacaksınız. Lütfen bunu küçümsemeyin ışığın aydınlattığı yerlerden yürümeniz halinde size kazandıracağı duygulara, bilgiye, rahatlığı, stressiz yaşamaya, sizde inanamıyacaksınız.
Yetenekler dünyasıyla daha yakından tanışmaya hoşgeldiniz. Sahip olduğunuz potansiyel yetenekleri siz keşfetmezseniz kimse bunu sizin için yapmayacak. İlk adımı daima siz atın bir dosta mı ihtiyacınız var onu arayın bulun oturduğunuz yerde sizinle kimse dost olmayacaktır. Bundan emin olunuz. Siz sandığınızdan daha birikimli ve yeteneklisiniz. Yeter ki bunuz Keşfedin.
Verdiğimiz dosyaları inceleyerek hangi çalışmaları yapmanız gerektiği konusunda önemli bir izlenim edineceksiniz. Sosyal onurumuzu onurlu bireylere sahip olmamıza borçluyuz. Acı paylaşıldığında azalır, sevinç paylaşıldığında artar.
Şirketlerin belirli bir strateji ile eleman aradıkları dönemde, sizin de bir "iş stratejisi"ne sahip olmanız gerekiyor. Bu kişisel strateji, sizin aşağıdaki yol ayrımlarında doğru yolu seçmenize yardımcı olabilir.
Tavşan ve kaplumbağa öyküsü: Kişisel gelişimi amaçladığınızda, zihninizde büyük ve iddialı hedefler bulunmalıdır. . Hazırlayacağınız kendini yetiştirme ve çalışma programları da bu büyük hedeflere uygun olmalıdır. İşe kapsamlı kişisel projeler ve atılım programlarıyla başladığınızda ve sabırsızlıktan kurtulamadığınızda, sorunlar çıkabilir. Ancak mevcut işin verdiği yorgunluk ve aile hayatının sorumlulukları nedeniyle bu tür programları sürdürmeniz her geçen gün biraz daha zorlaşır. Sıkıştırılmış eğitim programları ile beyne kısa sürede doldurulan bilgi, aynı hızla uçar gider.
Sürdürülebilir bir kişisel gelişim için büyük düşünüp ama işe küçük adımlarla başladığınızda daha iyi sonuçlar alabilirsiniz. Yarını bugünden ve adım adım kurmak için her gün en az yarım saatinizi kişisel gelişiminize ayırın. Güçlü yönlerinizi geliştirecek çalışmaları yarına bırakmayın. Her gün yabancı bir dilden 5-10 kelime öğrenin, iyi bir kitaptan hiç olmazsa 4-5 sayfa okuyun. İnternet karşısında geçirdiğiniz 2-3 saatin bir 40 dakikasını araştırmaya ve bilgi edinmeye ayırın. Günler, haftalar ve aylar geçtikçe ortaya çıkacak birikim sizi de şaşırtabilir.
İddialı hedeflere, La Fontaine'in öyküsündeki tavşan gibi arada bir hızlanarak ulaşmak istediğinizde kariyer yarışını kaybetme ihtimali yükselir. Bir kaplumbağa gibi sabırlı ve istikrarlı adımlar ise sizi eninde sonunda başarıya götürür.
Mükemmel başlangıç sorunu: Çalışma hayatına dört dörtlük bir eğitimi tamamladıktan sonra başlamak istediğinizde de sorunlar çıkabilir. Lisans öğrenimi, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını iş dünyasından uzak geçirdiğinizde, ekonominin gerçekliğinden kopabilir ve pratik deneyimlerden uzak kalabilirsiniz. Yaşınız ilerledikçe, şirketlerdeki çalışma ritmine uyum beceriniz de zayıflayabilir. Daha üniversite yıllarında iş hayatı ile tanıştığınızda ve bilimsel çalışmaları bir işte piştikten sonra başlattığınızda ise yarışta daha avantajlı olabilirsiniz.
Seçicilikte ölçü: İş stratejisi belirleyenlerin karşısına şu yol ayrımı hep çıkar: "İlk bulduğum işlerden birine fazla seçici olmadan balıklama dalayım mı? Yoksa en hayırlı "kısmet" için biraz daha beklemek yararlı olabilir mi?" Bu konuda kararı siz vereceksiniz. İlk yöntemde, eksiklerinizi, çalışırken, işbaşında giderecek bir strateji izlemek zorundasınız. İkinci yolu seçtiğinizde ise iş arama günlerini bir "kendini geliştirme programı" ile doldurmanız gerekecek.
Gölge : Yeni işlerin neler olduğunu hangi mesleklerin yıldızının parlayıp, hangilerinin söndüğünü araştırdığınızda işsizlik dönemlerinizin süresi kısalabilir. Ekonomideki ve sektörlerdeki trendleri araştırdığınızda ise iş dünyasının geleceği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Size çekici gelen işlerdeki gelişmeleri gölge gibi izleyip (job shadowing), gelecekte sizi bekleyenleri zihninizde canlandırdığınızda, bir iş değişikliği size yeni ufuklar açabilir.